TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ABDULMECİT ER BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/3825)
Karar Tarihi: 7/11/2019
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Denizhan HOROZGİL
Başvurucu
:
Abdulmecit ER
Vekili
:
Av. İlhan ÖNGÖR
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, yargılamanın uzun sürmesi ve gizli tanık beyanınhükme esas alınması nedeniyle adil yargılanma hakkının; başvurucunun farklıtarihlerde belirli bir gruba cuma namazı kıldırmasının terör örgütü üyeliğisuçu bakımından mahkûmiyet hükmüne esas alınması nedeniyle din ve vicdanözgürlüğünün; hukuka aykırı olarak tutuklama kararı verilmesi nedeniyle de kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 19/3/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu 1965 doğumlu olup olayların meydana geldiği tarihteAdana'da ikamet etmekte ve tuhafiye işleriyle uğraşmaktadır.
8. Başvurucu, PKK/KCK terör örgütüne üye olma suçunu işlediğigerekçesiyle 8/9/2011 tarihinde gözaltına alınmış ve 11/9/2011 tarihindetutuklanmıştır. Daha sonra başvurucu hakkında, Adana Cumhuriyet Başsavcılığının21/12/2011 tarihli iddianamesiyle PKK/KCK terör örgütüne üye olma suçundan kamudavası açılmıştır.
9. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) savunmasını aldıktansonra 15/3/2012 tarihinde başvurucuyu tahliye etmiş; 17/1/2013 tarihinde,başvurucunun PKK/KCK terör örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 6 ay hapiscezasıyla mahkûmiyetine hükmetmiştir.
10. Mahkeme, gerekçeli kararına iddianame ve sanık savunmalarınıözetleyerek başlamış; daha sonra PKK terör örgütünün alt yapılanması olan KCK'nın yapısını ve işleyişini kısaca açıklamıştır.
11. Mahkeme tarafından, PKK terör örgütünün amaçlarıdoğrultusunda yayın yapan bazı internet sitelerinde terör örgütü lideriAbdullah Öcalan'ın demokratik çözüm çadırıadı altında çadırlar kurulması talimatı verdiği ve bu doğrultuda 22/3/2011tarihinde Adana'nın Şakirpaşa-Ova Mahallesi içindeçadır kurulduğu belirtilmiştir. Yine PKK terör örgütünün amacı doğrultusundayayın yapan bazı internet sitelerinde 2011 yılının Mart ve Nisan aylarındayayımlanan iki haberde terör örgütü lideri Abdullah Öcalan tarafından verilentalimat üzerine sivil itaatsizlik eylemlerine başlandığı ve bu kapsamda cami,okul, hastane gibi kamu kurum ve kuruluşlarına alternatif olarak "sivil cuma namazı", "sivil 23 Nisan", "sivil sağlık taraması" vb. eylemleryapıldığı ifade edilmiştir.
12. Mahkemenin gerekçeli kararında başvurucuya ilişkin yapılandeğerlendirmeler ise özetle şöyledir:
i. Adana'nın Ova Mahallesi'nde bulunan boş bir arsa içinde demokratik çözüm çadırı adı altındakurulan çadırda 22/4/2011 tarihinde yaklaşık yüz elli kişinin katılımıyla"sivil cuma namazı"kılındığı ve namazı başvurucunun kıldırdığı tespit edilmiştir. Yine aynı günPKK terör örgütünün amacı doğrultusunda yayın yapan internet sitesinde "Onbinler 'Sivil Cuma Namazı'nadurdu" başlıklı haber yapıldığı ve haberin içinde namazıkıldıran kişi olarak başvurucunun da isminin yer aldığı belirtilmiştir.
ii. Başvurucunun 29/4/2011, 13/5/2011, 8/7/2011 ve 12/8/2011tarihlerinde farklı yerlerde "sivilcuma namazı" adı altında namaz kıldırdığı tespit edilmiştir.Başvurucunun 12/8/2011 tarihinde kıldırdığı cuma namazına ilişkin olarak yinePKK terör örgütünün amacı doğrultusunda yayın yapan internet sitesinde haberyapılmıştır. Haberde namaz öncesi M.K.nın hutbeverdiği ve hutbede "...İran ve TürkiyeKandil'e saldırarak günahsız insanları öldürüyor. Türkiye Başkanı gidipSuriye'ye iç işlerine karışıyor. Önce gelsin kürtlerinsorunlarını çözsün. Çünkü kürt halkının çocukları güngeçtikçe ölüyor..." şeklinde ifadeler kullandığı, ardından cumanamazını başvurucunun kıldırdığı belirtilmiştir.
