TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ABDULKERİM ANAÇOĞLU VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/15469)
Karar Tarihi: 17/7/2018
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Yılmaz ÇINAR
Başvurucular
:
1. Ebubekir GÜL
2. Hacı Şerif ERİKMEN
3. Serdal KURTOĞLU
4. Fürkan DONKAR
5. Abdulkerim ANAÇOĞLU
Vekili
:
Av. Fatih ŞAHİNLER
Başvurucu
:
6. Metin GÜNEŞ
Vekili
:
Av. Ahmet ARSLAN
Başvurucu
:
7. Serkan DURMAZ
Vekili
:
Av. Ömer TURANLI
Başvurucu
:
8. Ubeydullah ÇELİK
Vekili
:
Av. Osman YALÇIN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedenibulunmaksızın doğal hâkim ilkesine aykırı olarak kurulmuş, tarafsız ve bağımsızolmayan mahkeme tarafından tutuklama yasağı olan bir suçtan yeterli gerekçeiçermeyen kararla tutuklanılması, tutuklamaya itirazüzerine verilen kararların gerekçelerinin ilgili ve yeterli olmaması,soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması, savunmanın hazırlanması için makulsüre verilmemesi, tutuklama kararına karşı etkili başvuru yolu bulunmamasınedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; kanuna aykırı olarak eldeedilen bulguların delil olarak kullanılması, mahkeme kararlarının idaridenetime tabi tutulması nedenleriyle adil yargılanma hakkının, önleme dinlemesiile ilgili bilgi ve belgelerin delil olarak kullanılması, ifşa suçu işlenerekelde edilen belgelerin delil olarak kabul edilmesi nedenleriyle masumiyetkarinesinin ihlal edildiği iddiları ve Anayasa'yaaykırılığı ileri sürülen kanun maddelerinin iptali istemine ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular 25/9/2014 ve 2/10/2014 tarihlerinde yapılmıştır.
3. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemelerinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Yapılan incelemede 2014/15573, 2014/15753, 2014/15474,2014/15473, 2014/15472, 2014/15471 ve 2014/15470 numaralı başvuruların konubakımından aynı nitelikte olmaları nedeniyle 2014/15469 sayılı başvuru ilebirleştirilmelerine ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına kararverilmiştir.
5. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
8. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını AnayasaMahkemesine sunmuşlardır.
III. OLAY VE OLGULAR
9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesindeolaylar özetle şöyledir:
10. Kamuoyunda 17-25 Aralık soruşturmalarıolarak bilinen soruşturmalar esnasında İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbaratŞube Müdürlüğü bünyesinde yapılan -önleme amaçlı- iletişime müdahaleişlemlerinin usulsüz olduğu iddiasına ilişkin olarak İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığı (Başsavcılık) tarafından başvurucular ve diğer ilgililer hakkındabaşlatılan 2014/69722 Soruşturma nolu dosyakapsamında başvuruculardan Serkan Durmaz 5/8/2014 tarihinde, diğer başvurucularise 6/8/2014 tarihinde gözaltına alınmışlardır.
11. Anılan soruşturma kapsamında başvuruculardan Metin Güneş,Ubeydullah Çelik, Abdulkerim Anaçoğluve Serkan Durmaz İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin (Hâkimlik) 8/8/2014 tarihlive 2014/54 Sorgu sayılı kararı ile kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesive kayda alınması suçundan tutuklanmışlardır. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"...soruşturma dosyası içerisinde mevcutdeliller ile T.C. İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliğinin 4/8 sayılı tevdiraporu ve ek tevdi raporlarından da anlaşılacağı üzere süphelilerinİstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesinde görev yaptıkları dönemdegörevin sağladığı nüfus ve güç ile 5397 sayılı Yasa ve PVSK'nınEK - 7 maddesinin verdiği görevlerinin gereklerine aykırı bir sekilde kullanarak yasa dışı olarak oluşturulan örgütünamaçlarına ulaşmak için toplumda tanınan ve kamu oyuna malolmuşbirçok kişinin suç örgütleri ile ilişkilendirilerek bir kısmının gerçek kimlikbilgilerini gizlemek veya eksik yazmak, yanlış bilgi vermek suretiyle yargımensuplarını da aldatacak şekilde iletişimin tespiti kararlarının aldırılarakkişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları amaç dışı kaydettikleri, bukararları alabilmek için iletişime müdahale talep formlarını yaygın, sistemlive organize bir şekilde sahte olarak düzenlenip kullanmak suretiyle kişilerarasındaki aleni olmayan konuşmaları kaydetmek suçunu işledikleri yönündekuvvetli suç süphesinin varlığını gösteren somutdeliller bulunduğu, bu suçun yasada öngörülen cezasının alt ve üst sınırı, busuçun önemli ve ciddi sayılan suçlardan olması hasebiyle tutuklama nedenininvarsayıldığı, CMK' nun 100. ve devamı maddelerindebelirtilen tutuklama yasağı veya yargılama engeli gibi halin bulunmadığı, atılısuç yönünden süphelilerin alabileceği ceza miktarı gözönünde bulundurulduğunda kaçabilecekleri yönünde şüphebulunduğu, soruşturmanın henüz tamamlanmadığı, çok kapsamlı bir sekilde ve çok yönlü olarak soruşturmanın devam ettiği, buanlamda şüphelilerin delilleri yok etme, gizleme, tanık ve mağdurlar üzerindebaskı oluşturma şüphesinin bulunduğu, atılı suç yönünden beklenen ceza veyagüvenlik önlemi değerlendirildiğinde 'ölçülülük' ilkesi uyarınca daha hafifkoruma önlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının bu aşamada ve bu suç ileşüpheliler yönünden yetersiz kalacağı kanaatine vanlmakla..."
