TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ABDURRAHMAN BALİC VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/2434)
Karar Tarihi: 8/1/2020
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Recep KÖMÜRCÜ
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Recai AKYEL
Raportör
:
Mehmet Sadık YAMLI
Başvurucular
:
1. Abdurrahman BALİC
2. Harun BALİC
3. Hülya BALİC
Vekili
:
Av. Muhammed Neşet GİRASUN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, murisin faili meçhul kişilerce öldürülmesi nedeniyleyaşam hakkının; uğranılan manevi zararın tazmin edilmemesi ve bu kapsamdabaşvurulan idari ve yargısal sürecin makul sürede sonuçlandırılmamasınedenleriyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 30/1/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucuların anlatımına göre miras bırakan İsmail Baliç3/3/1994 tarihinde kardeşi R.B. ile birlikte Cizre ilçesindeki evlerinin önündeöldürülmüştür.
9. Başvurucular, Cizre Başsavcılığı tarafından olayla ilgiliolarak başlatılan soruşturma dosyasındaki herhangi bir bilgi ve belgeyibireysel başvuru formu ile eklerine eklemedikleri gibi bu dosyanın akıbetihakkında bir açıklamada da bulunmamışlardır.
10. Başvurucular 2005 yılında 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılıTerör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunkapsamında zararlarının karşılanması istemiyle Şırnak Valiliği Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuş ve 300.000 TLödenmesini talep etmişlerdir.
11. Komisyon 22/12/2006 tarihli kararıyla; söz konusu olayınterör olayı olmadığı, suçun kişisel amaçlarla işlendiği, suçu işleyen kişilerinbelli olduğu, tazminatın bu kişilerden talep edilebileceği gerekçesiylebaşvuruyu reddetmiştir.
12. Başvurucular, anılan işlemin iptali ile 225.000 TL maddi ve150.000 TL manevi tazminat ödenmesi istemiyle İçişleri Bakanlığına izafetenŞırnak Valiliği aleyhine dava açmışlardır.
13. Mardin İdare Mahkemesi 19/3/2008 tarihli kararıyla işleminiptaline ve 5233 sayılı Kanun'a göre hesaplanan 15.305,50 TL maddi tazminatınbaşvuruculara ödenmesine, manevi tazminat isteminin ise reddine kararvermiştir. Kararın gerekçesinde; Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınınsoruşturma dosyası ile Komisyon işlem dosyasının incelenmesinden olayın terörörgütü mensuplarınca gerçekleştirildiği kanaatine varıldığı, dolayısıyla olayın5233 sayılı Kanun kapsamına girdiği belirtilerek anılan Kanun'un 9. maddesinegöre hesaplanan tazminatın miras hisseleri oranında başvuruculara ödenmesinekarar verilmiştir. Gerekçede, anılan Kanun'un sadece maddi zararlarınkarşılanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlediği, manevi zararların isekanun kapsamında yer almadığı belirtilmiştir.
14. Tarafların temyizi üzerine söz konusu karar, DanıştayOnbeşinci Dairesinin 28/2/2013 tarihli kararıyla onanmıştır. Başvurucularınkarar düzeltme istemi de aynı Dairenin 30/10/2014 tarihli kararıylareddedilmiştir. Nihai karar 31/12/2014 tarihinde başvurucular vekiline tebliğedilmiştir.
15. Başvurucular 30/1/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
IV. İLGİLİ HUKUK
16. İlgili hukuk için bkz. ÖzeyirKocakaya, B. No: 2014/1457, 14/11/2018, §§ 26-32; Ali Şaşkın ve diğerleri, B. No: 2013/6819,21/4/2016, §§ 17-20; Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-24.
17. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“1. İdari dava türlerişunlardır:
...
b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişiselhakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,
...”
