TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ADEM GEDİK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/2950)
Karar Tarihi: 14/10/2015
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Aydın ŞİMŞEK
Başvurucu
:
Adem GEDİK
Vekili
:
Av. Şahin EVİN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterenolgular bulunmadan konumu itibariyle işlemesi mümkün olmayan bir suçtan dolayı müdafiinin hazır olmadığı celsede tutuklanmasına kararverilmesi ve tutukluluğa itirazlarının gerekçesiz olarak matbu ifadelerlereddedilmesi nedenleriyle adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlaledildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 2/5/2013 tarihindeİstanbul Anadolu 9. Asliye Hukuk Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. Dilekçe veeklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyonasunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca 23/1/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Birinci Bölüm tarafından18/2/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesininbirlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Bakanlığın 14/4/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesinesunduğu görüş yazısı 21/4/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
6. Başvurucu, Bakanlık görüşünekarşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle Bakanlık görüş yazısı ile UYAP aracılığıyla erişilenbilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, 2004-2008 yıllarıarasında Malatya İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü emrindejandarma uzman çavuş olarak görevyapmıştır.
9. Başvurucu, İstanbulCumhuriyet Başsavcılığının -4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı mülga Ceza MuhakemesiKanunu’nun 250. maddesi ile görevli- 2010/857 Soruşturma sayılı dosyası ileyürütülen ve kamuoyunda Ergenekon soruşturması olarak bilinen soruşturmakapsamında, 17/3/2011 tarihinde Siirt’te gözaltına alınmış, 20/3/2011 tarihindeİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ifadesi alındıktan sonra serbestbırakılmıştır.
10. Başvurucu ile birlikte diğer23 şüpheli hakkındaki soruşturmaya ilişkin olarak İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığı tarafından 2/7/2011 tarihinde, bu soruşturma ile Malatya 3. AğırCeza Mahkemesinde -5271 sayılı mülga Kanun’un 250. maddesi ile görevli-yargılaması devam eden ve kamuoyunda “Zirve Yayınevi cinayeti” olarak bilinen olay arasında irtibatbulunduğundan bahisle yetkisizlik kararı verilerek soruşturma evrakı Malatya CumhuriyetBaşsavcılığına gönderilmiştir.
11. Malatya CumhuriyetBaşsavcılığının 8/6/2012 tarihli ve E.2012/114 sayılı iddianamesi ile başvurucuhakkında silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan cezalandırılması istemiyleMalatya 3. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmış, iddianame ilebaşvurucunun tutuklanması talep edilmiştir.
12. Malatya 3. Ağır CezaMahkemesi, tensip incelemesi sonucunda verdiği 6/7/2012 tarihli ve E.2012/157,K.2012/146 sayılı kararı ile dosyanın aynı Mahkemenin E.2007/125 sayılı dosyasıile birleştirilmesine, başvurucunun tutuklanması talebinin savunması alındıktan sonradeğerlendirilmek üzere bu aşamada reddine karar vermiştir.
13. Mahkemenin E.2007/125 sayılıdosyası üzerinden devam eden yargılamada, başvurucunun kimlik tespiti 3/9/2012tarihli ve 40 numaralı celsede yapılmış, sorgu ve savunması ise 7/9/2012tarihli ve 44 numaralı celsede alınmıştır.
14. Başvurucu müdafiinin mazeretli olarak katılmadığı 18/1/2013 tarihlive 56 numaralı celsede Cumhuriyet Savcısı başvurucu hakkında tutuklama kararıverilmesini talep etmiş, Mahkemece tutuklama talebi hususunda beyanıalınmaksızın başvurucunun isnat edilen silahlı terör örgütü üyesi olma suçundantutuklanmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:
“Sanıklar L.E.G. ve Adem Gedik'in [başvurucu] 5237 sayılı TCK'nun 314/2 maddesi gereğince üzerlerine atılı suçlarınvasıf ve mahiyeti, sanıkların aşama beyanları, tanık A.'nınbeyanları, sanık İ.Ç.'nin (tanık D.U.'nun) beyanları ve aşama savunması, mahkememizce daha öncedinlenen tanıkların beyanları, fotoğraflar, video görüntüleri, ses kayıtları,bilirkişi raporu, not kağıtları, ihbar mektupları ile eklerindeki CD ve dokümanlar;aramalarda ele geçirilen bilgi, belge ve dijital veriler, Ergenekon TerörÖrgütü soruşturmaları kapsamında ele geçirilen bilgi, belge, doküman ve dijitalveriler, İl Emniyet Komisyonu Toplantı tutanakları, inceleme, değerlendirme vetespit rapor ve tutanakları, mağdur ve diğer tanık ifade tutanakları, HTStelefon irtibat tutanakları, iletişim tespit tutanakları, Malatya Jandarmaİstihbarat Şubesi tarafından alınan dinleme kararları, ekspertiz ve bilirkişiraporları, emanet makbuzları, mevcut delil durumuna göre kuvvetli suçşüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması ve sanıkların kaçmaşüphesinin bulunması, dinlenecek tanıkların bulunması, henüz huzurdadinlenmemiş olmaları ve delilleri değiştirme ihtimal ve kuşkusu ile tanıklarüzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma kuşkusu, Malatya C.Başsavcılığı'nın (TMK 10. madde ile görevli birim)2012/378 sor ve 2012/428 sor sayılı dosyalar kapsamında elde edildiğibelirtilen ve mahkememize 17.01.2013 tarihli delil klasörleri, tutuklamadanbeklenen gayenin adli kontrol hükümleri ile karşılanamayacak olması ve tümdosya kapsamı nazara alınarak ... ”
15. Yargılamanın devamındaMahkeme, 8/3/2013 tarihli ve 61 numaralı celsede başvurucunun -ve diğer 16sanığın- tutukluluğunun devamına karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgilibölümü şöyledir:
