TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ABDURRAHMAN DİL VE MEHMET SAİT DİL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/5163)
Karar Tarihi: 24/2/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör Yrd.
:
Leyla Nur ODUNCU
Başvurucular
:
1. Abdurrahman DİL
2. Mehmet Sait DİL
Vekili
:
Av. Saim BOZKURT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurular; terör örgütü üyeleri tarafından bazı köysakinlerinin öldürüldüğü, başvurucuların konutlarına zarar verildiği,hayvanlarının telef edildiği dikkate alınmaksızın, 17/7/2004 tarihli ve 5233sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması HakkındaKanun kapsamında yapılan başvuruların reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygunyargılanma ve mülkiyet haklarının; ret işlemlerine karşı açılan davalarailişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyleadil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular, 10/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formları ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvuruların Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca muhtelif tarihlerde,başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmiştir.
4. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca muhtelif tarihlerde,başvuruların kabul edilebilirlik incelemelerinin Bölüm tarafından yapılmasınakarar verilmiştir.
5. Anayasa Mahkemesi tarafından 2013/5211 başvuru numaralıdosyanın konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2013/5163 numaralı bireyselbaşvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2013/5163 numaralı bireyselbaşvuru dosyası üzerinden yürütülmesine ve 2013/5211 numaralı bireysel başvurudosyasının kapatılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucular; terör örgütü mensupları tarafından 14/7/1993tarihinde Batman ili Sason ilçesi Sarıyayla köyü Yıldızkaya mezrasına yapılan baskında hayvanlarının telefolduğunu, konutlarına silahla ateş açılması sonucu konutlarının hasargördüğünü, köy sakinlerinden E.B.nin öldürüldüğünü veM.B.nin yaralandığını beyan etmiş ve bu özeldurumlarından kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köylerini terk etmekzorunda kaldıklarını iddia etmişlerdir.
8. Başvurucular, ekli tablonun C satırında belirtilen tarihlerde5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyle BatmanValiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuşlardır.
9. Ekli tablonun D satırında tarih ve sayıları belirtilenKomisyon kararlarında;terörolayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılan başvurulardabilirkişi heyetince yapılan keşif, tutulan tutanaklar, dosyalarda yer alanbilgi ve belgeler uyarınca Sason ilçesi Sarıyaylaköyü boşalmadığından, kişiye yönelik bir tehdit ve saldırı olmadığından bahisletaleplerin reddine karar verilmiştir.
10. Ret işlemleri aleyhine ekli tablonun E satırında belirtilentarihlerde başvurucular tarafından açılan iptal davalarında, ekli tablonun Fsatırında tarihleri gösterilen Batman İdare Mahkemesi kararları ile Sarıyayla köyünün Yıldızkaya, Elagöz, Yelek, Gümüşkemer,Karaağaç, Karayün, Üçevler,Kergiz ve Yolaçmezralarından oluştuğu; Batman İl Jandarma Komutanlığının boşalan ve boşaltılanköylere ilişkin yazısında Yıldızkaya, Elagöz, Yelek, Gümüşkemer,Karaağaç, Karayün, Üçevler,Kergiz ve Yolaçmezralarının 1993-2000 tarihlerinde kısmen boşaltıldığı/boşaldığının ifadeedildiği, 1987-2000 yıllarında Sarıyayla köyünde geçiciköy korucusu ve gönüllü köy korucusu görevlendirildiği ve koruculuk sistemininolduğu, köy korucularının ailelerinin dışında köyde yaşayan 25 haneninbulunduğu, köy nüfusunun 1990 yılında 1.178 kişi, 1997 yılında 605 kişi, 2000yılında 777 kişi olduğu; 1990-2000 yıllarında köyde muhtarlık seçimlerininyapıldığı, Sarıyayla Köyü İlköğretim Okulunun eğitimve öğretime açık olduğu, Sarıyayla köyü halkının birkısmının güvenlik kaygısıyla da olsa göç etmesinden dolayı uğradığı zararınanılan köyün tamamen boşalmamış olması, diğer bir ifadeyle anılan köyde nesnelgüvenlik kaygısının yaşanmamış olması ve başvurucuya yönelik bir terör tehdidiya da saldırısının bulunmaması nedenleriyle 5233 sayılı Kanun hükümlerine göreidarece karşılanmasına hukuki olanak bulunmadığından bahisle davaların reddinehükmedilmiştir.
