TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ABDULLAH KILIÇ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/25356)
Karar Tarihi: 8/1/2020
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Recep KÖMÜRCÜ
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Recai AKYEL
Raportör
:
Yusuf Enes KAYA
Başvurucu
:
Abdullah KILIÇ
Vekili
:
Av. Ziya Metehan ARISOY
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, gazeteci olan başvurucu hakkında iki farklı tarihteuygulanan tutuklama tedbirlerinin ve hükümle birlikte verilen tutuklulamakararının hukuki olmaması ile hükümle birlikte verilen tutukluluğa itirazıinceleyen mahkemenin tarafsız olmaması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular 27/9/2016 ve 26/4/2018 tarihlerinde yapılmıştır.
3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılanön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. 2018/11874 numaralı başvuru dosyasının kişi ve konu yönündenhukuki irtibat nedeniyle 2016/25356 numaralı başvuru dosyası ilebirleştirilmesine, incelemenin 2016/25356 numaralı başvuru dosyası üzerindenyürütülmesine ve diğer dosyanın kapatılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUlusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucu, bir dönem Habertürk TV haber koordinatörlüğü vedaha sonra Meydan gazetesinde köşe yazarlığı yapan bir gazetecidir.
10. Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüylekarşı karşıya kalmış; bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstühâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları ve soruşturma mercileri-olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzunyıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü(FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen biryapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (AydınYavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
11. Darbe teşebbüsünden sonra FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındakiörgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibifarklı alanlardaki yapılanmalarına yönelik olarak da soruşturmalar yapılmış veçok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır.
12. Bu kapsamda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık)tarafından başvurucuyla birlikte otuz beş kişi hakkında FETÖ/PDY'nin medyayapılanmasıyla bağlantılı olarak soruşturma başlatılmıştır.
13. Başvurucu, bu soruşturma kapsamında 25/7/2016 tarihindegözaltına alınmıştır.
14. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği 29/7/2016 tarihli kararı ilebaşvurucu hakkındaki soruşturma dosyasına ilişkin olarak "soruşturmanın amacını tehlikeyedüşürebileceği" gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılıCeza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarıncabaşvurucu müdafiinin dosya içeriğini incelemesinin ve belgelerden örnekalmasının kısıtlanmasına karar vermiştir.
15. Başsavcılık tarafından 29/7/2016 tarihinde başvurucununifadesi alınmıştır. İfade alma işlemi sırasında başvurucunun müdafii de hazırbulunmuştur. Başvurucu ifadesinde "BenTrakya Üniversitesi Tarih Bölümü mezunuyum. 1996 yılında mezun oldum. İlkokulYıldız Tepe İlkokulunda, Orta ve Liseyi Bağcılar Lisesinde okudum. Bunlardevlet okullardır. Bunlar FETÖ /PDY ile bağlı okullar değildir. Bu örgüt ilehiç bir bağım olmadı. Attığım twitller ben attım. Ancak bu bahsedilen twitlerörgütün propagandası ve algı oluşturmak için değildir. Benim tam tersine RadikalGazetesinde çalışırken Ergenekon ve Balyoz davalarındaki skandalları yazankişiyim. Sahte belge üretilmesini, KPSS ile ilgili skandallları haber yapankişiyim. 15/7/2016 tarihinde bu örgüt tarafından gerçekleştirilen darbegirişimine yazılar ve twitlerle karşı çıkan biriyim. Hatta 23:05'den başlayarakdevam eden saatlerde bunun bir terör eylemi olduğunu ben söyledim. Terör eylemiolduğunu bahseden ilk yazan benim. Milletin meydanlara çıkması sonrası bununbaşarı olamayacağını da belirten benim, bu örgütle ilişkilendirilmiş olmambenim için bir utançtır. Ben sırayla Zaman Gazetesi, CNN Türk, RadikalGazetesi, Habertürk TV'de, Show TV'de çalıştım. 2015 yılı Nisan ayında dahasonra Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan Meydan Gazetesinde çalışıyordum. CumhurbaşkanımızınNisan'ın son haftasında İlim Yayma Cemiyetinde yaptığı 'son kez sesleniyorum,bu yapının içinde kalmaya devam edenler, bedelini sonucuna katlanır' şeklindekikonuşmasından sonra istifa ettim. Yalova'ya gittim, fidancılık ve çiçekcilik yapmayabaşladım. Tam tersine bu örgütün skandalların yazan ve eleştiren kişiyim.Ayrıca benim elimde istenildiğinde sunacağım yazılarım ve twitlerim vardır. Bendemokrat bir gazeteciyim. Hükümetin yaptığı uygulamaları kendi düşünceme göreeleştirdiğim olmuştur. Yaptığı doğruları da övdüm. Fuat Avni olarak bilinenkişiye Gulyabani diyen bir kişiyim. Meydan Gazetesindeyken 'iki yıldır milletikeklemekten pek bir mahir fuat avni, kandırma milleti şeklinde' yazım vardır.Yine 20/2/2016 tarihli bir yazımda fuat avni için 'gulyabani yine çıkmışsallıyor. Nasıl olsa kadıracağı yüzde 50,5 var' şeklinde yazım vardır. Bu oranbilindiği üzere muhalefeti temsil etmektedir. Ben Radikal, Show'da darbekarşıtı diziler yatım. Adnan Menderes'i anlatan diziyi ben yaptım. Ben onu çeksevdim isimli yapım bana aittir. Habertürk'te yassı ada gerçeği, 28 şubatgerçeği, 12 eylül darbesi gibi belgeselleri yapan benim. Darbe karşıtı olan bubelgesellerin Youtube'da 1 milyondan fazla izlenmiştir. Ayrıca yaklaşık ikiyıldır. Tiwitlerimde ve yazılarımda sürekli şunu demişimdir. 'Cemaatin askeri,polisi, savcısı ve yargısı olmamalı, askerin polisin, savcının da cemaatiolmalıdır.' Ayrıca 17 Aralıksürecinde hükümetin yanında durduğum ve yazılarım olduğu için aşağılanmıştım.17 Aralık akşamı da Habertürk'ten istifa ederek Show TV'ye geçtim." şeklindebeyanda bulunmuştur.
16. Başvurucu 29/7/2016 tarihinde, tutuklanması talebiyle sulhceza hâkimliğine sevk edilmiştir. Tutuklamaya sevk yazısında; kolluk tespiti,arama tutanakları ve açık kaynak araştırmaları dikkate alındığında suçşüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğubelirtilmiştir. 28/7/2016 tarihli açık kaynak raporunda başvurucunun "Üst Aklın Cemaati Yok Etme Projesi!", "Eyyy RTÜK, Eyyy Muhalefet Keyfiniz Bilir!", "Eşkıya Uyduya Hükümdar Olmaz!", "Cemaatin Malı Deniz, Yemeyen Keriz" ve "Sıkıysa Yaz, Çiz ya da Konuş!"başlıklı yazıları ile sosyal medyadaki bazı paylaşımlarına yer verilmiştir.
17. Başvurucu, İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 29/7/2016tarihli kararıyla silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmıştır.Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Şüpheliler ... Abdullah Kılıç ...üzerlerine atılıüzerilerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma, örgütebilerek isteyerek yardım etme suçlarından tutuklama talep edilmiş ise de, ikisuçun aynı anda işleme imkanı olmadığından TCK 220/7 maddesi yönündekitutuklama talebin reddine; TCK 314/2 maddesi gereğince yürütülen soruşturmakapsamında CMK.nın 100/3-a, 100/2-a-b madde, fıkra ve bentleri gereğince ayrıayrı tutuklanmasına... [karar verildi.]"
18. Başvurucu 2/8/2016 tarihinde tutuklama kararına itirazetmiştir. İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği 25/8/2016 tarihinde itirazın kesinolarak reddine karar vermiştir. Karar 26/9/2016 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir.
19. Başvurucu 27/9/2016 tarihinde 2016/25356 numaralı bireyselbaşvuruyu yapmıştır.
20. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan16/1/2017 tarihli iddianameyle başvurucu hakkında terör örgütüne üye olmasuçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açılmıştır.
21. İddianamede; başvurucuyla ilgili olarak tanık beyanları,örgüt liderinin talimatı sonrasında Bank Asyaya kayda değer miktarda parayatırması, yazmış olduğu bir yazının örgüt liderine ait hesaptan paylaşılıpörgüt mensuplarına duyurulması, 17-25 Aralık süreci sonrası Habertürk TV'dekigörevinden uzaklaştırılınca Fuatavniadlı sosyal medya hesabı tarafından sahiplenilmesi, yazılarında -sonradan darbegirişiminde bulunan- FETÖ/PDY ile yapılan hukuki mücadeleyi hukuksuzluk vezulüm olarak nitelendirip itibarsızlaştırması, örgüt adına propaganda yapan,örgüte finans sağlayan kuruluşlara hâkim kararı ile kayyım atanmasını veörgütle mücadele kapsamındaki idari kararları benzer şekilde hukuksuzluk olarakniteleyip devrin değişeceğini, mücadele eden kamu görevlilerinin bir gün adaletönünde hesap vereceğini yazması ve benzer söylemlerin örgütün yazılı ve görselmedyasında da sıkça yer alması gibi hususlara değinilerek başvurucunun örgütadına algı faaliyetlerinde bulunduğu ve örgüt üyesi olduğu ileri sürülmüştür.Bu kapsamda başvurucunun iddianamede atıf yapılan yazılarının ilgili kısmışöyledir:
i. 9/10/2015 tarihli ve "Eyyy RTÜK, Eyyy Muhalefet KeyfinizBilir!" başlıklı yazı
"Digiturk. Cemaate yakın işadamlarınınsahibi olduğu Kanaltürk TV, Bugün TV, Samanyolu TV, Irmak TV, Yumurcak TV gibitelevizyonların da aralarında bulunduğu 7 kanalı platformdan çıkardı. BuTV'lerin neden karartıldığını tüm Türkiye biliyor. Aslında bu şuna benziyor: BuKatarlı şirkete Digiturk değil de otoyol ihalesi verilseydi yine aynısını mıyapacaktı? Yani ihaleyi aldıktan sonra 'Köprü ve otoyollar benim. İstediğimaracı geçirir, istemediğim aracı geçirmem mi' diyecekti! Tabii ki hayır! İyi debu kanalları, sahibi olduğu platformdan çıkarmakla araçları köprüden geçirmemekaynı şey değil mi? Emin olun ikisi de aynı şey! Bu hukuksuz uygulamayla ilgilikarartılan televizyonların yöneticileri nasıl bir yol izler bilemem. Ama buradamuhalefetin (CHPnin, MHPnin ve HDP'nin) tavrı son derece önemli olacak. ÇünküDigiturkten atılan bu kanallar, muhalefetin sesini halka duyuran ve sayılarıiyice azalan yayın kuruluşlarıydı. Zaten başlarına ne geldiyse de bu yüzdengeldi! 1 Kasım seçimlerine 20 gün kala susturuldular. Yani muhalefet düşünsün!10 gün önce de Tivibu, aynı kanalları platformundan atınca yazmıştım. 'Bu işiRTÜK çözer' diye. Ancak ne RTÜK ne de muhalefet üzerine gitti. Şimdi açık açıkbir kaz daha belirteyim. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Kanunu'nun 29'uncumaddesi diyor ki: 'Platform işletmecileri medya hizmet sağlayıcı kuruluşlaratarafsızlık ve hakkaniyet ölçülerinde, makul ve ayrımcılık içermeyecekkoşullarda hizmet vermek zorundadır.' Yine RTÜK'ün yönetmeliğinde uydu veplatform hizmeti veren kurumlardan televizyonlar arasında hizmet bedeli ayırımıyapılmaması, rekabet ortamının ve çoğulculuğun güvence altına alınması, kamumenfaatinin korunması, adil ve şeffaf olunması isteniyor. Digiturk, tarafsız veadil değil. Ayrımcılık yapıyor. Kanuna aykırı hareket ediyor. Haksız rekabeteyol açıyor. Ve en önemlisi, halkın haber alma hürriyetini de kısıtlıyor. Yanisuç işliyor! Yasa gereği Türkiye'de televizyonların özgürce yayın yapabilme veizleyiciye ulaşabilmesini sağlama ve denetleme görevi RTÜK'te. DolayısıylaRTÜK, muhalif kanalların karatılmasını, susturulmasını ve platformlardanatılmasını seyredemez! Eğer seyretmeye devam ederse, bu platformlara iletimlisansını veren RTÜK üyeleri de suça ortak olur! Kanunda da açıkça belirtildiğigibi ilgili kanuna aykırı hareket eden platformlann lisansını iptal etmelerigerekiyor. Örneği yok mu? Var!2014 yılında D-Smart Sinema TV'yi platformdançıkarmak istemiş, iş RTÜK'e kadar uzanmıştı. RTÜK önüne gelen bu anlaşmazlıkkarşısında 6112 sayılı kanunun kendisine verdiği yetkiyi kullanmış ve D-Smart'a'Gücünü kötüye kullanamazsın, istediğin kanalı platformdan atamazsın. Yoksasonucuna katlanırsın' demişti. Şimdi ise çok daha vahim bir durum varTürkiye'nin en çok seyredilen 7 kanalı platformdan atılıyor. RTÜK'ün tek yapmasıgereken ise sadece bu kanunu uygulaması... Çünkü Türkiye'de radyo ve televizyonkurulabilmesi, bunların yayıncılık yapabilmesi, bu yayınların denetlenmesi,radyo ve televizyonların özgürce yayın yapabilmesi, kanunların işletilmesivazifesi RTÜK'e verilmiştir. 'AKP her tarafı ele geçirdi, RTÜK ne yapacak,nasıl yapacak demeyin? Çünkü şu anda AKP'nin azınlıkta olduğu tek kurum RTÜK.CHP MHP ve HDP'li üyeler RTÜK yönetiminde çoğunlukta. Zaten yapmaları gerekende bir şey yok! Kanunu uygulasalar yeterli... Yine muhalefet bilir tabii!"
ii. 16/10/2015 tarihli "SıkıysaYaz, Çiz ya da Konuş!" başlıklı yazı
"RTÜK kamuoyunun merakla beklediği kararıverdi. Digitürk ile beraber 7 kanala sansür uygulayan Tivibu,Turkcell TV, KabloTV, Teledünya platformlarını uyardı. RTÜK özetle diyor ki: 'Sizin televizyonkanallarını platformdan çıkarma yetkiniz yok. Bu kanunsuz işlemi derhalsonlandırın.
