TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ABDURRAHMAN YAMAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/4265)
Karar Tarihi: 8/12/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Nuri NECİPOĞLU
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör Yrd.
:
Tuğba YILDIZ
Başvurucu
:
Abdurrahman YAMAN
Vekili
:
Av. Ahmet KURT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör örgütü üyeleri tarafından kaçırıldığı dikkatealınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle MücadeledenDoğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurununreddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma ve mülkiyet haklarının; retişlemine karşı açılan davaya ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması,makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlaledildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 24/6/2013 tarihinde Batman İdare Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/1/2015 tarihinde,başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.
4. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/1/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından 2/9/2015 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 2/10/2015 tarihli yazısında AnayasaMahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfenbaşvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu; 19/8/1992 tarihinde Batman ili Kozluk ilçesi Kayadibi köyüne minibüs ile gitmekte iken terör örgütümensupları tarafından minibüsün durdurularak içinde yolcu olarak bulunankendisinin ve diğer iki köy korucusu arkadaşının kaçırıldığını, beş günalıkonulduktan sonra serbest bırakıldıklarını, bu özel durumundan kaynaklanangüvenlik kaygısı nedeniyle köyünü terk etmek zorunda kaldığını iddia etmiştir.
9. Başvurucu 1/6/2005 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamınagiren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar TespitKomisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
10. Komisyon 20/10/2009 tarihli ve 2009/2-512 sayılı kararında;terör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılanbaşvuruda bilirkişi heyetince yapılan keşif, tutulan tutanaklar, dosyada yeralan diğer bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi sonucu önceki toplantılarda Kayadibi köyü ve mezralarının boşalıp boşalmadığı ileilgili tereddütlerden dolayı 21/8/2009 tarihinde Jandarma Alay Komutanlığınayazı yazılmış; Jandarmanın 30/9/2009 tarihli yazısında Kayadibiköyü ve mezralarının boşalmadığı, Kayadibi köyü vemezralarında yaşamın devam ettiği ve şahıslara yönelik bir saldırı olmadığıifade edilmiş ve bu nedenle ödeme yapılmamasına, talebin reddine kararverilmiştir.
11. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhineDiyarbakır 1. İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.
12. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinin 27/10/2010 tarihli veE.2010/156, K.2010/2012 sayılı kararı ile davanın reddine hükmedilmiştir.Kararın gerekçesi şöyledir:
“...Dava dosyasının incelenmesinden, Batman İli, Kozluk İlçesi, Kayadibi Köyü Cindo Mezrası'ndameydana gelen terör olayları nedeniyle zarar gördüğünü belirten davacınınuğramış olduğu zararın 5233 sayılı Yasa hükümleri uyarınca tazmini talebiyledavalı idareye başvurduğu, bu başvurunun Batman Valiliği Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığınca KayadibiKöyü ve mezralarının boşalmadığı gerekçesi ile reddedildiği, bunun üzerine deiş bu davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelere göre, mezranın bağlıbulunduğu Kayadibi Köyünde Genel Nüfus Sayımısonuçlarına göre 1990 yılında 418, 1997 yılında 155, 2000 yılında ise 213kişinin yaşadığı, Kozluk İlçesi'ne bağlı tüm köylerde 1990-2000 yılları arasımuhtarlık seçimi yapıldığı görülmüştür.
13. 11.2009 tarihli jandarma tutanağında, KayadibiKöyü'nde yaşayanların 1992 yılında GKK olduğu, ancak bu korucuların birkısmının 19.08.1992 tarihinde terör örgütünce kaçırılması sonucu korucularınduydukları endişe üzerine köyü terketmeleri nedeniile köyde sadece korucu olmayan ailelerin kaldığı, 07.09.2009 tarihli jandarmatutanağında ise, Kayadibi Köyü ve mezralarının genelolarak 1992 yılı ve sonrasında meydana gelen terör olaylarından kısmen etkilendiği,ancak köy ve mezralarından çok büyük çaplı bir göç olayının yaşanmadığı, köy vemezralarından sadece Malaçebi Mezrası'nın sosyal veekonomik nedenlerle zamana dayalı olarak boşaldığı, 15.07.2005 tarihli tutunakta da köy halkının yaşanan olaylar nedeni iletedirgin olduğu ve bu köyden yaklaşık 20-25 ailenin göç ettiğinin belirtildiğianlaşılmaktadır.