11. Başvurucuların temyizi üzerine ekli tablonun G satırındagösterilen tarihlerde Danıştay Onbeşinci Dairesiilamları ile kararların usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçelerde ileri sürülentemyiz nedenlerinin kararların bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğibelirtilerek hükümlerin onanmasına karar verilmiştir. Onama kararlarıbaşvuruculara 12/6/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
12. Başvurucular 10/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
B. İlgili Hukuk
13. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay OnuncuDairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§15-28).
14. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılıKanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarışöyledir:
“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) göstergerakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;
a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesinegöre,
b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncüderece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidörtkatı tutarına kadar,
c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinciderece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar,
d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinciderece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar,
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılaraintikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleriuygulanır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
15. Mahkemenin 24/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
16. Başvurucular; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıklarıtaleplerin ve akabinde açtıkları davaların reddedildiğini, köy korucusu olmakyahut köyü terk etmek şeklinde idarece yapılan baskı ve zorlamaya köy halkınınmaruz kalmasının dikkate alınmadığını, dosyadaki zarar tespitine ilişkinraporlar ve güvenlik nedeniyle köyünün boşaltılmış olduğunu belirten belgelerve terör örgütü mensuplarınca köye yapılan baskın sonucunda hayvanlarının telefolmasına, konutlarının hasara uğramasına, köy sakinlerinden E.B.ninöldürülmesine ve M.B.nin yaralanmasına dair özeldurumları dikkate alınmadan köyün tamamen boşalmamış olduğu soyut gerekçesineve şahıslarına yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmamasınadayanılarak sundukları belgelerin değerlendirilmediğini, idare tarafındansunulan belgelerin dikkate alındığını, bu belgeler tebliğ edilmemek suretiylekendisine savunma yapma imkânı tanınmadan kararverildiğini ve bu kararın adil olmadığını belirtmişlerdir.
17. Başvurucular; ayrıca kararların yeterli gerekçe ihtivaetmediğini, sundukları belgeleri dikkate almadan idarece sunulan belgeleredayalı olarak karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını, kendi içindeçelişkili ve gerçeği yansıtmayan belgelere dayanılarak karar verildiğini,önceki bir tarihte aynı yerleşim yerinden başvuruda bulunanlar hakkındaKomisyon tazminat ödenmesi yönünde karar verdiği hâlde, yargı mercilerince bukararlar konusunda araştırma ve inceleme yapılmadan davalarının reddine kararverildiğini, bu nedenle makul ve objektif bir sebep bulunmamasına rağmenşahıslarına tazminat ödenmemesi yönünde karar alınarak ayrımcılığa maruzkaldıklarını, idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerinegetirmemesi sonucu mülkiyet haklarından yoksun kaldıklarını ve DereceMahkemelerinin yaptığı hatalı değerlendirme nedeniyle zararlarının tazminedilmediğini, 5233 sayılı Kanun’da yer almayan bir nedene dayanılarak Komisyonve yargı makamlarınca taleplerinin reddedildiğini, ayrıca yaptıkları başvurularhakkında yürütülen işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterekAnayasa’nın2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve 141.maddelerinde tanımlananhaklarının ihlal edildiğini iddia etmişler ve maddi tazminat talebindebulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
18. Başvuru formları ve ekleri incelendiğinde başvurucuların,5233 sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtıklarıdavaların reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125.ve 141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiklerianlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukukinitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisitakdir eder (Tahir Canan, B. No:2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular, mahkemece verilen ret kararlarıneticesinde, idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerinegetirmediğini, terör örgütü üyeleri tarafından yerleşim yerine yapılan baskındahayvanlarının telef edildiğini, konutlarına ağır silahlarla saldırıdabulunulması nedeniyle konutların hasar gördüğünü, mağduriyetleri hakkında birgiderim sağlanması imkânının kendilerine tanınmadığını belirterek, Anayasa’nın35. maddesinde tanımlanan mülkiyet haklarının ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir. Anılan ihlal iddiaları, gerekçeli karar hakkının ihlali iddiasınınincelenmesi sonucu verilen karara bağlı olarak değerlendirileceğinden bu ihlaliddiası yönünden ayrıca inceleme yapılmamıştır. Başvurucuların diğer ihlaliddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Eşitlik İlkesininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
19. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıklarıgiderim taleplerinin mukim oldukları köyün tamamen boşaltılmamış olduğugerekçesiyle reddedildiğini ancak aynı yerleşim yerinden, önceki bir tarihtebaşvuruda bulunanlar hakkında, Komisyonun tazminat ödenmesi yönünde kararverdiğini ve yargı mercilerince bu kararlar konusunda araştırma ve incelemeyapılmayarak davalarının reddine hükmedildiğini, bu nedenle makul ve objektifbir sebep bulunmamasına rağmen tazminat ödenmemesi yönünde kararlar alındığınıbelirterek, Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlaledildiğini iddia etmişlerdir.
20. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminattaleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası dahaönce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılıkyapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtileniddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamışoldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (MesudeYaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,§§ 39-44).
21. Somut başvurular açısından yapıldığı iddia edilenayrımcılığın hangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı,belirtilen iddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıtsunulmadığı gibi farklı karar verilmesini gerektiren bir yön debulunmamaktadır.
22. Açıklanan nedenlerle başvurucuların eşitlik ilkesinin ihlaledildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Tarafsız MahkemedeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
23. Başvurucular, idare tarafından sunulan ve kendilerine tebliğedilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemelerin tarafsız olmadığını iddiaetmişlerdir.
24. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, benzeriddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimintarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde, yargılamayı yürütenhâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişiselbir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusuolduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından, başvurucularınanılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, §§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).
25. Somut başvurular açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkinkarineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı kararverilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
26. Açıklanan nedenlerle başvurucuların tarafsız mahkemedeyargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
ii. Çelişmeli Yargılama veSilahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
27. Başvurucular sundukları bilgi, belge ve deliller nazaraalınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendilerine tebliğ edilmeyenbelgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemeleri tarafından davalarının reddinekarar verildiğini belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahlarıneşitliği ilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
28. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeliyargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha öncebireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanunkapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdasedilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamenboşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti içinde bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bubelgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarınaaktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç İlk DereceMahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir.Başvurucuların, temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgelerışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürmeimkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyandilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulanbelgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkikve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyalarıkapsamından, başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin birimkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından, başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (MesudeYaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin,§§ 70-72).
29. Somut başvurularda, yukarıda değinilen ilkeler ışığındayapılan incelemelerde başvurucuların usule ilişkin bir imkândan mahrumbırakılmadığı ve başvurucular açısından farklı karar verilmesini gerektiren biryön de bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
30. Açıklanan nedenlerle başvurucuların çelişmeli yargılama vesilahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
iii. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
31. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüklerigiderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesindetanımlanan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir.
32. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılamasürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
33. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasının ilgili bölümü şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
34. Somut davalara bir bütün olarak bakıldığında Komisyonabaşvuru tarihleri (bkz. ekli tablonun C satırı)ile nihai karar tarihleri (bkz.ekli tablonun G satırı) arasında geçen ve ekli tablonun H satırında her birbaşvuru için ayrı ayrı toplam süreleri belirtilen yargılama sürelerinde,uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespitedilemediğinden, başvurular açısından farklı karar verilmesini gerektiren biryön de bulunmadığından yargılama sürelerinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.
35. Açıklanan nedenlerle başvurucuların makul sürede yargılanmahaklarına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından,başvuruların bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
iv. Hakkaniyete UygunYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
36. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıklarıbaşvurunun 14/7/1993 tarihinde terör örgütü üyelerince hısımları E.B.nin öldürülmesi ve M.B.ninyaralanması noktasındaki özel durumları dikkate alınmaksızın, Mahkemece mukimoldukları köyün tamamen boşaltılmamış olduğu şeklindeki nesnel ölçüttenhareketle reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlananhakkaniyete uygun yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
37. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmışmaddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukukkurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıklailgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuruincelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit vesonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatasıiçermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindekibaşvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesince esas yönündenincelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz,B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
38. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde terör dışındaki ekonomikve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendiistekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıklarızararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.
39. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikleekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklananzararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazminedilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdas edilmesizorunlu görünmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının, yerleşim yerindesürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim yeriniterk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyletoplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepkigöstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişidenkişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranıntamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadecegeçici köy korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasınızorunlu görerek, güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmenboşalmış olması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilmeolanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece oluşturulduğundanhareketle 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idarece ödenmesineyasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemişlerdir (Mesude Yaşar, §§ 89, 90; CahitTekin, §§ 84, 85).
40. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerinbelirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu veKanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ilebu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somutolayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derecemahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha öncebireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak AnayasaMahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilenhususlara ilişkin iddiaların, maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanmasıve uygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gerekenhususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucunavarılmıştır (Sabri Çetin, §§45-50). Bu konudaki takdir esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraberderece mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası içermesi durumunda, anayasalbir temel hak veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasındafarklı bir değerlendirme yapılması gerekebilecektir (Mesude Yaşar, § 93; CahitTekin, § 88).
41. Başvurucuların, hısımları olduğunu iddia ettikleri kişilerinterör örgütünce öldürüldüğü veya yaralandığı, bu nedenlerle güvenlik kaygısıylaköylerini terk ettikleri, bu çerçevede oluşan zararlarının, 5233 sayılı Kanunkapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürdükleri ve belirtilen vakıayailişkin tutanaklar ile soruşturma evraklarını Derece Mahkemelerine ibraz ederekyerleşim yerlerini terör olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeni ileterk ettikleri noktasındaki öznel durumlarının dikkate alınmasını talepettikleri anlaşılmaktadır.
42. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılıKanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 46. maddesinin (1) numaralıfıkrasında yer alan hükümler gözetildiğinde bireysel başvuruda bulunacaklarınbaşvuruya konu ettiği kamu gücü işlemi, eylemi ya da ihmali nedeniyle yakişisel olarak doğrudan etkilenmiş olması ya da başvurucu ile doğrudan mağdurarasında şahsi ve özel bir bağın bulunması gerekir (Türk Pediatrik Onkoloji Grubu Derneği, B. No: 2012/95,25/12/2012, § 21).
43. Aile bireylerinden birisi insan hakları ihlalinden dolayımağdur olduğunda başvurucunun maruz kaldığı sıkıntı, insan hakkı ihlalininmağduru olan kişinin akrabasında kaçınılmaz olarak meydana geldiği kabul edilenduygusal çöküntüden daha farklı bir boyut ve karakter arz eden özel nedenlerinvarlığını gerektirir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Çakıcı/Türkiye, B. No: 23657/94, 8/7/1999,§ 98; İpek/Türkiye, B. No:25760/94, 17/2/2004, § 181).
44. Başvurucunun, yakınının mağduriyeti nedeniyle etkilenmiş vekendi hayat akışına yön vermiş olduğunun kabulü için yaşanan olay sonucundaduyulan üzüntünün ötesinde yakınının başına gelen hadise sebebiyle başvurucudaoluşan algı, bu algının meydana gelmesinde temel teşkil eden özel bağ vealgının yoğunluğu hakkında açıklamada ve kanıtlamada bulunulması gerekmektedir(Sahibe Çelik ve Necla Çelik, B.No: 2013/4899, 20/1/2015, § 48).
45. Anayasa Mahkemesinin 9/6/2015 tarihli yazısı ilebaşvuruculardan, başvuru formunda ileri sürülen iddialarını ispat etmeyeyönelik hısımları olduğu belirtilen ve mağdur olduğu beyan edilen kişiler ilebaşvurucular arasında şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair elverişli delilleriMahkemeye sunması istenmiştir.
46. Başvurucular 7/7/2015 tarihli dilekçeleri ile, bu kişilerile aralarındaki şahsi ve özel bağı belirtmeksizin ve hısım olduklarını iddiaetmeden anılan kişilerin öldürüldüğünü veya yaralandığını beyan etmiş; ölüm veyaralanma olayına ilişkin tutanak sunmuşlardır.
