TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ABDULGAFFUR ATABAY VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/15911)
Karar Tarihi: 9/10/2019
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Hasan SARAÇ
Başvurucular
:
1. Abdulgaffur ATABAY
:
2. Abdulvahap ATABAY
:
3. Emine ATABAY
:
4. Kenan ATABAY
:
5. Menican ATABAY
:
6. Nuran BAYÇINAR
:
7. Osman ATABAY
:
8. Sinan ATABAY
Vekili
:
Av. Kutbettin FIRTINA
Av. İsmail GÜLER
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; güvenlik görevlileri tarafından gerçekleştirilenaskerî operasyon sırasında meydana gelen ölüm nedeniyle yaşam hakkının, bu olaynedeniyle açılan tam yargı davasının süre aşımına uğradığı gerekçesiylereddedilmesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 18/9/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. Başvuruculardan Abdulgaffur ve Menican Atabay'ın oğlu, diğer başvurucuların ise kardeşiolan C.A. 7/10/2009 tarihinde Van'ın Çaldıran ilçesi Buğulukaynakköyünde başvurucuların ifadesine göre köyden 2 km. uzaklıkta güvenlik güçleritarafından öldürülmüştür.
8. Başvurucular, olayı gördüğünü iddia eden A.K.nın Van Cumhuriyet Başsavcılığına ihbarı nedeniyleolaydan 9/9/2011 tarihinde haberdar olduklarını beyan ederek 9/3/2012 tarihindeÇaldıran Asliye Hukuk Mahkemesinde maddi ve manevi tazminat davası açmışlardır.
9. Çaldıran Asliye Hukuk Mahkemesinin 13/3/2013 tarihinde davayıgörev yönünden reddetmesi ve anılan kararın da temyiz edilmeksizin kesinleşmesinedeniyle başvurucular Van 1. İdare Mahkemesinde (Mahkeme)tam yargı davasıaçmışlardır.
10. Mahkeme, yasal süresi içinde açılmadığı gerekçesiyle14/6/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme kararının ilgilikısımları şöyledir:
''..[D]avadosyasının incelenmesinden, davacılar[başvurucular]dan Abdulgafur ve Menican Atabay'ın müşterek çocukları, diğer davacılarınkardeşi olan [C.A.nın] 07.10.2009 tarihinde güvenlik güçleri tarafındanöldürülmesi nedeniyle uğranıldığı iddia edilen zararın tazmini istemiyle09.03.2012 tarihinde Çaldıran Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açıldığı, anılanMahkemenin 13.03.2013 tarih ve E:2012/37, K:2013/27 sayılı kararıyla davanıngörev yönünden reddedildiği ve temyiz edilmeyerek 22.05.2013 tarihindekesinleştiği, görevsizlik kararı üzerine davacılar tarafından Mahkememizdegörülen bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda yer verilen 2577 sayılı Kanunun 13.maddesinin 1. fıkrasında; tam yargı davalarının açılabileceği sürelere yerverilmiş, 2. fıkrasında ise görevsiz yargı mercilerinde açılan davalardaidareye başvuru şartı aranmayacağı belirtilmiştir. Adı geçen madde bir bütünolarak değerlendirildiğinde, zararın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içinde ilgili idareye başvurulması yada görevsiz yargı yerinde dava açılması gerektiği sonucunavarılmaktadır. Aksi halde zararın öğrenildiği tarihten örneğin 4 yıl sonra adliyargıda dava açılmak suretiyle bir yıllık dava açma süresi bertarafedilebilecektir. Böyle bir yorum 2577 sayılı Kanunun 13. maddesinin 2. fıkrasıkullanılarak 1. fıkrada belirtilen sürelerin bertaraf edilmesi anlamına gelirki, adı geçen kanunun sistematiğine ve maddenin konuluş amacına aykırı biryorum olur.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu olaydeğerlendirildiğinde,[C.A.nın] 07.10.2009 tarihinde öldürüldüğü, bu tarihte zararınöğrenildiği hususunun kabulü gerektiği, bu tarihten itibaren bir yıl içerisindeidareye başvurulması yada adli yargıda dava açılması gerekirken, bir yıllıksüre geçirildikten çok sonra 09.03.2012 tarihinde Çaldıran Asliye HukukMahkemesinde dava açıldığı, bütün bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde adıgeçen Mahkemenin görevsizlik kararı üzerine Mahkememizde açılan iş bu davanınsüre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine hukuken olanak bulunmadığı[anlaşılmıştır.]''
