TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ABDULĞANİ ORHAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/22833)
Karar Tarihi: 9/9/2020
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
M. Emin KUZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Basri BAĞCI
Raportör
:
Fatih ALKAN
Başvurucu
:
Abdulğani ORHAN
Vekili
:
Av. Murat SADAK
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimindenetlenmesi neticesinde elde edilen kayıtların imha edilmediği vealenileştirildiği ileri sürülerek açılan tazminat davasının reddedilmesinedeniyle özel hayata saygı hakkı ile haberleşme hürriyetiyle bağlantılı olaraketkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 5/5/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
9. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık)tarafından Hizbullah terör örgütü adına eylem ve faaliyetlerde bulunduklarıgerekçesiyle birçok şüpheli hakkında 2011 yılında soruşturma başlatılmıştır.
10. Soruşturma sürecinde şüpheliler hakkında 4/12/2004tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135. maddesi kapsamındailetişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbiri uygulanmıştır. Sözkonusu tedbirlerin uygulanması sürecinde başvurucunun şüphelilerle yaptığıtelefon görüşmeleri de dinlenmiş ve kayıt altına alınmıştır.
11. Başvurucunun telefon görüşmesi yaptığı şüphelilerinde aralarında olduğu altmış dört şüpheli hakkında Başsavcılık tarafından2/11/2015 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına (takipsizlik) kararverilmiştir. Kararın gerekçesinde, şüpheliler hakkında telekomünikasyon yoluylailetişimin denetlenmesi tedbiri uygulandığı ve söz konusu tedbirinuygulanmasına 22/5/2013 tarihinde son verildiği belirtilmiştir. Kararda;yürütülen soruşturmada operasyon yapılmasını gerektirecek mahiyette yeterlidelile ulaşılamadığı, şüphelilerin gerçekleştirdiği görüşmelerin güncel görüşmelerkapsamında kaldığı ve neticede delil elde edilemediğinden şüpheliler hakkındakovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği ifade edilmiştir. Kararda; mahkemekararlarına dayanılarak icra edilen iletişimin dinlenmesi, tespiti, kaydaalınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin tedbirlerinkaldırıldığı vurgulanmıştır. Ayrıca telekomünikasyon yoluyla iletişimindenetlenmesi nedeniyle 5271 sayılı Kanun'un 137. maddesinin (4) numaralıfıkrası uyarınca ilgili kişilere gerekli bildirimlerin yapılmasına, adli emanetmemurluğunda bulunan kayıtlı materyallerin aynı maddenin (3) numaralı fıkrasıuyarınca imha edilmesine, bu hususta anılan merciye yazı yazılmasına da kararverilmiştir.
12. Başvurucu; telekomünikasyon yoluyla iletişimindenetlenmesine ilişkin koruma tedbirinin uygulanması neticesinde elde edilenkayıtlar arasında kendisinin gerçekleştirdiği telefon görüşmelerinin deolduğunu, 2/11/2015 tarihli takipsizlik kararıyla birlikte imha edilmesinekarar verilen söz konusu kayıtların Başsavcılık tarafından farklı mahkemeleregönderildiğini ve bunların 11/4/2016 tarihinde Ulusal Yargı Ağı BilişimSistemi'ne yüklendiğini (UYAP), kayıtların bu suretle alenileştirildiğini ilerisürerek 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde düzenlenen koruma tedbirlerinedeniyle tazminat davası açmıştır. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesince(Mahkeme) kayda alınan ve 20.000 TL manevi tazminat talebi içeren 1/6/2016tarihli dava dilekçesinde başvurucu, imha edilmesi gereken kayıtların -tespitedebildiği kadarıyla- yirmi dört farklı dava dosyasına girdiğini iddia etmiş vebu hususta mahkeme adı, esas numarası gibi detaylı bilgiler sunmuştur.Başvurucu; takipsizlik kararının üzerinden beş ayı aşkın bir süre geçmesinerağmen soruşturma kapsamında elde edilen dinleme kayıtlarının hâlen imhaedilmemiş olmasının ve bu kayıtların UYAP'a yüklenerek ve farklı mahkemeleregönderilerek alenileştirilmesinin 5271 sayılı Kanun'da yer alan usullere açıkçaaykırı olduğunu ileri sürmüştür. Kişinin mahremiyetine ve haberleşmesineyönelik müdahaleler dolayısıyla oluşan zararların devlet tarafından tazminedilmesi gerektiğini, fiili durumun Cumhuriyet savcılarının eksik ve yanlışşekilde yaptığı işlemlerden kaynaklandığını ve açtığı davanın 5271 sayılıKanun'un 141. maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamında değerlendirilmeyeuygun olduğunu iddia etmiştir.
13. Cumhuriyet savcısı tarafından Mahkemeye sunulan esashakkındaki mütalaada, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesindeki yasal koşullarınoluşmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir.
14. Mahkeme 26/1/2017 tarihinde davanın reddine kararvermiştir. Kararın gerekçesinde 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1)numaralı fıkrasına yer verilmiş ve bu kapsamda değerlendirmelerdebulunulmuştur. Kararda, açılan tazminat davasına konu olan tedbirin 5271 sayılıKanun'un 141. maddesinde düzenlenen koruma tedbirleri arasında sayılmadığı vesöz konusu maddede öngörülen yasal koşulların gerçekleşmediği ifade edilmiştir.
