TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ABDULLAH ASLAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2018/22112)
Karar Tarihi: 15/12/2020
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Muammer TOPAL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Fatih ALKAN
Başvurucu
:
Abdullah ASLAN
Vekili
:
Av. Murat SADAK
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimindenetlenmesi neticesinde elde edilen kayıtların imha edilmediği vealenileştirildiği ileri sürülerek açılan tazminat davasının reddedilmesinedeniyle özel hayata saygı hakkı ile haberleşme hürriyetiyle bağlantılı olaraketkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 18/7/2018 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucu hakkında Hizbullah terör örgütü adına eylemve faaliyetlerde bulunduğu iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı(Başsavcılık) tarafından 2011 yılında soruşturma başlatılmıştır.
10. Soruşturma sürecinde başvurucu hakkında 4/12/2004tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135. maddesi kapsamındailetişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbiri uygulanmıştır.
11. Başvurucunun da aralarında bulunduğu altmış dörtşüpheli hakkında Başsavcılık tarafından 2/11/2015 tarihinde kovuşturmaya yerolmadığına (takipsizlik) karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, şüphelilerhakkında telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulandığıve söz konusu tedbirin uygulanmasına 22/5/2013 tarihinde son verildiğibelirtilmiştir. Kararda; yürütülen soruşturmada operasyon yapılmasınıgerektirecek mahiyette yeterli delile ulaşılamadığı, şüphelileringerçekleştirdiği görüşmelerin güncel görüşmeler kapsamında kaldığı ve neticededelil elde edilemediğinden şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığınakarar verildiği ifade edilmiştir. Kararda; mahkeme kararlarına dayanılarak icraedilen iletişimin dinlenmesi, tespiti, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesineilişkin tedbirlerin kaldırıldığı vurgulanmıştır. Ayrıca telekomünikasyonyoluyla iletişimin denetlenmesi nedeniyle 5271 sayılı Kanun'un 137. maddesinin(4) numaralı fıkrası uyarınca ilgili kişilere gerekli bildirimlerinyapılmasına, adli emanet memurluğunda bulunan kayıtlı materyallerin aynımaddenin (3) numaralı fıkrası uyarınca imha edilmesine, bu hususta anılanmerciye yazı yazılmasına da karar verilmiştir.
12. Başvurucu; telekomünikasyon yoluyla iletişimindenetlenmesine ilişkin koruma tedbirinin kanuna aykırı şekilde iki yıldan fazlasüre boyunca uygulandığını, söz konusu koruma tedbiri neticesinde elde edilenve 2/11/2015 tarihli takipsizlik kararıyla birlikte imha edilmesine kararverilen kayıtların Başsavcılık tarafından farklı mahkemelere gönderildiğini,kayıtların 11/4/2016 tarihinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'ne (UYAP)yüklendiğini ve bu suretle alenileştirildiğini ileri sürerek 5271 sayılıKanun'un 141. maddesinde düzenlenen koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davasıaçmıştır. Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) kayda alınan ve 20.000TL manevi tazminat talebi içeren 12/5/2016 tarihli dava dilekçesinde başvurucu,imha edilmesi gereken söz konusu kayıtların -tespit edebildiği kadarıyla- yirmidört farklı dava dosyasına girdiğini iddia etmiş ve bu hususta mahkeme adı,esas numarası gibi detaylı bilgiler sunmuştur. Başvurucu; takipsizlik kararınınüzerinden beş ayı aşkın bir süre geçmesine rağmen soruşturma kapsamında eldeedilen dinleme kayıtlarının imha edilmemiş olmasının ve bu kayıtların UYAP'ayüklenip farklı mahkemelere gönderilerek alenileştirilmesinin 5271 sayılıKanun'da yer alan usullere açıkça aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Kişininmahremiyetine ve haberleşmesine yönelik müdahaleler dolayısıyla oluşan zararlarındevlet tarafından tazmin edilmesi gerektiğini, fiilî durumun Cumhuriyetsavcılarının eksik ve yanlış şekilde yaptığı işlemlerden kaynaklandığını veaçtığı davanın 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3) numaralı fıkrasıkapsamında değerlendirilmeye uygun olduğunu iddia etmiştir.
13. Cumhuriyet savcısı tarafından Mahkemeye sunulan esashakkındaki mütalaada tazminat koşullarının oluşmadığı belirtilerek davanınreddine karar verilmesi talep edilmiştir.
14. Mahkeme 19/12/2017 tarihinde davanın reddine kararvermiştir. Kararın gerekçesinde, 5271 sayılı Kanun'un 141. ve 142. maddelerindedavaya konu olan koruma tedbirlerine aykırılık nedeniyle tazminat verilmesininöngörülmediği belirtilmiştir.
15. Başvurucu, söz konusu kararın bozulması ve davanınkabulüne karar verilmesi talebiyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinafbaşvurusunda bulunmuştur. 13/1/2018 tarihli istinaf dilekçesinde 5271 sayılıKanun'un 141. maddesinin (3) numaralı fıkrasının açık olduğunu, bu düzenlemeylesuç soruşturması ya da kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veyadiğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyetsavcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle devletaleyhine tazminat davası açılabileceğinin hüküm altına alındığını vemahkemelerin her şeyin kanunlarda açık şekilde düzenlenmesini beklemelerininhukuka uygun olmadığını iddia etmiştir. Başvurucu, Yargıtay Ceza GenelKurulunun 12/5/2015 tarihli kararını da zikretmiş ve kanunların her sorunuçözemeyeceğini, sorunların çözümü için uygun kurallar manzumesini ortayakoyduğunu, sorunların ise ancak karar vericiler tarafından çözülebileceğiniifade etmiştir. Aynı konu hakkında farklı mahkemelerce verilen kabulkararlarının bulunduğunu, bu yöndeki kararların 5271 sayılı Kanun'un 141.maddesinin (3) numaralı fıkrası çerçevesinde verildiğini, oluşan manevizararlarının giderilmesi yönündeki talebinin yersiz gerekçelerle reddedildiğinide ileri sürmüştür.
16. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin29/5/2018 tarihli kararıyla istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarakkarar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucu tarafından ileri sürülenistinaf nedenlerinin yerinde görülmediği belirtilmiştir.
17. Nihai karar 10/7/2018 tarihinde öğrenilmiştir.
18. 18/7/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgiliMevzuat
19. 5271 sayılı Kanun’un "İletişimin tespiti,dinlenmesi ve kayda alınması" kenar başlıklı 135. maddesinin ilgilikısmı şöyledir:
"(1) (Değişik: 21/2/2014–6526/12md.) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğineilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başkasuretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veyagecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheliveya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi (…) dinlenebilir, kaydaalınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararınıderhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içindeverir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlindetedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.
...
(4) Birinci fıkra hükmüne göre verilenkararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği,iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespiteimkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı ençok iki ay için verilebilir; bu süre, bir ay daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25/5/2005– 5353/17 md.) Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgiliolarak gerekli görülmesi halinde, hâkim yukarıdaki sürelere ek olarak herdefasında bir aydan fazla olmamak ve toplam üç ayı geçmemek üzere uzatılmasınakarar verebilir.
...
(6) (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Şüphelive sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasındahâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı, kovuşturmaaşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda, yüklenen suçun türü,hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefonnumarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresibelirtilir. ...
(7) Bu madde hükümlerine göre alınankarar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur.
..."
20. 5271 sayılı Kanun’un "Kararların yerinegetirilmesi, iletişim içeriklerinin yok edilmesi" kenar başlıklı 137.maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:
"(3) 135inci maddeye göre verilen kararın uygulanması sırasında şüpheli hakkındakovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi ya da aynı maddenin birincifıkrasına göre hâkim onayının alınamaması halinde, bunun uygulanmasınaCumhuriyet savcısı tarafından derhâl son verilir. Bu durumda, yapılan tespitveya dinlemeye ilişkin kayıtlar Cumhuriyet savcısının denetimi altında en geçon gün içinde yok edilerek, durum bir tutanakla tespit edilir.
(4)Tespit ve dinlemeyeilişkin kayıtların yok edilmesi halinde soruşturma evresinin bitimindenitibaren, en geç onbeş gün içinde, Cumhuriyet Başsavcılığı, tedbirin nedeni,kapsamı, süresi ve sonucu hakkında ilgilisine yazılı olarak bilgi verir."
21. 5271 sayılı Kanun’un "Tazminat istemi"kenar başlıklı 141. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Suçsoruşturması veya kovuşturması sırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullardışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkimönüne çıkarılmayan,
c) Kanunî hakları hatırlatılmadan veyahatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan,
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığıhâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içindehakkında hüküm verilmeyen,
e) Kanuna uygun olarak yakalandıktanveya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veyaberaatlerine karar verilen,
f) Mahkûm olup da gözaltı vetutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veyaişlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniylezorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan,
g) Yakalama veya tutuklama nedenleri vehaklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklıbulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan,
h)Yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen,
i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz birşekilde gerçekleştirilen,
j) Eşyasına veya diğer malvarlığıdeğerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gereklitedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışıkullanılan veya zamanında geri verilmeyen,
k) (Ek: 11/4/2013-6459/17 md.) Yakalamaveya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarındanyararlandırılmayan,
Kişiler, maddî ve manevî her türlüzararlarını, Devletten isteyebilirler.
...
(3)(Ek:18/6/2014-6545/70md.) Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturmasısırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhilolmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veyayaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhineaçılabilir.
..."
22. 5271 sayılı Kanun’un "Tazminat istemininkoşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Karar veya hükümlerinkesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veyahükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat istemindebulunulabilir.
(2) İstem, zarara uğrayanın oturduğu yerağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusuişlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakınyer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır.
(3) Tazminat isteminde bulunan kişinindilekçesine, açık kimlik ve adresini, zarara uğradığı işlemin ve zararınnitelik ve niceliğini kaydetmesi ve bunların belgelerini eklemesi gereklidir.
...
(6) İstemin ve ispat belgelerinindeğerlendirilmesinde ve tazminat hukukunun genel prensiplerine göre verilecektazminat miktarının saptanmasında mahkeme gerekli gördüğü her türlü araştırmayıyapmaya veya hâkimlerinden birine yaptırmaya yetkilidir.
...
(8) Karara karşı, istemde bulunan,Cumhuriyet savcısı veya Hazine temsilcisi, istinaf yoluna başvurabilir;inceleme öncelikle ve ivedilikle yapılır.
..."
23. 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza MuhakemesiKanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'a 18/6/2014 tarihli ve 6545sayılı Türk Ceza Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına DairKanun'un 86. maddesiyle eklenen geçici 8. madde şöyledir:
"(1) BuKanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce suç soruşturması ve kovuşturmasısırasında yapılan her türlü işlem veya alınan karar nedeniyle hâkimler veCumhuriyet savcıları hakkında hukuk mahkemelerinde açılan ve hâlen derdest olantazminat davasına ilişkin dosyalar mahkemesince, Yargıtay incelemesinde bulunandosyalar ise esası incelenmeksizin ilgili dairece yetkili ağır ceza mahkemesinegönderilir. Bu davalar ağır ceza mahkemelerince, Ceza Muhakemesi Kanununun 141inci ve devamı maddeleri uyarınca Devlet aleyhine yürütülmek suretiyle kararabağlanır."