11. Anılan karara karşı karar temyiz yoluna başvurulmuş ise deDanıştay Onuncu Dairesinin 13/4/2015 tarihli ilamı ile karar onanmıştır.Başvurucular tarafından karar düzeltme talebinde bulunulmadığından kesinleşenkarar 9/9/2015 tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiş ve başvurucular18/9/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
IV. İLGİLİ HUKUK
12. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun 9. maddesinin "Görevliolmayan yerlere başvurma" kenar başlıklı 9. maddesi şöyledir:
“1.Çözümlenmesi Danıştayın, idare ve vergimahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı yerlerineaçılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustakikararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevlimahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihiolarak kabul edilir.
2. Adli veya askeri yargı yerlerine açılan vegörevsizlik sebebiyle reddedilen davalarda, görevsizlik kararınınkesinleşmesinden sonra birinci fıkrada yazılı otuz günlük süre geçirilmiş olsadahi, idari dava açılması için öngörülen süre henüz dolmamış ise bu süre içindeidari dava açılabilir.”
13. 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi şöyledir:
“İdarieylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bueylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretleöğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibarenbeş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesiniistemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bukonudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmışgün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren,dava süresi içinde dava açılabilir.
Görevli olmayan adli ve askeri yargımercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradanidari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareyebaşvurma şartı aranmaz.”
14. Diğer ilgili mevzuat için bkz. Serpil Kerimoğlu ve diğerleri (B. No: 2012/752, 17/9/2013); Mehmet Menendiz ve diğerleri (B. No:2014/5235, 6/7/2017); Hülya Karadeniz (B.No: 2015/19340; 27/6/2018); Nafia SevinErgün Sefada ve diğerleri [GK], (B. No: 2014/14844, 1/12/2016)başvurusu hakkında verilen kararlar.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
15. Mahkemenin 9/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Yaşam Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
16. Başvurucular yakınları olan C.A.nın olay tarihinde askerler tarafındanöldürüldüğünü ve böylece devletin öldürmeme (negatif) yükümlülüğünü ihlalettiğini iddia etmişlerdir.
17. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişiaçısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölenkişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 41).Başvuru konusu olayda başvuruculardan AbdulgaffurAtabay ve Menican Atabay C.A.nın babası ve annesi, diğer başvurucular isekardeşleridir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklikbulunmamaktadır.
18. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesişöyledir:
"...Başvuruda bulunabilmek için olağankanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."
19.30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
20. Somut olayda, başvurucular olayla ilgili olarak Cumhuriyetsavcılıklarına müracaat edip etmedikleri, etmişlerse iddialar karşısında negibi işlemler yapıldığı ve soruşturmanın sonucuna ilişkin bir belgesunmadıkları gibi UYAP ortamında yapılan incelemede de başkaca bir bilgiyerastlanmamıştır. Bunların yanında başvurucular, söz konusu yolların etkililiğihakkında herhangi bir açıklamada da bulunmamıştır.
21.Anılan Anayasa ve Kanun maddelerinde yer verilen kanunyollarının tüketilmesi koşulu, bireysel başvurunun temel hak ihlalleriniönlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğal sonucudur. Diğer birifadeyle temel hak ihlallerini öncelikle idari makamların ve derecemahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunuzorunlu kılmaktadır (Necati Gündüz ve RecepGündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20).
22. Diğer taraftan etkili bir başvuru yolundan söz edilebilmesiiçin bu yolun sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp uygulamada fiilende etkili olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü ele almayetkisine sahip bulunması gerekir. Başvuru yolunun ancak bir hak ihlaliiddiasını önleyebilme, devam etmekteyse sonlandırabilme veya sona ermiş bir hakihlalini karara bağlayabilme ve bunun için uygun bir giderim sunabilmesihâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir. Yine vuku bulmuş bir hakihlali iddiası söz konusu olduğunda tazminat ödenmesinin yanı sıra sorumlularınortaya çıkarılması bakımından da yeterli usule ilişkin güvencelerin sağlanmasıgerekir (S.S.A., B. No:2013/2355, 7/11/2013, § 28).
23. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamhakkı, Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete negatifödevler yanında pozitif ödevler de yükler (SerpilKerimoğlu ve diğerleri,§50).
24. Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanındabulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermemeyükümlülüğünün yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanındabulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğerbireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklerekarşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).
25. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerininayrıca usule ilişkin yönü bulunmaktadır (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 54). Yaşam hakkı kapsamındaki usuleilişkin yükümlülük olayın niteliğine bağlı olarak cezai, hukuki ve idarinitelikte soruşturmalarla yerine getirilebilir. Kasten meydana gelen ölümolaylarında Anayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin, sorumluların tespitinive cezalandırılmalarını sağlayabilecek nitelikte bir cezai soruşturma yürütmeyükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda idari soruşturmalar ve tazminatdavaları sonucunda idari bir yaptırım veya tazminata hükmedilmesi, ihlaligidermek ve dolayısıyla mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §55).
26. Öte yandan ceza soruşturmasının amacı yaşam hakkını koruyanhukukun etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların ölüm olayına ilişkinhesap vermelerini sağlamak olmakla birlikte bu yükümlülük, kesin olarak birsonuç elde etmeyi değil uygun araçların kullanılmasını gerektirir. Diğer yandanAnayasa'nın 17. maddesi başvuruculara üçüncü kişileri bir suç nedeniyleyargılatma ya da cezalandırma hakkı vermediği gibi devlete tüm yargılamalarımahkûmiyetle sonuçlandırma ödevi yüklemez (SerpilKerimoğlu ve diğerleri,§56).
27. Bu açıklamalar sonrasında yakınları olan C.A.nın güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğüneilişkin başvurucuların iddiasının devletin negatif yükümlüğüne ilişkin olduğuanlaşılmaktadır. Bu iddialar bakımından ise tüketilmesi gereken yargısal yolunne olduğu hususunun öncelikle belirlenmesi gerekir. Yukarıda açıklandığı üzeredevletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan bireylerinyaşamına kasten ve hukuka aykırı olarak son verme yükümlüğünün ihlaliiddialarında -bu başvuru özelinde- devletin sorumluların tespitine veeylemlerinin sabit olması hâlinde cezalandırılmalarına imkân verecek ölçüdeveya resen cezai bir soruşturma yürütüldüğüne dair başvurucular tarafındansunulan bir belgeye rastlanmamıştır. Başvurucular bu hususta herhangi biraçıklama yapmamış ve tüketilmesi gereken yolun etkin olup olmadığı hususundabir beyanda da bulunmamışlardır. Başvurucular sadece olay nedeniyle uğramışolduklarını iddia ettikleri zararların tazmini için mahkemede açmış olduklarıtam yargı davasının reddedilmesi üzerine bireysel başvurularda bulunmuşlardır.
28. Başvurucuların iddialarının devletin öldürme yükümlülüğüneaykırı bir şekilde güvenlik güçlerince kasten gerçekleştirilen bir eylemeilişkin olması nedeniyle, bu tür olaylar veya iddialar karşısında idarimahiyetteki soruşturmalar veya tazminat davalarının olayın gerçekleşmekoşullarının belirlenebilmesi açısından yeterli olmadığı gibi, maddi yükümlülükcezai kovuşturmayı ve yaptırımı gerektirdiğinden, yaşam hakkına ilişkin negatifyükümlüğünün ihlali iddialarının yer aldığı bu gibi durumlarda cezasoruşturması yapılması gerekmektedir.
29. Nitekim Anayasa MahkemesiSerpil Kerimoğlu ve diğerleri kararından itibaren istikrarlı birşekilde kasten ya da saldırı veya kötü muamele sonucu meydana gelen ölümolaylarına ilişkin davalarda Anayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin ölümcülsaldırı durumunda sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkânverebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunduğunu, butür olaylarda yürütülen idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucundasadece tazminat ödenmesinin yaşam hakkı ihlalini gidermek ve mağdur sıfatınıortadan kaldırmak için yeterli olmadığına karar vermiştir.
