TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ADLE AZİZOĞLU VE SADAT AZİZOĞLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/15732)
Karar Tarihi: 24/1/2018
R.G. Tarih ve Sayı: 8/3/2018 - 30354
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Murat İlter DEVECİ
Başvurucular
:
1. Adle AZİZOĞLU
2. Sadat AZİZOĞLU
Vekili
:
Av. Osman TELLİOĞLU
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ateşli silahla saldırı eylemine karşı gerekliönlemlerin alınmaması sebebiyle iki kişinin ölmesi ve bu olayla ilgili etkilibir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 26/9/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4.Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.
7. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve aslıtemin edilen Mazıdağı Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) aitsoruşturma dosyasında mevcut bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetleşöyledir:
9. Başvurucu Adle Azizoğlu'nunçocukları, diğer başvurucu Sadat Azizoğlu'nun isekardeşleri olan V.İ. ve A.A. 12/2/1993 tarihinde saat 17.00-17.30 sıralarındaMardin'in Mazıdağı ilçesindeki evlerine doğru yürürlerken kimlik bilgileritespit edilemeyen kişilerin uzun namlulu silahlarla gerçekleştirdiklerisaldırıya maruz kalıp yaralanmışlar ve Dicle Üniversitesi Tıp FakültesiHastanesine (Hastane) götürülürlerken yolda vefat etmişlerdir.
10. Bu olayla ilgili Cumhuriyet Başsavcılığınca derhâlsoruşturma açılmış; aynı gün saat 18.00 sıralarında olay yeri kollukgörevlilerince incelenmiş ve olay yerinden uzun namlulu otomatik silahlara aitkırk üç mermi kovanı ele geçirilmiştir. Olay yerinin krokisini de çizen kollukgörevlileri 13/2/1993 tarihinde saat 06.30 sıralarında olay yerini tekrarincelemiş ve bu kez uzun namlulu otomatik silahlara ait on dört mermi kovanıele geçirmişlerdir.
11. Olay yerinin çevresindeki evlerde kolluk görevlilerinceyapılan aramalarda durumları şüpheli görülen M.E., T.T., C.T. ve M.E.yakalanmış ve kişilerin "ifade sahibi" sıfatıyla ifadelerialınmıştır. Olayla ilgileri tespit edilemeyen bu kişiler ifade sonrası serbestbırakılmıştır.
12. Hastaneye götürülürken yolda vefat etmeleri nedeniyle V.İ.ile A.A.nın cesetleri üzerindeki ölü muayenesi veotopsi işlemleri nöbetçi Diyarbakır Cumhuriyet savcısının nezaretinde 12/2/1993tarihinde saat 20.30 sıralarında Hastanede yapılmıştır. Yapılan otopsiişleminde V.İ.nin"ateşli silah mermi çekirdekleri yaralanmasına bağlı etraf kırıkları,boyun omur kırıkları ile birleşik müdelle ve iç organyaralanmasından gelişen iç kanama" sonucu, A.A.nınise "ateşli silah yaralanmasına bağlıbüyük damar yaralanmasından ileri gelen kanama" sonucu öldüğütespit edilmiştir.
13. Otopsi işlemi sırasında V.İ.nincesedinden bir adet mermi çekirdeği gömleği ile bir adet uzun namlulu silahaait mermi çekirdeği nüvesi, A.A.nın cesedinden isebir adet uzun namlulu silaha ait mermi çekirdeği nüvesi çıkarılmıştır.
14. Ölü muayenesi ve otopsi işlemlerine ilişkin soruşturmaevrakları, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının yetkisizlik kararıylaCumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
15. Olay esnasında yaralanan SadatAzizoğlu'nun vücudundan 13/2/1993 tarihinde bir adet ateşli silah mermiçekirdeği çıkarılmış ve söz konusu mermi çekirdeği Hastane yetkilileritarafından Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
16. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı(DGM Cumhuriyet Başsavcılığı) 16/2/1993 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığınamüzekkere yazarak suç faillerinin sıkı bir şekilde araştırılarakyakalanmalarının sağlanmasını, soruşturma evrakının ikmali ve soruşturmaevraklarının görevsizlik kararıyla birlikte gönderilmesini istemiştir.