15. Başvurucu, söz konusu kararın bozulması ve davanınkabulüne karar verilmesi talebiyle Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesine istinafbaşvurusunda bulunmuştur. 10/2/2017 tarihli istinaf dilekçesinde; 5271 sayılıKanun'un 141. maddesinin (3) numaralı fıkrasının açık olduğunu, bu düzenlemeylesuç soruşturması ya da kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veyadiğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyetsavcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle devletaleyhine tazminat davası açılabileceğinin hüküm altına alındığını vemahkemelerin her şeyin kanunlarda açık şekilde düzenlenmesini beklemelerininhukuka uygun olmadığını iddia etmiştir. Başvurucu, Yargıtay Ceza GenelKurulunun 12/5/2015 tarihli kararını da zikretmiş; kanunların her sorunuçözemeyeceğini, sorunların çözümü için uygun kurallar manzumesini ortayakoyduklarını, sorunların ise ancak karar vericiler tarafından çözülebileceğiniifade etmiştir. Başvurucu; aynı konu hakkında farklı mahkemelerce verilen kabulkararlarının bulunduğunu, bu yöndeki kararların 5271 sayılı Kanun'un 141.maddesinin (3) numaralı fıkrası çerçevesinde verildiğini, oluşan manevizararlarının giderilmesi yönündeki talebinin yersiz gerekçelerle reddedildiğiniileri sürmüştür.
16. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin14/3/2017 tarihli kararıyla istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarakkarar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, farklı mahkemelere gönderilerekçeşitli dava dosyalarına giren söz konusu kayıtların aleni hâle gelmediği vesoruşturma dışında bulunan başvurucu açısından 5271 sayılı Kanun'un 141.maddesinde düzenlenen tazminat koşullarının oluşmadığı belirtilmiştir.
17. Nihai karar 28/4/2017 tarihinde öğrenilmiştir.
18. 5/5/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgiliMevzuat
19. 5271 sayılı Kanun’un "İletişimin tespiti,dinlenmesi ve kayda alınması" kenar başlıklı 135. maddesinin ilgilikısmı şöyledir:
"(1) (Değişik: 21/2/2014–6526/12md.) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğineilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başkasuretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veyagecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheliveya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi (…) dinlenebilir, kaydaalınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararınıderhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içindeverir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlindetedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.
...
(4) Birinci fıkra hükmüne göre verilenkararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği,iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespiteimkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı ençok iki ay için verilebilir; bu süre, bir ay daha uzatılabilir. (Ek cümle:25/5/2005 – 5353/17 md.) Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarlailgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim yukarıdaki sürelere ek olarakher defasında bir aydan fazla olmamak ve toplam üç ayı geçmemek üzereuzatılmasına karar verebilir.
...
(6) (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Şüphelive sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasındahâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı, kovuşturmaaşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda, yüklenen suçun türü,hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefonnumarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresibelirtilir...
(7) Bu madde hükümlerine göre alınankarar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur.
..."
20. 5271 sayılı Kanun’un "Kararların yerinegetirilmesi, iletişim içeriklerinin yok edilmesi" kenar başlıklı 137.maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:
"(3) 135 inci maddeye göre verilenkararın uygulanması sırasında şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dairkarar verilmesi ya da aynı maddenin birinci fıkrasına göre hâkim onayınınalınamaması halinde, bunun uygulanmasına Cumhuriyet savcısı tarafından derhâlson verilir. Bu durumda, yapılan tespit veya dinlemeye ilişkin kayıtlar Cumhuriyetsavcısının denetimi altında en geç on gün içinde yok edilerek, durum birtutanakla tespit edilir.
(4) Tespit ve dinlemeye ilişkinkayıtların yok edilmesi halinde soruşturma evresinin bitiminden itibaren, engeç onbeş gün içinde, Cumhuriyet Başsavcılığı, tedbirin nedeni, kapsamı, süresive sonucu hakkında ilgilisine yazılı olarak bilgi verir."
21. 5271 sayılı Kanun’un "Tazminat istemi"kenar başlıklı 141. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Suç soruşturması veyakovuşturması sırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullardışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkimönüne çıkarılmayan,
c) Kanunî hakları hatırlatılmadan veyahatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan,
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığıhâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içindehakkında hüküm verilmeyen,
e) Kanuna uygun olarak yakalandıktanveya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veyaberaatlerine karar verilen,
f) Mahkûm olup da gözaltı vetutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veyaişlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniylezorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan,
g) Yakalama veya tutuklama nedenleri vehaklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklıbulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan,
h) Yakalanmaları veya tutuklanmalarıyakınlarına bildirilmeyen,
i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz birşekilde gerçekleştirilen,
j) Eşyasına veya diğer malvarlığıdeğerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gereklitedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışıkullanılan veya zamanında geri verilmeyen, k) (Ek: 11/4/2013-6459/17 md.)Yakalama veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarındanyararlandırılmayan,
Kişiler, maddî ve manevî her türlüzararlarını, Devletten isteyebilirler.
...
(3) (Ek:18/6/2014-6545/70 md.) Birincifıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasındakişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzerehâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıklarıişlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir.
..."
22. 5271 sayılı Kanun’un "Tazminat istemininkoşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Karar veya hükümlerinkesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veyahükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat istemindebulunulabilir.
(2) İstem, zarara uğrayanın oturduğu yerağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemleilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağırceza mahkemesinde karara bağlanır.
(3) Tazminat isteminde bulunan kişinindilekçesine, açık kimlik ve adresini, zarara uğradığı işlemin ve zararınnitelik ve niceliğini kaydetmesi ve bunların belgelerini eklemesi gereklidir.
...
(6) İstemin ve ispat belgelerinindeğerlendirilmesinde ve tazminat hukukunun genel prensiplerine göre verilecektazminat miktarının saptanmasında mahkeme gerekli gördüğü her türlü araştırmayıyapmaya veya hâkimlerinden birine yaptırmaya yetkilidir.