12. Hâkimliğin aynı tarihli ve 2014/48 Sorgu sayılı kararında daaynı gerekçelerle başvurucular Serdal Kurtoğlu, Fürkan Donkar, Hacı Şerif Erikmen ve Ebubekir Gül'ün kişiler arasındaki konuşmalarındinlenmesi ve kayda alınması suçunun yanısıra ayrıcakamu görevlisinin resmî belge sahteciliği suçundan da tutuklanmalarına kararverilmiştir.
13. Başvurucuların tutuklama kararına itirazları İstanbul 6.Sulh Ceza Hâkimliğince 25/8/2014 tarihinde "soruşturmaevrakının incelenmesi sonunda tutuklama kararlarında usülve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı" gerekçesiylereddedilmiştir.
14. Soruşturma süreci içinde, başvuruculardan Serkan Durmaz,Metin Güneş, Abdulkerim Anaçoğlu,Ebubekir Gül ve Hacı Şerif Erikmen İstanbul 1. SulhCeza Hâkimliğinin 7/11/2014 tarihli, Serdal Kurtoğlu,Ubeydullah Çelik ve Fürkan Donkarİstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 6/1/2015 tarihli kararlarıyla "suç tarihi, öngörülen cezanın alt ve üstsınırı, tutuklu kalınan süre dikkate alındığında şüphelilerin tutuklukalmalarının makul ve orantılı olmadığı" gerekçeleriyle tahliyeedilmişlerdir.
15. Başvurucular hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının26/10/2015 tarihli iddianamesiyle haberleşmenin gizliliğini ihlal, kişiler arasındakikonuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması, özel hayatın gizliliğini ihlal,kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi, resmî belgede sahtecilik,görevi kötüye kullanma ve iftira suçlarından cezalandırılmaları talebiyle kamudavası açılmıştır. İddianamede eylemlerin FetullahçıTerör Örgütü (FETÖ) faaliyeti çerçevesinde işlendiği ifade edilmiştir.
16. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/371 Esas sayılıdosyasına kayden görülen dava bireysel başvurununincelendiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemesinde derdesttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
17. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 133.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Kişiler arasındaki alenî olmayankonuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyenveya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./80.md.) iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ilecezalandırılır."
18. 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Yargı HizmetlerininEtkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın YayınYoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesine İlişkinKanun’un 80. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"5237 sayılı Kanunun 133 üncü maddesinin;
a) Birinci fıkrasında yer alan "iki aydanaltı aya kadar hapis" ibaresi "iki yıldan beş yıla kadar hapis"şeklinde değiştirilmiştir."
19. 5237 sayılı Kanun’un 204. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
"Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğuresmî bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarınıaldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahteresmî belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasıile cezalandırılır"
20. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun100. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığınıgösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheliveya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesibeklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklamakararı verilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedenivar sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanmasıveya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veyadeğiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskıyapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
…
(4)(Değişik fıkra: 02/07/2012-6352 S.K./96.md.) Sadece adlî para cezasınıgerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlardatutuklama kararı verilemez"
21. 5271 sayılı Kanun’un 101. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
"1) Soruşturma evresinde şüphelinintutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimitarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısınınistemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersizkalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
(2) (Değişik fıkra: 02/07/2012-6352S.K./97.md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliyeisteminin reddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularlagerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığasözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerineverilir ve bu husus kararda belirtilir."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
22. Mahkemenin 17/7/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kanun Hükümlerininİptali İstemi
23. Başvurucular 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Türk CezaKanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 46., 47., 48.,49., 71., 74., 83. ve 84. maddeleri ile yapılan düzenlemeler sonucu soruşturmayailişkin esaslı savcılık işlemlerine karşı mahkeme güvencesinin ortadankaldırılmış olması nedeniyle anılan kanun değişikliklerinin Anayasa’nın 10.,19. ve 37. maddelerine aykırı olduklarını belirterek söz konusu kanunmaddelerinin iptalini talep etmişlerdir.
24. Bakanlık görüşünde özetle; mevzuat gereği yasama işlemlerive düzenleyici idari işlemlerin doğrudan bireysel başvuru konusu yapılamayacağıbelirtilmiştir.
25. Başvurucular, Bakanlığın görüşlerine karşı başvuruformundaki beyanlarını tekrar etmişlerdir.
26. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (3) numaralıfıkrasında yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemlerin doğrudan bireyselbaşvuru konusu yapılamayacağı düzenlenmiştir. Bir yasama işleminin temel hak veözgürlüğün ihlaline neden olması durumunda doğrudan yasama işlemi aleyhinedeğil ancak yasama işleminin uygulanması mahiyetindeki işlem, eylem veihmallere karşı bireysel başvuru yapılabilir (SüleymanErte, B. No: 2013/469, 16/4/2013, § 17; Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 37).
27. Somut olayda başvurucular, yasama işleminin doğrudanAnayasa’ya aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği iddiasıyla bireyselbaşvuruda bulunmuşlardır.
28. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
1. Masumiyet Karinesininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
29. Başvurucular; mevzuata göre önleme dinlemesi ile ilgilibilgi ve belgelerin delil olarak kullanılamayacağını, bunların ifşasının suçolduğunu, ifşa suçu işlenerek elde edilen belgelerin delil olarak kabuledilmesi, Başbakan'ın kendilerine yapılacak operasyonla ilgili 20/7/2014tarihinde basın mensuplarına açıklamalarda bulunması ve basında aleyhlerinegerçek dışı kampanya yürütülmesi nedenleriyle masumiyet karinesinin ihlaledildiğini ileri sürmüşlerdir.
