TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ADEM KANAT VE FATMA KANAT BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/16838)
Karar Tarihi: 10/10/2019
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yıldız SEFERİNOĞLU
Raportör
:
Murat İlter DEVECİ
Başvurucular
:
1. Adem KANAT
2. Fatma KANAT
Vekili
:
Av. Arzu PAMUKÇU YÖRDEM
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ateşli silahla öldürme olayı hakkında etkili cezasoruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının; güvenlik güçlerinin terörörgütü mensuplarıyla girdiği çatışma sırasında meydana gelen ölümler veyangınlar sonrasında köyün terkine bağlı olarak köydeki araziler üzerindetasarruf edilememesi ve arazi sahiplerine sağlanan gelir desteğindenfaydalanılamaması nedeniyle mülkiyet hakkının; 27/7/2004 tarihli ve 5233 sayılıTerör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunçerçevesinde talep edilen tazminatla ilgili idari ve yargısal sürecin uzunsürmesi, Anayasa'ya aykırılık iddiaları hakkında idari yargı mercisince karar verilmemesi, manevi tazminat ödenmemesi veödenen maddi tazminat miktarının yetersiz olması nedeniyle de adil yargılanmahakkının ihlal edildiğine yönelik iddialar ile 5233 sayılı Kanun'un bazıhükümlerinin iptali talebine ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 23/10/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirilmesine gerek görülmediğinibildirmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu Fatma Kanat'ın eşi, diğer başvurucunun ise oğluolan H.K. 17/10/1992 tarihinde öldürülmüştür.
9. Güvenlik güçlerince düzenlenen tutanaklara göre Elazığ'ınArıcak ilçesinde terör örgütü mensuplarıyla girdikleri silahlı çatışmadayaralanan bir kısım örgüt mensubunun Diyarbakır'ın Hani ilçesi Kaledibi köyündeki bir evde tedavi edildiği bilgisini alangüvenlik güçleri, örgüt mensuplarının ele geçirilmesi amacıyla 17/10/1992tarihinde bir operasyon yapılmasını planlamışlardır. İcra edilen operasyonesnasında güvenlik güçleri ile örgüt mensupları arasında çıkan silahlıçatışmada Mehmet oğlu M.T. ile Ali oğlu M.K. (bu kişi H.K. olmasına rağmentutanağa M.K. yazıldığı anlaşılmıştır.) isimli iki örgüt mensubu ölmüş, ikiasker de yaralanmıştır. Çatışma sonrası yapılan kontrolde köyün tamamınayakınının daha önce köylüler tarafından boşaltıldığı ve örgüt mensuplarınınkaçtığı tespit edilmiştir.
10. Güvenlik güçlerince yazılan 17/10/1992 ve 18/10/1992 tarihlitutanaklara göre silahlı çatışmada ölen M.K. ve M.T. köylülerce gömülmüş,çevrede yapılan aramada çeşitli eşya ve ateşli silah malzemesi bulunmuştur.
11. Kolluk görevlilerince 17/10/1992 tarihinde beyanı alınanM.A.K., sabah saatlerinde köylerinde çatışma çıktığını beyan etmiş ancakbaşvurucunun yakınının ne şekilde öldüğü yönünde herhangi bir şey söylememiştir.
12. Kaledibi köyü Muhtarı S.Y.19/10/1992 tarihinde olayın aydınlatılması için Hani Cumhuriyet Başsavcılığına(Cumhuriyet Başsavcılığı) bir dilekçe vermiştir.
13. Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili derhâl soruşturmabaşlatmıştır.
A. Ölüm Olayı İle İlgiliCeza Soruşturması Süreci
14. Cumhuriyet Başsavcılığı aynı gün S.Y.ninifadesini almıştır. İfadesinde S.Y. başka hususlar yanında 17/10/1992 tarihindeaskerlerin silahla ateşine karşılık veren olmadığını, köydeki evlerin pek çoğununve tüm traktörlerin yakıldığını, akşam üzeri A.T., A.K., E.K., E.T., M.K., Me.K., Em.K., M.T. ve H.K.nın askerlerce yakalandığını, bunlardan M.T. ve H.K.nın ateşli silahlarla öldürüldüğünü, askerlerin köydengitmesinden sonra M.T. ve H.K.nın cesetlerinibulduklarını, 18/10/1992 tarihinde yaptıkları aramada A.T.nin(Bu kişi ile yakalanan kişinin aynı kişi olup olmadığı anlaşılamamıştır.)cesedini bulduklarını ve her üç cesedin de defnedildiğini söylemiştir.
15. 20/10/1992 tarihinde cesetlerin gömüldüğü mezarlar açılmışve Cumhuriyet savcısı huzurunda iki hekim tarafından ölü muayene işlemiyapılmıştır. Bahse konu işlemler nedeniyle oluşturulan tutanağa göre mezardançıkarılan H.K. ateşli silah yarasına bağlı nedenlerle ölmüştür ve kesin ölümnedeni belirlendiğinden klasik otopsi işlemi yapılmamıştır.
16. Cumhuriyet savcısı aynı gün M.T. ve H.K.yaait cesetlerin bulunduğu yerde keşif yapmıştır. Keşif sırasında olay yerindeboş kovanlar bulunduğu görülmüştür.
17. Bingöl'ün Genç ilçesine bağlı, Kaledibiköyünün yakınında bulunan Yaydere köyünün MuhtarıM.C. Bingöl Valiliğine verdiği 21/10/1992 tarihli dilekçesinde Kaledibi köyünde biri 81, diğeri 57 yaşında iki kişininaskerlerce kasten öldürüldüğünü ileri sürmüştür. M.C.nindilekçesi Diyarbakır Valiliğine gönderilmiş ve anılan dilekçe bir şekildesoruşturma dosyasına girmiştir.
