TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ABDULLAH KAYMAK VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/30357)
Karar Tarihi: 3/11/2020
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
M.Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Raportör
:
Selçuk KILIÇ
Başvurucular
:
Abdullah KAYMAK ve diğerleri
(bkz. ekli tablonun (B) sütunu)
Başvurucular Vekili
:
Bkz. ekli tablonun (C) sütunu
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesinedayalı olarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasının esasıincelenmeden reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemehakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular muhtelif tarihlerde yapılmıştır.
3. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Ekli tablonun (A) sütununda numaraları belirtilenbaşvuruların konu yönünden irtibatları nedeniyle 2017/30357 numaralı başvuruile birleştirilmesine ve incelemenin 2017/30357 numaralı başvuru üzerindensürdürülmesine karar verilmiştir.
5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
8. Bakanlık tarafından görüş bildirilen dosyalarda yeralan başvuruculardan Hakan Yörük, Mustafa Gül, Berrin Yurttürk, Osman Çakır,Adnan Zengin, Sibel Güleç, Yusuf Esgin, Zeynep Gürler Yıldızlı, Sedat Alkan veErtuğrul Sevinç Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleilgili olaylar özetle şöyledir:
A. Arka PlanBilgisi
10. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbeteşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Devletin yetkili organları tarafındantehdit değerlendirmesi yapılarak demokratik anayasal düzene, bireylerin temelhak ve hürriyetlerine, millî güvenliğe yönelik tehdit oluşturan tüm terörörgütlerine ve illegal yapılanmalara karşı tedbirler alınması kararlaştırılmıştır(ayrıntılar için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169,20/6/2017).
11. Anılan tedbirler kapsamında olağanüstü hâl (OHAL)ilan edilmiş ve OHAL kanun hükmünde kararnameleri çıkarılmıştır. Bu çerçevede22/7/2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında AlınanTedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (667 sayılı KHK) 23/7/2016 tarihlive 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
12. 667 sayılı KHK'nın 4. maddesinde devletin millîgüvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna Millî Güvenlik Kurulunca karar verilenyapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği, mensubiyeti veyailtisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen her türlü kadro,pozisyon ve statüde (işçi dâhil) istihdam edilen personelin kamu görevindençıkarılmaları öngörülmüştür.
13. 667 sayılı KHK 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılıKanun'un 29/10/2016 tarihli ve 29872 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarakyürürlüğe girmesi sonucunda kanunlaşmıştır.
B. Somut Başvuruyaİlişkin Olay ve Olgular
14. Başvurucular, kamu kurumlarında (İdareler) ve özelşirketlerde (Şirket) işçi olarak çalışmakta iken yapılan tespitler ve ilgilibirimlerce başvurucuların terör örgütü ile iltisaklı olduklarının İdarelerebildirilmesi üzerine başvurucuların iş akitleri İdarelerce ve Şirketçefeshedilmiştir.
15. Başvurucular, iş akitlerinin usulüne uygun olarakfeshedilmediğini ve fesih için somut bir olguya dayanılmadığını belirterek işeiade istemiyle Şirket ve İdareler aleyhine dava açmıştır. Davalı İdareler veŞirket cevap dilekçesinde; ilgili birimlerin yazıları ekinde davacınınbilgilerinin de yer aldığı listede bulunan kişilerin terör örgütü yapılanmasıile irtibatı ve iltisakı olduğu tespitine yer verildiğini, başvurucuların iş akitlerininbu kapsamda ve 667 sayılı KHK'nın 4. maddesi gereği feshedildiğini belirterekdavanın reddini savunmuştur.
16. Ekli tablonun (D) sütununda belirtilen mahkemelercebakılan davalar reddedilmiştir. Kararlarda; başvurucuların terör örgütüyapılanmaları ile irtibatlı ve iltisaklı oldukları gerekçesiyle 667 sayılıKHK'ya dayalı olarak iş akitlerinin feshedildiği, mevcut durum nedeniyleişçiden kaynaklı nedenle işveren açısından güven ilişkisinin sarsıldığı, fesihişleminin haklı ve geçerli nedenle gerçekleştirildiği gerekçesine yerverilmiştir.
17. Başvurucular karara karşı istinaf yolunabaşvurmuştur. İstinaf merciince (Bölge Adliye Mahkemesi) başvurucuların istinafistemleri reddedilmiştir. Kararda; şüphe feshi kavramı üzerine durulmuş veilgili birimin yazısı ile başvurucuların terör örgütü yapılanmalarıyla irtibatıolduğunun bildirilmesi nedeniyle mahkeme kararının hukuka uygun olduğu ifadeedilmiştir.
