TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
ABDULLAH AKYÜZ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/9352)
Karar Tarihi: 2/7/2015
R.G. Tarih- Sayı: 12/8/2015-29443
GENEL KURUL
KARAR
Başkan
:
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
:
Alparslan ALTAN
Başkanvekili
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Engin YILDIRIM
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Erdal TERCAN
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Şükrü DURMUŞ
Başvurucu
:
Abdullah AKYÜZ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1.Başvuru, kanuni tutukluluk süresinin aşılması ve yargılamadahaksız tahrik hükmünün uygulanmaması nedeniyle kişi özgürlüğü ve güvenliği ileadil yargılanma haklarının ihlal edildiği hakkındadır.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2.Başvuru, 17/12/2013 tarihinde Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığıvasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasınaengel teşkil edecek bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3.Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 30/1/2015 tarihinde, kabuledilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4.Birinci Bölüm tarafından 21/5/2014 tarihinde yapılan toplantıdabaşvurunun, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanmasıgerekli görüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca görüşülmek üzere Genel Kurulasevkine karar verilmiştir.
5.Başvuru konusu olay ve olgular 5/6/2015 tarihinde AdaletBakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, daha önceki görüşlerine atfen,görüş sunulmasına gerek bulunmadığını belirtmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6.Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAParacılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
7.Başvurucu, Kadıköy 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 10/11/2006 tarihlive 2006/445 sorgu sayılı kararı ile suç işlemek için örgüt kurma, kasten insanöldürme, öldürmeye teşebbüs ve 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlarve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Kanun’a muhalefet suçlarındantutuklanmıştır.
8.Başvurucu hakkında, Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığının16/11/2006 tarihli ve E.2006/432 sayılı iddianamesiyle suç işlemek için örgütkurma, kasten insan öldürme ve öldürmeye teşebbüs ve 6136 sayılı Kanun’amuhalefet suçlarından açılan kamu davası Kadıköy 2. Ağır Ceza MahkemesininE.2006/111 sırasına kaydedilmiştir.
9.Açılan davanın Kadıköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2005/519sayılı dosyası ile birleştirilmesi sonrasında Mahkemenin 6/11/2007 tarihlikararla görevsizlik kararı vermesi üzerine dava dosyası İstanbul 14. Ağır CezaMahkemesinin E.2008/31 sırasına kaydedilmiş, yapılan yargılama sonucunda17/5/2010 tarihli kararla başvurucunun mahkûmiyetine ve tutukluluk hâlinindevamına karar verilmiştir.
10.Anılan kararın temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesi13/3/2012 tarihli ilamla hükmün bozulmasına karar vermiştir.
11.Bozma üzerine, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/11/2013tarihli ve E.2012/56, K.2013/124 sayılı kararıyla başvurucunun suç işlemekamacıyla örgüt kurmak ve suç örgütüne yardım etmek suçlarından beraatına, adamöldürmek ve adam öldürmeye teşebbüs suçu ile 6136 sayılı Kanun’a muhalefetsuçlarından toplam 36 yıl 18 ay hapis ve 375 TL adli para cezası ilecezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.
12.Başvurucu, derece mahkemesinin tutukluluk hâlinin devamınailişkin kararına itiraz etmiş, itirazı İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesinin13/12/2013 tarihli ve 2013/328 Değişik İş sayılı kararıyla reddedilmiştir.
13.Başvurucu, 17/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuruda bulunmuştur.
14.Temyiz üzerine, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/11/2013tarihli kararı, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 10/6/2014 tarihli ve E.2014/2439,K.2014/3474 sayılı ilamıyla onanmıştır.
B. İlgili Hukuk
15.26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 81.maddesi şöyledir:
“(1) Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbethapis cezası ile cezalandırılır.”
16.6136 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Bu Kanun hükümlerine aykırıolarak ateşli silahlarla bunlara ait mermileri satın alan veya taşıyanlar veyabulunduranlar hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve otuz günden yüz günekadar adlî para cezasına hükmolunur.”
17.4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde,tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesigösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez."
18.5237 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasınınilgili kısmı şöyledir:
“Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;
…
d) Kanuna uygun olaraktutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süreiçinde hakkında hüküm verilmeyen,
…
Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devlettenisteyebilirler.”
