TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ABDULHALİM BOZBOĞA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/6880)
Karar Tarihi: 23/3/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Tarık KAVAK
Başvurucu
:
Abdulhalim BOZBOĞA
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; 17/8/1999 tarihinde meydana gelen depremde ortaderece hasar alan konutun yetkililerce yıkılması sonucu uğrandığı ileri sürülenzararın tazmini için açılan davanın makul sürede sonuçlanmaması nedeniyle adilyargılanma hakkının; bu davaya konu zararının kısa sürede karşılanmamasınedeniyle oluşan değer kaybından dolayı da mülkiyet hakkının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 2/9/2013 tarihinde Gölcük 2. Asliye Hukuk Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca başvurunun kabuledilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 9/1/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlikve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 12/3/2014 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüşbaşvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını2/4/2014 tarihinde ibraz etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucunun Kocaeli ili Gölcük ilçesi 40 pafta 244 ada 671parselde maliki bulunduğu konutu 17/8/1999 tarihinde meydana gelen depremnedeniyle orta derece hasar almış ve yıkımı yapılacak binalar arasındaolmamasına rağmen yıkım ve enkaz kaldırma ihalesini alan şirket tarafındankonutun bulunduğu bina yıkılmıştır.
9. Başvurucu, idarenin kontrol yükümlülüğünü yerine getirmeyerekbinanın yıkılmasında kusurlu olduğundan bahisle meydana gelen zararının tazminiistemiyle 25/11/1999 tarihinde Sakarya 2. İdare Mahkemesinde dava açmıştır.
10. Mahkemece davanın “idarimerci tecavüzü” nedeniyle merciine tevdi edilmesi sonucubaşvurucunun talebini Kocaeli Valiliğinin zımnen reddetmesi üzerine 24/4/2000tarihinde kayda giren dilekçeyle başvurucu tarafından 15.000 TL zararın tazminiistemiyle açılan dava Sakarya 2. İdare Mahkemesince görülmeye başlanmıştır.
11. Öte yandan başvurucu, yıkım işini yapan şirket aleyhine deGölcük Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır.
12. Sakarya 2. İdare Mahkemesi 31/10/2002 tarihli veE.2001/2199, K.2002/1432 sayılı kararıyla idarenin gözetim ve denetimyükümlülüğünü yerine getirmedeki kusurundan kaynaklanan, kamu hizmetinin kötüve geç işlemesi nedeniyle oluşan zararı idarenin tazminle yükümlü olduğugerekçesiyle dava kısmen kabul edilerek bilirkişi raporuna göre başvurucununkonutunun, yıkımın gerçekleştirildiği tarihteki rayiç bedeli olan 10.080 TLmaddi tazminatın ödenmesine hükmedilmiş, maddi tazminat talebinin bu miktarıaşan kısmı ise reddedilmiştir.
13. Davalı, Kocaeli Valiliği ile davalı yanında davaya katılanBayındırlık ve İskan Bakanlığınca karar temyiz edilmiş; Danıştay Onbirinci Dairesinin 14/6/2005 tarihli ve E.2003/2087,K.2005/3597 sayılı kararıyla başvurucu tarafından aynı olaya ilişkin olarak ikifarklı yargı kolunda dava açıldığı, her iki davanın sonuçları itibarıylabirbirini ilgilendirdiğinden bu davalarda alınacak kararların mükerrer ödemeyeneden olacağı gözetilmeden eksik incelemeye dayalı olarak verilen karardahukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle bozulmuştur. Bozma kararına karşıbaşvurucu tarafından yapılan karar düzeltme talebi ise aynı Dairenin 10/10/2007tarihli ve E.2005/5101, K.2007/7331 sayılı kararıyla reddedilmiştir.
14. Dosya tekrar kendisine gelen Sakarya 2. İdare Mahkemesi22/11/2007 tarihli ve E.2007/1285, K.2007/1306 sayılı ilamıyla Kocaeli ilindeidare mahkemesinin kurulduğunu ve bu mahkemenin 14/7/2003 tarihinde fiilenfaaliyete geçtiğini belirterek davanın yetki yönünden reddine ve davadosyasının yetkili Kocaeli İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
15. Kocaeli 1. İdare Mahkemesi 31/12/2008 tarihli ve E.2008/52,K.2008/1796 sayılı kararıyla Danıştay’ın bozma kararına uymuş ve Gölcük AsliyeHukuk Mahkemesinde başvurucu tarafından açılan davada dosyanın işlemdenkaldırılmasına karar verildiğini belirterek, yıkılan konutun yıkımıngerçekleştirildiği tarihteki rayiç bedeli olan 10.080 TL tazminatın ilgiliidarece başvurucuya ödenmesine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgilikısımları şöyledir:
“Dava konusu olayda, davalı idareelemanlarınca 17/8/1999 tarihinde meydana gelen deprem sonucunda orta hasarlı(onarılabilir) olarak tespit edilen davacı konutunun, davalı idare tarafındanoluşturulan komisyonca ihale edilmesi neticesinde, ihaleyi alan .. şirketi tarafından sehvenyıkılması nedeniyle meydana gelen zararın davalı idarece tazmin edilmesigerektiği tartışmasızdır.”
16. Başvurucu anılan karara dayalı olarak Kocaeli Valiliği ileBayındırlık ve İskan Bakanlığı hakkında Gölcük İcraDairesinin 2012/3100 esas sayılı icra dosyasında 7/4/2009 tarihinde ilamlı icratakibi başlatmıştır. 19/7/2012 tarihinde icra dosyasına 44.269,01 TL tutarındabir ödeme yapılmış, cezaevi yapı pulu harcı düşüldükten sonra kalan 43.383,71TL başvurucuya 24/7/2012 tarihinde ödenmiştir.
17. İlk Derece Mahkemesinin kararı temyiz edilmiş, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 13/12/2011 tarihli ve E.2011/13301,K.2011/4660 sayılı ilamıyla hüküm onanmış, karar düzeltme talebi ise aynıDairenin 26/6/2013 tarihli ve E.2012/4069, K.2013/5272 sayılı ilamıylareddedilmiştir.
18. Karar, başvurucu vekiline 2/8/2013 tarihinde tebliğedilmiştir.
19. Başvurucu 2/9/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
20. Anayasanın 125. maddesinin son fıkrası şu şekildedir:
“İdare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekleyükümlüdür”.
21. 10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“A) Vali, … kamu düzen ve güvenini korumak için gerekentedbirleri alır...
C) İl sınırları içinde huzur ve güvenliğin, …kamuesenliğinin sağlanması… valinin ödev ve görevlerindendir.
Bunları sağlamak için vali gereken karar ve tedbirlerialır…”
22. 5442 sayılı Kanunu’nun 32. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“A) Kaymakam, …kamu düzen ve güvenini korumak için gerekentedbirleri alır…
Ç) İlçe sınırları içinde huzur ve güvenliğin, …kamuesenliğinin sağlanması kaymakamın ödev ve görevlerindendir.