iii. Başvurucu ile ilgili olarak soruşturma evresinde Cumhuriyetsavcısı, kovuşturma evresinde ise Mahkeme tarafından gizli tanık dinlenmiştir.Kovuşturma evresinde gizli tanık dinlenmeden önce taraflara gizli tanığayöneltmek istedikleri soruları bildirmeleri için on günlük süre verilmiş, busuretle celse arasında Mahkemece Cumhuriyet savcısı huzurunda dinlenen vetaraflarca bildirilen soruların sorulduğu gizli tanığın beyanı daha sonracelsede tüm taraflara okunmuş ve diyecekleri sorulmuştur. Gizli tanığınCumhuriyet savcısı huzurunda alınan ifadesi şu şekildedir:
"KCK Kandil odaklışehirlerdeki PKK yapılanmasının illegal sivil uzantısıdır... KCK bir devletmodeli gibi faaliyet göstermektedir, yani yasama, yürütme ve yargı güçleribulunmaktadır. Yasama, Kandilde KONGRA-GEL denen Halk Kongresi eliyle yürütülürve alınan kararlar yürütme organı eliyle gerçekleştirilir. Yürütmenin altındakent konseyi, kent konseyinin altında il ve ilçe konseyleri, il ve ilçekonseylerinin altında mahalle komiteleri, mahalle komitelerinin altında sokakkomiteleri, sokak komitelerinin altında hane komiteleri vardır. Yargı, HalkMahkemeleri adıyla yürütülmektedir. Halk arasında meydana gelen olaylara bumahkeme bakar, bu mahkeme kişilere ceza verme yetkisine sahiptir. KCK, Türkiyeyapılanmasında 5 ayrı bölgeye ayrılmıştır. Bu bölgelerden bir tanesi deÇukurova bölgesinde Adana, Mersin, Malatya, K.Maraş,Hatay, G.Antep illeri dahildir. Adana’da KCKfaaliyetleri kapsamında Yürütmeye bağlı olarak... İnanç Komitesinde; 1-) M.B.,2-) M.K., 3-) Abdulmecit ER, 4-) M.E.O., 5-) H.G.,6-) İ.T. bulunmaktadır... Bana burada (18) rakamı ile gösterilen şahıs Abdulmecit ER'dir. Kendisi sivilitaatsizlik adı altında müzahir kitleye namaz kıldırır. MELE olarak bilinir.İnanç komitesinde yer alır, halkı devlete karşı kışkırtır."
iv. Gizli tanık kovuşturma evresinde alınan ifadesinde deCumhuriyet savcılığında verdiği ifadeyi aynen tekrar ettiğini beyan ederekbaşvurucunun inanç komitesinde olduğunu ve bazı mahallelerde birkaç kez namazkıldırdığını ifade etmiştir.
v. Başvurucu hakkında iletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasıtedbiri uygulanmıştır. Başvurucunun yapmış olduğu telefon görüşmelerinde "...bizi oraya yönlendirdiler...","...hatta başkanlığımız da ayrı bircamide namaz kılmamızı söyledi...", "...zaten parti bu kararı almış..."şeklinde konuşmalar yaptığı tespit edilerek başvurucunun KCK yapılanmasıtarafından "sivil imam"olarak atandığı ve bu görevlendirme doğrultusunda hareket ettiğibelirtilmiştir.
vi. 27/8/2011 tarihinde başvurucu ile R.B. arasında geçentelefon görüşmesi kapsamında Mahkemece başvurucunun KCK adına para topladığısonucuna varılmıştır. Kararda başvurucunun bu yönde yaptığı telefongörüşmelerine yer verilmiştir.
vii. Başvurucunun ikametinde yapılan aramada iki terör örgütümensubunun yer aldığı 1 adet fotoğraf, biri kadın olmak üzere toplam sekizörgüt mensubunun yer aldığı 1 adet fotoğraf, PKK terör örgütünün propagandasınıiçerir Kürtçe içerikli toplam 10 adet müzik dosyasının bulunduğu hafıza kartı,içinde terör örgütünün propagandası içerir çok sayıda metin, fotoğraf veresimlerin bulunduğu hard diskin ele geçirildiği belirtilmiştir.