19.Aynı Kanun’un 142. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisinetebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veyahükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat istemindebulunulabilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
20.Mahkemenin 2/7/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 17/12/2013 tarihli ve 2013/9352 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
21.Başvurucu, kanuni tutukluluk süresinin aşıldığını ve mahkemenin,hakkında haksız tahrik hükmünü uygulamadığını belirterek tahliyesine kararverilmesini istemiş ve tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
22.Başvurucunun şikâyetlerinin, Anayasa’nın 19. maddesindedüzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile 36. maddesinde düzenlenen adilyargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. AdilYargılanma Hakkı Yönünden
i. Ön SorunHakkında
23.Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“ … Başvuruda bulunabilmek içinolağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”
24.30/3/2011 tarihli ve6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri HakkındaKanun'un "Bireysel başvuru hakkı"kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ilerisürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısalbaşvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olmasıgerekir.”
25.Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesinebireysel başvuru, "ikincil niteliktebir kanun yolu" olup bu yola başvurulmadan önce kural olarakolağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.
26.Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarınınanayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hakihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenletemel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle idari mercilerve derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafındandeğerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve CennetYeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).
27.Buna göre Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hakihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecekikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliğigereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikleolağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun,Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkiliidari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahipolduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda busüreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olmasıgerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları önünde ileri sürülüp takipedilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin iddialar, AnayasaMahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,§ 17).
28.Ayrıca 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin ikinci fıkrasıuyarınca ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal içinkanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması, başka bir deyişle bireyselbaşvurunun yapıldığı tarihte başvuru koşullarının tamamının sağlanmış olmasıgerekir. Bununla birlikte bir başvuru yolu yoksa ya da olan başvuru yollarıetkili değilse Anayasa Mahkemesi somut olayın koşullarını dikkate alarak birbaşvurunun incelenmesine karar verebilir (bkz. Ümit Ata, B. No: 2012/254,6/2/2014, § 33).
29.Diğer yandan, başvuru yollarının tüketilmiş olmasına dair usulkuralı yorumlanırken, kişilerin mahkemeye erişim hakkına halel getirecek biryorumun benimsenmesinden de kaçınılmalıdır.
30.Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için usule ilişkin bellişartların öngörülmesinin, doğrudan mahkemeye erişim hakkının ihlaline yolaçacağı söylenemez. Yine de mahkemelerin usulkurallarını uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadarkatı şekilcilikten, öte yandan kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadankalkmasına neden olacak kadar aşırı esneklikten kaçınmaları gereklidir. Usul kurallarının,hukuki güvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesisonucu adaletin tecelli etmesine hizmet etmek yerine davaların yetkili birmahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel hâline gelmeleridurumunda mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olacaktır (bkz.Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, §§ 65 ve 68; aynı yöndeki AİHMkararları için bkz. Walchli/Fransa, B.No. 35787/03, 26/7/2007, § 29; Efstathiou veDiğerleri/Yunanistan, B. No: 36998/02, 27/7/2006, § 24; ile Osu/İtalya, B. No: 36534/97, 11/7/2002, §31).
31.AİHM benzer durumlara ilişkin kararlarında, iç hukuktaki başvuruyolları tüketilmeksizin başvuru yapılması hâlinde kabul edilebilirliğe ilişkinincelemesini yaptığı tarih itibarıyla bu yolların tüketilip tüketilmediğinebakmaktadır. İç hukuktaki süreçlerin tamamlanması durumunda başvuruyu iç hukukyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulmamakta ve diğer kabuledilebilirlik şartlarını da karşılayan başvuruları esastan incelemektedir (bkz.Gavriliţă/Moldova, B. No: 22741/06, 22/4/2014, §53; Mercuri/İtalya, B. No: 14055/04, 22/10/2013, §27; Yelden ve Diğerleri/Türkiye,B. No: 16850/09, 3/5/2012, § 40; E.K./Türkiye(k.k.), B. No: 28496/95, 28/11/2000; ve Reringeisen/Avusturya, B. No: 2614/65, 16/7/1971, §§89-93).
32.Somut olayda başvurucunun, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin13/11/2013 tarihli nihai kararına karşı temyiz yoluna başvurduğu, temyizsonucunu beklemeden 17/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvurudabulunduğu anlaşılmıştır.