...
(8)Karara karşı, istemde bulunan, Cumhuriyet savcısı veya Hazine temsilcisi,istinaf yoluna başvurabilir; inceleme öncelikle ve ivedilikle yapılır.
..."
23. 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza MuhakemesiKanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'a 18/6/2014 tarihli ve 6545Kanun'un 86. maddesiyle eklenen geçici 8. madde şöyledir:
"(1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiğitarihten önce suç soruşturması ve kovuşturması sırasında yapılan her türlüişlem veya alınan karar nedeniyle hâkimler ve Cumhuriyet savcıları hakkındahukuk mahkemelerinde açılan ve hâlen derdest olan tazminat davasına ilişkindosyalar mahkemesince, Yargıtay incelemesinde bulunan dosyalar ise esasıincelenmeksizin ilgili dairece yetkili ağır ceza mahkemesine gönderilir. Budavalar ağır ceza mahkemelerince, Ceza Muhakemesi Kanununun 141 inci ve devamımaddeleri uyarınca Devlet aleyhine yürütülmek suretiyle karara bağlanır."
2. İlgili YargıKararları
24. Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/12/2017tarihli ve E.2016/59, K.2017/349 sayılı kararın ilgili kısmı şöyledir:
"... İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığının ... soruşturma sayılı evrakın incelenmesinde; Davacınınİstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Müdacele Şube Müdürlüğünce yürütülensoruşturma sırasında teknik takip altında tutulduğu, telefonlarının dinlendiği,hakkında iletişim tespit kararları verildiği ve bu kararların bir çok kezuzatıldığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının ... evrakında verilen 02/11/2015tarihli ... kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği anlaşılmış,böylece hakkında haksız yere koruma ve denetim tedbirlerinin uygulandığı, KYOKkararı verildikten sonra davacı hakkında yapılan dinleme kayıtlarının, tekniktakip kayıtlarının uyap sistemine yüklenerek 24 farklı dosyaya girdiği, davacıhakkında haksız dinleme sonucunda elde edilen dinleme kayıtlarının hukukaaykırı olarak elde tutulduğu ve yok edilmediği, bu sebeplerle davacının CMK'nun141/3 maddedeki şartların gerçekleştiği anlaşılmakla haksız koruma ve denetimtedbirlerine maruz kalan davacının zenginleşemeye yol açmayacak şekildeiletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik takip tedbirinebaşvurulmasından dolayı meydana gelen mağduriyetinin giderilmesi için 1.500 TLmanevi tazminatın 02/02/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ilebirlikte, haksız dinleme sonucunda elde edilen dinleme kayıtlarının hukukaaykırı olarak elde tutulmasından ve yok edilmemiş olmasından dolayı meydanagelen mağduriyetinin giderilmesi için 1.500 TL manevi tazminatın 10/05/2016tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı hazineden alınarakdavacıya ... verilmesine hükmedilmesi gerekmiştir.
..."
25. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 11/11/2015 tarihli veE.2015/13049, K.2015/17584 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...ceza yargılama mevzuatımızdakişilerin gizli veya özel hayatı ile ilgili kabul edilebilecek bilgiler ilekişilerin onur ve saygınlığını zedeleyecek ifade ve ibarelerin iddianamedebulunmasını yasaklayıcı pozitif bir hukuk kuralı bulunmamaktadır. Ancak, böylebir düzenlemenin bulunmaması kişilerle ilgili her türlü bilginin iddianamedegösterilmesini hukuka uygun kılmakta mıdır? Başka bir anlatımla diğerkişilerden beklenen, özel hayata saygı, onur ve saygınlığı zedeleyicidavranışlardan kaçınma özen ve yükümlülüğü Cumhuriyet savcısı veya hakimdenbeklenmeyecek midir?
Anayasamızınbaşlangıç bölümünde yer alan "Her Türk vatandaşının ... milli kültür,medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevivarlığını bu yönde geliştirme varlığını hak ve yetkisine doğuştan sahipolduğu" özel hayatın gizliliğini düzenleyen 20. maddesinde ise " Herkes,özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz" şeklindekidüzenlemeye paralel olan; 4721 sayılı MK’nın 24. maddesindeki; “Hukuka aykırıolarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşıkorunmasını isteyebilir.
Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası,daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkininkullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarınayapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” hükmü ile; 6098 sayılı Türk BorçlarKanununun 58. maddesinin 1. fıkrasındaki; “Kişilik hakkının zedelenmesindenzarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında birmiktar para ödenmesini isteyebilir.” hükmü ve yine Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesinin "Özel hayatın ve aile hayatının korunması başlıklı 8.maddesindeki; "Herkes özel hayatına, aile hayatına, konutuna vehaberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir." hükümleri birliktedeğerlendirildiğinde;
CMK'nın 170. maddesinin 3. fıkrasındaki"iddianamede yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerleilişkilendirilerek açıklanır" hükmünü uygulayan Cumhuriyet savcıları da,zorunluluk ve gereklilik ilkelerine uygun hareketle özenli davranmalı,kişilerin gizli veya özel hayat alanına ait olan, haberleşme içerikleri,kişiler arasındaki konuşmalar, özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerleilgili bilgi ve belgelere iddianame içeriğinde yer vermelerinin gerekli olmasıhalinde, maruz kalınan suçlar bakımından kişilerin onur ve saygınlığını en azzedeleyecek şekilde yer vermeli, zorunluluk ve gereklilik bulunmadıkça yervermemelidir. Gereklilik ve zorunluluğun belirlenmesinde ise suçun sübutu venitelendirilmesine etki ölçüsüyle hareket edilmeli, isnat edilen suçunniteliği, tarafların davadaki konumları, kişilerin ileriki yaşamlarındakietkileri, cinsiyeti, yaşı gibi özellikleri göz önünde bulundurulmalı yerverilmesinin gerekli olduğu sonucuna ulaşıldığı takdirde ise bireysel haklarıen az ihlal edecek ve bu ihlali haklı gösterecek bir yöntem benimsenmelidir. Yargılamamakamları da, kamusal ve özel yararlar arasındaki dengeyi gözeterek, özelbilgilerin kamuya yayılmasının önüne geçecek tedbirleri almalı, gerekkararlarında gerekse yargılamada bu hususlarda daha dikkatli ve özenlidavranmalıdır.