13. Mahkeme, başvurucu hakkında PKK/KCK silahlı terör örgütüüyesi olma suçundan verdiği mahkûmiyet kararında başvurucunun KCK yapılanmasıiçinde faaliyet gösterdiğini belirtmiştir. Yine Mahkeme, başvurucunun KCKSözleşmesi'nin Altıncı Bölümü içinde bulunan 23. maddesindeki "mahalle yürütmesi (komisyonu)"yapılanması ve aynı Sözleşme'nin üçüncü bölümünde düzenlenen "azınlıklar ve inanç komitesi"çerçevesinde imam olmadığı hâlde Türkiye Cumhuriyeti resmî imamlarınaalternatif niteliğinde "sivil imam"olarak eylem ve faaliyetlerde bulunduğunu ifade etmiştir.
14. Mahkemece sanık hakkında verilen mahkûmiyet hükmü, Yargıtay9. Ceza Dairesi tarafından yapılan temyiz incelemesi sonucu 29/11/2013tarihinde onanarak kesinleşmiştir.
15. Başvurucu, Yargıtay ilamından 10/3/2014 tarihinde haberdarolduğunu belirtmiştir.
16. Başvurucu 19/3/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
17. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Metin Birdal ([GK], (B. No: 2014/15440, 22/5/2019, §§ 28-39)ve Levon Berç Kuzukoğluve Ohannes Garbis Balmumciyan ([GK], (B. No: 2014/17354, 22/5/2019, §§ 46-48)başvuruları hakkında verilen kararlar.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 7/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
19. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
20. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargımercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma (Değişik ibare:3.10.2001-4709/14 md.) ile adil yargılanma hakkınasahiptir."
21. Anayasa'nın 36. ve 141. maddeleri bağlamında medeni hak veyükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerektiğinedair temel ilkeler Anayasa Mahkemesince daha önce incelenmiş ve bu konudakararlar verilmiştir (Güher Ergun vediğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013; Güher Ergun ve Tosun Tayfun Ergun, B. No: 2012/12,17/9/2013). Başvuru konusu olayda bu ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir hususbulunmamaktadır.
22. Somut olayda başvurucunun 8/9/2011 tarihinde gözaltınaalınmasıyla başlayan yargılama süreci 29/11/2013 tarihinde Yargıtay tarafındanverilen onama kararı ile sonlanmıştır.
23. Başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde davanın iki dereceli bir yargılama sisteminde toplam2 yıl 2 ay 21 gün sürdüğü, yargılama sürecinin bütünü dikkate alındığındabaşvurucunun haklarını ihlal edecek bir gecikme olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
24. Açıklanan nedenle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Adil YargılanmaHakkına İlişkin Diğer İhlal İddiaları
a. Başvurucunun İddiaları
25. Başvurucu; gizli tanığın beyanlarının tek başına hükme esasalınamayacağını ve gizli tanık beyanları arasında çelişkiler bulunduğunu, bunedenle yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığını belirterek adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
26. Başvuru formu ve ekli belgelerde başvurucu tarafındantanığın gizli olarak dinlenmemesi gerektiğine ilişkin herhangi bir açıklamadabulunulmamıştır. Bu kapsamda başvurucunun tanıksorgulama hakkının ihlal edildiği iddiası bulunmadığı gibi tanığın gizli tanık statüsünde dinlenmesine deherhangi bir itirazının olmadığı anlaşılmıştır.
27. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanunyolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvurudaincelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde davakonusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusuolamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkileden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlikiçeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).
28. Başvurucunun iddialarının özünün derece mahkemeleritarafından hukuk kurallarının ve delillerin değerlendirilmesinde veyorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucunailişkin olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmü ise gizlitanık beyanının yanı sıra iletişimin dinlenmesi kayıtlarına, başvurucunun"sivil cuma namazları"kıldırması eylemlerine, arama ve el koyma tutanaklarına ve PKK terör örgütününamacı doğrultusunda yayın yapan internet sitelerinde yer alan somut haberleredayandırılmıştır.
