TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ABDULAZİZ ŞENYİT VE ŞÜKRÜYE ŞENYİT BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/5592)
Karar Tarihi: 14/4/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Raportör
:
Yakup MACİT
Basvurucular
:
1. Abdulaziz ŞENYİT
2. Şükrüye ŞENYİT
Vekili
:
Av. Rehşan BATARAY SAMAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında zarartespit komisyonuna yapılanbaşvurunun reddedilmesinedeniyle açılan davada mahkemenin delilleri eksik ve hatalı değerlendirerekkanuna ve usule aykırı karar vermesi nedeniyle adil yargılanma hakkının,Danıştay onama ve karar düzeltme ilamlarında esasa etkili itirazlarıncevaplanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, yargılamanın uzun sürmesinedeniyle makul sürede yargılanma hakkının, belli bir ırka mensubiyettendolayı maddi ve manevi zarara uğranılması nedeniyle de eşitlik ilkesinin ihlaledildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 22/7/2013 tarihinde Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 29/11/2013 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 15/6/2015 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 11/8/2015 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş19/8/2015 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlığıngörüşüne karşı beyanlarını 3/9/2015 tarihinde sunmuşlardır.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucuların müşterek çocuğu M.Ş. hakkında, DiyarbakırDevlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcılığının 1/10/1996 tarihli veE.1996/1156, K.1996/430 sayılı soruşturma dosyasında, M.Ş.nin21/4/1996 tarihinde Diyarbakır ili Lice ilçesi Mermer Jandarma Karakoluyakınlarında güvenlik kuvvetleri ile girdiği silahlı çatışmada ölü olarak elegeçirildiği belirtilerek takipsizlik kararı verilmiştir.
9. Başvurucular müşterek çocukları M.Ş.nindemircilik işiyle uğraştığını, kimseyle husumetinin olmadığını, 21/4/1996tarihinde işten çıkıp evine gelirken sivil polisler tarafından gözaltınaalındığını, eve dönmeyince karakol ve hastanelere başvurduklarını, DiyarbakırDevlet Hastanesinde cesedini teşhis ettiklerini, çocuklarının gözaltınaalındıktan sonra öldürüldüğünü, olayın faillerinin belirlenemediğini, ölümdendevletin sorumlu olduğunu belirterek 5233 sayılı Kanun uyarınca 25/7/2005tarihinde Diyarbakır Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon)başvurmuşlardır.
10. Komisyonun 4/8/2006 tarihli ve 2006/4-6311 sayılı kararında,başvurucuların tazminat talebi reddedilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"...
5233 sayılı Kanun kapsamında başvuranlarındosyasında bulunan belgelerin 4/10/2004 tarihli ve 2004/7955 sayılı Yönetmelikhükümlerinde belirtilen şartlara uygun olması nedeniyle yapılan incelemede, M.Ş.nin PKK terör örgütü üyesi olduğu, güvenlikkuvvetlerinin "DUR" ihtarına ateşle karşılık verdiği ve güvenlikkuvvetleri ile girdiği silahlı çatışmada öldüğü tespit edildiğinden, ölümününkendi kusurundan kaynaklandığı anlaşılmakla 5233 sayılı Kanun'un 2. maddesinin(f) bendi gereği tazminat talebinin reddine, komisyonumuzca kararverildi."
11. Başvurucular, çocuklarının örgüt üyesi olduğu ve çatışmasonucu öldürüldüğü iddialarının doğru olmadığını, Komisyonun hukuka uygun birşekilde araştırma yapmadığını ve tarafsız olmadığını belirterek kararın iptaliiçin Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde iptal davası açmışlardır.
12. Mahkeme 22/4/2008 tarihli ve E.2007/91, K.2008/593 sayılıkararıyla davayı reddetmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"...