2. İlgili YargıKararları
24. Başvurucuyla aynı soruşturma kapsamında soruşturulanve haklarında takipsizlik kararı verilen dört kişi tarafından koruma tedbirlerinedeniyle açılan tazminat davasında Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen13/12/2017 tarihli ve E.2016/59, K.2017/349 sayılı kararın ilgili kısmışöyledir:
"...İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığının ... soruşturma sayılı evrakın incelenmesinde; Davacınınİstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce yürütülensoruşturma sırasında teknik takip altında tutulduğu, telefonlarının dinlendiği,hakkında iletişim tespit kararları verildiği ve bu kararların bir çok kezuzatıldığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının ... evrakında verilen02/11/2015 tarihli ... kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğianlaşılmış, böylece hakkında haksız yere koruma ve denetim tedbirlerininuygulandığı, KYOK kararı verildikten sonra davacı hakkında yapılan dinlemekayıtlarının, teknik takip kayıtlarının uyap sistemine yüklenerek 24 farklıdosyaya girdiği, davacı hakkında haksız dinleme sonucunda elde edilen dinlemekayıtlarının hukuka aykırı olarak elde tutulduğu ve yok edilmediği, busebeplerle davacının CMK'nın 141/3 maddedeki şartların gerçekleştiğianlaşılmakla haksız koruma ve denetim tedbirlerine maruz kalan davacınınzenginleşmeye yol açmayacak şekilde iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kaydaalınması ile teknik takip tedbirine başvurulmasından dolayı meydana gelenmağduriyetinin giderilmesi için 1.500 TL manevi tazminatın 02/02/2016tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, haksız dinlemesonucunda elde edilen dinleme kayıtlarının hukuka aykırı olarak eldetutulmasından ve yok edilmemiş olmasından dolayı meydana gelen mağduriyetiningiderilmesi için 1.500 TL manevi tazminatın 10/05/2016 tarihinden itibarenişleyecek yasal faizi ile davalı hazineden alınarak davacıya ... verilmesinehükmedilmesi gerekmiştir.
..."
25. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 11/11/2015 tarihli veE.2015/13049, K.2015/17584 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...ceza yargılama mevzuatımızdakişilerin gizli veya özel hayatı ile ilgili kabul edilebilecek bilgiler ilekişilerin onur ve saygınlığını zedeleyecek ifade ve ibarelerin iddianamedebulunmasını yasaklayıcı pozitif bir hukuk kuralı bulunmamaktadır. Ancak, böylebir düzenlemenin bulunmaması kişilerle ilgili her türlü bilginin iddianamedegösterilmesini hukuka uygun kılmakta mıdır? Başka bir anlatımla diğerkişilerden beklenen, özel hayata saygı, onur ve saygınlığı zedeleyicidavranışlardan kaçınma özen ve yükümlülüğü Cumhuriyet savcısı veya hakimdenbeklenmeyecek midir?
Anayasamızın başlangıç bölümünde yeralan 'Her Türk vatandaşının ... milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içindeonurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirmevarlığını hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu' özel hayatın gizliliğinidüzenleyen 20. maddesinde ise 'Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğinedokunulamaz' şeklindeki düzenlemeye paralel olan; 4721 sayılı MK’nın 24.maddesindeki; “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden,saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.
Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası,daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkininkullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarınayapılan her saldırı hukuka aykırıdır.' hükmü ile; 6098 sayılı Türk BorçlarKanununun 58. maddesinin 1. fıkrasındaki; 'Kişilik hakkının zedelenmesindenzarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında birmiktar para ödenmesini isteyebilir.' hükmü ve yine Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesinin 'Özel hayatın ve aile hayatının korunması başlıklı 8.maddesindeki; 'Herkes özel hayatına, aile hayatına, konutuna ve haberleşmesinesaygı gösterilmesi hakkına sahiptir.' hükümleri birlikte değerlendirildiğinde;
CMK'nın 170. maddesinin 3. fıkrasındaki'iddianamede yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerleilişkilendirilerek açıklanır' hükmünü uygulayan Cumhuriyet savcıları da,zorunluluk ve gereklilik ilkelerine uygun hareketle özenli davranmalı,kişilerin gizli veya özel hayat alanına ait olan, haberleşme içerikleri,kişiler arasındaki konuşmalar, özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerleilgili bilgi ve belgelere iddianame içeriğinde yer vermelerinin gerekli olmasıhalinde, maruz kalınan suçlar bakımından kişilerin onur ve saygınlığını en azzedeleyecek şekilde yer vermeli, zorunluluk ve gereklilik bulunmadıkça yervermemelidir. Gereklilik ve zorunluluğun belirlenmesinde ise suçun sübutu venitelendirilmesine etki ölçüsüyle hareket edilmeli, isnat edilen suçunniteliği, tarafların davadaki konumları, kişilerin ileriki yaşamlarındakietkileri, cinsiyeti, yaşı gibi özellikleri göz önünde bulundurulmalı yerverilmesinin gerekli olduğu sonucuna ulaşıldığı takdirde ise bireysel haklarıen az ihlal edecek ve bu ihlali haklı gösterecek bir yöntem benimsenmelidir. Yargılamamakamları da, kamusal ve özel yararlar arasındaki dengeyi gözeterek, özelbilgilerin kamuya yayılmasının önüne geçecek tedbirleri almalı, gerekkararlarında gerekse yargılamada bu hususlarda daha dikkatli ve özenlidavranmalıdır.