29. Bu kapsamda başvuru konusu dava incelendiğinde dava konusuyapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi,hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılansonucun adil olup olmaması hususunda bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren bir durum tespit edilmemiştir.
30. Açıklanan gerekçelerle kanun yolu şikâyeti niteliğindeolduğu anlaşılan başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
B. Din ve VicdanÖzgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
31. Başvurucu; İslam dininin Şafii mezhebine mensup olduğunu,yıllardır kendi mahallesinde bu mezhebe mensup kişilere namaz kıldırdığını, bumezhep farklılığı ve bir siyasi partinin "sivilcuma namazı" adı altında yaptığı toplumsal muhalefet nedeniyleterör örgütü üyeliğinden ceza aldığını iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca, hiçbirşiddet eylemi içermeyen ibadet, eylem ve düşünce açıklamasının suç vasfınadönüştürülemeyeceğini ifade ederek din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
32. Anayasa Mahkemesi MetinBirdal kararında, kişilerinanayasal hak ve özgürlükler kapsamında kalan faaliyetlerinin mahkûmiyetkararlarında delil olarak kullanılmasının bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlükler üzerinde caydırıcı etki yaratabileceğini, dolayısıyla bu konununAnayasa Mahkemesinin ilgi alanında kaldığını ifade etmiştir (Metin Birdal, § 48). Bu kapsamda başvurucunun "sivil cuma namazı" kıldırmışolmasının terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmünde delilolarak kullanılması da din ve vicdan özgürlüğü üzerinde caydırıcı etkidoğurabileceğinden başvurucunun Anayasa'nın 24. maddesinde koruma altına alınanhakkına bir müdahalede bulunulduğu kabul edilmelidir.
33. Somut olayda, başvurucunun "sivilcuma namazı" kıldırmış olmasının terör örgütüne üye olmaksuçundan verilen mahkûmiyet hükmünde delil olarak kullanılmasının, kamugüvenliği ve suçların önlenmesine yönelik çalışmaların bir parçası olduğuaçıktır. Bu anlamda, Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı ilemaddi ve manevi varlığın korunması hakkı din ve vicdan özgürlüğünün doğalsınırlarını oluşturmaktadır (bkz. Esra NurÖzbey, B. No: 2013/7443, 20/5/2015, §§ 69-75). Sonuç olarak somutolayda din ve vicdan özgürlüğüne yapılan müdahalenin Anayasa’nın kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığının korunmasına ilişkin 17. maddesininbirinci fıkrası kapsamında kişilerin yaşamının, maddi ve manevi varlığının korunmasımeşru amaçlarını taşıdığı sonucuna varılmıştır. Bundan sonra başvuru konusumüdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığıdeğerlendirilecektir.
a. Müdahalenin DemokratikToplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olması
34. Temel hak ve özgürlüklerin koruması altında bulunan bireylemin terör örgütüne üye olmak suçunun mahkûmiyetinde delil olarakkullanılması suretiyle temel hak ve özgürlüklere yapılan bir müdahalenindemokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlubir toplumsal ihtiyacı karşılaması gerekir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan birmüdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir(zorunlu toplumsal ihtiyaç testine ilişkin açıklamalar için bkz. Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151,4/6/2015, §§ 51, 53-55, 57; Mehmet Ali Aydın,B. No: 2013/9343, 4/6/2015, § 68;FerhatÜstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, §§ 45, 46; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128,7/7/2015, § 51).
b. Somut OlayınDeğerlendirilmesi
35. Terör örgütüne üye olma suçu, üye ve hatta örgüt henüz birsuç işlememiş olsa dahi örgütün toplum için yarattığı tehlikeyi cezalandıran vebu yönüyle bir yandan da örgüt faaliyetleri kapsamında suç işlenmesiniengelleme amacı taşıyan bir suç türüdür (MetinBirdal, §§ 60, 61).