Bunları sağlamak için kaymakam gereken karar ve tedbirlerialır; ”
23. 15/5/1959 tarihli ve 7269 sayılı Umumi Hayata MüessirAfetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun’un 1.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Deprem (Yer sarsıntısı), yangın, su baskını, yer kayması,kaya düşmesi, çığ, tasman ve benzeri afetlerde; yapıları ve kamu tesislerigenel hayata etkili olacak derecede zarar gören veya görmesi muhtemel olanyerlerde alınacak tedbirlerle yapılacak yardımlar hakkında bu kanun hükümleriuygulanır.”
24. 7269 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“İçişleri, İmar ve İskan,Bayındırlık, Sağlık ve Sosyal Yardım ve Tarım Bakanlıklarınca acil yardımteşkilatı ve programları hakkında genel esasları kapsayan bir yönetmelikyapılır.
Bu yönetmelik esasları dairesinde afetin meydana gelmesindensonra yapılacak kurtarma, yaralıları tedavi, barındırma, ölüleri gömme,yangınları söndürme, yıkıntıları temizleme ve felaketzedeleri iaşe gibihususlarda uygulanmak üzere görev ve görevlileri tayin, toplanma yerlerinitespit eden bir program valiliklerce düzenlenir ve gereken vasıtalarhazırlanarak muhafaza olunur.
Bu programların uygulanması, valiliklerce kurulacak kurtarmave yardım komitelerince sağlanır. ”
25. 7269 sayılı Kanun’un 13. maddesinde afet bölgelerindeyapılacak teknik işlere dair düzenlemenin ilgili kısmı şöyledir:
“a) Yapılacak işlemlere esas olmaküzere İmar ve İskan Bakanlığınca kurulacak fen kurulları tarafından, afetinmeydana geldiği arazinin durumu ile bütün yapılar ve kamu tesisleriincelenerek, hasar tespit raporu düzenlenir.
(Değişik: 31/8/1999 - KHK - 574/1 md.) Gerekenhallerde, yapılarda meydana gelen hasarı tespit etmek üzere Bayındırlık ve İskan Bakanlığının isteği üzerine diğer bakanlık, kurum vekuruluşlar, mahalli idareler, üniversiteler ve meslek odaları, konusunda deneyimliyeteri kadar inşaat mühendisi ve/veya mimarı hasar tespiti çalışmalarındaderhal görevlendirmekle yükümlüdürler.
(Değişik: 31/8/1999 - KHK - 574/1 md.) Arazinin tehlikeli durumu ve binaların gördüğü hasarbakımından yıktırılması ve boşaltılması gerekenler hakkında, o il ve ilçenin enbüyük mülkiye amirine ayrı bir rapor verilir. Bu makamlarca böyle binalarderhal boşalttırılır. Yıkılması gerekenler için en çok 3 gün süre verilerektehlikenin giderilmesi sahiplerine bildirilir. Mahallinde sahibi bulunmadığıtakdirde durum, mahalli vasıtalarla ilan edilmek suretiyle, bildiri yapılmışsayılır.
(Değişik: 31/8/1999 - KHK - 574/1 md.) Malsahibi veya vekili, bu bildiriye karşı 3 gün içinde yetkili idare kurullarınaitiraz edebilir. İdare kurulları bu itirazı en geç 3 gün içinde inceler vekarara bağlar. Süresinde itiraz olunmayan, yahutitiraz olunup da idare kurullarınca yıkılması onaylanan binaları mal sahibiyıkmadığı takdirde bu binalara el konularak yıkma parası yıkıntıdan eldeedilecek malzeme bedelinden ödenmek üzere, mahallin en büyük mülkiye amirininemri ile yıktırılır.
…
b) (Değişik: 31/8/1999 - KHK 574/1 md.) Hasargörmüş, fakat ıslahı mümkün olan binaların fen kurullarının göstereceğişartlara göre tamiri yapılıncaya kadar içine girilmesine ve oturulmasına izinverilemez. Bu binalar 1 yıl içinde tamir ettirilmediği ve itiraz da olmadığıtakdirde yukarıdaki esaslar dahilinde yıktırılır. İtiraz halinde, bu itirazyukarıdaki mahalli idare kurullarınca 5 gün içinde incelenir ve kararabağlanır. İtiraz sebepleri yerinde görüldüğü takdirde süre 6 ay daha uzatılır.
… ”
26. 7269 sayılı Kanun’un Geçici 13. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Geçici Madde 13 – (Ek: 31/8/1999 -KHK-574/3 md.)
(Değişik ibare : 23/3/2000 - KHK -598/2 md.) 17Ağustos ve 12 Kasım 1999 tarihinde vuku bulan depremler dolayısıyla genelhayata etkili afete maruz bölgede yer alan illerde afete maruz kalanların,hasar tespiti ve hak sahipliği işlemlerine dair esas ve usullerin belirlenmesiile geçici ve kesin iskanlarının temini amacıyla yeni yerleşim alanlarınıntespiti
ve prefabrik veya kalıcı konutların, kamuyapıları ve tesislerinin inşaat ve esaslı onarım işlerinin yapımı için hertürlü alım, satım, hizmet, yapım, kira, trampa, mülkiyetin gayri ayni hakları tesisetmede ve taşıma işlerinde Bayındırlık ve İskan Bakanlığı yetkilidir. ”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
27. Mahkemenin 23/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
28. Başvurucu; orta hasarlı olarak tespit edilen konutununonarımı mümkün olduğu hâlde ağır hasarlı konut varsayılarak Kocaeli Valiliğinceenkazların kaldırılması işinin ihale edildiğihafriyat şirketi tarafından yıkıldığını, bu yıkım işlemi nedeniyle uğradığızararın tazmini için Kocaeli 1. İdare Mahkemesinde açtığı tam yargı davasınınyaklaşık on dört yıl gibi makul olmayan bir sürede sonuçlandırıldığını, busüreçte konut fiyatlarının yükseldiğini ve lehine hükmedilen tazminat miktarıile konut alma imkânını kaybettiğini, yıllarca kirada oturmak zorundakaldığını, evinin orta hasarlı olarak tespit edilmesi nedeniyle kalıcı konutedinme hakkından da yararlanamadığını, bu durumun Anayasa’nın 35. ve 36.maddelerinde güvence altına alınan mülkiyet ile adil yargılanma haklarını ihlalettiğini iddia etmiş; zararının geç tazmin edilmesinden kaynaklandığınıbelirttiği 40.000 TL maddi ve uzun süren yargılama nedeniyle 50.000 TL manevizararının idare tarafından tazminine karar verilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme
29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mahkemenin makul sürede kararvermiş olması durumunda yeniden ev alma imkânına kavuşabilecek ikenyargılamanın çok uzun sürmesi, bu arada konut fiyatlarının yükselmesi gibinedenlerle aldığı tazminatın yıkılan evinin yerine yeniden ev alma imkânınıvermediğini ifade etmektedir. Başvurucunun şikâyetlerinin özü; yargılamanınuzun sürmesine bağlı olarak zararının geç tazmin edilmesi, buna ilave olarakarada geçen zamanda konut fiyatlarının yükselmesi ve satın alma gücünün düşmesinedenleriyle 10.080 TL tutarındaki ilamlı asıl alacağına uygulanan faizin, enflasyonkarşısında oluşan değer kaybı dikkate alındığında gerçek zararını karşılamaktanuzak olduğu hususuna ilişkin olup bu şikâyetler mülkiyet hakkı kapsamındadeğerlendirilmiş; başvurucunun makul sürede yargılama yapılmadığına yönelikşikâyeti ise ayrıca incelenmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
30. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündekişikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Başka bir kabul edilemezliknedeni de bulunmadığından başvurunun bu şikâyete ilişkin kısmının kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
31. Başvurucunun, yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti deaçıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezliknedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle başvurunun bubölümüne ilişkin olarak da kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
32. Başvurucu, deprem sonucu orta hasarlı (onarılabilir) durumdaolan konutunun Valilikçe enkaz kaldırma işinin ihale edildiği şirket tarafındanağır hasarlı zannedilerek yıkılması üzerine açtığı tam yargı davasının uzunsürmesine bağlı olarak zararının geç tazmin edilmesi, buna ilave olarak aradageçen zamanda konut fiyatlarının yükselmesi ve satın alma gücünün düşmesinedeniyle eline geçen tazminatın gerçek zararını karşılamaktan uzak kaldığınıbelirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
33. Bakanlığın görüş yazısında, Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’ne (Sözleşme) Ek (1) No.lu Protokol'ün 1. maddesinin, mülkiyethakkının kullanılmasını devlet müdahalesine karşı korumakla birlikte mülkükoruma yükümlülüğünün; özel kişilerin müdahalelerinin engellenmesimükellefiyetini de içerdiği, başvurucuya ilk olarak idarenin gözetimi vedenetimi altında bulunan hasarlı bina yıkım işini üstlenen firma tarafından24/1/2002 tarihinde 7.000 TL ödeme yapıldığı, devamında ilama bağlı olarakbaşlatılan icra takibinin sonucunda 24/7/2012 tarihinde bilirkişi raporu iletespit edilip mahkeme kararıyla hüküm altına alınan zararına, idareye başvurutarihinden itibaren yasal faiz işletilerek toplam 43.091,53 TL ödeme yapıldığı,ödenen faiz miktarının zararın doğduğu tarih ile ödemenin yapıldığı tariharasındaki enflasyon oranının altında olmadığı, bu durumun, başvurucununmülkiyet hakkına yönelik şikâyetinin incelenmesi sırasında güncel ve kişiselbir hakkının ihlal edilip edilmediği ile başvurunun açıkça dayanaktan yoksunolup olmadığının değerlendirilmesi sırasında gözönündebulundurulması gerektiği, yapılan inceleme sonucunda ihlalin tespit edilmesidurumunda ise uygun bir tazminata karar verilmesinin yerinde olacağıbildirilmiştir.
34. Başvurucu Bakanlığın görüşüne karşı cevap dilekçesindebaşvuru formundaki beyanlarını tekrar etmiştir.
35. Anayasa'nın "Mülkiyethakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırıolamaz."
36. Anayasa’nın 35. maddesi ve Sözleşme’yeEk (1) No.lu Protokol’ün 1. maddesi benzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yervermiştir. Her iki düzenleme de üç kural ihtiva etmektedir. Sözleşme’nin ilkcümlesi herkese mülkünden barışçıl yararlanma hakkı verirken Anayasa daha genişmanada mülkiyet hakkını tanımaktadır. Düzenlemelerin ikinci cümleleri isekişilerin hangi koşullarda mülkünden yoksun bırakılabileceğini ya da kişilereait mülkiyetin hangi koşullarla sınırlandırılabileceğini hüküm altınaalmaktadır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri,B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 29).
37. Mutlak değil, sınırlanabilir bir hak olan mülkiyet hakkı Anayasa’dayer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlama rejimine tabidir. Anayasa’nın 35.maddesinin birinci fıkrasında genel olarak hak tanınmakta, ikinci ve üçüncüfıkralarında da sınırlama ve güvence ölçütleri gösterilmektedir. Bu sınırlamave güvencelerin Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçütler çerçevesindedeğerlendirilmesi gerekmektedir.
i. Mülkün Varlığı
38. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanındaki mülkiyethakkı özel hukukta veya idari yargıda kabul edilen mülkiyet hakkıkavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup bu alanlarda kabul edilenmülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı içtihatlarından bağımsız olaraközerk bir yorum ile ele alınmalıdır (HüseyinRemzi Polge, B. No: 2013/2166, 10/6/2015,§ 31).
39. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alanmülkiyet hakkı, mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Birkişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı,kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa ve Sözleşme'yle korunan mülkiyet kavramı içerisinde değildir.Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir "ekonomik değer" veya icrası mümkün bir "alacağı" elde etmeye yönelik "meşru bir beklenti" Anayasa'nınve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı güvencesindenyararlanabilir (Kemal Yeler ve Ali ArslanÇelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 36, 37).
40. Başvuru konusu olayda, başvurucunun Kocaeli ili Gölcükilçesi Kavaklı Mahallesi 671 parselde bulunan ve ağır hasarlı yapı kapsamındadüşünülerek yıkılan konutu, tapu sicilinde adına kayıtlı olduğundanbaşvurucunun Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında mülkiyet hakkının varlığıkonusunda şüphe yoktur.
ii. Müdahalenin Varlığı
41. Başvurucunun tapuda adına kayıtlı olan taşınmazın üzerindebulunan yapının depremde orta derecede hasara uğramasına rağmen KocaeliValiliğinin yaptığı ihale sonucunda yıkım işini üstlenen, üzerinde idareningözetim ve denetim yetkisi bulunan şirket tarafından yıkılması, Anayasa’nın 35.maddesi anlamında sahip olunan mülkiyet hakkına müdahale niteliği taşımaktadır.
iii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
Kanunilik
42. Deprem, yangın, su baskını, yer kayması ve benzeri afetlerdeyapıları genel hayata etkili olacak derecede zarar gören veya görmesi muhtemelolan yerlerde alınacak tedbirler 7269 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. BuKanun’a göre bir bölgede deprem gibi bir umumi afet meydana geldiğinde evvela,yapılacak işlemlere esas olmak üzere İmar ve İskân (Çevre ve Şehircilik)Bakanlığınca kurulacak fen kurulları tarafından afetin meydana geldiği arazinindurumu ile kamu tesisleri dâhil bütün yapıların incelenerek hasar tespitraporunun düzenlenmesi gerekmektedir.