47. Bu çerçevede başvurucuların nüfus kayıt örneklerinden hısımoldukları tespit edilemeyen ve köy sakinlerinden olduğu anlaşılan kişilerinyaralanması ve öldürülmesi iddiaları hakkında, Anayasa Mahkemesi tarafındanbaşvuruculara yazılan müzekkereye cevap olarak başvurucuların, bu kişiler ilearalarındaki ilişkide şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair herhangi bir bilgiveya belge sunmadığı, anılan kişilerin isimlerini zikrederek yaralandığı veyaöldürüldüğünü belirtmekle yetindiği, mağdur olduğu beyan edilen kişilerinbaşına geldiği iddia edilen olay neticesinde başvurucularda oluşan algı, bualgının oluşmasında temel teşkil eden özel nedenler ve algının yoğunluğu konusundabaşvurucuların yeterince açıklıkta beyanlarının bulunmadığı tespit edilmiştir.Bu tespit karşısında başvurucuların talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamındadeğerlendirilebilmesinin, yerleşim yerini terör eylemleri veya terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle terk edip etmedikleri noktasındanesnel ölçütten farklı bir karine veya ölçüt arayışına girilmesini gerektirecekboyuta ulaşmadığı anlaşılmaktadır.
48. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından, başvurularınbu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
v. Gerekçeli KararHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
49. Başvuru formları ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir nedeninin de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bukısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
50. Başvurucular 14/7/1993 tarihinde terör örgütü mensuplarıtarafından köye yapılan baskında konutlarına ağır silahlarla saldırıdabulunulduğunu, konutlarının hasar gördüğünü, bu iddiaları hakkında hiçbirdeğerlendirme yapılmaksızın davalarının reddedildiğini iddia etmişlerdir.
51. Gerekçeli karar hakkı adil yargılanma hakkının somutgörünümlerinden biridir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarıncainceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHMiçtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alanve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçelikarar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara Anayasa'nın 36.maddesi kapsamında yer vermektedir (GüherErgun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
52. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hakniteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekildeyararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerdenbirisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü kararlarınıngerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak aramahürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §30).
53. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanmahakkının unsurlarından birisi olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklindeanlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı, kararınniteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık biryanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsızbırakılmış olması, bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda TurizmPazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2013/1213,4/12/2013, § 26).
54. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerininayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerinonama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmakla beraber (Aziz Turhan, B. No: 2012/1269, 8/5/2014, §53), başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin detartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvurularıyla başvurucuların usuli haklarının ihlal edildiğine yönelik somutşikâyetlerinin temyiz incelemesinde tartışılmaması veya yargı mercileritarafından resen dikkate alınması gereken hükümlerin gerekçesi açıklanmaksızınuygulanmaması gerekçeli karar hakkının ihlali olarak görülebilir (Mustafa Kahraman, B. No: 2014/2388,4/11/2014, § 37).
55. AİHM’e göre mahkemeler ve yargımercileri verdikleri kararlarda yeterli gerekçe göstermelidir. Gerekçe göstermeyükümlülüğünün kapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve davaya konu olayıniçinde bulunduğu şartlar ışığında değerlendirilerek belirlenir (Higgins ve diğerleri /Fransa, B. No:134/1996/753/952,19/2/1998, § 42).
56. Bir mahkeme kararının gerekçesi, o davaya konu maddiolguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere vehukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; maddi olgular ile hükümarasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların hangi nedenle haklı veyahaksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunlukdenetimini yapabilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmünhangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini kuşkuya yer vermeyecek açıklıktagösteren bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur (Nurten Esen, B. No: 2013/7970, 10/6/2015, § 56).
57. Somut olaylarda başvurucular, yerleşim yerleri olan Sarıyayla köyü Yıldızkayamezrasına terör örgütü üyeleri tarafından 14/7/1993 tarihinde baskındüzenlendiğini, ağır silahlarla ateş açılması nedeniyle konutlarının zarargördüğünü, bu şikâyetlerini dava ve temyiz dilekçelerinde ileri sürmelerinerağmen iddiaları hakkında bir değerlendirme yapılmasızınyargılama mercilerincekarar verildiğini iddiaetmişlerdir.
58. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda,Komisyon kararlarında (bkz. § 9)başvurucuların iddiaları hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmadığı tespitedilmiştir.
59. İdare Mahkemesi kararlarında (bkz. § 10) başvurucularınkonutlarının zarar gördüğü yönündeki iddiaları hakkında herhangi birdeğerlendirme yapılmayarak davaların reddine karar verilmiş, kanun yolumercilerince de İlk Derece Mahkemesi kararları onanmıştır (bkz. § 11).
60. Başvurucular, iddialarına dayanak olarak olay yeri tespittutanağı sunmuşlardır. Jandarma astsubay kıdemli çavuş, uzman jandarma I.kademeli çavuş, jandarma binbaşı, jandarma onbaşı ve jandarma er rütbelerinihaiz sekiz görevli tarafından düzenlenen 14/7/1993 tarihli olay yeri tespittutanağının ve iki sayfalık ek krokisinin incelenmesinden, tutanakta olaylarınmeydana geliş şeklinin izah edildiği, olay yeri krokisine çizilen ev figürleriüzerine ev sahipleri oldukları belirtilen kişilerin adlarının yazıldığı, terörörgütü üyelerince saldırılan evlerdeki kurşun izlerine ve roket atar izlerinekrokiye işlenmek suretiyle yer verildiği tespit edilmiştir.
61. Olay yeri tespit tutanağının ve krokisinin incelenmesindenbaşvurucunun babası olan S.D.nin evinin krokidebelirtildiği, eve isabet eden kuşun izlerine işaret edildiği tespit edilmiştir.
62. Olay tarihinde on ve on iki yaşlarında olan başvurucularınnüfus kayıtlarının incelenmesinden;
i. Başvurucu Abdurrahman DİL'in 1981doğumlu olduğu, 2001 yılında evlendiği, başvurucunun evlenme tarihine kadar1999 ve 2001 doğumlu çocuklarının bulunduğu tespit edilmiştir. 14/7/1993tarihli olayın yaşandığı tarihte on iki yaşında olan başvurucunun anılandönemde evli olmadığı gibi bu dönemde çocukları da bulunmadığından başvurucununolay tarihinderesmî nikâh ya da fiilî birliktelikkapsamında eş ve çocuklardan oluşan aile hayatı içinde olmadığı,
ii. Başvurucu Mehmet Sait DİL'in 1983doğumlu olduğu, 2005 yılında evlendiği, başvurucunun evlenme tarihine kadar2002 ve 2004 doğumlu çocuklarının bulunduğu tespit edilmiştir. 14/7/1993tarihli olayın yaşandığı tarihte on yaşında olan başvurucunun anılan dönemdeevli olmadığı gibi bu dönemde çocukları da bulunmadığından başvurucunun olaytarihinde resmî nikâh ya da fiilî birliktelik kapsamında eş ve çocuklardanoluşan aile hayatı içinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
63. Olay yeri tespit tutanağında ve krokisinde başvurucularınadlarının geçmediği, herhangi bir evin sahibi olduklarının belirtilmediğianlaşılmakla birlikte olay tarihinde on ve on iki yaşlarında olanbaşvurucuların anne, baba ve kardeşlerinden oluşan aileleri ile birlikteyaşıyor olmalarının kuvvetle muhtemel olduğu kanaatine varılmıştır.
64. Başvurucular, terör örgütü mensupları tarafından yerleşimyerlerine yapılan baskında konutlarının zarar gördüğü ve bu durumlarındankaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köylerinden göç ettikleri yönündekiiddialarını Derece Mahkemeleri önünde ileri sürmüş iseler de kararlarıngerekçesinden (bkz. § 10) iddialarının tam olarak karşılanmadığı anlaşılmaktaolup kanun yolu merciince de anılan konu hakkında değerlendirme yapılmamıştır(bkz. § 11). Başvurucuların yargılama aşamalarında ileri sürdükleri fakatvarılacak sonuç bakımından önem arz edebilecek bu husus hakkında herhangi birdeğerlendirme yapılmaması, başvurucuların olay tarihindeki yaşları ile dosyakapsamında mevcut diğer bilgi ve belgeler dikkate alındığında, olaylarınyaşandığı yıllarda aileleri ile yaşama ihtimali yüksek olan başvurucuların,babalarının konutuna yapılan saldırı sonucu yerleşim yerlerini terk ettikleriiddiaları hakkında inceleme yapılmaksızın hüküm kurulması nedeniyle kararlarınyeterli gerekçe ihtiva etmediği sonucuna varılmıştır.