18. 21/10/1992 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığınca ifadesinebaşvurulan M.K. olaydan birkaç gün önce köylerine gelen örgüt mensuplarınabaşına bir iş gelmesinden duyduğu korku nedeniyle bir miktar ekmek verdiğini,olaydan bir gün önce köyün üst taraflarından silah sesleri geldiğini, olay günühayvan otlatmak için köyden çıktığını, aynı amaçla Me.K.,A.E. ve S.G.nin de köyde olmadığını, askerler örgütmensuplarını sorunca olan biteni anlattığını, askerlerin kendilerini köyegötürdüğünü, evlerde arama yapıldığını, köyde dolaşırken H.K. ve M.T.nin de askerlerin yanında olduğunu, bir ara silahsesleri duyduklarını, yanlarına gelen bir askerin H.K. ve M.T.yikastederek "Doğruyu söylemiyorlardı.Onları vurdum." dediğini, bu askerin esmer, uzun boylu vebıyıklı olduğunu, aramalardan önce köyün içinden ve çevresinden silah seslerigeldiğini, kimin kime ateş ettiğini bilmediğini, H.K. ve M.T.ninnasıl öldürüldüğüne dair bilgisi olmadığını söylemiştir.
19. Cumhuriyet Başsavcılığı 21/10/1992 tarihinde Ah.T.nin ifadesini almıştır. Ah.T.17/10/1992 günü saat 08.30 sıralarında köye ve çevresine askerlerin geldiğini,H.K. ve M.T. ile birlikte askerlerin yanına gittiklerini, aralarındaki ağaç veçalılardan yapılma çit nedeniyle göremediği komutanın kendisine eve gitmesinisöylediğini, H.K. ve M.T.nin ise orada kaldığını,saat 15.00'e kadar köy ve çevresinden silah sesleri geldiğini, kendisini yanınaçağıran bir askerin köyden iki kişinin öldüğünden söz ederek cesetlerinbulunduğu yeri gösterdiğini, cesetlerin H.K. ve M.T.ye ait olduğunu, TopçularKarakol Komutanı olduğunu beyan eden bir askerin kendisine "Cesetleri gömün!" deyip ifade içinertesi gün karakola gitmesi gerektiğini söylediğini, bu nedenle H.K. ve M.T.yeait cesetleri gömdüklerini, sonradan buldukları A.T.ye ait cesedi de 18/10/192tarihinde gömdüklerini ve olay günü evlerine gelen bir askerin "Sizin vur emriniz çıktı." diyerekevindeki kazana silahla ateş ettiğini beyan etmiştir.
20. Cumhuriyet Başsavcılığı 28/10/1992 tarihinde Hani İlçeJandarma Komutanı S.B.nin tanık sıfatıyla ifadesinialmıştır. İfadesinde operasyon süreciyle ilgili bilgi veren S.B. olay esnasındaiki kişinin öldüğünü ve cesetlerin gömüldüğünü 18/10/1992 tarihinde köylülerdenöğrendiklerini, ölen diğer kişiden ise 19/10/1992 tarihinde haberdarolduklarını, cesetleri görmediklerini, işlerinin yoğunluğu nedeniyle olay günüdurumu bildiremediğini, olay anında cesetlerin bulunduğu yerde hangi askerlerinbulunduğunu bilmediğini ancak köyün doğusunda Lice'den gelen askerî grubunbulunduğunu, ölenlerin nasıl öldüğü konusunda bilgi sahibi olmadığını, bununlabirlikte örgüt mensuplarıyla yaşanan çatışmanın uzun sürdüğünü ve ölen ikikişinin iki ateş arasında kalmış olabileceğini söylemiştir.
21. Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Hani İlçe JandarmaKomutanlığı operasyona katılan on iki rütbeli askerin fotoğrafını göndermiştir.
22. Cumhuriyet Başsavcılığı 10/12/1992 tarihinde, operasyonakatılan askerlerin fotoğraflarını M.K. ile Em.K.yagöstererek teşhis işlemi yaptırmıştır. M.K. daha önceki ifadesinde bahsi geçenkişiyi tam olarak hatırlamadığını ancak bu kişinin esmer, uzun boylu ve bıyıklıolduğunu, ayrıca bu kişiye çevresindeki askerlerin "Komutanım." diyerek seslendiğini söylemiştir. Em.K. ise kendisine gösterilen fotoğraflar arasındaifadesinde (Bu ifade tespit edilememiştir.) geçen kişinin resmininbulunmadığını beyan ederek anılan kişinin esmer, şişman ve fazla uzun olmayanbir kişi olduğunu ifade etmiştir.
23. Cumhuriyet Başsavcılığı 31/12/1992 tarihinde, iki askerinörgüt mensuplarıyla çıkan çatışmada yaralanması nedeniyle soruşturma görevininDiyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına (DGM CumhuriyetBaşsavcılığı) ait olduğunu belirterek görevsizlik kararı vermiştir.
24. Bir şekilde H.K., M.T. ve A.T.ninölümüyle ilgili soruşturmayı tekrar yürüten (DGM Cumhuriyet Başsavcılığınıngörevsizlik kararı vererek soruşturma dosyasını Cumhuriyet Başsavcılığınagönderip göndermediği belirlenememiştir.) Cumhuriyet Başsavcılığı 6/6/1994tarihinde soruşturma görevinin 7. Kolordu Komutanlığı Askerî Savcılığına(Askerî Savcılık) ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.