“... üzerlerine atılı suçların vasıf vemahiyeti, sanıkların aşama beyanları, tanık A.'nınaşama beyanları, sanık ve aynı zamanda gizli tanık İ.Ç.'nin(D.U.'nun) aşama beyanları ve aşama savunmaları,mahkememizce daha önce dinlenen tanıkların beyanları (G.T., Ö.T., V.Ş., E.Ö.,O.D.Ç., E.M., M.D., R.P., A.M.K., M.U., Y.Ö., E.Ö., O.D., M.G., Z.D., H.Ö.,S.D., E.Y., B.P., B.D., O.K., E.G., Y.A...), olay fotoğrafları, dosyadakimevcut diğer fotoğraflar, video görüntüleri, bir kısım sanıkların kendileritarafından oluşturulan ses kayıtları, bilirkişi raporu, not kağıtları, ihbarmektupları ile eklerindeki CD ve dokümanlar, aramalarda ele geçirilen bilgi,belge ve dijital veriler, Ergenekon Terör Örgütü soruşturmaları kapsamında elegeçirilen bilgi, belge, doküman ve dijital veriler, İl Emniyet KomisyonuToplantı tutanakları, inceleme, değerlendirme ve tespit rapor ve tutanakları,mağdur ve diğer tanık ifade tutanakları, HTS kayıtları, telefon irtibat tutanakları,HTS kayıtları üzerinde yapılan çalışma, iletişim tespit tutanakları, MalatyaJandarma Komutanlığı ve İstihbarat Şubesi tarafından yapılan talep yazıları ilebu taleplere istinaden alınan dinleme kararları, ekspertiz ve bilirkişiraporları, emanet makbuzları, otopsi tutanakları, dosya kapsamına celp edilenİstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/191 Esas sayılı dosyasındakiiddianameler, mevcut delil durumuna göre sanıklar hakkında isnat edilen suçlarbakımından kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması vesanıkların üzerine atılı suçların yasadaki cezalarının alt ve üst sınırları,sanıkların üzerine atılı suçların CMK.100.maddesinde sayılan katalog suçlardanolması, henüz dinlenmeyen müşteki veya tanıkların bulunması, buna göre delillerideğiştirme ihtimal ve kuşkusu, mağdur ve tanıklar üzerinde baskı yapılmasıgirişiminde bulunulmasının kuvvetle muhtemel olması, sanıkların kaçmaşüphesinin bulunması, 15/05/2012 tarihinde Kırşehir Emniyet Müdürlüğü'ne H.K.isimli şahıs tarafından teslim edilen Toshiba marka500 GB lık harddisk, sanıkH.Y.'nin kayınbiraderi H.K. tarafından teslim edilensöz konusu harddiskin içerisindeki görüntülü, seslive yazılı belgelerin ve bilgilerin dökümü, bunlar üzerinde yapılan teknikçalışmalar, buna ilişkin delil dosya ve klasörleri, Malatya C.Başsavcılığı(TMK.10.Madde İle Görevli Birim) 2012/378 sor ve 2012/428 sor sayılı dosyalarkapsamında elde edildiği belirtilen ve bu kapsamda en son celsede gönderilendelil klasörleri, yine Malatya C.Başsavcılığı'nın(TMK.10.Madde İle Görevli Birim) 04/03/2013 havale tarihi ile mahkememizdosyasına gönderilen ek 2 klasör delil, rapor ve içerikleri, MİT Müsteşarlığıtarafından TBMM'ye gönderilen ve TBMM Genel Sekreterliği tarafından mahkememizegönderilen kayıt ve belgeler, dosyadaki mevcut deliller bakımından sanıklarınyargılandığı suçların nitelikleri göz önüne alındığında bir sanık bakımındanvar olan delilin diğer sanıkları da etkileme durumu, sanıkların henüztoplanmamış deliller bakımından ve dinlenecek müşteki ve tanıklar bakımındandelillere etki etme ve tanık ve müştekileri yönlendirme kuşkusu, buna göre veayrıca üzerlerine atılı suçlar bakımından yasadaki cezalarının alt ve üstsınırları nazara alınarak tutuklamadan beklenen gayenin adli kontrol hükümleriile karşılanamayacak olması ve tüm dosya kapsamı göz önüne alındığında ... ”
16. Başvurucu, 11/3/2013tarihinde tutukluluğun devamı kararına itiraz etmiş ancak itirazı Diyarbakır 7.Ağır Ceza Mahkemesinin 29/3/2013 tarihli ve 2013/79 Değişik İş sayılı kararıile kararda herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı, kararın usul ve yasaya uygunolduğu gerekçesiyle kesin olarak reddedilmiştir.
17. Başvurucu ret kararını2/4/2013 tarihinde öğrendiğini bildirmiştir.
18. Başvurucu 2/5/2013 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
19. Malatya 3. Ağır CezaMahkemesi 24/2/2014 tarihli ve 92 numaralı celsede “üzerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu,tutuklulukta geçirdi(ği) süre(yi)nazara alarak” başvurucunun tahliyesine karar vermiştir.
20. 21/2/2014 tarihli ve 6526sayılı Kanun'un 1. maddesi ile 5271 sayılı mülga Kanun’un 250. maddesi ilegörevli olan ağır ceza mahkemeleri kaldırıldığından, Malatya 3. Ağır CezaMahkemesinin 18/3/2014 tarihli ve E.2007/125, K.2014/107 sayılı kararı ilebaşvurucunun yargılanmakta olduğu dava, Malatya 1. Ağır Ceza MahkemesineE.2014/173 sayılı dosya numarası ile devredilmiş olup dava inceleme tarihiitibarıyla İlk Derece Mahkemesinde derdesttir.
B. İlgiliHukuk
21. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılıTürk Ceza Kanunu’nun “Silahlı örgüt”kenar başlıklı 314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alansuçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beşyıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.”
22. 12/4/1991 tarihli ve 3713sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun “Cezalarınartırılması” kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“3 ve 4 üncü maddelerde yazılısuçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezalarıveya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayinolunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olancezanın yukarı sınırı aşılabilir... ”
23. 5271 sayılı Kanun'un “Tutuklama nedenleri” kenar başlıklı 100.maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somutdelillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanıkhakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veyagüvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.
(2) Aşağıdakihallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veyasanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgularvarsa.
b) Şüpheli veyasanığın davranışları;
1. Delilleri yoketme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veyabaşkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetlişüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdakisuçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde,tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihlive 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
…
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
... ”
24. 5271 sayılı Kanun'un “Tutuklama kararı” kenar başlıklı 101.maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tutuklama istenildiğinde, şüpheli veya sanık, kendisininseçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafiinyardımından yararlanır.”
25. 5271 sayılı Kanun'un “Tazminat istemi” kenar başlıklı 141.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan,tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
...
c) Kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarındanyararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan,
...
Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devlettenisteyebilirler.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
26. Mahkemenin 14/10/2015 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 2/5/2013 tarihli ve 2013/2950 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
27. Başvurucu, tutuklandığı celsedemüdafiinin hazır olmadığını, 5271 sayılı Kanun’un100. maddesi uyarınca tutuklama kararı verilebilmesi için kuvvetli suçşüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması ve ayrıca işin öneminin,verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olması gerektiğini,kendisinin uzman jandarma çavuş rütbesinde bir kişi olarak anayasal düzenideğiştirmeye teşebbüs etmesinin düşünülemeyeceğini, böyle bir suçu işlemesininmümkün olmadığını, isnat edilen suça göre tutuklamanın ölçüsüz olduğunu, gözaltınaalındıktan sonra serbest bırakıldığı yaklaşık iki yıl boyunca kaçma vedelilleri etkileme yönünde bir davranışının bulunmadığını, tutukluluğun devamıkararına yönelik itirazlarının gerekçesiz bir şekilde formül ifadelerlereddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36., 37., 38., 39., 125., 138., 139.,141., 142. ve 148. maddeleri kapsamında adil yargılanma hakkı ile 40., 74. ve148. maddeleri kapsamında etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüş, hak ihlalinin tespiti ve birlikte tutukluğun tedbirendurdurulması ile tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
28. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay veolguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucununşikâyetlerinin özü, tutuklandığı celsede müdafiininhazır olmadığına, kuvvetli suç şüphesi ile bir tutuklama nedeni bulunmadantutuklandığına ve tutukluğun devamı kararına yönelik itirazının gerekçesiz birşekilde reddedildiğine yöneliktir. Bu nedenle başvurunun Anayasa’nın 19.maddesi ile koruma altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamındaincelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
1. Müdafii YardımındanYararlandırılmadan Tutuklandığı İddiası
29. Başvurucu, tutuklandığıcelsede müdafiinin hazır olmadığını ileri sürmüştür.
30. Bakanlık görüşünde,başvurucunun tutuklanmasına karar verilen celsede avukat yardımındanyararlandırılması gerekmesine rağmen müdafiin mazeretbildirip duruşmaya katılmaması ve başka bir müdafiinde görevlendirilmemesi nedeniyle başvurucunun bu yardımdan yararlanamadığıbelirtilmiştir.
31. Anayasa'nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“...Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır.”
32. 30/11/2011 tarihli ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
33. Anılan Anayasa ve Kanunhükümlerine göre bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek içinolağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlükleresaygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesinedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi, idari ve yargısalmakamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğiiddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlartarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve CennetYeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).
34. Bu nedenle AnayasaMahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derecemahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte birkanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesinebireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarınıntüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun Anayasa Mahkemesi önünegetirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilereusulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarınızamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunutakip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve CennetYeşilyurt, § 17).
35. Ancak tüketilmesi gerekenbaşvuru yollarının ulaşılabilir olmaları yanında telafi kabiliyetini haiz vetüketildiklerinde başvurucunun şikâyetlerini gidermede makul başarı şansıtanımaları gerekir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başınayeterli olmayıp uygulamada da etkili olduklarının gösterilmesi ya da en azındanetkili olmadıklarının kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 29).
36. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin1/7/2015 tarihli ve E.2014/20624, K.2015/12265 sayılı kararının ilgili kısmışöyledir:
“...
5271 sayılı CMK’nın; “Tazminatistemi” başlıklı 141. maddesi incelendiğinde, bir kısım tazminat nedenlerikonusunda karar verilmesi için, davanın esasıyla ilgili bir kararın verilmesizorunluluğunun bulunmadığı dolayısıyla bu nedenlere dayalı istemlerde, davanınsonuçlanmasına gerek bulunmadığı yasal düzenlemeden açıkça anlaşılmaktadır.
Örneğin, gözaltı süresi yasada açıkça belirtilmiş olup,yasadaki bu süre içinde hakim önüne çıkarılıp,çıkarılmadığının saptanmasının davanın esasıyla herhangi bir ilgisi bulunmadığıgibi bu konudaki talepler hakkında karar verilmesi için davanın esası hakkındakarar verilmesine de gerek bulunmamaktadır. Yine aynı şekilde, kanunî haklarıhatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerinegetirilmeden tutuklanan, kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul süredeyargılama mercii huzuruna çıkarılmayan, yakalama veya tutuklama nedenleri vehaklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklıbulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan, yakalanmaları veya tutuklanmalarıyakınlarına bildirilmeyen, ya da hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekildegerçekleştirilen, kişilerin tazminat istemleri konusunda, asıl davada hükümverilmesini veya verilen hükmün kesinleşmesini beklemeye gerek bulunmamaktadır.Zira bu talepler, asıl davanın sonucunu etkileyici veya asıl davanın sonucunabağlı talepler değildir.
Ancak asıl davanın sonucuna bağlı veya asıl davada verilecekkararları etkileyici talepler yönünden mutlaka davanın esasıyla ilgili verilenkarar veya hükmün kesinleşmesi zorunludur. Örneğin, kanuna uygun olarakyakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığınaveya beraatlerine karar verilen, yine mahkûm olup dagözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olanveya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olmasınedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılanlar hakkında, mutlaka davanınesasıyla ilgili olarak verilen kararın kesinleşmesini beklemek zorunluluğubulunmaktadır. Belirtilen bu halde Davacının tazminat isteme hakkı verilenkarar veya hükmün kesinleşmesiyle doğacaktır.
...”
37. Buna göre kanuni haklarıhatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlanma isteği yerinegetirilmeden tutuklanan kişilerin tazminat istemleri konusunda karar vermekiçin asıl davada hüküm verilmesini veya verilen hükmün kesinleşmesini beklemeyegerek yoktur. Dolayısıyla bir kişinin hakkında tutuklama kararı verilirkenyasal haklarından yararlandırılmaması hâlinde asıl davanın sonuçlanmasıbeklenmeden 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi hükümlerine göre tazminat talepedilmesi mümkündür.
38. Somut olayda başvurucu,Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2007/125 sayılı dosyası ile devam etmekteolan yargılama sırasında 18/1/2013 tarihli ve 56 numaralı celsedetutuklanmıştır. Başvurucu müdafiinin mesleki birnedenle mazeretli olarak katılmadığı bu celsede Cumhuriyet Savcısı tarafındanbaşvurucunun tutuklanmasına karar verilmesinin talep edildiği, Mahkemecebaşvurucunun yararlanması için Baro tarafından müdafiigörevlendirilmesi yoluna da gidilmediği, ayrıca tutuklama talebine karşıbaşvurucunun beyanının da alınmadığı görülmektedir.