17. Kolluk görevlilerince 14/2/1993 ile 18/2/1993 tarihleriarasında S.A., H.İ., R.E., H.T., A.A., G.A. ve Ş.A.nıntanık sıfatıyla ifadeleri alınmıştır. Söz konusu kişiler, faillerin tespitineve yakalanmalarına imkân verecek herhangi bir beyanda bulunmamışlardır.
18. V.İ. ile A.A.nın babası olan vesaldırı esnasında kendisi de ağır yaralanan M.Ş.A.nın1/3/1993 tarihinde ifadesi alınmıştır. M.Ş.A. saldırganların dört kişi olduğunuifade etmiş, bunlardan bir tanesinin kıyafetlerini tarif etmiş, diğer üçsaldırganın yüzünü görmediğini ve gördüğü kişiyi yeniden görse detanıyamayacağını beyan etmiştir.
19. Olay yerinden elde edilen elli yedi adet boş kovan ile sokaküzerinde yapılan kontrolde T.U. isimli kişiden elde edilen makineli tabanca vebu tabancaya ait on beş adet mermiyi balistik yönden inceleyen Diyarbakır BölgeKriminal Polis Laboratuvarı 8/3/1993 tarihli uzmanlıkraporunda; elli yedi adet kovanın üç ayrı silahtan atılmakla birlikte mahuttabancanın bu silahlardan biri olmadığını, boş kovanların çeşitli makamlardaninceleme için gönderilecek silahlardan atılıp atılmadığının tespiti için geçiciolarak alıkonulduğunu belirtmiştir.
20. Cumhuriyet Başsavcılığı 29/4/1993 tarihinde Mazıdağı EmniyetAmirliğine müzekkere yazarak faillerin zamanaşımı süresi sonuna kadararaştırılmasını, tespitleri hâlinde Cumhuriyet Başsavcılığında hazıredilmelerini ve üçer ayda bir durumdan haber verilmesini istemiştir. Söz konusuyazıya istinaden faillerin tespitine çalışıldığı yönünde kolluk görevlilerincebelli aralıklarla tutulan tutanaklar Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
21. Cumhuriyet Başsavcılığı, olayın teröristlercegerçekleştirildiği kanaatine varmış ve 19/1/1994 tarihinde (Görevsizlikkararında karar tarihi 19/1/1993 olarak belirtilmişse de olayın 12/2/1993tarihinde gerçekleşmesi ve karar numarasının 1994 yılına ait olması nedeniylekararın 19/1/1994 tarihinde verildiği sonucuna varılmıştır.) görevsizlik kararıvererek soruşturma evraklarını DGM Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.
22. DGM Cumhuriyet Başsavcılığı 2/2/1994 ve 2/8/1999tarihlerinde, olayla ilgili beyan ve ihbar varsa bildirilmesi, faillerintespitine çalışılması, arama ve neticelerinden üç ayda bir haber verilmesi içinCumhuriyet Başsavcılığına, Mazıdağı İlçe Jandarma Komutanlığına, Mardin İlEmniyet Müdürlüğü ve İl Jandarma Komutanlığına müzekkereler yazmıştır. Sözkonusu yazılara istinaden faillerin tespitine çalışıldığı yönünde kollukgörevlilerince belli aralıklarla tutulan tutanaklar DGM CumhuriyetBaşsavcılığına gönderilmiştir.
23. DGM Cumhuriyet Başsavcılığı 5/8/2002 tarihinde, zamanaşımısüresi doluncaya kadar olayla ilgili beyan ve ihbar varsa bildirilmesi,faillerin tespitine çalışılması için daimî arama kararı vermiştir. Kararda olaytarihi 12/2/1994, zamanaşımı tarihi ise 13/2/2014 olarak belirtilmiştir.
24. DGM Cumhuriyet Başsavcılığının "geçici olarakalıkonulan kovanların faili meçhul olaylarla karşılaştırılmasına ilişkinmukayese raporunun gönderilmesi" isteğine ilişkin yazıya Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarınca verilen 9/8/2002 tarihlicevapta; herhangi bir irtibata rastlanmadığı, irtibat sağlandığında ek raporile ayrıca bilgi verileceği belirtilmiştir.