25. Soruşturmayı tekrar nasıl ele aldığı tespit edilemeyen DGMCumhuriyet Başsavcılığı 22/3/1999 tarihinde, H.K., M.T. ve A.T.ninkasten öldürülmesi olayını soruşturma görevinin Cumhuriyet Başsavcılığına aitolduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.
26. Cumhuriyet Başsavcılığı 19/4/1999 tarihinde, H.K., M.T. ve A.T.nin güvenlik güçlerince öldürüldüğü iddiasıyla ilgiliolarak lüzumu muhakeme kararı gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verereksoruşturma evrakını Hani Kaymakamlığına göndermiştir.
27. İdari tahkikat kapsamında ifadesine başvurulan E.M., H.A.,S.B. ve A.S.nin beyanlarından, adı geçenlerin H.K.,M.T. ve A.T.nin nasıl öldüğü yönünde bir bilgiyesahip olmadığı anlaşılmıştır. S.B. ifadesinde Cumhuriyet Başsavcılığıtarafından dava açıldığını belirtse de bununla hangi davayı kastettiği veyakonuyla ilgili soruşturma açıldığını ifade etmek için mi bu yönde beyandabulunduğu anlaşılamamıştır.
28. Lüzumu muhakeme kararı verilip verilmeyeceği hususununtespiti için görevlendirilen muhakkikçe hazırlanan fezlekede, ölenlerin örgütmensuplarınca açılan ateş sonucu vefat ettikleri kanaatine varıldığıbelirtilmiştir.
29. Diyarbakır İl İdare Kurulu (İdare Kurulu) 7/9/2000tarihinde, H.K., M.T. ve A.T.nin kimler tarafındanöldürüldüğünün tespit edilemediği, olayda görevli güvenlik güçlerinin kastenöldürme suçunu işledikleri iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve sübutaermediği gerekçesiyle Hani İlçe Jandarma Komutanı da dâhil dokuz asker hakkındamen-i muhakeme kararı vermiştir.
30. Danıştay İkinci Dairesi 12/12/2002 tarihinde İdare Kuruluncaverilen kararın onanmasına karar vermiştir.
31. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK 250. madde ve TMK10. madde ile görevli) 24/12/2008, 1/10/2012, 27/12/2012, 23/9/2013 ve 4/7/2014tarihlerinde, başvurucuların 5233 sayılı Kanun kapsamında Diyarbakır ValiliğiTerör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyonuna (Zarar TespitKomisyonu) yaptıkları başvurunun reddi üzerine nezdinde iptal ve tam yargıdavası davası açtıkları Diyarbakır 2. İdareMahkemesine (İdare Mahkemesi) müzekkere yazarak dava dosyası arasında bulunan1993/254 sayılı soruşturma dosyasının iadesini istemiştir. Anılan soruşturmadosyasının H.K., M.T. ve A.T.nin ölümüyle ilgili olupolmadığı saptanamamıştır.
32. Anılan soruşturma dosyasını İdare Mahkemesi 18/7/2014tarihli yazıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına iade edilmiştir.
B. BaşvurucularınTazminat Talepleriyle İlgili Süreç
33. Vekilleri aracılığıyla başvurucular, evlerine yapılan baskınsonucu yakınlarının öldüğünü, ev ve arazilerinin yakıldığını, bu nedenleyaşadıkları köyü terk etmek zorunda kaldıklarını, köydeki ağaçlarınınkuruduğunu, hayvanlarının ise telef olduğunu ve sosyal risk ilkesine göreidarenin hizmet kusur olmasa bile devletin önleyemediği terör olaylarındankaynaklanan maddi ve manevi zararları ödemek zorunda olduğunu ileri sürerek18/4/2005 tarihli dilekçeyle Zarar Tespit Komisyonuna başvurup maddi ve manevitazminat talep etmişlerdir.
34. Zarar Tespit Komisyonu 24/10/2005 tarihli kararıyla,başvurucuların yakınının güvenlik güçleri ile girilen silahlı çatışmadaöldürüldüğü gerekçesiyle ve 5233 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ikincifıkrasının (f) bendine istinaden başvurucuların talebini reddetmiştir.
35. Vekilleri aracılığıyla başvurucular, yakınlarının silahlıçatışmaya girmediğini ancak çatışma esnasında öldürüldüğünü iddia ederek3/2/2006 tarihinde Zarar Tespit Komisyonunca verilen kararının iptali için adliyardım talepli olarak İdare Mahkemesi nezdinde dava açmışlardır. Aynı davadabaşvurucular, sosyal risk ilkesi gereğince zarar ile kamu hizmeti arasındanedensellik bağı bulunmasa ve hizmet kusuru olmasa bile devletin kişilerinuğradığı maddi ve manevi zararları ödemek zorunda olduğunu, maddi zararıhesaplama yönteminin gerçek zararı tespit etmekten uzak olduğunu ve araziyedayalı kayıplarının maddi zarar hesabına katılmadığını belirterek sadece maddizararın karşılanacağına, tazminin 19/7/1987 tarihi ile 5233 sayılı Kanun'unyürürlüğe girdiği tarih arası için geçerli olduğuna, maddi zararın hesaplamayöntemine ilişkin 5233 sayılı Kanun hükümlerinin Anayasa'ya aykırı olduğunuileri sürüp 30.00 TL maddi, 30.000 TL manevi tazminat talep etmişlerdir.
36. Başvurucuların adli yardım talebini 30/5/2006 tarihindereddeden İdare Mahkemesi, eksik başvuru ve karar harcının tamamlanması içinbaşvuruculara otuz gün süre vermiştir.
