TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ABDULSAMED PAK VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/14410)
Karar Tarihi: 6/2/2019
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
M.Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Raportör
:
Tuğçe TAKCI
Başvurucular
:
1. Abdulsamed PAK
2. Elif PAK
3. Fatma PAK
4. Hanım PAK
5. Melisa PAK
6. Muhammed Sena PAK
7. Songül PAK
Vekili
:
Av. Mustafa Zinnur KARA
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, kavga sırasında ateşli silahla yaralanma sonucumeydana gelen ölüm dolayısıyla açılan tam yargı davasının reddedilmesi veyargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedenleriyle yaşam hakkının ihlaledildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 18/8/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan bilgi ve belgelere göreilgili olaylar özetle şöyledir:
6. Yerel seçimlerde farklı aday çıkarılması ve arazianlaşmazlığı nedeniyle aralarında husumet bulunan akrabalar arasında 3/3/2009tarihinde tehdit ve hakaretlerden dolayı Horasan Cumhuriyet Başsavcılığınca(Cumhuriyet Başsavcılığı) tarafların ifadeleri alınarak serbest bırakılmıştır.
7. 29/3/2009 tarihinde gerçekleşen yerel seçimler sonrasında,31/3/2009 tarihinde saat 09.40 sıralarında Horasan İlçe Emniyet Müdürlüğüne(Emniyet Müdürlüğü) gelen M.Y. ve Z.Y. isimli şahıslarca Aliceyrekköyünde yapılmış olan muhtarlık seçimi nedeniyle kavga çıkabileceği beyanedilmiştir. Emniyet Müdürlüğünce bu husus aynı anda tutanağa bağlanmıştır.
8. Emniyet Müdürlüğü tarafından saat 09.45'te tutulan tutanağagöre, bu ihbardan hemen sonra yapılan isimsiz bir ihbarla silahlı kavgaçıktığının bildirilmesi üzerine polis ekipleri olay yerine intikal ederek olayamüdahale etmiştir.
9. Aralarında husumet bulunan kalabalık iki grup arasında çıkansilahlı kavga sırasında kavgayla ilgisi bulunmayan N.P. işyerindeyken kendisineisabet eden kaza kurşunu sonucu yaralanmış, ilk müdahalesi Horasan DevletHastanesinde (Hastane) yapıldıktan sonra aynı gün Erzurum Bölge EğitimHastanesine sevk edilmiş ve orada vefat etmiştir.
A. Ceza Soruşturmasına İlişkin Süreç
10. Olayla ilgili olarak Cumhuriyet Başsavcılığınca 7/9/2009tarihinde iddianame düzenlenmiştir. İddianamede birden çok kişiye isnat edilenbirçok suç ile birlikte N.P.nin ölümü ile sonuçlananeylemin faili olarak tespit edilen N.Y.nin de olasıkasıtla öldürme suçundan cezalandırılması talebinde bulunulmuştur.
11. Erzurum 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/4/2012 tarihlikararıyla, başvurucuların yakını olan N.P.ye karşı işlediği olası kasıtlaöldürme suçundan N.Y.nin neticeten 20 yıl hapiscezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.
12. Karar, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 26/3/2013 tarihlikararıyla N.Y.nin olası kasıtla öldürme suçunailişkin mahkûmiyeti yönünden onanarak kesinleşmiştir.
B. Tam Yargı Davasınaİlişkin Süreç
13. Başvurucular 16/2/2010 kayıt tarihli dilekçeyle, ilçede dahaönceki seçimler nedeniyle kavgalar yaşandığını ve daha önce tehditedildiklerini emniyet güçlerine bildirdiklerini, en son olay gününde de emniyetgüçlerine kavga çıkabileceğine dair ihbarda bulunulduğu hâlde kavgayı önlemekamacıyla tedbir alınmadığını, emniyet görevlilerince olaya müdahale etmedeyetersiz kalındığını, bu nedenle birçok kişinin yaralandığını, yakınlarının daöldüğünü, ayrıca yaralıların tedavi gördüğü hastanede kavganın taraflarınınolay çıkararak doktorların çalışmasını zorlaştırmalarına emniyet güçlerinceengel olunamadığını iddia ederek İçişleri Bakanlığından (İdare) yakınlarınınölümünde İdarenin kusuru bulunması nedeniyle maddi ve manevi tazminat ödenmesitalebinde bulunmuşlardır.