33.Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında başvurucunun, başvuru tarihiitibarıyla başvuru yollarını tüketmeden başvuruda bulunduğu anlaşılmakta ise debireysel başvuru sürecinde söz konusu hükmün Yargıtay tarafından 10/6/2014tarihinde onanarak kesinleştiği, somut olayın koşullarında başvuru yollarınıntüketildiğinin kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
ii. Şikâyetin Değerlendirilmesi
34.Başvurucu, yargılandığı davada hakkında haksız tahrikhükümlerinin uygulanmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
35.Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireyselbaşvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz”
36.6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenarbaşlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme,…açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
37.Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında kanun yolundagözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvurudaincelenemeyeceği kurala bağlanmıştır. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2)numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabuledilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir.
38.Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri önündedava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdaaçık bir keyfîlik içermesi ve bu durumunkendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmişolmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkça keyfîlik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 26).
39.Adil yargılanma hakkı; bireylere, dava sonucunda verilen kararındeğil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme imkânıverir. Bu nedenle bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerinincelenebilmesi için başvurucunun, yargılama sürecinde haklarına saygıgösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğudeliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olamadığına veya bunlara etkili birşekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına, kendi delillerini ve iddialarınısunamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarınınderece mahkemesi tarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğu gibimahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamışeksiklik, ihmal ya da açık keyfîliğe ilişkin birbilgi ya da belge sunmuş olması gerekir (NaciKarakoç, B. No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).
40.Somut olayda İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin, 13/11/2013tarihli ve E.2012/56, K.2013/124 sayılı kararıyla başvurucunun, adam öldürme veadam öldürmeye teşebbüs suçu ile 6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçlarındanmahkûmiyetine ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Temyiz üzerineYargıtay 1. Ceza Dairesinin 10/6/2014 tarihli ve E.2014/2439, K.2014/3474sayılı ilamı ile söz konusu hüküm onanarak kesinleşmiştir.
41.Başvurucu, yargılandığı ve mahkûm olduğu davada haksız tahrikhükümleri uygulanmadan karar verildiğini belirterek adil yargılanma hakkınınihlal edildiğini ileri sürmekte ise de bu iddiasının özü, derece mahkemelerincedelillerin değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet olmadığına ve esasitibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkindir.
42.Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller vegörüşler hakkında bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve iddialarınısunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve iddialara etkilibir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözümekavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafındandinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmamıştır. Ayrıca ilk derecemahkemesinin ve Yargıtayın kararında bariz takdirhatası veya açık keyfîlik oluşturan herhangi birdurum tespit edilememiştir.
43.Açıklanan nedenlerle başvurucunun iddialarının kanun yoluşikâyeti niteliğinde olduğu ve derece mahkemeleri kararlarının bariz takdirhatası veya açık keyfîlik içermediği anlaşıldığındanbaşvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktanyoksunluk” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
b. KanuniTutukluluk Süresinin Aşıldığı İddiası
44.Başvurucu, hakkında hükümle birlikte verilen tutukluluğundevamına ilişkin karara itiraz etmiş, itirazın reddi üzerine kanuni tutukluluksüresinin aşıldığı iddiasıyla süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
45.Tutukluluk hâli sona ermiş olan bir başvurucunun, devam edentutukluluk hâlinden farklı olarak, kanuni tutukluluk süresinin aşıldığı yönündeiddialar ileri sürmesi hâlinde iddia edilen ihlalin tespitini ve tazminatödenmesini sağlayabilecek bir hukuk yolu mevcut ise öncelikle bu yolu tüketmesigerekir (Hamit Kaya, B. No:2012/338, 2/7/2013, § 46).
46.5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d)bendinde makul sürede hakkında hüküm verilmeyen bir tutuklu için tazminattalebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır. Bu yol, bir yandan başvurucununmaruz kaldığı tutukluluk nedenleri ve süresinin uzunluğunun tespiti, diğeryandan da uğradığı zararın tazmini imkânını sağlamaktadır. Bu nedenle 5271sayılı Kanun'un 141. maddesi ile öngörülen hukuk yolu, başvurucunun şikâyetleriaçısından erişilebilir ve elverişli bir çözüm olanağı ve makul ölçüde birbaşarı imkânı sunmaktadır (Hamit Kaya,§ 48).