39. Bir suç isnadıyla 18/1/2013tarihinde tutuklanan başvurucu, 24/2/2014 tarihinde tahliye edilmiştir.Dolayısıyla başvurucunun, tutuklama kararı verilirken yasal haklarındanyararlandırılmadığı iddiasıyla yaptığı bireysel başvuruda ihlal sonucunavarılmasının başvurucunun kişisel durumuna bir etkisinin olması mümküngörülmemektedir. Zira tutuklama kararı verilirken başvurucu yasal haklarındanyararlandırılmamış da olsa Anayasa Mahkemesince bireysel başvurunun incelendiğitarihte, başvurucu İlk Derece Mahkemesince tahliye edilmiş olduğundan tutuklamakararı verilirken hukuka aykırılı olarak başvurucunun yasal haklarındanyararlandırılmadığı yönünde yapılacak bir tespit ve ihlal kararının tazminatdışında bir sonucu olmayacaktır. Dolayısıyla bireysel başvuru kapsamındaverilecek muhtemel bir ihlal kararı, ancak başvurucu lehine tazminatahükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir.
40. Başvurucu hakkında verilentutuklama kararı sırasında başvurucunun müdafiiyardımından yararlandırılmaması nedeniyle yasal haklarını kullanamadığıiddiası, 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi kapsamında açılacak davada daincelenebilir. Nitekim Yargıtay içtihadı bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarakdavanın esasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündedir. Bu madde kapsamındaaçılacak dava yoluyla başvurucu hakkında tutuklama kararı verilirkenbaşvurucunun yasal haklarından yararlandırılmadığının tespiti hâlinde görevlimahkemece tazminata da hükmedilebilecektir.
41. Somut olayda, 5271 sayılıKanun’un 141. maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uyguntelafi kabiliyetini haiz etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolutüketilmeden yapılan bireysel başvuruların incelenmesinin, bireysel başvurunun“ikincil niteliği” ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.
42. Açıklanan nedenlerlebaşvurucunun tutuklandığı celsede müdafiinin hazırolmadığı iddiası ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmedenbireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
Serruh KALELİ ve Rıdvan GÜLEÇ bugörüşe katılmamışlardır.
2. Tutuklamanın HukukiOlmadığı İddiası
43. Başvurucu, konumu itibariyleişlemesi mümkün olmayan bir suçtan, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterenolgular bulunmadan ve verilmesi beklenen cezaya göre ölçüsüz bir şekildetutuklandığını, kaçma ve delilleri karartma davranışının bulunmadığını ilerisürmüştür.
44. Bakanlık görüşünde, Avrupaİnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) benzer kararları hatırlatılmış ve bir kişininsuçla itham edilmesi için yakalandığı anda delillerin yeterli düzeyde toplanmışolmasının mutlaka gerekli olmadığı, tutuklamaya dayanak oluşturan olgular ileceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyetegerekçe oluşturacak veya suç isnadına temel teşkil edecek olan olguların aynıdüzeyde değerlendirilmemesi gerektiği belirtilmiştir.
45. Anayasa’nın 19. maddesininbirinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğuilke olarak konduktan sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanundagösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlarsınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkınınkısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardanherhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013,§ 42).
46. Anayasa'da yer alankurallara benzer şekilde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 5.maddesinin (1) numaralı fıkrasında herkesin özgürlük ve güvenlik hakkına sahipolduğu, anılan fıkranın (a) ve (f) bentlerinde belirtilen hâller dışında veyasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimsenin özgürlüğünden yoksunbırakılamayacağı belirtilmiştir (Mehmetİlker Başbuğ, B. No: 2014/912, 6/3/2014, § 42).
47. Anayasa'nın 19. maddesininüçüncü fıkrasında suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin ancakkaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıylaveya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerdehâkim kararıyla tutuklanabilecekleri hükme bağlanmıştır. Buna göre bir kişinintutuklanabilmesi öncelikli olarak suç işlediği hususunda kuvvetli belirtibulunmasına bağlıdır. Bu, tutuklama tedbiri için aranan olmazsa olmaz unsurdur.Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerledesteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olgu ve bilgilerinniteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272,4/12/2013, § 72).
48. Ancak bu nitelemeye bağlıolarak kişinin suçla itham edilebilmesi için yakalama veya tutuklama anındadelillerin yeterli düzeyde toplanmış olması mutlaka gerekli değildir. Ziratutukluluğun amacı, yürütülen soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinintutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veyaortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmektir. Buna göresuç isnadına esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasınınsonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacakolguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir (Mustafa Ali Balbay, § 73).
49. Tutukluluk, 5271 sayılıKanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişiancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösterenolguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması hâlinde tutuklanabilir. Maddedetutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre a) şüpheliveya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somutolgular varsa b) şüpheli veya sanığın davranışları 1) delilleri yok etme,gizleme veya değiştirme 2) tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskıyapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsatutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiği konusunda kuvvetlişüphe bulunması durumunda tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlar birliste hâlinde belirtilmiştir (Ramazan Aras,§ 46).
50. Anayasa’da yer alan hak veözgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındakikanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireyselbaşvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerininyorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisikapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar iledelillerin takdirinde açıkça keyfîlik hâlinde hak veözgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesigerekir (Abdullah Ünal, B. No:2012/1094, 7/3/2014, § 39).
51. Diğer taraftan özgürlükhakkı, adli makamlarla güvenlik görevlilerinin özellikle organize suçlarlaetkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek biçimdeyorumlanmamalıdır. Nitekim AİHM, Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (c) bendinin, Sözleşme’ye tarafdevletlerin güvenlik görevlilerinin bilhassa organize olanlar olmak üzeresuçlulukla etkili olarak mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye sebepolabilecek biçimde uygulanmaması gerektiğini vurgulamaktadır (Dinç ve Çakır/Türkiye, B. No. 66066/09,9/7/2013, § 46).
52. Somut olayda başvurucununyargılandığı davada, Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 8/6/2012tarihli iddianame ile başvurucunun Malatya İl Jandarma Komutanlığı İstihbaratŞube Müdürlüğünde uzman jandarma çavuş olarak görev yaptığı dönemde, kamuoyunda “Zirve Yayınevi cinayeti” olarak bilinenolayın öncesinde ve sonrasındaki faaliyetleri ile -iddia edilen- Ergenekon terör örgütünün amaçlarınabilerek ve isteyerek hizmet etmek suretiyle silahlı terör örgütünün üyesiolduğu iddia edilmektedir. İddianameye göre başvurucu, örgüt yöneticilerindenA.H.T. tarafından 1993 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri içinde, söz konusuörgütçe gizli bir şekilde kurularak faaliyete geçirilen Türkiye UlusalStratejiler ve Harekât Dairesi (TUSHAD) isimli yapılanmada 3. Bölge Malatya iliyapılanması üyesi olup belirli yerlerde aralıklarla yapılan toplantılarakatılmış ve bu hücre yapılanması tarafından A.H.T.nintalimatıyla 18/4/2007 tarihinde meydana gelen ve 3 kişinin ölmesi ilesonuçlanan “Zirve Yayınevicinayeti” olayının planlanması veişlenmesinde aktif olarak görev almıştır. Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesindebaşvurucunun yargılanmasına devam edilirken Cumhuriyet Savcısı tarafından24/2/2014 tarihinde Mahkemeye bildirilen esas hakkındaki görüşte, başvurucununisnat edilen suçu işlediği düşüncesiyle 5237 sayılı Kanun’un 314. maddesinin(2) numaralı fıkrası ve 3713 sayılı Kanun’un 5. maddesinin birinci fıkrasıuyarınca cezalandırılması talep edilmiştir.