Hem demokrasimiz hem basın özgürlüğü hemhalkın haber alma hakkı açısından tarihi bir karar! Muhalefeti temsil edenöyelerin 5'e 4 oyçokluğuyla aldığı bu karara, Başbakan Yardımcısı Y.A. hementepki gösterdi. A. 'Bu karar siyasidir. Herhangi bir yaptırımı dabulunmamaktadır' açıklaması yaptı! Nasıl yani? İktidar baskısıyla 7 kanalınplatformlardan atılması mı siyasi, yoksa televizyon yayıncılığı konusundakanunu uygulayan RTÜK'ün kararı mı? Sanırım Y.A. RTÜK Kanunu'nu bilmiyor!İlgili kanunun 29'uncu maddesini ve bu maddelerin fıkralarını okumuş olsabunları söylemez, söyleyemez! Ama niyetleri belli! 1 Kasıma kadar işi yokuşasürüp, Kanaltürk, Bugün ve Samanyolu gibi geniş kitlelere ulaşan televizyonlarısusturmuş olacaklar. Çünkü bu kanallar, yayın akışlarında muhalefet partilerineen fazla yer veren televizyonların başında geliyor. Böylece tv yayınlarını buplatformlardan izleyen yaklaşık 5 milyon hane, muhalefetin sesiniduyamayacak."
iii. 20/10/2015 tarihli ve "EşkıyaUyduya Hükümdar Olmaz!" başlıklı yazı
"Dünya, Mars'ta su buluyor, AKP ise uzayboşluğunda sansür! Platformlardan sonra Türksat da hizmet verdiği muhalifkanalları atmak için utanç verici bir adım attı. Kanaltürk ve Bugün TV'ye biryazı gönderen Türksat, bir ay içinde iki kanalı uydudan çıkaracağını bildirdi!Ancak bu iş öyle kolay değil! Türkiye'de 50 milyon hane olduğu düşünülenizleyicilerin yüzde 80'i kanalları Türksat uydusu üzerinden seyrediyor. Tümplatformların payı ise yüzde 18 civarında. Bu şu anlama geliyor: Zatenplatformlardan çıkarılan Kanaltürk ve Bugün TV, uydudan da çıkarılırsaizleyiciye ulaşamayacak. En azından onların hesapları böyle! Twitter'ıkapatamadıkları gibi tv kanallarını sansürlemek mümkün değil; çünkü Avrupauyduları üzerinden izleyici pekâlâ bu kanalları izleyebilir! Peki, Türksat'ınistediği kanalı izleyiciye iletip, istemediği kanalı uydudan çıkarma hakkı varmı? Hakkı da yok yetkisi de. Türkiye'de televizyonlara yayın lisansını RTÜKverir. Türksat ve platformların kanundaki işlevi ise RTÜK'ten lisans alan ve iletimbedelini ödeyen her yayını sorgusuz sualsiz izleyiciye ulaştırmaktır. Birkanalın lisansını iptali ancak kesinleşmiş mahkeme kararıyla mümkündür. Yanibütün hukuki süreçler bitmiş olmalı! Bir televizyonun kapatılmasıyla ilgiliönce mahkemeye dava açılması ve bu davanın mahkeme tarafından sonuçlandırılmasıgerekir. Sonra bu kararın Yargıtay'da onanmış olması şarttır. Ama bu da yetmez!Anayasa Mahkemesi'nin de bu kararları hukuka uygun bulması gerekir. SonrasındaRTÜK, devreye girer ve kararı uygulayarak o TV'nin lisansını iptal eder. AmaKanaltürk ve Bugün TV ile ilgili bırakın kesinleşmiş bir mahkeme kararını henüzaçılmış herhangi bir soruşturma ya da dava yok! Ha burası Türkiye! Birileri'Kanun benim nasıl olsa! Ben yaptım oldu' şeklinde mafya mantığıyla hareketedip bu kanalları Türksat'tan çıkarabilir mi? Çıkarır ama bunun bedelleri deçok ağır olur. Birçok suçu aynı anda işlemiş olurlar ama öncelikle anayasayıihlal suçundan yargılanırlar. Devlet de bu kanallara büyük miktarda tazminatödemek zorunda kalır. Kısaca eşkıya uyduya hükümdar olmaz! Muhalif kanallarınTÜRKSAT'tan atılması düşüncesi yeni değil. 7 Haziran'dan önce de iktidarpartisi AKP'nin böyle bir girişimi olmuştu. Ankara Başsavcılığı, RTÜK'e biryazı göndererek TÜRKSAT'tan bazı kanalların çıkarılmasını istemişti. RTÜK'böyle bir işlem için mahkeme kararı gerekli' diyerek savcılık talebin işlemekoymamıştı. Şimdi birileri RTÜK'ü bypass edip direkt TÜRKSAT'tan bu işibitirmek istiyor..."
iv. 20/11/2015 tarihli "Cemaatin Malı Deniz, YemeyenKeriz" başlıklı yazı
"Bugünler de geçer! Şahıslara yapılanhukuksuzluklar, gözaltılar, tutuklamalar er ya da geç telafi edilir. Devirdeğişir, devran döner, bu hukuksuzluğu yapanlar ve alet olanlar adalet önündehesap verir. Cezası neyse çeker ve çıkar! Devlet hata yapmış ise özür diler,kul hata yaptığı kişiden helallik ister. Yani bu yaşananlar bir şekilde sineyeçekilir, belki de tatlıya bağlanır! Ancak zulüm yapmanın ve kul hakkı yemeninbu dünyada telafisi imkânsızdır. Son bir yılda yapılanlara bakıldığında kulunaffetmesinin yeterli olmayacağı gasplar yaşanıyor!
Toplu zulümler yapılıyor. Devlet önceBankasya'yı batırmak istedi, başaramayınca el koydu! Kanaltürk, Bugün TV, Bugünve Millet gazetelerinin de içinde olduğu İpek Koza Grubu'nakayyum atadı.Samanyolu Grubu'nun tüm TV kanallarını uydudan attı. Önceki gün de KaynakHolding'i kayyum ile gasp etti. Bu süreçte binlerce kişi işten atıldı; evine aşgötürmekte zorlananlar var. Görüştüğüm geçen dönemin önemli isimlerinden bir AKPartili büyüğüm 'Savaş hali' diyerek yaşananları 'kişisel' olarak onaylamasa davicdanını bu sözle rahatlatıyor. Oysa savaşlarda bile işletilmesi hem İslamdini hem de evrensel hukuk tarafından yasaklanmış bir dizi mal-mülk gaspı neyazık ki ülkemizde kolayca uygulanıyor. Hem de devletin tüm imkânları seferberedilerek planlı ve sistematik bir şekilde bir topluluğun ya da inanç grubununmülkleri gasp ediliyor. Türk tarihinde bunun örneği yoktur! Ne Selçuklularda neOsmanlı'da ne de Türkiye Cumhuriyeti'nde böyle bir hukuksuzluk uygulandı!Savaşla fethedilen topraklarda bile şahıs mallarına devlet el koyamazdı. Çünküsavaşlarda şahsın mülkiyet hakkı, can güvenliğinden bile önde gelirdi. Savaşagiden ordular, bırakın düşmanının malını gasp etmeyi, tarlasındaki meyveyi'haram' diyerek yemekten çekinirlerdi. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçişte, eskirejimi 'düşman' olarak ilan eden yeni rejim buna rağmen vatandaşın malınaçökmemiştir. Ha, 1930'larda gayrimüslimlere ait bazı vakıflara el konulması, bumilletin vicdanında derin bir yaraydı. Bu hukuksuzluğun yıllar sonra yine AKPtarafından telafi edilmesi ne kadar takdire şayan ise aynı partinin bugüncemaat mallarını gasp ediyor olması bir o kadar da fecaattir! İşin en korkuncuise ne biliyor musunuz? 'AKP-Cemaat Savaşı var" diyerek cemaate yakın kişive kuruluşlarının mallarını kendilerine helal görenlerin giderek çoğalması.Genlerimize kadar işleyen ve bugün toplumu kemiren yolsuzluk ve rüşveti normalhale getiren 'Devlet malı deniz, yemeyen keriz' anlayışının 'Cemaat malı deniz,yemeyen keriz' görüşüne dönüşmesi..."
v. 26/2/2016 tarihli ve "ÜstAklın Cemaati Yok Etme Projesi!" başlıklı yazı
"YPG'yi terör örgütü olarak görmeyen ABDAdalet Komisyonu, Müslüman Kardeşlerin terör örgütü olarak tanımlanmasını isteyentasarıyı kabul etti. Müslüman Kardeşler, diğer adıyla İhvan, siyasi kolu daolan bir cemaat... 1928'de Mısır'da kurulan İhvan, düşünce misyonunu İslamâlimi Hasan el-Benna'dan, aksiyon motivasyonunu ise Seyyid Kutub'dan aldı.1940'larda, 1950'lerde birtakım komplo ve iftiraları saymazsak (Geçmişteİhvan'la yollarını ayırıp silahlı mücadeleye giren gruplar hariç) şiddet veterörle yan yana gelmedi...Ilımlı İslam'ın temsilcisi olarak şiddetle arasınamesafe koyan ve siyasette demokratikleşmeyi savunan İhvan, 2010'da başlayan'Arap Baharı' sürecinde Mısır'ın demokrasi denemesinde önemli bir rol üstlendi.Mısır'da 2011'de zorla sokulduğu seçimlerde önemli bir oyla iktidara geldi.Ancak 2013'te Müslüman Kardeşlerin siyasi lideri Mursi, Sisi tarafından askeridarbeyle indirildi. İhvan, bu darbede binlerce taraftarı katledilmesine rağmen,tek bir şiddet eylemine başvurmadı. Darbeden sonra çıkanlan kanunlarla İhvantaraftarları tutuklandı, çoğunun malvarlıklanna el konuldu, üst düzeyyöneticileri de idama mahkûm edildi. Ancak bütün bu zulümleri 'ya sabır'diyerek sineye çektiler...Müslüman Kardeşleri, Türkiye'de Gülen Cemaati'nebenzetenler çok! Bu karşılaştırma ilk bakışta doğru gibi gürünse de aslında çokyanlış? Hem siyasi ve İslami anlayış olarak hem de yapılanma şekliyle İhvan,Erbakan'ınöncülüğünü yaptığı Milli Görüş hareketine ve MSP'ye benzer. İkigörüşün birbirinden etkilendiği de bir gerçektir...
Siyasal İslam'ı benimsemeyen Gülen Cemaati'ninİhvan ile tek benzerliği, son yıllarda ikisinin de maruz kaldıkları hukuksuzlukolsa gerek! Bugün Mısır'da İhvan, Türkiye'de ise Gülen Cemaati 'terör örgütü'suçlamasıyla itham ediliyor. İhvan'ın Mısır'da pençeleştiği adaletsizliklerinbir benzerini 'Cemaat' de Türkiye'de yaşıyor. Farklı iki islam coğrafyasında düşünce,anlayış ve metot olarak birbirine hiç benzemeyen iki dini hareket, kendi devletmekanizmaları tarafından ait olduğu topraklarda 'terör örgütü' olarakkategorize edildi. Yahudi lobisini arkasına alan Sisi, ABD'de İhvan'ı terörörgütü ilan ettirecek bir adım attı! Erdoğan da ABD nezdinde hem de defalarca'Cemaat'in terör örgütü ilan edilmesi için girişimde bulunmuştu. Ancak ABD,Türkiye'nin tezlerini 'delilsiz' bularak kulak asmayınca, bu kez devreye Yahudiavukatlar grubu girdi. Şimdi onlar Cemaat'i terör örgütü' ilan ettirme göreviniüstlendi... Bakalım Yahudi dostlarının da yardımıyla Türkiye, Gülen Hareketi'nibu kategoriye sokmayı başarabilecek mi? İki hareketin aynı zaman dilimindebaşına gelenleri yan yana koyduğumuzda, gel de bunun ardında 'uluslararası birüst akıl' arama... Ne dersiniz?"
vi. 20/10/2016 tarihli "FuatAvni Yeter, Kandırma Milleti!" başlıklı yazı
"Fuat Avni'ye ben kısaca 'gulyabani'diyorum! Yazdıklarını da 'hayal mahsulü' olarak görüyorum. Ama iki yıldırmilleti 'keklemek'te pek bir mahir. 1 Kasım'a kadar 'AKP bitti bitiyor, işinsonu Saray'da selfie' türünden tweet'leriyle milleti üttü durdu! İki ay sonraortaya çıkınca yüzlerce küfür yedi yazdıkları çıkmayınca madara oldu. Ha,hakkını yemeyelim, 'içeri'den haber aldığı dönemlerde önceden yazdığı birçokoperasyon tweet'i gerçek çıktı. O da bunun getirisiyle hayal satıcılığı yaptı!Gerçi 1 Kasım'da yazdıkları çıkmayınca madara oldu. Zaten bu yüzden deortalıkta yoktu! Sözcü yazarı E.Ç.nin 'Neredesin Fuat Avni?' yazısından sonragaza gelmiş olacak ki önceki gece tekrar yazmaya başladı… Rakamlarla FETÖ'debüyük çöküş gulyabani ilan etti. Yine hedefinde Saray vardı… Attıkçaattı!Erdoğan ile Davutoğlu arasında, onun bahsettiği türden çatışma var mıbilemiyorum... Ama Erdoğan muhalifleri, boşuna bu 'gulyabani'nin sözlerine umutbağlamasın! Yoksa yine büyük hayal kırıklığı yaşarlar. Benden söylemesi…"
22. Başvurucunun Twitterisimli sosyal medya platformundaki paylaşımlarından iddianamede yer verilenlerşöyledir:
- 4/7/2013 tarihinde: "Beklenengelişme! Mısır'daki askeri darbeden sonra bazı yazarlar, yine-yeniden Erdoğan'abak senin de sonun böyle olur demeye başladı"
- 3/9/2015 tarihinde (fuatavniile ilgili olarak): "Gulyabani yineçıkmış sallıyor ama fena saçmalıyor, nasıl olsa kandıracağı yüzde 50.5var!"
- 3/9/2015 tarihinde: "Yeminederim, gulyabani gibi oldu bu yaratık geceleri çıkıyor."
- 6/3/2016 tarihinde: "Cemaatinpolisi, askeri, savcısı olmamalı! Polisin, askerin, savcının da cemaatiolmamalı ama insaflı olmalı"
- 15/3/2016 tarihinde (BBC'nin "CemilBayık Times'a konuştu: 'Erdoğan'ı ve AKP'yi devirmek istiyoruz" şeklindekipaylaşımı üzerine): "Demokrasiyi terörörgütüne boğdurmayız"
- 2/6/2016 tarihinde: "EyFuat Avni; kimsen çık ortaya! Cemaatten mi? MİT'ten mi? İn misin cin mi?Sarayda mısın? Köşkte mi?"
- 18/7/2016 tarihinde: "Hainlerhalkı vurun diyor işte kan donduran yazışmalar"
23. İddianamede; başvurucunun 2013 yılı Aralık ayı itibarıylaBank Asyadakipara olmayan hesabına 2014 yılı Ocak ayından itibaren 15.956TL'den başlayıp 2015 yılı Aralık ayı itibarıyla 57.757 TL'ye varacak şekildepara yatırmış olduğu belirtilmiştir.
24. İddianamede, Fuatavniadlı FETÖ/PDY ile iltisaklı Twitterhesabından 17/2/2014 tarihinde "17Aralık operasyonunda sonra tamamen dizayn edildi. HT [Habertürk TV] Genel Yayın Yönetmeni O.U. görevinden alınıp iznegönderildi. ; Haber müdürü C.U. pasif bir göreve atandı. G.Y.Y [GenelYayın Yönetmeni] yardımcısı Abdullah Kılıçhaberden uzaklaştırılarak Show Tv'ye gönderildi..." şeklinde tweet atıldığı, böylelikle başvurucununFETÖ/PDY tarafından sahiplenildiği ileri sürülmüştür.
25. İddianamede yer alan tanıkların soruşturma aşamasındakibeyanları şöyledir:
i. Tanık M.Y.nin beyanı
"Ben 2014 yılı Temmuz ayında Habertürktelevizyonunda haber editörü olarak çalışmaya başladım işe girmem benimtanıdığım olan ve kanal sahibinin de yakın tanıdığı olduğunu bildiğim F.S.aracılığı ile işe başlamıştım. İşe başladığımda haber müdürü C.U., haberkoordinatörü Abdullah Kılıç genel müdür ise O.U.ydu. İşe başladıktan kısa birsüre sonra kanalda o dönem cemaat tabir edilen gruba mensup bir yapılanmanınolduğunu fark ettim. Hatta bu durumu zaman zaman açıktan dile getirdim. Normalişte sabah 9.00 9.30 gibi haber toplantısı yapılır. Yapılan bu toplantıyaeditörler, birim şefleri, haber koordinatörü haber müdürü ve genel yayınyönetmeni katılır. Genel yayın yönetmeninin olmadığı durumda onun yerine haberkoordinatörü onun görevini yerine getirir ve bu toplantıda muhabirlerin sahadayakaladıkları haberleri birim şefleri aracılığıyla sunması toplantıyakatılanların görüşlerinin alınması nihayetinde genel yayın yönetmeni veyayerine toplantıya katılmış olanın onayı ile yapılacak haberler ile ilgilikararlar verilir. Kararlar alındıktan sonra birim şefleri aracılığı ilemuhabirlere dağıtım yapılır ve haberlerin hazırlanmasına geçilir. Çalıştığımdönemde 17/25 Aralık sürecini kanalda yaşadım. Bu dönemde yine aynı kanaldaçalışan yukarıda isimlerini verdiğim Abdullah Kılıç'ın onayından geçmeyenhiçbir haber girme imkanı yoktu. Bu kişilerde karşılaştığım birkaç örnektenanladığım üzere bahsettiğim cemaat tabir edilen yapılanmanın amacıdoğrultusunda haberler yapılmasını sağlamaktaydı. Benim hatırladığım ve böylebir yapılanma olduğunu öğrendiğim örneklerden bazılarını anlatmak isterim.17/25 Aralık sürecindenönceki dönemdeHakkari'de bahar aylarında terörünolmadığı, çözüm sürecinin faydalı olduğu, şehit haberlerinin gelmediğivatandaşın dağlarda piknik yapabildiğine ilişkin görüntülü bir haber geldi. Benhaberin yayınlanmasını istediğimde Abdullah Kılıç bu haberin yayınlanmasınaistemedi. Doğrulatmamız gerektiğini söyledi. Ben de görüntüleri olan güncel veajansın onayından geçmiş bir haberin doğrulanmasına gerek olmadığını, buhaberindoğrulamasının arandığı takdirde kanalda birçok haberinyapılamayacağını, bu durumun olağan işleyişe aykırı olduğunu söyledim. Çokısrarım üzerine normalde çözüm süreci şartlarında 10-15 dakika işlenmesigereken haber 30 saniye kadar etkisiz işlendi…17/25 Aralık sürecinde buyapılanmayı net olarak görme imkanım oldu.17 Aralık günü sabah saat 9 gibi benişe geldim. Normalde Abdullah Kılıç O.U. ve C.U. daha geç saatlerde gelmelerinerağmen o gün erkenden gelmişlerdi. Yine normalde odalarında olup telefonlaişlerini yürütmelerine rağmen o gün editör masasında bizzat bulundular veyönettiler. Ellerinde 17 Aralık'la ilgili fezleke PDF ortamında vardı. Ben ve diğereditörler bu fezlekeye bakmak istediğimizde göstermediler o arada B.C. adliyemuhabiriydi ve tüm veriler B.C. üzerinden gelmekteydi. Hatta Abdullah KılıçO.U., C.U. da bize 'B.C. bir son dakika bilgisi veriyorsa mutlaka girin, oDoğrusunu verir.' şeklinde talimatları vardı. 17 Aralık fezlekesinin sabahın osaatinde elde olması haberciliğin olağan akışına aykırı bir durumdu. Yine 25Aralık sürecinde akşam 17 bülteninin sorumlu editörü bendim lütfen devamederken ekranda 25 Aralık fezlekesi ile ilgili gözaltı kararı verildi. Sondakika haberinde 'aralarında başbakanın oğlunun da olduğu çok sayıda iş adamıhakkında gözaltı kararı verildi' şeklinde son dakika bandı vardı. Bendenhabersiz normalde bu haberi girmesi mümkün değildi. Ben görünce yanımda bulunanC.U.yakimin girdiğini sordum. Haberi olup olmadığını belirtip O.U.'ya sormanısöyledi. O.U.yu aradım. Haberi olmadığını belirtti. Abdullah Kılıç'a sormamısöyledi. Abdullah Kılıç da bilmediğini söyledi. Bu konu ile ilgili AnadoluAjansı'ndan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın bu gözaltı kararlarınınolmadığına dair resmi açıklama geldi. Gözaltı kararı haberini ilk bizim kanalduyurmuştu. Bu konuyla ilgili Abdullah Kılıç, O.U., C.U. ile tartışmalaryaşadım. Başsavcıdan açıklaması da diğer tüm kanallarda yayınlanmasına veAnadolu Ajansı'nın resmi sitesinde düşmesine rağmen Habertürk'te verilmedi. Benhaberin verilmesini istedim. Ancak C.U. haberin adliye muhabiri olan B.C.dendoğrulatılmasını istedi. Ben B.C.ye ulaşamadım. Açıklama başsavcılığın resmiinternet sitesinde de yayınlanınca haberi vermek zorunda kaldılar.