30. Bakanlık görüşünde özetle; başvurucuların görev yaptıklarıemniyet biriminde görevli müfettişlerce yapılan usulsüz dinlemelere ilişkintespitlerin suç duyurusu mahiyetinde ilgili Savcılığa bildirilmesi üzerineSavcılığın işin esasını araştırmakla görevli olduğu, müfettişlerce hazırlananraporların Hâkimlikçe tutuklama kararında diğer delillerle birliktedeğerlendirildiği ve yargılamanın henüz devam ettiği belirtilmiştir.
31. Başvurucular, Bakanlığın görüşlerine karşı başvuru formundakibeyanlarını tekrar etmişlerdir.
b. Değerlendirme
32. Masumiyet (suçsuzluk) karinesi, kişinin suç işlediğine dairkesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvencealtına alır. Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti asıl olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına aitolup kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimsesuçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleritarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz.Bu çerçevede masumiyet karinesi kural olarak hakkında bir suç isnadı bulunan vehenüz mahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, §§ 26, 27).
33. Anılan karine, bir kimsenin suçluluğu hükmen sabit oluncayakadar kamu yetkilileri tarafından suçlu ilan edilmesine karşı korumasağlamaktadır. Öte yandan Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınanifade özgürlüğü, bilgi edinme ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu nedenleAnayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyetkarinesi, yürütülmekte olan bir ceza soruşturması hakkında yetkililerinkamuoyuna bilgi vermesini engellemez. Ancak masumiyet karinesine saygıgösterilmesi söz konusu olduğundan Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası,bilginin gereken bütün dikkat ve ihtiyat gösterilerek verilmesini gerekli kılar(Nihat Özdemir [GK], B. No: 2013/1997, 8/4/2015, § 22).
34. Başvurucuların tutuklanmalarına karar verilen suçlarla ilgiliisnadın yapılmadığı aşamada, kendisinin ve aile fertlerinin dinlendiği iddiasınedeniyle suçun mağduru konumunda olabilecek olan Başbakan, kamuoyunun dagündeminde olan siyasi tartışmalar kapsamında başvurucuların isimlerinizikretmeksizin genel olarak yasadışı/usulsüz dinlemelerle ilgili yargı sürecineilişkin beyanlarda bulunmuştur. Anılan tarihlerde gerçekleşen mahalli idarelerseçimi öncesinde yoğun siyasi tartışmaların yapıldığı ve bir kısımtelefon/ortam dinlemelerinin internet üzerinden kamuoyuna aktarıldığıbilinmektedir (Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, § 140).
35. Bu kapsamdaki tartışmaların güncel konulara ilişkin olmasınedeniyle ortaya çıkan kamusal yarar dikkate alındığında, Başbakan'ınbeyanlarının bağlam ve şartları gözönüne alınmadansadece görevinden hareketle değerlendirilmesi mümkün değildir (Benzer yöndekideğerlendirmeler için bkz. Hikmet Kopar vediğerleri, §141).
36. Başvurucuların masumiyet karinesinin ihlal edildiğineilişkin diğer iddiaları, tutukluluğun hukukiliği kısmında incelenmesi gerekenhususlara ilişkin olduğundan bu kısımda ayrıca değerlendirilmemiştir.
37. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin Diğer İddialar
a. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
38. Başvurucular, kanuna aykırı olarak elde edilen bulgularındelil olarak kabul edildiğini ve Mahkeme kararlarının idari denetime tabitutulduğunu iddia etmişlerdir.
39. Bakanlık görüşünde özetle; başvurucuların bu şikâyetlerininözü itibarıyla kuvvetli suç şüphesibulunmadan haklarında tutuklama kararı verildiği iddiası kapsamındaincelenebileceği belirtilmiştir.
40. Başvurucular, Bakanlığın görüşlerine karşı başvuruformundaki beyanlarını tekrar etmişlerdir.
b. Değerlendirme
41. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesişöyledir:
"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır."
42. 6216 sayılı Kanun'un "Bireyselbaşvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
43. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğinceAnayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derecemahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte birkanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,26/3/2013, §§ 16, 17).
44. Somut olayda başvurucular hakkındaki yargılamanınsonuçlanmadığı, adil yargılanma hakkı kapsamında ileri sürülen bu tür iddialarınyargılama sürecinde ve kanun yolunda incelenmesi imkânının bulunduğuanlaşılmaktadır (Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hikmet Kopar ve diğerleri, § 62).
45. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Kişi Hürriyeti veGüvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
1. Tutuklamanın HukukiOlmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
46. Başvurucular; haklarındaki suç isnatları ile ilgili olarakkuvvetli suç şüphesi ile tutuklama nedenlerinin bulunmadığını, tutuklama vetutuklamaya itiraz sonucu verilen kararların gerekçelerinin ilgili ve yeterliolmadığını, tutuklamaya dayanak alınan suçlardan olan 5237 sayılı Kanun’un 133.maddesinde düzenlenen suçun cezanın üst sınırı altı ay hapis cezası iken 6352sayılı Kanun’un 80. maddesiyle artırıldığını, isnat edilen suçların tamamının2/7/2012 tarihli kanun değişikliğinden öncesine ilişkin olduğunu, suç tarihindeüst sınırı altı ay hapis olan bir suçla ilgili mevzuata göre mümkün olmamasınarağmen tutuklama kararı verildiğini iddia etmişlerdir.