Tüm bu açıklamalar ışığında davacınıniddiaları değerlendirildiğinde, iddianamede mağdur olarak gösterilen davacıhakkında tutulan fişleme kayıtlarının iddianamede aynen yer alması, içeriğiyleilgili hiçbir değerlendirme yapılmaksızın ve değer yargısında bulunulmaksızınCMK’nın 141/3. fıkrası uyarınca tazminatı gerektirmektedir. Zira sanıklaraisnat edilen suç gözetildiğinde, bu kayıtların iddianamede aynen yer almasıgerekmediği gibi, aynen yer almasında kamusal bir yarar da bulunmamaktadır.Yargılama faaliyetlerinden kaynaklanan ve emredici veya yasaklayıcı bir normbulunmaması nedeniyle, kişisel kusur veya haksız fiil kapsamındadeğerlendirilemeyecek bu özensiz davranış nedeniyle doğan zararıngiderilmesinde, Devletin kusursuz sorumluluğu söz konusu olup, yapılansoruşturma ve kovuşturmalarda oluşan bu tür zararların tazminat hukukunun genelilkeleri çerçevesinde Devlet tarafından karşılanması gerekmektedir.
Açıklanan ilkeler çerçevesinde,ispatlandığı takdirde maddi zararı ile yargılama faaliyetleri nedeniylezedelenen kişilik haklarından dolayı makul bir miktarda manevi tazminatahükmedilmesi gerekirken, isabetsiz gerekçelerle davanın reddine kararverilmesi, Kanun'a aykırı olup, davacı vekilinin temyiz itirazları bu nedenleyerinde görüldüğünden ... hükmün bozulmasına ... oybirliğiyle kararverildi."
26. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 11/6/2018 tarihli veE.2018/2990, K.2018/6506 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...yeterli uzmanlığı bulunmayanbilirkişiye rapor düzenlettirerek, bu raporu esas alıp dava açan Cumhuriyet savcısınıneylemlerinden ötürü manevi tazminat isteminde bulunulduğu görülmekle,belirtilen davanın 5271 sayılı CMK'ın 141/3 maddesinde düzenlenen hakim veCumhuriyet savcısının verdiği karara ve yaptığı işleme dayanılarak açıldığı,6545 sayılı Kanunun 70. maddesi ile ekli CMK'nın 141/3 maddesinde, 'Birincifıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasındakişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzerehâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıklarıişlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabileceği'ninbelirtildiği, aynı Kanun'un 86. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici8. maddesinde ki 'Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce suç soruşturması vekovuşturması sırasında yapılan her türlü işlem veya alınan karar nedeniylehâkimler ve Cumhuriyet savcıları hakkında hukuk mahkemelerinde açılan ve hâlenderdest olan tazminat davasına ilişkin dosyalar mahkemesince, Yargıtayincelemesinde bulunan dosyalar ise esası incelenmeksizin ilgili dairece yetkiliağır ceza mahkemesine gönderilir. Bu davalar ağır ceza mahkemelerince, CezaMuhakemesi Kanununun 141 inci ve devamı maddeleri uyarınca Devlet aleyhineyürütülmek suretiyle karara bağlanır.' şeklinde düzenleme dikkate alındığında, CMK'nın141/3 maddesinde belirtilen hakim ve Cumhuriyet savcılarının karar veyaişlemlerine dayalı tazminat davalarının ağır ceza mahkemelerinde kararbağlanacağı hususu gözetilmeden, davanın görev yönünden reddine dair yazılışekilde hüküm tesisi, Kanuna aykırı olup, ... sair yönleri incelenmeyen hükmünbu sebepten dolayı ... bozulmasına ... karar verildi."
27. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 28/5/2018 tarihli veE.2017/8495, K.2018/5987 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"... tarihli duruşmada davacıvekili tarafından, dinleme kararı veren hakim hakkında, kurul tarafındansoruşturma açıldığının iddia edilmesi karşısında, tazminat istemine dayanaksoruşturma dosyasında görev yapan Cumhuriyet savcıları ve hakimler hakkındayürütülen adli ve idari soruşturma olup olmadığı, olması halinde sonucunun,Cumhuriyet savcıları ve hakimlerin kişisel kusur, haksız fiil veya diğersorumluluk hâllerinin bulunup bulunmadığı, CMK'nın 141/3. maddesinde belirtilenhalin davacı lehine oluşup oluşmadığının araştırılmaması ... Kanuna aykırı olup... hükmün ... bozulmasına ... karar verildi."
B. UluslararasıHukuk
28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özelve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Herkes özel ve aile hayatına,konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir."
29. Sözleşme'nin "Etkili başvuru hakkı" kenarbaşlıklı 13. maddesi şöyledir:
"Bu Sözleşme’de tanınmış olan hakve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifasıiçin davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merciönünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir."
