TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ABDULLAH YÖNETCİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/6827)
Karar Tarihi: 21/4/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Raportör Yrd.
:
İsmail Emrah PERDECİOĞLU
Başvurucu
:
Abdullah YÖNETCİ
Vekili
:
Av. Adnan ÇUKUR
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, Türkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketinin (TAŞ)yetkisiz olarak devlet iç borçlanma senedi satışında devletin sorumluluğununbulunması ve zararın tazmini için açılan davanın dava devam ederken çıkarılankanuna dayanılarak reddedilmesi ile vekâlet ücretinin düşürülmesinin bu kanundaöngörülen giderim yolunun zararları tam olarak karşılamaması nedenleri ile adilyargılanma ve mülkiyet hakları ile hak arama özgürlüğünün ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 27/8/2013 tarihinde Aydın 1. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıylayapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idariyönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engelteşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 31/72015 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 20/10/2015 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 12/11/2015 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş23/11/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu tarafındanBakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunulmamıştır.
III. OLAYLAR VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Türkiye İmar Bankası TAŞ’tan (Banka) başvuruformunda belirtilmeyen bir tarihte 51.595,96 TL tutarında devlet iç borçlanmasenedi (DİBS) satın alma işlemi yapmıştır.
9. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), BankanınSermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından 21/11/1990 tarihinde aracılıkfaaliyetlerinin durdurulmasına ve borsa üyelik belgesi iptal edilmiş olmasınarağmen çeşitli gazete ve televizyonlarda ilan ve reklamlar vererek bono vetahvil piyasası işlemleri yapmaya devam ettiğini, çifte kayıt tuttuğunu ya daDİBS işlemlerini kayıtlarına yansıtmadığını, özellikle 2002 yılından sonrayoğun olarak müşterilere satılan DİBS’lerin neredeysetamamının karşılıksız çıktığını ve açığa satılmış olduğunu tespit ederek3/7/2003 tarihli ve 1085 sayılı kararı ile 18/6/1999 tarihli ve 4389 sayılımülga Bankalar Kanunu’nun 14. maddesinin 3 numaralı fıkrası uyarınca adı geçenBankanın bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izinlerini kaldırmış;Bankanın yönetim ve denetimini de TMSF’ye intikalettirmiştir.
10. Bu gelişmeler üzerine başvurucu, Ankara 12. İdare Mahkemesindetam yargı davası açarak BDDK tarafından yönetimine el konularak TMSF'ye devredilen Bankadan satın aldığı 51.595,95 TLtutarındaki DİBS tutarının hesaplanacak faiziyle birlikte hizmet kusuru işlemeksuretiyle zararın oluşmasına yol açtığını iddia ettiği davalı idareler olanBDDK ve SPK'dan müştereken ve müteselsilen tahsilinekarar verilmesini istemiştir.
11. Yapılan yargılama sonunda Ankara 12. İdare Mahkemesi25/12/2006 tarihli ve E.2005/278, K.2006/2904 sayılı kararıyla davanın kabulüneve DİBS işlem tutarı olan 51.595,95 TL’nin davanın açıldığı 22.12.2003tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte hizmet kusurlarısaptanan davalı idareler tarafından yarı yarıya davacıya ödenmesine hükmetmiş;başvurucuya Avukatlık Asgari Ücret Tarifesince (AAÜT) hesaplanan 4.927,68 TLvekâlet ücretinin davalı idarelerden yarı yarıya alınarak ödenmesine kararvermiştir.
12. Ankara 12. İdare Mahkemesinin bu kararına karşı davalıidareler tarafından temyiz kanun yoluna başvurulmuş dosya temyiz aşamasındaiken 24/5/2007 tarihli ve 5667 sayılı Bankacılık İşlemleri Yapma ve MevduatKabul Etme İzni Kaldırılan Türkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketince Devletİç Borçlanma Senedi Satışı Adı Altında Toplanan Tutarların Ödenmesi HakkındaKanun ve 13/7/2007 tarihli ve 2007/12398 sayılı Bankacılık İşlemleri Yapma veMevduat Kabul Etme İzni Kaldırılan Türkiye İmar Bankası Türk Anonim ŞirketinceDevlet İç Borçlanma Senedi Satışı Adı Altında Toplanan Tutarların Ödenmesineİlişkin Esas ve Usuller Hakkında Karar (BKK) yürürlüğe girmiştir.
13. Temyiz incelemesi sonucunda Danıştay OnüçüncüDairesinin 3/2/2010 tarihli ve E.2008/791, K.2010/885 sayılı ilamıyla adı geçenbanka aracılığıyla satın alınan devlet iç borçlanma senetlerinin ödenmelerinedair yeni yasal düzenleme ve Bakanlar Kurulu kararı dikkate alınarak yenidenbir karar verilmek üzere kararı bozulmasına ve yeniden bir karar verilmek üzeredava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine hükmedilmiştir.
14. Öte yandan başvurucu tarafından 27/3/2010 tarihinde 5667sayılı Kanun ve 2007/12398 sayılı karar uyarınca ilgili idareye müracaattabulunulması üzerine başvurucuya Banka nezdinde dava veya icra takibi konusuolsun veya olmasın karşılığı bulunmayan DİBS'lerdenkaynaklanan her türlü alacağını tüm asıl ve ferîleri ile birlikte T.C. ZiraatBankası A.Ş. aracılığıyla tahsil ettiği, herhangi bir hak ve alacağı kalmadığıbeyan ve kabulünü içeren ibraname imzalaması sonucunda iç borçlanma senedikarşılığı olarak 24/5/2010 tarihinde 66.130,02 TL ödeme yapılmıştır.
