TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ABDULKERİM AKKUŞ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/5204)
Karar Tarihi: 24/3/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Raportör Yrd.
:
Leyla Nur ODUNCU
Başvurucu
:
Abdulkerim AKKUŞ
Vekili
:
Av. Saim BOZKURT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; terör örgütü üyeleri tarafından bazı köysakinlerinin öldürüldüğü, başvurucunun konutuna zarar verildiği, hayvanları telefedildiği dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılanbaşvurunun reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma ve mülkiyethaklarının; ret işlemine karşı açılan davaya ilişkin yargılama işlemlerininadil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanmahakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 10/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formları ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 19/1/2015 tarihinde,başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.
4. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 19/1/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucu, terör örgütü mensupları tarafından 14/7/1993tarihinde Batman ili Sason ilçesi Sarıyayla köyü Yıldızkaya mezrasına yapılan baskında hayvanlarının telefolduğunu, konutuna silahla ateş açılması sonucu konutunun hasar gördüğünü, köysakinlerinden E.B.nin öldürüldüğünü ve M.B.nin yaralandığını beyan etmiş ve bu özel durumundankaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köyünü terk etmek zorunda kaldığını iddiaetmiştir.
7. Başvurucu 3/1/2006 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamınagiren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar TespitKomisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
8. Komisyon 7/1/2011 tarihli ve 2011/1-186 sayılı kararındaterör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılanbaşvuruda bilirkişi heyetince yapılan keşif, tutulan tutanaklar, dosyalarda yeralan bilgi ve belgeler uyarınca Sason ilçesi Sarıyaylaköyü boşalmadığından, kişiye yönelik bir tehdit ve saldırı olmadığından bahisletalebin reddine karar vermiştir.
9. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine Batmanİdare Mahkemesinde dava açılmıştır.
10. Batman İdare Mahkemesinin 25/11/2011 tarihli ve E.2011/291,K.2011/1446 sayılı kararı ile Sarıyayla köyünün Yıldızkaya, Elagöz, Yelek, Gümüşkemer, Karaağaç, Karayün, Üçevler, Kergiz ve Yolaç mezralarından oluştuğu, Batman İl JandarmaKomutanlığının boşalan ve boşaltılan köylere ilişkin yazısında Yıldızkaya, Elagöz, Yelek, Gümüşkemer, Karaağaç, Karayün, Üçevler, Kergiz ve Yolaç mezralarının 1993 ile 2000 tarihleri arasında kısmenboşaltıldığı/boşaldığının ifade edildiği, 1987 ile 2000 yılları arasında Sarıyayla köyünde geçici köy korucusu ve gönüllü köykorucusu görevlendirildiği ve koruculuk sisteminin olduğu, köy korucularınınailelerinin dışında köyde 25 hanenin bulunduğu, köy nüfusunun 1990 yılında1.178, 1997 yılında 605, 2000 yılında 777 kişi olduğu; 1990-2000 yıllarıarasında köyde muhtarlık seçimlerinin yapıldığı, Sarıyaylaköyündeki ilköğretim okulunun eğitim ve öğretime açık olduğu, Sarıyayla köyü halkının bir kısmının güvenlik kaygısıyla daolsa göç etmesinden dolayı uğradığı zararın anılan köyün tamamen boşalmamışolması, diğer bir ifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamışolması ve başvurucuya yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmamasınedenleriyle 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukukiolanak bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
11. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 31/1/2013 tarihli ve E.2012/3484, K.2013/614 sayılı ilamı ilekararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiznedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğibelirtilerek hükmün onanmasına karar verilmiştir. Onama kararı başvurucuya12/6/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
12. Başvurucu 10/7/2013 tarihlerde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
13. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay OnuncuDairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
14. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılıKanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarışöyledir:
“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) göstergerakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;
a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesinegöre,
b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncüderece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidörtkatı tutarına kadar,
c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinciderece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar,
d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinciderece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar,
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılaraintikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleriuygulanır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
15. Mahkemenin 24/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
16. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin veakabinde açtığı davanın reddedildiğini, köy halkının köy korucusu olmak yahutköyü terk etmek şeklinde idarenin yaptığı baskı ve zorlamaya maruz kalmasınındikkate alınmadığını, dosyadaki zarar tespitine ilişkin raporlar ve güvenliknedeniyle köyünün boşaltılmış olduğunu belirten belgeler ile terör örgütümensuplarınca köye yapılan baskın sonucunda hayvanlarının telef olmasına,konutunun hasara uğramasına, köy sakinlerinden E.B.ninöldürülmesine ve M.B.nin yaralanmasına dair özeldurumu dikkate alınmadan köyün tamamen boşalmamış olduğu soyut gerekçesine veşahsına yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmamasına dayanılarak,sunduğu belgeler değerlendirilmeden idare tarafından sunulan belgelerin nazaraalındığını ve bu belgeler tebliğ edilmemek suretiyle kendisine savunma yapmaimkânı tanınmadan verilen kararın adil olmadığını belirtmiştir.