Bahsedilen gözaltı kararı Habertürk dışındaana akım medya olarak tabir edilen CNN, NTV gibi hiçbir kanalda verilmedi. Yine17 Aralık sürecinden sonra benim sorumlu yayın editörü olarak görevli olduğumbir bültende yayına bağlanan muhabir Hakan Şükür'ün istifa mektubunu okudu.Sadece bizim kanalda okundu. Ben okuyan muhabire yayını kesmesini mektubuokumamasını ısrarla söylememe rağmen devam etti. Hatta ben reji üzerindenmuhabiri yayından almak istediğimde O.U. yanıma gelerek okumaya devam etmesiniyayının bu şekilde durdurulmasının uygun olmadığını söyledi. Mektubun içeriğimanifesto niteliğindeydi sonradan o mektubu yurt dışına kaçmış olan F.M.ninhazırladığı yönünde bilgiler ortaya çıktı. Basın camiasında herkes birbirinitanır. Somut delil olmasa dahi söylentiler dolaşır. Bir dönem TRT'nin FETÖ'nüneline geçtiğini herkes bilmekteydi. Hatta basın camiasında cemaatten değilsenTRT’ye başvurma şeklinde söylentiler de dolaşırdı. Yine yukarıda bahsettiğimisimlerin de örgüt mensubu olduğunu basın camiasında çalışan herkes söylerdi.Şu anda aklıma gelmeyen çok sayıda anlattığım örneklere benzer haberler,olaylar çalıştığım dönemde yaşandı. Hatta F.M., B.K., M.K. ve benzeri örgütüntanınmış basın elemanlarını o dönemde çeşitli bahanelerle sık sık Habertürkekranlarında çıkartmaya başladılar. Benim çalıştığım dönem ile ilgili bildiğimve gördüğüm bunlardan ibarettir."
ii. Tanık S.K.nın beyanı
"Ben Habertürk televizyonunda 2013 yılıŞubat ayı ile Kasım ayları arasında kültür sanat editörü olarak çalıştım. Benimbağlı olduğumbirimin sorumlusu Abdullah Kılıç idi. Abdullah Kılıç yaptığımızhaberlerin özellikle bugün FETÖ olarak adlandırılan o gün cemaat tabir edilengrubun lehine olması yönünde çalışırdı. Bu yönde yapılan haberleri süzgeçtengeçirirdi. Benim hatırladığım o dönemde Fethullah Gülen'in şiirleri ile ilgilibir albüm çıkmıştı. Bu albümü mutlaka tanıtmamız gerektiğini söyledi. Hatta bensanatsal değeri çok yüksek olan başka haberler olduğunu söylememe rağmen bunumutlaka yapmalıyız dedi yine benim gitmiş olduğum programlarda örneğin N.A. ilegitmiş olduğum programda ısrarla cemaatin dershaneleri ile ilgili soru sormamıbenden istedi. Yine bir gün A.F.Y.yi Abdullah Kılıç'ın odasında gördüm. Benimgördüğüm esnada Abdullah Kılıç ayağını masaya uzatmıştı. yine hatırladığım birhaber toplantısında Uludere olayı sonrası devlet tarafından yaralananların veyaölenlerin ailelerine tazminat ödeniyordu. Bu esnada bir gazinin'ben devlet içinbacağımı verdim, devlet teröristlere bizden daha çok sahip çıkıyor.' şeklindekibir görüntüsü kamera ile çekilmiş idi. Ben bu konuyu eleştirip şu anda çözümsüreci var devlet terörü bitirmeye çalışıyor şeklinde söylediğimde AbdullahKılıç 'çözüm süreci zaten bitecek bu haberi girelim' şeklinde bayanlardabulundu. Abdullah Kılıç ile birlikte O.U., R.B., C.U., Z.K. gibi isimler deaynı kurumda çalışıyordu. Çalışmaya başladığımızda bir süre sonra bugün örgütkabul edilen FETÖ’ye mensup bu bahsettiğim kişilerin faaliyetleri hissedilirşekilde görülüyordu. Bunu somut bir şekilde gözle görmek mümkün değildir. Ancakörneğin 7 Şubat MİT krizinde Habertürk ekranlarında gerçekte olmadığı haldegeçen son dakika haberlerinden ve 17 Aralık günü alışılmışın aksine C.U.,O.U.,Abdullah Kılıç'ın sabah 7 gibi kanala gelmiş olmalarından anlayabiliyoruz.Ben o dönemde çalışmıyordum. Ancak bu şekilde olduğunu gerek çalıştığım dönemdegerekse ayrıldığım dönemde arkadaşlardan defaatle duydum. Zaten çalıştığımdönemde bu kişilerin özellikle O.U.nun odasında sık sık toplandıklarını zamanzaman biz içeri girdiğimizde de konuştukları konuyu değiştirdiklerini gördüm.Çalışılan süreç içerisinde belli kişilerin FETÖlehine faaliyette bulundukları açıkşekilde çalışanlarca anlaşılmasına rağmen bu konular ile ilgili somut bir delilelde etme imkanı yoktur. Ancak orada çalışan kişiler bu olayı rahatlıklaalgılayabilirler. Hatırladığım kadarıyla Necip Fazıl'ın Adnan Menderes'tenyardım istemesi ile ilgili 2 Ocak 2013 tarihinde Abdullah Kılıç imzası ile birhaber yapılmıştı. Bu haber sonrasında Abdullah Kılıç 'Tayyip bey şimdi nasıl daküfür ediyordur üstadını nasıl da yerle bir ettim' şeklinde söylemlerdebulunuyordu. Bunu keyif alırcasına yapıyordu. Normalde böyle bir haber gazetemanşetinde çıkmaz. Ancak bu haber manşet yapılmıştı. Bu şekilde yukarıdabahsettiğim kişiler kendilerinden olmayan kişilere rahat çalışma imkanıtanımazlardı. Sonuçta 17 Aralık sürecinden bir ay kadar önce grubun başındaolan F.S.nin beni işe almasına rağmen sebepsiz yere işime son verildi."
iii. Tanık Ö.T.nin beyanı
"Değişik kanallarda çalıştıktan sonra2013 yılının Ocak ayında Habertürk televizyonunda editör olarak başladım. 2014yılı şubat ayında tekrar ayrıldım. Habertürk'te çalıştığım dönemde O.U. yayınkoordinatörü, A.K. haber koordinatörü, C.U. haber müdürü B.C. adliye muhabiriolarak görev yapıyordu. Çalıştığım süre içerisinde O.U.nun yayınkoordinatörlüğünden genel müdür pozisyonuna geçti. Çalıştığımız ortamda ve medyacamiasında insanlar büyük oranda birbirlerini tanırlar. Yukarıda isminibahsettiğim insanların da bugün FETÖ olarak adlandırılan o gün cemaat tabiredilen grubun içerisinde olduğu yönünde geniş bir kanaat vardı. Gününü tamolarak hatırlamıyorum ancak benim saat 13 bülteninden sorumlu olduğum birdönemde Abdullah Kılıç Fethullah Gülen'in vaazlarındanüç dört dakikalık birbölümü keserek internetten indirip haberde vermemi istedi. Haberin metni dehazırdı. Bize gelen haberlerin metin kısmını kontrol ederiz o haber hazırgelmişti. Ben o haberi girdim. Bu haber bir iki bülten verilip kaldırıldı zamanzaman bu şekilde haberleri Abdullah Kılıç ve C.U. bir iki bülten yaptırıp sonratüm sistemden sildirirlerdi. Bu haberlerin verilmesinden biz bir yerlerden aldıklarınıanlardık.
17 Aralık 2013 günü Gün Ortası bültenindegörevli olduğum bir esnada İstanbul'da büyük operasyon şeklinde üst başlıkgelmişti. Ben bunu İstanbul'da operasyon şeklinde verdim. C.U. hemen gelerekmüdahale edip büyük operasyon şeklinde vermemizi sağladı. O günlerdeİstanbul'da yolsuzluk ve rüşvet operasyonu veya İstanbul'da büyük operasyonşeklinde başlıklar değişiyordu. Biz de bu durumdan üst kademede o an içintartışma kimin baskın olduğu şeklinde fikir yürütüyorduk. Çalıştığımız ortamdaO.U. ve Abdullah Kılıç'ın odaları ayrıydı. Biz masada çalışıyorduk zaman zamanC.U. yanımızdan ayrılıpO.U. ve Abdullah ile odada toplanırlardı yine şu anda 2sayfadan ibaret ‘İstanbul'da yürütülen operasyonda yeni görüntüler var’şeklinde başlayıp yine ‘iddiaya göre ayakkabı kutusundaki bu paralar HalkBankası genel müdürü S.A.nın evinde yapılan aramada bulundu. Yapılanaraştırmada paraları taşıyan kişinin de soruşturmanın kilit isimlerindenişadamı R.S.nin üyesi olduğu öne sürüldü’ şeklinde biten bir haber metni birkaçbülten girildi. Bu haber 10-15 saniyelik bir görüntüye dayandırıldı. Görüntüdedurdurulmuş bir taksi inceleme yapan bir polis memuru bagajda ayakkabı kutusuve paralar vardı. Haber metnini C.U. bizim yanımızdan ayrılarak istihbarat şefiolan R.B.nin odasında yazdı. Habercilik tekniği olarak 10-15 saniyelik birgörüntüden böyle bir metin yazmak mümkün değildir. Kanaatimce haberin buşekilde yapılması için C.U.ya birileri hem görüntü hem de metni söyledi. Yinebenim hatırladığım Hakan Şükür'ün istifa ettiği dönemde NTV'de alt yazı olarakHakan Şükür Partisi'nden istifa etti şeklinde son dakika geçti. Diğerkanallarda da benzer haber verildiği halde Habertürk'te Hakan Şükür'ün istifamektubu O.U. tarafından Ankara'dan canlı olarak yayına bağlanan muhabiretamamen okutuldu o dönemde O.U. genel müdürdü. Bu tür haberlere doğrudanmüdahil olmayıp Abdullah Kılıç'a sorulmasını söylerdi. Ancak bu habere doğrudanmüdahale etti bir süre sonra basından Hakan Şükür'ün istifa mektubununkendisinin kaleme almayıp cemaat tarafından kaleme alındığı şeklinde haberlerçıktı. Ben buna benzer hatırladığım çok sayıda olayların yaşandığınıbiliyorum."
iv. Tanık Y.Ç.nin beyanı
"Radikal gazetesinden Abdullah Kılıçkuruma haber koordinatörü olarak atandı. Abdullah Kılıç'ın gelmesinden sonrakurum örgütün haber kanalı gibi çalışmaya başladı. Zaman zaman olmamış olaylarıson dakika olarak girer olay sonra gerçekleşirdi. Abdullah Kılıç geldiktensonra C.U.yu da getirdi. O.U., C.U. ve Abdullah Kılıç sürekli kendi aralarındazaman zaman toplantılar yaparlardı. Abdullah Kılıç geldikten sonra çalışanlararasında o dönem cemaat tabir edildiği için 'cemaat istediği şekilde haberleryapılacak cemaat aleyhine haberler yapılmaz bu adamlar cemaatçi' şeklinde birpsikolojiye çalışanlar girdiler. Abdullah Kılıç sürekli o dönem için darbemağdurları ile ilgili röportajlar yapılmasını istedi. Burada Ergenekoncularındarbe yapmaya çalışan insanlar olduğunu, darbenin çok kötü olduğunu yapılansoruşturmaların da bu yönüyle desteklenmesi gerektiğini ifade ederdi. Buşekilde süreç devam etti. Abdullah Kılıç geldikten bir süre sonra yaşadığım birolayı ayrıca anlatmak istiyorum. Kamuoyunda 7 Şubat MİT krizi olarak bilinendönemde Abdullah Kılıç beni arayarak 'hemen yayına bağlanıyorsun MİT MüsteşarıHakan Fidan'ın TK… numaralı uçak ile 14 numaralı koltukta ifade vermek üzereİstanbul'a yola çıktığını söylüyorsun' şeklinde söyledi. Ben kabul etmedim.İstihbaratını alıp ve teyit etmediğim bir bilgiyi canlı yayında söyleyemem.İstihbaratını aldıysanız siz söyleyin ya da sizden aldığım bilgiyi aktardığımısöyleyerek canlı yayına bağlanırım dedim. Abdullah Kılıç 'emrediyorumsöyleyeceksin, yoksa seni işten atarım' şeklinde söyledi Ben kabul etmedim.Sonrasında olay kendisinin getirdiği M.G. isimli muhabir aracılığıyla kanaldayayın yapıldı. Akabinde K.T. beni aradı 'bu bilgiyi sen mi verdin bana öyleaktarıldı' dedi. Ben de bu konuda bilgim olmadığını K.T.ye söyleyip olanlarıanlattım.Bu olaya kadar K.T. yayınlara karışmazdı. Bu olaydan sonra olaylara elkoyup hiçbir son dakika bilgisinin kendisinin haberi olmadan geçilemeyeceğitalimatı verdi yine K.T.nin devreye girmesi ile beni işten atamadılar. Buolaydan sonra K.T. örgüt adına manipülasyonlara izin vermemeye çalıştı… süreçbu şekilde devam ederken Abdullah Kılıç ve O.U.nun beni pasifize etmesi sonucuben kanaldan gazeteye geçmek zorunda kaldım. 2013 yılının sekizinci ayındadoğum iznine ayrıldım. 17/25 Aralık sürecinde izinliydim. Sonradan duyduğumagöre bu dönemde de benim işten çıkartılmamı istemişler. Ancak K.T. buna onayvermemiş. Benim bildiğim K.T. örgütçü değildir Ancak kurumu idare etmek içinzaman zaman müdahalelerde bulunur. O dönem cemaat tabir edilen örgüt mensuplarıbütün haberlere rahat ulaşabiliyorlardı. Bu amaçla Abdullah Kılıç kanala getirilmişolabilir."
v. Tanık E.K.nın beyanı
"Ben2009 yılı 2013 yılının sonlarına kadar Habertürk Televizyonunda haber müdüryardımcısı olarak görev yaptım. Benim göreve başladığım esnada haber müdürüO.U. idi. Yine gazetenin istihbarat başında ise R.K. vardı. Ben çalışmayabaşladıktan sonra C.U., Abdullah KILIÇ, B.C., E.E. , E.E., N.A. ve R.B. de aynıkurumda çalışmaya başladılar. Normalde yapılacak haberler servislerden vemuhabirlerden geldiğinde önce sabah bir toplantı yapılır. Toplantıda haber müdürütoplantıya katılan editörleri sunum yaptığı haberlerin yayınlanıpyayınlanmayacağını onay verirdi. Bu onay verilmesi için sunum yapan editörünhaberi okuyup bilgisayar sistemi üzerinden onay vermesi gerekiyordu. Editörünonay verdiği haber prodüktöre verilir, prodüktör görüntüleri temin edip habermetni okutturup haberi hazırlar ve montajcıya verir. Montajcıda görüntüler vesesi bir araya getirip haberin son halini verir. Sonrasında bu haber ekrandagörünür. 7 Şubat MİT krizi öncesine kadar çalıştığım dönemde haberler yukarıdabelirttiğim sisteme uygun şekilde süzgeçten geçip verildi.