47.6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasıuyarınca ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal içinkanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması, başka bir deyişle bireyselbaşvurunun yapıldığı tarihte başvuru koşullarının tamamının sağlanmış olmasıgerekir. Bununla birlikte bir başvuru yolu yoksa ya da olan başvuru yollarıetkili değilse Mahkeme somut olayın koşullarını dikkate alarak bir başvurununincelenmesine karar verebilir (Ümit Ata,§ 33).
48.Somut olayda başvurucu, hükümle birlikte verilen tutuklulukkararı üzerine 17/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvurudabulunmuştur. Başvurucu, akabinde verilen hükmü temyiz etmiş, ancak temyizaşamasında olan dava, bireysel başvurusu sonuçlanmadan önce Yargıtay 1. CezaDairesinin 10/6/2014 tarihli onama kararı ile kesinleşmiştir. Başvurucu,hakkındaki mahkûmiyet hükmünün kesinleştiği 10/6/2014 tarihinden itibaren kuralolarak 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesine dayanarak tazminat talebinde bulunmaimkânına sahiptir.
49.Ancak başvuru konusu olayın özelliği dikkate alındığındabaşvurucu açısından bireysel başvurunun karara bağlandığı 2/7/2015 tarihiitibarıyla tazminat talebinde bulunmak için kanunda öngörülen süre (bkz. § 19)geçmiş bulunmakta ve bu sürenin geçirilmesinde başvurucuya herhangi bir kusurizafe edilememektedir. Kaldı ki başvuru tarihi itibarıyla başvurucununmağduriyetini giderebilecek nitelikte tüketilmesi gereken bir başvuru yolununbulunmadığı da açıktır.
50.Bu nedenle başvurucunun iddialarının açıkça dayanaktan yoksunolmadığı, ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığıgörüldüğünden başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
51.Başvurucu, kanuni tutukluluk süresinin aşıldığını iddiaetmiştir.
52.Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunankişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesiniönlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanundagösterilen diğer hallerde hakim kararıylatutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, ancaksuçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bununşartlarını kanun gösterir.”
53.Başvurucunun, kanuni tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin buşikâyetinin Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesindedeğerlendirilmesi gerekir.
54.Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişiözgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonraikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıylakişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olaraksayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanmasıancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangibirinin bulunması hâlinde söz konusu olabilir (MuratNarman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
55.Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. maddesinde temel hak vehürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerindebelirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, busınırlamaların, Anayasa’nın özüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin velaik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükmebağlanmıştır. Anayasa’nın 19. maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınsınırlanabileceği durumların şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü,Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunlasınırlanabileceğine dair kural ile uyumludur (SavaşÇetinkaya, B. No: 2012/1303, 21/11/2013, § 30).
56.Kişi hürriyeti ve güvenliğine ilişkin sınırlamaların, kanundabelirtilen esas ve usule uygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak idariorganlara ve derece mahkemelerine aittir. Anayasa'nın 19. maddesinin amacıbireyi keyfî bir şekilde özgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup maddedeöngörülen istisnai hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamalarınmaddenin amacına uygun olması ve keyfî uygulamaya yol açmaması gerekir. Bunedenle Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan hürriyetten yoksun bırakmanın şekilve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralı gereğince başvurucunun tutuklulukdurumunun "kanuni"dayanağının bulunup bulunmadığının incelenmesi gerekir. Kanunun özgürlüktenyoksun kılmaya izin verdiği hâllerde ise hukuk devleti ilkesi gereği, keyfîliği önlemek için kanunun yeterli ölçüde erişilebilir,kesin ve öngörülebilir olup olmadığına bakılmalıdır.
57.Tutuklamaya ilişkin hükümler 5271 sayılı Kanun’un 100. ve devamımaddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre kişi ancak hakkında suçişlediğine dair kuvvetli şüphenin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklamanedeninin bulunması hâlinde tutuklanabilir. Maddede tutuklama nedenlerinin nelerolduğu da belirtilmiştir (Murat Narman,§ 45).