Tüm bu açıklamalar ışığında davacınıniddiaları değerlendirildiğinde, iddianamede mağdur olarak gösterilen davacıhakkında tutulan fişleme kayıtlarının iddianamede aynen yer alması, içeriğiyleilgili hiçbir değerlendirme yapılmaksızın ve değer yargısında bulunulmaksızınCMK’nın 141/3. fıkrası uyarınca tazminatı gerektirmektedir. Zira sanıklaraisnat edilen suç gözetildiğinde, bu kayıtların iddianamede aynen yer almasıgerekmediği gibi, aynen yer almasında kamusal bir yarar da bulunmamaktadır.Yargılama faaliyetlerinden kaynaklanan ve emredici veya yasaklayıcı bir normbulunmaması nedeniyle, kişisel kusur veya haksız fiil kapsamındadeğerlendirilemeyecek bu özensiz davranış nedeniyle doğan zararıngiderilmesinde, Devletin kusursuz sorumluluğu söz konusu olup, yapılansoruşturma ve kovuşturmalarda oluşan bu tür zararların tazminat hukukunun genelilkeleri çerçevesinde Devlet tarafından karşılanması gerekmektedir.
Açıklanan ilkeler çerçevesinde,ispatlandığı takdirde maddi zararı ile yargılama faaliyetleri nedeniylezedelenen kişilik haklarından dolayı makul bir miktarda manevi tazminatahükmedilmesi gerekirken, isabetsiz gerekçelerle davanın reddine kararverilmesi, Kanun'a aykırı olup, davacı vekilinin temyiz itirazları bu nedenleyerinde görüldüğünden ... hükmün bozulmasına ... oybirliğiyle karar verildi."
26. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 11/6/2018 tarihli veE.2018/2990, K.2018/6506 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...yeterli uzmanlığı bulunmayanbilirkişiye rapor düzenlettirerek, bu raporu esas alıp dava açan Cumhuriyetsavcısının eylemlerinden ötürü manevi tazminat isteminde bulunulduğugörülmekle, belirtilen davanın 5271 sayılı CMK'ın 141/3 maddesinde düzenlenenhakim ve Cumhuriyet savcısının verdiği karara ve yaptığı işleme dayanılarakaçıldığı, 6545 sayılı Kanunun 70. maddesi ile ekli CMK'nın 141/3 maddesinde, 'Birincifıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasındakişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzerehâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıklarıişlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabileceği'ninbelirtildiği, aynı Kanun'un 86. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici8. maddesinde ki 'Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce suç soruşturmasıve kovuşturması sırasında yapılan her türlü işlem veya alınan karar nedeniylehâkimler ve Cumhuriyet savcıları hakkında hukuk mahkemelerinde açılan ve hâlenderdest olan tazminat davasına ilişkin dosyalar mahkemesince, Yargıtayincelemesinde bulunan dosyalar ise esası incelenmeksizin ilgili dairece yetkiliağır ceza mahkemesine gönderilir. Bu davalar ağır ceza mahkemelerince, CezaMuhakemesi Kanununun 141 inci ve devamı maddeleri uyarınca Devlet aleyhineyürütülmek suretiyle karara bağlanır.' şeklinde düzenleme dikkate alındığında, CMK'nın141/3 maddesinde belirtilen hakim ve Cumhuriyet savcılarının karar veyaişlemlerine dayalı tazminat davalarının ağır ceza mahkemelerinde kararbağlanacağı hususu gözetilmeden, davanın görev yönünden reddine dair yazılışekilde hüküm tesisi, Kanuna aykırı olup, ... sair yönleri incelenmeyen hükmünbu sebepten dolayı ... bozulmasına ... karar verildi."
27. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 28/5/2018 tarihli veE.2017/8495, K.2018/5987 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...tarihli duruşmada davacı vekilitarafından, dinleme kararı veren hakim hakkında, kurul tarafından soruşturmaaçıldığının iddia edilmesi karşısında, tazminat istemine dayanak soruşturmadosyasında görev yapan Cumhuriyet savcıları ve hakimler hakkında yürütülen adlive idari soruşturma olup olmadığı, olması halinde sonucunun, Cumhuriyetsavcıları ve hakimlerin kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumlulukhâllerinin bulunup bulunmadığı, CMK'nın 141/3. maddesinde belirtilen halindavacı lehine oluşup oluşmadığının araştırılmaması ... Kanuna aykırı olup ...hükmün ... bozulmasına ... karar verildi."
B. UluslararasıHukuk
28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özelve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Herkes özel ve aile hayatına,konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir."
29. Sözleşme'nin "Etkili başvuru hakkı" kenarbaşlıklı 13. maddesi şöyledir:
"Bu Sözleşme’de tanınmış olan hakve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifasıiçin davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merciönünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir."
30. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklerin ulusal düzeyde korunması içinetkili bir başvuru yolunun var olması gerektiğini belirtmektedir. AİHM'e göreSözleşme'nin 13. maddesi yetkili ulusal makamlar tarafından Sözleşme kapsamınagiren bir şikâyetin esasının incelenmesine izin veren ve uygun bir telafiyöntemi sunan bir iç hukuk yolunun sağlanmasını gerekli kılmaktadır. Ayrıca buhukuk yolunun teoride olduğu kadar pratikte de etkili bir yol olmasıgerekmektedir (İlhan/Türkiye [BD], B. No: 22277/93, 27/6/2000, § 97; Kudla/Polonya[BD], B. No: 30210/96, 26/10/2000, § 157; Özpınar/Türkiye, B. No:20999/04, 19/10/2010, § 82).