47. Bakanlık görüşünde özetle; 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılıPolis Vazife ve Salâhiyetleri Kanunu'nun ek 7. maddesi gereği usulsüz dinlemeyapanlar hakkında 5237 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılmasının zorunluolduğu, soruşturma sürecinin hâlen devam ettiği, delillerin toplanma aşamasınınhenüz tamamlanmadığı ve kamu davasının açılmadığı, başvurucularıntutuklandıkları suçlar bakımından kuvvetli suç şüphesini gösteren delillerinilgili sorgu tutanaklarında gösterildiği, somut soruşturma dosyaları kapsamındaçok sayıda şüpheli hakkında soruşturma yürütüldüğü, soruşturma dosyasınınbirçok bilgi ve belge ihtiva ettiği ve isnat edilen suçların çok sayıda mağdurve müştekisinin olduğu, bunların bir kısmının ifadelerinin henüz alınmadığı,başvuruculardan Serdal Kurtoğlu, FürkanDonkar, Hacı Şerif Erikmenve Ebubekir Gül'ün sadece kişiler arasında aleni olmayan konuşmalarındinlenilmesi ve kayıt edilmesi suçundan tutuklanmayıp ayrıca kamu görevlisininsahteciliği suçundan da tutuklandıkları, tutuklama yasağı olduğu iddia edilenve belli bir süre devam etmiş suçun kanun değişikliğinden önce tamamlanmış olupolmadığı, hangi kanunun uygulanması gerektiğinin yargılama sonucundaanlaşılacağı belirtilmiştir.
48. Başvurucular Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında özetle;tutuklama kararlarının gerekçelerinde yer alan ifadelerin bir kısmının hukukaaykırı olduğunu, soruşturmadan haberleri olmasına karşın kaçmadıklarını, birkısmının ise kendilerinin teslim olduğunu, görevlerinden el çektirildiklerinive isnat edilen suçlara ilişkin delillerin soruşturma makamlarında bulunmasınedeniyle delil karartma ihtimalinin olmadığını, atılı suç tarihine göretutuklanma yasağı bulunduğunu ileri sürmüşlerdir.
b. Değerlendirme
i. Genel İlkeler
49. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişihürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonraikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıylakişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olaraksayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
50. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahaleolarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklamatedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nınilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasınadayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53-54).
51. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklamaancak "suçluluğu hakkında kuvvetlibelirti bulunan kişiler" bakımından mümkündür. Bir başkaanlatımla tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetlibelirtinin bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecekinandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir (MustafaAli Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).
52. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesiniönlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100.maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağışüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığındavranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veyabaşkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetlişüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıcaişlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedenininvarsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).
53. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak veözgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülükilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacakhususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacakolan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).
54. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçunişlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerininbulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikleanılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla vedelillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesinekıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 123). Bununla birlikteyargı mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığıAnayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustakidenetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkinsüreç ve tutuklama kararının gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir [GK],B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §76; Gülser Yıldırım (2), § 124).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
55. Başvuruculardan Serdal Kurtoğlu, Fürkan Donkar, Hacı Şerif Erikmen ve Ebubekir Gül"resmî belgede sahtecilik, kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi vekayda alınması"; Metin Güneş, Ubeydullah Çelik, Abdulkerim Anaçoğlu ve SerkanDurmaz ise "kişiler arasındakikonuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması" suçlarından 5271sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmışlardır.
56. 5271 Sayılı Kanun’un 100. maddesinin (4) numaralı fıkrasınagöre sadece adli para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı ikiyıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez. Hapis cezasının üstsınırından maksat, suça ilişkin kanun maddesindeki ceza düzenlemesindeki üstsınırdır.
57. Somut olayda başvurucuların tutuklanmalarına esas gösterilensuç 5237 sayılı Kanun’un 133. maddesinin (1) numaralı fıkrasında düzenlenen "kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi vekayda alınması" suçudur. Başvurucuların devam eden bir süreçiçinde çok sayıda kişinin iletişimini usulsüz olarak dinleyip kayıt altınaaldıkları iddia edilmektedir. Tutuklama yasağı olduğu iddia edilen ve belli birsüre devam etmiş suçun kanun değişikliğinden önce tamamlanmış olup olmadığıancak yargılama sonunda ortaya çıkabilecektir (Benzer yöndeki değerlendirmeleriçin bkz. Hikmet Kopar ve diğerleri,§ 92).
58. Öte yandan somut olayda başvuruculardan SerdalKurtoğlu, Fürkan Donkar,Hacı Şerif Erikmen ve Ebubekir Gül ayrıca "kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği"suçundan da tutuklanmışlardır. Dolayısıyla başvurucular hakkında uygulanantutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.
59. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirininmeşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanınön koşulu olan suçun işlendiğine dairkuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
60. Başvurucular hakkındaki tutuklama kararında, soruşturmadosyası içerisinde mevcut deliller ile T.C. İçişleri Bakanlığı MülkiyeMüfettişliğinin tevdi raporu ve ek tevdi raporlarında başvurucuların İstanbulEmniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesinde görev yaptıkları dönemde görevinsağladığı nüfuz ve güç ile görevlerinin gereklerine aykırı bir şekilde yasadışı olarak oluşturulan örgütün amaçlarına ulaşmak için toplumda tanınan vekamuoyuna malolmuş birçok kişinin suç örgütleri ileilişkilendirilerek bir kısmının gerçek kimlik bilgilerini gizleme veya eksikyazma, yanlış bilgi verme suretiyle yargı mensuplarını da aldatacak şekildeiletişimin tespiti kararları aldırarak kişiler arasındaki aleni olmayankonuşmaları amaç dışı kaydettikleri, bu kararları alabilmek için iletişimemüdahale talep formlarını yaygın, sistemli ve organize bir şekilde sahte olarakdüzenlenip kullanılması suretiyle üzerlerine atılı suçu işledikleri yönündekuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunduğubelirtilmiştir.