18. 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmişolanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veyabaşka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylemtarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerinegetirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddihalinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istekhakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğitarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”
19. Anayasa Mahkemesinin 25/6/2009 tarihli ve E.2006/79,K.2009/97 sayılı kararı şöyledir:
"5233 sayılı Yasa,terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlernedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yolunagitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluylakarşılanması amacıyla hazırlanmış bir yasadır. Yasa bu yönüyle zarara uğrayanvatandaş ile devlet arasındaki uyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmeden alternatifbir çözüm yöntemi getirmiştir. Yasakoyucu bu amaca uygun olarak yargılamahukuku kurallarından farklı hükümler öngörerek buna ilişkin esasları Yasa'daayrıntılı olarak kurala bağlamıştır.
İdare, yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucuolan, nedensellik bağı kurulabilen zararları kusur sorumluluğu ilkesi uyarıncatazminle yükümlüdür. Ancak bazen idare, kusur koşulu ve nedensellik bağıaranmadan da meydana gelen bazı zararlardan sorumlu olabilmektedir. Bunlar,idarenin kendi faaliyet alanıyla ilgili önlemekle yükümlü olduğu haldeönleyemediği zararlardır. 5233 sayılı Yasa'da yer alan sorumluluğun dayanağınıda kusursuz sorumluluğun bir türü olan ve bilimsel ve yargısal içtihatlarlageliştirilen 'sosyal risk ilkesi' oluşturmaktadır.
Terör ve terörle mücadeleden doğan ancak idaribir eylem veya işlemle nedensellik bağı bulunmayan maddi zararlarınkarşılanmasına ilişkin 5233 sayılı Yasa'daki düzenlemeler, yasakoyucunun sosyalhukuk devletinin gereği olarak sorumluluk hukukunun genel ilkelerine yasayla getirdiğibir istisnadır. İdarenin kusurunun bulunmadığı ancak 'sosyal risk ilkesi'gereği sulh yoluyla karşılanması gereken zararların nelerden ibaret olduğununtespiti, yasakoyucunun takdir yetkisi içindedir. İtiraz konusu kurallarda yeralan maddi zararların öncelikle sulh yoluyla karşılanmasına ilişkin hükümlerinbulunmasını bu kapsamda değerlendirmek gerekir.
5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve işlemininsonucu olmayan ve herhangibir idari işlem veya eylemle doğrudan nedensellikbağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelenzararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda idarenin kusursuz sorumlulukalanını genişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin kusursuz sorumluluk alanınıgenişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve terörle mücadele sırasındameydana gelen zararlardan sadece 'maddi' olan kısmının sulh yoluyla tazminineilişkin esas ve usulleri belirlemektedir. Yasa'da bu zararlardan 'manevi' olankısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin bir hükme yer verilmediği gibi,12. maddede 'sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yolunabaşvurma hakları saklıdır' denilerek Anayasa'nın 125. maddesinin birincifıkrasına paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu nedenle itiraz konusuibare, idarenin sorumluluk alanını daraltan veya idari işlem veya eylemlerekarşı yargı yolunu kapatan bir hüküm içermemektedir."
20. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/3/2014 tarihli veE.2013/1489, K.2014/1219 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:
“5233 sayılı Yasa, idarenin terör olaylarınadayalı kusursuz sorumluluk alanını genişleten, oluşan zararların yargı yolunabaşvurmadan sulh yoluyla ödenmesine öngören, bu yönüyle uyuşmazlığın sadecemaddi zararlara ilişkin kısmının yargı dışı alternatif bir yöntemlegiderilmesini sağlayan, ancak manevi zararların karşılanmasını da engellemeyennitelikte bir yasadır.
Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin18888/02 nolu başvuruya konu 12/1/2006 günlü Aydın İçyer - Türkiye kararının81. paragrafında, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden KaynaklananZararların Karşılanması Hakkında Kanunla ilgili olarak 'Tazminat Kanun’undayalnız maddi zararlar için tazminat talep etme olanağının bulunduğu doğru olsada Kanun’un 12. maddesinin idari mahkemelerde manevi zarar için tazminat talepetme olanağı verdiği görülmektedir.' ifadesine yer verilmiştir.