7 Şubat MİT krizi esnasında ve sonrasındayukarıda bahsettiğim sisteme aykırı olarak editör masasına haberler bitmişmontajlanmış haliyle geliyordu. Haberin kaynağı belli değil idi. Sadece buhaber hazır kullanabilirsiniz deniyordu. Bu haberleri o dönemde C.U., AbdullahKILIÇ, O.U. ve R.B. getiriyordu. Yine aynı dönemdeAnkara bürosunda elde edilenhaberler öncelikle İstanbul'da bize yani editör masasına gönderilir. Bizim onayverdiğimizhaberler tekrar Ankara tarafından montajlama aşamasından geçerdi. Odönemde bu prosedür de kaldırıldı. Ankara masanından N.A. aynı şekildehazırlanmış montajlı kullanıma hazır haberleri göndermeye başladı. Gelenhaberleri her şeyi hazır olup bittikten sonra sunucunun önüne atarken yanimontajlama aşamasında haberi görme imkanımız oluyordu. Bu aşamada zaten haberigirmemek gibi bir imkanımız yoktu. O dönemde bu şekilde gelen haberleri ileilgili ben 'N.A. bunu göndermiş ancak sadece onun imzası var. Bizden geçmemişsiz biliyor musunuz' şeklinde zaman zaman itirazlarım oldu. C.U.,Abdullah KILIÇveya O.U. 'Biz biliyoruz. Haberlerigir' şeklinde söylüyorlardı. Bahsettiğimnormal prosedürün dışına çıkılarak haber yapılması, sadece MİT krizi,çözümsürecigibi o dönem cemaat tabir edilen yapının amacı doğrultusundaki haberleriçin geçerliydi. Hatta elinde bomba olan veya bomba yapan üç çocuk ile ilgilifotoğraf yanında haber yapılırken bomba yapılmasının eleştirilmesinde çok çözümsüreci eleştirilir şeklinde 'bunlarla mı masaya oturuluyor' şeklinde haberyapılırdı. Yani bombacılar yerine devletin yöneticileri yönelik bir haberyapıldı. Ben bu konuyu eleştirdiğimde C.U.,, A.K. ve O.U. bu haberi bu haliylekullanmam gerektiğini söylediler. Ben kabul etmedim. Fotoğrafın başlı başınahaber konusu olduğunu ayrıca devlet yöneticilerine yüklenmenin haberle ilgisiolmadığını belirttim. Biraz tartıştık bu olaydan bir kaç gün sonrada işime sonverildi.
17-25 Aralık operasyonundan sonra o dönemcemaat tabir edilen yapı ile irtibatları fazlaca deşifre olduğu için C.U.,Abdullah KILIÇ ve O.U. üçer beşer gün ara ile işten atıldılar."
26. İddianame İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabuledilmiş ve dava Mahkemenin E.2017/67 sayılı dosyası üzerinden yürütülmeye başlanmıştır.
27. Cumhuriyet savcısı 31/3/2017 tarihli duruşmada başvurucu dadâhil olmak üzere on üç sanığın tahliyesine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkeme başvurucunun da aralarında olduğu yirmi bir sanığın tahliyesine kararvermiştir. Tahliye kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sanıklar ... Abdullah Kılıç'ınüzerilerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suç vasfınınileride sanıklar lehine değişme ihtimali, sabit ikametgah sahibi olmaları vetüm dosya kapsamı dikkate alınarak sanıklar ve müdafilerinin tahliyetaleplerinin kabulü ile başka suçtan tutuklu ve hükümlü değiller ise busuçtanbihakkın tahliyelerine, bu hususun temin için Cezaevi Müdürlüğünemüzekkere yazılmasına, tahliyelerine karar verilen sanıklar hakkında CMK.nun109-3-a maddesi kapsamında yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol hükümlerininuygulanmasına... [karar verildi.]"
28. Başsavcılık tarafından tahliye kararını müteakip başlatılanyeni bir soruşturma kapsamında başvurucu hakkında aynı gün (31/3/2017tarihinde) yakalama ve gözaltı kararı verilmiştir.
29. Başvurucu, tutuklu olduğu ceza infaz kurumundan tahliyeedildikten sonra İstanbul Emniyet Müdürlüğünde (Emniyet) on dört gün gözaltındatutulmuş ve 13/4/2017 tarihinde Emniyette ifade vermiştir.
30. Başsavcılık 14/4/2017 tarihinde, başvurucuyu bu kez anayasaldüzeni ve hükûmeti cebren değiştirme ve yıkmaya teşebbüs suçlarındantutuklanması istemiyle sulh ceza hâkimliğine sevk etmiştir. Tutuklamaya sevkyazısında; başvurucunun Zaman ve Meydan gazetelerinde çalıştığı,21/11/2012-23/11/2012 tarihleri arasında yurt dışında bulunduğu, aralarındaFETÖ/PDY yöneticilerinin de bulunduğu bazı kişilerle irtibatının olduğu, örgütlideri Fethullah Gülen'in talimatı üzerine örgüte ait banka olan Bank Asyanınkurtarılması için 2013 Aralık ve 2015 tarihleri arasında Bankaya parayatırdığı, Zaman gazetesine, Bugün gazetesine ve Kanaltürk'e kayyım atanmasısonrasında protesto gösterilerinin yapıldığı yerlerin çevresindeki bazistasyonlarından başvurucunun telefon sinyalinin alındığı belirtilmiştir.
31. Sorgu tutanağında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığıncatanzim edilen evrak ve eklerinin başvurucuya okunduğu ve isnat edilensuçlamanın anlatıldığı belirtilmiştir. Başvurucu, haklarını anladığını vemüdafileriyle birlikte savunmasını yapacağını beyan etmiştir. 14/4/2017tarihinde İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği başvurucunun anayasal düzeni vehükûmeti cebren değiştirme ve yıkmaya teşebbüs suçlarından tutuklanmasına kararvermiştir. Tutuklama kararının gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:
"...Abdullah KILIÇ'ın zaman gazetesininkültür sanat muhabirliği yaptığı, daha sonradan örgüte ait meydan gazetesindeçalıştığı, dosyada bulunan iletişim tespit kayıtlarından anlaşıldığı üzere buşüphelinin örgütün üst düzey yapılanmasında bulunan molla heyeti üyesi olanH.B.Ö. ve T.B. gibi kişilerle yoğun bir telefon görüşmelerinin bulunduğu, aynışekilde bu şüphelinin diğer örgüt üyeleri olan E.Ş., B.Ş., A.F.Y. ve F.S. gibibir çok kişiyle iletişiminin bulunduğu, örgüt lideri Fethullah Gülen'intalimatı üzerine örgüte ait banka olan Bank Asyanın kurtulması için 2013 Aralıkve 2015 tarihleri arasında bankaya para yatırdığı, örgütsel bir eylem olarakzaman gazetesi, bugün TV, Kanaltürke kayyum atanma sürecinde örgüt liderinintalimatı doğrultusunda vatan caddesi emniyet müdürlüğü ve zaman gazetesininbulunduğu binalara giderek burada protesto eylemlerine katıldığı, toplumda biranlamda 'özgür basın susturulamaz' şeklinde algı oluşturulmasının hedeflendiği,bu kapsamda toplumda ve basında mağduriyet algısı oluşturulmasıhedeflendirildiği, ,... anlaşılmakla tüm şüphelilerin FETÖ/PDY silahlı terörörgütünün basın-yayın ve medya yapılanmasında faaliyette bulundukları bukapsamda eylem ve fikir birliği içerisinde hareket ettiği, darbe girişimieylemlerinin etki ajanlığı görevini ifa ettikleri dikkate alınarak üzerlerineisnat edilen TCK 309 fıkra 1 ve 312 fıkra 1 maddesindeki suçlar ilişkinkuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, suçların katolog suçlar arasında yer aldığı,suçların alt sınırları dikkate alındığında adli kontrol hükümlerinin yetersizkalacağı, anlaşılmakla isimleri belirtilen şüpheliler ... Abdullah Kılıç'ın ...CMK.100 ve devamı maddeleri uyarıncaayrı ayrı tutuklanmalarına... [kararverildi.]"
32. Başvurucu hakkında 5/6/2017 tarihinde ikinci soruşturmakapsamında iddianame düzenlenmiştir. İddianamede; FETÖ/PDY'nin, elindebulundurduğu medya organları ile algı operasyonları yaptığı, başvurucunun daörgütün amacı doğrultusunda gerek yazılı gerek görsel medyada gerekse internetortamında algıya yönelik eylemler yaptığı, örgütün algı faaliyetlerinekatılarak anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye CumhuriyetiHükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmesuçunu işlediği iddia edilmiştir.
33. İddianamede başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve ByLock kullanan kişilerle irtibatınınolduğu, bu kapsamda başvurucu tarafından kullanıldığı değerlendirilen GSMhattının FETÖ/PDY'nin Hava Kuvvetleri imamı olduğu tespit edilen firari şüpheliA.Ö.nün kaçmasına yardımcı olduğu gerekçesiyle başka bir soruşturma kapsamındatutuklanan E.Ş. ile,örgüt adına Las Vegas ve Pensilvanya'da olduğu tespitedilen şahıslarla irtibatı bulunan kişilerle, FETÖ/PDY'nin Ruanda sorumlusuolduğu ileri sürülen İ.Ç. (iş adamı) ile, Fetullah Gülen'e doğrudan bağlı olanmolla heyeti üyesi olduğu değerlendirilen H.Ö. ile, örgütün Kuzey Irak veOrtadoğu imamı olduğu ileri sürülen T.B. ve firari konumda olan birçok FETÖ/PDYüyesi ile, örgütün gizli haberleşme programı olan Bylock’u kullandığı tespit edilen birçok üst düzey kamugörevlisi ile irtibatının olduğu ileri sürülmüştür. Ayrıca başvurucunun Zamanve Meydan gazetelerinde çalıştığı, 21/11/2012-23/11/2012 tarihlerinde yurtdışında bulunduğu, örgüte ait banka olan Bank Asyanın kurtulması için örgütlideri Fethullah Gülen'in talimatı üzerine 2013 Aralık ve 2015 tarihleriarasında Bankaya para yatırdığı, bu kapsamda 31/12/2013 ile 24/12/2014tarihleri arasında para artışı olan şahıslar listesinde olduğu, Zaman gazetesi,Bugün gazetesi ve Kanaltürk'e kayyım atanması sonrasında protesto gösterilerininyapıldığı yerlerin çevresindeki baz istasyonlarından başvurucunun telefonsinyalinin alındığı şeklinde tespitlerde bulunulmuştur.
34. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) tarafından16/6/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne karar verilmiş ve E.2017/223 sayılıdosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkeme 18/8/2017 tarihliduruşmada, E.2017/67sayılı dava dosyası ile bu dava dosyası arasında şahsi,hukuki ve fiilî bağlantı bulunduğu gerekçesiyle davaların birleştirilmesine;davanın E.2017/67 sayılı dava dosyası üzerinden yürütülmesine ve başvurucununtutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
35. Başvurucunun her iki dava kapsamında kendisine yöneltilensuçlamalara ilişkin savunmaları özetle şöyledir:
i. Başvurucu; 2015 yılı Aralık ayı itibarıyla Bank Asyaya 57.700TL para yatırdığının doğru olmadığını, 57.700 TL'nin Meydan gazetesinde on biray çalışması karşılığında aldığı ücret olduğunu, gazete Bank Asya ile çalıştığıiçin on bir ay boyunca aldığı ücretin bu Bankadaki hesabına yatırıldığını, buparanın çoğunu çektiğini, 2014 yılı Ocak ayında Bank Asyaya yatırdığı 15.900TL'nin kızının koleji için olduğunu, işsiz kaldığı takdirde kızının öğrenimininaksamaması için 6-7 aylık kolej ücretini peşin yatırdığını belirtmiştir. Ayrıcaçalıştığı kurum ve kızının okulu nedeniyle mecburen bu Bankayla parasalilişkiye girdiğini, bu Bankaya talimatla para yatırmasının söz konusuolmadığını, söz konusu paraları çocuğunun okul taksiti için yatırdığını, BankAsyaya yatırdığı 1.000 TL'nin kızının okuldaki yemek ücreti olduğunu, 5.000Doların da yine okul taksiti olduğunu savunan başvurucu MASAK (Mali SuçlarıAraştırma Kurulu) raporunda da bu paranın okul taksiti olarak kesildiğininanlaşıldığını, bu parayı yatırdığı esnada çeşitli bankalarda daha fazlamiktarda parasının olduğunu, talimatla hareket etseydi bu paraları da BankAsyaya yatırması gerektiğini, bilirkişi raporunda da para akışının hayatınolağan akışına uygun olduğunun belirtildiğini ifade etmiştir.
ii. Başvurucu; S.K.nın beyanı ile ilgili olarak kumpas olduğuortaya çıkan Ergenekon, Balyoz, Oda TV gibi davalarda yapılan hukuksuzluklarıortaya koyan haberler yaptığı için A.F.Y. ile aralarında husumet olduğunu,aleyhine haberler yaptığı bir kişiyle bu şekilde bir araya gelmesinin mümkün olmadığını,böyle bir görüşmenin olduğuna ilişkin bir delilin ortaya konulamadığını,kendisini basından gizleyen bir kişinin kanalın haber merkezine gelmesininhayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirtmiştir. Dershanelerle ilgiliolarak o dönemde Hükûmetin yanında bir yayın politikası izlediklerini, bukonuda birçok kez Millî Eğitim Bakanı'nı ve bu Bakanlığın Müsteşarı'nı yayınaçıkardıklarını, dershanelerle ilgili yoğun tartışmaların olduğu bir dönemdeMillî Eğitim Bakanı ile röportaj yapmanın doğal bir durum olduğunu ilerisürmüştür.
iii. Başvurucu; 17 Aralık'ta saat yedide kanalda olduğuiddiasının kaynağının M.Y. olduğunu, bu kişinin de daha sonra yanıldığını vetuzağa düşürüldüğünü söyleyerek ifadesini geri çektiğini belirtmiştir.
iv. Başvurucu; Y.Ç.nin Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT)Müsteşarı ile ilgili iddiasının tamamen uydurma olduğunu, böyle bir konuşmayapmadıklarını, böylesine kritik bir dönemde MİT Müsteşarı'nın tarifeli uçaklayolculuk yapmasının zaten mümkün olamayacağını, bu konuyla ilgili olarak tanıkE.K.nın da belirttiği üzere kendisinin bir dahlinin olmadığını, Genel YayınKoordinatörü S.T.nin bilgisiyle haberin girildiğini, bu haberin de sadece sondakika bilgisi olarak verildiğini, iddia edildiği gibi muhabire bir haberyaptırılmadığını, adı geçen muhabiri de kendisinin işe almadığını, daha öncekanalda çalışan bir kişi olduğunu ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca MİTMüsteşarı'nın ifadeye çağrılması ile ilgili ilk haberi Hürriyet gazetesininyaptığını, diğer kanalların aksine MİT Müsteşarı'nın ifadeye çağrılmamasınınilk olarak Habertürk'te yer aldığını, kendisinin de canlı yayına çıkarak MİTMüsteşarı'nın gözaltına alınmadığını ve böyle bir şeyin mümkün olamayacağınısöylediğini dile getirmiştir. Başvurucu, Kanalın yayın politikasının değiştiğiiddiasının da hiçbir temele dayanmayan soyut bir iddia olduğunu, böyle bir şeyediğer üst yöneticilerin izin vermeyeceğini, üst yönetimin bilgisi dışında birfaaliyetin yapılamayacağını, Y.Ç.nin iddia ettiği gibi bir pasifize etmeolayının olmadığını, o dönemde bütün muhabirleri kapsayan birtakımdeğişikliklerin yaşandığını, bunun da yöneticilerin kararı olduğunusavunmuştur.