15. Danıştay Onüçüncü Dairesinin3/2/2010 tarihli bozma ilamına uyan Ankara 12. İdare Mahkemesi 15/4/2010tarihli ve E.2010/511, K.2010/470 sayılı kararıyla yasal düzenleme ilegiderilecek olan zararın tazmini istemiyle açılan davanın konusu kalmadığı gerekçesiyledava hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmetmiş; başvurucuya AAÜTuyarınca 500 TL vekâlet ücretinin davalı idarelerden yarı yarıya alınaraködenmesine karar vermiştir.
16. İlk Derece Mahkemesi kararının temyiz edilmesi sonucuDanıştay Onüçüncü Dairesi 31/10/2011 tarihli veE.2010/2928, K.2011/4814 sayılı ilamıyla onamaya hükmetmiş; karar düzeltmeistemini de 4/7/2013 tarihli ve E.2012/1422, K.2013/2045 sayılı ilamıylareddetmiştir.
17. Karar düzeltme talebinin reddine ilişkin ilam, başvurucuya1/8/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
18. Başvurucu 27/8/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
19. Anayasa Mahkemesince 9/2/2016 tarihinde TMSF Başkanlığınamüzekkere yazılarak başvurucunun 5667 sayılı Kanun uyarınca talepte bulunupbulunmadığı hususun bildirilmesi ile talepte bulunulmuş ise ödeme yapılıpyapılmadığı hususunun bildirilmesi istenmiştir.
20. TMSF Başkanlığınca Anayasa Mahkemesine gönderilen 1/3/2016tarihli cevap yazısında başvurucunun 5667 sayılı Kanun kapsamında 27/3/2010 tarihindetalepte bulunduğu ve bu talep doğrultusunda 21/5/2010 tarihinde Ziraat BankasıA.Ş. Aydın Şubesine 66.130,02 TL tutarında ödeme yapıldığı ilgili Şubetarafından da bu ödemenin 24/5/2010 tarihinde başvurucuya ödendiği bildirilmiş,yazı ekinde bu işlemlere ilişkin bilgi ve belgeler sunulmuştur.
B. İlgili Hukuk
21. 4389 sayılı mülga Kanun’un 10. ve 16. maddelerinin ilgilikısımları şöyledir:
“Madde 10
...
2. ...
b) Tasarruf mevduatı, gerçek kişiler tarafından bu nam altındaaçtırılan ve ticari işlemlere konu olmayan mevduattır. ...
…
3. 17.2.1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin rehinlere ve22.4.1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanunununalacağın devir ve temlikine ilişkin hükümleri ile diğer kanunların verdiğiyetkiler ve koyduğu yükümlülükler saklı kalmak şartıyla, mevduat sahiplerininmevduatlarını geri alma hakları hiçbir suretle sınırlandırılamaz. Mevduatsahibi ile banka arasında vade ve ihbar süresi hakkında kararlaştırılan şartlarsaklıdır.”
“Madde 16
...
3. Fon, yönetim ve denetimi kendisine intikal eden bankada mevduatsahipleri ile diğer alacaklıların haklarını korumaya yönelik tedbirleri alır.Bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izni kaldırılan bankanın 17 nci maddede sayılanilgililerinin mal, hak ve alacaklarına Fonun talebi üzerine mahkeme tarafındanteminat şartı aranmaksızın ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz konulabilir. Buşekilde alınan ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları, karar tarihindenitibaren altı ay içinde dava ve icra-iflas takibine konu olmaz isekendiliğinden ortadan kalkar. Bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etmeizninin kaldırıldığı tarihten itibaren bankanın alacaklıları, alacaklarınıtemlik edemez veya bu sonucu doğurabilecek işlemleri yapamazlar. Fon, yönetimve denetimi kendisine intikal eden bankadaki sigortalı mevduatı doğrudan veyailan edeceği başka bir banka aracılığı ile ödeyerek, mevduat sahipleri yerinebankanın doğrudan doğruya iflasını ister. Bu görev ve yetki münhasıran Fonaaittir...”
22. 5667 sayılı Kanun'un 1. maddesi şöyledir:
“(1) Mülga 18/6/1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununun 14 üncümaddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Bankacılık Düzenleme ve DenetlemeKurulunun 3/7/2003 tarihli ve 1085 sayılı Kararı ile bankacılık işlemleri yapmave mevduat kabul etme izni kaldırılan Türkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketitarafından, Banka bünyesinde karşılığında Devlet iç borçlanma senedibulunmamasına rağmen ikincil piyasada Devlet iç borçlanma senedi satışı adıaltında toplanan tutarlar, başvuru halinde bu Kanunda belirlenen esaslarçerçevesinde Hazine Müsteşarlığınca ihraç edilecek özel tertip Devlet iç borçlanmasenetleri kullanılmak suretiyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu aracılığıylaödenir.