17. Başvurucu; ayrıca kararların yeterli gerekçe ihtivaetmediğini, sunduğu belgeleri dikkate almadan idarece sunulan belgelere dayalıolarak karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını, kendi içinde çelişkili vegerçeği yansıtmayan belgelere dayanılarak karar verildiğini, davasının reddinekarar verilmesi nedeniyle makul ve objektif bir sebep bulunmamasına rağmenşahsına tazminat ödenmemesi yönünde karar alınarak ayrımcılığa maruz kaldığını,idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucumülkiyet hakkından yoksun kaldığını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalıdeğerlendirme nedeniyle zararlarının tazmin edilmediğini, 5233 sayılı Kanun’dayazmayan bir nedene dayanılarak Komisyon ve yargı makamlarınca talebininreddedildiğini, yaptığı başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makul süredesonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş ve madditazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
18. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun 5233sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtığı davanınreddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiğianlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukukinitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisitakdir eder (Tahir Canan, B. No:2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, Mahkemece verilen ret kararı neticesindeidarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmediğini,terör örgütü üyeleri tarafından yerleşim yerine yapılan baskında hayvanlarınıntelef edildiğini, konutuna ağır silahlarla saldırıda bulunulması nedeniylekonutunun hasar gördüğünü, mağduriyeti hakkında bir giderim sağlanmasıimkânının kendisine tanınmadığını belirterek Anayasa’nın 35. maddesindetanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Anılan ihlaliddiaları, gerekçeli karar hakkının ihlali iddiasının incelenmesi sonucuverilen karara bağlı olarak değerlendirileceğinden bu ihlal iddiası yönündenayrıca inceleme yapılmamıştır. Başvurucunun diğer ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklaraltında incelenmiştir:
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Eşitlik İlkesininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
19. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderimtalebinin ve akabinde açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10.maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
20. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda tazminattaleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası dahaönce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılıkyapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtileniddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamışoldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (MesudeYaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,§§ 39-44).
21. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığınhangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtileniddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibifarklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
22. Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlaledildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Tarafsız MahkemedeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
23. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğedilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını iddiaetmiştir.
24. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, benzeriddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimintarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürütenhâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişiselbir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusuolduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşılmadığından başvurucularınanılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, §§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).
25. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkinkarineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı kararverilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
26. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemedeyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının, diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
ii. Çelişmeli Yargılama veSilahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
27. Başvurucu; sunduğu bilgi, belge ve deliller dikkatealınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyenbelgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine kararverildiğini belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliğiilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
28. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeliyargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha öncebireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanunkapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdasedilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamenboşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti içinde bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bubelgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarınaaktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç İlk DereceMahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir.Başvurucuların, temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgelerışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürmeimkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyandilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulanbelgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkikve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyalarıkapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin birimkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (MesudeYaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin,§§ 70-72).
29. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılanincelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı vebaşvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığısonucuna varılmıştır.
30. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama vesilahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
iii. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
31. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğügiderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
32. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılamasürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
33. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
34. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvurutarihi (3/1/2006) ile nihai karar tarihi (31/1/2013) arasında geçen yedi yıllıksürede, uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine veözellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespitedilemediğinden, başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yönde bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.
35. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanmahakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
iv. Hakkaniyete UygunYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
36. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun,14/7/1993 tarihinde terör örgütü üyelerince hısımları E.B.ninöldürülmesi ve M.B.nin yaralanması noktasındaki özeldurumu nazara alınmaksızın, Mahkemece mukim olduğu köyün tamamen boşaltılmamışolduğu şeklindeki nesnel ölçütten hareketle reddedildiğini belirterekAnayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyete uygun yargılanma hakkınınihlal edildiğini iddia etmiştir.
37. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmışmaddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukukkurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıklailgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuruincelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit vesonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatasıiçermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyetiniteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veyaaçık keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesince esasyönünden incelenemez (Necati Gündüz ve RecepGündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
38. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde terör dışındaki ekonomikve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendiistekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıklarızararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.
39. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikleekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklananzararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazminedilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdasedilmesi zorunlu gözükmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşimyerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşimyerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyletoplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepkigöstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişidenkişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranın tamamen boşalmış/boşaltılmış olmasıveya anılan yerleşim yerlerinde sadece geçici köy korucularının kalması”şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasını zorunlu görerek güvenlik kaygısınadayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen boşalmış olması hâlinde o yerleşimyerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanağını sağlayan asgari güvenlikşartlarının idarece oluşturulduğundan hareketle 5233 sayılı Kanun kapsamındamaddi zararların idarece ödenmesine yasal olanak bulunmadığı ilkesinibenimsemişlerdir (Mesude Yaşar,§§ 89, 90; Cahit Tekin, §§ 84,85).
40. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerinbelirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu veKanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ilebu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somutolayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi hususundaki takdir, esasen derecemahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha öncebireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak AnayasaMahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilenhususlara ilişkin iddiaların, maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanmasıve uygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gerekenhususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucunavarılmıştır (Sabri Çetin, §§45-50; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/6/2011, § 88). Bu konudakitakdir esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber derece mahkemesikararlarının bariz bir takdir hatası içermesi durumunda, anayasal bir temel hakveya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklı birdeğerlendirme yapılması gerekebilecektir (MesudeYaşar, § 93; Cahit Tekin,§ 88).
41. Başvurucunun, hısımları olduğunu iddia ettiği kişilerinterör örgütü mensuplarınca yaralanmasından ve öldürülmesinden kaynaklanangüvenlik kaygısıyla köyünü terk ettiği ve bu çerçevede oluşan zararlarının 5233sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürdüğü vebelirtilen vakıaya ilişkin tutanaklar ile soruşturma evrakını DereceMahkemelerine ibraz ederek terör olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısınedeni ile yerleşim yerini terk ettiği noktasındaki özel durumunun dikkatealınmasını talep ettiği anlaşılmaktadır.
42. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılıKanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 46. maddesinin (1) numaralıfıkrasında yer alan hükümler gözetildiğinde bireysel başvuruda bulunacakların,başvuruya konu ettiği kamu gücü işlemi, eylemi ya da ihmali nedeniyle yakişisel olarak doğrudan etkilenmiş olması ya da başvurucu ile doğrudan mağdurarasında şahsi ve özel bir bağın bulunması gerekir (bkz. Türk Pediatrik Onkoloji Grubu Derneği, B.No: 2012/95, 25/12/2012, § 21).
43. Aile bireylerinden birisi insan hakları ihlalinden dolayımağdur olduğunda başvurucunun maruz kaldığı sıkıntı, insan hakkı ihlalininmağduru olan kişinin akrabasında kaçınılmaz olarak meydana geldiği kabul edilenduygusal çöküntüden daha farklı bir boyut ve karakter arz eden özel nedenlerinvarlığını gerektirir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Çakıcı/Türkiye, B. No: 23657/94, 8/7/1999,§ 98; İpek/Türkiye, B. No:25760/94, 17/2/2004, § 181).