v. Başvurucu, Ö.T.nin ifadesinde geçen Fetullah Gülen vaazıiddiasıyla ilgili olarak Fetullah Gülen'in bir konuşmasından kısa bir bölümünhaber yapıldığının doğru olduğunu, ancak haberde bir vaaza değil FetullahGülen'in çözüm sürecine destek niteliğindeki açıklamalarına yer verildiğini vebu açıklamaların pek çok kanalda da yayımlandığını, Fetullah Gülen'in herkesçedin adamı olarak görüldüğü bir dönemde böyle bir haber yapmanın suçolamayacağını belirtmiştir.
vi. Başvurucu, FETÖ/PDY üyesi olduğuna yönelik somut hiçbirkanıt sunulamadığını, tanık anlatımlarının hukuka aykırı bir şekilde hissiyata,soyut açıklamalara dayandığını, Habertürk televizyonunda FETÖ kadrolaşmasıyaptığı iddiasının da gerçeği yansıtmadığını; A Haber, Kanal 7, Ülke TV, Kanal24 gibi değişik kanallarda çalışan kişilerin editör olarak alındığını hatta bukişilerin mevcut davada aleyhine tanık olduğunu ifade etmiştir.
vii. Başvurucu, yazılarının ve paylaşımlarının herhangi bir suçunsuru içermediğini, cemaat veya Gülen hareketitabirini kullanmasının yazıların yazıldığı dönem itibarıyla suç olmadığını, bukonudaki netliğin darbe girişiminden sonra ortaya çıktığını, yazısının FetullahGülen'in Twitter hesabındayayımlanmasının kendi bilgisi dâhilinde olmadığını, bu hesabı takip etmediğini,bu nedenle suçlanamayacağını, iddialara konu yazı ve sosyal medya paylaşımlarıdışında bunların zıddı mahiyette paylaşımlarının da bulunduğunu, FETÖ/PDYaleyhine birçok haber yaptığını ifade etmiştir.
viii.Başvurucu, FETÖ/PDY’ye müzahir gazetelerde çalışması nedeniyle suçlanmasınınçalışma ve sözleşme hürriyetine, "kanunsuzsuç ve ceza olmaz" ilkesine ve Yargıtay kararlarına aykırıolduğunu, çalıştığı dönemde bu gazetelerin yayın yapmasına izin verildiğini,çalıştığı kurumun ileride terörle bağlantılı olarak suçlanacağınıbilemeyeceğini, FETÖ/PDY'nin devlette kadrolaşmasını eleştiren yazısınınyayımlanmaması nedeniyle 6/3/2016 tarihinde Meydan gazetesinden istifa ettiğinivurgulamıştır.
ix. Başvurucu, telefon görüşmeleriyle ilgili olarak H.Ö.nün 2010yılına kadar Zaman gazetesi yayın danışmanı olduğunu, bu kişi ile de en songörüşmesinin 2007 yılında gerçekleştiğini, bir yayın danışmanın bir vesile ilearamış olmasının gazeteciliğin ve hayatın olağan akışına uygun olduğunubelirtmiştir. T.B. isimli kişiyi ise tanımadığını, görüştüğü iddia edilentelefon numarasının oğlu tarafından kullanıldığını, T.B. isimli şahsın oğlu ilekendi oğlunun bir yıl aynı okulda okuduklarını, bu telefon görüşmelerinin deçocukların kendi aralarında yaptığı görüşmeler olduğunu, telefonların babalarınüzerine kayıtlı olduğunu, oğlunun sınıf arkadaşlarıyla birçok telefongörüşmesinin bulunduğunu belirtmiştir. İ.Ç. adlı kişiyle ile ilgili olarak isebu kişiyi tanımadığını, İ.Ç.nin kardeşinin tanıdığı bir muhabir olduğunu vetelefon numarasının da İ.Ç. adına kayıtlı olmasına rağmen muhabir olan bu kişitarafından kullanıldığını, dolayısıyla İ.Ç. ile değil kardeşiyle konuştuğunubelirtmiştir.Diğer telefon görüşmelerindeki kişilerin çoğunun gazeteciolduğunu, bu kişilerde ByLockolduğunu ve bu kişiler hakkında daha sonra soruşturma açılacağınıbilemeyeceğini, görüşmelerinin habercilik faaliyeti kapsamında hayatın olağanakışına uygun görüşmeler olduğunu ileri sürmüştür.
x. Başvurucu, FETÖ/PDY lehine yapılan gösterilere katıldığıiddiasıyla ilgili olarak ise anılan tarihlerde bu gösterilere kesinliklekatılmadığını, gösterilere katıldığına ilişkin fotoğraf, video vb. herhangi birdelil olmadığını, evinin gösteri yapılan yerlere yakın olması ve bu yerlerinmerkezî konumda bulunması nedeniyle telefonundan sinyal alınmasının normalolduğunu ifade etmiştir.
36. Mahkeme 8/3/2018 tarihinde başvurucunun Türkiye CumhuriyetiHükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmesuçlarından beraatine, bu suçlar yönünden tutukluluk hâlinin kaldırılmasına,silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ise 6 yıl 3 ay hapis cezası ilecezalandırılmasına ve hükümle birlikte tutuklanmasına (tutukluluğun devamına)karar vermiştir. Mahkûmiyet kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sanık Abdullah Kılıç 2004-2011 yıllarıarasında 7 yıl Zaman gazetesinde,2015’densonra da Meydan gazetesindeçalışmıştır. Adı geçen her iki gazete de FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait vebu örgütün amacı doğrultusunda yayın politikasına sahip yayın araçlarıdır. Heriki gazete de örgüte aidiyeti ve irtibatı nedeniyle Kanun Hükmünde kararnameile kapatılmıştır.
Sanık, FETÖ/PDY'nin propaganda organlarındanolan Meydan Gazetesinde 26.02.2016 tarihinde yazdığı 'Üst aklın 'Cemaati' yoketme projesi!' başlıklı yazısında o tarih itibarıyla silahlı terör örgütüolduğu herkes tarafından bilinenFETÖ/PDY’yi 'cemaat' olarak nitelemiş, Mısır'daİhvan’ın, Türkiye'de ise Gülen Cemaati’nin 'terör örgütü' suçlamasıyla ithamedildiğini, İhvan'ın Mısır'da pençeleştiği adaletsizliklerin bir benzerini'Cemaat'’in de Türkiye'de yaşadığını ifade ederek terör örgütünü masumgöstermeye çalışmış, terör örgütünü dini hareket olarak göstermiş,Cumhurbaşkanını ABD nezdinde defalarca Cemaat'in terör örgütü ilan edilmesiiçin girişimde bulunması nedeniyle eleştirmiş, sanığın bu yazısı FETÖ/PDY örgütlideri Fethullah Gülen’inwww.twitter.com isimli web sitesinde yer alan onaylıFethullah Gülen@FGulencomTR hesabı üzerinden paylaşılmıştır.
FETÖ/PDY'nin propaganda organlarından olanmeydangazetesi.com.tradresinde 20 Kasım 2015 tarihinde 'Cemaatin malı deniz,yemeyen keriz' başlığı ile yazdığı yazısında devletin önce Bankasya'yı batırmakistediğini, başaramayınca el koyduğunu, kul hakkı yemenin bu dünyada telafiedilemeyeceğini ifade etmiş, Kanaltürk, Bugün TV, Bugün ve Millet gazetelerininde içinde olduğu İpek Koza Grubu'nakayyum atanmasını, Samanyolu Grubu'nun tümTV kanallarının uydudan çıkartılmasını ve terör örgütüne yönelik işlemlerihukuksuzluk ve gasp olarak nitelendirmiş, cemaat olarak gösterdiği örgütüyelerinin iş yerlerine kayyum atanması ve mal varlıklarına tedbir konulmasıişlemlerini gasp ve çökme olarak belirterek 'Devlet malı deniz, yemeyen keriz'anlayışının 'Cemaat malı deniz, yemeyen keriz' görüşüne dönüştüğünü iddiaetmiştir.
FETÖ/PDY'nin propaganda organlarından olanmeydangazetesi.com.tradresinde 09 Ekim 2015 tarihinde 'eyyy RTÜK Eyyy MuhalefetKeyfiniz Bilir!' başlığı ile yazdığı yazısında; Kanaltürk TV, Bugün TV,Samanyolu TV, Irmak TV, Yumurcak TV gibi televizyonların da aralarındabulunduğu 7 kanalın Digitürk platformundan çıkarılmasını eleştirmiş, Digitürk’ünkapatılması için RTÜK’teki muhalifleri göreve çağırmıştır.
A. kiliç@meydangazetesi.com.tradresinde 20Ekim 2015 tarihinde 'Eşkıya Uyduya Hükümdar Olmaz!' başlığı ile yazdığıyazısında; örgüte ait televizyonların TÜRKSAT uydusundan çıkarılması nedeniyleAK Parti’yi ağır bir dille eleştirmiş ve örgüt jargonuyla'eşkıya uyduyahükümdar olmaz!...' sözleriyle hükümeti ve Cumhurbaşkanı’nı küçük düşürmeyeçalışmıştır.
A. kiliç@meydangazetesi.com.tradresinde 16Ekim 2015 tarihinde 'Sıkıysa yaz, çiz ya da konuş!' başlığı ile yazdığıyazısında yine FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait Kanaltürk, Bugün veSamanyolu televizyonlarının uydudan ve platformlardan çıkarılmasını seçimöncesinde muhalefetin susturulması olarak göstermiştir.
Örgütün kara propaganda hesabı olan Fuatavnihesabından 17 Şubat 2014 günü '17 Aralık operasyonunda sonra tamamen dizaynedildi. HT Genel Yayın Yönetmeni O.U.nun görevinden alınıp izne gönderildi. ;Haber müdürü C.U. pasif bir göreve atandı. GYY yardımcısı Abdullah Kılıç haberdenuzaklaştırılarak Show Tv'ye gönderildi.....'şeklindeki twit ile sanık, Fuatavnitarafından da sahiplenilmiştir.
Sanığın terör örgütünün finansman kaynağı olanBank Asya’da çok sayıda hesabı bulunmaktadır. Bank Asya'ya para yatırılmasınadair örgüt lideri tarafından verilengenel talimat sonrasında sanık tarafından13/1/2014 tarihinde Bank Asya Taksim şubesinde 7000 USD’likkatılım hesabıaçılmıştır. Her ne kadar sanık savunmasında bu parayı okul taksitleri içinyatırdığını beyan etmiş ve gerçekten günü geldiğinde okul taksitlerinin buhesaptan ödendiği anlaşılmış ise de, sanığın aynı hesabı kullanmaya devamederek24/11/2014 tarihinde 5.000 USD parayı hesaba yatırdığı, yine BDDK’nunBank Asya’nın imtiyazlı hisselerindeki ortaklık haklarının TMSF’ye devredildiği4/2/2015 tarihinde sanığın Bank Asya Bahçelievler şubesinde miktar düşük deolsa 1.000 TL parayı anılan bankayayatırdığı bilirkişi raporundan ve dosyayagetirtilen kayıtlardan anlaşılmaktadır.
Tanık Y.Ç, Radikal gazetesinden sanık AbdullahKILIÇ'ın Habertürk televizyonuna haber koordinatörü olarak atandığını, AbdullahKILIÇ'ın gelmesinden sonra kurumun örgütün haber kanalı gibi çalışmayabaşladığını, zaman zaman olmamış olayları son dakika olarak girdiklerini,olayın sonradan gerçekleştiğini, Abdullah KILIÇ'ın sonraC.U.yu da getirdiğini,O.U., C.U. ve Abdullah KILIÇ'ın kendi aralarında zaman zaman toplantılaryaptıklarını, Abdullah KILIÇ geldikten sonra çalışanlar arasında o dönem cemaattabir edildiği için 'Cemaat istediği şekilde haberler yapılacak cemaat aleyhinehaberler yapılamaz. Bu adamlar cemaatçi' şeklinde bir psikolojiye girildiğini,Abdullah KILIÇ'ın sürekli o dönem için darbe mağdurları ile ilgili röportajlaryapılmasını istediğini, burada Ergenekoncuların darbe yapmaya çalışan insanlarolduğunu, darbenin çok kötü olduğunu, yapılan soruşturmaların da bu yönüyledesteklenmesi gerektiğini ifade ettiğini, kamuoyunda 7 Şubat MİT krizi olarakbilinen dönemde Abdullah KILIÇ'ın kendisini arayarak 'Hemen yayınabağlanıyorsun. MİT Müsteşarı H.F.ninTK...... Numaralı uçak ile 14 numaralıkoltukla ifade vermek üzereİstanbul'a yola çıktığını söylüyorsun' şeklindesöylediğini,kendisinin kabul etmediğini, istihbaratını alıp ve teyit etmediğibir bilgiyi canlı yayında söyleyemeyeceğini belirttiğini, Abdullah KILIÇ'ın'Emrediyorum. Söyleyeceksin. Yoksa seni işten atarım.' dediğini, kendisininkabul etmediğini, sonrasında Abdullah KILIÇ'ın getirttiği M.G. isimli muhabiraracılığı ile kanalda yayın yapıldığını ifade etmiştir.
Tanık E.K. 2009'dan 2013 yılının sonlarınakadar Habertürk Televizyonunda Haber Müdür Yardımcısı olarak görev yaptığını,göreve başladığı esnada haber müdürünün O.U. olduğunu, sonrasında C.U.,Abdullah KILIÇ, B.C., E.E., E.Ş, N.A ve R.B.nin de aynı kurumda çalışmayabaşladıklarını, 7 Şubat MİT krizi öncesine kadar çalıştığı dönemdehaberlerineditör onayı ve sabah toplantılarından geçerek verildiğini, 7 ŞubatMİT krizi esnasında ve sonrasında yukarıda bahsettiği sisteme aykırı olarakeditör masasına haberlerin bitmiş montajlanmış haliyle gelmeye başladığını,haberin kaynağının belli olmadığını, bu haberleri o dönemde C.U., AbdullahKILIÇ, O.U. ve R.B.nin getirdiklerini, yine aynı dönemdeAnkara bürosunda eldeedilen haberlerin öncelikle İstanbul'da editör masasına gönderildiğini, onayverilenhaberlerin tekrar Ankara tarafından montajlama aşamasından geçtiğini, buprosedüründe o dönemde kaldırıldığını, Ankara masanından N.A.nın aynı şekildehazırlanmış haberleri göndermeye başladığını,haberleri montajlama aşamasındagörmeye başladıklarını, o aşamada zaten haberi girmemek gibi bir imkanlarınınolmadığını, kendisinin 'Nurullah bunu göndermiş ancak sadece onun imzası var.Bizden geçmemiş siz biliyor musunuz' şeklinde zaman zaman itirazlarınınolduğunu, C.U.,Abdullah KILIÇ veya O.U.nun 'biz biliyoruz. Haberlerigirşeklinde söylediklerini' normal prosedürün dışına çıkılarak haber yapılmasınınsadece MİT krizi,çözüm sürecigibi o dönem cemaat tabir edilen yapının amacıdoğrultusundaki haberler için geçerli olduğunu, 7 Şubat MİT krizi olarakbilinen dönemde MİT Müsteşarının ifade vermeye gittiği yönünde kaynağı belliolmayan yalan haberlerin yapıldığını, öğlen ajanslarından birisini kendisininhazırladığı bir günO.U.nun dışarı çıkıp bir saat sonra gelerek ekrana sondakika haberlerini verdiğini, kendisininO.U.ya bu haberlerin nereden geldiğinisorduğunda hatırlamıyorum dediğini, hatırlamamasının mümkün olmadığını, zatenhaberlerin yalan ve manipülasyon olduğunun anlaşıldığını, 17- 25 Aralıksürecinde de benzer şeylerin yaşanmış olduğunu sonradan duyduğunu beyan etmiştir.