43. 17/8/1999 tarihli Marmara depreminin ardından 31/8/1999tarihinde söz konusu Kanun’da yapılan değişiklikle ikinci olarak deprem meydanagelen arazinin tehlikeli durumu ve binaların uğradığı hasar bakımındanyıktırılması ve boşaltılması gerekli görülenler hakkında, o il ve ilçenin enbüyük mülki amirine ayrı bir rapor tevdi edilmesi icap etmektedir. Bununardından söz konusu makamlarca bu tip binaların derhâl boşalttırılarakyıkılması lüzumlu olanlar için en çok üç gün süre verilerek tehlikeningiderilmesinin yapı sahiplerinden istenilmesi, mal sahipleri yahut vekillerinceüç gün içinde yapılacak itirazların da en geç üç gün içinde incelenip kararabağlanması, süresinde itiraz olunmayan veya itiraz olunup da idare kurullarıncayıkılması onaylanan binaların sahiplerince yıkılmadığı takdirde bu binalara elkonularak yıkma parası yıkıntıdan elde edilecek malzeme bedelinden ödenmeküzere mahallin en büyük mülki amirinin emriyle yıktırılması, hasar görmüş fakatıslahı mümkün olan binaların fen kurullarının göstereceği şartlara göre tamiriyapılıncaya kadar içine girilmesine ve oturulmasına izin verilmemesi, bubinaların bir yıl içinde tamir ettirilmediği ve itiraz da olmadığı takdirdekanunda belirlenen esaslar dâhilinde yıktırılması öngörülmüştür.
44. Kanun’un geçici 13. maddesinde ise 17/8/1999 ve 12/11/1999tarihlerinde vuku bulan depremlere özgü düzenleme yapılmış olup bu depremlerdolayısıyla genel hayata etkili afete maruz bölgede yer alan illerde afetemaruz kalanların, hasar tespiti ve hak sahipliği işlemlerine dair esas veusullerin belirlenmesi ile geçici ve kesin iskânlarının temini amacıyla yeniyerleşim alanlarının tespiti ve prefabrik veya kalıcı konutların, kamu yapılarıve tesislerinin inşaat ve esaslı onarım işlerinin yapımı için her türlü alım,satım, hizmet, yapım, kira, trampa, mülkiyetin gayri ayni hakları tesis etmedeve taşıma işlerinde Bayındırlık ve İskân Bakanlığının yetkili olduğu kuralabağlanmıştır.
45. Somut olayda ise 17/8/1999 tarihli depremin ardından KocaeliValiliği yetkililerince hasarlı yapıların tespit edildiği 13/9/1999 ve 12/10/1999tarihli hasar tespit raporlarıyla başvurucunun konutunun bulunduğu yapının ortahasarlı olarak belirlendiği, yıkık ve ağır hasarlı olarak saptanan binaların,mevzuat hükümlerine (bkz. §§ 23-26) uygun olarak yıkımı ve enkazlarınınkaldırılması işlerinin Kocaeli Valiliği bünyesinde oluşturulan Enkaz KaldırmaKomisyonunca 10/9/1999 tarihli ve 4 sayılı ihale kararıyla dört ayrı şirketeihale edildiği ancak Kocaeli il sınırları içerisinde yürütülen enkaz kaldırmaçalışmaları sırasında başvurucuya ait ve orta hasarlı olan konutun bulunduğubinanın 11/10/1999-15/10/1999 tarihleri arasında, ihaleyi alan şirkettarafından ağır hasarlı zannedilerek yıkımının gerçekleştirildiğianlaşılmaktadır.
46. Netice olarak başvurucuya ait yapının bulunduğu bölgededepremden zarar görüp de yıktırılması yönünde tespit yapılan yapıların, 5442sayılı Kanun tarafından kamu düzenini sağlamakla görevlendirilen idareelemanlarının kararları doğrultusunda ve 7269 sayılı Kanun’un 4., 13. ve geçici13. maddelerindeki usul ve yöntemler kullanılarak yıktırıldığı gözetildiğindesöz konusu bölgede gerçekleştirilen umumi yıkım faaliyetinin kanuni dayanağınınbulunduğu anlaşılmaktadır.
Meşru Amaç
47. Depremden zarar gören yıkılacak derecede tehlikeli yapılarınyıktırılması, kamu idaresinin kolluk faaliyetinin bir gereği olup başvurucununkonutunun bulunduğu alanlardaki bu türlü yapıların yıktırılması işi de idarikolluk faaliyeti kapsamında gerçekleştirildiğinden dolayı, anılan umumi yıkımfaaliyetinde meşru amaç bulunmaktadır.
Ölçülülük
48. Sonolarak başvurucuya ait konutun, depremden zarar gören ve yıktırılması gerekenyapılar arasında kabul edilerek idarenin gözetim ve denetimi altında bulunanyıkım ekibince yıkılması ile meydana gelen zararın giderilmesi maksadıylabaşvurucuya yapılan ödeme karşılaştırıldığında “mülkiyethakkına” yapılan müdahalede makul bir dengenin gözetilipgözetilmediği değerlendirilmelidir.
49. Başvurucunun açtığı ve Kocaeli 1. İdare Mahkemesinde görülendavada yapılan yargılama neticesinde Mahkeme, başvurucunun konutunun ortahasarlı (onarılabilir) olmasına rağmen ağır hasarlı zannedilerek idarece enkazkaldırma işinin ihale edildiği şirket tarafından yıkılmasını hizmet kusuruolarak değerlendirmiş ve bu nedenle başvurucu lehine tazminata hükmetmiştir(bkz. § 15). Temyiz edilen karar, Danıştay OndördüncüDairesince onanmış ve karar düzeltme istemi de aynı Dairece reddedilerek hükümkesinleşmiştir (bkz. § 17).
50. Başvurucu konutunun yıkılması nedeniyle uğradığı zararın geçödendiğini, uygulanan faizin de satın alma gücünün düşmesi ve konutfiyatlarının artması nedeniyle yeterli olmadığını ileri sürmüştür.
51. Başvurucunun konutun yıkılması nedeniyle uğranılan zararınbelirlenmesi amacıyla açtığı davada yapılan bilirkişi incelemesi neticesindebaşvurucuya ait konutun yıkımının gerçekleştirildiği tarihteki yıpranma ve ortahasar değer düşümü yapıldıktan sonra rayiç bedeli 10.080 TL olarakhesaplanmıştır. Kocaeli 1. İdare Mahkemesinin 31/12/2008 tarihli kararıylabilirkişi raporu doğrultusunda yıkılan konutun yıkımın gerçekleştirildiğitarihteki rayiç bedeli olarak belirlenen 10.080 TL’nin, davalı idareye başvuruyapıldığı 30/12/1999 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birliktebaşvurucuya ödenmesine hükmedilmiştir.