37. Başvurucular, vekilleri aracılığıyla İdare Mahkemesineverdikleri 30/6/2006 tarihli dilekçelerinde harcı ödeme imkânlarınınbulunmadığını belirterek maddi ve manevi tazminat taleplerinden vazgeçtiklerinive iptal davası sonuçlandıktan sonra yeni bir dava ile tazminat talepedeceklerini bildirerek davanın yalnızca iptal davası olarak görülmesiniistemişlerdir.
38. İdare Mahkemesi Askerî Savcılığa bir müzekkere yazarakgörevsizlik kararına istinaden Cumhuriyet Başsavcılığınca gönderilen soruşturmadosyasının akıbetini sormuştur. Bu müzekkereye, kararın gönderildiği tarihin veşüpheli adlarının belirtilmemesi nedeniyle soruşturma kaydına rastlanmadığıyönünde cevap verilmiştir.
39. İdare Mahkemesi 20/4/2007 tarihinde CumhuriyetBaşsavcılığınca verilen 6/6/1994 tarihli görevsizlik kararının bir örneğini deekleyerek Askerî Savcılıkça konuyla ilgili dava açılıp açılmadığını ve davaaçılmışsa akıbetini sormuştur. Askerî Savcılığın cevap verip vermediği tespitedilememiştir.
40. Zarar Tespit Komisyonunca İdare Mahkemesine gönderilen28/1/2008 tarihli yazıda, mal varlığına ulaşamamaktan kaynaklanan maddizararların tazminiyle ilgili olarak başvurucuların ayrı başvurularınınbulunduğu ve bu başvuruların inceleme aşamasında olduğu belirtilmiştir.
41. Başvurucular, vekilleri aracılığıyla İdare Mahkemesineverdikleri 14/2/2008 tarihli dilekçelerinde köyü terk nedeniyle herhangi birtazminat taleplerinin bulunmadığını bildirmişlerdir.
42. İdare Mahkemesi 15/2/2008 tarihinde başvurucuların murisi H.K.nın herhangi bir terör örgütü ile bağlantısı olduğuyönünde bir tespitin bulunmaması ve dava dosyasında yer alan belgelerdenbaşvurucuların murisinin güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada öldüğü yönündekesin ve inandırıcı bilgi ve belgelerin bulunmaması nedeniyle 5233 sayılıKanun'un 2. maddesinin ikinci fıkrasının (f) bendi uyarınca maddi tazminattalebinin reddini hukuka uygun bulmamış ve dava konusu işlemin iptaline kararvermiştir. Anılan kararın ilgili kısımları şöyledir:
"...
Dava dosyasında bulunan bilgi, belge veifadeler değerlendirildiğinde; 17.10.1992 tarihinde Diyarbakırİli,Hani İlçesi Kaledibi Köyü güvenlik güçlerince bölücüterör örgütü mensuplarına yönelik operasyon düzenlendiği, davacıların murisi[H.K.]nın da bu köyde ikamet etttiği,çatışmada öldürülen teröristlerden olmadığı, kolluk kuvvetlerince de ölümnedeninin bilinmediği, çatışma arasında kalarak ölmüş olabileceğinin ifadeedildiği görülmektedir.
Mahkememizin muhtelif tarihli ara kararlarıile davacıların murisi [H.K.]nınherhangi bir terör örgütü ile bağlantısı olduğu yönünde bir tespitin olupolmadığı, tespit varsa adli takibat yapılıp yapılmadığı sorularak bu hususailişkin bilgi ve belgelerin gönderilmesinin istenildiği, davalı idarecedavacıların murisi [H.K.]nınherhangi bir terör örgütü ile bağlantısı olduğu yönünde bir tespitinbulunduğuna ilişkin bir tespitin yer almadığı görülmüştür.
Görüdüğü üzere, [H.K.]adlı şahsın kim veya kimler tarafından ve ne amaçla öldürüldüğü yönünde hukukengeçerli somut bir veri bulunmamaktadır. Ancak, adı geçenin öldürüldüğü tarihitibariyle terör olaylarının ve bunlarla mücadelenin yoğun olduğu da birgerçektir. Adı geçenin de böyle bir ortamda öldürülmüş olarak bulunduğu,dolayısıyla aksi yönde hukuken geçerli somut bir tespit bulunmadığından adıgeçenin terörden mağdur olmuş kişi olarak kabulü gerektiği sonucunavarılmıştır.
..."
43. Başvurucular, İdare Mahkemesi kararında tazminat miktarı ilebaşvuru tarihinden itibaren tazminata faiz işletileceği hususlarının yeralmadığını ileri sürerek İdare Mahkemesi kararını temyiz etmişlerdir.
44. Davalı idare de Danıştay nezdinde temyiz talebindebulunmuştur.
45. Temyiz incelemesini yapan Danıştay OnbeşinciDairesi (Danıştay Dairesi) 30/10/2014 tarihinde, başvurucunun 5233 Sayılı Kanunkapsamında yaptığı başvurunun reddi yönünde tesis edilen işlemde hukuka uyarlıkbulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar vermişse debaşvurucuların iddia ettiği zararlar nedeniyle talep ettikleri tazminatistemleri hakkında da hüküm kurulması gerektiğini belirterek İdare Mahkemesikararının dava konusu işlemin iptaline ilişkin bölümünün onanmasına, tazminatistemleri hakkında hüküm kurulmamasına ilişkin bölümünün ise bozulmasına kararvermiştir.