5233 sayılı Kanun hükümlerindenfaydalanabilmek için; meydana gelen zararın ya bizzat terör eylemi sebebiyleoluşması ya da terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyleoluşması gerekmekte olup, davacının terör örgütü mensubu olup olmadığınıntespiti için dosyadaki belgelerinincelenmesinden;
21/4/1996 tarihli olay yeri tespittutanağında, Küçükakören Köyü Ambarçayıköprüsü mevkiinde saat 01:30 sıralarında silahlı bir şahsın devriyeyi görerekkaçmaya başladığı, kaçan şahsa dur ihtarı yapıldığı, silahla ateş ederekkarşılık vermesi üzerine çıkan çatışmada şahsın ölü olarak ele geçirildiği…şahsın 1.60-1.65m. boylarında, 55-60 kg. ağırlığındave 18-19 yaşlarında erkek olduğu… üzerinde haki yeşil elbise, spor ayakkabısıyanında bir adet kaleşnikof marka silah ve örgütseldoküman bulunduğunun belirtildiği,
Olay yeri krokisinde 1 teröristin yanındakisilah ve dökümanlarla ölü olarak ele geçirildiğiningösterildiği,
24/4/1996 tarihli Ölü Muayene ve OtopsiTutanağında; 21/4/1996 günü Mermer karakolu yakınlarında meydana gelen silahlıçatışmada ölü olarak ele geçirilen PKK üyesi 1 kişinin otopsisinin yapıldığı,...kimliği T.B. olarak tespit edilen cesedin kesin ölüm nedeninin ateşli silahyaralanması sonucu beyin harabiyeti, göğüs ve karıniç kanamasından olduğunun belirtildiği,
26/4/1996 tarihli Diyarbakır CumhuriyetBaşsavcılığının görevsizlik kararında maktül M.Ş.nin askerlerle girdiği silahlı çatışma neticesindeöldürüldüğü, …yasa dışı PKK örgütü üyesi olduğu… olayın terör amacıylagerçekleştirildiği anlaşıldığından hazırlık evrakının görevli Diyarbakır DGMCumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verildiği,
1/10/1996 tarihli Diyarbakır CumhuriyetBaşsavcılığının takipsizlik kararında maktül-sanık M.Ş.nin Küçükakören Köyü Ambarçayı köprüsü yakınlarında karşılaştığı yol emniyetdevriyesi görevini ifa eden güvenlik kuvvetlerinin dur ihtarına silahlakarşılık vermesi üzerine çıkan silahlı çatışma sonucu üzerinde bulunan silah veörgütsel dökümanlarla birlikte ölü olarak elegeçirildiği tüm evrak kapsamından anlaşıldığından tahkikata yer olmadığınakarar verildiği anlaşılmaktadır.
5233 sayılı Kanun terörden ve terörlemücadeleden zarar gören kişilerin zararlarını ödemeye münhasır çıkartılmış birkanundur. Kanunun genel gerekçesinde de belirtildiği üzere; terörün bütün toplumayönelmiş bir tehdit olması sebebiyle zararın kendi fiilisonucudeğil, sadece toplumun bir bireyi olmasından dolayı meydana gelmesi nedeniyleödenmesi amaçlanmıştır. Ancak yukarıda yer alan muafiyet maddesinde debelirtildiği üzere, zarar kendi fiili sebebiyle veyaterörya da teröre yataklık suçu nedeniyle oluşmuş ise bu kişilerin zararlarınınkarşılanması hukuken mümkün görülmemektedir.
Bütün bu maddi ve hukuki olay birliktedeğerlendirildiğinde; murisin yasadışı terör örgütü üyesi olduğu ve güvenlikgüçleriyle girdiği silahlı çatışmada öldüğü hususu göz önüne alındığında, buölüm sebebiyle davacıların zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamındakarşılanması mümkün olmadığından, bu yönde tesis edilen işlemde hukukaaykırılık görülmemiştir.
Davacılar tarafından, murisleri M.Ş.nin 21/4/1996 tarihinde işten eve giderken sivilgiyimli, ellerinde telsiz bulunan iki kişi tarafından resmi polis aracınabindirilerek gözlem altına alındığı ve gözlem altındayken öldürüldüğü, terörörgütüyle hiçbir bağlantısının olmadığıiddiaedilmekte ise de dosyada bu iddiaları kanıtlamaya yetecek nitelikte bilgi vebelge bulunmamaktadır.
..."
13. Başvurucuların temyizi üzerine karar, Danıştay Onbeşinci Dairesinin 21/3/2012 tarihli ve E.2011/9606,K.2012/1343 sayılı ilamıyla onanmıştır.
14. Karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 13/3/2013 tarihli veE.2012/8991, K.2013/1893 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.
15. Ret kararı 26/6/2013 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiş,22/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
B. İlgili Hukuk
16. 5233 sayılı Kanun'un 1. maddesi şöyledir:
"Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veyaterörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zararauğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleribelirlemektir."
17. 5233 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ilgili kısımlarışöyledir:
"Bu Kanun, 3713 sayılı TerörleMücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına gireneylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarargören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkinhükümleri kapsar.