61. Başvurucular hakkındaki tutuklama kararlarının gerekçeleridikkate alındığında, başvurucuların suç işlemiş olabileceklerindenşüphelenilmesi için kuvvetli belirtiler bulunmadığı hâlde tutuklandıklarıiddiasının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
62. Öte yandan başvurucular tutuklama kararına karşı tutuklamanedeni bulunmadığı ve kararların gerekçelerinin yetersiz olduğunu belirterektutuklama tedbirinin meşru bir amacının olmadığını ileri sürmüşlerdir.
63. Somut olayda Hâkimlikçe başvurucuların tutuklanmalarınakarar verilirken suçun yasadaöngörülen cezasının alt ve üst sınırı, suçun önemi, 5271 sayılı Kanun'un 100.ve devamı maddelerinde belirtilen tutuklama yasağı veya yargılama engeli gibihâlin bulunmaması, atılı suç yönünden başvurucuların alabileceği ceza miktarı gözönünde bulundurulduğunda kaçabilecekleri yönünde şüphebulunması, soruşturmanın henüz tamamlanmaması, çok kapsamlı bir sekilde ve çok yönlü olarak soruşturmanın devam etmesi,başvurucuların delilleri yok etme, gizleme, tanık ve mağdurlar üzerinde baskıoluşturma şüphesinin bulunması hususlarına dayanıldığı görülmektedir.
64. Dolayısıyla somut olayın koşulları ile Hâkimlik tarafındanverilen kararların içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucular yönündentutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin bulunmadığı söylenemez.
65. Başvurucular hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olupolmadığının da belirlenmesi gerekir. Hâkimlik kararlarındaki atılı suç yönünden beklenen ceza veya güvenlikönlemi değerlendirildiğinde 'ölçülülük' ilkesi uyarınca daha hafif korumaönlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının bu aşamada ve bu suç ilebaşvurucular yönünden yetersiz kalacağı kanaatine varıldığışeklindeki gerekçeler dikkate alındığında başvurucular hakkında uygulanantutuklama tedbirinin ölçülü olmadığı ve adli kontrol uygulamasının yetersizkalacağı sonucuna varılmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.
66. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların tutuklanmalarınınhukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açıkolduğundan başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Sulh CezaHâkimliklerinin Bağımsız ve Tarafsız Hâkim İlkelerine Aykırı Olduğu veTutukluluğun Hukukiliğine Etkili İtiraz Etme İmkânının Bulunmadığına İlişkinİddialar
a. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
67. Başvurucular; tutuklama kararı veren sulh cezahâkimliklerinin doğal hâkimilkesine aykırı olduğunu, ayrıca haklarındaki soruşturmaların başlatılması, busüreçte yapılan yasal düzenlemeler, kurulan sulh ceza hâkimliklerine yapılanhâkim atamaları ve siyasi söylemler nedeniyle bu hâkimliklerin bağımsız vetarafsız olmadıkları yönünde yeterli kuşkunun mevcut olduğunu iddiaetmişlerdir.
68. Başvurucular ayrıca tutuklama kararlarına karşı, belli biramaç için kuruldukları yönünde çok sayıda emare bulunan sulh cezahâkimliklerine başvurulmasına mecbur ve üst dereceli mahkeme tarafındantutukluluk hâlinin değerlendirilmesi imkânından yoksun bırakıldıklarını iddiaetmişlerdir.
69. Bakanlık görüşünde özetle; doğal hâkim ilkesinin katı birşekilde yargılamaya konu olaylardan önce kurulmuş mahkeme olarak yorumlanmasıdurumunda her yeni kurulan mahkemenin kaçınılmaz olarak kurulduğu tarihe kadarmeydana gelen adli olayların zamanaşımı süresince tabii hâkim ilkesine aykırıolacağı, doğal hâkim ilkesi açısından asıl önemli olanın somut olaydan sonrasalt o olaya özgü olağanüstü mahkemelerin kurulmaması ve olaydan sonra o olayaözgü hâkimlerin atanmaması olduğu, yapılan kanun değişikliğinin gerekçesindentüm ülke çapında koruma tedbirleri bakımından uzmanlaşma ve standardizasyonusağlama maksadıyla bu hâkimliklerin kurulduğunun anlaşıldığı, atanan hâkimlerinHâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından kariyer, ehliyet ve liyakatlerigözetilerek atandığı, somut olayda bağımsızlığı ve tarafsızlığı tartışılan sulhceza hâkimliklerinin savcılığın taleplerinin aksine şüpheliler lehineverdikleri kararların da bulunduğu belirtilmiştir.
70. Öte yandan Bakanlık, itiraz mercii olarak sulh cezahâkimliklerinin görevlendirilmiş olmasının kanun koyucunun takdir yetkisikapsamında olduğunu belirtmiştir.