46. Başvurucular, temyiz talebinde dile getirdikleri hususlaryanında Zarar Tespit Komisyonundan manevi tazminat da talep ettiklerine,başvurularının reddedildiğine, Zarar Tespit Komisyonu kararının manevi tazminatyönünden de iptal edilmesi istemelerine rağmen İdare Mahkemesinin bu istemhakkında herhangi bir karar vermediğine de işaret ederek Danıştay Dairesindenkarar düzeltme talebinde bulunmuşlardır.
47. Danıştay Dairesi 28/5/2015 tarihinde, hukuka ve usule uygunolması nedeniyle İdare Mahkemesi kararının başvurucuların tazminat istemlerihakkında hüküm kurulmamasına ilişkin kısmının da onanmasına karar vermiştir.
48. Nihai karar başvurucular vekiline 19/10/2015 tarihindetebliğ edilmiş olup başvuru 23/10/2015 tarihinde yapılmıştır.
49. Başvuruculara tespit edilemeyen bir tarihte 16.000 TL madditazminat ile 1.500 TL cenaze masrafı ödenmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
50. 5233 sayılı Kanun'la ilgili hukuka ilişkin bilgiler Celal Demir (B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-23) kararında, yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili hukukailişkin bilgiler ise Sultani Acar (B.No: 2014/16344, 22/3/2018, §§ 29-61) kararında yer almaktadır.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
51. Mahkemenin 10/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucu Fatma Kanat Yönünden
52. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 51. maddesi ile AnayasaMahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 83. maddesi gereğibaşvurucunun istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki davranışlarıylabireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığının tespit edilmesi hâlindebaşvuru reddedilir ve yargılama giderleri dışında ilgilinin 2.000 Türklirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasıyla cezalandırılmasına kararverilir.
53. Anılan düzenlemelerde, genel olarak bir hakkın öngörüldüğüamaç dışında ve başkalarını zarara sokacak şekilde kullanılmasının hukukdüzenince himaye edilmeyeceğini ifade eden hakkın kötüye kullanılmasınınbireysel başvuru alanında özel olarak ele alındığı açıkça görülmektedir. Bubağlamda bireysel başvuru usulünün amacına açıkça aykırı olan ve AnayasaMahkemesinin başvuruyu gereği gibi değerlendirmesini engelleyen davranışlarınbaşvuru hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesi mümkündür (S.Ö., B. No: 2013/7087, 18/9/2014, § 28; Mehmet Güven Ulusoy [GK], B. No:2013/1013, 2/7/2015, § 31).
54. Bu kapsamda özellikle Anayasa Mahkemesini yanıltmak amacıylagerçek olmayan maddi vakıalara dayanılması veya bu nitelikte bilgi ve belgesunulması, başvurunun değerlendirilmesi noktasında esaslı olan bir unsurhakkında bilgi verilmemesi, başvurunun değerlendirilmesi sürecinde vuku bulanve söz konusu değerlendirmeyi etkileyecek nitelikte yeni ve önemli gelişmelerhakkında Anayasa Mahkemesinin bilgilendirilmemesi suretiyle başvuru hakkındadoğru bir kanaat oluşturulmasının engellenmesi, medeni ve meşru eleştirisınırları saklı kalmak kaydıyla bireysel başvuru amacıyla bağdaşmayacak surettehakaret, tehdit veya tahrik edici bir üslup kullanılması, söz konusu başvuruyolu kapsamında ihlalin tespiti ile ihlal ve sonuçlarının ortadankaldırılmasına ilişkin amaçla bağdaşmayacak surette içeriksiz bir başvurudabulunulması durumunda başvuru hakkının kötüye kullanıldığı kabuledilebilecektir (S.Ö., § 29; Mehmet Güven Ulusoy [GK], B. No:2013/1013, 2/7/2015, § 32; Osman Sandıkçı,B. No: 2013/6297, 10/3/2016; Selman Kapan vediğerleri, B. No: 2013/7302, 20/4/2016).
55. Başvuruculardan Fatma Kanat 25/12/2011 tarihinde vefatetmiştir. Buna rağmen Av. Arzu Pamukçu Yördem,23/10/2015 tarihinde Fatma Kanat'ın anayasal haklarının ihlal edildiğiiddiasıyla bireysel başvuru yapmış, başvuru formunda da Fatma Kanat'ınölümünden bahsetmemiştir. Adı geçen avukat ancak 30/1/2017 tarihli dilekçe ileFatma Kanat'ın ölümünden söz ederek bireysel başvurunun Fatma Kanat yönündendüşürülmesini istemiştir.
56. Kamu gücü tarafından hakkı ihlal edilen kişinin bireyselbaşvuru yapmadan önce ölmesi durumunda ölen kişi adına bir başkası tarafındanbireysel başvuru yapma imkânı bulunmamaktadır (Abdurrehman Uray, B. No: 2013/6140, 5/11/2014, § 30).
57. Açıklanan gerekçelerle başvuru tarihinden önce vefat etmişbaşvurucu adına vekâlet ilişkisi sona ermiş olan avukat tarafından yapılanbireysel başvurunun başvuru hakkının kötüyekullanımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.
58. Bu durumda Av. Arzu Pamukçu Yördemhakkında Anayasa Mahkemesini yanıltıcı nitelikte başvuru yapması nedeniyle 6216sayılı Kanun'un 51. maddesi ve İçtüzük’ün 83. maddesiuyarınca takdiren 2.000 TL disiplin para cezasınahükmedilmesi gerekir.