Bu durumda, terör olayları nedeniyle meydanagelen ve sosyal risk ilkesi kapsamında bulunup 5233 sayılı Yasa uyarıncakarşılanmayan ilgililerin ileri sürdükleri manevi zarara bağlı tazminattaleplerine ilişkin uyuşmazlıklarda, idare hukukunun tazminata ilişkin ilke vekuralları çerçevesinde 2577 sayılı Yasanın öngördüğü usullere tabi olarakmanevi tazminat ödenip ödenmeyeceğine ilişkin yargısal incelemesinin yapılmasıgerekmektedir.”
V. İNCELEME VE GEREKÇE
21. Mahkemenin 8/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Yaşam Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları
22. Başvurucular, murisin kamu görevlilerince öldürüldüğünü veyaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek yaşam hakkı ihlalinin tespitinitalep etmişlerdir.
2. Değerlendirme
23. Başvuru formu ve eklerinin incelenmesinden, başvurucuların1994 yılındaki olayla ilgili ceza soruşturması sürecine ilişkin herhangi birbilgiye yer vermedikleri, salt murisin hayatını kaybetmesi nedeniyle yaşamhakkının ihlal edildiğinin tespitine karar verilmesini istediklerigörülmektedir.
24. Anayasa Mahkemesi içtihadına göre ne 5233 sayılı Kanun'daöngörülen Komisyon ne de bu Komisyonun kararını inceleyecek olan idari yargıyeri şikâyete konu ihlali tespit etme ve uygun giderim sağlama yetkisinesahiptir. Bir başka ifadeyle, söz konusu iddialar dikkate alındığındabaşvurucuların yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyeti, 5233 sayılıKanun kapsamında tazminat ödenmesi istemiyle yürütülen sürecin olayıngerçekleşme koşullarını aydınlatıp bu şekilde maddi gerçeği ortayaçıkarabilecek ve gerektiğinde varsa olayın sorumlularının cezai yaptırımlar ilehesap vermesini sağlayabilecek nitelikte değildir. Bu açıdan 5233 sayılıKanun'da öngörülen tazminat yolunun somut olaydaki şikâyet bakımından etkilibir yol olmadığı kanaatine ulaşılmıştır (ÖzeyirKocakaya, §§ 57-59).
25. Bu itibarla olayın niteliği ile başvurucuların iddialarıbirlikte dikkate alındığında başvuruda yaşam hakkı kapsamında başvuruyollarının tüketilmesi kuralı bakımından bir değerlendirme yapılırken idariyargı merciinde görülen tazminat davasının değil olaya ilişkin cezasoruşturmasının nazara alınması gerektiği sonucuna varılmıştır (Özeyir Kocakaya, § 60). Başvurucular cezasoruşturmasına ilişkin herhangi bir bilgi ve belge sunmamıştır.
26. Bu itibarla somut olayın niteliği ile başvurucularıniddiaları birlikte değerlendirildiğinde başvuruda yaşam hakkı kapsamındabaşvuru yollarının tüketilmediği sonucuna varılmıştır.
27. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddialar
1. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Başvurucularınİddiaları
28. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında başvurulan idarisürecin ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın36. maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiniiddia etmiştir.
b. Değerlendirme
29. Bireysel başvuru yapıldıktan sonra, 31/7/2018 tarihli ve30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 25/7/2018 tarihli ve7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupaİnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek SuretiyleÇözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.
30. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göreyargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesiya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddeninyürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olanbireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabuledilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaatüzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (TazminatKomisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
31. Ferat Yüksel(B. No: 2014/13828, 12/9/2018) kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamalarınmakul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icraedildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden öncegerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonunabaşvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansısunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerindeninceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, §§ 27-36).