58.5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutukluluk süresinin en çok ikiyıl olduğu ve bu sürenin zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerekuzatılabileceği ancak uzatma süresinin toplam üç yılı geçemeyeceğibelirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil olmak üzere toplam tutukluluksüresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır.
59.Somut olayda 16/11/2006 tarihinde tutuklanan başvurucu, 5271sayılı Kanun'un yukarıda belirtilen hükümleri uyarınca tutukluluk içinöngörülen azami sürenin aşıldığı iddiasıyla tahliye talebinde bulunmuştur.Tahliye talebi, dosya kapsamında isnat olunan suçların kanunda öngörülen ayrıayrı yaptırımları dikkate alınarak reddedilmiştir
60.Anayasa'da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürecederece mahkemelerinin kararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya hukukihatalara dair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutuklulukkonusundaki kanun hükümlerinin yorumlanması ve somut olaylara uygulanması daderece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa'yabariz şekilde aykırı yorumlar ve delil değerlendirmesinde bariz takdir hatasıveya açık keyfîlik bulunması hâlinde hak ve özgürlükihlaline sebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesigerekir.
61.5271 sayılı Kanun'un 102. maddesinde soruşturma ve kovuşturmaevrelerinde kişilerin tutulabileceği azami kanuni süreler düzenlenmiştir. Kişihakkında birden fazla suça ilişkin aynı dosya kapsamındaki yargılamadatutukluluk süresinin her bir suç için ayrı ayrı uygulanamayacağı, uygulanan birtutuklama tedbirinin yargılama sürecinin bütünü açısından sonuç doğuracağı dahaönce belirtilmiştir (Savaş Çetinkaya,§ 37).
62.5271 sayılı Kanun'daki azami tutukluluk süresinin ağır cezalıkişler bakımından uzatmalarla birlikte azami beş yıl olduğu, bu hâliyledüzenlemenin öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır. Ancak derece mahkemelerininaynı dosya kapsamındaki suçlar yönünden kanuni tutukluluk süresinin her suçiçin ayrı ayrı hesaplanması gerektiği yönündeki yorumu, bireylerin tutukluolarak yargılanabileceği azami süreyi belirsiz ve öngörülemez bir şekildeuzatmaya elverişlidir. Zira bir kişi hakkında birden fazla suç isnadı olmasıhalinde azami tutukluluk süresi her biri için ayrı ayrı hesaplandığında kişininözgürlüğünden mahrum bırakılabileceği süre öngörülemez bir şekilde uzayacaktır.Bir hukuk devletinde henüz suçluluğu hükmen sabit hâle gelmemiş bir bireyinmahkemenin benimsediği yorum nedeniyle belirsiz bir süre boyunca özgürlüğündenyoksun bırakılması düşünülemez (Murat Narman,§ 53).
63.Somut olayda başvurucunun Yargıtay aşamasında geçen tutukluksüresi 1 yıl 9 ay 26 gün olup bu süre çıkarıldıktan sonra tutukluluktageçirdiği toplam süre 5 yıl 2 ay 7 gündür. 5271 sayılı Kanun'un 102. maddesinin(2) numaralı fıkrasında öngörülen azami tutukluluk süresi ise hüküm tarihindenönceki 11/9/2013 tarihinde dolmuştur.
64.Bu durumda başvurucunun bu tarihten sonraki tutukluluk hâlikanunda aranan şekil ve şartlara uymamaktadır.
65.Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncüfıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
66.6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasında,esas inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarınınortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş olupyerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde kararverilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
67.Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelikmüdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdekimanevi zararı karşılığında somut olayın özellikleri dikkate alınarakbaşvurucuya net 5.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
68.Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarıncatespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle:
A. Başvurucunun,
1. Adil yargılanma hakkınınihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkçadayanaktan yoksunluk” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Kanuni tutukluluk süresininaşıldığı yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. “Kanun'daöngörülen azami tutukluluk süresinin aşılması" nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesininüçüncü fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 5.000,00 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE vetazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarıncatespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğinden sonra Maliye Bakanlığına yapılacakbaşvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olmasıhâlinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre içinyasal faiz uygulanmasına,
F. Kararın ilgili Mahkemeye ve Yargıtay’a gönderilmesine,
2/7/2015tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.