(2) Bu Kanun uyarınca yapılacak ödemelerde; hak sahipliğinin tespitindeMüflis Türkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketinin kayıtları esas alınır. Haksahiplerinden talep toplanması, talep toplamanın şekli ve süresi, haksahipliğinin ispatında aranacak belgeler, ödemeye aracı olacak bankanıntespiti, nakden ve defaten yapılacak ödemenin şekli ve süresi ile kesinleşmişidarî yargı kararlarına veya bu nitelikteki kararlara dayalı icra takiplerineilişkin her türlü ödemeler, uygulanacak faiz oranı ile faizin başlangıç tarihi,hak sahiplerine yapılacak ödeme nedeniyle istenebilecek ibraname ve diğerbelgelerin içeriği ile ödemelere ilişkin diğer usûlve esaslar Bakanlar Kurulu tarafından belirlenir.
(3) Bu Kanun kapsamında yapılacak ödemelerde, Türkiye İmar Bankası TürkAnonim Şirketine Devlet iç borçlanma senedi alımı amacıyla yatırılan tutarlarıifade eden işlem tutarları esas alınır.”
23. 5667 sayılı Kanun’un 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“(1) Devlet iç borçlanma senedi alımı amacıyla Türkiye İmar BankasıTürk Anonim Şirketine yatırılan tutarlar nedeniyle idarî yargı mercilerindeaçılan davalar hakkında bu Kanun hükümleri uygulanır.”
24. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun "Hukuk Usulü MuhakemeleriKanunu ile Vergi Usul Kanununun uygulanacağı haller" kenarbaşlıklı 31. maddesi şöyledir:
"1. Bu Kanunda hüküm bulunmayanhususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti vereddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, taraflarınvekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif,delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşmasırasında tarafların mahkemenin sukünunu veinzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemler ile elektronikişlemlerde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygunlanır..."
25. 5667 sayılı Kanun'un 1. maddesine göre Bakanlar Kurulu tarafındançıkarılan 2007/12398 sayılıBKK'nın 1., 3. ve 4.maddelerinin ilgili kısımları şöyledir:
"MADDE 1-
(1) BuKararın amacı; bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izni kaldırılanTürkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketince Devlet iç borçlanma senedi satışıadı altında toplanan tutarların ödenmesine ilişkin esas ve usullerindüzenlenmesidir.”
“MADDE 3-
1) Banka tarafından toplanan işlem tutarlarıve bu Kararın 4 üncü maddesinin altıncı fıkrasıuyarınca işleyecek faizleri, bu Karar hükümlerine göre başvuran haksahiplerine, ekte yer alan taahhütname ve ibraname ödeme sırasında ÖdemeBankası tarafından alınmak kaydıyla, Fon aracılığıyla ödenir. Fon tarafından,bu fıkra kapsamında aktarılan tutarlara ilişkin bilgiler yazılı ve elektronikortamda BDDK, SPK ve Müsteşarlığa bildirilir.
(2) Bu Karar kapsamında kesinleşmiş idariyargı kararlarına dayanan her türlü ödemeler; hak sahiplerinin kesinleşmeşerhli ilam ve aşağıdaki belgelerle birlikte BDDK ve SPK'ya ayrı ayrıyapacakları yazılı başvuru üzerine, anılan idarelerin Fona yapacakları ortakbildirimini müteakip, Fon tarafından ödeme tarihine kadar hesaplanacak faizleriile birlikte Ödeme Bankasına altmış gün içinde aktarılır.
...”
"MADDE 4-
(1) 3 üncü maddeninbirinci fıkrası kapsamında ödeme talep edenkişilertarafından, bu Kararın yayımı tarihinden itibaren yirmi gün içinde, iadeli taahhütlüposta yolu ile veya özel şirketler aracılığıylaimza karşılığı teslim suretiyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu adına başvurumerkezi olarak belirlenen “Büyükdere Caddesi BentekİşhanıNo:47 K:1Mecidiyeköy 34387 Şişli – İstanbul” adresine başvurulur.
...
(6) Bu madde kapsamındaki ödemelerde anaparaolarak işlem tutarı esas alınır. Söz konusu tutara, 19/1/2004 tarihinden bumaddenin birinci fıkrasında belirtilen başvuru süresinin son gününe kadar,Türkiye İstatistik Kurumunca bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen başvurusüresinin son günü itibarıyla açıklanmış olan en son Tüketici Fiyat Endekssayısının, tahakkuk dönemi başlangıç tarihinde açıklanmış en son Tüketici FiyatEndeks sayısına bölünmesi ile bulunan oran üzerinden faiz tahakkuk ettirilir.
...
(10) Bu maddenin birinci fıkrasında yer alanyirmi günlük sürenin bitiminden sonra yapılacak başvurular ile süresiiçerisinde yapılmış olmakla birlikte bu maddenin dördüncü fıkrası hükmü saklıkalmak kaydı ile evrakı eksik olan başvurulara ilişkin ödemeler, gecikmelitalebin Fona ulaştığı veya eksik bilgi ve belgelerin tamamlanarak Fonaulaştırıldığı tarihten itibaren altmış gün içinde Fon tarafından, altıncı fıkraçerçevesinde hak sahiplerine ödenmek üzere Ödeme Bankasına aktarılır."