14.Talebin 31/3/2010 tarihinde İdarece reddedilmesi üzerinebaşvurucular 5/4/2010 tarihinde Erzurum 1. İdare Mahkemesi (Mahkeme) nezdindeyakınlarının ölümünde İdarenin hizmet kusuru olduğunu ileri sürerek maddi vemanevi tazminat ödenmesi talebiyle dava açmışlardır.
15. Emniyet Müdürlüğü tarafından Mahkemeye sunulan 25/5/2010tarihli savunmada, 29/3/2009 tarihinde ülke genelinde olduğu üzere seçimleriçin ilçede gerekli güvenlik önlemlerinin alındığı, devriye hizmetininartırıldığı ve Aliceyrek köyünde de İlçe JandarmaKomutanlığı tarafından gerekli güvenlik önlemlerinin alındığı belirtilmiştir.Buna göre, alınan bu tedbirler seçim sonrasında da devam ettirilmiş; EmniyetMüdürlüğü Haber Merkezinin saat 09.45 sıralarında Dörtyol mevkiinde silahlıkavga olduğunu telsizden anons etmesi üzerine mıntıkada devriye hâlinde bulunaniki ekip olay yerine intikal etmiş ve olay yerinin ilçenin tam merkezindeolması sebebi ile aşırı kalabalık olduğu görülerek telsizle takviye kuvvet ve112 Acil sağlık ekibi istenmiştir. Olay esnasında istirahatte bulunan tümpersonel ivedi olarak göreve çağrılmış, olayın önemine istinaden ayrıca Horasanİlçe Jandarma Komutanlığından ve Erzurum İl Emniyet Müdürlüğünden takviyekuvvet talebinde bulunulmuştur. Savunmaya göre, başvurucuların yakını olan N.P.olay yerine yakın olan işyerinin kapısının arkasından kavgayı izlerken kavganıntarafı olan şahıslardan birinin işyerinin bulunduğu tarafa doğru kaçmasıylaarkasından atılan mermi çekirdeğinin işyerinin kapısından girerek kendisineisabet etmesi nedeniyle vefat etmiştir.
16.Aynı savunmaya göre hastanedeki kargaşa, yaralı yakınlarınınyaralıları görmek için hastaneye gelmeleri ancak alınan tedbirler nedeniyleiçeri girmelerinin engellenmesinden sonraki bağırışmalarlaağlamalardan kaynaklanmış ve kargaşanın doktorların müdahalesini engelleyecekboyutta olmadığı doktorların beyanlarından anlaşılmıştır. Kavganıntaraflarından bir kısmının 3/3/2009 tarihinde tehdit edildiğine yönelikşikâyetlerine ilişkin olarak da Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yedi kişihakkında soruşturma açılmış ve şahıslar gerekli işlemler yapıldıktan sonraserbest bırakılmıştır (bkz.§ 6). Savunmada olayın idare açısından beklenmeyenhal niteliğinde olduğu ifade edilmiştir.
17. Başvuru ekinde sunulan, Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İncelemeve Kimlik Tespiti Grup Amirliği tarafından düzenlenen 31/3/2009 tarihli olayyeri inceleme raporunda kavga olayının bildiriliş saati 09.45; olay yerinevarış saati ise 09.48 olarak belirtilmiştir.
18.Mahkeme 28/1/2011 tarihli ara kararıyla davalı İdareden,meydana gelen silahlı çatışmaya ilişkin olarak olay gününde ve olay günündenönceki tarihlerde herhangi bir ihbar alınıp alınmadığına, ihbar alındıysa bunailişkin olarak hangi güvenlik önlemlerinin alındığına ve N.P.ninölümüyle sonuçlanan silahlı kavgaya ilişkin tüm bilgi ve belgeleriniletilmesini istemiştir. İdarece 4/3/2011 tarihli yazı ile, 25/5/2010 tarihlisavunmadakine (bkz. §§ 15, 16) benzer bilgiler ihtiva eden bilgi ve belgelerMahkemeye sunulmuştur.
19. Mahkeme 25/7/2011 tarihli kararıyla tazminat talebininreddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"...Uyuşmazlık konusu olayda Mahkememizin28.01.2011 tarihli ara kararına cevaben gönderilen bilgi ve belgelerinincelenmesinden; Erzurum ili, Horasan ilçesinde 31.03.2009 günü husumetibulunan iki gurup arasında çıkan silahlı çatışma olayına ilişkin olarak, saat09:45'te 155 Polis İmdat hattına ihbar geldiği, ihbar üzerine dört polisekibinin olay yerine yönlendirildiği, olay yerinin kalabalık olması ve olaydışı insanların da olay yerinde bulunması nedeniyle müdahaleye giden ekiplercetakviye kuvvet istenildiği ve 112 ekipleri de çağrılmak suretiyle olayagecikmeksizin müdahale edildiği, ayrıca olay sırasında istirahatte bulunanHorasan İlçe Emniyet Müdürlüğüne bağlı tüm personelin istirahatlerininkaldırılarak göreve çağrıldıkları, öte yandan, Horasan İlçe Jandarma Komutanlığıve Erzurum İl Emniyet Müdürlüğü'nden de takviye kuvvet talebinde bulunulduğugörülmüştür.