52. İlk Derece Mahkemesinin bu kararına dayanılarak Gölcük İcraMüdürlüğünce 27/6/2011 tarihinde Başbakanlık Afet ve Acil Durum YönetimiBaşkanlığından 1/7/2011 tarihi itibarıyla 44.437,91 TL olan toplam borcunGölcük İcra Müdürlüğünün hesabına yatırılması istenilmiş 1/7/2011 tarihindensonra yapılacak ödemelerde 10.080 TL’ye günlük %9’dan 2,52 TL faiz ilaveedilmesi gerektiği belirtilmiştir. İcra müdürlüğünce çıkarılan hesap dökümü iseşu şekildedir:
"10. 080,00 TL İlamlı asıl alacak
33.018,00 TL İşlemiş faiz (takip tarihi olan 7/4/2009’a kadar)
1. 209,60 TL Mahkeme vekalet ücreti
125,10 TL Yargılama gideri
544,32 TL İlam harcı
-7.000,00 TL (24/1/2002 tarihinde ödenen)
37. 977,46 TL TAKİP MİKTARI
4. 397,52 TL İcra vekalet ücreti
2. 026,08 TL İşlemiş faiz %9, 804 gün (TakipTarihinden 1/7/2011 Tarihine Kadar)
+ 36,85 TL İcra masrafı
44. 437,91 TL TOPLAM BORÇ1/7/2011 TARİHİ İTİBARIYLA
NOT: 1) İlamlı alacağa 1/7/2011 tarihindensonra yapılacak ödemelerde 10.080,00 TL’ye günlük %9’dan 2,52 TL faiz ilaveedilmelidir.
2)İlamKocaeli 1. İdare Mahkemesinin 2008/52 E,2008/1796 K sayılı ilamıdır…"
53. İcra takibine bağlı olarak 44.269,01 TL icra müdürlüğününhesabına aktarılmış, buradan da 24/7/2012 tarihinde cezaevi harcı düşüldüktensonra 43.383,71 TL başvurucunun vekili tarafından bu hesaptan çekilmiştir.
54. Anayasa’nın 35. maddesine göre kişilerin mülkiyet haklarıancak kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı gereği sınırlanabilir.Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği, kişilerin mülkiyethaklarına getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmaması ve ulaşılmak istenenkamu yararı ile bireyin sınırlandırılan hakkı arasında adil bir dengeninkurulması gerekir.
55. Ölçülülük ilkesi "elverişlilik","gereklilik" ve "orantılılık"olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. "Elverişlilik"öngörülen müdahalenin, ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişliolmasını "gereklilik"ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amacadaha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, "orantılılık" ise bireyinhakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengeningözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (MehmetAkdoğan ve diğerleri, §, 38).
56. Bir eşyanın devir tarihindeki bedelinin daha sonra ödenmesidurumunda arada geçen sürede enflasyon nedeniyle paranın değerinde oluşanhissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelintasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkânı dabulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerekhaksızlığa uğratılmaktadır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, 10/2/2011).
57. Anayasa Mahkemesi kanun koyucunun bir hak olarak öngördüğüveya kamu borcu hâline gelmiş ödemelerin geç yapılması nedeniyle mağdurolunduğu iddiasıyla yapılan başvurularda kamu kurumlarının fazla tahsilettikleri tarih ile ödeme tarihi arasında geçen sürede alacakta veya hakka konubedelde meydana gelen değer aşınmalarının başvurucular üzerinde orantısız biryük oluşturması hâlinde ihlal kararları vermiştir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri; Akel Gıda San. ve Tic. A.Ş., B. No: 2013/28, 25/2/2015).
58. Devlet tarafından ödenecek bir bedelin enflasyonkarşısındaki değer kayıplarında AİHM, ikili bir ayrıma gitmektedir. Mahkemelercebelirlenmiş bir para alacağının ödenmemesi hâlinde daha katı bir tutumsergileyerek %5'e kadar değer kayıplarını hesaplama faktörlerindekideğişkenlerle ilgili kabul etmektedir (Arabacı/Türkiye,B. No: 65714/01, 7/3/2002). Çünkü burada ödemelerin geç yapılması, mahkemekararlarının icra edilmesi ile ilgili bir sorundur. Mahkemelerde geçenyargılama süresindeki enflasyon nedeniyle kamulaştırma bedelinin değer kaybındaise meydana gelen farkın, tazminatın belirlenmesi yönteminden kaynaklandığı vebu konuda ulusal yargıcın belirli bir takdir imkânı olduğu gerekçesiyle dahaesnek yorumlamakta bu farkın başvurucular açısından aşırı bir yük getiripgetirmediğini inceleyerek karar vermektedir. Örneğin bahsedilen şekildeincelediği bir davada AİHM %10,74'lük bir değer kaybının aşırı bir yükgetirmediğine karar vermiştir (Güleç veArmut/Türkiye, B. No: 25/969/09, 16/11/2010).
59. Başvurucu, konutunun yıkılması nedeniyle oluşan zararınıntazmini istemiyle 25/11/1999 ve 24/4/2000 tarihli dilekçelerle 15.000 TLtutarındaki zararın tazmini istemiyle dava açmıştır. Kocaeli 1. İdareMahkemesinin 31/12/2008 tarihli ve E.2008/52, K.2008/1796 sayılı kararıyla davakısmen kabul edilerek 10.080 TL tutarındaki maddi tazminatın, başvurucununidareye başvurduğu (merciine tevdi kararının davalı idareye tebliğ edildiği)30/12/1999 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalıidareden alınarak başvurucuya ödenmesine karar verilmiş, icra takibi sonucunda43.383,71 TL icra müdürlüğü kanalıyla 24/7/2012 tarihinde başvurucuyaödenmiştir.
60. Yapılan ödemenin detayı yukarıda belirtildiği üzere (bkz. §52), 10.080 TL asıl zarar, idareye başvuru tarihi olan 30/12/1999 tarihindenbaşlatılıp takip tarihi olan 7/4/2009 tarihine kadar hesap edilen 33.018 TLfaiz miktarı ile birlikte başvurucuya on iki yıl altı ay yirmi dört gün (151ay) sonra ödenmiştir. Takip tarihi olan 7/4/2009’dan 1/7/2011 tarihine kadargeçen 804 gün için %9 oranı üzerinden 2.026,08 TL işlemiş faiz, ayrıca mahkemevekalet ücreti, yargılama gideri, ilam harcı, icra vekalet ücreti ve icramasrafı takibe dâhil edilip yıkım işini yapan firma tarafından başvurucuya24/1/2002 tarihinde ödenen 7.000 TL tutarındaki meblağ düşülerek icra takibineesas alınan meblağ belirlenmiştir. Diğer yandan söz konusu takipte 1/7/2011tarihinden sonra yapılacak ödemelerde 10.080 TL asıl alacağa yine günlük %9’dan2.52 TL faiz ilave edileceği açıkça belirtilmiştir.
