TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ADİL ERHAN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/6888)
Karar Tarihi: 19/2/2019
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör Yrd.
:
Halil İbrahim DURSUN
Başvurucular
:
1. Adil ERHAN
2. Cevahir ERHAN
3. Evin ERHAN
4. Hamza ERHAN
5. Nezahat ERHAN
6. Zeynep ERHAN
7. Züleyha ERHAN
Vekili
:
Av. Bayram BAYKAL
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, idari yargıda açılan tam yargı davasının süreaşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 17/4/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu dava dosyasıiçeriğinden tespit edilen olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucuların yakını 1979 doğumlu M.E., 22/9/2007 tarihindeikamet ettiği evden çıkmış, 23/9/2007 günü saat 12.00 sıralarında Yüksekova-Dağlıcakara yoluna yakın bir yerde ölü olarak bulunmuştur. Aynı gün yapılan otopsiişlemi sonucunda M.E.nin ensesinden ve başından girenmermi çekirdeklerinin oluşturduğu harabiyet nedeniyleyaşamını yitirdiği anlaşılmıştır.
9. Olay hakkında Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafındanyürütülen soruşturma kapsamında M.E.nin terör örgütüPKK tarafından öldürüldüğüne işaret eden önemli veriler elde edilmiştir.Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı, elde ettiği bu verileri değerlendirerekolayı soruşturma yetkisinin 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu'nun mülga 250. maddesi gereğince Van Cumhuriyet Başsavcılığında olduğusonucuna ulaşmış ve soruşturma evrakını Van Cumhuriyet Başsavcılığınagöndermiştir. Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı bu kararında diğer bazıdelillerin yanı sıra PKK terör örgütünün yayın organlarında M.E.ninJİTEM (Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele) elemanı olduğu gerekçesiyle PKKtarafından öldürüldüğü yönünde yapılmış haberlere dayanmıştır.
10. Bu karar üzerine Van Cumhuriyet Başsavcılığı 7/7/2008tarihinde, Hakkâri İl Jandarma Komutanlığı emrinde görevli E.Ş.ninifadesini almıştır. E.Ş. bu ifadesinde M.E.ninkayıtlı haber elemanı olarak kullanıldığını belirtmiştir. Başvuru formu veeklerinde, terör örgütü tarafından başvuruculara gönderildiği anlaşılan vebaşvurucuların yakınının devlet adına çalıştığı için terör örgütü tarafındanöldürüldüğünü ifade eden 2008 yılında hazırlanmış bir yazı da bulunmaktadır.
11. Başvurucular olay hakkındaki ceza soruşturmasında daimîarama kararı verilerek fail ya da faillerin bulunmasına çalışıldığını,soruşturmanın devam ettiğini ifade etmişlerdir.
12. Başvurucular; yakınları M.E.nindevlet adına çalışması nedeniyle PKK tarafından öldürüldüğünü, bu sebeple somutolayda idarenin kusursuz sorumluluğunun bulunduğunun açık olduğunu ilerisürerek 25/1/2010 tarihinde İçişleri Bakanlığına müracaat etmiş ve bu olaynedeniyle ortaya çıkan zararlarının tazmin edilmesi talebinde bulunmuşlardır.
13. İçişleri Bakanlığı 4/2/2010 tarihinde başvurucuların dilekçeve eklerini gereği için Hakkâri Valiliğine göndermiştir. Hakkâri Valiliği ZararTespit Komisyonu 18/2/2010 tarihinde başvurucuların dilekçeleri hakkındakendilerince yapılacak herhangi bir işlem bulunmadığına karar vermiştir.
14. Başvurucular, bunun üzerine Van 1. İdare Mahkemesinde davaaçmış ve toplam 280.000 TL tazminat talebinde bulunmuşlardır. Başvurucular davadilekçesinde özetle devletin stratejik bir coğrafyada çalışan yakınlarının cangüvenliğini sağlamak için gerekli özen ve dikkati göstermediğini, ölüm olayındaidarenin kusurunun bulunduğunu ifade etmişlerdir. Başvurucular, devletin somutolayda kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince de sorumlu olduğunu iddiaetmişlerdir.
15. Van 1. İdare Mahkemesi 8/10/2010 tarihinde davanın süreaşımı yönünden reddine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"(...)