B. Başvurucu Adem KanatYönünden
1. Yaşam Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
59. Başvurucu öncelikle ölüm olayı hakkında yürütülen cezasoruşturmasının 29 yılı aşkın süredir devam ettiğini belirterek makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiğini sürmüştür. Başvurucu bundan başka cezasoruşturmasında yapılan işlemler ile çatışmada ölen insanların mezaragömüldüğünden haberdar olmalarına rağmen güvenlik güçlerinin olayı Cumhuriyetsavcısına zamanında bildirmediğinden ve klasik otopsi işlemi yapılmadığındansöz ederek ölüme sebebiyet verenlerin bulunamaması, olay nedeniyle yargılananherhangi bir kimse olmaması nedeniyle yargı yetkisinin kötüye kullanıldığınıiddia etmiştir.
b. Değerlendirme
60. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özünün yakınınınateşli silahla öldürülmesi olayı hakkında etkili bir ceza soruşturmasıyürütülmediğine ilişkin olduğunu ve başvurucunun yaşam hakkının öldürmemeyükümlülüğü ile koruma yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutuna yönelik birşikâyetinin bulunmadığını dikkate alan Anayasa Mahkemesi, başvurucunun bütüniddialarının yaşam hakkının etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutukapsamında incelenmesi gerektiği kanaatindedir.
61. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes,yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
62. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Devletintemel amaç ve görevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyalhukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığınıngelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
63. Anayasa Mahkemesi etkili soruşturma yükümlülüğünün sözkonusu olduğu hâllerde ve olayların şartlarına bağlı olarak yaptığıdeğerlendirilmelerinde, bir soruşturma başlatılmaması ya da soruşturmabaşlatılmakla birlikte uzun süre etkisiz yürütülmesi durumlarındabaşvuruculardan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için gerekliözeni göstermeleri ve şikâyetlerini çok uzun süre geçirmeden AnayasaMahkemesine sunmaları gerektiğini vurgulamıştır (benzer yöndeki kararlar içinbkz. Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848,17/7/2014, § 77; Adle Azizoğlu ve Sedat Azizoğlu, B. No:2014/15732, 24/1/2018, § 83-87).
64. Somut olayda başvurucu, soruşturmanın 29 yılı aşkın süredirdevam ettiğini öne sürse de soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umutverici gelişmeler ve gerçekçi varsayımlar bulunduğuna veya soruşturmanınilerlemesini sağlayıcı birtakım tedbirler alındığına dair bir iddiadabulunmamıştır.
65. 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
66. 6216 sayılı Kanun'un "Bireyselbaşvuru usulü" kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralıfıkrası şöyledir:
"Bireysel başvurunun, başvuru yollarınıntüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihtenitibaren otuz gün içinde yapılması gerekir."
67. Soruşturmanın etkisiz olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesinebireysel başvuru yapma konusunda güçlük çektiği yönünde herhangi bir savıbulunmayan başvurucunun bireysel başvuruların kabul edilmeye başlandığı23/9/2012 tarihinden sonra başvuru yapma imkânının bulunduğunu dikkate alanAnayasa Mahkemesi, zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihten yaklaşık 3yıl 1 ay sonra yapılan başvurunun süresinde yapılmış bir başvuru olarak kabuledilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.
68. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının usul boyutunun ihlaledildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizinsüre aşımı nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
69. Başvurucu, olaydan sonra köyü terk etmek zorunda kalmaları nedeniyleköylerindeki arazilerini kullanamadıkları gibi başkasına da satamadıklarını vearazi sahiplerine sağlanan gelir desteğinden faydalanamadıklarını belirterekmülkiyet hakkının ihlal edildiğini öne sürmüştür.
b. Değerlendirme
70. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarınıntüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetiniöncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarakiletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlarasunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özenigöstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek,B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).
71. Somut olayda İdare Mahkemesine verilen 14/2/2008 tarihlidilekçede köyü terk nedeniyle herhangi bir tazminat talep edilmediğininbildirilmesi (bkz. § 41) nedeniyle bireysel başvuru yapmadan önce tüketilenkanun yolu ölüm nedeniyle uğranılan zararlara ilişkindir. Başvurucu malvarlığına ulaşamamaktan kaynaklanan maddi zararlarının tazminiyle ilgili olarakZarar Tespit Komisyonuna ayrı bir başvuru yapmış (bkz. § 40) ise de anılanbaşvurunun akıbetiyle ilgili Anayasa Mahkemesine herhangi bir bilgivermemiştir. Bu sebeple başvurucunun hukuk sisteminde mevcut idari ve yargısalyolları tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu sonucuna varılmıştır.
72. Açıklanan gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal edildiğiiddiasının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Anayasa'ya Aykırılıkİddiası ile Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
73. Başvurucu, Zarar Tespit Komisyonunca verilen kararınıniptali için İdare Mahkemesi nezdinde açtığı davada ileri sürdüğü iddialarla(bkz. § 35) benzer iddiaları dile getirerek Anayasa'ya aykırı olması nedeniylesadece maddi zararın karşılanacağına, tazminin 19/7/1987 tarihi ile 5233 sayılıKanun'un yürürlüğe girdiği tarih arası için geçerli olduğuna ve maddi zararınhesaplama yöntemine ilişkin 5233 sayılı Kanun hükümlerinin iptalini talepetmiştir. Başvurucu ayrıca ülkede açılan davalarda -başvurunun bununla neyikastettiği anlaşılamamıştır- maddi ve manevi tazminatlara hükmedilirken 5233sayılı Kanun kapsamında kendisine manevi tazminat verilmemesi ve 19/7/1987tarihinden önce meydana gelen olayların 5233 sayılı Kanun'un kapsamı dışındaolması nedeniyle eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.Başvurucuya göre yasama organının bireyler arası eşitliği sağlaması anayasalbir yükümlülüktür.
b. Değerlendirme
74. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasınagöre bireysel başvurunun incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlaledildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanısıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu Sözleşme'ye ek protokoller kapsamına da girmesi gerekir.Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan hak ihlali iddiasınıiçeren başvurular bireysel başvurunun kapsamında değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
75. Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi veSözleşme'nin 14. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağının ihlal edildiğineyönelik iddiaların soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp mutlakaAnayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak ve özgürlüklerlebağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, § 33).