18. Temyiz yolu açık kararlara karşı yapılan temyizbaşvuruları da Yargıtay ilgili Hukuk Dairesince (Daire) reddedilmiş ve BölgeAdliye Mahkemesinin kararları kesin olmak üzere onanmıştır.
19. Nihai kararların tebliğinin ardından başvurucularsüresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
20. İlgili hukuk için bakınız Berrin Baran Eker[GK], B. No: 2018/23568, 2/7/2020, §§ 20-35.
V. İNCELEME VEGEREKÇE
21. Mahkemenin 3/11/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli YardımTalebi Yönünden
22. Başvurucuların bir kısmı, bireysel başvuru harç vemasraflarını karşılayacak gelirleri olmadığını beyan ederek adli yardımtalebinde bulunmuştur.
23. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No:2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçiminiönemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksunolduğu anlaşılan başvurucuların açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardımtaleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
B. AdilYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
24. Başvurucular; işverence iş akdine 667 sayılı KHKgereği son verildiği belirtilmesine rağmen terör örgütü ile irtibatlı veiltisaklı olduklarına dair kesinleşmiş mahkeme kararı bulunmadığını iddiaetmiştir. Başvurucular; İdarelerin ve Şirketin iş akdinin 667 sayılı KHKkapsamında feshedildiği yönündeki beyanı yeterli görülerek ve bu beyanaüstünlük tanınarak işe iade davasının istinaf merciince reddedildiğini, budurumun adil yargılanma haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
25. Bakanlık görüşünde özetle somut olayda ilk derecemahkemelerinin şüphe feshi kapsamında verdiği kararların istinaf ve temyizmercilerince değerlendirildiği ve başvurucuların bireysel başvurudakiiddialarının kanun yolu şikâyeti mahiyetinde olduğu belirtilmiştir.
26. Başvurucular karşı beyanlarında; Bakanlık görüşlerinikabul etmediklerini belirtmişler ve daha önceki beyanlarını tekrar etmişlerdir.
2. Değerlendirme
27. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenarbaşlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Somut olayda başvurucuların temel iddiası, asıl işveren tarafından terörörgütü ile iltisaklı olarak gösterilmesinin derece mahkemelerince yeterli kabuledilerek esası hakkında herhangi bir inceleme ve değerlendirme yapılmadan işeiade davasının reddedilmesidir. Bu nedenle başvurucuların iddialarının adil yargılanmahakkı kapsamındaki mahkeme hakkı yönünden incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir.
a. KabulEdilebilirlik Yönünden
29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan mahkeme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. EsasYönünden
i. Genelİlkeler
30. Anayasa Mahkemesi, eldeki başvuruda uygulanacakilkeleri başvuruya benzer olgu ve iddiaları içeren Berrin Baran Eker(aynı kararda bkz. §§ 53-60) kararında belirlemiştir. Anılan kararda ifadeedildiği üzere demokratik bir toplumda vazgeçilmez bir hak niteliğindeki adilyargılanma hakkının güvencelerinden biri olan mahkeme hakkı; uyuşmazlığın birmahkeme önüne getirilebilmesini, dava konusu edilen uyuşmazlığa ilişkin esaslıiddia ve savunmaların yargı merciince incelenerek değerlendirilmesini ve birkarara bağlanmasını, ayrıca verilen kararın icra edilmesini gerektirir. Bunagöre mahkeme hakkı; mahkemeye erişim hakkı, karar hakkı ve kararın icrasıhaklarını içerir (Berrin Baran Eker, § 55).
31. Mahkemenin, önündeki uyuşmazlığı karara bağlarkentaraflardan birinin iddia ve savunmasına bağlı kalarak, buna karşı diğertarafın öne sürdüğü esaslı itirazları tartışmadan yargılamayı sonuçlandırmasıhâlinde -ortada şeklî anlamda bir karar bulunsa bile- gerçek anlamda biryargılama yapıldığından bahsedilemeyecektir. Bu durumda uyuşmazlığa karşı yargıyolunun teorik olarak açık olması pratikte bir anlam ifade etmeyecek, böylecemahkeme hakkı ve dolayısıyla adil yargılanma hakkı bir yanılsamadan ibaretkalacaktır (Berrin Baran Eker, § 56).