Tanık Ö.T. 2013 yılının Ocak ayında HabertürkTelevizyonunda editör olarak işe başladığını, 2014 yılı Şubat ayındaayrıldığını, sonrasında TRT Haber'de çalışmaya başladığını, Habertürk'teçalıştığı dönemde O.U.nun yayın koordinatörü iken genel müdür olduğunu,Abdullah KILIÇ'ın Haber koordinatörü, C.U.nun haber müdürü, B.C.nin adliyemuhabiri olduğunu, medya camiasında insanların büyük oranda birbirlerinitanıdıklarını, şüpheliler O., Abdullah, C. ve B.nin bugün FETÖ olarakadlandırılan o gün cemaat tabir edilen grubun içerisinde olduğu yönünde genişbir kanaat olduğunu, tam olarak hatırlayamadığı bir gün saat 13:00bültenindensorumlu olduğu esnada şüpheli Abdullah KILIÇ'ın örgüt lideri Fetullah GÜLEN'eait üç - dört dakikalık bir vaaz bölümünü keserek İnternet'ten indirip, haberdevermesini istediğini, haberin metninin de hazır olduğunu,kendilerine gelenhaberlerin metin kısmını kontrol ettiklerini,o haberin hazır geldiğini,kendisinin o haberi girdiğini, bu haberin bir iki bülten verilip kaldırıldığını,zaman zaman bu şekilde haberleriAbdullah KILIÇ ve C.U. bir iki bülten yaptırıpsonra tüm sistemden sildirdiklerini, bu haberlerin bir yerlerden alındığınıanladıklarını beyan etmiştir.
Tanık M.Y., 2014 yılı Temmuz ayında HabertürkTelevizyonunda haber editörü olarak çalışmaya başladığını, işe başladığımdahaber müdürü C.U., haber koordinatörü Abdullah KILIÇ, genel müdürün ise O.U.olduğunu, kısa bir süre sonra kanalda o dönem cemaat tabir edilen gruba mensupbir yapılanmayı fark ettiğini, normalde işleyişte sabah saat : 09:00 - 09:30gibi editörler, birim şefleri, haber koordinatörü, haber müdürü ve genel yayınyönetmeninin katıldığı haber toplantılarının yapıldığını, bu toplantılardamuhabirlerin sahada yakaladıkları haberler ile ilgili görüşülüp nihayetindegenel yayın yönetmeni veya yerine toplantıya katılmış olanın onayı ileyapılacak haberler ile ilgili kararlar verildiğini, söz konusu kararlaralındıktan sonra birim şefleri aracılığı ile muhabirlere dağıtım yapıldığını vehaberlerin hazırlanmasına geçildiğini, 17-25 Aralık sürecinde Abdullah KILIÇ,C.U ve O.U.nun onayından geçmeyen hiçbir haberi girme imkanının olmadığını,yaşadığı birkaç örnekten bu kişilerin o dönem cemaat tabir edilen yapılanmanınamacı doğrultusunda haberler yapılmasını sağladıklarını anladığınıbelirtmiştir.
Tanık S.K. Habertürk televizyonunda 2013 yılıŞubat ayı ile Kasım ayları arasında kültür sanat editörü olarak çalıştığını,bağlı olduğu birimin sorumlusunun sanıkAbdullah KILIÇ olduğunu, AbdullahKILIÇ'ın özelikle o dönem cemaat tabir edilen grubun lehine haberleryaptırdığını, çalıştığı dönemde Fethullah GÜLEN'in şiirleri ilgili çıkan biralbümü 'mutlaka tanıtmamız gerekir' şeklinde söylediğini, yine bir gün A.F.Y.yiAbdullah KILIÇ'ın odasında gördüğünü, Abdullah KILIÇ ve C.U. ve O.U.nunodasında sık sık toplandıklarını, hatırladığı kadarı ile Necip FAZIL'ın AdnanMENDERES'ten yardım istemesi ile ilgili 02 Ocak 2013 tarihide Abdullah KILIÇimzası ile bir haber yapıldığını, bu haber sonrasında Abdullah KILIÇ’ın 'Tayyipbey şimdi nasıl da küfür ediyodur. Üstadını nasılda yerle bir ettim.' şeklindesevinerek söylemlerde bulunduğunu beyan etmiştir.
Dosyada mevcut HTS analiz raporlarında sanığındiğer sanıklardan O.U, B.K, M.E.A., A.A., A.T. ve S.K. ile irtibatı tespitedilmiştir.
Sanığın ayrıca FETÖ/PDY ile bağlantısı tespitedilen Nema Eğitim Öğretim A.Ş, Ümit Eğitim İşletmeleri A.Ş, Söğüt Öğretimİşletmeleri A.Ş, Çağ Öğretim İşletmeleri A.Ş, Fatih Üniversitesi ve Ufuk Eğitimİşletmeleri A.Ş ile irtibatlı olduğu da HTS incelemelerinden anlaşılmıştır.
Sanık Abdullah KILIÇ 2004-2011 yıllarıarasında Zaman gazetesinde çalışmış, 2015 yılından sonra da örgüt ile bağınıdevam ettirerek Meydan gazetesinde köşe yazarlığı yapmıştır. İkisi arasındakidönemde ise Habertürk televizyonunda yönetici konumunda çalışmış ancak tanıkbeyanlarından da anlaşıldığı gibi örgütsel tavırlarını devam ettirmiştir.Gizliliği, tedbirli hareketi temel davranış biçimi kabul eden, kuruluşundanitibaren örgütlenme ve varlığını sürdürmede temel hareket tarzı olarakgizliliği, sızmayı esas alan örgütün, medya organlarının ana gövdesinioluşturan kadrosunun bütünüyle örgüt doktrinini ve stratejisinibenimseyen,ideolojik motivasyonu üst seviyede olan velideri tarafından gösterilen nihaihedefe odaklanmış örgüt üyelerinden oluştuğu, kamu kurumlarına, sivil toplumörgütlerine, siyasi partilere, kısacası tüm toplumsal alanlara farklıgörünümler altında, hukuk dışı yöntemleri de kullanarak üyelerini sızdıran,Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne ve Türk Halkı’nın bütününe ait kurumları elegeçirmeyitemel hareket tarzı olarak kabul eden örgütün kendisine ait kurumlarave yapılaradaimi çalışanve yönetici olarak örgüt dışından birilerinin girmesineizin vermesinin beklenemeyeceği,bu anlamdazaafiyet içerisinde olmasının örgütünilk günlerinden bu güne kadar geçen sürede izlediği yol ve yöntemlere, tümtoplumun gözü önünde gerçekleşen olgulara ve hayatın doğal akışına aykırıolduğu, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü içerisinde faaliyet göstermeyen, örgütüyesi olmayan bir kişinin örgütün medya yapılanması içerisinde ve özellikle enyaygın, en uzun süreli medya organlarındauzun süreli istihdam edilmeyeceği,yayın politikası üzerinde etkinlik gösterebilecek yönetici konumunda görevverilmeyeceği, profesyonel çalışma hayatlarının tamamını ya da önemli birkısmını bu medya organlarında geçiren, dönüp dolaşıp yine örgütün medyasındaçalışan veya örgüt medyasında sorumlu düzeyinde bulunan sanıkların örgütünvarlığını bilmeden veörgüt ile organikbağları olmadanklasik bir işveren veçalışan durumunda olduklarının kabul edilemeyeceği, bunun yanısıra sanığınörgütün finans kaynağı olan Bank Asya hesabını aktif olarak kullandığı vebirden fazla hesabına 2014 ve 2015 yıllarında para yatırmaya devamettiği,Habertürk televizyonundaki görevi sona erdikten sonra Fuat Avnitarafından sahiplenildiği, sonrasında yine örgüt medyası içerisinde yer alarakMeydan gazetesinde yazdığı yukarıya alıntı yapılan yazılarında örgütün temelamaç ve fikirleri doğrultusunda hükümeti ve Cumhurbaşkanı’nı halk nezdinde küçükdüşürmeyi, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini teröre destek verir gibi göstererekuluslararası platformda zor duruma düşürmeyi, örgütü ve örgüt liderini sempatikgöstermeyi amaçladığı, 14-22/12/2014 tarihinde Tahşiye adı verilen soruşturmanedeniyle gazete çalışanları ve emniyet mensuplarına yönelik soruşturmaişlemleri sırasında İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün bulunduğu Vatan Caddesi,Zaman Gazetesi ve İstanbul Adliyesi çevresinde, Bugün gazetesi ve Kanaltürktelevizyonuna kayyum atanması sürecinde 27-29/10/2015 tarihinde Bugün veKanaltürk binaları çevresinde, Zaman Gazetesi’ne kayyum atanması sürecinde04-06/03/2016 tarihindeZaman gazetesi binası çevresindebulunarak örgütedesteğini gösterdiği, örgüt ile irtibatlı çok sayıda kurum ile ve yine örgütile irtibatı nedeniyle hakkında soruşturma ve kovuşturma bulunan çok sayıdakişi ile teması bulunduğu, tanık beyanlarının da sanığın örgüt hiyerarşisiiçerisinde bulunduğunu desteklediği görülmektedir.
Yukarıda açıklanan deliller ışığında sanıkAbdullah KILIÇ’ın örgüt üyeliği açısından eylemlerinde süreklilik, çeşitlilikve yoğunluk unsurlarının gerçekleştiği, sanığın FETÖ/PDY’nin fikir veideolojisini benimseyerek bu doğrultuda faaliyetler içerisinde olduğu, silahlıterör örgütü FETÖ/PDY’nin etkin bir üyesi olduğunun kabulü gerektiği kanaatiylesanığın TCK’nun 314/2maddesi uyarınca cezalandırılmasına kararverilmiştir."
37. Başvurucu, hükümle birlikte verilen tutuklamaya ilişkinkarara itiraz etmiştir. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi 23/3/2018 tarihindeitirazın kesin olarak reddine karar vermiştir. Karar 28/3/2018 tarihindebaşvurucuya tebliğ edilmiştir.
38. Başvurucu 26/4/2018 tarihinde 2018/11874 numaralı bireyselbaşvuruyu yapmıştır.
39. Öte yandan başvurucu ilk derece mahkemesinin mahkûmiyethükmüne karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstanbul Bölge AdliyeMahkemesi 2. Ceza Dairesi 22/10/2018 tarihli ilamıyla istinaf başvurusununesastan reddine karar vermiştir.
40. Başvurucu tarafından istinaf mahkemesi kararına karşı datemyiz yoluna gidilmiş olup bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyladava temyiz aşamasında derdesttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
41. İlgili hukuk için bkz. ŞahinAlpay (GK), B. No: 2016/16092, 11/1/2018, §§ 55-64.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
42. Mahkemenin 8/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Tutuklamanın HukukiOlmadığına İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
43. Başvurucu; tutuklamanın ön şartı olan kuvvetli suç şüphesive tutuklama nedenleri somut olgularla ortaya konulmadan, yazılı savunmasıalınmadan, yetersiz gerekçe ile ve masumiyet karinesi gözardı edilerektutuklandığını, tutuklama ve tutuklamaya itirazın reddi kararından tutuklamanınneden gerekli olduğunun anlaşılmadığını, somut bir delil olmadan darbeyeteşebbüs ve terör örgütü üyeliği gibi çok ağır suçlarla itham edildiğini,damgalandığını, ifade ve basın özgürlüğü kapsamındaki eylemleri nedeniyle tutuklandığınıbelirterek Anayasa'nın 13., 19., 26., 28., 36., 38. maddelerinin ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
44. Başvurucu; ikinci başvurusunda ise ikinci tutuklamakararının hukuka aykırı olduğunu, Savcılık tarafından ifadesi alınmadan formülgerekçelerle tutuklandığını, tutuklanmasını gerektirecek bir delil olmadığını,tutuklanmasının ölçülü olmadığını ileri sürmüştür.
45. Bakanlık görüşünde öncelikle 5271 sayılı Kanun'un 141.maddesindeki tazminat yolunun tüketilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bakanlık,esas bakımından inceleme yapılacak olması durumunda ise başvurucunun hâkimlikve mahkeme kararlarına konu yazılarında ve eylemlerinde süreklilik gösteren birşekilde FETÖ/PDY lehine çalıştığının ve bu örgütün amaçlarına hizmet ettiğininanlaşıldığı tespitlerine yer verildiğini, tutuklama kararlarının başvurucununsoruşturmaya konu fiillerinden sonra gerçekleşen darbe girişiminin yol açtığı,daha önce ülkede eşi benzeri olmayan olağanüstü bir durumda verildiğini,ülkenin ve devletin bekasına yönelik ciddi tehlikenin varlığı, olayınsıcaklığını koruması, olağanüstü hâl uygulamasının devam etmekte olması gibiunsurlar bir arada değerlendirildiğinde başvurucu yönünden suç şüphesininvarlığını doğrulayan belirtilerin soruşturma dosyası kapsamında bulunduğu sonucunavarılmasının yanlış olmayacağını belirtmiştir. Bakanlık ayrıca somut olaydasoruşturma makamlarının tutuklama nedenlerinin mevcut olduğu yönündekideğerlendirmelerinin de temelsiz olmadığına dikkat çekmiştir.
46. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında makul şüphe vekanıt bulunmaksızın tutuklandığını, kendisi teslim olduğu için kaçma şüphesininbulunmadığını, tutuklanmasına gerekçe gösterilen yazılarının suç unsuruiçermediğini, muhalefet liderlerinin söylemlerine benzer söylemlerdebulunduğunu, Bakanlığın atıf yaptığı delillerin tutuklanmasından sonra ortayaçıktığını, ikinci kez tutuklanmasına konu olan delillerin ilk soruşturmadakideliller olduğunu, aynı delillerle ikinci kez tutuklanmasının hukuka aykırıolduğunu, ikinci tutuklamada yöneltilen darbeye teşebbüs suçlamasının vedelillerin tarafsız bir gözlemciyi ikna edecek nitelikte olmadığını ilerisürmüştür. Başvurucu ayrıca klişe gerekçelerle, herhangi bir kişiselleştirilmeyapılmadan, alternatif tedbirler dikkate alınmadan tutukluluğunun uzun süredevam ettirildiğini belirtmiştir.
2. Değerlendirme
47. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesişöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
48. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenarbaşlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veyaolağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâledilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasıkısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülengüvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da,savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişininyaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayısuçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ilesaptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
49. Anayasa'nın "Kişihürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birincifıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğinesahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunankişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesiniönlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanundagösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."
50. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğunhukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdekiiddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişihürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
a. UygulanabilirlikYönünden
51. Anayasa Mahkemesi (AydınYavuz ve diğerleri, §§ 187-191) kararında, olağanüstü yönetimusullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireyselbaşvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak veözgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göreolağanüstü bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireyselbaşvuruya konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirinolağanüstü durumla bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesiuyarınca yapılacaktır.
52. Anayasa Mahkemesi darbe teşebbüsüyle bağlantılı suçlardanuygulanan tutuklama tedbirlerinin ve -doğrudan teşebbüsle bağlantılı olmasabile- teşebbüsün arkasındaki yapılanma olan FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardanuygulanan tutuklama tedbirlerinin hukukiliğinin incelenmesinde Anayasa'nın 15.maddesinin dikkat alınacağını belirtmiştir (AydınYavuz ve diğerleri, §§ 237-241; SelçukÖzdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 56-57).
53. Somut olayda başvurucu hakkında uygulanan her iki tutuklamatedbirine konu suçlamaların bu kapsamda olması nedeniyle bu tedbirlerin hukukiolup olmadığının incelenmesi de Anayasa'nın 15. maddesi kapsamındayapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasınınbaşta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alangüvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlindeise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığıdeğerlendirilecektir (Aydın Yavuz vediğerleri, §§ 193-195, 242).
b. Kabul EdilebilirlikYönünden
i. İlk Tutuklama KararıBakımından
54. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişihürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonraikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıylakişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olaraksayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
55. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahaleolarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklamatedbirinin niteliğine uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nınilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasınadayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53-54).
56. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklamaancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirtibulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla tutuklamanınön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin bulunmasıdır. Bununiçin suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesigerekir (Mustafa Ali Balbay, B.No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).
57. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,tutuklama kararının "kaçma" ya da "delillerin yok edilmesiniveya değiştirilmesini" önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir.5271 sayılı Kanun'un 100. maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanmasıveya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veyasanığın davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık,mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarındakuvvetli şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir.Maddede ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklamanedeninin varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58-59).
58. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak veözgürlüklere yönelik sınırlamaların "ölçülülük" ilkesine aykırıolamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacak hususlardan biritutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak olan yaptırımınağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (HalasAslan, § 72).
59. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçunişlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerininbulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikleanılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla vedelillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesinekıyasla daha iyi konumdadır. Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilenhususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetiminetabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşullarıdikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararınıngerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (GülserYıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 123-124).