76. Somut olayda eşitlik ilkesinin ihlal edildiği ilerisürülmekte ise de söz konusu ihlal iddiasının hangi temel hak ve özgürlüğeyönelik olarak gerçekleştiği belirtilmemiştir. Ayrıca eşitlik ilkesinin ihlaledildiği iddiası ile diğer Anayasa'ya aykırılık iddialarının Anayasa veSözleşme kapsamındaki hak ve hürriyetlerden biri ile bağlantısıbulunmamaktadır.
77. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'ya aykırılık iddiası ileeşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin konubakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
4. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Başvurucunun İddiaları
78. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun çerçevesinde talep ettiğitazminatla ilgili idari ve yargısal sürecin uzunluğundan söz ederek makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
ii. Değerlendirme
79. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı yada yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediğiiddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurularailişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkinyolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlamakapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğinitartışmıştır.
80. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuruyolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlamasınedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarınamakul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminatödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafiolanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama imkânınasahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda AnayasaMahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarışansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen TazminatKomisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesininbireysel başvurunun ikincil niteliğiile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).
81. Mevcut başvurularda söz konusu karardan ayrılmayı gerektirenbir durum bulunmamaktadır.
82. Açıklanan gerekçelerle makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizinbaşvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Hakkaniyete UygunYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Başvurucularınİddiaları
83. Başvurucu ilk olarak yakınının çatışmaya katıldığına dairherhangi bir delil bulunmadığı gibi yakını hakkında herhangi bir mahkûmiyetkararı da olmadığını ve bu nedenle Zarar Tespit Komisyonunca verilen kararınyerinde olmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu ikinci olarak olay nedeniyle hemmaddi hem de manevi zarar gördüğünü, 5233 sayılı Kanun'un sadece maddizararların karşılanacağına ilişkin hükümlerinin hakkaniyete ve hukuk mantığınaaykırı olduğunu, sosyal risk ilkesi gereğince idarenin önlemekle yükümlü olduğuhâlde önleyemediği terör olaylarından doğan zararları da nedensellik bağıaramadan ödemesi gerektiğini belirterek Zarar Tespit Komisyonun manevi tazminattalebinin reddine dair zımni ret kararının İdare Mahkemesince iptal edilmesigerektiğini öne sürmüştür. Son olarak idari ve yargı mercilerinde dilegetirilen iddiaların -başvurucunun ifadesiyle savunmaların- dikkatealınmadığını, Anayasa'ya aykırılık iddiaları hakkında İdare Mahkemesinceherhangi bir karar verilmediğini, ödenen maddi tazminat tutarının yetersizolduğunu iddia etmiştir.
ii. Değerlendirme
84. Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkını güvence altına alanAnayasa'nın 17. maddesini Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirerekdevlete üç tür yükümlülük yükleyecek şekilde yorumlamış ve bu yükümlülüklerinihlal edilip edilmediğine ilişkin değerlendirmelerinde gözönünealacağı ilkeleri belirlemiştir. Bu yükümlülüklerden ilki kasıtlı ve hukukaaykırı olarak öldürmememe yükümlülüğü (negatif yükümlülük), ikincisi her türlütehlikeye karşı bireylerin yaşam hakkını koruma yükümlülüğü (pozitifyükümlülüğün maddi boyutu), üçüncüsü ise doğal olmayan her ölümle ilgili etkilisoruşturma yükümlülüğüdür (pozitif yükümlülüğün usule ilişkin boyutu). Birbireysel başvurunun yaşam hakkı kapsamında değerlendirilebilmesi için kamumakamlarının yaşam hakkının koruma alanına kasıtlı eylemleri veya ihmalsuretiyle tezahür eden eylemsizlikleri ile bir müdahalesinin gerçekleştiğiiddia edilmelidir. Başka bir anlatımla yaşam hakkı kapsamında yapılacak birincelemenin ancak yetkili makamların kusura dayalı sorumluluğunun ilerisürüldüğü hâllerde söz konusu olabileceği ifade edilmelidir. Bir ölümdenkusursuz sorumluluk ilkeleri gereğince sorumlu olunduğunun ileri sürülmesihâlinde ise bireysel başvurunun açıklanan gerekçelerle yaşam hakkından incelenebilmesimümkün değildir (Aziz biter ve diğerleri, B.No: 2015/4603, 19/2/2019, §§ 58, 59). Bu nedenle Anayasa Mahkemesi,başvurucunun şikâyetlerinin adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerdenbiri olan hakkaniyete uygun uygun yargılanma hakkı kapsamında incelenmesigerektiği görüşündedir.
85. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, manevitazminat taleplerinin reddedilmesine ilişkin iddialar daha önce bireyselbaşvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarındabaşvurucuların terör eylemi kapsamında gerçekleşen zararlarının manevi tazminatödenmesi ile giderilmesine ilişkin 5233 sayılı Kanun’da hüküm bulunmamaklabirlikte idare hukukunun genel hükümleri kapsamında başvurucuların anılan talephakkına sahip olduğu belirtilmiştir (ÖzdenSayar ve Deren Dilara Sayar, B. No: 2013/4022, 13/4/2016, §§ 51-76).