53. İlk tutuklamaya ilişkinyargısal denetimde, kişinin bir suç işlemiş olabileceğine dair inandırıcınedenlerin bulunup bulunmadığıyla ve özgürlükten yoksun bırakmanın bu bağlamdahukukiliğiyle sınırlı bir inceleme yapılmaktadır. Bu kapsamda bir suçunişlenmiş olabileceğine ilişkin ciddi belirtilerin varlığı ilk tutma bakımındanyeterli olabilir (Hikmet Kopar ve diğerleri,B. No: 2014/14061, 8/4/2015, § 84).
54. Başvurucunun iddianame ilekendisine isnat edilen eylemleri işleyip işlemediği, isnat edilen eylemlerinyüklenen silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu oluşturup oluşturmadığı devametmekte olan yargılamanın sonucunda ve bir bütünlük içerisinde görevliMahkemece belirlenecektir. Yine bu belirlemeye göre varılacak sonucun hukukauygun olup olmadığı kanun yolu incelemesi ile tespit edilebilir. Anayasa'yabariz şekilde aykırı yorumlar ile delillerin takdirinde açıkça keyfîlik hâlinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet verendurumlar hariç olmak üzere isnat edilen eylemlerin suç oluşturup oluşturmadığı,tutuklamaya ilişkin olanlar da dâhil kanun hükümlerinin yorumu ve bunlarınsomut olaylara uygulanması derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır.
55. Başvurucu, Malatya 3. AğırCeza Mahkemesi tarafından yargılamanın devamı sırasında 18/1/2013 tarihindeyapılan 56 numaralı celsede verilen ara karar ile isnat edilen silahlı terör örgütüne üye olma suçundantutuklanmıştır. Mahkemece başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken suçunniteliği, aşamalarda alınan sanık beyanları, tanık beyanları, fotoğraflar,video görüntüleri, ses kayıtları, bilirkişi raporları, bir kısım not kâğıtlarıve ihbar mektupları, aramalarda ele geçirilen dijital veriler, resmî kurumlarıntutanak ve raporları, iletişimin tespiti tutanakları gibi delillere dayanarakbaşvurucunun kuvvetli suç şüphesi atında olduğunu belirtilmiştir. Dava dosyası,iddianame ile başvurucuya isnat edilen eylemler ve başvurucu hakkında verilentutuklama kararındaki gerekçeler birlikte değerlendirildiğinde, başvurucuyönünden suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi için inandırıcı delillerinbulunduğu sonucuna varılmıştır. Başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütüüyesi olma suçu, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin üçüncü fıkrasında yeralan ve Kanun gereği “tutuklama nedeni varsayılabilen” suçlar arasındaolduğundan olayda bir tutuklama nedeninin de bulunduğu görülmektedir. Öteyandan başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında Mahkemece başvurucununkaçma şüphesinin bulunduğu, henüz dinlenmeyen tanıklar üzerinde baskı yaparakdelilleri değiştirme ihtimalinin olduğu belirtilerek tutuklama nedenleriaçıklanmıştır.
56. Açıklanan nedenlerlebaşvurucunun konumu itibarıyla atılı suçu işlemesinin mümkün olmadığı, kuvvetlisuç şüphesini gösteren somut olguların bulunmadığı, kaçma ve delilleri karartmadavranışının olmadığı iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açıkolduğundan başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
3. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığı İddiası
57. Başvurucu, tutukluluğundevamına ilişkin itiraz merciince verilen ret kararının gerekçesiz olduğunuileri sürmüştür. Başvurucunun anılan şikâyetinin, tutukluluk süresinin makulolup olmadığı yönünden incelenmesi gerekmektedir.
58. Bakanlık görüşündebaşvurucunun bu iddiasına ilişkin bir açıklamada bulunulmamıştır.
59. Anayasa'nın 19. maddesininyedinci fıkrası şöyledir:
“Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı vesoruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasınıveya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”
60. Anayasa'nın 19. maddesininyedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin,yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasındaserbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır (Murat Narman, § 60).
61. Tutukluluk süresinin makulolup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkündeğildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olupolmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmen Anayasa'nın 19.maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından dahaağır basan somut bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı bulunabilir (Murat Narman, § 61).
62. Bir davada tutukluluğunbelli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece mahkemeleriningörevidir. Bu amaçla yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tümolayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılmataleplerine ilişkin kararlarında bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir(Murat Narman, § 62).
63. Tutuklama tedbirinekişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra bukişilerin kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemekmaksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli birsüreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de bu süregeçtikten sonra uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devamettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili”ve “yeterli” görüldüğü takdirde yargılama sürecinin özenli yürütülüpyürütülmediği de incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dairolup olmadığı veya sanık sayısı gibi faktörler sürecin işleyişinde gösterilenözenin değerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu unsurların birliktedeğerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonucaulaşılabilir (Murat Narman, §63).
64. Dolayısıyla Anayasa'nın 19.maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesindeesas olarak serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerinebakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itirazbaşvurularında sunulan belgeler çerçevesinde kararların yeterincegerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önüne alınmalıdır. Öte yandan hukuka uygunolarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti vetutuklama nedeninin varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreyekadar tutukluluk hâlinin makul kabul edilmesi gerekir (Murat Narman, §§ 64, 65).
65. Makul süreninhesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığıdurumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir.Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derecemahkemesince hüküm verildiği tarihtir (MuratNarman, § 66).
66. Bir kişinin gerekçeden tamamenyoksun bir yargı kararıyla tutuklanması ve tutukluluğun uzatılması kabuledilemez. Bununla beraber tutukluluğu meşru kılan gerekçeler gösterilerek birzanlı ya da sanığın tutuklanmasının keyfî olduğunu söylemek mümkün değildir.Ancak aşırı derecede kısa gerekçelerle ve hiçbir yasal hüküm gösterilmedentutuklama kararı vermek ya da tutukluluğu devam ettirmek bu çerçevededeğerlendirilmemelidir (Hanefi Avcı,B. No: 2013/2814, 18/6/2014, § 70).