Olayda, 22.09.2007 tarihinde davacılar yakını [M.E.nin] yasadışı terörörgütü mensupları tarafından, Devlet adına çalışan birisi olarak bilinmesinedeniyle öldürüldüğünden bahisle zarara uğradıklarını ileri süren davacıların,olayın meydana geldiği 22.09.2007 tarihinden çok sonra 25.01.2010 tarihindeİçişleri Bakanlığı'na başvurdukları anlaşılmış olup, davacıların yakınlarınınterör örgütü mensupları tarafından öldürüldüğünü öğrendikleri 22.09.2007tarihinden itibaren 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesindebahsi geçen 1 yıllık süre içerisinde idareye başvurarak başvurunun kısmen ya datamamen reddi üzerine dava açmaları gerekirken, bu gereğe uyulmadığı, ayrıca5233 sayılı Yasa uyarınca Hakkkari Valiliği ZararTespit Komisyonu'na herhangi bir başvuru yapılmadığı anlaşılmış olup sözkonusu süreleri geçirdikten sonra 25.01.2010 tarihindeyapılan başvurunun reddi üzerine 08.04.2010 tarihinde açılan bu davada süreaşımı bulunduğundan işin esasının incelenmesine olanak bulunmamaktadır."
16. Başvurucular, açtıkları davanın süre aşımındanreddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bir yıllık sürenin eylemin idariliğinin ortaya konulmasından sonra işlemesigerektiğini belirterek kararı temyiz etmişlerdir. Başvurucular temyizdilekçesinde özetle eylemin idariliğinin ortayaçıktığı tarih olarak 22/9/2007 (M.E.nin ölüm tarihi)tarihinin esas alınmasının hatalı olduğunu, somut olayda eylemin idariliğinin yakınları M.E.ninölümünün güvenlik güçlerinin zaafiyetindenkaynaklanıp kaynaklanmadığına göre belirlenebileceğini, eylemin idariliğinin olay hakkındaki ceza soruşturması sonucundaverilen kararın kesinleşmesiyle ortaya çıkacağını, olay hakkındaki ceza soruşturmasıderdest olduğundan tazminat talebi yönünden başlamış bir süreden bahsetmeninmümkün olmadığını ifade etmişlerdir. Başvurucular ayrıca dava dilekçesindebelirttikleri hususları yinelemişlerdir.
17. Danıştay Onuncu Dairesi 21/1/2015 tarihinde ilk derecemahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir.
18. Bu karar 25/3/2015 tarihinde başvurucuların vekiline tebliğedilmiştir. Başvurucular 17/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
IV. İLGİLİ HUKUK
19. İlgili hukuk için bkz. HasanOğuz ve diğerleri, B. No: 2015/2700, 7/2/2018, §§ 21-26.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
20. Mahkemenin 19/2/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
21. Başvurucular, yakınları M.E.nindevletin istihbari faaliyetlerine destek olmasınedeniyle öldürüldüğünü, bu nitelikteki işleri yapan kişilerin yaşamlarınınkorunmasının hukuk devletinin bir gereği olduğunu, somut olayda yakınlarınınyaşamının korunamaması nedeniyle devletin pozitif yükümlülüklerini yerinegetiremediğinin açık olduğunu belirtmişlerdir. Başvurucular ayrıca açtıklarıtam yargı davasının Anayasa'nın 125. maddesi çerçevesinde değerlendirilmesigerekirken 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan ZararlarınKarşılanması Hakkında Kanun kapsamında değerlendirilerek süre aşımındanreddedilmesinin hukuk devleti ilkesine aykırı olduğunu iddia etmişlerdir.Başvurucular bu iddialarla Anayasa'nın 2., 5. ve 17. maddelerinin ihlaledildiğini ileri sürmüşlerdir.
22. Başvurucular bireysel başvuru formunda ayrıca olayhakkındaki ceza soruşturmasının hâlihazırda devam etmesi ve oldukça uzun birsüre geçmesine rağmen olayın faillerinin bulunamaması nedenleriyle Anayasa'nın10., 11., 19., 36., 138., 139., 140., 141. ve 142. maddelerinin ihlaledildiğini ileri sürmüş iseler de eksiklik bildirimi üzerine AnayasaMahkemesine sundukları 13/11/2015 tarihli dilekçede ceza soruşturmasına ilişkinyargısal süreç ile ilgili şikâyetlerinin devam etmediğini, başvurularının konusununtazminat taleplerinin reddedilmesi ve bunun Danıştay tarafından onanması ileilgili olduğunu belirtmişlerdir.
B. Değerlendirme
23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Somut olayda başvurucular bireysel başvuruformunda, hem tazminat davasının süre aşımından reddedilmesinden hem de ölümolayından oldukça uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen olayın faillerinintespit edilememiş olmasından şikâyet etmişlerdir. Bununla birlikte başvurucular13/11/2015 tarihli dilekçelerinde, ceza soruşturmasına ilişkin yargısal süreçile ilgili şikâyetlerini devam ettirmediklerini açıkça ifade etmişlerdir. Budurumda başvurucuların şikâyetlerinin özünün derece mahkemelerince verilen süreaşımı kararı nedeniyle uyuşmazlığın esasının incelenememesiyle ilgili olduğuanlaşılmaktadır. Derece mahkemelerince uyuşmazlığın esası incelenmediğinden M.E.nin yaşamının korunamadığı yönündeki iddialarınincelenmesi mümkün olmamıştır. Bu itibarla başvurucuların tüm ihlal iddialarıadil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan mahkemeye erişim hakkıkapsamında incelenmiştir.
24. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
1. Hakkın Kapsamı veMüdahalenin Varlığı
25. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün birunsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede,Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınanadil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeyeerişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd.Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§ 34).
26. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesive kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesiiçin ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerdenyararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:2013/8896, 23/2/2016, § 33).
27. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
28. Somut olayda maddi ve manevi tazminat istemiyle açılandavanın süre aşımından reddedilerek uyuşmazlığın esasının incelenmemesinedeniyle başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahaleninbulunduğu görülmektedir.
2. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
29. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, ...yalnızcaAnayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ...ölçülülük ilkesine aykırıolamaz."
30. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesininihlalini teşkil edecektir.
31. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülenve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebedayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir.
a. Kanunilik
32. Başvuruya konu olayda derece mahkemelerinin 6/1/1982 tarihlive 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesine dayanarakbaşvurucuların açtığı davanın süre aşımından reddine karar verdiğigörülmektedir. Dolayısıyla somut olayda başvurucuların mahkemeye erişim hakkınayönelik müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.
b. Meşru Amaç
33. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının neolduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafındanmüteaddit defa incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi bu incelemelerinde, idari işlemya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin en genelifadesiyle Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin birgereği olan idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı bulunduğunaişaret etmiştir (daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017,§§ 54, 55; Fatma Altuner,B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii veTicaret Limited Şirketi, B. No: 2014/12354, 9/11/2017, § 52).
c. Ölçülülük
i. Genel İlkeler
34. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkemekararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemliölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlaledebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen,§ 52).
35. Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularkenyargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilciliktenkaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadankalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).Bu kapsamda mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukukaaçıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanmasınedenleriyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarınıkullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.San. ve Tic. Ltd. Şti., § 38).
36. Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı an damahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önemtaşımaktadır (Yaşar Çoban [GK],B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açma süresinin hangi tarihtebaşlayacağını belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derecemahkemelerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açmasüresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesininbir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol,dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgiliderece mahkemelerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somutolayın koşulları ışığında incelemektir (AhmetYıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46). Bu kapsamda dava açmasüresinin hak sahibinin henüz dava hakkının doğduğundan haberdar olmadığı vesomut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerinbulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması dava hakkının varlığını anlamsızkılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (Yaşar Çoban, § 66).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
37. Başvurucular, dava açma süresinin başlangıç tarihi olarakölüm olayının gerçekleştiği tarihin esas alınmasının mahkemeye erişim hakkınıihlal ettiğinden şikâyet etmektedirler.
38. Anayasa Mahkemesince daha önce benzer niteliktekibaşvurularda da belirtildiği üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararıntazmini istemiyle açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlütutulabilmesi için ortada idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idarieylem arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıylabirlikte ortaya çıkarken bazen de çok sonra değişik araştırma, inceleme vehatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir. Bu çerçevede eylemin idariliğinin veya yol açtığı zararın ya da arasındakiilliyet bağının eylemden çok sonra anlaşıldığı veya ortaya konulabildiğidurumlarda dava açma süresinin bu tarihlerden sonra başlayacağı kabuledilmektedir (aynı yönde karar için bkz. HasanOğuz ve diğerleri, § 48).
39. Başvuru konusu olayda başvurucuların yakını M.E.nin 23/9/2007 tarihinde Yüksekova-Dağlıca kara yolunayakın bir yerde ölü olarak bulunması üzerine olayın faillerinin bulunmasıamacıyla resen bir ceza soruşturması başlatılmış ve bu soruşturma kapsamında M.E.nin terör örgütü PKK tarafından öldürüldüğüne işareteden önemli veriler elde edilmiştir. Başvurucular, olayın fail ya dafaillerinin bulunması amacıyla resen başlatılan ceza soruşturması devam ederkensöz konusu olay nedeniyle uğramış oldukları zararların tazmin edilmesiistemiyle 25/1/2010 tarihinde İçişleri Bakanlığına müracaat etmişler;taleplerinin reddedilmesi üzerine Van 1. İdare Mahkemesinde tam yargı davasıaçmışlardır. Van 1. İdare Mahkemesi ise idari eylemler için öngörülen bir yılıksüre içinde idareye başvuru yapılmadığı gerekçesiyle davanın süre aşımındanreddine karar vermiştir. Van 1. İdare Mahkemesi 2577 sayılı Kanun'un 13.maddesinde öngörülen bir yıllık süreyi ölüm tarihinden (22/9/2007)başlatmıştır.