60. Somut olayda başvurucu 29/7/2016 tarihinde İstanbul 1. SulhCeza Hâkimliğince, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilenFETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında silahlıterör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarıncatutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirininkanuni dayanağı bulunmaktadır.
61. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirininmeşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanınön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunupbulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
62. Başsavcılığın tutuklama talep yazısında başvurucu yönündentutuklamaya esas olmak üzere suç şüphesinin varlığını gösteren olgularınbulunduğu belirtilmiştir. Başsavcılık bu bağlamda başvurucu tarafından yazılanbazı köşe yazıları ile başvurucunun sosyal medyadaki paylaşımlarınadeğinmiştir. Tutuklama kararında ise bu yönde bir açıklama veya değerlendirmeyeyer verilmediği görülmektedir.
63. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede söz konusu köşeyazılarının ve sosyal medya paylaşımlarının içeriği belirtilmiş; bunun yanısıra başvurucuya yöneltilen suçlama bakımından dayanılan temel olgular arasındayer alan tanık beyanları ortaya konulmuştur. Bu kapsamda dinlenen tanıklarınbaşvurucunun Habertürk TV'de çalıştığı dönemde onunla birlikte çalışan medyamensupları olduğu görülmektedir.
64. Tanıklardan M.Y. Habertürk TV'de haber editörü olarakçalıştığını, Kanalda o dönem "cemaat" olarak tabir edilen grubamensup bir yapılanmanın olduğunu fark ettiğini, 17-25 Aralık soruşturmalarısürecinde de kanalda bulunduğunu, söz konusu soruşturmalara ilişkin ilk operasyonunyapıldığı 17 Aralık (2013) günü haber koordinatörü olan başvurucunun mutadvaktinden önce kanal binasına geldiğini, başvurucu ile birlikte editörmasasında bulunan O.U. ve C.U.nun ellerinde 17 Aralık soruşturması ile ilgilifezlekenin olduğunu ancak bu kişilerin kendisine ve diğer editörlere bufezlekeye bakma izni vermediklerini ifade etmiştir. Tanık ayrıca 25 Aralıksoruşturması ile ilgili olarak saat 17:00'deki haber bülteninin sorumlu editörükendisi olmasına rağmen kendisinin bilgisi olmaksızın yayın sırasında sondakika haberi olarak aralarında Başbakan'ın oğlunun da olduğu çok sayıda işadamı hakkında gözaltı kararı bulunduğu şeklinde bir haber bandının ekranaverildiğini, bu gözaltı kararının doğru olmadığı yönündeki haberin iseyayımlanmasının başvurucu tarafından geciktirildiğini, yine FETÖ/PDY ilebağlantılı olduğu bilinen bir milletvekilinin manifesto niteliğindekipartisinden istifasına ilişkin mektubunun kendisinin yayın editörü olduğu birbültende bilgisi dışında muhabir tarafından okunduğunu ifade etmiştir.
65. Tanık S.K. Habertürk TV'de kültür sanat editörü olarakçalıştığını, başvurucunun kanalda yayımlanan haberlerin FETÖ/PDY lehinde olmasıiçin gayret gösterdiğini, Fetullah Gülen'in şiirleri ile ilgili bir albümütanıtmaları gerektiğini söylediğini, kanalda çalıştığı dönemde aralarındabaşvurucunun da olduğu FETÖ/PDY mensubu kişilerin faaliyetlerinin hissedilirşekilde görülmekte olduğunu dile getirmiştir. Tanık Ö.T. ise editör olarakçalıştığı kanalda başvurucunun Fetullah Gülen'in vaazlarından oluşan ve metnihazırlanmış birkaç dakikalık bölümü haberlerde vermesini istediğini beyanetmiştir.
66. Tanık Y.Ç. 7 Şubat MİT krizi sırasında (7/2/2012 tarihindeİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen bir soruşturma kapsamında MİTMüsteşarı hakkında gözaltı kararı verilmiştir) başvurucunun kendisini arayarakhemen yayına bağlanmasını ve MİT Müsteşarı'nın -sefer sayısı ve koltuk numarasıgibi bilgiler verilerek- ifade vermek üzere İstanbul'a doğru yola çıktığınısöylemesini istediğini, kendisinin bunu kabul etmemesi üzerine başvurucutarafından işten atılmakla tehdit edildiğini, sonrasında yayına bağlanan birmuhabir aracılığıyla gerçeğe aykırı bir şekilde bu yöndeki haberinyayımlandığını ifade etmiştir. Kanalda haber müdür yardımcısı olarak görev yapantanık E.K. ise 7 Şubat MİT krizi sürecinde yayımlanan haberleri başvurucunun daaralarında bulunduğu birkaç kişinin getirdiğini, bu süreçte MİT krizi gibiFETÖ/PDY ile ilişkili durumlar söz konusu olduğunda haberlere ilişkin olağanprosedürlerin devre dışı bırakıldığını, başvurucunun 17-25 Aralıkoperasyonlarından hemen sonra FETÖ/PDY ile olan irtibatının fazlasıyla deşifreolması nedeniyle işten çıkarıldığını söylemiştir.
67. Buna göre soruşturma mercilerince, yukarıda özetlenen tanıkbeyanlarında yer alan ve belirli olaylara ilişkin olan somut açıklamalarınbaşvurucunun Habertürk TV'de görev yaptığı dönemde örgütsel bir tavır ileFETÖ/PDY lehine veya bu yapılanmanın amaçları doğrultusunda faaliyettebulunduğu, dolayısıyla da bu örgütle bağlantılı bir suç işlediği hususundakuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfi bir yaklaşımolduğunu kabul etmek mümkün değildir. Nitekim Anayasa Mahkemesi şüpheliler ileFETÖ/PDY arasında örgütsel bir bağlantı bulunduğuna işaret eden ve belirli olaylarailişkin somut olgular içeren tanık beyanlarının kuvvetli suç belirtisi olarakkabul edilebileceğine dair çok sayıda karar vermiştir (bu yöndeki kararlar içinbkz. Selçuk Özdemir, § 75; Metin Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018, §58; Recep Uygun, B. No:2016/76351, 12/6/2018, § 43; İsmail Çıtak, B.No: 2016/78629, 28/11/2019, § 52).
68. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklamatedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Budeğerlendirmede, tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardıedilmemelidir. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle veya FETÖ/PDY ilebağlantılı suçlara ilişkin soruşturmalarda, delillerin sağlıklı bir şekildetoplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi içintutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir.Yine FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasındaortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemdedelillere etki edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok dahafazladır (Aydın Yavuz ve diğerleri,§§ 271, 272; Selçuk Özdemir, §§78-79).
69. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terörörgütüne üye olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlaröngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanundaöngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. HüseyinBurçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasındayer alan ve kanun gereği tutuklama nedenivarsayılabilen suçlar arasındadır. Dolayısıyla tutuklama kararınınverildiği andaki genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özelkoşulları birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden tutuklama nedenlerininmevcut olduğu söylenebilir.
70. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olupolmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tümözellikleri dikkate alınmalıdır. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamumakamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişihürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin-özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili birşekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekildeyorumlanmamalıdır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Devran Duran, § 64). Özellikle darbeteşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliğiile FETÖ/PDY'nin özellikleri de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğerceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350). Somutolayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate alındığında başvurucu hakkındauygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu sonucuna varılmasının keyfî vetemelsiz olduğu söylenemez.
71. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukukiolmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundanbaşvurunun bu kısmının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
72. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınatutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğündenAnayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek bulunmamaktadır.
ii. İkinci TutuklamaKararı Bakımından
73. Bir suç isnadına bağlı olarak tutuklulukla ilgilişikâyetleri içeren bireysel başvurunun -ilk derece mahkemesince hüküm ilebirlikte verilen tutukluluğun devamı kararına itiraz edilmemiş ise- kararınverildiği tarihten itibaren, itiraz edilmiş ise itiraz merciince verilenkararın öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir (Muhammet Ömeroğlu, B. No: 2014/657,17/5/2016, § 40). Başvurucu ikinci tutukluluğa ilişkin şikayetlerini ikincibaşvurusunda dile getirmiştir. Başvurucu ikinci başvurusunu hükümle birlikteverilen tutuklamaya ilişkin karara yaptığı itirazın reddi kararının tebliğindenitibaren 30 gün içerisinde yapmıştır (bkz. §§ 37-38). Dolayısıyla başvurununsüresinde olduğu kabul edilmelidir.
74. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanbaşvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
75. Genel ilkeler için bkz. §§ 54-59; Şahin Alpay §§ 77-91.
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
76. Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçundanyargılandığı davada tahliye edildikten sonra başlatılan yeni bir soruşturmakapsamında 14/4/2017 tarihinde bu kez anayasal düzeni ve hükûmeti cebren değiştirmeve yıkmaya teşebbüs suçlarından 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarıncatutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirininkanuni dayanağı bulunmaktadır.
77. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirininmeşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanınön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunupbulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
78. Somut olayda ikinci tutuklama kararında başvurucunun Zamanve Meydan gazetelerinde çalıştığı, 21/11/2012-23/11/2012 tarihlerinde yurtdışında bulunduğu, aralarında örgüt yöneticilerinin de olduğu FETÖ/PDYmensupları ile telefon irtibatı olduğu, örgüte ait banka olan Bank Asyanınkurtarılması için örgüt lideri Fethullah Gülen'in talimatı üzerine 2013 yılıAralık ayı ile 2015 yılı arasındaki dönemde Bankaya para yatırdığı, Zaman veBugün gazeteleri ile Kanaltürk'e kayyım atanması sonrasında protestogösterilerinin yapıldığı yerlerin çevresindeki baz istasyonlarından başvurucununtelefon sinyalinin alındığı, basın-yayın ve medya yapılanmasında faaliyettebulunduğu, bu kapsamda örgütle eylem ve fikir birliği içinde hareket ettiği vedarbe girişimi eylemlerinin etki ajanlığı görevini yaptığı belirtilmiştir.
79. İkinci tutuklama kararında dayanılan bu olgulardanbaşvurucunun FETÖ/PDY mensuplarıyla ile telefon irtibatının bulunması veprotesto gösterilerine katılması dışındaki olguların ilk tutuklama kararınailişkin suçlamanın da dayanakları arasında olduğu görülmektedir (bkz. §§21-25).
80. Başvurucunun silahlı terör örgütü üyeliği suçundanyargılaması devam ederken yeniden başlatılan bir soruşturma kapsamında bu kezanayasal düzeni ve hükûmeti cebren değiştirme ve yıkmaya teşebbüs suçlarındantutuklanması söz konusu olmuşsa da bu tutuklamaya konu soruşturma dosyasında veiddianamede yer alan olguların ilk derece mahkemesince darbe teşebbüsüyleilgili olduğu yönünde bir değerlendirme yapılmamıştır. Mahkemenin her ikitutuklama tedbirine konu dosyalardaki suçlamaya dayanak eylemleri bir bütünolarak silahlı terör örgütü üyeliği suçu yönünden değerlendirdiği görülmektedir(bkz. § 36). Bu durumda somut olayın koşullarında başvurucu hakkında uygulananikinci tutuklama tedbirine konu eylemlerin de terör örgütü üyeliği suçuna yönelikolduğu anlaşılmaktadır. Nitekim her iki tutuklama kararında ve iddianamededayanılan suçlamaya ilişkin temel olgular büyük oranda aynıdır.
81. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi başvurucu hakkında uygulananilk tutuklama tedbirinin hukukiliğini incelerken başvurucunun Habertürk TV'deçalıştığı döneme ilişkin eylemlerine dair tanık beyanlarının kuvvetli suçbelirtisi olarak kabul edilebileceğini değerlendirmiştir (bkz. §§ 63-67). Butespitin gerçekte aynı suçlamaya, dolayısıyla uygulanan ikinci tutuklama tedbiriyönünden de geçerli olduğu söylenebilir. Kaldı ki ikinci tutuklama kararınındayanaklarından biri olan telefon görüşmelerinin de somut olayın koşullarındakuvvetli suç belirtisi olarak kabulü mümkündür. Zira bu kişiler arasındaFETÖ/PDY'nin üst düzey yöneticilerinin olduğu görülmektedir. Bu bağlamdabaşvurucunun görüşme yaptığı tespit edilen İ.Ç.nin FETÖ/PDY'nin Ruanda ülkesisorumlusu, H.Ö.nün örgütün lideri olan Fetullah Gülen'e doğrudan bağlı olanmolla heyeti üyesi, T.B.nin ise örgütün Kuzey Irak ve Ortadoğu imamı olduğuifade edilmiştir (bkz. §§ 31-33).
82. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suçşüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklamatedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının ve tutuklamanın ölçülülüğünündeğerlendirilmesi gerekir.
83. Başvurucu hakkında devam olunan yargılamada 31/3/2017tarihinde başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir. Tahliye kararı verenMahkemenin başvurucunun kaçma şüphesinin veya delilleri etkileme riskinin devamettiği yönünde bir kanaatinin olduğunu söylemek mümkün değildir. NitekimMahkeme tahliye ile birlikte yalnızca yurt dışı çıkış yasağı şeklindeki adlikontrol tedbirini yeterli görmüştür. Dahası, tahliye kararı verilen duruşmadahazır bulunan Cumhuriyet savcısı da görüşünde"dosya kapsamında üzerlerine atılı suç bakımından haklarındaki delildurumu ve üzerlerine atılı delillerin büyük oranda toplanmış olması, içlerindenbazı sanıklar hakkındaki suç vasfının değişme ihtimalinin bulunması,tutukluluğun tedbir mahiyetinde bulunması ve gözaltında ve tutukluluktageçirdikleri süreler dikkate alınarak" başvurucunun daaralarında olduğu bazı sanıkların tahliye edilmeleri gerektiğini ifadeetmiştir. Başvurucu hakkında verilen tahliye kararına karşı Başsavcılıktarafından bir itirazda da bulunulmamıştır.
84. Buna karşın başvurucunun tahliyesine karar verildiği günBaşsavcılık tarafından başlatılan yeni bir soruşturma kapsamında yukarıda dadeğinildiği üzere genel olarak aynı olgulardan hareketle yeniden tutuklamatedbiri uygulanmıştır. Başvurucu tahliye edildiği gün gözaltına alınmış vesonrasında isnat edilen suçların katalogsuçlar arasında yer aldığı ve suçlara ilişkin yaptırımın alt sınırları dikkatealındığında adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı gerekçesiyletutuklanmıştır. Esasen, ilk derece mahkemesinin karar ve değerlendirmelerindende anlaşılacağı üzere ikinci tutuklama tedbirine konu suçlama ilk tutuklamatedbirine konu suç ile temelde aynı olgulara dayanmaktadır. Buna göre gerçekteher iki tutuklama tedbiri aynı suça ilişkindir.
85. Bu durumda -yargılandığı davada tahliye edilmiş olan-başvurucu bakımından temelde aynı suça ilişkin olgulardan hareketle başlatılanbir soruşturma kapsamında yeniden tutuklama tedbirinin uygulanmasını zorunlukılan tutuklama nedenlerinin neler olduğunun ve neden tutuklama tedbirininölçülü görüldüğünün tutuklamaya ilişkin kararlarda yeterince ifade edildiğiniveya somut olayın özelliklerinden anlaşıldığını söylemek mümkün değildir.
86. Açıklanan gerekçelerle başvurucu hakkında uygulanan ikincitutuklama tedbirinin Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alangüvencelere aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
87. Bununla birlikte anılan tedbirin olağanüstü dönemlerde temelhak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasınıdüzenleyen Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığınınincelenmesi gerekir.
d. Anayasa'nın 15.Maddesi Yönünden
88. Anayasa'nın 15. maddesine göre savaş, seferberlik,sıkıyönetim veya olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasınınkısmen veya tamamen durdurulabilmesi ve bunlar için Anayasa'nın diğermaddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilmesi mümkündür.Ancak Anayasa'nın 15. maddesi, bu hususta kamu otoritelerine sınırsız bir yetkitanımamaktadır. Anayasa'nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırıtedbirlerin Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak veözgürlüklere dokunmaması, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırıbulunmaması ve durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekir. Anayasa MahkemesinceAnayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak inceleme bu ölçütlerle sınırlıolacaktır. Mahkeme bu incelemenin usul ve esaslarını ortaya koymuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 192-211,344).
89. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı savaş, seferberlik,sıkıyönetim ve olağanüstü hâl gibi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiğidönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulmasıyasaklanan çekirdek haklar arasında değildir. Dolayısıyla bu hak yönündenolağanüstü hâllerde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınmasımümkündür (Aydın Yavuz ve diğerleri,§§ 196, 345).