44. Başvurucunun, yakınının mağduriyeti nedeniyle etkilenmiş vekendi hayat akışına yön vermiş olduğunun kabul edilebilmesi için yaşanan olaysonucunda duyulan üzüntünün ötesinde yakınının başına gelen hadise sebebiylebaşvurucuda oluşan algı, bu algının meydana gelmesinde temel teşkil eden özelbağ ve algının yoğunluğu konusunda açıklamada ve kanıtlamada bulunulmasıgerekmektedir (Sahibe Çelik ve Necla Çelik,B. No: 2013/4899, 20/1/2015, § 48).
45. Anayasa Mahkemesinin 9/6/2015 tarihli yazısı ilebaşvurucudan, başvuru formunda ileri sürülen iddialarını ispat etmeye yönelikhısımları olduğu belirtilen ve mağdur oldukları beyan edilen kişiler ilebaşvurucu arasında şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair elverişli delilleriMahkemeye sunması istenmiştir.
46. Başvurucu 7/7/2015 tarihli dilekçesinde, bu kişiler ilearasındaki şahsi ve özel bağı belirtmeksizin ve hısım olduklarını iddia etmedenanılan kişilerin öldürüldüğünü ve yaralandığını beyan etmiş, ölüm ve yaralanmaolayına ilişkin tutanak sunmuştur.
47. Bu çerçevede başvurucunun nüfus kayıt örneğinden hısımoldukları tespit edilemeyen ve köy sakinlerinden olduğu anlaşılan kişilerinyaralanması ve öldürülmesi iddiaları hakkında Anayasa Mahkemesi tarafındanbaşvurucuya yazılan müzekkereye cevap olarak başvurucunun bu kişiler ilearalarındaki ilişkide şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair herhangi bir bilgiveya belge sunmadığı, anılan kişilerin isimleri zikrederek yaralandığı veöldürüldüğünü belirtmekle ile yetindiği, mağdur olduğu beyan edilen kişilerinbaşına geldiği iddia edilen olay neticesinde başvurucuda oluşan algı, bualgının oluşmasında temel teşkil eden özel nedenler ve algının yoğunluğukonusunda başvurucunun yeterince açıklıkta beyanının bulunmadığı tespitedilmiştir. Bu tespit karşısında başvurucunun talebinin, 5233 sayılı Kanunkapsamında değerlendirilebilmesi için terör eylemleri veya terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle yerleşim yerini terk edip etmediğinoktasında nesnel ölçütten farklı bir karine veya ölçüt arayışına girilmesinigerektirecek boyuta ulaşmadığı anlaşılmaktadır.
48. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
v. Gerekçeli KararHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
49. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmınınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
50. Başvurucu 14/7/1993 tarihinde terör örgütü mensuplarıtarafından köye yapılan baskında konutuna ağır silahlarla saldırıdabulunulduğunu, konutunun hasar gördüğünü, bu iddiaları hakkında hiçbir değerlendirmeyapılmaksızın davasının reddedildiğini iddia etmiştir.
51. Gerekçeli karar hakkı adil yargılanma hakkının somutgörünümlerinden biridir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarıncainceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHMiçtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alanve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçelikarar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara Anayasa'nın 36.maddesi kapsamında yer vermektedir (GüherErgun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
52. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altınaalınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü -kendisi birtemel hak niteliği taşımasının ötesinde- diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlükararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hakarama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §30).
53. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanmahakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklindeanlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararınniteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık biryanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsızbırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda TurizmPazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2013/1213,4/12/2013, § 26).
54. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerininayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerinonama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmakla beraber (Aziz Turhan, B. No: 2012/1269, 8/5/2014, §53), başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin detartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvurularıyla başvurucuların usulhaklarının ihlal edildiğine yönelik somut şikâyetlerinin temyiz incelemesindetartışılmaması veya yargı mercileri tarafından resen dikkate alınması gerekenhükümlerin gerekçesi açıklanmaksızın uygulanmaması gerekçeli karar hakkınınihlali olarak görülebilir (Mustafa Kahraman,B. No: 2014/2388, 4/11/2014, § 37).