Öte yandan, aynı tarihte saat 23:10sıralarında yapılan ihbar üzerine belirtilen adreste arama yapıldığı, ancakihbarın asılsız çıktığı, ayrıca davacılar tarafından iddia edilen 31.03.2009tarihinde meydana gelen olaydan önce, husumeti bulunan aynı taraflara ilişkinolarak davalı idareye ait birimlere herhangi bir ihbarda bulunulmadığıanlaşılmıştır.
Bu durumda, yukarıda yer alan açıklamaların veyapılan tespitlerin birlikte değerlendirilmesinden, [N.P.nin] ölümüylesonuçlanan 31.03.2009 günü saat 09:45 sıralarında gerçekleşen olaya ilişkinolarak; davalı idarece gerekli güvenlik tedbirlerinin alındığı, gereklimüdahalelerin zamanında yapıldığı ve gerekli işlemlerin gerçekleştirildiği,dolayısıyla söz konusu olaya ilişkin olarak ihmali bulunmayan vegörev ve sorumluluklarını eksiksiz şekilde yerine getirendavalı idareye yüklenecek bir hizmet kusurunun bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bu nedenle, Mahkememizce davalı idareyeyüklenecek bir hizmet kusuru bulunmadığı sonucuna varıldığından, ayrıca,beklenmeyen hal şeklinde gerçekleşen olayın niteliği gereği davalı idareyekusursuz sorumluluk da yüklenemeyeceğinden, davacıların maddi ve manevitazminat istemlerinin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır..."
20.Başvurucular bireysel başvuru formundaki iddialar ileİdarenin olayda kusursuz sorumluluğu olduğunu ileri sürerek kararı 23/8/2011tarihinde temyiz etmişlerdir.
21. Karar Danıştay Onuncu Dairesinin 28/5/2015 tarihli kararıylakararın usul ve hukuka uygun olduğu, temyiz dilekçesinde ileri sürülennedenlerin bozmayı gerektirecek nitelikte olmadığı gerekçesiyle onanmıştır.
22. Nihai karar 3/8/2015 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmişolup başvurucular18/8/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
23. Mahkemenin 6/2/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım TalebiYönünden
24. Anayasa Mahkemesinin MehmetŞerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkelerdikkate alınarak geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılamagiderlerini ödeme gücünden yoksun oldukları anlaşılan başvurucuların açıkçadayanaktan yoksun olmayan adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesigerekir.
B. Kabul EdilebilirlikYönünden
1. Başvurucularınİddiaları
25. Başvurucular, önceki seçimler nedeniyle de birçok kez kavga çıktığıve bu seçimlerden sonra da kavga çıkabileceği bildirildiği hâlde kolluk güçleritarafından yeterli önlem alınmadığı ve olaya geç müdahale edildiği içinyakınlarının hayatını kaybettiğini, ayrıca tam yargı davasının yeterli incelemeyapılmadan haksız olarak reddedildiğini belirterek yaşam ve adil yargılanmahaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
2. Değerlendirme
a. Yaşam Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular esas olarak yakınlarınınyaşamının korunmadığını, açılan tam yargı davasının yeterli incelemeyapılmadan, haksız olarak reddedildiğini ve makul sürede tamamlanmadığını iddiaetmektedir. Bu sebeple başvurucuların diğer haklar ile bağlantı kurarak ilerisürdükleri makul sürede yargılanma hakkı dışındaki iddiaları Anayasa'nın 17.maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında incelenmiştir.
27. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddî ve manevîvarlığı”kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddîve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkınasahiptir."
28. Anayasa'nın “Devletintemel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Devletintemel amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin vetoplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak vehürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacaksurette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanınmaddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayaçalışmaktır.”
29. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, bu hakka yönelik birbaşvuru ancak ölen kişinin olay nedeniyle mağdur olan yakınları tarafındanyapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvurucularmüteveffanıneşi ve çocuklarıdır. Bu nedenle başvruruda, başvuruehliyeti yönünden bir eksiklik bulunmamaktadır.