32. Diğer taraftan mahkemelerin, önündeki uyuşmazlığınesasını incelememesi sadece adil yargılanma hakkını zedelemekle kalmaz, aynızamanda davanın konusunu oluşturan medeni hakkın bağlantılı bulunduğu diğer(maddi) hak ve özgürlükler yönünden etkili başvuru hakkının ihlal edilmesine deyol açabilir. Yargısal başvuru yolları, çoğunlukla bir hak veya özgürlüklebağlantılı uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulması amacıyla ihdas edilmiştir.Kişiler dava açmak suretiyle mahkemelerden hak ve özgürlükleriyle ilgili olarakyargısal koruma talep etmektedir. Bireylerin yargısal koruma taleplerine cevapvermek, bu bağlamda dava konusu uyuşmazlığın esasını inceleyerek iddia vesavunmaları değerlendirdikten sonra davayı karara bağlamak yargı mercilerininanayasal yükümlülüğüdür (Berrin Baran Eker, § 57).
33. Bununla birlikte adil yargılanma hakkı davanınsonucuna yönelik bir güvence içermemekte yargılama sürecinin adil olarakyürütülmesini temin edecek birtakım usul güvenceleri sunmaktadır. Dolayısıylabireysel başvuru incelemelerinde adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirmeyapılırken davanın sonucuna ilişkin bir çıkarım yapılması mümkün değildir. AnayasaMahkemesinin tarafların öne sürdüğü ve esasa etkili olan iddiaların -mahkemehakkının gereği olarak- derece mahkemelerince işin mahiyetinin gerektirdiğiölçüde incelenip incelenmediğini denetleme görevi bulunmaktadır (BerrinBaran Eker, § 58).
34. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin Berrin Baran Eker kararındavurgulandığı üzere 667 sayılı KHK'da, devletin millî güvenliğine karşıfaaliyette bulunduğuna Millî Güvenlik Kurulunca karar verilen yapı, oluşum veyagruplara ya da terör örgütlerine üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahutbunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen işçilerin iş sözleşmelerininfeshedilmesi öngörülmüş ancak yargı mercilerinin denetim yetkisini kısıtlayanherhangi bir hükme yer verilmemiştir. Bu bakımdan 667 sayılı KHK'nın 4. maddesidayanak gösterilerek iş sözleşmesi feshedilen işçiler tarafından açılan işeiade davalarının esasının incelenmesini önleyen herhangi bir düzenlemebulunmamaktadır (Berrin Baran Eker, § 69).
35. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu ve buKanun'u yorumlayan Yargıtay içtihatlarına göre asıl işverenin alt işverendensözleşmenin feshini istemesi, feshi kendiliğinden tek başına geçerli hâlegetirmemektedir. Ayrıca her ne kadar işten çıkarmanın şüphe feshine dayalıolduğu, dolayısıyla niteliği gereği şüphenin veya şüpheye götüren olgularınispatının imkânsız olduğu haklı olarak ileri sürülebilirse de -Yargıtaykararlarında da belirtildiği üzere- derece mahkemelerince işvereni şüpheyegötüren olguların ispat koşulu aranmadan bir bütün olarak değerlendirilmesineengel bir durum yoktur. Aksi takdirde işverenin şüphesine dayanak olgularındeğerlendirilememesi, böylece feshin geçerli nedene dayanıp dayanmadığınınincelenememesi şüphe feshinde yargı yolunun açık olmasını anlamsız kılar.Dolayısıyla derece mahkemelerinin başvurucunun iş sözleşmesinin feshiningeçerli nedene dayanıp dayanmadığını inceleme yükümlülüğünün bulunmadığısonucuna ulaşılmasını gerektirecek herhangi bir neden söz konusu değildir (BerrinBaran Eker, § 69).
36. Kısacası 667 sayılı KHK'nın 4. maddesinde belirtilenörgüt, yapı, oluşum veya gruplara üye olunması ya da bunlara mensubiyetin veyailtisakın yahut irtibatın bulunması geçerli bir fesih sebebi olaraköngörülmüştür. Ancak bu düzenleme sözü edilen yapılarla irtibatının bulunduğugerekçesiyle iş sözleşmesi feshedilen bir işçinin açtığı işe iade davasındaderece mahkemelerinin geçerli fesih sebebi olarak gösterilen olguyu, diğer birifadeyle işçinin kuralda belirtilen yapılarla irtibatının bulunupbulunmadığını, iş hukukunun kurallarını da gözeterek araştırma ve ortaya koymayükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır (Berrin Baran Eker, § 71).