55. AİHM’e göre mahkemeler ve yargımercileri verdikleri kararlarda yeterli gerekçe göstermelidir. Gerekçe göstermeyükümlülüğünün kapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve davaya konu olayıniçinde bulunduğu şartlar ışığında değerlendirilerek belirlenir (Higgins ve diğerleri /Fransa, B. No:134/1996/753/952,19/2/1998, § 42).
56. Bir mahkeme kararının gerekçesi o davaya konu maddiolguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere vehukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; maddi olgular ile hükümarasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların, hangi nedenle haklı veyahaksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunlukdenetimini yapabilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmünhangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini kuşkuya yer vermeyecek açıklıktagösteren bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur (Nurten Esen, B. No: 2013/7970, 10/6/2015, § 56).
57. Somut olayda başvurucu; yerleşim yeri olan Sarıyayla köyü Yıldızkayamezrasına terör örgütü üyeleri tarafından 14/7/1993 tarihinde baskındüzenlendiğini, konutuna ağır silahlarla ateş açılması nedeniyle konutununzarar gördüğünü, bu şikâyetlerini dava ve temyiz dilekçelerinde ileri sürmesinerağmen iddiaları hakkında bir değerlendirme yapılmasızınyargılama mercilerincekarar verildiğini iddiaetmiştir.
58. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuruda,Komisyon kararında (bkz. § 8) başvurucununiddiaları hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmadığı tespit edilmiştir.
59. İdare Mahkemesi kararında (bkz. § 10), başvurucununkonutunun zarar gördüğü yönündeki iddiası hakkında herhangi bir değerlendirmeyapılmayarak davanın reddine karar verilmiş, kanun yolu merciince de İlk DereceMahkemesi kararı onanmıştır (bkz. § 11).
60. Başvurucu, iddialarına dayanak olarak olay yeri tespittutanağı sunmuştur. Jandarma astsubay kıdemli çavuş, uzman jandarma I. kademeliçavuş, jandarma binbaşı, jandarma onbaşı ve jandarma er rütbelerini haiz sekizgörevli tarafından düzenlenen 14/7/1993 tarihli olay yeri tespit tutanağının veiki sayfalık ek krokisinin incelenmesi neticesinde tutanakta olayların meydanageliş şeklinin izah edildiği, olay yeri krokisine çizilen ev figürleri üzerineev sahipleri oldukları belirtilen kişilerin adlarının yazıldığı, terör örgütüüyelerince saldırılan evlerdeki kurşun izlerini ve roketatar izlerini krokiyeişlenmek suretiyle krokide bunlara yer verildiği tespit edilmiştir.
61. Olay yeri tespit tutanağının ve krokisinin incelenmesineticesinde başvurucunun evinin krokide belirtildiği, kurşun ya da roketatarisabet eden evlerin bu izlerine işaret edilmesine rağmen başvurucunun evihakkında böyle bir belirlemede bulunulmadığı tespit edilmiştir. Tüm krokikapsamı incelendiğinde başvurucunun evinin hasar gördüğü konusunda herhangi birtespit yer almamakla birlikte anılan evin terör örgütü üyelerinin atış açısı mevzisinde kalabileceği anlaşılmaktadır.
62. Olay tarihinde yirmi üç yaşında olan başvurucunun nüfuskaydının incelenmesi neticesinde başvurucunun 1970 doğumlu olduğu, 1994 yılındaevlendiği, başvurucunun evlenme tarihine kadar 1990, 1992, 1993 ve 1994 doğumluçocuklarının bulunduğu tespit edilmiştir. 14/7/1993 tarihli olayın yaşandığıtarihten önce üç çocuğu bulunan başvurucunun bu tarihten yaklaşık dört ay sonrabir çocuğunun daha dünyaya geldiği anlaşılmıştır. Bu kapsamda başvurucunun olaytarihinde fiilen eş ve çocuklarından oluşan aile hayatı içinde olduğu sonucunavarılmıştır.