26. 24/12/2009 tarihli ve 27442 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanan 2010 yılı Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Ücret Tarifesi'nin ikinci kısım ikinci bölümünün 14. bendişöyledir:
"14. İdare ve Vergi Mahkemelerinde takipedilen davalar için
a) Duruşmasız ise 500,00 TL
..."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
27. Mahkemenin 21/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
28. Başvurucu açtığı dava görülmekte iken çıkarılan 5667 sayılıKanun ile yargılamaya müdahale edildiğini, bunun sonucunda Mahkemece davanınkonusu kalmadığı gerekçesiylekarar verilmesine yerolmadığına hükmedildiğini, daha önce lehine hükmedilen vekâlet ücretinindüşürüldüğünü, söz konusu Kanun ile faiz yönünden uğranılan gerçek zararınınçok altında ödeme yapılmasının öngörüldüğünü belirterek adil yargılanma vemülkiyet hakları ile hak arama özgürlüğünün ihlal ettiğini ileri sürmüş;150.000 TL tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme
29. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
30. Başvurucunun 5667 sayılı Kanun ile yetkisiz DİBS satışındandolayı uğranılan zararın giderimi yoluna gidildiği ancak faiz yönündenuğranılan gerçek zararının çok altında ödeme yapıldığı iddiasının mülkiyethakkının ihlali iddiası kapsamında, yargılama devam ederken yapılandüzenlemeler ile yargılamaya müdahale edildiği iddiasının silahların eşitliğiilkesinin ihlali iddiası kapsamında, yargılama sonunda düşük vekâlet ücretinehükmedildiği iddiasının mahkemeye erişim hakkının ihlali iddiası kapsamındaincelenmesi uygun görülmüştür.
a. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkinİddia
31. Başvurucu yetkisiz DİBS satışı nedeniyle uğradığı zararın5667 sayılı Kanun ve 2007/12398 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'nda öngörülengiderim yolunda giderilmeye çalışıldığını ancak bu yolun zararının tamamınıkarşılamada yetersiz kaldığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
32. Bakanlık görüş yazısında 5667 sayılı Kanun ve ilgili2007/12398 sayılı BKK uyarınca başvurucuya anapara ile TEFE-TÜFE faizi eklenmeksureti ile ödeme yapılması imkânının bulunduğunu, bu şekilde yapılacak ödemeile başvurucunun katlanılmaz bir yüke maruz kalıp kalmayacağının ve adil birdenge oluşturulup oluşturulamayacağının Anayasa Mahkemesince değerlendirilmesigerektiği belirtilmiştir.
33. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı herhangi bir beyandabulunmamıştır.
34. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmıştemel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındakiherhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla AnayasaMahkemesine başvurabilir...”
35. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmıştemel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ekTürkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücütarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”
36. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkına sahipolanlar” kenar başlıklı 46. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireyselbaşvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmalnedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafındanyapılabilir.”
37. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuru hakkına sahip olanlar” başlıklı 46. maddesinde kimlerinbireysel başvuru yapabileceği sayılmış olup anılan maddenin (1) numaralıfıkrasına göre bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesiiçin üç temel ön koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bu ön koşullarbaşvuruya konu edilen ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veyaişleminden ya da ihmalinden dolayı başvurucunun “güncel bir hakkının ihlaledilmesi”, bu ihlalden dolayı kişinin “kişisel olarak” ve “doğrudan” etkilenmişolması ve bunların sonucunda başvurucunun kendisinin “mağdur” olduğunu ilerisürmesi gerekir (Onur Doğanay, B.No: 2013/1977, 9/1/2014, § 42).
38. Bireysel başvuruda “mağdur” kavramı davada menfaat veya davaehliyeti kuralları gibi kurallardan bağımsız bir şekilde yorumlanmaktadır. Bukavramın yorumu, günümüzde toplumun koşulları ışığında değişime tabi olup bukavram aşırı biçimcilikten uzak bir şekilde uygulanmalıdır (Arman Mazman, B.No: 2013/1752, 26/6/2014, § 40).
39. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bir hakkın ihlalinekarar verilebilmesi için mağdurluk statüsünün ve/veya başvuruya konu olan kamugücü kullanımına dayalı temel nedenlerin başvuru hakkında karar verileceğizamana kadar devam etmesi gerekir. Mağdurluk statüsünün devamı konusundadeğerlendirme yapılırken başvurucunun şikâyet ettiği hususların hâlâ mevcutolup olmadığı ve muhtemel hak ihlalinin etkilerinin giderilip giderilmediğiincelenmelidir (Arman Mazman,§ 41).
40. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvencealtına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek veyasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren birhaktır. Anayasa’ya göre bu hak mutlak bir hak olmayıp ancak kamu yararı amacıylave kanunla bu hakka sınırlama getirilebilir. (MehmetAkdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §§ 28-32).
41. Mülkiyet hakkının gerçekten ve etkili bir şekildekullanılabilmesi yalnızca devletin müdahaleden kaçınmasına bağlı olmayıpözellikle başvurucuların kamu makamlarından meşru beklentilerinin olduğutedbirler ile mülkünden etkili bir biçimde yararlanabilmeleri arasında doğrudanbir bağ bulunduğu durumlarda ayrıca pozitif koruma önlemlerinin de alınmasıgerekmektedir (Öneryıldız/Türkiye, B. No: 48939/99, 30/11/2004, §134).
42. Bu bağlamda devletin temel amaç ve görevlerini tanımlayanAnayasa’nın 5. maddesi kişinin temel hak ve hürriyetlerini sınırlayan engellerikaldırmayı ve insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gereklişartları hazırlamayı hukuk devletinin gereği olarak kabul etmektedir.Bahsedilen Anayasa hükmünün gerekçesinde devletin hak ve hürriyetleringerçekleştirilmesine yardımcı olması gereğinin benimsendiği ifade edilmiştir.Anayasa’nın pek çok maddesinde düzenlemeye konu hakkın korunması vegerçekleştirilmesi için devletin alacağı tedbirlerden bahsetmektedir (Türkiye Emekliler Derneği, B. No:2012/1035,17/7/2014, § 38).