ii. İlkelerinOlaya Uygulanması
37. Somut olayda da derece mahkemeleri, adil yargılanmahakkının bir unsuru olan mahkeme hakkı gereği asıl işverenin başvurucularhakkındaki değerlendirmesinin objektif ve makul dayanakları olup olmadığını,dolayısıyla geçerli feshin koşullarının oluşup oluşmadığını incelemeden asılişverenin şüphesine bağlı kalarak sonuca varmıştır. Başka bir ifadeyle derecemahkemeleri yargısal fonksiyonun esasını oluşturan uyuşmazlığın içinde yer alanmaddi ve hukuki sorunların bütünüyle ele alınması ve karara bağlanması işleviniyerine getirmemiş, gerçek anlamda bir yargısal faaliyet icra etmemiştir.Dolayısıyla hukuk düzeni tarafından başvuruculara tanınan feshe karşı yargıyolunun açık olması teorik olmaktan öteye geçememiştir. Bu durumdabaşvurucuların mahkeme hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmaktadır. Her nekadar başvuruya konu kararların bir kısmında bazı başvurucular hakkında adliişlem olduğu belirtilmişse de bu işlemlerin neler olduğu ve şüpheyi haklı kılıpkılmadığı olgusal olarak değerlendirilmediğinden anılan karardan ayrılmayıgerektiren bir durumun bulunmadığı anlaşılmaktadır.
38. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan mahkeme haklarının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
C. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
39. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlaledildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlindeihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir...
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
40. Başvurucular, yargılamanın yenilenmesine vezararlarının tazminine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
41. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararındaihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genelilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer birkararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesininsonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibiilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (AligülAlkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
42. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığındansöz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yaniihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikleihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olankarar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması,varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bubağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (MehmetDoğan, §§ 55, 57).
43. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veyamahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılıKanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgilimahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundakibenzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıylayeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderimyolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararınabağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundakiyargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yenidenyargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisibulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasalyükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararınedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarınıgidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).
44. İncelenen başvuruda, derece mahkemelerinin dava konusuuyuşmazlığın esasını incelememeleri sebebiyle adil yargılanma hakkıkapsamındaki mahkeme hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıylaihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmıştır.
45. Bu durumda mahkeme hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgüdüzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasınagöre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamdayapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesiniihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelereuygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğininyeniden yargılama yapılmak üzere ekli tablonun (D) sütununda belirtilenmahkemelere gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
46. İhlalin tespiti ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasıiçin yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığındantazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
47. Avukat Emine Şeker tarafından temsil edilenbaşvuruculara 3.000 TL vekâlet ücretinin müştereken, Avukat Abdulkadir Güleçtarafından temsil edilen başvuruculara 3.000 TL vekâlet ücretinin müştereken,Avukat İmdat Ataş tarafından temsil edilen başvuruculara 3.000 TL vekâletücretinin müştereken, Avukat Aydın Özdemir tarafından temsil edilenbaşvuruculara 3.000 TL vekâlet ücretinin müştereken, avukatla temsil edilendiğer başvuruculara 3.000 TL vekâlet ücretinin ayrı ayrı ödenmesine; dosyadakibelgelerden tespit edilen ekli tablonun (E) sütununda gösterilen miktarlardakiharcın başvuruculara ayrı ayrı ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinde bulunan başvurucuların adliyardım taleplerinin KABULÜNE,
B. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkeme hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkeme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin mahkeme hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere eklitablonun (D) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,
F. Ekli tablonun (E) sütununda gösterilen başvuruharçlarının başvuruculara AYRI AYRI, Avukat Emine Şeker tarafından temsiledilen başvuruculara 3.000 TL vekâlet ücretinin MÜŞTEREKEN, Avukat AbdulkadirGüleç tarafından temsil edilen başvuruculara 3.000 TL vekâlet ücretininMÜŞTEREKEN, Avukat İmdat Ataş tarafından temsil edilen başvuruculara 3.000 TLvekâlet ücretinin MÜŞTEREKEN, Avukat Aydın Özdemir tarafından temsil edilenbaşvuruculara 3.000 TL vekâlet ücretinin MÜŞTEREKEN, avukatla temsil edilendiğer başvuruculara 3.000 TL vekâlet ücretinin AYRI AYRI ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucularınHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihlerinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 3/11/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.