Aşağıda belirtilen zararlar bu Kanunun kapsamıdışındadır:
...
e) Kişilerin kendi kasıtları sonucunda oluşanzararlar.
f) 3713 sayılı Kanunun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamındaki suçlar ile terörolaylarında yardım ve yataklık suçlarından mahkûm olanların bu fiillerindendolayı uğradığı zararlar.
..."
18. 5233 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi şöyledir:
"Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara başvurmaları hâlinde,19.7.1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih arasında işlenen 3713sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamınagiren eylemler veya anılan tarihler arasında terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzelkişilerinin maddî zararları hakkında da bu Kanun hükümleri uygulanır."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
19. Mahkemenin 14/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
20.Başvurucular müşterek çocuklarının ölümü nedeniyle maddi vemanevi zarara uğradıklarını, Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülensoruşturmada verilen takipsizlik kararına dayanarak İdare Mahkemesinin davayıreddettiğini ancak çocuklarının çatışmada öldüğü iddiasının doğru olmadığını,terör örgütü üyesi de olmadığını, demircilik işindeçalıştığını,21/4/1996 tarihinde işten çıkıp evine doğru gelirken sivil polisler tarafındangözaltına alındığını, eve dönmeyince karakol ve hastanelere başvurduklarını veDiyarbakır Devlet Hastanesinde cesedini teşhis ettiklerini, çocuklarınıngözaltına alındıktan sonra öldürüldüğünü, olayın faillerinin belirlenemediğini,ölümden devletin sorumlu olduğunu, davada delil olarak değerlendirilensoruşturma dosyasında ölüm olayının etkili bir şekilde araştırılmadığını,1990'lı yıllarda Kürt vatandaşlarının yoğun olarak yaşadığı bölgelerde failimeçhul ölümlerin olduğunu, birçok olayda mağdur veya maktullerin çatışmadaöldürülmüş gösterildiklerini, güvenlik güçlerinin olayın faili olması nedeniyleolayların birçoğunun aydınlatılmadığını, bu konuda gerçeğe aykırı belgelerdüzenlendiğini, o dönemde güvenlik kuvvetlerinin işlediği suçlara karşıcezasızlık politikası yürütüldüğünü, 5233 sayılı Kanun'un çıkarılış amacı gözönüne alındığında tazminat talebinde bu hususlarındikkate alınması gerektiğini, idarenin kusursuz sorumluluğu gereği uğranılanzararı tazmin etmek zorunda olduğunu, tazminat taleplerine ilişkin etkili veciddi bir araştırma yapılmadığını, bu konuda tanık dinlenmediğini, olayınmahiyeti gereği başvuruculardan belge sunulmasının beklenemeyeceğini, DGMCumhuriyet Başsavcılığıtarafından yürütülen eksik veyetersiz soruşturmanın da karara esas alındığını, vatandaşlarının cangüvenliğini koruma sorumluluğu olan devletin yükümlülüğünü yerine getirmediğigibi doğrudan maktulün yaşam hakkını ihlal ettiğini, yargılamanın makulsayılmayacak şekilde uzun sürdüğünü, Kürt kökenli olmaları nedeniyle bu tarz muameleleremaruz kaldıklarını, temyiz ve karar düzeltmeaşamalarında taleplerinin cevaplandırılmadığını belirterek Anayasa'nın 10.,17., 36. ve 40. maddesinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüşler; ihlalin tespiti ile maddi ve manevi tazminata karar verilmesitalebinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların Anayasa'nın 17. maddesininüçüncü fıkrası ve 40. maddesinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğiiddiasının Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.
22. Başvurucular murislerinin gözaltındayken öldüğünü, terörörgütü üyesi olmadığını, ölüm olayında devletin sorumluluğu olduğunu, Savcılıksoruşturmasının olayın aydınlatılmasında etkili ve yeterli olmadığınıbelirterek yaşam hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerse de bu iddialarınözellikle Komisyon ve İdare Mahkemesinin ret kararlarına esas alınan DGMCumhuriyet Başsavcılığının soruşturma dosyasında, ölüm olayının ne şekildemeydana geldiği hususunda yapılan tespitin yargılamada delil olarakkullanılamayacağı olgusuna dayanılarak dile getirildiği, başka bir ifadeyleiddiaların tazminat talebinin kanıtlanması amacıyla ileri sürüldüğü anlaşılmış;bu açıdan yaşam hakkı yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerekgörülmemiştir.