61. Somut olayda iki aşamalı bir ödeme vardır. İlk olarak24/1/2002 tarihinde 7.000 TL tutarında bir ödeme yapılmıştır. Merkez Bankasıverilerine göre 1999 yılı Aralık ayı ile 2002 yılıOcak ayı tarihleri arasında enflasyonda meydana gelen artış % 146,78’dir. Budurumda başvurucuya ödenmesi gereken tazminatın 2002 yılı Ocakayı itibariyle Merkez Bankası verileri kullanılarak enflasyon karşısında değerkaybının giderilmiş karşılığı 24.875 TL’dir. Başvurucuya 24/1/2002 tarihindeödenen 7.000 TL mahsup edildiğinde bu tarih itibariyle başvurucunun ödenmemiş17.875 TL alacağı bulunmaktadır.
62. Yine Merkez Bankasının verilerine göre 2002 yılı Ocak ayı ile ikinci ödemenin yapıldığı 2012 yılı Temmuz ayıarasında enflasyonda meydana gelen artış ise % 185,99’dur. Bir başka ifadeyle2002 yılı Ocak ayındaki 100 TL’nin 2012 yılı Temmuzayı itibariyle enflasyon karşısında değer kaybı giderilmiş karşılığı 285,99TL’dir. Bu durumda başvurucuya ödenmesi gereken 10.080 TL tutarındakitazminatın yapılan ilk ödeme de mahsup edildikten sonra ödeme tarihi itibariyleMerkez Bankası verileri kullanılarak enflasyon karşısında değer kaybınıngiderilmiş karşılığı 51.121 TL’dir.
63. Davanın açıldığı Aralık 1999 tarihi ile başvurucuya yapılanödeme tarihi olan Temmuz 2012 tarihi arasında geçen sürede Merkez Bankasıverilerine göre mahkemenin hüküm altına almış olduğu tazminat, yapılan 2002Şubat ayı ara ödemesi de dikkate alındığında % 507,15oranında değer kaybına uğramıştır. Bir diğer ifade ile Mahkemece ödenmesinekarar verilen 10.080 TL'nin değer kaybını telafi edebilmek için 41.041 TLödenmesi gerekmektedir.
64. Başvuru konusu olayda başvurucu tarafından yapılangiderlerin toplamı olan 6.424,64 TL, 24/7/2012 tarihinde alacaklı tarafındanyapılan ödeme miktarından düşüldükten sonra kalan 36.959,07 TL tutarındakialacak ve faiz ödemesi, başvurucunun lehine hükmedilen tazminat bedelininenflasyon karşısında değer kaybının giderilmiş karşılığı olan 51.121 TL’denmahsup edildiğinde başvurucu lehine hükmedilen tazminat miktarındaki değerkaybını telafi edecek fark 14.161,93 TL’dir.
65. Sonuç olarak onarılabilir durumdaki orta hasarlı konutununidarece yıktırılması suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahale nedeniylebaşvurucunun uğradığı zararın geç tazmin edildiği, mahkemece başvurucu lehinehükmedilen tazminat bedelinin geç tazmin nedeniyle enflasyon oranlarına bağlıolarak başvurucunun gerçek zararını karşılamaktan uzak kaldığı, bahsedilendeğer kaybı oranı dikkate alındığında bu durumun başvurucu üzerinde aşırı veorantısız bir yüke sebep olduğu anlaşılmıştır.
66. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesindegüvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
67. Başvurucu; idari yargıda açmış olduğu davanın yaklaşık on dörtyıl sonra karara bağlandığını, bu sürenin makul olmadığını belirterekAnayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniiddia etmiştir.
68. Bakanlığın görüş yazısında yargılamanın uzun sürmesihususuyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin yerleşik hâle gelen içtihatlarıdikkate alındığında bu konuda bir görüş belirtilmesine gerek bulunmadığıbildirilmiştir.
69. Anayasa'nın "Hakarama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
70. Anayasa'nın "Duruşmalarınaçık ve kararların gerekçeli olması" kenar başlıklı 141.maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
"Davalarınen az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargınıngörevidir."
71. Sözleşme'nin "Adilyargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"Herkesmedeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alandakendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuşbağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir."
72. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul süredeyargılanma hakkı yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkınınkapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratlesonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa'nın 141.maddesinin Anayasa'nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanmahakkının değerlendirilmesinde gözönündebulundurulması gerektiği açıktır (GüherErgun ve diğerleri, B. No:2012/13, 2/7/2013, § 39).
73. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzunsüren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ilesıkıntılardan korunması, adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olaninancın muhafazasıdır. Hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özeningösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğindenyargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferidendeğerlendirilmesi gerekir (Güher Ergun vediğerleri, § 40).
74. Makul süre incelemesinde yargılamaya intikal eden maddivakıalar ve ispat araçlarından oluşan dava malzemesinin veya uygulanacak hukukkurallarının karmaşık olması; tarafların genel olarak yargılama sürecindekitutumu, yargılama sürecinin uzamasındaki etkisi ve usule ilişkin haklarını kullanırkengereken dikkat ve özeni gösterip göstermedikleri, yargı makamları yanında davasüreciyle ilgili kamu gücü kullanan tüm devlet organlarına atfedilebiliryapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden kaynaklanan bir gecikme olupolmadığı ve yargılamanın süratle sonuçlandırılması hususunda gerekli özeningösterilip gösterilmediği, başvurucu için hukuki korumanın bir an öncegerçekleştirilmesindeki yararının ne olduğu gibi davanın niteliği ve niceliğineilişkin birçok hususun birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekmektedir(Nesrin Kılıç, B. No: 2013/772,7/11/2013, § 58)
75. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinmakul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığıkarara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı başka bir deyişledavanın ikame edildiği tarih olmakla beraber bazı özel durumlarda girişiminniteliği gözönünde tutularak uyuşmazlığın ortayaçıktığı daha önceki bir tarih başlangıç tarihi olarak kabul edilebilmektedir (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,7/11/2013, § 45). Somut başvuru açısından benzer bir durum söz konusu olupmakul süre değerlendirmesinde dikkate alınacak zaman diliminin başlangıçtarihi, başvurucu tarafından 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari YargılamaUsulü Kanunu’nun 13. maddesi uyarınca yapılması gereken idari başvurununatlanarak idare mahkemesinde doğrudan tam yargı davası açılması üzerine Sakarya2. İdare Mahkemesinin ‘idari merci tecavüzü’nedeniyle dava dilekçesi ve eklerinin Kocaeli Valiliğine tevdiine kararverildiği 30/11/1999’dur.