25. DGM Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Diyarbakır 4 No.luDGM Yedek Üyeliğince 4/10/2002 tarihinde Başsavcılığın adli emanetinde bulunanüç adet mermi çekirdeğinin müsaderesine karar verilmiştir.
26. Diyarbakır Kriminal PolisLaboratuvarına müzekkere yazılması sonrasında DGM Cumhuriyet Başsavcılığıncaolayın aydınlatılmasına ve faillerin tespitine yönelik herhangi bir soruşturmaişlemi yapılmamış, yalnızca faillerin tespitine çalışıldığı yönünde kollukgörevlilerince belli aralıklarla tutulan ve zamanla sıradan hâle gelentutanaklar -ki bu tutanakların sonuncusu 17/6/2013 tarihlidir-soruşturmaevrakları arasına alınmıştır.
27. Başvurucu Adle Azizoğlu 14/10/2010tarihinde vekili aracılığıyla soruşturma dosyasının fotokopisini almıştır.
28. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. madde ilegörevli), 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun ile 12/4/1991 tarihli ve 3713sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 10. maddesi uyarınca kurulan mahkemeler ileCumhuriyet başsavcılıkların görevlerine son verildiği ve soruşturma yetkisininyetkili Cumhuriyet Başsavcılığına ait olduğu gerekçesiyle 10/3/2014 tarihindeyetkisizlik kararı vermiş ve soruşturma evraklarını Cumhuriyet Başsavcılığınagöndermiştir.
29. Cumhuriyet Başsavcılığı, dava zamanaşımı süresinin yirmi yılolduğu ve bu sürenin de 14/2/2014 tarihinde dolduğu gerekçesiyle 9/6/2014tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Söz konusu kararda,suç vasfı "devlet egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmınıdevlet idaresinden ayırmaya çalışmak" olarak belirtilmiştir.
30. Başvurucuların;
- En başından itibarenetkili ve yeterli bir soruşturma yürütülmediği,
- Silahlı saldırınınterör örgütünce yapıldığı kabul edilmesine rağmen söz konusu terör örgütüyleilgili çevre il ve ilçelerde yürütülen soruşturmaların araştırılmadığı,
- Olay yerinin çevresindeyaşayan kişilerin ifadelerinin alınmadığı,
- Faillerin robotresimlerinin çizilmediği,
- Göstermelik birsoruşturma yürütülerek sadece "daimî arama kararı" verildiği,
- Suçun insanlığa karşıişlenen suç olarak kabul edilmesi gerektiği ve bu suçlarla ilgili zaman aşımısüresi bulunmadığı iddialarıyla kovuşturmaya yer olmadığına dair kararayaptıkları itiraz, Mardin Sulh Ceza Hâkimliğince 22/8/2014 tarihindereddedilmiştir.
31.Bu karar başvurucular tarafından 10/9/2014 tarihindeöğrenilmiş olup 26/9/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
32. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun102. maddesinin (1), (2) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:
“Kanundabaşka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku âmme davası:
(1) Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbet ağır hapis cezalarınmüstelzim cürümlerde yirmi sene,
(2) Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezasınımüstelzim cürümlerde on beş sene,
…
(6)Bundan evvelki bentlerde beyan olunan miktardan aşağı cezaları müstelzimkabahatlerde alt ay geçmesiyle ortadan kalkar.”
33. 765 sayılı mülga Kanun’un 104. maddesi şöyledir:
“ Hukuku âmme davasının müruru zamanı,mahkûmiyet hükmü, yakalama, tevkif, celp veya ihzar müzekkereleri, adlimakamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatınaçılmasına dair veya C. Müddeiumumîsi tarafından mahkemeye yazılan iddianameile kesilir.
Bu halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeyebaşlar. Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddit ise müruru zaman bunlarınen sonuncusundan itibaren tekrar işlemeye başlar. Ancak bu sebepler müruruzaman müddetini 102’inci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısınınilavesiyle baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.”
34. 765 sayılı mülga Kanun'un 125. maddesi şöyledir:
"Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı birDevletin hakimiyeti altına koymağa veya Devletin istiklalini tenkise veyabirliğini bozmağa veya Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan birkısmını Devlet idaresinden ayırmağa matuf bir fiil işliyenkimse ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasilecezalandırılır."