71. Başvurucular Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında özetle;daha önceden Adana ve Ankara illerinde yapılan başka adli soruşturmalardagözaltına alınan polislerin serbest bırakılmasına Başbakan’ın değişik tarihlerdetepki gösterdiğini, bu şekilde başvuranlar lehine karar verebilecek bütün yargımercileri hakkında en baştan “paralel yargı” nitelendirmesi yapılarakkamuoyunda yoğun bir propaganda süreci işletildiğini, 17 Aralık 2013 tarihlisoruşturmanın Hükümete karşı bir darbe olduğunun Başbakan tarafından sürekliiddia edildiğini ve bu soruşturmada tutuklu sanıklar hakkında tahliye kararıveren hâkimlerin yeni kurulan hâkimliklere atanmış olduklarını belirterek,hâkimlerin tarafsız ve bağımsız olmadığını iddia etmişler ve ayrıca başvuruformundaki beyanlarını tekrar etmişlerdir.
b. Değerlendirme
72. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında dabelirtildiği gibi doğal hâkim ilkesi, suçun işlenmesinden veya çekişmenindoğmasından önce davayı görecek yargı yerini kanunun belirlemesi şeklindetanımlanmaktadır. Doğal hâkim ilkesi yargılama makamlarının suçun işlenmesindenveya çekişmenin meydana gelmesinden sonra kurulmasına veya yargıcın atanmasına,başka bir anlatımla sanığa veya davanın taraflarına göre hâkim atanmasına engeloluşturur (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
73. Bir kuralın belirli bir suçun işlenmesinden sonra bu suçailişkin davayı görecek yargı yerini belirlemeyi amaçlamaması, yürürlüğümüteakip kapsamına giren tüm davalara uygulanması hâlinde doğal hâkim ilkesineaykırılık söz konusu olamaz (AYM, E.2009/52, K.2010/16, 21/1/2010).
74. Anayasa'nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin bağımsızmahkemelerce kullanılacağı açıkça hükme bağlanmış; 138. maddesinde isemahkemelerin bağımsızlığından ne anlaşılması gerektiği açıklanmıştır. Buna göre "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargıyetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez;genelge gönderemez; tavsiye ve telkindebulunamaz." Bağımsızlık; mahkemenin bir uyuşmazlığı çözümlerkenyasamaya, yürütmeye, davanın tarafları ile çevreye ve diğer yargı organlarınakarşı bağımsız olmasını, onların etkisi altında olmamasını ifade etmektedir(AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
75. Bir mahkemenin idareye ve davanın taraflarına karşı bağımsızolup olmadığının belirlenmesinde üyelerinin atanma şekli ve onların görevsüreleri, dış baskılara karşı teminatların varlığı ve mahkemenin bağımsızolduğu yönünde bir görüntü sergileyip sergilemediği önem arz etmektedir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134,16/5/2013, § 28).
76. Anayasa'nın 36. maddesinde, mahkemelerin tarafsızlığındanaçıkça bahsedilmemekle birlikte Anayasa Mahkemesi içtihadı uyarınca davanıntarafsız bir mahkemede görülmesini isteme hakkı, adil yargılanma hakkının zımnibir unsurudur. Ayrıca mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığının birbirinitamamlayan iki unsur olduğu dikkate alındığında -Anayasa'nın bütünlüğü ilkesigereği- Anayasa'nın 138., 139. ve 140. maddelerinin de tarafsız bir mahkemedeyargılanma hakkının değerlendirilmesinde gözönündebulundurulması gerektiği açıktır (Tahir Gökatalay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 60).
77. Mahkemelerin tarafsızlığı kavramı, görülecek davalarkarşısında bizzat mahkemenin kurumsal yapısı ile davaya bakmakla görevlihâkimin tutumu üzerinden açıklanmaktadır. Öncelikle mahkemelerin kuruluşu veyapılanmasıyla ilgili yasal ve idari düzenlemelerin tarafsız olmadığıizlenimini vermemesi gerekir. Esasında kurumsal tarafsızlık, mahkemelerinbağımsızlığı ile bağlantılı bir konudur. Tarafsızlık için öncelikle bağımsızlıkön koşulu gerçekleşmeli ve ek olarak kurumsal yönden de taraf görüntüsü verecekbir yapılanma oluşmamalıdır.
78. Mahkemelerin tarafsızlığını ifade eden ikinci unsur, hâkimleringörülecek davaya ilişkin öznel tutumlarıyla ilgilidir. Davaya bakacak olanhâkimin davanın taraflarına karşı eşit, yansız ve ön yargısız olması, hiçbirtelkin ve baskı altında kalmadan hukuk kuralları çerçevesinde vicdani kanaatinegöre karar vermesi gerekir. Aksi yöndeki davranışlar ise hukuk düzenincedisiplin ve ceza hukuku alanındaki yaptırımlara tabi kılınmıştır (AYM,E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
79. Genel bir kanuni düzenlemeye dayanılarak ve HSK tarafındanyapılan atama sonucunda sulh ceza hâkimlerinin -soruşturma aşamasında tutuklamatedbirine ilişkin karar vermek de dâhil olmak üzere- kanun ile verilengörevleri yaptıkları anlaşılmaktadır. Bağımsız ve tarafsız olmadıkları iddiaedilen sulh ceza hâkimliklerinin Cumhuriyet savcısının taleplerini reddederekşüpheliler lehine kararlar da verdikleri bilinmektedir. Bu itibarla bazı soyutvarsayımlardan hareket ederek ilgili hâkimlerin bağımsız ve tarafsızdavranmadıklarını kabul etmek mümkün değildir (Benzer yöndeki değerlendirmeleriçin bkz. Hikmet Kopar ve diğerleri,§ 114; Mehmet Baransu(2), B. No: 2015/7231, 17/05/2016, §§ 64-78).