31. AİHM, etkili başvuru hakkının Sözleşme çerçevesinde savunulabilirnitelikteki bir şikâyetin etkili bir şekilde mahkemelerce incelenmesini veöngörülen yolun uygun bir telafi imkânı sunmaya elverişli olmasını güvencealtına aldığını vurgulamaktadır (Kudla/Polonya, § 157;Dimitrov-Kazakov/Bulgaristan, B. No: 11379/03, 10/2/2011, § 35). AİHM, içhukuktaki düzenlemelerin başvuruculara bu anlamda asgari güvenceleri içerecekşekilde yeterli bir hukuk yolu sunup sunmadığını irdelemektedir (Dimitrov-Kazakov/Bulgaristan,§ 36).
V. İNCELEME VEGEREKÇE
32. Mahkemenin 15/12/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları ve Bakanlık Görüşü
33. Başvurucu;
i. Hakkında iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kaydaalınmasına ilişkin koruma tedbiri uygulandığını, yaklaşık iki buçuk yıl sürenbu tedbir sonrasında kovuşturmaya yer olmadığına ve elde edilen kayıtların imhaedilmesine karar verildiğini, 5271 sayılı Kanun'un 137. maddesinin (3) numaralıfıkrası gereğince yapılan tespit veya dinlemeye ilişkin kayıtların en geç ongün içinde imha edilmesi gerektiğini, sonraki süreçte açılan davalardamahkemelerce soruşturma dosyasının Başsavcılıktan talep edildiğinibelirtmiştir.
ii. Haksız şekilde kayıt altına alınan ve imha edilmesigereken tapelerin/görüşmelerin takipsizlik kararının üzerinden beş ay geçmesinerağmen soruşturma dosyasıyla birlikte Başsavcılık tarafından yirmi dört farklımahkemeye gönderildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca imha edilmeyen kayıtların UYAPüzerinden gönderildiğini, bu suretle özel hayatının ve haberleşmesinin ifşaedildiğini iddia etmiştir.
iii. Cumhuriyet savcısının ihmalinden ve yaptığı işlemdenkaynaklanan manevi zararlarının karşılanması talebiyle 5271 sayılı Kanun'un141. ve devamı maddelerinde öngörülen koruma tedbirleri nedeniyle tazminatdavası açtığını, anılan maddenin (3) numaralı fıkrası gereğince davasınınetkili bir şekilde incelenmesi ve açık olan ihlal nedeniyle lehine manevitazminata hükmedilmesi gerekirken söz konusu davayı açmak için kanundaöngörülen koşulları taşımadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiğiniifade etmiştir.
iv. Mahkemenin 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesindekidava yolu hakkında geliştirdiği ve hakkın özünü korumayan dar yorumu nedeniylemanevi zararlarını karşılayamadığını belirterek özel hayata saygı hakkının,haberleşme hürriyetinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
34. Bakanlık görüşünde, başvuruya konu edilen süreçteyargı organlarınca verilen kararlara ilişkin genel bilgiler aktarılmış vebaşvurucu hakkındaki kayıtların UYAP ortamına aktarılmasının başvurucuya aşırıbir külfet yüklemediği, kamu yararı ile başvurucunun bireysel yararı arasındamakul dengenin gözetildiği ifade edilmiştir. Ayrıca başvurucunun kayıtlarınınsüresinde imha edilmediğine ilişkin iddiasının doğru olması durumunda -her nekadar bu husus mevzuata aykırılık oluştursa da- kayıtların ifşa olmadığı,herhangi bir şekilde kullanılmadığı, dosyayla ilgilenen yetkili kişiler dışındaüçüncü kişilerle paylaşılmadığı, ilgili makamların mevzuata aykırılığı farkettiği anda resen harekete geçtikleri ve kayıtların silinmesini talep ettikleribelirtilmiştir. Görüşte, bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde başvurucununherhangi bir zararının ve dolayısıyla mağduriyetinin bulunmadığı vebaşvurucunun ilk derece mahkemeleri önünde zararının varlığını kanıtlayamadığıileri sürülmüştür.
35. Bakanlık görüşüne karşı başvurucu, sunduğu cevapdilekçesinde bireysel başvuru formundaki taleplerini tekrar etmiştir.
B. Değerlendirme
36. Anayasa’nın "Özel hayatın gizliliği" kenarbaşlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ...saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğinedokunulamaz.”
37. Anayasa’nın "Haberleşme hürriyeti" kenarbaşlıklı 22. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.Haberleşmenin gizliliği esastır."
38. Anayasa’nın "Devletin temel amaç vegörevleri" kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:
“Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak,kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hakve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacaksurette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanınmaddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayaçalışmaktır.”
39. Anayasa’nın "Temel hak ve hürriyetlerinkorunması" kenar başlıklı 40. maddesi şöyledir:
"Anayasa ile tanınmış hak vehürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurmaimkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerinhangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmekzorundadır.
Kişinin, resmî görevliler tarafındanvâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazminedilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır."
40. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Başvurucunun yargı makamlarınca gerçekleştirilen işlemlerden veihmallerden kaynaklanan, özel hayatın gizliliği ile haberleşmenin gizliliğininihlal edilmesi suretiyle oluşan zararlarının tazmin edilmesi talebiyle açtığıdavanın etkili bir çözüm imkânı sunmadığına ilişkin şikâyetleri, Anayasa'nın 20.ve 22. maddeleriyle bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altınaalınan etkili başvuru hakkı kapsamında değerlendirilmiştir. Etkili başvuruhakkı bakımından yapılacak incelemenin sonucuna göre bu aşamada özel hayatasaygı hakkı ile haberleşme hürriyeti bakımından ayrıca bir incelemeyapılmayacaktır (aynı yönde değerlendirmeler için bkz. Murat Haliç, B.No: 2017/24356, 8/7/2020, § 40; İlhan Gökhan, B. No: 2017/27957,9/9/2020, § 40).