30. Bu itibarla başvuru konusu olayda, devletin yargı yetkisialtında bulunan bireylerin yaşamlarına son vermemesi şeklindeki yükümlüğününihlal edildiği iddiası karşısında sadece hukuksal tazmin yoluna başvurmasınedeniyle etkili yargısal yolun bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmediğisonucuna varılmıştır.
31. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları
32. Başvurucular, yakınlarının 2009 yılında güvenlik güçleritarafından öldürüldüğünü 9/9/2011 tarihinde gazetelerdeki haberlerdenöğrendiklerini, bu durumu öğrendikten sonra süresi içinde dava açmalarınarağmen eylemin idariliğinin tartışma konusuyapılmaksızın süre aşımı kararıyla reddedilmesi nedeniyle adil yargılanmahaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
2. Değerlendirme
33. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
34. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların şikâyetlerinin özü mahkemenindava açma süresinin başlangıcını tespit etme noktasında hukuk kurallarınıhatalı değerlendirmesi ve uygulaması neticesinde uyuşmazlığın esasınınincelenememesidir. Bu itibarla başvurucunun ihlal iddiaları adil yargılanmahakkının güvencelerinden biri olan mahkemeye erişim hakkı kapsamındaincelenmiştir.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
35. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Hakkın Kapsamı veMüdahalenin Varlığı
36. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün birunsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede,Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınanadil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeyeerişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd.Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§ 34).
37. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesive kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesiiçin ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. Diğerbir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerdenyararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:2013/8896, 23/2/2016, § 33).
38. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
39. Somut olayda maddi ve manevi tazminat istemiyle açılandavanın süre aşımından reddedilerek uyuşmazlığın esasının incelenmemesinedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahaleninbulunduğu görülmektedir.
ii. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
40. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızcaAnayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırıolamaz."
41. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü içinherhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbirşekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özelsınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazısınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddedeherhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başkamaddelerinde yer alan kurallara dayanılarak bu hakların sınırlandırılması da mümkünolabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin birkısım düzenlemenin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırlarıortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancakbu sınırlamalar, Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz(Özkan Şen, § 58; Tahir Gökatalay,B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 39; İbrahimCan Kişi, B. No: 2012/1052, 23/7/2014, § 33).
42. Sonuç itibarıyla mutlak olmayan ve sınırlandırılabilenmahkemeye erişim hakkına ilişkin müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesindeöngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı birsebebe dayanma (meşru amaç) ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarınauygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
(1) Kanunilik
43. Başvurucuların yakınlarının ölümünden dolayı uğradığızararın tazmini istemiyle açtığı davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesineilişkin mahkeme kararının 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları ile 15. maddesine dayandığı görülmektedir. Dolayısıyla somutolayda başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanunidayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.
(2) MeşruAmaç
44. İdarenin sürekli bir biçimde dava açılma tehdidi altında kalmasınıengellemek, kamu hizmetinin hızlı, düzenli ve etkin biçimde yürütülmesinisağlamak düşüncesi ile idari işlem ve eylemlere karşı yapılacak başvurular veaçılacak davalar kanunlarla belli sürelere bağlanmıştır (aynı yöndeki karariçin bkz. Mohammed Aynosah, § 39).Diğer yandan idari işlem ya da eylemlere karşı açılacak davalar için tanınansüreler, mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksikya da ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylarhakkında karar vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önünegeçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet eder(AYM, E.2014/92, K.2016/6, 28/1/2016, § 17). Dolayısıyla bu tür durumlarınönlenmesi bakımından idari işlem ya da eylemlere karşı açılacak davalarda sürekoşulunun öngörülmesi meşru amaçlara sahiptir (AhmetYıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 43).
(3) Ölçülülük
(a)Genel İlkeler
45. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkemekararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemliölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlaledebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen,§ 52).
46. Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularkenyargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilciliktenkaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadankalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).Bu kapsamda mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukukaaçıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanmasınedenleriyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarınıkullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.San. ve Tic. Ltd. Şti., § 38).
47. Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı andamahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önemtaşımaktadır (Yaşar Çoban [GK],B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Vurgulamak gerekir ki dava açma süresininhangi tarihte başlayacağını belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak göreviesasen derece mahkemelerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesigereği, dava açma süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasındaAnayasa Mahkemesinin bir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin buhususta üstleneceği rol, dava açma süresinin hangi tarihten itibarenbaşlatılması gerektiğiyle ilgili derece mahkemelerinin yorumlarının mahkemeyeerişim hakkına etkisini somut olayın koşulları ışığında incelemektir (Ahmet Yıldırım, 20/9/2017, § 46). Bukapsamda dava açma süresinin hak sahibinin henüz dava hakkının doğduğundanhaberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünühaklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması dava hakkınınvarlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (Yaşar Çoban, § 66).
(b)İlkelerin Olaya Uygulanması
48. Başvurucular, dava açma süresinin başlangıç tarihi olarakölüm olayının gerçekleştiği tarihin esas alınmasının mahkemeye erişim hakkınıihlal ettiğinden şikâyet etmektedir.
49. Anayasa Mahkemesince daha önce benzer nitelikte başvurulardada belirtildiği üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyleaçılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için ortadaidari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari eylem arasında illiyet bağıbulunmalıdır. Söz konusu eylemlerin idariliği vedoğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken bazen deçok sonra değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortayaçıkabilmektedir. Bu çerçevede eylemin idariliğininveya yol açtığı zararın ya da arasındaki illiyet bağının eylemden çok sonraanlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin butarihlerden sonra başlayacağı kabul edilmektedir (aynı yöndeki karar için bkz. Hasan Oğuz ve diğerleri, B. No: 2015/2700,7/2/2018, § 48).
50. Bu bağlamda özellikle zorunlu askerlik görevi sırasındameydana gelen, ilk etapta mahiyeti bilinemeyen ölüm olaylarının kesin sebebi(hastalık/kaza/intihar/cinayet) ve bu neticeye idarenin bir ihmalinin yol açıpaçmadığı yapılan adli ve/veya idari soruşturma sonucu ortaya çıkmaktadır. Butip durumlarda ilgililerin kesin ölüm nedenini ve olay sürecini bilmeleri,takip edecekleri usul ve başvuracakları idari ve adli mercilerin belirlenmesindeönem arz etmektedir. Bu husus ayrıca ilgililerin tam yargı davası açmairadeleri üzerinde de belirleyici bir etkiye sahiptir (benzer yöndekideğerlendirmeler için bkz. Mehmet Menendizve diğerleri, B. No: 2014/5235, 6/7/2017, § 58; Hasan Oğuz ve diğerleri,§ 49).
51. Söz konusu soruşturmalar kamu makamlarınca resenyürütüldüğünden ilgililerin soruşturma süresinin uzunluğu üzerinde genelliklebir etkisi olmadığı gibi soruşturma sonucunu beklemekten başka seçeneği debulunmamaktadır. Bu durum özellikle tam yargı davasının kusur veya ihmalinvarlığına dayandırıldığı durumlarda önem arz eder. Bu bağlamda yürütülensoruşturma sonucu kesin ölüm nedeni, ölüm olayının meydana gelmesinde kusurveya ihmalin varlığı ya da sürece ilişkin diğer ayrıntılar tespit edildiğindeilgililerin tam yargı davası açılması için gerekli olan koşulların oluştuğundanhaberdar olduğunun veya haberdar olması gerektiğinin ve dava açma süresinin debu andan itibaren başladığının kabulü gerekir (HasanOğuz ve diğerleri, § 50, benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Mehmet Menendiz ve diğerleri,§§ 58, 59).
52. Bireysel başvuruya dayanak kararda Mahkemenin dava açmasüresinin başlangıcında ölümün gerçekleştiği tarihi esas aldığı ancak başvurucutarafından eylemin idariliğinin ne zaman öğrenildiğiya da öğrenilmesi gerektiğine dair herhangi bir değerlendirme yapmadığıgörülmektedir.
53. Somut olayda başvurucuların yakınlarının 7/10/2009 tarihindeöldürüldüğü hususunda tartışma bulunmamaktadır. Bununla birlikte başvurucularbaştan itibaren yakınları C.A.nınöldürülmesi olayında güvenlik güçlerinin olaylardaki rolünü 2011 yılında çıkanhaberler üzerine ve eylemin idari niteliğini bu şekilde 2009 yılında meydanagelen ölümden çok sonra öğrendiklerini, buna göre yasal süresi içsinde açılandavanın bu eylemlerin niteliği tartışılmaksızın, normal bir dava olarak kabuledilerek sadece süre yönünden incelenerek reddedildiğini beyan etmişlerdir.