63. Başvurucu, terör örgütü mensupları tarafından yerleşimyerine yapılan baskında konutunun zarar gördüğü ve bu durumdan kaynaklanangüvenlik kaygısı nedeniyle köyünden göç ettiği yönündeki iddialarını DereceMahkemeleri önünde ileri sürmüş ise de kararların gerekçesinden (bkz. § 10)iddialarının tam olarak karşılanmadığı anlaşılmakta olup kanun yolu merciincede anılan konu hakkında değerlendirme yapılmamıştır (bkz. § 11). Başvurucununanılan şikâyetini yargılama aşamalarında ileri sürdüğü fakat varılacak sonuçbakımından önem arz edebilecek bu husus hakkında herhangi bir değerlendirmeyapılmaması, başvurucunun olay tarihindeki yaşı ile dosya kapsamında mevcutdiğer bilgi ve belgeler nazara alındığında olayların yaşandığı yıllarda ailebirlikteliği içinde olan başvurucunun (bkz. § 62) konutuna yapılan saldırısonucu yerleşim yerini terk ettiği iddiası hakkında inceleme yapılmaksızınhüküm kurulması nedeniyle kararın yeterli gerekçe ihtiva etmediği sonucunavarılmıştır.
64. Başvurucunun yerleşim yerine terör örgütü üyeleri tarafındanyapılan baskında konutuna ağır silahlarla saldırıda bulunulduğu, konutununhasar gördüğü, bu olaydan kaynaklı güvenlik kaygısı nedeniyle köyünü terkettiği konusunda, başvurucunun olay tarihindeki yaşı, aile birlikteliği içindeoluşu ve başvurucunun evinin hasara uğradığına dair tespit içermemekle birliktebaşvurucunun konutunun tutanağın eki olan krokide betimlenmesine ilişkin kayıt(bkz. § 61) dikkate alınarak başvurucunun iddiaları hakkında değerlendirmedebulunulması gerekirken başvurucunun iddiaları hakkında hiçbir incelemeyapılmaksızın davasının reddine karar verilmesi adil yargılanma hakkıkapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edilmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır.
65. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli kararhakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
66. Başvurucu ayrıca 14/7/1993 tarihinde terör örgütü mensuplarıtarafından köyüne yapılan baskında büyükbaş ve küçükbaş hayvanlarının telefolduğunu belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini, bu iddiası hakkındahiçbir değerlendirme yapılmaksızın davasının reddedildiğini iddia etmiştir.
67. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuruda,Komisyon kararında (bkz. § 8), İdareMahkemesi kararında (bkz. § 10), kanun yolu denetimi sonrasında hükmedilenilamda (bkz. § 11) başvurucunun iddiaları hakkında herhangi değerlendirmedebulunulmadığı tespit edilmiştir.
68. Başvurucu, hayvan zararlarının varlığı konusunda delilolarak olay yeri tespit tutanağı sunmuştur (bkz. § 58). 14/7/1993 tarihli olayyeri tespit tutanağında “... Sason ilçesi, Sarıyayla köyü, Yıldızkayamezrasının sayıları tespit edilemeyen bir grup PKK terör örgütü militanlarıncabasıldığı...mezrada bulunan evlerin çevresindeki ağaç çitlerden yapılan hayvanbarınaklarının içerisinde bulunan 8 (sekiz) inek ile 97 (doksan yedi) koyun vekeçinin telef olduğu...”nun belirtildiği,olay yeri tespit tutanağının iki sayfalık ek krokisinin incelenmesi neticesindetelef olan hayvanlara ilişkin kayıtlara yer verildiği tespit edilmiştir.
69. AİHM, Şükrü Boğuş vediğerleri ((k.k.), B. No: 54788/09,28/6/2011) kararında başvurucuların taleplerinin kanıt yokluğu nedeniyle AğrıZarar Tespit Komisyonu tarafından reddedilmesi hakkında incelemede bulunmuş vebaşvurucuların iddiaları hakkında tek delilin, Cumhuriyet'in ilanından 1993yılına kadar başvurucuların olağanüstü hâl ilan edilen bölgede yaşadıklarınınmuhtar tarafından onaylandığı belge olduğunu tespit etmiş ve sonuç olarakbaşvuruların açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatine varmıştır.