23. Yine başvuru formunda başvurucuların, Mahkemenin davanınçözümü için güvenlik güçlerince düzenlenen resmî belgeler dışında tanık delilinebaşvurmadığını belirttikleri; ancak, somut olarak yargılama sırasında dosyayabildirdikleri herhangi bir tanığın dinlenmediği yönünde iddiada bulunmadıkları,bu açıdan iddianın yargılamada usule ilişkin bir hakkın tanınıp tanınmamasıhususundan ziyade doğrudan yargılamanın sonucuna yönelik olduğu anlaşılmış;buna yönelik şikâyetler silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama hakkıkapsamında incelenmeyerek yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı başlığıaltında değerlendirilmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkinİddia
24. Başvurucular, Kürt kökenli olmaları nedeniyle bu tarzmuamelelere maruz kaldıklarını belirterek Anayasa’nın 10. maddesinde düzenleneneşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
25. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminattaleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası dahaönce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılıkyapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtileniddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamışoldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (MesudeYaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,§§ 39-44).
26. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığayönelik belirtilen iddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıtsunulmadığı gibi farklı karar verilmesini gerektiren bir yön debulunmamaktadır.
27. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların eşitlik ilkesinin ihlaledildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin "açıkça dayanaktanyoksun olması" nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla AdilOlmadığına İlişkin İddia
28. Başvurucular, Mahkemenin, olayın şüphelisi olan yetkililercedüzenlenen tutanak dışındaki ispat araçlarını araştırmadan eksik inceleme ilekarar verdiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
29. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında bireysel başvurularailişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeyetabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların mahkemece kabuledilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,§ 24).
30. Bir anayasal hakkın ihlali iddiasını içermeyen, yalnızcaderece mahkemelerinin kararlarının yeniden incelenmesi talebini içerenbaşvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ile kanun tarafındanMahkemenin yetkisi kapsamı dışında bırakılan hususlara ilişkin olduğu açıktır.Bu kapsamda bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması, hukukkurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabuledilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derecemahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmamasıbireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasa'da yeralan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece vederecemahkemelerinin kararları bariz takdir hatası içermedikçe kararlardaki maddi vehukuki hatalar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede derecemahkemelerinin delilleri takdirinde bariz takdir hatası bulunmadıkça AnayasaMahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, §§ 25, 26).
31. Başvurucuların iddiasının özünün Derece Mahkemelerincedelillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabetbulunmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.Mevcut bilgi ve belgelerden davacılarınmüşterek çocuğu M.Ş.nin güvenlik kuvvetleri ilegirdiği çatışmada ölü olarak ele geçirildiği, 5233 sayılı Kanun'un 2.maddesinin ikinci fıkrasının (e) ve (f)bendi gereği davacıların murisininölümünden dolayı uğranıldığı belirtilen zararların karşılanması istemininreddine ilişkin Komisyon kararında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesinedayanılarak İlk Derece Mahkemesince verilen ret kararında bariz takdir hatasıyapıldığı yönünde bir bulguya rastlanmamıştır.
32. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesikararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlikde içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının da diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin "açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
33. Başvurucular, Danıştay onama ve karar düzeltme ilamlarının,ileri sürdükleri iddia ve dosyadaki maddi olguları karşılayacak nitelikteolmadığını belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
34. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması, kanun yoluna başvurmaolanağını etkili kullanabilmek ve mahkemelere güveni sağlamak açısından, hem tarafların hem kamunun menfaatiniilgilendirmekte olup, kararın gerekçesi hakkında bilgi sahibi olunmaması, kanunyoluna müracaat imkânını da işlevsiz hale getirecektir. Bu nedenle mahkemekararlarının dayanaklarının yeteri kadar açık bir biçimde gösterilmesizorunludur (Tahir Gökatalay,B. No. 2013/1780, 20/3/2014, § 66).
35. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanmahakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiğişeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamıkararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açıkbir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsızbırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun yanısırakanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması daher zaman bu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolumahkemelerince verilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yerverilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olup budurumda üst dereceli mahkeme tarafından önceki mahkeme kararının gerekçesininbenimsendiği kabul edilmelidir (MuhittinKaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi veTicaret Ltd. Şti., B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26).