35. 765 sayılı mülga Kanun'un 448. maddesi şöyledir:
"Her kim, bir kimseyi kasten öldürürse 24 seneden 30 seneye kadarağır hapis cezasına mahkum olur."
36. 765 sayılı mülga Kanun'un 450. maddesi şöyledir:
"Öldürmek fiili:
...
5. Birden ziyade kimseler aleyhine işlenirse ...fail, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkum edilir."
37. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun "Zaman bakımından uygulama" kenarbaşlıklı 7. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“(2) Suçun işlendiği zaman yürürlülüktebulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise,failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz edilir.”
38. 5237 sayılı Kanun'un "Davazamanaşımı" kenar başlıklı 66. maddesinin (1), (3) ve (4)numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Kanunda başka türlü yazılmış olanhâller dışında kamu davası;
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,
b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeşyıl,
...
Geçmesiyle düşer.
...
(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut delilleritibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önündebulundurulur.
(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçunkanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlikcezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esasalınır..."
39. 5237 sayılı Kanun'un "Davazamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi" kenar başlıklı 67.maddesinin (2), (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:
" (2) Bir suçla ilgili olarak;
a)Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguyaçekilmesi,
b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkındatutuklama kararının verilmesi,
c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa,mahkûmiyet kararı verilmesi,
Halinde, dava zamanaşımı kesilir.
(3)Dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlar. Davazamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması halinde, zamanaşımı süresison kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden işlemeye başlar.
(4)Kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak Kanundabelirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar."
40. 5237 sayılı Kanun'un "Kastenöldürme" kenar başlıklı 81. maddesi şöyledir:
" (1) Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ilecezalandırılır."
41. 5237 sayılı Kanun'un "Devletinbirliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak" kenar başlıklı 302.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı birdevletin egemenliği altına koymaya veya Devletin bağımsızlığını zayıflatmayaveya birliğini bozmaya veya Devletin egemenliği altında bulunan topraklardanbir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya yönelik bir fiil işleyen kimse,ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır."
42. 5271 sayılıKanun’un “Kovuşturmaya yer olmadığına dairkarar” kenar başlıklı 172. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1)Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması içinyeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağınınbulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar suçtanzarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliyebildirilir. Kararda, itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.”
43. 5271 sayılı Kanun’un “Cumhuriyetsavcısının kararına itiraz” kenar başlıklı 173. maddesinin 18/6/2014tarihli ve 6545 sayılı Kanun’la değişik (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararınkendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş güniçinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığıağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itirazedebilir.”
44.Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından kabul edilen(11/12/2010 tarihli ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’na6524 sayılı Kanun’un 39. maddesi ile eklenen geçici 4. maddenin (6) numaralıfıkrası gereğince yürürlükten kaldırılmış olan ancak başvuruya konusoruşturmanın yürütüldüğü belirli bir periyotta yürürlükte olan) 18/10/2011tarihli ve faili meçhul olay ve cinayetlerin soruşturma usul ve esaslarınailişkin Genelge'nin ilgili bölümü şöyledir:
“…
50. Faili meçhul olay ve cinayetlerinsoruşturulmasında,
...
g)Soruşturma evraklarının ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından sık sık gözdengeçirilmesi, ancak sadece soruşturma evrakının en üstündeki müzekkereye cevapverilmiş olup olmadığı ile yetinilmeyerek içeriği itibarıyla başkaca eksikkalmış bir husus varsa onun da tamamlanması için gerekli yazının yazılması,sonucunun uygun aralıklarla takip edilmesi,
...”
B. Uluslararası Hukuk
45. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İnsan haklarına saygı yükümlülüğü"kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetki alanları içinde bulunanherkesin, bu Sözleşme'nin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlüklerdenyararlanmalarını sağlarlar"
46. Sözleşme'nin "Yaşamhakkı" kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
" Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ilecezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infazedilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez.
..."