65. Başvurucuların yerleşim yerlerine terör örgütü üyeleritarafından yapılan baskında konutlarına ağır silahlarla saldırıda bulunulduğu,konutlarının hasar gördüğü, bu olaydan kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyleköylerini terk ettikleri konusunda başvurucuların olay tarihindeki yaşları vebaşvurucuların babalarının evinin hasara uğradığına dair kayıt (bkz. § 61)dikkate alınarak başvurucuların iddiaları hakkında değerlendirmede bulunulmasıgerekirken başvurucuların iddiaları hakkında hiçbir inceleme yapılmaksızındavaların reddine karar verilmesi, adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçelikarar hakkının ihlal edilmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır.
66. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçelikarar haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
67. Başvurucular ayrıca, 14/7/1993 tarihinde terör örgütümensupları tarafından köylerine yapılan baskında büyükbaş ve küçükbaşhayvanlarının telef olduğunu belirterek mülkiyet haklarının ihlal edildiğini,bu iddiaları hakkında hiçbir değerlendirme yapılmaksızın davalarınreddedildiğini iddia etmişlerdir.
68. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda,Komisyon kararlarında (bkz. § 9), İdareMahkemesi kararlarında (bkz. § 10), kanun yolu denetimi sonrasında hükmedilenilamlarda (bkz. § 11) başvurucuların iddiaları hakkında herhangideğerlendirmede bulunulmadığı tespit edilmiştir.
69. Başvurucular, hayvan zararlarının varlığı konusunda delilolarak olay yeri tespit tutanağı sunmuşlardır (bkz. § 60). 14/7/1993 tarihliolay yeri tespit tutanağında “... Sasonilçesi, Sarıyayla köyü, Yıldızkayamezrasının sayıları tespit edilemeyen bir grup PKK terör örgütü militanlarıncabasıldığı...mezrada bulunan evlerin çevresindeki ağaç çitlerden yapılan hayvanbarınaklarının içerisinde bulunan 8 (sekiz) inek ile 97 (doksan yedi) koyun vekeçinin telef olduğu...”nun belirtildiği,olay yeri tespit tutanağının iki sayfalık ek krokisinin incelenmesinden telefolan hayvanlara ilişkin kayıtlara yer verildiği tespit edilmiştir.
70. AİHM, Şükrü Boğuş vediğerleri ((k.k.), B. No: 54788/09,28/6/2011) kararında başvurucuların taleplerinin kanıt yokluğu nedeniyle AğrıZarar Tespit Komisyonu tarafından reddedilmesi hakkında incelemede bulunmuş vebaşvurucuların iddiaları hakkında tek delilin, Cumhuriyet'in ilanından 1993yılına kadar başvurucuların olağanüstü hâl ilan edilen bölgede yaşadıklarınınmuhtar tarafından onaylanan belge olduğunu tespit etmiş ve sonuç olarakbaşvuruların açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatine varmıştır.
71. AİHM, Elif Akbayır ve diğerleri/Türkiye ((k.k.), B. No: 30415/08,28/6/2011) kararında 5233 sayılıKanun’un kabul edilmesiyle uygulamaya konulan yeni giderim usulününincelenmesinde, olay ve olguların meydana geldiği dönemde başvurucunun çok gençyaşta olduğu veya başvurucunun doğum tarihinin bu dönemden sonraki bir zamanadenk gelmesi dikkate alındığında, komisyonlarca ilgilinin tek başınayaşamasının veya mülklere sahip olmasının mümkün olamayacağı yönünde bir sonucavararak aynı aile fertleri tarafından çok sayıda talepte bulunulması nedeniyletazminat taleplerinin reddedildiği durumların mevcut olduğu tespitindebulunmuştur.