76. Söz konusu mahkemenin, dava dilekçesi ve eklerini KocaeliValiliğine tevdi etmesinden sonra valilikçe başvurucunun tazminat ödenmesitalebine kanuni süresi içinde cevap verilmeyerek başvuru zımnen reddedilmişbunun üzerine 24/4/2000 tarihinde kayda giren dilekçeyle ve 15.000 TL zararıntazmini istemiyle söz konusu mahkemede (yeniden) dava açılmıştır.
77. Sakarya 2. İdare Mahkemesi 31/10/2002 tarihli kararıyladavayı kısmen kabul ederek 10.080 TL maddi tazminatın başvurucuya ödenmesinehükmetmiş, talebin fazlaya ilişkin kısmını ise reddetmiştir.
78. Davalı ve davalı yanında katılan idareler tarafından kararıntemyiz edilmesi üzerine bu karar Danıştay OnbirinciDairesinin 14/6/2005 tarihli kararıyla bozulmuş, bozma kararına karşı başvurucutarafından yapılan karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 10/10/2007 tarihlikararıyla reddedilmiştir.
79. Dosya tekrar kendisine gelen Sakarya 2. İdare Mahkemesi22/11/2007 tarihli ilamıyla Kocaeli ilinde idare mahkemesinin kurulduğunu ve bumahkemenin 14/7/2003 tarihinde fiilen faaliyete geçtiğini belirterek davanınyetki yönünden reddine ve dava dosyasının yetkili Kocaeli İdare Mahkemesinegönderilmesine karar vermiştir.
80. Davaya bakmaya yetkili olan Kocaeli 1. İdare Mahkemesi31/12/2008 tarihli kararıyla Danıştay’ın bozma kararına uymuş ve başvurucutarafından hasar gören konut için idare aleyhine İdari Yargıda açılan tam yargıdavasına ek olarak zarara sebebiyet veren ve yıkım işini üstlenen firmaaleyhine Gölcük Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada dosyanın işlemdenkaldırılmasına karar verildiğini belirterek ilgili idarece başvurucuya yıkımıngerçekleştirildiği tarihteki rayiç bedel olan 10.080 TL tutarında tazminatınödenmesine hükmetmiştir.
81. Söz konusu kararı temyizeninceleyen Danıştay Ondördüncü Dairesi 13/12/2011tarihinde yerel mahkeme kararını onayıp karar düzeltme talebini 26/6/2013tarihlinde reddetmiş, nihai karar başvurucu vekiline 2/8/2013 tarihinde tebliğedilmiştir.
82. Bireysel başvuruya konu edilen ve iki dereceli olarakyapılan yargılamanın yaklaşık on üç yıl yedi ay devam ettiği görülmektedir.
83. Yargılama süreci incelendiğinde idare mahkemesinin bilirkişiincelemesi yaptırarak verdiği 31/10/2002 tarihli kararı, mahkemeye yapılan ilkmüracaatın üzerinden yaklaşık üç yıldan, merciine tevdi kararından sonrayeniden yapılan müracaatın üzerinden iki buçuk yıldan daha uzun bir süregeçtikten sonra verilmiştir. Bu kararın temyiz incelemesi iki buçuk yılı, karardüzeltme incelemesi de iki yılı aşmıştır.
84. Bozma kararı üzerine yapılan yeniden yargılamada Kocaeli 1.İdare Mahkemesi bozma kararına uymanın gereği olarak ara kararıyla GölcükAsliye Hukuk Mahkemesinde açılan davanın akıbetini sormuş, “Takip edilmeyen dosyanın HUMK’un409. maddesi uyarınca işlemden kaldırılmasına karar verildi. 24/1/2002”cevabını alması üzerine 31/12/2008tarihinde uyuşmazlığı yeniden esastan karara bağlamış ve bu süreç bir yıl kadardevam etmiştir. Söz konusu kararın temyiz incelemesi yaklaşık üç yıl, karardüzeltme incelemesi de bir buçuk yıl kadar sürmüştür.
85. Başvurucunun, dava açma süresini kaçırmama, zararın tazminimaksadıyla kendisini güvenceye alma gibi saiklerlehareket ederek aynı uyuşmazlık konusu için zarara neden olan firma aleyhineAsliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası, yeterli denetim görevini yapmadığıiddiasıyla ilgili idare aleyhine İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmasıdışında yargılamanın uzun sürmesine sebebiyet verdiğinin söylenemeyeceği,yaklaşık on üç yıl yedi ayı bulan yargılama sürecinin makul süreyi aştığı,sürecin uzamasının başvurucudan ziyade yargılamanın işleyişi ile ilgilisorunlardan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
86. Sonuç olarak İdare Mahkemesinde görülen tam yargı davasınınyaklaşık on üç yıl yedi aylık bir süre sonucunda neticelendiği; uyuşmazlığınkonusu, hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı,bilgi ve belgelerin temin edilmesindeki engeller, taraf sayısı gibi hususlar gözönünde bulundurulduğunda yargılamanın bu kadar uzunsürmesini gerektirecek derecede davanın karmaşık olmaktan uzak olduğu, ayrıcabaşvurucunun tutumunun veya usule ilişkin haklarını kullanırken gösterdiğitavrın davanın uzamasına sebebiyet vermediği anlaşılmıştır.
87. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
88. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un sayılı Kanun’un 50. maddesinin(1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine yada edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarınınortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlalive sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
89. Başvurucu 40.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminattalebinde bulunmuştur.
90. Başvuruda mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlaledildiği sonucuna varılmıştır.
91. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlalinedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında başvurucuya net 18.000 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
92. Başvurucu lehine zararının karşılığı olarak Mahkemeceödenmesine karar verilen tazminatın ödeme tarihinde Merkez Bankası verilerinegöre enflasyon karşısında değer kaybının giderilmiş karşılığının 51.121 TLolduğu, bu tutardan giderler düşüldükten sonra idarece ödenen 36.959,07 TLtutarındaki asıl alacak ve faiz ödemesi toplamının çıkarılması sonucunda eldeedilen fark 14.161,93 TL olup bu durumda başvurucunun mülkiyet hakkının ihlalinedeniyle başvurucuya net 14.161,93 maddi tazminat ödenmesine karar verilmesigerekir.
Burhan ÜSTÜN bu görüşe katılmamıştır.
93. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşanyargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. 1. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,
C. Başvurucuya mülkiyethakkının ihlali nedeniyle net 14.161,93 TL maddi tazminat ÖDENMESİNE Burhan ÜSTÜN’ün karşıoyu veOYÇOKLUĞUYLA, başvurucuya makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle denet 18.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE OYBİRLİGİYLE, başvurucunun bu miktarıaşan maddi ve manevi tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
D. 198,35 TL harçtan oluşanyargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE OYBİRLİĞİYLE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA OYBİRLİĞİYLE,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNEOYBİRLİĞİYLE
23/3/2016 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Başvuru, 17/8/1999 tarihinde meydana gelen depremde ortaderecede hasar alan konutun yetkililerce yıkılması sonucu uğrandığı ilerisürülen zararın tazmini için açılan davanın makul sürede sonuçlanmamasınedeniyle adil yargılanma hakkının; bu davaya konu zararının kısa süredekarşılanmaması nedeniyle oluşan değer kaybından dolayı da mülkiyet hakkınınihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Mahkememizce adil yargılama hakkına ve mülkiyet hakkına yönelikşikâyetler nedeniyle kabul edilebilir olduğuna, her iki hakkın ihlal edildiğine,başvurucuya talebi doğrultusunda maddi ve manevi tazminat ödenmesine kararverilmiştir.
Çoğunluğun adil yargılanmaya ve mülkiyet hakkına ilişkin kabuledilebilirlik ile bu hakların ihlali ve manevi tazminat verilmesine dairgörüşüne aynen iştirak etmekle birlikte, başvurucuya maddi tazminat verilmesineilişkin görüşüne katılmak mümkün değildir. Çünkü, tazminat davaları, çekişmeliyargılamayı gerektiren dava çeşitlerindendir. Bunun için davacının dilekçe ileharcını yatırarak mahkemeye başvurması gerekir. Mahkemece karşı tarafa davadilekçesi tebliğ edilerek, savunma hakkı verilir ve Hâkim tarafından davanıntürüne göre deliller toplanarak yargılama sonunda hüküm fıkrası kurulur. Hükümfıkrasında, davacının istek sonuçlarından her biri hakkında taraflarayüklenilen borç ve tanınan haklar sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddütuyandırmayacak şekilde belirtilip, faiz, harç, yargılama gideri ve vekâletücreti miktarları gösterilmelidir.
Anayasa Mahkemesi, ihlalin tespit edilmesi halinde başvurucuyamaddi ve manevi tazminat verilmesi usulünü AİHM kararlarını örnek alarakuygulamakla neredeyse tesbit ettiği her ihlaletazminat verme yoluna gitmektedir. AİHM uluslararası yargılama yapan birmahkeme olduğundan, esas aldığı bütün kurallar uluslararası niteliktedir. Oradaaçılan her davanın başvurucusunun (davacısının) mutlaka bir karşı tarafı(davalısı) ulusal devlet bulunmaktadır. AİHM’de başvuru dilekçesi karşı tarafa(davalıya) tebliğ edilerek savunma ve delil ikamesi imkânı verilmekte, davanınbütün aşamalarına katılımı sağlanarak sonuca gidilmektedir. Tazminatla ilgiolarak uluslararası yargılama yapan başka bir yargı mercide bulunmadığından,AİHM’nin tazminata da karar vermesi yapısına göre yerindedir. Bireyselbaşvuruyu uygulayan Avrupa ülkelerinin bir kısmının mevzuatında tazminatverilmesi hususu hiç düzenlenmemiş, tazminat verilmesi kabul edilen ülkelerinuygulamalarında ise çok özel durumlara ilişkin, sınırlı sayıda tazminatverilmesi örnekleri bulunmaktadır.
Tazminat verilmesi yönünden, usulü, uygulanması ve yapısıfarklı, uluslararası mahkeme olan AİHM içtihatlarının örnek alınması yerine,bireysel başvuruda başarılı olduğu bilinen Avrupa’daki ulusal mahkemelerinuygulamalarının esas alınması daha yerinde olacaktır.
6216 Sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı49. maddesinin (2) numaralı fıkrası, “Bireysel başvurunun kabuledilebilirliğine karar verilmesi halinde, başvurunun bir örneği bilgi içinAdalet Bakanlığı’na gönderilir. Adalet Bakanlığı gerekli gördüğü hallerdegörüşünü yazılı olarak Mahkemeye bildirir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Bireysel başvurularda başvurucunun (davacının) karşı tarafı(davalısı) bulunmamaktadır. Maddeye göre Adalet Bakanlığı davanın tarafı değilsadece bildirim yapılan muhatabıdır. Gerekli görürse, savunma değil, görüşünüyazılı olarak bildirebilir. Değiştirilen, Anayasa Mahkemesi İç Tüzüğünün 71.maddesine göre, Anayasa Mahkemesi karar vermek için Adalet Bakanlığı’nıngörüşünü beklemek zorunda değildir. Tazminata neden olan olayın muhatabı başkabir kamu kurumu olduğundan, gerçekte Adalet Bakanlığı tazminat davasının tarafıda olamaz. Tazminat davası ile ilgili olarak uluslararası veya ulusal hiçbirusul ve maddi hukuk kuralı dikkate alınmayıp, taraf teşkili tamamlanmadan, karşıtarafa (davalıya) tebligat yapılmadan savunma ve delilleri alınmadan, tazminatakarar verilmesi, hüküm fıkrasında bulunması zorunlu hususların varlığınıngözetilmemesi, kararın ikinci derecede incelenmesinin ortadan kaldırılmasıdoğru olmadığından, olayda adil yargılanma hakkının varlığından söz edilemez.
6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrasına göre, “Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hallerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde, mümkünse dosya üzerindenkarar verir.” denilmektedir.
Kuraldaki “başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir” kısmı,mahkemeye çok özel hallerde, istisnai olarak kullanılması maksadıyla verilmiş,ihtiyari bir yetkidir. Uygulamada mahkemece bu yetki, istek varsa, ihlal tespitedilen neredeyse her davada manevi tazminat, yargılamanın hiçbir kuralınauyulmadan isteğe bağlı olarak bazen maddi tazminat verilmesi şeklindekullanılmaktadır.
Bireysel başvuru, şahısların kişisel haklarının tek tek tespitedilerek, kendilerine teslim edilmesi yeri değildir. Esasen AnayasaMahkemesi’nce varsa ihlalin tespit edilmesiyle yetinilmesi, tazminat konusundabaşvurucuya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilmesi, görevli genelmahkemesince usulüne uygun taraf teşkili sağlanması, yargılama yapılarak sonucagidilmesi, taraflara ikinci derece inceleme yapılmasını isteme hakkı tanınmasıgerekir. Böyle bir tercih yapılması halinde başvurucunun da herhangi bir kaybısöz konusu olmayacaktır.
Açıklanan nedenlerle, başvurucunun mülkiyet hakkının ihlaledilmesinden dolayı maddi tazminat ödenmesine ilişkin çoğunluğun görüşünekatılmıyorum.
Başkan
Burhan ÜSTÜN