67. İtiraz veya temyizmerciinin, itiraz veya temyiz incelemesine konu mahkeme kararına ve bukarardaki gerekçelere katıldığı durumlarda buna ilişkin kararını ayrıntılıolarak gerekçelendirmemesi, kural olarak gerekçeli karar hakkına aykırılıkteşkil etmez (Hanefi Avcı, § 71).
68. Somut olayda başvurucunun yargılandığıMalatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2007/125 sayılı dosyasında 3/4/2013 tarihlive 64 numaralı celsede “... üzerlerine atılısuçların vasıf ve mahiyeti, sanıkların aşama beyanları, tanık A.'nın aşama beyanları, sanık ve aynı zamanda gizli tanıkİ.Ç.’nin (D.U.) aşama beyanları ve aşama savunmaları,mahkememizce daha önce dinlenen tanıkların beyanları (...), olay fotoğrafları,dosyadaki mevcut diğer fotoğraflar, video görüntüleri, bir kısım sanıklarınkendileri tarafından oluşturulan ses kayıtları, bilirkişi raporu, notkağıtları, ihbar mektupları ile eklerindeki CD ve dokümanlar, aramalarda elegeçirilen bilgi, belge ve dijital veriler, Ergenekon Terör Örgütüsoruşturmaları kapsamında ele geçirilen bilgi, belge, doküman ve dijitalveriler, İl Emniyet Komisyonu Toplantı tutanakları, inceleme, değerlendirme vetespit rapor ve tutanakları, mağdur ve diğer tanık ifade tutanakları, HTSkayıtları, telefon irtibat tutanakları, HTS kayıtları üzerinde yapılan çalışma,iletişim tespit tutanakları, Malatya Jandarma Komutanlığı ve İstihbarat Şubesitarafından yapılan talep yazıları ile bu taleplere istinaden alınan dinlemekararları, ekspertiz ve bilirkişi raporları, emanet makbuzları, otopsitutanakları, dosya kapsamına celp edilen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin2009/191 Esas sayılı dosyasındaki iddianameler, mevcut delil durumuna göresanıklar hakkında isnat edilen suçlar bakımından kuvvetli suç şüphesininvarlığını gösteren olguların bulunması ve sanıkların üzerine atılı suçlarınyasadaki cezalarının alt ve üst sınırları, sanıkların üzerine atılı suçlarınCMK.100.maddesinde sayılan katalog suçlardan olması, henüz dinlenmeyen müştekiveya tanıkların bulunması, buna göre delilleri değiştirme ihtimal ve kuşkusu,mağdur ve tanıklar üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunulmasının kuvvetlemuhtemel olması, sanıkların kaçma şüphesinin bulunması,15/05/2012 tarihindeKırşehir Emniyet Müdürlüğü'ne H.K. isimli şahıs tarafından teslim edilen Toshiba marka 500 GB lık harddisk, sanık H.Y.'ninkayınbiraderi H.K. tarafından teslim edilen söz konusu harddiskiniçerisindeki görüntülü, sesli ve yazılı belgelerin ve bilgilerin dökümü, bunlarüzerinde yapılan teknik çalışmalar, buna ilişkin delil dosya ve klasörleri,Malatya C.Başsavcılığı (TMK.10.Madde İle GörevliBirim) 2012/378 sor ve 2012/428 sor sayılı dosyalar kapsamında elde edildiğibelirtilen ve bu kapsamda dosyaya gönderilen delil klasörleri, yine Malatya C.Başsavcılığı'nın (TMK.10.Madde İle Görevli Birim)04/03/2013 havale tarihi ile mahkememiz dosyasına gönderilen ek 2 klasör delil,rapor ve içerikleri, MİT Müsteşarlığı tarafından TBMM'ye gönderilen ve TBMMGenel Sekreterliği tarafından mahkememize gönderilen kayıt ve belgeler, GenelKurmay Başkanlığının Siyah, Beyaz ve Turuncu personele ilişkin göndermiş olduğucevabi yazı, dosyadaki mevcut deliller bakımından sanıkların yargılandığısuçların nitelikleri gözönüne alındığında bir sanıkbakımından var olan delilin diğer sanıkları da etkileme durumu, sanıklarınhenüz toplanmamış deliller bakımından ve dinlenecek müşteki ve tanıklarbakımından delillere etki etme ve tanık ve müştekileri yönlendirme kuşkusu,buna göre ve ayrıca üzerlerine atılı suçlar bakımından yasadaki cezalarının altve üst sınırları nazara alınarak tutuklamadan beklenen gayenin adli kontrolhükümleri ile karşılanamayacak olması” gerekçesiyle başvurucununtutukluluğunun devamına karar verilmiştir. Mahkeme yargılamanın devamında4/6/2013 tarihli ve 79 numaralı, 13/9/2013 tarihli ve 84 numaralı, 6/11/2013tarihli ve 90 numaralı celselerde benzer gerekçelerle tutukluluğu devamettirmiştir.
69. Mahkeme, 16/12/2013 tarihlive 91 numaralı celsede önceki celselerde açıkladığı gerekçelerin yanı sıra “...sanıklar V.B.A.'nın13/11/2013 tarihli Malatya C. Savcılığında verdiği ve duruşmada okunan ifadesi,sanık H.Y.'nin 05/10/2013 tarihli C. Savcılığındaverdiği ve Mahkeme huzurunda okunan ifadesi ile 04/11/2013 tarihli el yazısıile yazıp ibraz ettiği dilekçe (içeriklerini)” dikkate alaraktutukluluğun devamına karar vermiştir.
70. Suçluluğu hakkında kuvvetlibelirti bulunan kişiler ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veyadeğiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılanve kanunda gösterilen diğer hâllerde tutulabilirler. Bu şartların tutukluluksüresince devam ediyor olması, tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu vemeşruiyeti bakımından olmazsa olmaz bir koşul olmakla birlikte bu durumun devamedip etmediğinin ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konulması ve yürütülenişlemlerde gerekli özenin gösterilmesi gerekir.
71. Somut olayda başvurucu,Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2007/125 sayılı dosyasında devam olunanyargılama sırasında 18/1/2013 tarihli celsede tutuklanmış, 24/2/2014 tarihlicelsede tahliye edilmiştir. Buna göre başvurucunun özgürlüğünden yoksun kaldığısüre, 1 yıl 1 ay 6 gündür.