43. Bireylerin Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi(Sözleşme) ortak koruma alanında bulunan temel haklara özel hukuk kişileritarafından yapılan müdahaleler sonucu haklarının zarar gördüğü kimi durumlardadevlete atfedilebilecek sorumluluklar bulunabilir. Devletin bu tür haksızmüdahalelere karşı bireylerin mülkiyet hakkının korunması için etkili iç hukukyolları ihdas ederek yapılan müdahalelere karşı özellikle mahkemelere başvurmaksuretiyle koruma talep edebilmelerini sağlaması ve yapılacak yargılamalardaözel kişilerin çatışan hakları arasında tercih yaparken mahkemelerce Anayasa'yauygun yorumla temel hakların korunması gerekmektedir. Böylelikle devlet, etkilibir iç hukuk yolu ihdas ederek adalet ve hakkaniyete uygun bir yargılama ortamıoluşturarak üzerine düşen görevi yerine getirmiş olacaktır (Türkiye Emekliler Derneği, § 39).
44. Somut başvuruya konu davada başvurucuya elinde DİBS olmadanve ikincil piyasada bunları satma yetkisi bulunmayan Banka tarafındankarşılığında bedeli alınarak DİBS satışı gerçekleştirilmiştir. Satışı yapan vebaşvurucuların zararına neden olan Banka bir özel hukuk tüzel kişisidir.Başvurucuyu mülkünden mahrum bırakan işlemin kamu gücü kullanılmasındankaynaklanmadığında bir şüphe bulunmamaktadır (TurgayŞen, B. No: 2013/6941, 6/1/2016, § 40).
45. Bununla birlikte Anayasa’nın 167. maddesinin ilk fıkrasında “Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmetpiyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştiricitedbirleri alır; piyasalarda fiili veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme vekartelleşmeyi önler.” denilmektedir. 4389 sayılı mülga Kanun ve19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nda da bahsedilen Anayasahükmü, devlete verilen finansal piyasaların güven içinde çalışması ve tasarrufsahiplerinin haklarının korunması amacıyla çıkarılmıştır. Nitekim 5411 sayılıKanun’un 1. maddesinde bu amaç “Bu Kanununamacı, finansal piyasalarda güven ve istikrarın sağlanmasına, kredi sistemininetkin bir şekilde çalışmasına, tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerininkorunmasına ilişkin usûl ve esasları düzenlemektir.” şeklindeifade edilmiştir. Bahsedilen Kanunlar ile birçok kanun bu amacı gerçekleştirmekiçin kamu kurumları (BDDK, TMSF ve SPK gibi) ihdas ederek finans piyasalarınıngüven ve istikrarını sağlama ve tasarruf sahiplerinin haklarını koruma görevinibu kurumlar vasıtasıyla devlete yüklemiş ve bu amaçla mevduat sigortası gibisistemler kabul etmiştir (Turgay Şen, §41).
46. Mali piyasalarda faaliyet gösteren kurumların düzenlenmesive denetlenmesi devletin görevleri arasında yer almakta olup bu görevin yerinegetirilmemesinde başta ilgili kamu kurumları olmak üzere kamu sorumluluğubulunduğu açıktır. Bu çerçevede karşılığı olmayan DİBS satışı nedeniyledevletin mülkiyetin kullanımını kontrol kapsamında pozitif yükümlülüklerininMahkemece de tespit edildiği şekilde gereği gibi yerine getirilmediği anlaşılmaktadır.
47. Mülkiyeti sınırlamaya göre daha geniş takdir yetkisi verendüzenleme yetkisinin kullanımında da yasallık, meşruluk ve ölçülülükilkelerinin gereklerinin karşılanması kural olarak aranmaktadır. Bunun yanındaölçülülük ilkesi gereği mülkiyetten yoksun bırakmada aranan tazminat ödemeyükümlülüğü, somut olayın koşullarına bağlı olarak düzenleme/kontrol yetkisininkullanıldığı durumlarda gerekmeyebilmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı içinbkz. Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010, §§ 83, 84, 91).
48. Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümünce incelenerek 6/1/2016tarihinde karara bağlanan ve incelenmekte olan başvuru ile aynı şikâyetlerinileri sürüldüğü Turgay Şen başvurusukapsamında konu ile ilgili TMSF'den bilgi istenmiş,cevap olarak sunulan 20/11/2015 tarihli yazıda 5667 sayılı Kanun kapsamındaBankanın karşılığı olmayan DİBS satışı nedeniyle Kanun'un yayın tarihinden19/10/2015 tarihine kadar toplam elli dört etapta, 22.095 hesapta, 26.140 adetişlem karşılığı 725.044.483,41 TL anapara olmak üzere 965.324.216,36TL ödemeyapıldığı; 2007/12398 sayılı BKK’nın 4. maddesininonuncu fıkrasında geçen sürenin hak düşürücü süre olarak uygulanmadığı veilgili belgeler tamamlanarak başvurulması hâlinde altmış gün içinde ilgilisineödeme yapıldığı, bu kapsamda kendilerine başvurmayan doksan yedi hak sahibinindaha bulunduğu belirtilmiştir (Turgay Şen,§ 49).