30. AİHM, Sözleşme'nin 13. maddesi uyarınca temel hak veözgürlüklerin ulusal düzeyde korunması için etkili bir başvuru yolunun varolması gerektiğini belirtmektedir. AİHM'e göre Sözleşme'nin 13. maddesi yetkiliulusal makamlar tarafından Sözleşme kapsamına giren bir şikâyetin esasınınincelenmesine izin veren ve uygun bir telafi yöntemi sunan bir iç hukuk yolununsağlanmasını gerekli kılmaktadır. Ayrıca bu hukuk yolunun teoride olduğu kadarpratikte de etkili bir yol olması gerekmektedir (İlhan/Türkiye [BD], B.No: 22277/93, 27/6/2000, § 97; Kudla/Polonya [BD], B. No: 30210/96, 26/10/2000,§ 157; Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, § 82).
31. AİHM etkili başvuru hakkının Sözleşme çerçevesinde savunulabilirnitelikteki bir şikâyetin etkili bir şekilde mahkemelerce incelenmesini veöngörülen yolun uygun bir telafi imkânı sunmaya elverişli olmasını güvencealtına aldığını vurgulamaktadır (Kudla/Polonya, § 157;Dimitrov-Kazakov/Bulgaristan, B. No: 11379/03, 10/2/2011, § 35). AİHM, içhukuktaki düzenlemelerin başvuruculara bu anlamda asgari güvenceleri içerecekşekilde yeterli bir hukuk yolu sunup sunmadığını irdelemektedir (Dimitrov-Kazakov/Bulgaristan,§ 36).
V. İNCELEME VEGEREKÇE
32. Mahkemenin 9/9/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları ve Bakanlık Görüşü
33. Başvurucu;
i. Başsavcılık tarafından yürütülen bir soruşturmadahaklarında iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına ilişkin korumatedbiri verilen şüphelilerle telefon görüşmeleri gerçekleştirdiğini, şüphelilerhakkında kovuşturmaya yer olmadığına ve elde edilen kayıtların imha edilmesinekarar verildiğini, 5271 sayılı Kanun'un 137. maddesinin (3) numaralı fıkrasıgereğince yapılan tespit veya dinlemeye ilişkin kayıtların en geç on gün içindeimha edilmesi gerektiğini, sonraki süreçte açılan davalarda mahkemelercesoruşturma dosyasının Başsavcılıktan talep edildiğini belirtmiştir.
ii. Soruşturma dosyasıyla birlikte haksız şekilde kayıtaltına alınan ve imha edilmesi gereken tapelerin/görüşmelerin de takipsizlikkararının üzerinden beş ay geçmesine rağmen Başsavcılık tarafından yirmi dörtfarklı mahkemeye gönderildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca imha edilmeyenkayıtların UYAP üzerinden gönderildiğini, bu suretle özel hayatının vehaberleşmesinin ifşa edildiğini iddia etmiştir.
iii. Cumhuriyet savcısının ihmalinden ve yaptığı işlemdenkaynaklanan manevi zararlarının karşılanması talebiyle 5271 sayılı Kanun'un141. ve devamı maddelerinde öngörülen koruma tedbirleri nedeniyle tazminatdavası açtığını, anılan maddenin (3) numaralı fıkrası gereğince davasınınetkili bir şekilde incelenmesi ve açık olan ihlal nedeniyle lehine manevitazminata hükmedilmesi gerekirken söz konusu davayı açmak için kanundaöngörülen koşulları taşımadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiğinibelirtmiştir.
iv. Mahkemenin 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesindekidava yolu hakkında geliştirdiği ve hakkın özünü korumayan dar yorumu nedeniylemanevi zararlarını karşılayamadığını, devletin sorumluluğuna gidemediğinibelirterek özel hayata saygı hakkının, haberleşme hürriyetinin ve adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
34. Bakanlık görüşünde, başvuru konu edilen süreçte yargıorganlarınca verilen kararlara ilişkin genel bilgiler aktarılmıştır.
35. Bakanlık görüşüne karşı başvurucu tarafından sunulancevap dilekçesinde bireysel başvuru formunda yer alan talepler tekraredilmiştir.
B. Değerlendirme
36. Anayasa’nın "Özel hayatın gizliliği" kenarbaşlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ...saygı gösterilmesiniisteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine dokunulamaz.”
37. Anayasa’nın "Haberleşme hürriyeti" kenarbaşlıklı 22. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, haberleşme hürriyetinesahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır."
38. Anayasa’nın "Devletin temel amaç vegörevleri" kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:
“Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak,kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hakve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacaksurette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanınmaddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayaçalışmaktır.”
39. Anayasa’nın "Temel hak ve hürriyetlerinkorunması" kenar başlıklı 40. maddesi şöyledir:
"Anayasa ile tanınmış hak vehürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurmaimkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerinhangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmekzorundadır.
Kişinin, resmî görevliler tarafındanvâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazminedilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır."
40. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Başvurucunun yargı makamlarınca gerçekleştirilen işlemlerden ve ihmallerdenkaynaklanan ve özel hayatın gizliliği ile haberleşmenin gizliliğinin ihlaledilmesi suretiyle oluşan zararlarının tazmin edilmesi talebiyle açtığı davanınetkili bir çözüm imkânı sunmadığına ilişkin şikâyetleri, Anayasa'nın 20. ve 22.maddeleriyle bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınanetkili başvuru hakkı kapsamında değerlendirilmiştir. Etkili başvuru hakkıbakımından yapılacak incelemenin sonucuna göre bu aşamada özel hayata saygıhakkı ile haberleşme hürriyeti bakımından ayrıca bir inceleme yapılmayacaktır(aynı yönde değerlendirmeler için bkz. Murat Haliç, B. No: 2017/24356,8/7/2020, § 40).