72. Dava dosyasınınincelenmesinde derece mahkemelerince başvurucunun tutukluluğunun devamınailişkin kararların gerekçelerinde genel olarak isnat olunan suçların niteliğineve bu suçlar için öngörülen cezanın miktarına; aşamalarda alınan sanık, mağdurve tanık beyanları, bir kısım fotoğraf ve video görüntüleri, ses kayıtları, birkısım not kağıtları ve ihbar mektupları, aramalarda ele geçirilen bilgi, belgeve dijital veriler, İl Emniyet Komisyonu toplantı tutanakları, inceleme,değerlendirme ve tespit raporları, iletişin tespitine yönelik kayıt vetutanaklar, ekspertiz ve bilirkişi raporları, emanet makbuzları, otopsitutanakları gibi delillere istinaden kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterenolguların bulunduğuna, suçların 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin (3)numaralı fıkrasında sayılan katalog suçlardan olmasına, delillerindeğiştirilmesi ihtimaline, mağdur ve tanıklar üzerinde baskı yapılmasıgirişiminde bulunulmasının kuvvetle muhtemel olmasına, sanıkların kaçmaşüphesinin bulunmasına değinildiği görülmektedir. Mahkemece kuvvetli suçşüphesi altında bulunan başvurucu hakkında verilen tutukluğun devamına ilişkinkararların gerekçeleri, tutukluluğun devamının hukuka uygunluğunu ve tutulmanınmeşruluğunu haklı gösterecek özen ve içeriktedir. Öte yandan başvurucununyargılandığı dava, örgütlü işlendiği iddia edilen suçlara ilişkindir. Davadayargılanan sanık sayısı yirmi bir olup iki müşteki ve on altı katılan bulunmaktadır.Dolayısıyla dava, organize suçlara ilişkin olup karmaşık niteliktedir.Başvurucunun tutuklu olduğu süreç içerisinde İlk Derece Mahkemesince otuz beşcelse yapılmış olup genel olarak davanın yürütülmesinde derece mahkemelerincebir özensizlik gösterildiği tespit edilmemiştir. Somut olaydaki tutuklulukhâlinin devamına ilişkin Derece Mahkemelerince açıklanan gerekçeler, davanınkarmaşık niteliği göz önüne alındığında 1 yıl 1 ayı aşan tutukluluk süresiyönünden ilgili ve yeterlidir. İlgili ve yeterli gerekçelere dayanılarakbaşvurucunun özgürlüğünden mahrum bırakıldığı dikkate alındığında tutukluluksüresinin makul olduğu görülmektedir.
73. Açıklanan nedenlerlebaşvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak birihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A.Başvurucunun,
1.Tutuklandığı celsede müdafiinin hazır olmadığıiddiasının başvuru yollarının tüketilmemişolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA SerruhKALELİ ve Rıdvan GÜLEÇ’in karşıoylarıve OYÇOKLUĞUYLA,
2.Tutuklanmasının hukuki olmadığı iddiasının açıkçadayanaktan yoksun olması,
3.Tutukluluğunun makul süreyi aştığı iddiasının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNAOYBİRLİĞİYLE,
B.Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına OYBİRLİĞİYLE
14/10/2015tarihinde karar verilmiştir.
KARŞIOY
Başvurucu,tutuklama kararının verildiği duruşmada müdafiisininolmadığını Avukat yardımından yararlandırılmadan yapılan tutuklamanın Anayasalve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesi kapsamında adil yargılanmahakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
Bakanlıkbaşvuruya verdiği cevapta, müdafii yardımından yararlandırılmasıgereken başvurucunun Avukatının mazeretli olup tutuklama duruşmasınagelmemesine karşın başka bir müdafiinindegörevlendirilmemesi ile bu yardımdan faydalandırılmadığını söylemektedir.
Mahkememizceanılan konuda yapılan değerlendirmede ise,
- 5271sayılı Yasa’nın 141. maddesine göre, kanuni haklarından yararlandırılmayanlarınbu konuda tazminat isteme hakları bulunduğunu,
-Anılan iddianın sanığın tahliye edildiği düşünüldüğünde kişisel durumuna biretki yapmıyacağı bunun tazminat dışında bir sonucuolmayacağı,
- Bukonunun Yargıtay içtihadı gereği açılacak bir tazminat davasında görülmesigerektiği,
- Bunedenle başvurunun yargısal yollar tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilmezliğineoy çokluğu ile karar vermiştir.
Ancak;Müdafii yardımından yararlandırılmamak iddiasınayönelik olarak,
ÖncelikleMahkememizin, aynı bölümüne ve aynı üyelerden oluşan heyetin 2012/239 sayılıRamazan ARAS başvurusunda benzer konuda; Başvurunun kabul edilebilir olduğununkabulüne ilişkin verdiği kararı hatırlamak gerekir. Yine Mahkememizin İkinci Bölüm'üne ait 2012/338 sayılı Hamit KAYA başvurusunda dabenzer şekilde başvurucunun tazminat davası açmaması ve başvuru yollarınıntüketilmediği şeklindeki Adalet Bakanlığı ön itirazları reddedilmiştir.Savunmaya itibar edilmemiştir ve 2013/1138 sayılı 1. Bölüme ait dosyada dabaşvurucu Aligül ALKAYA' nınmüdafii yardımından yararlandırılmama şikayetininkabul edilemezliğine ilişkin bir neden olmadığından kabul edilebilirbulunduğuna karar verildiğini de belirtmeliyiz.
Sanığınmüdafii yardımından yararlandırılmaması halinin,iddia makamı ile sanık arasındaki silahların eşitliği, haksız uygulamaların veadli hataların önüne geçme, önleme yönündeki sözleşmenin 6. maddesininamaçlarının gerçekleşmesine yönelik iddialar kapsamında değerlendirildiğiunutulmamalıdır. Bu hak, zorunlu sebepler olmadıkça ve 5271 sayılı Yasa’nın101. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "Tutuklama istenildiğinde, şüpheliveya sanık, kendisinin seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafiin yardımından yararlanır" hükmüdemevzuatımızda olduğu sürece kısıtlanmamalıdır.
Bireyselbaşvurunun ikincil nitelikli bir hak arama yolu olması kamu otoritelerinin hakve özgürlüklere saygı gösterilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmadığı gibi asılkılar. Karşılığında pozitif hukukda geliştirilecekolan ise, kamu gücünün eylem ve işlemlerinin normatif düzene, hak ve adaleteuygunluğunu sağlamaktır.