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
41. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
a. Genelİlkeler
42. Anayasa'nın 12. maddesine göre herkes kişiliğinebağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.Bu genel nitelikteki anayasal düzenleme ile bireylerin kişilik değerlerineyönelen ve zarar veren olumsuz tutum ve davranışlar dışlanmaktadır. Bununyanında Anayasa'nın 5. maddesinde, bireylerin temel hak ve özgürlüklerininkorunması için gerekli şartların hazırlanması devletin temel amaç vegörevlerinden biri olarak sayılmaktadır. Bu düzenlemeler ışığında devletinbireylerin özel hayata saygı haklarına ve haberleşme hürriyetlerine keyfîolarak müdahale etmemenin yanında üçüncü kişilerin anılan hak ve özgürlüklerekarşı saldırılarını önlemekle yükümlü kılındığı, bu bağlamda pozitifyükümlülüklerinin bulunduğu söylenebilir (Ali Çığır, B. No: 2015/19298,8/5/2019, § 32; Erol Kumcu, B. No: 2015/18988, 9/5/2019, § 32; U.B.,B. No: 2015/3175, 10/10/2019, § 33; Murat Haliç, § 42; İlhan Gökhan, §42).
43. Söz konusu yükümlülükler, kişilerin özel hayatlarınave haberleşmelerine yönelik gerçekleşmesi yakın tehlikelere karşı gerçekanlamda bir koruma sağlayabilmeli ve oluşan zararların tazmin edilmesi içinkamu makamlarınca gerçekleştirilen işlemler, yapılan eylemler ve ihmallerkonusunda kişilere etkili bir karşı çıkma ve telafi imkânı tanımalıdır. Buimkân ise ancak etkili bir başvuru yolu tanınması ile sağlanabilir (MuratHaliç, § 43; İlhan Gökhan, § 43).
44. Etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlaledildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarınıinceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesiniengellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlama)elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlanmasıolarak tanımlanabilir (Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019, § 47; MuratHaliç, § 44; İlhan Gökhan, § 44).
45. Anayasa Mahkemesi, manevi zararların ağırlıkta olduğuihlal iddialarında -kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı, özel hayatasaygı hakkı ile haberleşme hürriyeti kapsamında- hukuki tazmin yolunu dahayüksek başarı şansı sunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yoluolarak kabul etmiştir (Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 44; AslıKırmızı Demirseren, B. No: 2013/5680, 15/4/2014, § 41; Gülşin Oral,B. No: 2013/6129, 16/9/2015, § 47; Sümeyye Örnek, B. No: 2014/11091,7/6/2017, § 26). Bunun gerekçesi ise kasten veya taksirle başkalarına verilenzararın hukuki sorumluluk kapsamında giderilmesi imkânının daha fazla olması,ceza hukuku alanında objektif sorumluluğa yer verilmezken hukuki sorumlulukalanında objektif sorumluluk esasının da etkili şekilde uygulanması ve hukukisorumluluk alanında aynı maddi vakıalar çerçevesinde daha düşük bir ispatstandardı kullanılması olarak açıklanmıştır. Ayrıca hukuk sistemimizde hukukisorumluluk alanındaki tazmin yükümlülüğünün asıl gayesinin zarar göreninzararının telafi edilmesi olduğu dikkate alındığında özellikle manevi zararadayanan uyuşmazlıklar açısından hukuki tazmin yolu ilgililere daha yüksek başarışansı sunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu olaraknitelendirilmiştir (Işıl Yaykır, § 44; Aslı Kırmızı Demirseren, §41; Mesut Özbezen, B. No: 2013/8175, 15/4/2014, § 40; Murat Haliç, §45; İlhan Gökhan, § 45).
46. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, kişilik haklarına saldırımahiyetindeki iddiaların adli ve idari yargı düzenindeki mahkemelercedeğerlendirilebileceğini, bu doğrultuda ilgili mevzuat kapsamında kişilikhaklarına yönelen saldırıların sona erdirilmesi ve zararın tazmin edilmesihususunda hukuk davası ile tam yargı davası açılabileceği konusunda birtereddüdün bulunmadığını da vurgulamaktadır (Ali Çığır, § 41; ErolKumcu, § 41; Cansun Sarıyıldız, B. No: 2015/11671, 8/1/2020, § 30; MuratHaliç, § 46; İlhan Gökhan, § 46).
47. Devletin suçların soruşturulması faaliyeti kapsamındaşüpheliler hakkında birtakım tedbirler alarak onları gözetimi altında tuttuğudurumlarda ise şüphelilerin sonradan ileri sürecekleri şikâyetlerinin olmasıolağandır. Usul kurallarının yoğun şekilde öngörüldüğü bu özel durumlaryönünden söz konusu şikâyetlerin esasının incelenmesine imkân sağlayan vegerektiğinde uygun bir telafi yöntemi sunan etkili hukuk yollarının olması dailgililere etkili başvuru hakkının sağlanması bakımından bir gerekliliktir.5271 sayılı Kanun'un 141. ve devamı maddelerinde düzenlenen koruma tedbirlerinedeniyle tazminat davaları da bu bağlamdaki gerekliliği karşılamaya uygun biryöntem sunmalıdır (Murat Haliç, § 47; İlhan Gökhan, § 47).