72. Başvurucular, telef olan hayvanların sahibi olduklarıkonusunda delil olarak 24/6/2015 tarihli ve Sarıyaylaköyü muhtarı ile köy halkından altı kişi tarafından imzalanan tutanağı ibrazetmişlerdir. Bu tutanakta 14/7/1993 tarihinde terör örgütü üyeleri tarafındanköye baskın yapıldığı, bu baskında sekiz inek ile doksan yedi koyun ve keçinintelef olduğu, telef olan bu hayvanların, tutanakta isimleri belirtilen vebaşvurucuların da aralarında bulunduğu on iki kişiye ait olduğu beyanı yer almaktadır.Hayvanların terör örgütü mensuplarınca telefedildiği iddiası hakkında başvurucular tarafından olay yeri tespit tutanağısunulduğu (bkz. § 69), başvurucuların telef edilen hayvanların sahibi olduklarıiddialarını destekleyici tek belgenin 24/6/2015 tarihli tutanak olduğu, anılantutanak dışında ilçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünde herhangi bir kayıtbulunduğuna dair belge sunulmadığı ya da bir beyanda da bulunulmadığıanlaşılmakla birlikte olay tarihinde on ve on iki yaşlarında olanbaşvurucuların nüfus kayıtlarının incelenmesindenanne,baba ve kardeşlerinden oluşan aile birlikteliği içinde oldukları (bkz. §§62-63) tespit edilmiştir. Başvurucuların terör örgütü mensupları tarafındanyerleşim yerlerine yapılan baskında hayvanlarının telef olduğu, anılan olaysonucu başvurucuların yerleşim yerlerini terk ettikleri iddiaları hakkındainceleme yapılmaksızın hüküm kurulması nedeniyle kararların yeterli gerekçeihtiva etmediği sonucuna varılmıştır.
73. Başvurucuların yerleşim yerlerine terör örgütü üyeleritarafından yapılan baskında büyükbaş ve küçükbaş hayvanlarının telef edildiği,bu olaydan kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köylerini terk ettiklerikonusunda, başvurucuların olay tarihindeki yaşları dikkate alındığında beyanedilen hayvanlara sahip olup olamayacakları, olay tarihinde yaşı küçük olanbaşvurucuların geçimini temin etmek konusunda fiil ehliyetlerinin genişlediği durumunmevcut olup olmadığı, aynı mülk iddiaları için başvurucuların aile fertleritarafından yapılan başvuruların bulunup bulunmadığı gibi hususlar dikkatealınarak, başvurucuların iddiaları hakkında değerlendirmelerde bulunulmasıgerekirken, başvurucuların iddiaları hakkında hiçbir inceleme yapılmaksızındavalarının reddine karar verilmesi adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçelikarar haklarının ihlal edilmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır.
74. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli kararhaklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un50. Maddesi Yönünden
75. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
76. Başvurucular, başvuru formlarında belirttikleri madditazminat miktarlarının ödenmesi talebinde bulunmuşlardır.
77. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlaledildiği sonucuna varılmıştır.
78. Gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundanihlal kararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Batman İdareMahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
79. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucuların uğradıklarını iddia ettikleri maddi zarar ile tespit edilenihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucuların bu konuda herhangi birbelge sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat taleplerinin reddine kararverilmesi gerekir.
80. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderininbaşvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucuların adli yardım taleplerinin KABULÜNE,
B. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Batmanİdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,
F. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderininBAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
24/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sıra
1
2
A
Başvuru
Numarası
2013/5163
2013/5211
B
Başvurucu
ve
T.C.
Kimlik No
Abdurrahman DİL
Mehmet Sait
DİL
C
Komisyona Başvuru Tarihi ve Dosya Kayıt Numarası
5/9/2007
13. 326
5/9/2007
13. 324
D
Komisyon Karar Tarihi ve Numarası
7/1/2011
2011/1-156
7/1/2011
2011/1-213
E
Dava
Tarihi
24/3/2011
24/3/2011
F
Yerel Mahkeme
Karar Tarihi
25/11/2011
25/11/2011
G
Temyiz Yolu Karar Tarihi
31/1/2013
31/1/2013
H
İdari ve Yargısal
Süreçte Geçen
Toplam Süre
5 yıl
4 ay
5 yıl
4 ay