90. Ayrıca anılan hakkın milletlerarası hukuktan kaynaklananyükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye'nin taraf olduğu uluslararasısözleşmelerden özellikle Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin UluslararasıSözleşme'nin 4. maddesinin (2) numaralı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin15. maddesinin (2) numaralı fıkralarında ve bu Sözleşme'ye ek protokollerdedokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında olmadığı gibi somut olaydabaşvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yapılan söz konusu müdahaleninmilletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe (olağanüstüdönemlerde de korunmaya devam eden bir güvenceye) aykırı olduğu dasaptanmamıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,§§ 199, 200, 346; Turhan Günay[GK], B. No: 2016/50972, 11/1/2018, § 86).
91. Bununla birlikte kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı devletinbireylerin özgürlüğüne keyfî olarak müdahale etmemesini güvence altına alantemel bir haktır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK],B. No: 2015/18567, 25/2/2016, §62). Kişilerin keyfî olarak hürriyetinden yoksun bırakılmaması, hukukunüstünlüğüyle bağlı olan bütün siyasal sistemlerin merkezinde yer alan en önemligüvenceler arasındadır. Bireylerin özgürlüklerine yönelik müdahalenin keyfîolmaması, olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde de uygulanmasıgereken temel bir güvencedir (Aydın Yavuz vediğerleri, § 347).
92. Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü yönetimrejimlerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturantedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak son inceleme, bunun"durumun gerektirdiği ölçüde" olup olmadığının belirlenmesidir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 202).
93. Başvurucu hakkında yargılandığı davada duruşmaya katılanCumhuriyet savcısının da görüşü doğrultusunda tahliye kararı verilmesindenhemen sonra temelde aynı olgulardan hareketle başlatılan yeni bir soruşturmakapsamında uygulana tutuklama tedbirinin olağanüstü hâl döneminin koşullarında"durumun gerektirdiği bir tedbir" olarak kabulü oldukça zordur. Bubağlamda tutuklamaya karar veren Sulh Ceza Hâkimliği, başvurucu hakkındatemelde aynı suçlamaya yönelik olarak görülmekte olan davada Ağır Ceza Mahkemesinceverilen tahliye kararının gerekçesinde yer alan değerlendirmelerden nedenayrıldığını ya da olağanüstü hâl durumunun başvurucunun tutuklanmasını nedengerekli kıldığını açıklayan bir gerekçe sunmamıştır. Anayasa Mahkemesi de darbeteşebbüsünden yaklaşık dokuz ay sonra uygulanan bu ikinci tutuklama tedbirini,somut olayın yukarıda etraflıca açıklanan özellikleri dolayısıyla olağanüstühâlin gerekli kıldığı bir önlem olarak değerlendirmemektedir.
94. Bu nedenle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birliktedeğerlendirildiğinde de- başvurucunun her iki tutuklama kararı yönünden deAnayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Muammer TOPAL ve Recai AKYEL bu görüşe katılmamışlardır.
95. Öte yandan başvurucu her iki tutuklama tedbiri nedeniyleifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de somutolayda suç işlendiğine yönelik kuvvetli belirti olduğuna ilişkin tespitinbaşvurucunun yazılarına değil de temel olarak tanık beyanlarına dayalı olarakyapılmış olması ve yine ikinci tutuklama kararı yönünden kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmış olması nedenleriyle buiddianın ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.
B. Hükümle BirlikteVerilen Tutuklulama Kararının Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
96. Başvurucu, hükümle birlikte verilen tutuklulama kararınınhukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
97. Bakanlık görüşünde başvurucunun bu bölümdeki iddialarınailişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir.
2. Değerlendirme
98. Anayasa Mahkemesi; bir kimsenin yargılanmakta olduğu davadailk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olması ve hükümle birlikte tutukluluğundevamına veya tutuklamaya karar verilmesi hâlinde hüküm sonrasındaki tutulmahâlinin suç isnadına bağlı olarak değil mahkûmiyete bağlı tutma olarak kabuledilmesi gerektiğini, bireysel başvuru incelemesi açısından tutuklamanınşartları ile mahkûmiyet kararı verilmesi arasındaki esaslı farkın bunugerektirdiğini ifade etmiştir. Zira mahkûmiyete karar verilmekle isnat olunansuçun işlendiği, bundan failin sorumlu olduğunun sübuta erdiği kabul edilmekteve bu nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı cezaya hükmedilmektedir.Anayasa Mahkemesi bu durumdaki tutulmanın kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklamanedenine dayalı olan suç isnadına bağlı tutma niteliğinde olmadığının açıkolduğunu, ayrıca hükümle birlikte verilen tutukluluğun devamı veya tutuklamakararı sonrasındaki hürriyetten yoksun kalmanın mahkûmiyete bağlı tutma olarakkabulü için mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesinin de zorunlu olmadığınıbelirtmiştir (Korcan Pulatsü, B.No: 2012/726, 2/7/2013, § 33).
99. Buna göre başvurucunun suç isnadına bağlı tutulma hâli,hakkında ilk derece mahkemesince mahkûmiyet kararının verildiği 8/3/2018tarihinde sona ermiştir. Başvurucunun bu tarihten sonraki döneme ilişkin olarakhürriyetinden yoksun kalması, Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasıkapsamında bir suç isnadına bağlı tutma niteliğinde değil aynı maddenin ikincifıkrası kapsamında mahkûmiyete bağlı tutma, bir diğer ifadeyle "mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezalarınve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" niteliğindedir (Ç.Ö. [GK], B. No: 2014/5927, 19/7/2018, §37).
100. Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen"mahkemelerce verilmiş hürriyetikısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi"ile bağlantılı bir ihlal iddiası söz konusu ise Anayasa Mahkemesinin görevikişinin hürriyetten yoksun bırakılmasının kısmen ya da tamamen bu koşullardagerçekleşip gerçekleşmediğini tespit etmekle sınırlıdır (Ç.Ö., § 38). Bu kapsamda yapılanincelemede başvurucunun mahkûmiyet kararını ve mahkûmiyete bağlı tutma kararınıveren mercinin bir mahkeme olmadığı, kararın hürriyeti kısıtlayıcı birniteliğinin bulunmadığı veya hürriyetten yoksun bırakılmanın mahkemece verilenhürriyeti kısıtlayıcı ceza ya da tedbirinin kapsamını aştığı şeklinde biriddiasının bulunmadığı görülmektedir. Anayasa Mahkemesince de bu yönde herhangibir tespite varılmamıştır.
101. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun mahkûmiyet hükmü ilebirlikte verilen tutukluluğun devamı kararı üzerine tutulması yönünden birihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
C. Mahkemenin TarafsızOlmadığına İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
102. Başvurucu; mahkûmiyet kararıyla birlikte verilen tutuklamakararına itiraz ettiğini ancak itirazı inceleyen mahkeme başkanının ilktutuklama kararını veren hâkim olduğunu, itirazı inceleyen mahkemenin tarafsızve bağımsız olmadığını, hüküm verildikten sonra tahliye talebinin reddedilmesinedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
103. Bakanlık görüşünde başvurucunun bu bölümdeki iddialarınailişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir.
2. Değerlendirme
104. Anayasa'nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin bağımsız vetarafsız mahkemelerce kullanılacağı açıkça hükme bağlanmış; 138. maddesinde isemahkemelerin bağımsızlığından ne anlaşılması gerektiği açıklanmıştır. Buna göre "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargıyetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez;genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz." Bağımsızlık,mahkemenin bir uyuşmazlığı çözümlerken yasamaya, yürütmeye, davanın taraflarıile çevreye ve diğer yargı organlarına karşı bağımsız olmasını, onların etkisialtında olmamasını ifade etmektedir (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
105. Bir mahkemenin idareye ve davanın taraflarına karşıbağımsız olup olmadığının belirlenmesinde üyelerinin atanma şekli ve onlarıngörev süreleri, dış baskılara karşı teminatların varlığı ve mahkemenin bağımsızolduğu yönünde bir görüntü sergileyip sergilemediği önem arz etmektedir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134,16/5/2013, § 28).
106. Mahkemelerin tarafsızlığı kavramı, görülecek davalar karşısındabizzat mahkemenin kurumsal yapısı ile davaya bakmakla görevli hâkimin tutumuüzerinden açıklanmaktadır. Öncelikle mahkemelerin kuruluşu ve yapılanmasıylailgili yasal ve idari düzenlemelerin tarafsız olmadığı izlenimini vermemesigerekir. Esasında kurumsal tarafsızlık, mahkemelerin bağımsızlığı ilebağlantılı bir konudur. Tarafsızlık için öncelikle bağımsızlık ön koşulugerçekleşmeli ve ek olarak kurumsal yönden de taraf görüntüsü verecek biryapılanma oluşmamalıdır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
107. Mahkemelerin tarafsızlığını ifade eden ikinci unsur,hâkimlerin görülecek davaya ilişkin öznel tutumlarıyla ilgilidir. Davayabakacak olan hâkimin davanın taraflarına karşı eşit, yansız ve ön yargısızolması, hiçbir telkin ve baskı altında kalmadan hukuk kuralları çerçevesindevicdani kanaatine göre karar vermesi gerekir. Aksi yöndeki davranışlar isehukuk düzenince disiplin ve ceza hukuku alanındaki yaptırımlara tabikılınmıştır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
108. Yukarıda yer alan ilkeler ışığında somut olaydeğerlendirildiğinde başvurucu hakkında hükümle birlikte verilen tutukluluğundevamı kararına karşı yapılan itirazı inceleyen mahkeme başkanının ilktutuklama kararı veren hâkim olmasının bu hâkimin tarafsızlığına işaret edenbir durum olarak kabulü mümkün değildir. Bu bağlamda şüpheli veya sanıklarhakkında uygulanan koruma tedbirlerine ilişkin olarak yargı makamlarıtarafından birtakım değerlendirmeler yapılması kural olarak mahkemelerintarafsızlığına aykırı bir durum şeklinde yorumlanamaz. Söz konusudeğerlendirmelerin mahkemelerin tarafsızlığını açıkça ihlal eder boyutta olduğukimi durumlarda bu yönde bir incelemenin yapılması söz konusu olsa da somutolayda böyle bir durum mevcut değildir.
109. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
110. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralıfıkrasının birinci cümlesi ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir."
111. Başvurucu ilk başvurusunda 1.000.000 TL, ikincibaşvurusunda 100.000 Avro manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
112. Anayasa Mahkemesinin MehmetDoğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucunavarıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkelerbelirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikteihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumunihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlaledilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506,7/11/2019).
113. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğinekarar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından sözedilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yaniihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikleihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olankarar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması,varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bubağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
114. Başvuruda, ikinci tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyleAnayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine kararverilmiştir. Başvurucu, yargılandığı dava kapsamında hapis cezasıyla cezalandırılmışve dolayısıyla suç isnadına bağlı tutukluluğu sona ermiştir (bkz. § 36). Budurumda ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için tazminat ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
115. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesininbaşvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağıaçıktır. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahalenedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında başvurucuya net 25.000 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
116. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belgesunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesigerekir.
117. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 534,20 TL harç ve 3.000TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.534,20 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
A. 1. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın birinci tutuklama kararıyönünden açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ikinci tutuklama kararıyönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
3. Hükümle birlikte verilen tutuklulama kararının hukuka aykırıolduğuna ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
4. Hükümle birlikte verilen tutukluluğun devamı kararına yönelikitirazı inceleyen mahkemenin tarafsız olmamasından dolayı kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. İkinci tutuklama kararı yönünden Anayasa'nın 19. maddesindegüvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNEMuammer TOPAL ve Recai AKYEL'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Başvurucuya net 25.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 534,20 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam3.534,20 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul 25. Ağır CezaMahkemesine (E.2017/67) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE8/1/2020 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Dosyanın incelenmesinden, 15.7.2016 tarihinde yapılan darbeteşebbüsünün hemen ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafındanbaşvurucuyla birlikte otuz beş kişi hakkında, FETÖ/PYD’nin medya yapılanmasıylabağlantılı olarak soruşturma başlatıldığı, 29.7.2016 tarihli tutuklamakararının silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma iddiasına dayalı olduğu,bu karar verilirken başvurucunun, 28.7.2016 tarihli açık kaynak raporundakiiddianamede de alıntılanan “Üst aklın cemaati yok etme projesi!”, “Eyyy RTÜKeyyy muhalefet keyfiniz bilir!”, “Eşkıya uyduya hükümdar olmaz!”, “Cemaatinmalı deniz, yemeyen keriz”, “Sıkıysa yaz, çiz ya da konuş!” başlıklı yazılarınave sosyal medya paylaşımlarına dayanıldığı anlaşılmıştır. İddianamede M.Y.,S.K., Ö.T., Y.Ç., E.K. isimli tanıkların beyanlarına yer verilmiştir. Tanıklarkendi gözlem ve deneyimlerine dayalı beyanlarını ayrıntılı bir şekildesoruşturma aşamasında ifade etmişlerse de duruşmalarda, tanıklardan M.Y. veE.K. soruşturma safhasında söylediklerini inkâr etmişlerdir. Bu inkarlarınsoruşturma aşamasındaki ifadeleri dayanaksız kılması mümkün değildir.Savcılığın 31.3.2017 tarihli tahliye talebi üzerine başvurucunun tahliyesinekarar verilmiştir. Başvurucunun tahliye edildiği gün başlatılan soruşturmaçerçevesinde 31.3.2017 tarihinde, başvurucu hakkında yakalama ve gözaltı kararıverilmiştir. Başvurucunun 14.4.2017 tarihinde, anayasal düzeni ve hükûmeticebren değiştirme ve yıkmaya teşebbüs suçlarından tutuklanmasına kararverilmiştir. Tutuklama kararında özetle, başvurucunun zaman gazetesinin kültürsanat muhabirliğini yaptığı, sonrasında örgüte ait meydan gazetesindeçalıştığı, örgütün üst düzey yapılanmasında bulunan molla heyeti üyesi olanH.B.Ö ve T.B. gibi kişilerle yoğun bir telefon görüşmesinin bulunduğu, diğerörgüt üyelerinden E.Ş., R.Ş., A.F.Y. ve F.S. gibi bir çok kişiyle iletişimininbulunduğu, örgütsel bir eylem olarak Zaman gazetesi, Bugün TV, Kanaltürk’ekayyum atanma sürecinde protesto eylemlerine katıldığı, bu şekilde toplumda“özgür basın susturulamaz” şeklinde algı oluşturulmasının hedeflendiği,başvurucunun FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün basın-yayın ve medyayapılanmasında faaliyette bulunduğu, bu kapsamda eylem ve fikir birliğiiçerisinde hareket ettiği, darbe girişimi eylemlerinin etki ajanlığı göreviniifa ettiği dikkate alınarak kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, suçların katalogsuçlar arasında yer aldığı, suçların alt sınırları dikkate alındığında adlikontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı gerekçesiyle başvurucunun tutuklanmasınakarar verildiği anlaşılmıştır.
Başvurucu ile ilgili olarak Habertürk kanalında çalıştığı dönemeilişkin çok sayıda tanık beyanının da bulunduğu görülmektedir. Bu tanıkbeyanlarının her ne kadar inkâr edilmiş olsalar da güçlü belirti olmadığısöylenemez. İkinci soruşturmadaki fiillere bakıldığında ise ilk soruşturmayakonu fiillerden bağımsız olmadığı, aksine onların devamı niteliğinde olduğugörülmektedir. Zira örgüt üyeliği birbirini destekleyen, birbiriyle ilintiliolan fiillerin bir bütününü ifade etmektedir. Bu durumda birinci soruşturmadavar olduğu kabul edilen kuvvetli suç şüphesinin ikinci soruşturmada da varolduğunu kabul etmek gerekir.
Diğer taraftan, ikinci tutuklama kararının dayanaklarından biriolan telefon görüşmelerinin de somut olayın koşullarında kuvvetli suç şüphesiolarak kabulünün mümkün olduğu, bu kişilerin arasında FETÖ/PDY’nin üst düzeyyöneticilerinin bulunduğu çoğunluk tarafından da kabul edilmektedir. Bu durumdatutuklana tedbirinin meşru bir amacının bulunduğunu ve ölçülü olduğunu kabuletmek gerekir.
Açıklanan nedenlerle, başvurucu hakkındaki ikinci tutuklamakararında da suç işlendiğine dair kuvvetli şüphenin ve tutuklamanın meşruamacının bulunduğu; dolayısıyla bu tedbirin uygulanması nedeniyle kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediği kanaatine vardığımızdan aksiyöndeki çoğunluk kararına katılmadık.
Üye
Muammer TOPAL
Üye
Recai AKYEL