36. Bireysel başvuru yolunda Anayasa Mahkemesinin görevi biryargılamanın sonucu itibarıyla adil olup olmadığını değerlendirmek değildir.Dolayısıyla başvurucu hakkında isnat edilen terör örgütü üyesi olma suçununsübuta erip ermediği veya toplanan delillerin suçun sübutu için yeterli olupolmadığı meselesi, ilkesel olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır (Metin Birdal, § 47; ayrıca bkz. YılmazÇelik [GK], B. No: 2014/13117, 19/7/2018, § 45; krş. Ferhat Üstündağ, B. No: 2014/15428,17/7/2018, § 65). Bundan başka bir ceza yargılamasında hangi delillerin hükmeesas alınabileceği meselesi de esas itibarıyla Anayasa Mahkemesinin görevalanının dışındadır (Türk Ceza Muhakemesi Hukuku uygulamasına ilişkin bazıdeğerlendirmeler için bkz. Metin Birdal,§§ 67-71).
37. Bir kişinin henüz başka bir suç işlemeden yalnızca terörörgütüne üye olması nedeniyle cezalandırılabilmesi için yargılama makamlarınıno kişinin terör örgütüyle olan bağlarını ortaya koyması gerekir. Henüz cezakanunlarında tanımlanan bir suçu işlememiş olsa bile bir terör örgütü ile örgüt üyeliği olarak kabul edilecekkuvvette bir bağın varlığının araştırılması bireylerin sahip olduğu fikirlerin,bağlı oldukları toplumsal grupların ve ideolojilerinin, davranışlarınınanlamlarının ve bunların altında yatan saiklerin dedeğerlendirilmesini gerektirebilir. Böyle bir değerlendirmenin örgütlere üyeolmak, toplantılara katılmak veya düşünce açıklamaları yapmak gibi kişilerinanayasal haklar kapsamında koruma altında bulunan eylemlerini de kapsadığıdurumlarda başta ifade, örgütlenme, din ve vicdan özgürlükleri ile toplantı vegösteri yürüyüşü düzenleme hakkı olmak üzere temel haklar üzerinde ciddi birbaskı oluşturabilecek potansiyele sahip olduğu açıktır (Metin Birdal, §§ 63, 64).
38. Kişilerin anayasal hak ve özgürlükler kapsamında kalanfaaliyetlerinin terör örgütünün üyesi olma suçundan verilen mahkûmiyetkararlarının delili olarak kullanılmasının temel haklar üzerinde yaratacağıcaydırıcı etki nedeniyle -devletin toplumu terör örgütlerinin faaliyetlerinekarşı korumak şeklindeki pozitif yükümlülüğünün bir sonucu olarak- insanlarınterörsüz bir ortamda yaşama hakkı ile bu süreçte bireylerin potansiyel olaraketkilenebilecek temel hakları arasında adil bir denge kurulmalıdır (Metin Birdal, § 65).
39. Söz konusu dengenin sağlandığının kabul edilebilmesi içinderece mahkemelerinin kişilerin anayasal hak ve özgürlükler kapsamında kalanfaaliyetlerini terör örgütü üyesi olma suçundan verilen mahkûmiyet kararlarındadelil olarak kullanılmalarının zorunlu bir ihtiyacı karşıladığını göstermelerigerekir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin benzer başvurulardaki denetimi temelhaklara bu şekilde yapılan müdahalenin zorunlu bir ihtiyacı karşıladığınınilgili ve yeterli bir gerekçe ile gösterilip gösterilemediği ile sınırlıolacaktır (Metin Birdal, § 72).
40. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi mevcut başvuruda başvurucununtoplantı ve ifade özgürlüklerine yapılan müdahalelerin gerçekten toplumsal bir ihtiyaca cevap verip vermediğisorusuna cevap bulacaktır.
41. Başvuru konusu olayda ilk derece mahkemesi süreklilik,çeşitlilik ve yoğunluk gösterdiği kabul edilen eylem ve davranışlarıyla şiddetive demokratik olmayan yöntemleri benimseyen başvurucunun PKK terör örgütününüyesi olduğu kanaatine ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurucu tarafındansunulan bilgi ve belgeler ile derece mahkemelerince başvurucunun mahkûmedilmesi için benimsenen gerekçeleri yukarıda yer verilen ilkeler uyarınca birbütün olarak ve dikkatle incelemiştir.
42. Somut olayın koşullarında ilk derece mahkemesininbaşvurucuyu suç oluşturmadığı ve anayasal hakların kullanımından ibaret olduğuileri sürülen eylemleri nedeniyle mahkûm ettiği kabul edilmemiştir. İlk derecemahkemesi diğer bazı deliller yanında örgütsel talimat ve iş bölümünün birgereği olarak "sivil cuma namazı"adı altında birden fazla kez namaz kıldırmış olmasını başvurucunun örgütüyeliğini açıklayan ve eylemlerinin sürekliliğini gösteren deliller olarakkullanmıştır (krş. Metin Birdal,§ 76).