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
41. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
a. Genelİlkeler
42. Anayasa'nın 12. maddesine göre herkes kişiliğinebağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.Bu genel nitelikteki anayasal düzenleme ile bireylerin kişilik değerlerineyönelen ve zarar veren olumsuz tutum ve davranışlar dışlanmaktadır. Bununyanında Anayasa'nın 5. maddesinde, bireylerin temel hak ve özgürlüklerininkorunması için gerekli şartların hazırlanması devletin temel amaç vegörevlerinden biri olarak sayılmaktadır. Bu düzenlemeler ışığında devletinbireylerin özel hayata saygı haklarına ve haberleşme hürriyetlerine keyfîolarak müdahale etmemenin yanında üçüncü kişilerin anılan hak ve özgürlüklerekarşı saldırılarını önlemekle yükümlü kılındığı, bu bağlamda pozitifyükümlülüklerinin bulunduğu söylenebilir (Ali Çığır, B. No: 2015/19298,8/5/2019, § 32; Erol Kumcu, B. No: 2015/18988, 9/5/2019, § 32; UlviBacıoğlu, B. No: 2015/3175, 10/10/2019, § 33; Murat Haliç, § 42).
43. Söz konusu yükümlülükler, kişilerin özel hayatlarınave haberleşmelerine yönelik gerçekleşmesi yakın tehlikelere karşı gerçekanlamda bir koruma sağlayabilmeli ve oluşan zararların tazmin edilmesi içinkamu makamlarınca gerçekleştirilen işlemler, yapılan eylemler ve ihmallerkonusunda kişilere etkili bir karşı çıkma ve telafi imkânı tanımalıdır. Buimkân ise ancak etkili bir başvuru yolu tanınması ile sağlanabilir (MuratHaliç, § 43).
44. Etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlaledildiğini ileri süren herkese, hakkın niteliğine uygun olarak iddialarınıinceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesiniengellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlama)elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlanmasıolarak tanımlanabilir (Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019, § 47; MuratHaliç, § 44).
45. Anayasa Mahkemesi manevi zararların ağırlıkta olduğuihlal iddialarında -kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı, özel hayatasaygı hakkı ile haberleşme hürriyeti kapsamında- hukuki tazmin yolunu dahayüksek başarı şansı sunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yoluolarak kabul etmiştir (Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 44; AslıKırmızı Demirseren, B. No: 2013/5680, 15/4/2014, § 41; Gülşin Oral,B. No: 2013/6129, 16/9/2015, § 47; Sümeyye Örnek, B. No: 2014/11091,7/6/2017, § 26). Bunun gerekçesi ise kasten veya taksirle başkalarına verilenzararın hukuki sorumluluk kapsamında giderilmesi imkânının daha fazla olması,ceza hukuku alanında objektif sorumluluğa yer verilmezken hukuki sorumlulukalanında objektif sorumluluk esasının da etkili şekilde uygulanması ve hukuki sorumlulukalanında aynı maddi vakıalar çerçevesinde daha düşük bir ispat standardıkullanılması olarak açıklanmıştır. Ayrıca hukuk sistemimizde hukuki sorumlulukalanındaki tazmin yükümlülüğünün asıl gayesinin zarar görenin zararının telafiedilmesi olduğu dikkate alındığında özellikle manevi zarara dayananuyuşmazlıklar açısından hukuki tazmin yolu ilgililere daha yüksek başarı şansısunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu olaraknitelendirilmiştir (Işıl Yaykır, § 44; Aslı Kırmızı Demirseren, §41; Mesut Özbezen, B. No: 2013/8175, 15/4/2014, § 40; Murat Haliç, §45).
46. Ayrıca Anayasa Mahkemesi kişilik haklarına saldırımahiyetindeki iddiaların adli ve idari yargı düzenindeki mahkemelercedeğerlendirilebileceğini, bu doğrultuda ilgili mevzuat kapsamında kişilikhaklarına yönelen saldırıların sona erdirilmesi ve zararın tazmin edilmesihususunda hukuk davası ile tam yargı davası açılabileceği konusunda birtereddütün bulunmadığını da vurgulamaktadır (Ali Çığır, § 41; ErolKumcu, § 41; Cansun Sarıyıldız, B. No: 2015/11671, 8/1/2020, § 30; MuratHaliç, § 46).
47. Devletin suçların soruşturulması faaliyeti kapsamındaşüpheliler hakkında birtakım tedbirler alarak onları gözetimi altında tuttuğudurumlarda ise şüphelilerin sonradan ileri sürecekleri şikâyetlerinin olmasıolağandır. Usul kurallarının yoğun şekilde öngörüldüğü bu özel durumlaryönünden söz konusu şikâyetlerin esasının incelenmesine imkân sağlayan vegerektiğinde uygun bir telafi yöntemi sunan etkili hukuk yollarının olması dailgililere etkili başvuru hakkının sağlanması bakımından bir gerekliliktir.5271 sayılı Kanun'un 141. ve devamı maddelerinde düzenlenen koruma tedbirlerinedeniyle tazminat davaları da bu bağlamdaki gerekliliği karşılamaya uygun biryöntem sunmalıdır (Murat Haliç, § 47).