54. Başvurucuların yakınlarının ölümünün kesin sebebine,ölümünden önceki süreçte içinde bulunduğu koşullara, yaşadığı olaylara,bu süreçte idareninkastı, hatası ya da ihmali bulunduğu iddiasına dayanak alınabilecek bilgilere,bir başka ifadeyle eylemin idarilik niteliğininbulunup bulunmadığının tespitinde esas alınabilecek unsurlara kesin ölüm nedenininortaya çıkarılması için yürütülen soruşturma tamamlanıncaya kadar vâkıfolamayacakları kabul edilmelidir.
55. Bununla birlikte başvurucular ölümün kamu görevlilerininkasten işlemiş olduğu eylemleri sonucunda olduğunu ancak bunu gazete haberi üzerineöğrendiklerini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular bundan başka Van CumhuriyetBaşsavcılığı tarafından yürütüldüğünü beyan ettikleri soruşturma dosyasınınayrıntılarına ilişkin olarak ise herhangi bir açıklamada bulunmamışlardır.
56. Bu aşamada eylemin idari nitelikte olup olmadığının ve bunabağlı olarak da dava açma süresinin nerede başlayacağının tespitinin cezasoruşturması ile yakından ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu noktada iseeylemin idariliğinin tespiti ve bunun başvuruculartarafından öğrenilmesinde gazete haberinden daha çok olaya konu kamugörevlileri hakkında ileri sürülen iddiaların soruşturma makamlarınca ciddigörülerek adli işlemlere başlandığına dair belgelerin ve özellikle iddianameninortaya konulması gerekmektedir. Zira bu ölçekteki bir iddia karşısında olaydansorumlu olduğu iddia edilen kamusal makamların olaya ilişkin kusurunun var olupolmadığı, varsa kusur ve sorumluluğun boyutunun ancak bu ağırlıktaki biraraştırma ile ortaya konulabileceğinin kabulü gerekir.
57. Bireysel başvuruya konu olan yargılamada ise başvurucularınbu iddialarıyla ilgili olarak, Cumhuriyet Başsavcılıklarına müracaat edipetmedikleri, etmişlerse iddialar karşısında ne gibi işlemler yapıldığı ve varsasoruşturmanın sonucuna dair evrakı ilgili mahkemesine sunduklarına dairbelgeleri ibraz etmedikleri gibi UYAP ortamında resen yapılan incelemede de bunitelikteki bir veriye rastlanmamıştır. Bir başka ifadeyle iddiaların ağırlığıkarşısında eylemin idariliğinin ya da idarenineylemiyle zarar arasındaki illiyet bağının iddia edildiği gibi 2011 yılındaöğrenildiğini ortaya koyabilecek derecede veri içeren belgelerin dava dosyasınakonulduğuna fakat Mahkemenin bu hususları incelemeksizin açılan davayıreddettiğine dair herhangi bir kanıtın veya tespitin olmadığı anlaşılmıştır.
58. Mahkemenin kararına (bkz. § 10) bu açıdan bakıldığında,başvurucuların bu iddialarına ilişkin olarak olayda kamu görevlileri veyadevletin sorumluluğuna dair tespit içeren belgeleri Mahkemeye sunmaksızın birgazete haberine dayanmaları karşısında Mahkemenin gerek uyuşmazlık konusuolguyu gerekse bu olgudan hareketle dava açma süresinin hesaplanma usulünü vesürenin başlatılacağı tarihi belirlemesiyle ilgili yorumunun öngörülemeznitelikte olmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla derece mahkemelerinin 2577sayılı Kanun'da yer alan dava açma süresine ilişkin kuralları hukuka uygunşekilde uyguladığı ve dava açma süresinin başlangıcına esas alınan tarihinbelirlenmesine ilişkin yorumun başvurucuların dava açmasını aşırı derecedezorlaştıracak ya da imkânsız kılacak nitelikte katı bir yaklaşım içermediğisonucuna varılmıştır.
59. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının ihlaledilmediğine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE9/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.