Yine dosyada bulunan terör olayları sebebi ile tamamen boşalan-kısmenboşalan ve boşalmayan köyler listesinde Kayadibi KöyüCindo Mezarasının kısmenboşalan köyler listesinde yer aldığı görülmüştür.
Bu durumda davacının ikamet ettiği Kayadibi Köyü Cindo Mezrasınıntamamı ile boşalmadığı, kısmen boşalan yerlerden olduğu sonucuna ulaşıldığındanyukarıda belirtilen hususlar doğrultusunda davacıya bir ödeme yapılmasınaolanak bulunmadığından dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır...”
13. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 6/6/2012 tarihli ve E.2011/4165, K.2012/3888 sayılı ilamı ilekararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiznedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğibelirtilerek onanmasına karar verilmiştir.
14. Başvurucunun karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 23/1/2013tarihli ve E.2012/12126, K.2013/123 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Karardüzeltme kararı, başvurucuya 11/6/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
15. Başvurucu 24/6/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
16. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay OnuncuDairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
17. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılıKanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarışöyledir:
“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölümhâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımısonucunda bulunan miktarın;
a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemeküzere yaralanma derecesine göre,
b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar,
c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katıtutarına kadar,
d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katıtutarına kadar,
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katıtutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenennakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasailişkin hükümleri uygulanır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 8/12/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
19. Başvurucu; terör örgütü mensuplarınca 19/8/1992 tarihindekaçırıldığını ve beş gün alıkonulduktan sonra serbest bırakıldığını, bu olayakabinde köyünü terk ettiğini, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin veakabinde açtığı davanın reddedildiğini, on yıl boyunca mal varlığınaulaşamaması sonucu mülkiyet hakkından yoksun kaldığını ve Derece Mahkemelerininyaptığı hatalı değerlendirme nedeniyle zararının tazmin edilmediğini, Kanun'un amacınave açık lafzına rağmen mağduriyetinin giderilmediğini, sosyal risk ilkesigereğince idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerinegetirememesinden kusursuz sorumlu olduğunu, dosyadaki zarar tespitine ilişkinkeşif tutanağı dikkate alınmadan 19/8/1992 tarihinde kaçırılmasına dair özeldurumu gözönünde bulundurulmadan köyün tamamenboşalmamış olduğu soyut gerekçesine dayanılarak verilen kararın adilolmadığını, yaptığı başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makul süredesonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın35. ve 36. maddelerinde tanımlananhaklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
B. Değerlendirme
20. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun 5233sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtığı davanın reddedilmesinedeniyle Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlaledildiğini iddia ettiği anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucutarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olgularınhukuki tavsifini kendisi takdir eder (TahirCanan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, Mahkemeceverilen ret kararı neticesinde idarenin can ve mal güvenliğini sağlamayükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu maruz kaldığı mülkiyet hakkından yoksunkalma durumu karşısında bir giderim sağlanması imkânının kendisinetanınmadığını belirterek Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyethakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Anılan ihlal iddiaları, hakkaniyeteuygun yargılanma hakkının ihlali iddiasının incelenmesi sonucu verilen kararabağlı olarak değerlendirileceğinden bu ihlal iddiası yönünden ayrıca incelemeyapılmamıştır. Başvurucunun diğer ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altındaincelenmiştir:
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
21. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğügiderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
22. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar, daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında; Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılamasürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
23. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
24. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvurutarihi (1/6/2005) ile nihai karar tarihi (23/1/2013) arasında geçen 7 yıl 7aylık sürede, uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine veözellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespitedilemediğinden ve başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren biryön de bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.
25. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanmahakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Hakkaniyete UygunYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
26. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmınınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
27. Başvurucu, geçici köy koruculuğu yaptığı Batman ili Kozlukilçesi Kayadibi köyüne minibüs ile gitmekte ikenterör örgütü mensupları tarafındanminibüsün durdurularakiçinde yolcu olarak bulunan kendisinin ve diğer iki köy korucusu arkadaşınınkaçırıldığını, beş gün alıkonulduktan sonra serbest bırakıldıklarını, 5233sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun ve açtığı davanın -kaçırılması veuzun süre alıkonulduktan sonra serbest bırakılması noktasındaki özel durumunazara alınmaksızın- kendisine yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısınınbulunmaması gerekçesiyle reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesindetanımlanan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
28. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde terör dışındaki ekonomikve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışındabulundukları yerleri kendi istekleriyle terk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararlarınkapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.
29. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikleekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklananzararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin edilebilecekzararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdas edilmesizorunlu gözükmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşim yerinde sürekliyaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim yerini terk edenkişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyle toplumda oluşankorku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepki göstermesinin mümkün olduğugerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişiden kişiye değişebilen birduygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranın tamamenboşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadece geçici köykorucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasını zorunlugörerek güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen boşalmış olmasıhâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanağını sağlayanasgari güvenlik şartlarının idarece oluşturulduğundan hareket ederek 5233sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idarece ödenmesine yasal olanakbulunmadığı ilkesini benimsemiştir (MesudeYaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 89, 90; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,§§ 84, 85).
30. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerinbelirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu veKanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ilebu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somutolayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derecemahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha öncebireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak AnayasaMahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilenhususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması veuygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gerekenhususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucunavarılmıştır (Sabri Çetin, §§45-50; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/06/2011, § 88). Bu konudakitakdir esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber derece mahkemesikararlarının bariz takdir hatası içermesi durumunda, anayasal bir temel hakveya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklı bir değerlendirmeyapılması gerekebilecektir (Mesude Yaşar,§ 93; Cahit Tekin, § 88).
31. Başvurucunun; terör örgütü mensuplarınca kaçırılmasındankaynaklanan güvenlik kaygısıyla köyünü terk ettiğini ve bu çerçevede oluşanzararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ilerisürdüğü ve belirtilen vakıaya ilişkin tutanaklar ile soruşturma evrakını DereceMahkemesine ibraz ederek yerleşim yerini terör olaylarından kaynaklanan güvenlikkaygısı nedeni ile terk ettiği noktasındaki özel durumunun nazara alınmasınıtalep ettiği anlaşılmaktadır.
32. Bu çerçevede başvurucunun terör örgütü mensuplarıncakaçırılması hakkında yargılama dosyalarındaki somut bulgular, tespittutanakları nazara alındığında belirtilen olay akabinde başvurucunun yerleşimyerinden ayrıldığı iddiası karşısında başvurucunun taleplerinin 5233 sayılıKanun kapsamında değerlendirilebilmesi için nesnel ölçütten yararlanılması tekbaşına yeterli olmayıp terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler nedeniyle yerleşim yerini terk edip etmediği noktasındafarklı bir karine veya ölçüt arayışına girilmesi gerekmesine rağmen DereceMahkemesince anılan incelemelerin yapılmadığı tespit edilmiştir. Talepler hakkındadeğerlendirme yapılırken başvurucunun özel durumunun incelenmesi, Kanun’unamacının yanı sıra terör örgütü mensuplarınca kaçırılan başvurucunun terörolaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı ile yerleşim yerini terk edipetmediği konusundaki maddi vakıanın tespitine de uygun görülmektedir.
33. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesindegüvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.
3. 6216 Sayılı Kanun’un50. Maddesi Yönünden
34. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
35. Başvurucu, başvuru formunda belirttiği maddi ve manevitazminat miktarlarının ödenmesi talebinde bulunmuştur.
36. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkınınihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
37. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunduğundan ihlal kararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzereDiyarbakır 1. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
38. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belgesunmamış olması nedeniyle maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesigerekir.
39. Başvurucunun adli yardım talebi kabul edildiği ve ihlalkararı verildiği için yargılama giderlerinin Maliye Hazinesi üzerindebırakılmasına ve 1.800 TL vekâlet ücretinin başvurucuya ödenmesine kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmaküzere Diyarbakır 1. İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,
F. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderininBAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE8/12/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.