49. Somut başvuruya konu davada başvurucu karşılığı bulunmayanDİBS satışı nedeniyle DİBS'lerin işlem tutarı olan51.595,95 TL'nin işletilecek faizi ile birlikte ödenmesi talebinde bulunmuş,Mahkemece 25/12/2006 tarihli karar ile DİBS'lerinişlem bedeli olan bu tutarın dava tarihinden (22/12/2003) itibaren işleyecekyasal faizi ile birlikte BDDK ve SPK’dan yarı yarıya tahsil edilerek başvurucuyaödenmesine hükmedilmiştir. Karar temyiz aşamasında iken yürürlüğe giren 5667sayılı Kanun'la TMSF’ye başvurulması hâlinde BankayaDİBS almak amacıyla yatırılan bedelin işlem tarihinden ödeme tarihine kadartüketici fiyatları endeksi uygulanarak ödeneceği hükmü getirildiğinden Danıştay13. Dairesi uyuşmazlığın yeni ortaya çıkan hukuki durum çerçevesinde çözülmesigerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararını bozmuş, Mahkeme bozmakararına uymuş ve dava hakkında karar verilmesine yer olmadığı kararı vermiş,bu karar da temyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçerek 4/7/2013 tarihindekesinleşmiştir. Bu arada başvurucu da 27/3/2010 tarihinde anılan Kanunkapsamında idareye başvurmuş ve ibraname imzalaması sonucunda iç borçlanmasenedi karşılığı olarak 24/5/2010 tarihinde kendisine 66.130,02 TL ödemeyapılmıştır. Başvurucu kendisine ödeme yapılması ile birlikte 5667 sayılı Kanunile getirilen başvuru yolunun tüm zararlarını gidermediği gerekçesiyle ilgiliyargılama süreci kesinleştikten sonra Anayasa Mahkemesine bireysel başvurudabulunmuştur.
50. Başvurucu kendisine satıldığını kabul ettiği DİBS’lerin 25/12/2006 tarihli İlk Derece Mahkemesikararında hükmedildiği gibi işlem tutarı olan 51.595,95 TL üzerinden davatarihinden itibaren işletilecek faizi ile birlikte ödenmesini talep etmekte,5667 sayılı Kanun ile getirilen giderim yolunun zararını karşılamada yetersizkaldığını iddia etmektedir.
51. Başvurucunun söz konusu iddiası daha önce bir başka bireyselbaşvurunun konusu olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümünün 6/1/2006 tarihlikararında değerlendirilmiştir (Turgay Şen).
52. Anılan kararda başvurucunun takip ettiği yargılama sürecininsonunda elde etmek istediği sonuç ile 5667 sayılı Kanunda belirtilen giderimyoluna başvurması hâlinde elde edeceği sonuç arasında mağduriyetin giderilmesiyönünden ciddi bir farklılık bulunmadığı tespit edilmekle birlikte malipiyasalarda faaliyet gösteren kurumların düzenlenmesi ve denetlenmesinindevletin görevleri arasında yer aldığı belirtilmiş; ayrıca özel kişilerarasında sözleşmeden kaynaklanan başvuru konusu zararın Bankanın kötü niyetliyönetilmesi sonucu ortaya çıktığı, burada devletin sorumluluğunun pozitifyükümlülükler kapsamında bulunduğu ve özel kişiler arasında yapılan sözleşmedetarafların sözleşmenin yerine getirilmemesi nedeniyle oluşabilecek zararriskinin taraflar üzerinde olduğu, daha düşük getirili ve daha düşük risklisözleşme yerine daha yüksek getiri sağlayan daha yüksek riskli sözleşmeyitercih edenlerin sorumluluğunun da gözönündebulundurularak bir dengeleme yapılmasının mülkiyet hakkının ihlali anlamınagelmeyeceği ifade edilmiş; bu kapsamda daha önce karşılaşılmamış bir yolsuzluktipi olarak ikincil piyasalarda satış yetkisi bulunmadan ve/veya elinde DİBSolmadan bireylere satış yapan Banka sahip ve yönetiminin sebep olduğu Bankayael konmasını gerektirecek boyutta ciddi zararının ve Bankaya mevduat veya diğerfinansman enstrümanları almak için yatırdıkları tasarrufları hileli işlemlerleellerinden alınmış binlerce mudinin zararını gidererekbankacılık sisteminin tekrar istikrar ve güvene kavuşturulması ile devam edenbinlerce davanın yargısal yollar tüketilmeden gerek yargıya iş yükü olmasınınve gerekse zarara uğrayan mudilerin yargı külfetlerine katlanmasının önünegeçmeyi amaçlayan 5667 sayılı Kanun'la getirilen düzenlemenin öngörülen kamuyararı ile mudilerin mülkiyet hakları arasında sağlanması gereken adil dengeyikoruduğu sonucuna ulaşılmış; ayrıca 5667 sayılı Kanun'la öngörülen başvuruyolunun mülkiyet hakkını, sorumluluğu büyük oranda devlette kabul ederekkoruyan bir mekanizma olduğu, sorumluluklar arasında adil denge sağladığı,ekonominin gerektirdiği kamu yararı ile kişilerin mülkiyet hakkının korunmasıarasında adil dengeyi garanti altına aldığı, ilgili çözüm yolunun başvurucu üzerindeaşırı ve ağır bir yük oluşturmadığı, başvurucunun iddia ettiği gibi davasıgörülmeye devam etse dahi Danıştay içtihadının işlem bedelini kanuni faizleödenmesi yönünde olduğu ve bu yönde bir karar ile ödenecek meblağın 5667 sayılıKanun yoluyla yapılacak ödemeden ciddi manada farklı olmayacağı ifade edilerekanılan Kanun ile getirilen çözüm yolunun tüketilmesi gereken etkili bir yololduğu hüküm altına alınmıştır (Turgay Şen,§§ 53-62).