Aksi,hukuka aykırı bir işleme karşı öngörülecek bir tazminat yolunun varlığınısavunmak bu amaca hizmet etmeyecek ve düzenlemeye yapılacak atıfların hukuksuzuygulamalara meşru taban oluşturacağı açıktır.
Doğaldırki kamu gücü yaptığı hatayı bireye yük getirmeden en kısa sürede telafietmelidir.
5271sayılı Yasa’nın bu amaca hizmet için düzenlenmiş ilgili 141. maddesi, tazminatistemini yasallaştırmış ise de 142. maddesi, tazminat istemini koşullarabağlamakta, karar veya hükmün kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren 3ay ve her halde kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat istemindebulunulabileceğini ifade etmektedir.
Budüzenlemeye karşın, ilgili Yargıtay Ceza Dairesinin aksi bazı kararları mevzuatile çatışmakta ve karışık yorumlara sebep olmaktadır.
İlgilidaire verdiği birçok kararında, örneğin gözaltı süresinin aşılması, kanunihakların hatırlatılmaması, haklardan yararlandırılmadan tutuklama, makul süredeyargı makamı önüne çıkarılmama, suçlamalardan yazılı ya da sözlü haberdaredilmeme, yakalama ve tutuklanmanın yakınlarına bildirilmemesi ölçüsüz aramaeylemlerinde asıl davada hükmün kesinleşmesinin beklenilmesine gerek olmadığınısöylemiş, ancak bunu da soyut nitelikli asıl davanın sonucuna etkili olupolmaması şartına bağlı kılmıştır.
Yaniişlem, asıl davaya etkili değil ise kesinleşmesi beklenmeden mağdur davaaçmalı, etkili ise kesinleştikten sonra dava açmalıdır. Bu hal ise, hukukaaykırılığın davanın esasına etkisi yönündeki soyut değerlendirmenin yargısüreci içinde mağdura ait olması onun tarafından nitelenmeyi gerektirdiğisonucunu yaratmaktadır.
Böylecehaksız ve hukuksuz tutuklandığını düşünen bir mağdurdan beklenen bu konudahüküm kesinleşmeden tazminat yolunu kullanmasıdır. İddiası doğru çıkar isealacağı tazminatın hukuka aykırı tutuklanmaya uygun ve meşru taban oluşturmasıise kabul edilemez bir sonuçtur. İddia doğru bulunmadığından talep reddedilecekve bu aşamada da nasıl itiraz edebileceğine dair açık bir hukuki yolda mevcutdeğildir.
Haksızlıkve hukuksuzluğun, hukuka aykırı elde edilmiş deliller nedeniyle ortayaçıktığının hüküm kesinleşmeden anlaşılması mümkün olmayacağı bir davada, budeğerlendirmeyi mağdur sanığın hüküm kesinleşmeden yapmasının beklenilmesihukukun ve hayatın olağan akışına uygun olduğu düşünülemez. Ancak düşünüp iddiabile etse zaten "senin talep konun davanın esasına ilişkin, hükümkesinleşmeden bu davayı açamazsın" denilerek davasının da reddedileceğianlaşılmaktadır.
Yargılamasüreci içinde hukuka aykırı bir eylem ya da yararlandırılmamış bir korumatedbiri nedeniyle tazminat istemi red ile sonuçlanmışama dava sonunda haklı çıkmış bir mağdur sanık CMK 141. maddesindeki başvuruyolunu tüketmiş sayılacak mıdır? Tazminat isteminin reddi kararı sanık yönündenetkili denetim sağlamış sayılabilir mi? Bu halde, bireysel başvuruda bulunsaCeza Muhakemeleri Kanunu'nun 141. maddesindeki yolu tüketmiş veya esasda haklı çıktı tekrar dava açabilir mi denecektir.
Öngörülentazminat yolu kararlarının, tüm bu olumsuzlukları yaşatması muhtemeldir.
Nitekimbenzer konulara temyiz mercii olarak bakan Yargıtay 12. Ceza Dairesininuygulamalarında verilmiş tazminatlar bulunmakta ise de, bunların aykırılığındenetiminde başvuru yolunun etkili olup olmadığı yönünde referans alınmış veMahkememize yapılmış bir değerlendirme henüz bulunmamaktadır (Benzer yöndekiAİHM kararı için bkz. Murat ÖZDEMİR/TÜRKİYE,B. No: 60225/11, 15/4/2015, § 27-34 ).
AnılanAnayasa ve Kanun hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvurudabulunabilmek için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem içinöngörülen idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olmasıgerekir. Bireysel başvurunun ikincil nitelikte bir hak arama yolu olmasınedeniyle, asıl olan hak ve özgürlüklere kamu otoritelerince saygı gösterilmesive olası bir ihlal durumunda bunun idari ve/veya yargısal olağan yollarlagiderilmesidir. Bu nedenle bireysel başvuru yoluna ancak kanunda öngörülenolağan yollar tüketilmesine rağmen ihlalin ortadan kaldırılamadığı durumlardagidilebilir (Hamit KAYA, B. No:2012/338, 2/7/2013, § 28).
Ancaktüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir olmaları yanında, telafikabiliyetine haiz olmaları ve tüketildiklerinde başvurucunun şikayetlerinigidermede makul başarı şansı tanımaları gerekir. Dolayısıyla mevzuatta buyollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da etkiliolduklarının gösterilmesi ya da en azından etkili olmadıklarının kanıtlanmamışolması gerekir (Hamit KAYA, §28).
5271sayılı Yasa'nın 101. maddesi 3. fıkrasında aranan tutuklama istenildiğinde bir müdafii yardımından yararlandırılmak zorunluluğu karşısındaCMK 141. maddesinde yer alan haklarından yararlandırılmayan kişiler yönündenmağduriyeti telafi edici nitelikli, şikayeti gidermedemakul başarı şansı tanımış, etkili olduğuna yönelik bir uygulama örneğibulunmamaktadır. Bazı içtihadi kararlar ise davamızkonusuna emsal teşkil etmemektedir.
Tazminatın,şikayeti telafi etmesi görece bir kavram olupkendisine karşı hak ihlali yaratıldığını ve bu nedenle mağdur edildiğini bilmekduygu ve tespitini ortadan kaldırması beklenemeyeceği gibi, norm düzeyinde yeralmayan ancak Yargıtay kararlarında hükmedilmiş bir öneri yolunun bireyselbaşvuru şikayetlerinde hak ihlalinin tespitine yönelik denetim yolunugölgeleyecek şekilde öne alan düşünceye iştirak edilmemiş anılan nedenler ileçoğunluk görüşüne katılınmamıştır.
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Rıdvan GÜLEÇ