36. Somut başvuru açısından İlk Derece Mahkemesinin, Savcılıksoruşturma dosyası ve dava dosyası kapsamında yer alan 21/4/1996 tarihli olayyeri tespit tutanağını, olay yeri krokisini, otopsi tutanağını, maktulde elegeçirilen silahları ve örgütsel dokümanları, iddia ve savunma çerçevesindedeğerlendirerek, başvurucuların çocuğunun güvenlik kuvvetleri ile girdiğiçatışmada ölü olarak ele geçirildiği kanaatine ulaştığı ve davanın reddinekarar verdiği; Danıştay Onbeşinci Dairesinin iseMahkemece verilen kararın gerekçesine atıf yapmak suretiyle hükmü onadığı vekarar düzeltme talebini de reddettiği anlaşılmıştır. Başvurucular tarafındantemyiz ve karar düzeltme aşamasında ileri sürülen ve davanın sonucunuetkilediğini iddia ettikleri taleplerin İlk Derece Mahkemesi önünde özüitibarıyla dile getirildiği, Mahkeme kararında bu hususların değerlendirildiği,bu kapsamda temyiz ve karar düzeltme aşamasında davayı esastan etkileyeceknitelikte ayrıca cevaplandırılması gereken herhangi bir iddianın ilerisürülmediği anlaşılmış; bu suretle Danıştay ilamlarının gerekçesiz olduğunayönelik iddianın yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
37. Başvurucuların gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalinolmadığının açık olduğu anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının da diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin"açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
d. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığınaİlişkin İddia
38. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmınınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
39. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıklarıbaşvuruda dava sürecininuzun sürmesi nedeniyle makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
40. Bakanlık görüşünde, makul sürede yargılanma hakkı açısındanbenzer nitelikteki başvurularda verilen kararlar ile mevcut başvurukapsamındaki yargılama dikkate alındığında, önceki kararlardan farklı birneticeye ulaşılmasını gerektirecek bir nedenin bulunmadığı belirtilmiştir.
41. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarda, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler iledavanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecindeKomisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 58-66). Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının daha uzun bir süredegerçekleştiği ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdankaynaklanmadığı durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır (İsmet Kaya,B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).
42. Ancak toplamda sekiz yılın altında gerçekleşen başvurularınkarara bağlanma süresinin her durumda makul olduğu şeklinde bir değerlendirmeyapılması mümkün değildir.Başvurukonusu olaydaki gibi Komisyon aşamasında geçen sürelerden ziyade yargılamaaşamasında geçen sürelerin göreceli olarak uzun olduğu durumlarda ayrıcadeğerlendirme yapılması gerekmektedir.
43. Somut olayda başvurucular tarafından 25/7/2005 tarihindeKomisyona yapılan müracaatta, Komisyonun 4/8/2006 tarihinde talebin reddine kararverdiği, kararın iptali istemiyle 25/1/2007 tarihinde başlatılan yargılamasürecinin ise başvurucuların karar düzeltme talebinin reddine dair Danıştay Onbeşinci Dairesinin 13/3/2013 tarihli ilamı iletamamlandığı, idari ve yargısal sürenin 7 yıl 7 ay olduğu; ancak, başvuruyakonu uyuşmazlığın Komisyon kararının iptaline yönelik olmasına ve davanınesastan çözümünün İlk Derece Mahkemesince yaklaşık 1 yıl 2 ayda tamamlanmışolmasına karşın temyiz ve karar düzeltme talepleri hakkında 4 yıl 10 ay 21 günlüksürede karar verilmiş olduğu, davanın yaklaşık 6 yıl 1 ayda sonuçlandığı,davanın uzun sürmesinden şikâyet eden başvurucuların tutumlarının yargılamanınuzamasına özellikle bir etkisi olduğunun tespit edilmediği, başvurunun kararabağlanma süresi toplamda sekiz yılın altında gerçekleşmiş ise de yaklaşık 6 yıl1 aylık yargılama süresinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu, bu açıdanmakul sürede yargılanma hakkı kapsamında dikkate alınması gereken toplamsürenin yaklaşık 7 yıl 7 ay olduğu sonucuna varılmıştır.
44. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un50. Maddesi Yönünden
45. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
"(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya daedilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. ...
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir."
46. Başvurucular, 75.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminatahükmedilmesini talep etmişlerdir.
47. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
48. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızcaihlalin tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığındabaşvuruculara müştereken net 4.000 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
49. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucuların uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucular bu konuda herhangi bir belgesunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesigerekir.
50. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderininbaşvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın "açıkça dayanaktan yoksun olması"nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkiniddianın "açıkça dayanaktan yoksunolması" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın "açıkça dayanaktan yoksun olması"nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvuruculara net 4.000 TL manevi tazminatın MÜŞTEREKENÖDENMESİNE, tazminata ilişkindiğer taleplerin REDDİNE,
D. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam1.998,35 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Diyarbakır 1. İdare MahkemesineGÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
14/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.