53. AİHM de yetkisiz DİBS satışı nedeniyle 5667 sayılı Kanun yolunabaşvurduktan sonra taahhütname ve ibraname imzalatılması ile zararlarının tamkarşılanmamasından şikâyet eden başvuranların, ödemeleri kabul etme konusundadevlet makamlarının baskısına maruz kalmadıklarını; bu kapsamda söz konusudüzenlemenin temel amacının bankacılık sistemi ve mali sistemi desteklemek,bankacılığın etkinliğini güvence altına almak, bankacılık sisteminindevamlılığı ile bu bankalarda hesapları olan kişilere yapılacak ödemelerarasında bir denge sağlamak olduğu ve bu kapsamda müdahalenin meşru amacınınbulunduğunu ifade etmiş; bu kapsamda 5667 sayılı Kanun'a ilişkin hükümlergereğince alacaklılar arasında adil yönetimin sağlandığını ve ulusal ekonominingerektirdiği genel yararın gerekleri ile kişilerin mülkiyet hakkının korunmasıarasında adil dengenin garanti altına alındığını ve müdahalenin başvuranlarüzerinde aşırı ve ağır bir yük oluşturmadığını değerlendirmiş ve ilgilişikâyetler yönünden başvuruları kabul edilemez bulmuştur (Erdem ve Egin-Erdem/Türkiye,B. No: 28431/06, 17/11/2009).
54. Bu kapsamda somut başvuruya konu şikâyetdeğerlendirildiğinde, başvurucunun 5667 sayılı Kanun'da öngörülen yolabaşvurduğu ve kendisine 24/5/2010 tarihinde toplam 66.130,02 TL ödemeyapıldığı, bu bağlamda ve yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında (bkz. §§57, 58) başvurucunun mağduriyetinin 24/5/2010 tarihinde sona ermiş olduğusonucuna varılmıştır.
55. Açıklanan nedenlerle başvurucunun mülkiyet hakkına yönelikşikâyet yönünden mağdurluk statüsünü kaybettiği anlaşıldığından başvurunundiğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin kişi yönünden yetkisizlik nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Silahların Eşitliği İlkesinin İhlalEdildiğine İlişkin İddia
56. Adil yargılanma hakkının unsurlarından biri silahlarıneşitliği ilkesidir. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usuleilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinindiğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarınımakul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamınagelmektedir (Yaşasın Aslan, B.No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32). Kural olarak başvurucular, davanın karşıtarafına tanınan bir avantajın kendisine zarar vermiş olduğunu veya bu durumdanolumsuz etkilendiğini ispat etmek zorunda değildir. Taraflardan birine tanınan,diğerine tanınmayan avantajın fiilen olumsuz bir sonuç doğurduğuna dair delilbulunmasa da silahların eşitliği ilkesi ihlal edilmiş sayılabilir (Hüseyin Sezen, B. No: 2013/1793,18/9/2014, § 37).
57. Devletin -kendisi taraf olsun ya da olmasın- davanıntaraflarından birini diğerine nazaran önemli ölçüde avantajlı hâle getirenkanuni düzenlemeler yapması, silahların eşitliği ilkesi ve dolayısıylayargılamanın hakkaniyete uygun yürütülmesi kuralına aykırılık oluşturur. Birbaşka ifadeyle yasama organının yargılamadaki taraflardan birinin lehine sonuçdoğuracak şekilde kanun çıkarttığı durumlarda, davanın taraflarının eşitkonumda olduğu söylenemez. Bunun için yargısal süreci etkilediği iddia edilendüzenlemenin taraflardan birinin davadaki başarı şansını önemli ölçüdeazaltması, ortaya çıkan bu sonuç ile kanuni düzenleme arasında bir illiyet bağıbulunması, bu illiyet bağını kesen veya zayıflatan başka etken ortaya çıkmamışolması gerekir (Zekiye Şanlı, B.No: 2012/931, 26/6/2014, § 72).
58. Somut başvuruya konu davada 5667 sayılı Kanun'un yürürlüğegirmesiyle başvurucunun davası ve benzer davalar hakkında karar verilmesine yerolmadığına karar verilmiştir. Bu yönde kararın verilmesinin nedeni 5667 sayılıKanun'un yeni bir idari başvuru yolu sunması ve devam eden davaların bu yollaçözümünü öngörmesidir.