48. H.Ö. (B. No: 2017/34332, 12/12/2018) kararındaAnayasa Mahkemesi, koruma tedbirleri tazminat davaları ile 5271 sayılı Kanun'un141. maddesinin (3) numaralı fıkrası yönünden birtakım değerlendirmelerdebulunmuştur. Söz konusu düzenlemeler ile pratikteki uygulamaların bu türşikâyetler açısından etkili bir hukuk yolu olarak değerlendirilebilmesi içingerekli olan yargısal yaklaşıma ilişkin yapılan açıklamalarda Anayasa Mahkemesi5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" kenar başlıklı 141.maddesinin (3) numaralı fıkrasında suç soruşturması veya kovuşturması sırasındakişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzerehâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdiği kararlar veya yaptığı işlemlernedeniyle devlet aleyhine tazminat davası açılabileceğinin öngörüldüğünü,anılan hüküm kapsamında Cumhuriyet savcılarının yapmış oldukları işlemlernedeniyle zarar gördüğünü düşünen mağdurlar yönünden bir başvuru mekanizmasınınoluşturulduğunu tespit etmiştir (H.Ö., § 41; ayrıca bkz. M.Y., B.No: 2014/7149, 22/11/2017, § 50). H.Ö. kararında, yargılamafaaliyetlerinden doğan ve emredici ya da yasaklayıcı bir kural bulunmamasınedeniyle kişisel kusur veya haksız fiil kapsamında değerlendirilemeyeceközensiz davranışlardan kaynaklanan zararların 5271 sayılı Kanun'un (3) numaralıfıkrası kapsamında giderilebileceğine ilişkin olarak Yargıtayca verilen bazıkararlara da yer verilmiş ve anılan fıkranın etkili bir yol olarakişletilebileceğine işaret edilmiştir (Murat Haliç, § 48; İlhanGökhan, § 48).
49. Gerçekten de kişilerin mağduriyetlerinin giderilmesiamacıyla öngörülen yargı yollarından biri olan koruma tedbirleri nedeniyletazminat davası açma imkânının mevzuatta yer alması tek başına yeterli olmayıpbu yolun aynı zamanda pratikte de başarı şansı sunması gerekir. Söz konusu yolabaşvurulabilmesi için öngörülen koşullar somut olaylara tatbik edilirkendayanak işlem, eylem ya da ihmallerden kaynaklanan savunulabilir niteliktekiiddiaların bu doğrultuda geniş şekilde değerlendirilmesi, koşulların oluşmadığısonucuna ulaşılması durumunda ise bu durumun yargı makamları tarafından ilgilive yeterli gerekçelerle açıklanması gerekir (Murat Haliç, § 49; İlhanGökhan, § 49).
50. Sonuç olarak tahdidi sayılan koşullar dışındahâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptığıişlemlerden kaynaklanan zararların giderilmesine yönelik girişimlerde bulunmaimkânı sağlayan ve geniş şekilde yorumlanmaya uygun olan söz konusudüzenlemelerin zarar görenlerin herhangi bir yargı merciine başvurma imkânınıortadan kaldıracak şekilde dar yorumlanmaması ve etkili bir yargısal korumasağlama konusunda yargı makamlarınca temel hak ve özgürlükleri önceleyen biryaklaşım içinde olunması etkili başvuru hakkının gereklerinin sağlanmasıaçısından önem arz etmektedir (Murat Haliç, § 50; İlhan Gökhan, §50).
b. İlkelerinOlaya Uygulanması
51. Başvuru özetle takipsizlik kararıyla birlikteBaşsavcılık tarafından imha edilmesine karar verilen dinleme kayıtlarının beşay geçmesine rağmen tutulmaya devam edilmesi, kayıtların birçok farklımahkemeye gönderilmesi ve UYAP'a aktarılması nedeniyle manevi zarara uğradığınıbelirten başvurucunun pratikte bu iddialarını dile getirebileceği etkili birbaşvuru yolu bulunmadığına, bir başka deyişle mevcut yargısal sistemin etkiliolmadığına ilişkindir.
52. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde 18/6/2014tarihinde yapılan değişikliklerle eklenen (3) numaralı fıkra ile anılanmaddenin (1) numaralı fıkrasında yazan hâller dışında suç soruşturması veyakovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleride dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlarveya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davalarının devlet aleyhineaçılabileceği kabul edilmiştir. Dolayısıyla bu suretle Cumhuriyet savcılarınınyapmış olduğu işlemler nedeniyle zarar gördüğünü düşünen kişiler yönünden birhukuk yolunun getirildiği görülmektedir.
53. Bazı kararlarında Yargıtay; suç soruşturması veyakovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleride dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdiği kararlar veyayaptığı işlemler nedeniyle zarar gördüğünü iddia ederek 5271 sayılı Kanun'un141. maddesi kapsamında tazminat davası açan kişilerin durumlarını bu bağlamdadeğerlendirmiştir. Örneğin özel hayatın gizliliği ve iddianame içeriğindekişisel verilerle ilgili bilgi ve belgelere haksız şekilde yer veren Cumhuriyetsavcısının bu eylemine karşı açılan tazminat davasında Yargıtay; yargımensuplarının zorunluluk ve orantılılık ilkelerine uygun hareket ederek özenlidavranmaları gerektiğini, kişilerin gizli veya özel hayat alanına ait olanhaberleşme içeriklerine, kişiler arasındaki konuşmalara, kişisel verilerleilgili bilgi ve belgelere iddianame içeriğinde yer verilmesinin uygun olmadığını,yer verilmesinin zorunlu olması durumda ise maruz kalınan suçlar bakımındankişilerin onur ve saygınlığını en az zedeleyecek şekilde bu hususlara yerverilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Yargıtay, bu durumda bireysel hakları enaz ihlal edecek ve bu ihlali haklı gösterecek bir yöntemin benimsenmesigerektiğini ifade ederek aksi yöndeki yaklaşımı özensiz davranış olaraknitelendirmiş ve 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3) numaralı fıkrasıgereğince mağdurun manevi zararlarının tazmin edilmesi gerektiği sonucunaulaşmıştır (bkz. § 25).
