TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ADALET MEHTAP BULURYER BAŞVURUSU (2)
(Başvuru Numarası: 2017/14655)
Karar Tarihi: 29/1/2020
R.G. Tarih ve Sayı: 19/3/2020-31073
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Tuğba TUNA IŞIK
Başvurucu
:
Adalet Mehtap BULURYER
Vekili
:
Av. Metin İRİZ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, idare mahkemesi kararı üzerine yapılanistinaf başvurusunun süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 6/3/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Fatih Belediyesinde (Belediye) memur olarak görevyapan başvurucunun sosyal denge yardımı olarak aldığı ücretin ödenmesitalebiyle yaptığı müracaat Belediye tarafından reddedilmiştir.
9. Başvurucu, sosyal denge tazminatının ödenmesiistemiyle Belediye aleyhine İstanbul 12. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) davaaçmıştır.
10. Mahkemenin davanın reddi yönünde verdiği kararbaşvurucu vekiline 19/10/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.
11. Başvurucu, anılan karara karşı 18/11/2016 tarihindeİstanbul Bölge İdare Mahkemesine (Bölge İdare Mahkemesi) istinaf başvurusundabulunmuştur.
12. Bölge İdare Mahkemesi 17/1/2017 tarihli kararlarıylaistinaf başvurusunu reddetmiştir. Kararın gerekçesinde mahkeme kararınınbaşvurucu vekiline 19/10/2016 tarihinde tebliğ edildiği, kanunda belirtilenotuz günlük sürenin geçirilmesi suretiyle 18/11/2016 tarihinde yapılan istinafbaşvurusunun süresinde olmadığı belirtilmiştir.
13. Nihai karar 2/2/2017 tarihinde başvurucu vekilinetebliğ edilmiştir.
14. Başvurucu 6/3/2017 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
15. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"İdare ve vergi mahkemelerininkararlarına karşı, başka kanunlarda farklı bir kanun yolu öngörülmüş olsa dahi,mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararıntebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir…"
16. 2577 sayılı Kanun'un 8. maddesinin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
"Süreler, tebliğ, yayın veya ilantarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlar."
17. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu'nun 39. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
" Gün ile belirlenen süreler,tebligatın yapıldığının ertesi günü işlemeye başlar."
18. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu'nun 92. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Süreler gün olarak belirlenmiş isetebliğ veya tefhim edildiği gün hesaba katılmaz ve süre son günün tatilsaatinde biter."
V. İNCELEME VEGEREKÇE
19. Mahkemenin 29/1/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
20. Başvurucu; sosyal denge tazminatı ödemesi yapılmasınailişkin birden fazla dava açmak zorunda kaldığını, üyesi olduğu sendikasebebiyle kendisine ödeme yapılmadığını ve ayrımcılığa uğradığınıbelirtmektedir. Başvurucuya göre 2577 sayılı Kanun'un dava açma süresinidüzenleyen 7. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca tebliğgününün hesaba katılmaması ve sürelerin tebliği izleyen günden itibarenbaşlatılması gerektiğinden bu şekilde yapılacak hesaplamaya göre istinafbaşvurusu süresindedir. Başvurucu yukarıda belirttiği nedenlerle adilyargılanma, mülkiyet, örgütlenme hakları ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğiniileri sürmektedir.
B. Değerlendirme
21. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanakalınacak "Hak arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargımercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanmahakkına sahiptir."
22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Başvurucunun yukarıda yer verilen şikâyetlerinin özü, sosyal dengetazminatının ödenmesi istemiyle açtığı davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesikararına karşı yaptığı istinaf başvurusunun süre aşımından reddedilmesinedeniyle davanın esasının incelenememesidir. Bu itibarla belirtilen ihlaliddiaları, adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan mahkemeye erişimhakkı kapsamında incelenmiştir.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
23. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
a. HakkınKapsamı ve Müdahalenin Varlığı
24. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma vesavunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişimhakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğününbir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanmaibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararasısözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metninedâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme)yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 6. maddesinin (1)numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (ÖzbakımÖzel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156,20/4/2017, § 34).
25. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hakarama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak veözgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasınısağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkemetarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına girengüvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koymaimkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanmahakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah,B. No: 2013/8896, 23/2/2016, § 33).
26. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru kapsamındayaptığı değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkemeönüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No:2012/791, 7/11/2013, § 52).
27. Somut olayda mahkeme kararına karşı yapılan istinafbaşvurusunun süre aşımından reddedilerek uyuşmazlığın esasının incelenmemesinedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahaleninbulunduğu görülmektedir.
b. Müdahaleninİhlal Oluşturup Oluşturmadığı
28. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlıolarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne veruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
29. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesininihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesindeöngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı birsebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olupolmadığının belirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
30. Başvurucunun mahkeme kararına karşı yaptığı istinafbaşvurusunun süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin Bölge İdareMahkemesi kararının tebliğinden itibaren otuz gün içindeyapılabileceğine ilişkin 2577 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralıfıkrasına dayandığı görülmektedir. Dolayısıyla somut olayda başvurucununmahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğuanlaşılmıştır.
ii. Meşru Amaç
31. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacınınne olduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafındanmüteaddit defa incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi bu incelemelerinde, idari işlemya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin en genelifadesiyle Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin birgereği olan idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı bulunduğunaişaret etmiştir (daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım,B. No: 2014/5, 25/10/2017, §§ 54, 55; Fatma Altuner, B. No: 2014/17714,26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilikİnşaat Turizm Sanayii ve Ticaret Limitet Şirketi, B. No: 2014/12354,9/11/2017, § 52).
iii. Ölçülülük
(1) Genelİlkeler
32. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilikve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişliliköngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişliolmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahaleninzorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasınınmümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ileulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğiniifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri,B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).
33. Hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması bakımındandava açma hakkının belli bir süreyle sınırlandırılması tek başına mahkemeyeerişim hakkını ihlal etmemekte ise de öngörülen sürenin makul olması, diğer birifadeyle haktan yararlanılmayı imkânsız kılacak veya aşırı derecedezorlaştıracak kadar kısa olmaması gerekir. Dava açma süresinin makul olupolmadığı değerlendirilirken dava ile elde edilecek hakkın niteliği, davanınkonusu ve kişinin dava hakkının doğduğunu öğrenme imkânına sahip olup olmadığıgibi hususlar gözönünde bulundurulmalıdır. Öngörülen sürenin dava açmak içingerekli araştırma ve hazırlıkların yapılmasına, gerekiyorsa hukuki ve teknikyardım alınmasına yetecek ve hakkın önemiyle orantılı bir uzunlukta olmamasıdurumunda ölçüsüz olduğu söylenebilir (Yaşar Çoban [GK], B. No:2014/6673, 25/7/2017, § 65).
34. Dava açma süresinin işlemeye başladığı an damahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önemtaşımaktadır (Yaşar Çoban, § 66). Dava açma süresinin hangi tarihtebaşlayacağını belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derecemahkemelerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açmasüresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesininbir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol,dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgiliderece mahkemelerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somutolayın koşulları ışığında incelemektir (Ahmet Yıldırım, B. No:2014/18135, 20/9/2017, § 46).
35. Öte yandan mahkemeler, dava açma süresi öngören kanunhükümlerini yorumlarken sınırlamanın istisna olduğu ilkesini gözeterek aşırışekilcilikten kaçınmalı ve yorum kurallarının imkân verdiği ölçüde davayıayakta tutma yolunda bir yaklaşım benimsemelidir. Bununla birlikte mahkemelerinsürenin varlık sebebini anlamsız kılma pahasına yorum kurallarının sınırlarınızorlayarak kanunda öngörülen dava açma süresini bertaraf etmesi hukuki güvenlikve istikrar ilkesinin zedelenmesine neden olabilir. Bu nedenle süreye ilişkinkanun hükümlerinin yorumunda hukuki güvenlik ve istikrar ilkesi ile mahkemeyeerişim hakkı arasındaki hassas denge gözetilmelidir (Yaşar Çoban, § 67).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
36. Somut olayda başvurucunun istinaf incelemesine konuettiği karar 20/9/2016 tarihli mahkeme kararıdır. Söz konusu kararın 19/10/2016tarihinde başvurucuya usulüne uygun olarak tebliğ edildiği hususunda herhangibir ihtilaf bulunmamaktadır. İhtilafın itiraz başvuru süresinin başlangıcıolarak hangi tarihin (tebliğ tarihi/tebliğ tarihini izleyen gün) kabuledileceği noktasından kaynaklandığı görülmektedir.
37. Bölge İdare Mahkemesi, mahkeme kararının tebliğedildiği günü de sayarak otuz günlük itiraz süresini hesaplamıştır. Buna görekararın tebliğ edildiği tarih de sayıldığında 18/11/2016 tarihinde yapılanistinaf başvurusunun otuz birinci günde yapıldığı ve süresinde olmadığısonucuna ulaşmıştır. Bölge İdare Mahkemesi bu uygulamasını 2577 sayılı Kanun'un45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına dayandırmıştır. Anılan fıkrada, idaremahkemesi kararlarına karşı istinaf süresinin kararın tebliğinden itibarenotuz gün olduğu hükme bağlanmıştır.
38. Başvurucu ise istinaf süresinin mahkeme kararınıntebliğ tarihini izleyen gün olan 20/10/2016 tarihinden başladığını ilerisürmekte; bu iddialarını 2577 sayılı Kanun'un dava açma süresini düzenleyen 7.maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer verilen, sürelerin tarihiizleyen günden itibaren başlayacağı yönündeki kurala dayandırmaktadır. Başvurucuyagöre tebliği izleyen günden itibaren otuzuncu günde yaptığı istinaf başvurususüresindedir.