86. Bir başka ifadeyle Anayasa Mahkemesi 5233 sayılı Kanun'un-Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun verdiği kararlarda da belirtildiğiüzere- maddi zararların özel bir giderim usulü olmakla birlikte manevizararların genel hükümlere göre karşılanmasına da engel olmayan bir kanunolduğunu, 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12.ve 13. maddelerinde idarenin işlem veya eyleminden kaynaklı olarak haklarıihlal edilenlere tazminat talebinde bulunabilme imkânı tanındığını belirterek5233 sayılı Kanun dışında idari yargıda genel hükümlere başvurularak uğranılanzararın tazmin edilebileceğini belirtmiştir (AbbasEmre, B. No: 2014/5005, 6/1/2016, § 81).
87. Anılan içtihatlarda ortaya konulduğu üzere 5233 sayılı Kanunmanevi zararların karşılanmasını öngörmemekle birlikte genel hükümlere göreaçılacak tam yargı davasında manevi tazminat istenmesini de engellememektedir.Bir başka ifadeyle kişiler manevi tazminat taleplerini 5233 sayılı Kanunkapsamında değil 5233 sayılı Kanun'dan bağımsız olarak tazminat hukukunun genelprensiplerine göre açacakları davalarda da dile getirebilirler (Hüseyin Gönek ve ŞahinToprak, B. No: 2015/4683, 22/1/2019, § 44).
88. Bundan başka 5233 sayılı Kanun uyarınca maddi tazminatistemleri hakkında yapılan değerlendirmelere ilişkin şikâyetler daha öncebireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararında; objektif sorumluluk anlayışına dayalı sosyal risk ilkesi temelalınarak hazırlanan 5233 sayılı Kanun kapsamında başvuruculara ödenmesine kararverilen tazminatın 5233 sayılı Kanun hükümlerine dayalı olarak komisyonlartarafından Kanun'da belirtilen yönteme göre belirleneceği, başvuruculartarafından 5233 sayılı Kanun kapsamında komisyonca kendilerine ödenmesi teklifedilen maddi tazminat miktarının mahkemelerde uygulanan çeşitli kriterlerdikkate alınmaksızın maktu olarak belirlendiği ve bunun yetersiz olduğu ilerisürülmekte ise de terörden kaynaklanan zararların dava yoluna gidilmedenilgililerce tazmini olanağını sağlayan 5233 sayılı Kanun uyarınca belirlenentazminat miktarına ve bu miktarın hesaplanma şekline belirli bir tatminsağladığı sürece ve açık bir orantısızlık bulunmadığı müddetçe AnayasaMahkemesinin müdahalesinin söz konusu olamayacağı belirtilmiştir (Mehmet Çetinkaya ve Maide Çetinkaya, B.No: 2013/1280, 28/5/2014, §§ 71-76).
89. Somut olayda başvurucu, Zarar Tespit Komisyonunca verilenkararın iptali için açtığı davada maddi ve manevi tazminat talebinde debulunmuş ise de İdare Mahkemesine verdiği 30/6/2006 tarihli dilekçede tazminattaleplerinden açıkça vazgeçip iptal davasından sonra yeni bir dava ile tazminattalep edeceğini bildirmiştir (bkz. §37). Buna rağmen başvurucu, 16.000TL'yiaşan maddi zararları ile manevi zararlarının tazmini için yeni bir dava açıpaçmadığı ve şayet açmış ise bu davanın kesin hükümle sonuçlanıp sonuçlanmadığıkonusunda Anayasa Mahkemesine herhangi bir bilgi ve belge sunmamıştır. Bu nedenleZarar Tespit Komisyonunca hükmedilen maddi tazminatın yetersiz olduğuna vemanevi tazminat ödenmediğine ilişkin iddiaları konusunda başvurucunun hukuksisteminde mevcut başvuru yollarını usulünce tüketmediği sonucuna varılmıştır.
90. Açıklanan gerekçelerle diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
5. Özel Hayata ve AileHayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
91. Başvurucu; yakının öldürülmesi ve evlerinin yanması olayınınfaillerinin bulunamaması, herhangi bir manevi tazminat alamaması nedeniyleadalete olan güveninin sarsıldığını, ruh sağlığının bozulduğunu belirterek özelhayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmiştir.
b. Değerlendirme
92. Başvurucunun ihlal iddialarını incelemeyi mümkün kılacakölçüde gerekçelendirmediğini ve anılan şikâyetlerin öz itibarıyla diğer ihlaliddiaları kapsamında değerlendirildiğini nazara alan Anayasa Mahkemesi,başvurunun özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddialarının ayrıca incelenmesine gerek olmadığı sonucuna varmıştır.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvuru Fatma Kanat'a vekâleten Av. Arzu Pamukçu Yördem tarafından yapılan başvurunun başvuru hakkının kötüye kullanılması nedeniyleREDDİNE,
B. Başvurucu Adem Kanat adına yapılan bireysel başvuruyla ilgiliolarak;
1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Anayasa'ya aykırılık iddiası ile eşitlik ilkesinin ihlaledildiğine ilişkin iddianın konu bakımındanyetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın ayrıca incelenmesine GEREK OLMADIĞINA,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu Adem Kanat üzerindeBIRAKILMASINA,
D. 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 83. maddesi uyarınca 2.000 TL disiplin paracezasının Av. Arzu Pamukçu Yördem'den TAHSİLİNE,
E. Kararın bir örneğinin Diyarbakır Barosu ile Türkiye BarolarBirliğine GÖNDERİLMESİNE 10/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.