48. H.Ö. (B. No: 2017/34332, 12/12/2018) kararındaAnayasa Mahkemesi, koruma tedbirleri tazminat davaları ile 5271 sayılı Kanun'un141. maddesinin (3) numaralı fıkrası yönünden birtakım değerlendirmelerdebulunmuştur. Söz konusu düzenlemeler ile pratikteki uygulamaların bu türşikâyetler açısından etkili bir hukuk yolu olarak değerlendirilebilmesi içingerekli olan yargısal yaklaşıma ilişkin yapılan açıklamalarda Anayasa Mahkemesi5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" kenar başlıklı 141.maddesinin (3) numaralı fıkrasında suç soruşturması veya kovuşturması sırasındakişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzerehâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdiği kararlar veya yaptığı işlemlernedeniyle devlet aleyhine tazminat davası açılabileceğinin öngörüldüğünü,anılan hüküm kapsamında Cumhuriyet savcılarının yapmış oldukları işlemlernedeniyle zarar gördüğünü düşünen mağdurlar yönünden bir başvuru mekanizmasınınoluşturulduğunu tespit etmiştir (H.Ö., § 41; ayrıca bkz. M.Y., B.No: 2014/7149, 22/11/2017, § 50). H.Ö. kararında, yargılamafaaliyetlerinden doğan ve emredici ya da yasaklayıcı bir kural bulunmamasınedeniyle kişisel kusur veya haksız fiil kapsamında değerlendirilemeyeceközensiz davranışlardan kaynaklanan zararların 5271 sayılı Kanun'un (3) numaralıfıkrası kapsamında giderilebileceğine ilişkin olarak Yargıtayca verilen bazıkararlara da yer verilmiş ve anılan fıkranın etkili bir yol olarakişletilebileceğine işaret edilmiştir (Murat Haliç, § 48).
49. Gerçekten de kişilerin mağduriyetlerinin giderilmesiamacıyla öngörülen yargı yollarından biri olan koruma tedbirleri nedeniyletazminat davası açma imkânının mevzuatta yer alması yalnız başına yeterliolmayıp bu yolun aynı zamanda pratikte de başarı şansı sunması gerekir. Sözkonusu yola başvurabilmek için öngörülen koşullar somut olaylara tatbikedilirken dayanak işlem, eylem ya da ihmallerden kaynaklanan savunulabilirnitelikteki iddiaların bu doğrultuda geniş şekilde değerlendirilmesi,koşulların oluşmadığı sonucuna ulaşılması durumunda ise bu durumun yargımakamları tarafından ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanması gerekir (MuratHaliç, § 49).
50. Sonuç olarak tahdidi olarak sayılan koşullar dışındahâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptığıişlemlerden kaynaklanan zararların giderilmesine yönelik girişimlerde bulunmaimkânı sağlayan ve geniş şekilde yorumlanmaya uygun olan söz konusudüzenlemelerin zarar görenlerin herhangi bir yargı merciine başvurma imkânınıortadan kaldıracak şekilde dar yorumlanmaması ve etkili bir yargısal korumasağlama konusunda yargı makamlarınca temel hak ve özgürlükleri öncüleyen biryaklaşım içinde olunması etkili başvuru hakkının gereklerinin sağlanmasıaçısından önem arz etmektedir (Murat Haliç, § 50).
b. İlkelerinOlaya Uygulanması
51. Başvuru özetle takipsizlik kararıyla birlikteBaşsavcılık tarafından imha edilmesine karar verilen dinleme kayıtlarının beşay geçmesine rağmen tutulmaya devam edilmesi, kayıtların birçok farklımahkemeye gönderilmesi ve UYAP'a aktarılması nedeniyle manevi zarara uğradığınıbelirten başvurucunun pratikte bu iddialarını dile getirebileceği etkili birbaşvuru yolu bulunmadığına, bir başka deyişle mevcut yargısal sistemin etkiliolmadığına ilişkindir.
52. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde 18/6/2014tarihinde yapılan değişikliklerle eklenen (3) numaralı fıkra ile anılanmaddenin (1) numaralı fıkrasında yazan hâller dışında suç soruşturması veyakovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleride dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdiği kararlar veyayaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davalarının devlet aleyhineaçılabileceği kabul edilmiştir. Dolayısıyla bu suretle Cumhuriyet savcılarınınyapmış olduğu işlemler nedeniyle zarar gördüğünü düşünen kişiler yönünden birhukuk yolunun getirildiği görülmektedir.
53. Yargıtay, suç soruşturması veya kovuşturmasısırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhilolmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdiği kararlar veyayaptıkları işlemler nedeniyle zarar gördüğünü iddia ederek 5271 sayılı Kanun'un141. maddesi kapsamında tazminat davası açan kişilerin durumlarını bazıhallerde bu bağlamda değerlendirmiştir. Örneğin özel hayatın gizliliği ve kişiselverilerle ilgili bilgi ve belgelere haksız şekilde iddianame içeriğinde yerveren Cumhuriyet savcısının bu eylemine karşı açılan tazminat davasındaYargıtay; yargı mensuplarının zorunluluk ve gereklilik ilkelerine uygun hareketederek özenli davranmaları gerektiğini, kişilerin gizli veya özel hayat alanınaait olan haberleşme içeriklerine, kişiler arasındaki konuşmalara, kişiselverilerle ilgili bilgi ve belgelere iddianame içeriğinde yer verilmesinin uygunolmadığını, yer verilmesinin zorunlu olması durumda ise maruz kalınan suçlarbakımından kişilerin onur ve saygınlığını en az zedeleyecek şekilde buhususlara yer verilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Yargıtay, bu durumdabireysel hakları en az ihlal edecek ve bu ihlali haklı gösterecek bir yönteminbenimsenmesi gerektiğini ifade ederek aksi yöndeki yaklaşımı özensiz davranışolarak nitelendirmiş ve 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3) numaralıfıkrası gereğince mağdurun manevi zararlarının tazmin edilmesi gerektiğisonucuna ulaşmıştır (bkz. § 25).