39. 2577 sayılı Kanun'un 8. maddesinde, sürelerin "tebliğtarihini izleyen günden itibaren" işlemeye başlayacağı hükmebağlanmaktadır. Benzer hükümler 5271 ve 6100 sayılı Kanunlarda da yeralmaktadır. Derece mahkemesinin tebliğ tarihinden itibaren ile tebliğtarihini izleyen günden itibaren ibareleri arasında bir ayrım yapması ve buiki kavrama farklı anlamlar yüklemesi anlaşılabilir bir durumdur. Ancak derecemahkemeleri dava açma süresine ilişkin hukuk kurallarını yorumlarken tüm hukuksistemini bir bütün olarak gözönünde bulundurmak ve başvurucuların mahkemeyeerişim haklarını aşırı kısıtlayacak biçimde katı ve şekilci yorumlardankaçınmak durumundadır. Özellikle muğlak ve yorumu gerektiren ifadelerinbaşvurucular açısından -hukuk sistemi bir bütün olarak dikkate alındığında-öngörülemez biçimde yorumlanması başvuruculara aşırı bir külfet yüklenmesi vemahkemeye erişim hakkının ihlal edilmesi sonucunu doğurabilir (Songül Akçave diğerleri [GK], B. No: 2015/2401, 19/7/2018, § 46).
40. Hukuk sistemimizdeki hukuk ve ceza yargılamaları ileidari yargılamaya ilişkin temel yargılama usulü kanunlarında (2577, 5271 ve6100 sayılı Kanunlar) yargı mercileri nezdinde gerçekleştirilecek her türlüyargı işlemlerinde uygulanacak sürelerin hesaplanmasında tebligatın yapıldığıtarihin dikkate alınmamasının ve sürenin tebliği izleyen günden itibarenbaşlatılmasının genel bir yargılama usulü kuralı olarak benimsendiğianlaşılmaktadır. Öte yandan her üç yargı kolundaki içtihadın ve uygulamanın damevzuattaki bu düzenlemeye uygun ve onunla aynı yönde yerleştiği görülmektedir(Songül Akça ve diğerleri, § 47).
41. Bölge İdare Mahkemesinin 2577 sayılı Kanun'un 45.maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan "kararın tebliğindenitibaren" ibaresini, kararın tebliğ edildiği tarihi de kapsayacakbiçimde yorumlamasının ve bu suretle istinaf başvuru süresinin hesabındakararın tebliğ edildiği tarihin de sayılmasının yukarıda değinilen temelkanunlar ve bu kanunlar çerçevesinde şekillenen uygulamayla uyumlu olmadığıaçıktır. Bölge İdare Mahkemesinin söz konusu temel usul kanunlarına karşı tezatbiçimdeki bu yorumunun başvurucu açısından öngörülebilir olduğu da söylenemez.Kuralda istinaf süresinin hesabında mahkeme kararının tebliğ edildiği günün desayılacağı yolunda bir açıklığın bulunmadığı hususu da gözetildiğindebaşvurucunun bu hükme, temel usul kanunlarında yer verilen düzenlemedeki anlamıyüklemesi ve işlemin tebliğ edildiği tarihin istinaf süresinin hesabındadikkate alınmayacağı yolunda beklentiye girmiş olması başvurucu açısındantemelsiz bir yaklaşım olarak görülemez.
42. Sonuç olarak 2577 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1)numaralı fıkrasında yer alan "kararın tebliğinden itibaren"ibaresinin temel usul kanunlarına ilişkin yerleşmiş uygulamalardan farklıolarak kararın tebliğ edildiği tarihin de istinaf süresinin hesabında dikkate alınacakşekilde yorumlanmasının -mahkeme kararının tebliğ edildiği tarihin istinafsüresinin hesabında dikkate alınacağı yolunda açık bir hükmün bulunmadığı dagözetildiğinde- aşırı katı ve şekilci olduğu değerlendirilmiştir. Bu durumdaistinaf süresi öngörülmesiyle amaçlanan kamusal yarar ile başvurucularınmahkemeye erişim hakkından yararlanmasındaki bireysel menfaat arasındakidengenin başvurucu aleyhine bozulduğu ve derece mahkemesinin öngörülemez yorumunedeniyle istinaf hakkından mahrum kalan başvurucunun mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiği sonucuna ulaşılmaktadır.
43. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
44. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralıfıkrasının ilgili kısmı ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
45. Başvurucu, ihlalin tespit edilmesini istemiş vetazminat talebinde bulunmuştur.
46. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasılortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesidiğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerinegetirilmemesinin sonuçlarına değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamınageleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına daişaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506,7/11/2019).
47. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
48. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlardaAnayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ileAnayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendiuyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamayapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder.Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklıolarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran vebireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle AnayasaMahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararıverildiğinde, usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklıolarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususundaherhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararkendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizinAnayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererekdevam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerinegetirmektir. (Mehmet Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2),§§ 57-59, 66, 67).
49. İncelenen başvuruda istinaf başvurusunun reddedilmesinedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
50. Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukukiyarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgüdüzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasınagöre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamdayapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesiniihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelereuygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğininyeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Bölge İdare Mahkemesinegönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.
51. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminattalebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
52. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için İstanbul Bölge İdareMahkemesine gönderilmek üzere İstanbul 12. İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE(Karar, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdare Dava Dairesinin 17/1/2017tarihli ve E.2017/42, K.2017/68 sayılı kararıyla ilgilidir.)
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucularınHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 29/1/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.