54. Başka bir kararında Yargıtay, yeterli uzmanlığıbulunmayan bilirkişiye rapor düzenlettiren ve bu raporu esas alarak kamu davasıaçan Cumhuriyet savcısının eyleminden dolayı ileri sürülen manevi tazminattalebinin 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamındadeğerlendirilmesi gerektiğine hükmetmiştir (bkz. § 26). Yine Yargıtay, dinlemekararı veren ve hakkında disiplin soruşturması başlatıldığı iddia edilenhâkimin bu kapsamdaki eylem ve işlemlerinden kaynaklanan zararların tazminitalebiyle açılan davada 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3) numaralıfıkrasının uygulanabileceğini ifade etmiştir (bkz. § 27). Ayrıca başvurucuylaaynı soruşturma kapsamında soruşturulan dört kişi tarafından aynı hukukigerekçelerle -koruma tedbirleri nedeniyle- açılan tazminat davasında -Bakırköy11. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/12/2017 tarihli kararıyla- 5271 sayılı Kanun'un141. maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamında manevi tazminata hükmedilmiştir(bkz. § 24).
55. Dolayısıyla 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3)numaralı fıkrasında "suç soruşturması veya kovuşturması sırasındakişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzerehâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıklarıişlemler" şeklinde ifade edilen ve her somut olayın özelliğine göredeğerlendirilmesi gereken nedenlere dayanılarak bir zararın meydana geldiğikonusunda savunulabilir iddiaların ileri sürülmesi durumunda yargı makamlarınınbu konuda yapacakları yorum, söz konusu temel hakların korunmasını sağlayanetkili başvuru yolunun bulunup bulunmadığının saptanmasında kilit roloynamaktadır (Murat Haliç, § 55;İlhan Gökhan, § 55).
56. Somut olayda, başvurucunun özel hayatının vehaberleşmesinin gizliliğinin ihlal edilmesi suretiyle manevi olarak zarargördüğüne ve bu zararların tazmin edilmesi gerektiğine yönelik şikâyetleri 5271sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen koşulların oluşmadığı gerekçesiylederece mahkemelerince reddedilmiştir.
57. Başvurucunun şikâyet ettiği hususun hangi nedenlerle5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamındadeğerlendirilmesi gerektiği hususunda somut ve ikna edici gerekçeler ilerisürdüğü görülmektedir. Ancak derece mahkemelerince bu hususlarındeğerlendirilmediği ve savunulabilir nitelikteki iddialara dayanan davanınneden söz konusu düzenlemenin kapsamında kabul edilmediği hususundaaçıklamalarda bulunulmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca başvurucu ile aynısoruşturma kapsamında hakkında iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kaydaalınmasına ilişkin tedbirler uygulanan ve başvurucuyla birlikte hakkındatakipsizlik verilen diğer kişiler tarafından açılan tazminat davalarında (bkz.§ 24) farklı yönde kararlar verildiğine ilişkin başvurucu tarafından ilerisürülen iddialar hakkında da herhangi bir gerekçenin oluşturulmadığıgörülmektedir.
58. Başvurucunun içinde bulunduğu koşulların veiddialarının 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3) numaralı fıkrasıkapsamında olmadığı yönünde verilen kararın bu yönüyle ilgili ve yeterligerekçeler içermediği ve başvurucuya uygun bir telafi şansı sunmaya elverişliolmadığı anlaşılmaktadır. Esasında 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3)numaralı fıkrasının kapsamı konusunda derece mahkemelerince ortaya konulan bu yaklaşımıntemel hakların ihlaline yönelik şikâyetin etkili bir şekilde incelenmesineimkân sağlamadığı değerlendirilmektedir. Neticede somut olayın koşullarındaözel hayata saygı hakkı ile haberleşme hürriyeti bağlamında oluşan zararlarınıntazmini konusunda başvurucuya, asgari güvenceleri içerecek şekilde etkili birhukuk yolu sunulmadığı sonucuna varılmaktadır.
59. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. ve 22.maddeleriyle bağlantılı olarak 40. maddesinde güvence altına alınan etkilibaşvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
60. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“(1)Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)Tespit edilen ihlal birmahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak içinyeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
61. Başvurucu; ihlalin tespit edilmesini, yargılamanın yenilenmesineve lehine 20.000 TL tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
62. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararındaihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genelilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer birkararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesininsonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibiilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (AligülAlkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
63. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
64. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veyamahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılıKanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgilimahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundakibenzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıylayeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunuöngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlıolarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanınyenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılamasebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisibulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasalyükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararınedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarınıgidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).
65. İncelenen başvuruda özel hayata saygı hakkı ilehaberleşme hürriyetiyle bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlaledildiği sonucuna ulaşılmıştır. İhlalin özel hayata saygı hakkı ile haberleşmehürriyeti bağlamında oluşan zararlarının tazmini konusunda başvurucuya asgarigüvenceleri içerecek şekilde etkili bir hukuk yolu imkânı sunmayan derecemahkemelerinin kararlarından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
66. Bu durumda etkili başvuru hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukukiyarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgüdüzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasınagöre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamdayapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesiniihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelereuygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğininyeniden yargılama yapılmak üzere Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesinegönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.
67. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminattalebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
68. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Özel hayata saygı hakkı ve haberleşme hürriyetiylebağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınanetkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin etkili başvuru hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmaküzere Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2016/170, K.2017/343)GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 294,70 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 3.894,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucununHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 15/12/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.