30. Bununla birlikte başvurunun diğer kabul edilebilirlikkriterleri yönünden de incelenmesi gerekir.
31. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı,Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif venegatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 50).
32. Pozitif yükümlülükler kapsamında devletin yetki alanındabulunan tüm bireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğer bireylerin vehatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevivardır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§51). Devlet, öncelikle yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı caydırıcıve koruyucu yasal düzenlemeler yapmalı; bununla da yetinmeyerek gerekli idaritedbirleri almalıdır. Bu ödev ayrıca bireyin yaşamını her türlü tehlike, tehditve şiddetten koruma yükümlülüğünü de içerir (İpekDeniz ve diğerleri, B. No: 2013/1595, 21/4/2016, § 149).
33. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında cankaybının gerçekleştiği durumlarda kamu makamlarının Anayasa'nın 17. maddesigereğince öncelikle yetkileri dâhilinde tüm imkânları kullanarak yaşama hakkınayönelen tehdit ve risklere karşı etkili yasal ve idari tedbirleri oluşturmalarıgerektiği ifade edilmelidir. Bu kapsamdaki yasal ve idari tedbirler, yaşamahakkına yönelik ihlalleri durdurmayı ve gerektiğinde faillerincezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır. Bu yükümlülük, yaşamahakkının tehlikeye girebileceği her durum için geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).
34. Bu kapsamda devletin egemenlik alanında bulunan bireylerinyaşamını korumak için önleyici genel güvenlik tedbirleri alma yükümlülüğübulunmaktadır. Bu gereklilik daha ziyade bireylerin üçüncü kişilerin suçniteliğindeki eylemleri nedeniyle yaşamlarının tehdit altında olduğu durumlardaortaya çıkmaktadır (Mehmet Çetinkaya veMaide Çetinkaya, B. No: 2013/1280, 28/5/2014, § 59).
35. Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikeninbulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlardamakul ölçüler çerçevesinde kamu makamlarının bu tehlikenin gerçekleşmesiniönleyebilecek şekilde önlem alması gerekir. Ancak özellikle insandavranışlarının öngörülemezliği, öncelikler vekaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihidikkate alındığında pozitif yükümlülük kamu makamları üzerinde aşırı yükoluşturacak şekilde yorumlanamaz (SerpilKerimoğlu ve diğerleri,§53).
36. Başvuru dosyasının incelenmesinden, CumhuriyetBaşsavcılığınca taraflar arasında gerçekleşen tehdit olayının somut, açık birçatışma riskine işaret etmediği, kavga gününden önce kamu makamlarınabildirilmiş belli bir yerde ve saatte kavga çıkabileceğine yönelik bir ihbarınolmadığı, olaydan hemen önce yapılan ihbardan üç ila beş dakika içinde olayıngerçekleştiği, aniden gelişen olaya makul sayılabilecek bir süre içindegüvenlik güçlerince müdahale edildiği, tarafların kalabalık olması üzerineivedilikle emniyet ve jandarma birimlerinden takviye kuvvet istendiği, ayrıcasağlık ekiplerine haber verildiği, istirahatteki kolluk personelinin de görevbaşına çağırıldığı (bkz. § 15) görülmüştür. Ayrıca müteveffanın kavganıntaraflarından olmadığı, olay yerine yakın bir yerde bulunduğu sırada kazakurşununun isabet etmesi nedeniyle vefat ettiği de gözetildiğindebaşvurucuların şikâyetleri yönünden yaşam hakkı kapsamında bir ihlalinbulunmadığının açık olduğu anlaşılmaktadır.
37. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
38. Başvurucular, açtıkları tam yargı davasının makul süredesonuçlanmadığını iddia etmektedirler.
39. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı,yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediğiiddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurularailişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkinyolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlamakapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğinitartışmıştır (Ferat Yüksel, §§ 27-36).
40. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuruyolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlamasınedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarınamakul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı vetazminatödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafiolanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlamaimkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçelerdoğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlaliddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve yeterligiderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolutüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincilniteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemişolması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).
41. Mevcut başvuruda, söz konusu karardan ayrılmayı gerektirenbir durum bulunmamaktadır.
42. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduklarına karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA
D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesimağduriyetine neden olacağından başvurucuların yargılama giderlerini ödemektenTAMAMEN MUAF TUTULMASINA 6/2/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.