32. Ferat Yükselkararında özetle anılan başvuru yolunun kişileri mali külfet altına sokmamasıve başvuruda kolaylık sağlaması nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenlenişşekli itibarıyla ihlal iddialarına makul bir başarı şansı sunma kapasitesindenmahrum olmadığı ve tazminat ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkünolmadığında başka türlü telafi olanakları sunması nedenleriyle potansiyelolarak yeterli giderim sağlama imkânına sahip olduğu hususundadeğerlendirmelerde bulunulmuştur (FeratYüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi,ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunmave yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonunabaşvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurununikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarınıntüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).
33. Mevcut başvuruda, söz konusu karardan ayrılmayı gerektirenbir durum bulunmamaktadır.
34. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
a. Başvurucularınİddiaları
35. Başvurucular; maddi tazminat ödenmesine karar verildiğihâlde manevi tazminat ödenmemesinin Anayasa'nın 2. maddesinde güvence altınaalınan hukuk devleti ilkesi ile 125. maddesinde belirtilen idarenin her türlüeylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu ilkesini ihlal ettiğini,5233 sayılı Kanun'da manevi tazminata yer verilmemesinin idari yargı yerininmanevi zararı tazmin etmesine engel olmadığını belirterek adil yargılanma veetkili başvuru hakkının ihlalinin tespitini istemiştir.
b. Değerlendirme
36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular; manevi zararları hakkındaidare hukuku genel hükümleri kapsamında inceleme yapılarak bir giderimsağlanması imkânının kendilerine tanınmadığını belirterek Anayasa’nın 2. ve125. maddelerinde güvence altına alınan ilkelerin ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir. Manevi tazminat isteminin reddedilmesi ile ortaya çıkan temelsorun başvurucuların mahkemeye etkili erişiminin engellenmesi olduğundanbaşvurucuların manevi tazminat istemi hakkındaki iddiasının adil yargılanmahakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı yönünden incelenmesi uygungörülmüştür (benzer yönde değerlendirme için bkz. Mehmet Emin Timurtaş, B. No: 2014/2008, 22/11/2017, § 46).
i. Kabul EdilebilirlikYönünden
37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Esas Yönünden
38. 5233 sayılı Kanun, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay İdari DavaDaireleri Kurulunun verdiği kararlarda da belirtildiği üzere maddi zararlarınözel bir giderim usulünü öngörmekle birlikte manevi zararların genel hükümleregöre karşılanmasına da engel olmayan bir düzenlemedir. 2577 sayılı Kanun'un 2.ve 13. maddelerinde idarenin işlem veya eylemlerinden dolayı hakları ihlaledilenlerin tazminat talebinde bulunabilmeleri öngörülmekte ve bu yol 5233sayılı Kanun dışında idari yargıda genel hükümlere başvurularak uğranılanzararın tazminine imkân sağlamaktadır (AbbasEmre, B. No: 2014/5005, 6/1/2016, § 81).
39. Anılan içtihatta ortaya konulduğu üzere 5233 sayılı Kanun,manevi zararların karşılanmasını öngörmemekle birlikte genel hükümlere göreaçılacak tam yargı davasında manevi tazminat istenmesini de engellememektedir.Bir başka ifadeyle kişiler manevi tazminat taleplerini 5233 sayılı Kanunkapsamında değil, bu Kanun'dan bağımsız olarak tazminat hukukunun genelprensiplerine göre açacakları davalarda dile getirebilirler (Seydağa Tekin, B. No: 2015/3968,21/2/2019, § 44).
40. Bu durumda başvurucuların idare mahkemelerinde açtıklarıdavaların niteliği ve manevi tazminata ilişkin taleplerini dile getirişbiçimleri özel önem taşır. Bir başka deyişle davanın yukarıda belirtileniçtihada uygun şekilde, genel hükümler çerçevesinde 2577 sayılı Kanun'un ilgilimaddelerine mi 5233 sayılı Kanun'a mı dayandırıldığının ortaya konulmasıgerekir (Seydağa Tekin, § 45).
41. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesinin (Emir Ağgül ve diğerleri, B. No:2014/16320, 21/11/2017) kararında belirtildiği üzere, bir tazminat veya tamyargı davasına konu olan alacağa ilişkin mevzuat hükümleri kapsamında yürütülenyargılamada, kişilerin taleplerini başlattıkları usulde hataya düşülerekincelemenin yapılacağı mevzuat kaynaklarının daraltılmasının belirtilen anlamdadava açılması ile ilgili bir kısıtlama olarak değerlendirilmesi ve bumüdahalenin mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerekmektedir (Emir Ağgül ve diğerleri § 63)
42. Nitekim 5233 sayılı Kanun kapsamında manevi tazminatödenmesine ilişkin benzer iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş veAnayasa Mahkemesi, terör ve terörle mücadele kapsamında gerçekleşen zararlarailişkin manevi tazminat taleplerinin karşılanması için 5233 sayılı Kanun’dahüküm bulunmamakla birlikte idare hukukunun genel hükümleri kapsamındabaşvurucuların anılan talep hakkına sahip olduklarını belirtmiştir. Buna göre,5233 sayılı Kanun'un maddi zararların özel bir giderim usulünü öngörmeklebirlikte manevi zararların karşılanmasına da engel olmayan bir düzenlemeolduğunu, 2577 sayılı Kanun’un 2. ve 13.maddelerinde, idarenin işlem veyaeylemlerinden dolayı hakları ihlal edilenlere tazminat talebinde bulunabilmeimkânı tanındığı belirtilerek idareye yaptıkları başvuru ve açtıkları davayı tazminathukukunun genel hükümlerine göre inceletme imkânından mahrum kalanbaşvurucuların mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir (Özden Sayar ve Deren Dilara Sayar, B. No:2013/4022, 13/4/2016, §§ 51-76).
43. Somut olayda başvurucular, idare hukuku genel hükümlerikapsamında maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle iptal ve tam yargıdavası açmışlardır (bkz. § 12). Başvurucuların manevi tazminat istemini 5233sayılı Kanun'a dayandırmadığı anlaşılmaktadır. Mardin İdare Mahkemesi madditazminat istemini kısmen kabul ederken 5233 sayılı Kanun'a göre manevitazminata hükmedilemeyeceği gerekçesiyle manevi tazminat istemini reddetmiştir.
44. Oysa manevi tazminat istemiyle tazminat hukukunun genelprensiplerine göre açıldığı anlaşılan davada 5233 sayılı Kanun’un 12.maddesinin son fıkrasındaki ve 2577 sayılı Kanun’un 2. ve 13. maddelerindekiaçık düzenlemeler ile Anayasa Mahkemesi (bkz. § 19) ve Danıştay (bkz. § 20)içtihatları dikkate alındığında başvurucuların manevi tazminat talebi hakkındaidare hukukunun genel hükümleri kapsamında inceleme yapılarak bir kararverilmesi yoluyla başvurucuların mahkemeye erişimine imkân sağlanmalıdır.Açtıkları davayı tazminat hukukunun genel hükümlerine göre inceletme imkânındanmahrum kalan başvurucuların mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulduğuaçıktır. Yukarıda belirtilen ilkeler ışığında yapılan incelemede başvurucularınmanevi tazminat isteminin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiğine yönelik iddiaları hakkında yukarıda değinilen içtihatlardanfarklı karar verilmesini gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
45. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
46. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralıfıkrasının ilgili kısmı ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
47. Başvurucular, maddi ve manevi tazminat talebindebulunmuştur.
48. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucunavarılmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararındankaynaklandığı anlaşılmaktadır.
49. Bu durumda adil yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gerekeniş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayetihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararınbir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Mardin İdare Mahkemesine(E.2007/574, K.2008/484) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
50. Yeniden yargılama yapılmasına karar verildiğinden tazminattalebinin reddine karar verilmesi gerekir.
51. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 3.000TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.226,90 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Mardinİdare Mahkemesine (E.2007/574, K.2008/484) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuların tazminat talebinin REDDİNE,
E. 226,90 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam3.226,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin bilgi için Danıştay Onbeşinci DairesineGÖNDERİLMESİNE,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE8/1/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.