40. Yukarıdaki açıklamalar dikkate alındığında 2577 sayılıKanun'un 13. maddesinde öngörülen bir yıllık sürenin başlangıcı olarak ölümtarihinin esas alındığı anlaşılmaktadır. Başvurucular, derece mahkemelerinesundukları dilekçelerde hem hizmet kusuru ilkesine hem de kusursuz sorumlulukilkesine dayanarak zararlarının tazmin edilmesi talebinde bulunmuşlardır.Başvurucular, hizmet kusuru ile ilgili olarak stratejik bir coğrafyada devletadına çalışan yakınlarının yaşamının korunması gerektiğini ancak somut olaydabunun başarılamadığını ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, hizmet kusurunailişkin olarak bu iddia dışında kamu makamlarına atfedilebilir somut birkusurdan ve eksiklikten bahsetmemişlerdir. Başvurucular, bireysel başvuruformunda yakınları M.E.nin devlet adına çalışan birkişi olduğunu bilmedikleri ya da bu durumu daha sonra öğrendikleri yönünde birbeyanda bulunmamışlardır. Başka bir anlatımla başvurucular, yakınlarının devletadına çalışan bir kişi olduğunu ve bu sebeple terör örgütü PKK tarafındantehdit edildiğini bir yıllık dava açma süresinden sonra öğrendikleri yönündebir beyanda bulunmamışlardır. Bu durumda derece mahkemelerinin 2577 sayılıKanun'un 13. maddesinde öngörülen bir yıllık süreyi ölüm tarihindenbaşlatmalarının somut olayın koşulları bağlamında makul olmadığı söylenemez.
41. Bu aşamada ayrıca olay hakkındaki ceza soruşturmasına değinmekgerekir. Çünkü bazı durumlarda idarenin hizmet kusurunun varlığı olayhakkındaki ceza soruşturması kapsamında yapılan araştırmalar neticesinde ortayaçıkabilir.
42. Olay hakkındaki ceza soruşturması bu kapsamda incelendiğindebaşvurucuların yakınının ölü olarak bulunmasından hemen sonra olay yeriincelemesi ile ölü muayene ve otopsi işlemlerinin gerçekleştirildiği, ayrıcaolay hakkında bilgisi olabilecek bazı kişilerin ifadelerinin alındığıgörülmüştür. Yapılan bu araştırmalar neticesinde olayın terör örgütü PKKtarafından gerçekleştirildiğine işaret eden önemli veriler elde edilmesiüzerine soruşturma makamlarının tamamen olayın fail ya da faillerininyakalanmasına odaklandığı, kamu görevlilerinin ihmaline ilişkin herhangi bir araştırmayapmadığı anlaşılmıştır. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde, başvurucularında kamu görevlilerin ihmallerinin araştırılması için soruşturma makamlarına birtalepte bulunmadıkları görülmüştür. Bu durumda söz konusu soruşturma sonucundaidarenin hizmet kusurunun bulunduğuna işaret eden bilgilerin ortayaçıkarılmasının mümkün olabileceğini kabul etmek oldukça güçtür. Başka birdeyişle eylemin idariliğinin anılan ceza soruşturmasısonucunda ortaya çıkmasını beklemek somut olayın koşulları bağlamında makulgözükmemektedir. Nitekim başvurucular da olayın fail ya da faillerininaraştırılmasına ilişkin olarak yürütülen bu soruşturma sonucunda idareninhizmet kusurunun nasıl ortaya çıkarılabileceği hususunda ikna edici açıklamadabulunmamışlardır.
43. Başvuruya konu olay Anayasa Mahkemesinin mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiğine hükmettiği ŞeymaKayaoğlu (B. No: 2014/5491, 5/7/2017), Mehmet Menendiz ve diğerleri (B. No: 2014/5235, 6/7/2017), Hasan Oğuz ve diğerleri (B. No: 2015/2700,7/2/2018) başvurularından bu yönüyle farklılaşmaktadır. Mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiğine hükmedilen söz konusu kararlarda, ölüm olayınınnedeninin tam olarak bilinmemesi ve/veya olay hakkındaki ceza soruşturmasındakamu görevlilerinin ihmalinin araştırılması söz konusu iken; başvuruya konuolay hakkında yürütülen ceza soruşturması olayın fail ya da faillerininyakalanmasına ilişkin olup kamu görevlilerinin ihmalinin araştırılması ileilgili değildir.
44. Tüm bunlar dikkate alındığında somut olayda dava açmasüresinin ölüm tarihinden başlatılmasının başvurucuların mahkemeye erişimhakkını aşırı derecede güçleştiren bir yorum olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
45. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA19/2/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.