80. Nitekim Anayasa Mahkemesi; sulh ceza hâkimlerinin de diğertüm hâkimler gibi HSK tarafından atandıkları ve Anayasa'nın 139. maddesindeöngörülen hâkimlik teminatına sahip bulundukları, diğer tüm mahkemelerde olduğugibi Anayasa'nın öngördüğü biçimde mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlikteminatı esaslarına uygun olarak teşkilatlandırıldıkları, bunların yapılanmasıve işleyişinde tarafsız davranamayacakları sonucuna ulaşılmasını gerektirenherhangi bir unsur bulunmadığı ayrıca somut, nesnel ve inandırıcı delillerlehâkimin tarafsızlığını yitirdiğinin ortaya konması durumunda davaya bakmasınıengelleyen usul hükümlerinin de bulunduğu gerekçeleriyle sulh cezahâkimliklerini ihdas eden kanun hükmünün iptali istemini reddetmiştir (AYM,E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
81. Somut olayda genel bir kanuni düzenlemeye dayanılarak ve HSKtarafından yapılan atama sonucunda ilgili hâkimlerin anılan görevleri yaptıklarıanlaşılmaktadır. Bu nedenle gerçekliği ve niteliği kesin olarak tespitedilemeyen olgulardan, siyasi tartışmalarda ortaya konulan değerlendirme veyorumlardan hareketle başvuruculara yönelik somut önyargılı bir işlem ve tutumgösterilmeksizin, ilgili hâkimlerin siyasal veya kişisel nedenlerle bağımsız vetarafsız davranmadıklarını kabul etmek mümkün değildir (Benzer yöndekideğerlendirmeler için bkz. Hikmet Kopar vediğerleri, § 114).
82. Başvurucuların tutukluluğun hukukiliğine etkili itiraz etmehakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının da değerlendirilmesi gerekir.
83. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası, her ne sebepleolursa olsun hürriyeti kısıtlanan kişiye tutuklanmasının yasallığı hakkındasüratle karar verebilecek ve tutulması kanuni değilse salıverilmesinehükmedebilecek bir mahkemeye başvurma hakkı tanımaktadır. Anılan Anayasa hükmüesas olarak tutukluluğun yasallığına ilişkin itiraz başvurusu üzerine birmahkeme nezdinde yürütülmekte olan davalardaki tahliye talepleri veyatutukluluğun uzatılması kararlarının incelenmesi açısından bir güvenceoluşturmaktadır (Firas Aslan ve Hebat Aslan,B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 30).
84. Sulh ceza hâkimliklerinin kararlarına karşı itirazlarınincelenmesi 5271 sayılı Kanun’un 268. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a)bendi gereğince aynı yerde birden fazla sulh ceza hâkimliğinin bulunmasıhâlinde numara olarak kendisini izleyen hâkimliğe aittir.
85. Anayasa Mahkemesi sulh ceza hâkimlikleri tarafından verilenkararlara karşı itiraz merciinin yine sulh ceza hâkimlikleri olarakbelirlenmesine ilişkin kanun hükmünün iptali istemini; sulh cezahâkimliklerince verilen kararlara karşı yapılan itirazların yüksek görevli veyabir diğer mahkemece incelenmesini gerektiren anayasal bir norm bulunmadığını,bir il veya ilçenin adını taşıyan mahkemelerin, iş durumunun gerekli kıldığıhâllerde birden fazla kurulan dairenin,yargılama faaliyetleri ve kanun yolu başvurularının incelenmesi yönünden aynımahkeme olarak değerlendirilemeyeceğini, 5271 sayılı Kanun'un itiraz kanunyoluna ilişkin 268. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca itiraz merciiolarak belirlenen sulh ceza hâkimliklerinin itiraz edilen kararı denetleyerekişin esası hakkında karar verme yetkilerinin bulunduğunu, dolayısıyla öngörülenkanun yolunun etkili olduğunu gerekçe göstererek reddetmiştir (AYM, E.2014/164,K.2015/12, 14/1/2015).
86. Sulh ceza hâkimliklerinin tarafsız ve bağımsız hâkimilkelerini ihlal ettiği iddialarına ilişkin olarak yukarıda yapılan açıklamalarkarşısında; başvurucuların aynı gerekçelere dayalı olarak ileri sürdükleritutuklama kararına karşı itiraz mercii olarak tarafsız ve bağımsız bir mahkemestatüsünde olmayan sulh ceza hâkimliklerinin görevlendirildiği, bu kapalı devreitiraz sistemi nedeniyle tutuklama kararlarına ilişkin etkili bir itirazyolunun bulunmadığı iddiası yerinde değildir (Benzer yöndeki değerlendirmeleriçin bkz. Hikmet Kopar ve diğerleri,§ 133).
87. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların tutukluluklarınailişkin karar veren sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmadığı vetutuklamaya karşı itiraz hakkının etkili olarak kullanılamadığı iddialarınailişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmınında açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Soruşturma DosyasınaErişim İmkânı Verilmediğine İlişkin İddia
a. Başvurucuların İddiasıve Bakanlık Görüşü
88. Başvurucular, soruşturma dosyasına erişim imkânı vesavunmanın hazırlanması için makul süre verilmediğini iddia etmişlerdir.
89. Bakanlık görüşünde özetle; başvurucuların vekillerine kollukaşamasında başvurucuların görevde oldukları dönemde tespit edilenusulsüzlüklerle ilgili raporun taranmış hâlinin CD olarak verildiği, bu şekildebaşvurucuların sorgulama aşamasında suçlamalar hakkında bilgilendirildikleri,haklarındaki iddiaları çürütmelerini sağlayacak imkânların kendilerinesağlandığı, dosyadaki temel bilgilerden haberdar oldukları, tutukluluklarınınhukukiliğinin denetlenmesi bakımından önemli olan delilleri öğrendikleri vetutukluluğa etkili bir şekilde itiraz hakkını kullandıkları ifade edilmiştir.
90. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarında özetle;Bakanlık görüşünde belirtilen CD'nin gözaltı işlemleri esnasında ve kollukifadesi anında verildiğini, bu CD'nin, 16 klasör ve 4585 sayfadan oluştuğunu,klasör ve sayfa sayısı gözönüne alındığında bunlarındört günlük gözaltı süresi içinde tasnif edilmesi ve ayıklanmasının mümkünolmadığını ve soruşturma esnasında suçlamaların temelini oluşturan talepyazılarının kendilerine gösterilmediğini belirtmişlerdir.
b. Değerlendirme
91. Anayasa'nın "Kişihürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin sekizincifıkrası şöyledir:
"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyetikısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bukısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamakamacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."
92. Başvurucuların bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıkapsamında incelenmesi gerekir.
i. Genel İlkeler
93. Anayasa'nın 19. maddesinin dördüncü fıkrası, yakalanan veyatutuklanan kişiye yakalama veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındakiiddiaların hemen yazılı olarak bildirilmesini, yazılı bildirimin mümkünolmaması hâlinde sözlü olarak derhâl; toplu suçlarda ise en geç hâkim huzurunaçıkarılıncaya kadar bildirilmesini öngörmektedir (Günay Dağ ve diğerleri [GK],B. No: 2013/1631,17/12/2015, § 168).
94. Diğer taraftan Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasıuyarınca hürriyeti kısıtlanan kişi kısa sürede durumu hakkında kararverilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbestbırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkınasahiptir. Fıkrada öngörülen bu usulde adil yargılanma hakkının bütüngüvencelerini sağlamak mümkün değilse de iddia edilen tutmanın koşullarınauygun somut güvencelerin yargısal nitelikli bir kararla sağlanması gerekir (Mehmet Haberal, B. No: 2012/849,4/12/2013, §§ 122, 123).
95. Bu bağlamda tutukluluk hâlinin devamının veya serbestbırakılma taleplerinin incelenmesinde silahlarıneşitliği ve çelişmeli yargılamailkelerine riayet edilmelidir (Hikmet Yayğın, B.No: 2013/1279, 30/12/2014, § 30). Silahların eşitliği ilkesi, davanıntaraflarının usul hakları bakımından aynı koşullara tabi tutulması vetaraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddiave savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahipolması anlamına gelmektedir. Çelişmeli yargılama ilkesi ise taraflara davadosyası hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını, bunedenle tarafların yargılamanın bütününe aktif olarak katılmasınıgerektirmektedir (Bülent Karataş, B. No: 2013/6428, 26/6/2014, §§ 70, 71).
96. Yakalanan bir kişiye, yakalanmasının temel maddi ve hukukisebepleri teknik olmayan ve anlayabileceği basit bir dilde açıklanmalı; böylecekişi, uygun görürse hürriyetinden yoksun bırakılmasının Anayasa'nın 19.maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında kanuna uygunluğuna itiraz etmek üzeremahkemeye başvurma imkânına sahip olabilmelidir. Bununla birlikte Anayasa'nın19. maddesinin dördüncü fıkrası, yakalama veya tutuklama sırasında verilenbilgilerin yakalanan veya tutuklanan kişiye isnat edilen suçların tam birlistesini içermesini, bir başka deyişle hakkındaki suçlamalara esas tümdelillerin bildirilmesini ya da açıklanmasını gerektirmemektedir (Günay Dağ ve diğerleri, § 175).
97. İfadesi ya da savunması alınırken başvurucuya erişimikısıtlanan belgelerin içeriğine ilişkin sorular sorulmuş veya başvurucununtutukluluk kararına yönelik itirazında bu belgelerin içeriğine atıfta bulunmuşolması durumunda başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden belgelereerişiminin olduğunun, içerikleri hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğunun vebu nedenle de tutukluluk hâlinin gerekçelerine yeterli biçimde itiraz etmeimkânını elde ettiğinin kabulü gerekmektedir. Böyle bir durumda kişi,tutukluluğa temel teşkil eden belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiyesahiptir (Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,14/7/2015,§ 107).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
98. Somut olayda başvuruculara soruşturmaya ilişkin belgelerintaranmış olarak CD içerisinde verildiği, ayrıca başvurucuların soruşturmasürecinde alınan savunmaları incelendiğinde haklarındaki suç isnadına temelteşkil eden belge ve bilgilere sahip olarak müdafileriyle birlikte ayrıntılışekilde savunma yaptıkları görülmektedir.
99. Suç işlendiği şüphesine bağlı olarak özgürlükten yoksunbırakılmanın ilk aşamasında yapılan yargısal denetimin kapsamı ile suçlamalaradayanak olan temel unsurların başvuruculara veya müdafilerine bildirilmiş vebaşvuruculara bunlara itiraz etme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında,soruşturma dosyasına erişimin kısıtlandığı ve savunma için makul süreverilmediği iddiasının dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Benzeryöndeki değerlendirmeler için bkz. HikmetKopar ve diğerleri, § 125).
100. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların soruşturma dosyasınaerişim imkânı ve savunmanın hazırlanması için makul süre verilmediğine ilişkiniddialarının açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucu Metin Güneş'in kamuya açık belgelerde kimliğiningizli tutulması talebinin REDDİNE,
B. 1. Kanun hükümlerinin iptali istemlerinin konu bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Masumiyet karinesinin ihlal edilmesi nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin diğeriddialarının başvuru yollarının tüketilmemişolması nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız hâkimilkelerine aykırı olması, tutukluluğun hukukiliğine etkili itiraz etmeimkânının bulunmaması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddialarının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Soruşturma dosyasına erişim imkânı verilmemesi nedeniyle kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA17/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.