70. AİHM, Elif Akbayır ve diğerleri/Türkiye ((k.k.), B. No: 30415/08, 28/6/2011) kararında 5233 sayılıKanun’un kabul edilmesiyle uygulamaya konulan yeni giderim usulünün incelenmesineticesinde olay ve olguların meydana geldiği dönemde başvurucunun çok gençyaşta olduğu veya başvurucunun doğum tarihinin bu dönemden sonraki bir zamanadenk gelmesi dikkate alındığında komisyonlarca ilgilinin tek başına yaşamasınınveya mülklere sahip olmasının mümkün olamayacağı yönünde bir sonuca vararakaynı aile fertleri tarafından çok sayıda talepte bulunulması nedeniyle tazminattaleplerinin reddedildiği durumların mevcut olduğu tespitinde bulunmuştur.
71. Başvurucu, telef olan hayvanların sahibi olduğu konusundadelil olarak 24/6/2015 tarihli ve Sarıyayla köyümuhtarı ile köy halkından altı kişi tarafından imzalanan tutanağı ibrazetmiştir. Bu tutanakta 14/7/1993 tarihinde terör örgütü üyeleri tarafından köyebaskın yapıldığı, bu baskında sekiz inek ile doksan yedi koyun ve keçinin telefolduğu, telef olan bu hayvanların, tutanakta isimleri belirtilen vebaşvurucunun da aralarında bulunduğu on iki kişiye ait olduğu beyanı yeralmaktadır. Başvurucu tarafından, terör örgütü mensuplarınca hayvanların telefedildiği iddiası hakkında olay yeri tespit tutanağı sunulduğu (bkz. § 68),başvurucunun telef edilen hayvan mülkünün sahibi olduğu iddialarınıdestekleyici tek belgenin 24/6/2015 tarihli tutanak olduğu, anılan tutanakdışında ilçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünde herhangi bir kayıtbulunduğuna dair belge sunulmadığı ya da bir beyanda da bulunulmadığıanlaşılmakla birlikte olay tarihinde yirmi üç yaşında olan başvurucunun nüfuskaydının incelenmesi neticesindeeş ve çocuklarındanoluşan aile birlikteliği içinde olduğu (bkz. § 62) tespit edilmiştir. Bölgeninekonomik koşulları dikkate alındığında terör örgütü mensupları tarafındanyerleşim yerine yapılan baskında başvurucunun hayvanlarının telef olduğu,anılan olay sonucu başvurucunun yerleşim yerini terk ettiği iddiası hakkındainceleme yapılmaksızın hüküm kurulması nedeniyle kararın yeterli gerekçe ihtivaetmediği sonucuna varılmıştır.
72. Başvurucunun yerleşim yerine terör örgütü üyeleri tarafındanyapılan baskında büyükbaş ve küçükbaş hayvanlarının telef edildiği, bu olaydankaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köyünü terk ettiği konusunda-başvurucunun olay tarihindeki yaşı dikkate alındığında- beyan edilenhayvanlara sahip olup olmadığı, başvurucunun olay tarihindeki geçim kaynağıimkânları, aynı sahiplik iddiaları için başvurucunun aile fertleri tarafındanyapılan başvuruların bulunup bulunmadığı gibi hususlar dikkate alınarakbaşvurucunun iddiaları hakkında değerlendirmede bulunulması gerekirkenbaşvurucunun iddiaları hakkında hiçbir inceleme yapılmaksızın davasının reddinekarar verilmesi adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlaledilmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır.
73. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli kararhakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un50. Maddesi Yönünden
74. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
75. Başvurucu, başvuru formunda belirttiği maddi tazminatmiktarının ödenmesi talebinde bulunmuştur.
76. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlaledildiği sonucuna varılmıştır.
77. Gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan ihlalkararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Batman İdareMahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
78. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belgesunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesigerekir.
79. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucunun adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Batmanİdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
F. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderininBAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
24/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.