43. Nitekim ilk derece mahkemesi; mahkûmiyet hükmünde bir gizlitanığın başvurucu hakkındaki ifade ve teşhisine, başvurucunun yapmış olduğutelefon görüşmeleri ile ikametinde yapılan arama sonucu ele geçirilen örgütseldoküman ve dijital materyallere de dayanmıştır. Asıl mesleği imamlık olmayan vetuhafiye işleriyle uğraşmakta olan başvurucu, Abdullah Öcalan'ın talimatlarıyla2011 yılının Nisan ayından Ağustos ayına kadar geçen sürede birçok kez örgütüngörüşlerinin aktarılması ve taban kazanılması amacıyla düzenlenen "sivil cuma namazlarında" imamlıkyapmıştır. Yine PKK terör örgütünün amaçları doğrultusunda yayın yapan internetsiteleri bu namazları propaganda hâline getirerek haberleştirmiştir. Buhaberlerde namazı kıldıran kişi olarak başvurucunun ismine de yer verilmiş,kıldırdığı bir namaz öncesi verilen hutbede Türkiye Cumhuriyeti'nin haksızbiçimde Kandil'e saldırarak oradaki günahsız insanları öldürdüğündenbahsedilmiştir. Son olarak Mahkemenin telefon görüşmeleri kapsamındabaşvurucunun KCK adına para topladığı yönündeki tespitine başvurucu tarafındantemyiz dilekçesinde veya başvuru formunda herhangi bir itirazdabulunulmamıştır.
44. Bu itibarla ilk derece mahkemesi, başvurucunun KCKyapılanması içindeki inanç komitesi faaliyetlerinin ve "sivil cuma namazları" kıldırmaeylemlerinin onun PKK terör örgütünün hiyerarşik yapılanmasına kendi isteğiyleve bilerek dâhil olduğuna dair bilgileri doğrular ve tamamlar nitelikteolduğunu ilgili ve yeterli biçimde ortaya koymuştur. Bu şekilde Mahkeme,başvurucunun şikâyetine konu eylemlerinin mahkûmiyet hükmünde delil olarakkullanılmasının acil bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını göstermiştir.
45. Sonuç olarak başvurucunun din ve vicdan özgürlüğüne yapılanmüdahale demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı bir müdahale olarakdeğerlendirilemez.
46. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabuledilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda müdahaleninmeşru olduğu açık olan başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).
47. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun din ve vicdanözgürlüğünün ihlal edildiğine dair başvurusunun bir ihlal bulunmadığı açıkolduğundan açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemezliğine karar verilmesi gerekir.
C. Kişi Özgürlüğü veGüvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
48. Başvurucu; hakkında verilen tutuklama kararında kanundeğişiklikleri, emsal kararlar ve yüksek mahkeme içtihatlarının gözönüne alınmadığını, bu nedenlerle hukuka aykırı olaraktutuklandığını iddia ederek kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
49. Anayasa Mahkemesi, benzer iddiaların ileri sürüldüğübaşvurulara ilişkin olarak birçok kararında zamanbakımından yetkisiyle ilgili ilkeleri belirlemiştir. Buna göre23/9/2012 tarihinden önce verilen bir kararla sona eren tutukluluk durumunailişkin başvuruların zaman bakımından Anayasa Mahkemesinin yetkisi dışındakaldığı kabul edilmiştir (Osman Büyüksu, B. No: 2013/5512, 3/4/2014, §§ 20-24; Ali Öksüz, B. No: 2013/6065, 3/4/2014, §§20-23; Cevdet Genç, B. No:2012/142, 9/1/2014, §§ 24-29).
50. Somut olayda başvurucunun suç isnadına bağlı tutuklulukdurumu, tahliye edildiği 15/3/2012 tarihinde, yani bireysel başvurularınincelenmeye başlandığı tarih olarak belirlenen 23/9/2012 tarihinden önce sonaermiştir.
51. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının zaman bakımından yetkisizlik nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Adil yargılanma hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA7/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.