59. Yukarıda anlatıldığı gibi 5667 sayılı Kanun'la öngörülenyeni başvuru yolu, yargı yoluna gerek kalmadan mudilerin haklarını korumayıamaçlamakta olup başvurucunun davası ilk derece Mahkemesinde çıkan karar veya Danıştayın verdiği hükümle kesinleşmiş olsa elde edeceğibedele yakın bir bedeli yargı masrafları ve süreçlerine katlanmadan eldeetmesini temin etmeyi amaçlamaktadır. Öngörülen bu yol başvurucuyu ve diğermudileri dezavantajlı duruma düşürme veya davanın esasını oluşturan tazminatıdevlet lehine kaldırmayı amaçlayan bir düzenleme olmayıp dava konusu edilmişbedeli (başvurucuların DİBS alımı işlemine konu ettikleri anapara miktarını)enflasyon farkı ilave ederek yargısal yollara gerek kalmaksızın pratik ve hızlıbir biçimde ödemeyi sağlamaktadır. Bu düzenlemenin kamu yararını sağlamanınyanında uzun yargısal süreçler ve talep fazlası için aleyhe hükmedilen vekâletücreti ve harçlar gibi yargı masraflarına katlanmadan sonuç almaya imkânverdiğinden başvurucu dâhil benzer durumda olan mudilerin de yararını sağlamayayönelik olduğu açıktır. Nitekim 22.095 hesap sahibinin tamamına yakını bu yolabaşvurarak Bankaya yatırdığı bedeli enflasyon farkıyla biriliktetahsil etmiştir (Turgay Şen, §66).
60. Açıklanan nedenlerle başvurucunun silahların eşitliğiilkesinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
c. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
61. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olanmahkemeye erişim hakkı bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek veuyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamınagelir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsızhâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştirensınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §52).
62. Mahkemeye erişim hakkı kural olarak sınırlandırılabilen birhaktır. Bununla birlikte sınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek nitelikteolmaması, meşru bir amaç izlemesi, ölçülü olması ve başvurucuya ağır bir yükgetirmemesi gerekir (Serkan Acar,B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38).
63. Gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılmasıve mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkların makul süredebitirilebilmesi amacıyla belli yükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerinkapsamını belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülenyükümlülükler dava açmayı imkânsız kılmadıkça ya da aşırı derecedezorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez. Davanınsonucuna göre kaybeden tarafa yüklenen vekâlet ücretinin davanın açıldığı tarihitibarıyla öngörülebilir gider olarak kabulü mümkün olmadığından mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiğinden söz edilemez (Yaşasın Aslan, § 24; SerkanAcar, §§ 38-40).
64. Somut başvuruya konu olayda öncelikle başvurucu tarafındanaçılan davayı kabul eden Ankara 12. İdare Mahkemesinin 25/12/2006 tarihli kararıile başvurucu lehine AAÜT uyarınca nispi olarak hesaplanan 4.927,68 TL vekâletücretine hükmedilmiş; ardından yargılama dosyası temyiz incelemesinde ikençıkarılan 5667 sayılı Kanun ile dava konusuna ilişkin yeni bir çözüm yoluoluşturulması sonucu ve Danıştay Onüçüncü Dairesinceilgili uyuşmazlığın da bu yola başvurularak çözülmesi gerektiği gerekçesiylebozmaya hükmedilmiştir. Bozma üzerine dava dosyası üzerinde yeniden incelemeyapan Ankara 12. İdare Mahkemesi 15/4/2010 tarihinde karar verilmesine yerolmadığına hükmetmiş ayrıca başvurucu lehine karar tarihi itibarıyla yürürlükteolan 2010 yılı AAÜT uyarınca idare ve vergi mahkemelerinde takip davalardaduruşmasız işler için öngörülen 500 TL vekâlet ücretine hükmetmiştir. Bu karartemyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçmiş ve 4/7/2013 tarihindekesinleşmiştir.
65. Bununla birlikte başvurucu 5667 sayılı Kanun ile oluşturulangiderim yoluna da27/3/2010 tarihinde müracaat ederek Banka nezdinde dava veyaicra takibi konusu olsun veya olmasın karşılığı bulunmayan DİBS'lerdenkaynaklanan her türlü alacağını tüm asıl ve ferîleri ile birlikte T.C. ZiraatBankası A.Ş. aracılığıyla tahsil ettiği, herhangi bir hak ve alacağı kalmadığıbeyan ve kabulü karşılığında (bkz. § 14), 66.130,02 TL tutarında ödeme almıştır.Bu durumda yukarıda da yer verilen tespitler ışığında (bkz. § 59) 5667 sayılıKanun ile öngörülen giderim yolunun yargı yoluna gerek kalmadan mudilerinhaklarını korumayı amaçlamakta olduğu başvurucunun davası İlk DereceMahkemesinde çıkan karar veya Danıştayın verdiğihükümle kesinleşmiş olsa elde edeceği bedele yakın bir bedeli yargı masraflarıve süreçlerine katlanmadan elde etmesini temin etmeyi amaçlamadığı ilgili yolunbaşvurucuyu ve diğer mudileri dezavantajlı duruma düşürme veya davanın esasınıoluşturan tazminatı devlet lehine kaldırmayı amaçlayan bir düzenleme olmadığı vedüzenlemenin kamu yararını sağlamanın yanında uzunyargısal süreçler ve talep fazlası için aleyhe hükmedilen vekâlet ücreti veharçlar gibi yargı masraflarına katlanmadan sonuç almaya imkân verdiğihususları da bir bütün olarak değerlendirildiğinde,başvurucununİlk Derece Mahkemesince karar verilmesine yer olmadığı hükmü kurulması ilelehine hükmedilen vekâlet ücretinin düşürülmesinin mahkemeye erişim hakkınaengel teşkil etmediği sonucuna varılmış; başvuru konusu kararda açık ve görünürbir ihlal saptanmamıştır.
66. Açıklanan gerekçeyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizinaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kişi yönünden yetkisizlik nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA21/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.