54. Başka bir kararında Yargıtay, yeterli uzmanlığıbulunmayan bilirkişiye rapor düzenlettiren ve bu raporu esas alarak kamu davasıaçan Cumhuriyet savcısının eyleminden dolayı ileri sürülen manevi tazminattalebinin 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamındadeğerlendirilmesi gerektiğine hükmetmiştir (bkz. § 26). Yine Yargıtay, dinlemekararı veren ve hakkında disiplin soruşturması başlatıldığı iddia edilenhâkimin bu kapsamdaki eylem ve işlemlerinden kaynaklanan zararların tazminitalebiyle açılan davada 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3) numaralıfıkrasının uygulanabileceğini ifade etmiştir (bkz. § 27). Ayrıca başvurucuylabenzer durumda olan kişiler tarafından aynı hukuki gerekçelerle açılan korumatedbirleri nedeniyle tazminat davasında -Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesinin13/12/2017 tarihli kararıyla- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3) numaralıfıkrası kapsamında manevi tazminata hükmedilmiştir (bkz. § 24).
55. Dolayısıyla 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3)numaralı fıkrasında "suç soruşturması veya kovuşturması sırasındakişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzerehâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıklarıişlemler" şeklinde ifade edilen ve her somut olayın özelliğine göredeğerlendirilmesi gereken nedenlere dayanılarak bir zararın meydana geldiğikonusunda savunulabilir iddiaların ileri sürülmesi durumunda yargı makamlarınınbu konuda yapacakları yorum söz konusu temel hakların korunmasını sağlayanetkili başvuru yolunun bulunup bulunmadığının saptanmasında kilit roloynamaktadır (Murat Haliç, § 55).
56. Somut olayda başvurucunun özel hayatının vehaberleşmesinin gizliliğinin ihlal edilmesi suretiyle manevi olarak zarargördüğüne ve bu zararların tazmin edilmesi gerektiğine yönelik şikâyetleri 5271sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen koşulların oluşmadığı gerekçesiylederece mahkemelerince reddedilmiştir.
57. Başvurucunun şikâyet ettiği hususun hangi nedenlerle5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamındadeğerlendirilmesi gerektiği hususunda somut ve ikna edici gerekçeler ilerisürdüğü görülmektedir. Ancak derece mahkemelerince bu hususlarındeğerlendirilmediği ve savunulabilir nitelikteki iddialara dayanan davanınneden söz konusu düzenlemenin kapsamında kabul edilmediği hususundaaçıklamalarda bulunulmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca başvurucu ile benzerdurumda olan kişiler tarafından açılan ve başvurucunun durumuna emsal olarakkabul edilebilecek nitelikteki tazminat davalarında (bkz. § 24) farklı yöndekararlar verildiğine ilişkin başvurucu tarafından ileri sürülen iddialarhakkında da herhangi bir gerekçenin oluşturulmadığı görülmektedir.
58. Başvurucunun içinde bulunduğu koşulların veiddialarının 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3) numaralı fıkrasıkapsamında olmadığı yönünde verilen kararın ilgili ve yeterli gerekçeleriçermediği ve başvurucuya uygun bir telafi şansı sunmaya elverişli olmadığıanlaşılmaktadır. Esasında 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3) numaralıfıkrasının kapsamı konusunda derece mahkemelerince ortaya konulan bu yaklaşımıntemel hakların ihlaline yönelik şikâyetin etkili bir şekilde incelenmesineimkân sağlamadığı değerlendirilmiştir. Neticede somut olayın koşullarında özelhayata saygı hakkı ile haberleşme hürriyeti bağlamında oluşan zararlarınıntazmini konusunda başvurucuya asgari güvenceleri içerecek şekilde etkili birhukuk yolu sunulmadığı sonucuna varılmıştır.
59. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. ve 22.maddeleriyle bağlantılı olarak 40. maddesinde güvence altına alınan etkilibaşvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
60. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
61. Başvurucu; ihlalin tespit edilmesini, yargılamanınyenilenmesine ve lehine 10.000 TL tazminata hükmedilmesine karar verilmesinitalep etmiştir.
62. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararındaihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genelilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer birkararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesininsonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibiilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (AligülAlkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).
63. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
64. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veyamahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılıKanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgilimahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundakibenzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıylayeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderimyolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararınabağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundakiyargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yenidenyargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisibulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasalyükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararınedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarınıgidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).
65. İncelenen başvuruda özel hayata saygı hakkı ilehaberleşme hürriyetiyle bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlaledildiği sonucuna ulaşılmıştır. İhlalin özel hayata saygı hakkı ile haberleşmehürriyeti bağlamında oluşan zararlarının tazmini konusunda başvurucuya asgari güvenceleriiçerecek şekilde etkili bir hukuk yolu imkânı sunmayan derece mahkemelerininkararlarından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
66. Bu durumda etkili başvuru hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukukiyarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgüdüzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasınagöre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamdayapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesiniihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelereuygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğininyeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinegönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.
67. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminattalebinin reddine karar verilmesi gerekir.
68. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL başvuruharcı ile 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılamagiderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Özel hayata saygı hakkı ve haberleşme hürriyetiylebağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınanetkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin etkili başvuru hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmaküzere Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2016/332, K.2017/19)GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 257,50 TL başvuru harcı ile 3.000 TL vekâletücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuyaÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucununHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 9/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.