47. Sözleşme'nin "Kabuledilebilirlik koşulları" kenar başlıklı 35. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
"Mahkeme'ye ancak, uluslararası hukukun genel olarak kabul edilenilkeleri uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra ve iç hukuktakikesin karar tarihinden itibaren altı aylık bir süre içindebaşvurulabilir."
48. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 2.maddesinin 1. maddesiyle birlikte yorumlandığında devletin yaşama hakkıkapsamındaki bir olayı etkili soruşturma yükümlülüğünün bulunduğunu kabuletmiştir (Birçok karar arasından söz konusu yükümlülüğün belirgin bir şekildeilk kez vurgulandığı karar için bkz. McCann ve diğerleri/BirleşikKrallık [BD], B. No: 18984/91,27/9/1995, § 161). AİHM'e göre bu yükümlülük, sadecebir kamu görevlisinin eylemi veya ihmali sonucu meydana gelen ölüm olaylarıaçısından geçerli değildir (Salman/Türkiye [BD],B. No: 21986/93, 27/6/2000, § 105; Şener Canve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No:27446/12, 25/11/2014, § 37). Devletin doğal olmayan her ölüm olayında-öldürmeme ya da yaşamı korumama yükümlülüklerini ihlal etmemiş olsa da-gerçekleşen ölümün sebebini ve varsa sorumlularını ortaya çıkarmaya yöneliketkili bir soruşturma yapma yükümlülüğü vardır. Ayrıca devletin etkilisoruşturma yapma şeklindeki usul yükümlülüğü, maddi yükümlülükten ayrı vebağımsız bir yükümlülük hâline gelmiştir. AİHM'e görebir soruşturmanın etkili sayılabilmesi için bazı ilkelerin yerine getirilmesigerekir.
49. AİHM, yukarıda belirtilen McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık kararından önce de önünegelen davalarda soruşturmanın etkililiğinin tespiti bakımından uyguladığıbirtakım ilkeleri Hugh Jordan/Birleşik Krallık (B. No: 24746/94,4/5/2001, §§ 105-109)kararında sistematikleştirmiş ve yaşama hakkına ilişkinbaşvurularda bu ilkelerin her birinin yerine getirilip getirilmediğiniincelemiştir. AİHM'in yaşama hakkı kapsamındasoruşturmanın etkililiğine ilişkin belirlediği ilkeler şöyledir:
-Soruşturma makamlarınınyaşama hakkıyla ilgili konulardan haberdar olduklarında kendiliğinden hareketegeçmeleri (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 105)
-Soruşturma makamlarınınbağımsız olmaları (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 106)
-Soruşturmanınsorumluların tespitini ve cezalandırılmasını sağlayabilecek şekilde etkiliolması, bu kapsamda olayı aydınlatmaya yarayabilecek bütün delillerintoplanması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 107)
-Soruşturmanın makul birsüratle tamamlanması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 108)
-Yürütülen soruşturmanınve sonuçlarının kamu denetimine açık olması, her olayda ölen kişininyakınlarının veya başvurucunun meşru menfaatlerini korumak için bu sürecegerekli olduğu ölçüde katılmalarının sağlanması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık,§ 109).
50. AİHM, ayrıca insan hakları ihlalleri ile ilgili iddialardasoruşturma yükümlülüğünün mutlaka iddiayı kabul etme anlamına gelmediğini ancakiddiaların ciddiye alınması ve adil bir sonucu garanti eden bir usullesoruşturulması gerektiğini birçok kararında dile getirmiştir (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 107, Saçılık ve diğerleri/Türkiye, B. No: 43044/05,45001/05, 5/7/2011, § 90).
51. AİHM'in yaşama hakkı kapsamındaetkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin olaya uygulanabilecek içtihatları genelolarak bu yönde olmakla birlikte AİHM'in etkilisoruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiği şikâyetlerine ilişkin bireysel başvurusüresi ile ilgili olan içtihatlarına da yer vermek gerekir. AİHM, söz konusuiçtihatlarında aşağıda ayrıntılarına da yer verileceği üzere etkili soruşturma yürütülmediğiniileri süren başvuruculara belirli konularda özen gösterme ödevi yüklemektedir.Bu ödevin yerine getirilmediğini belirlediği olaylarda ise başvuruları süreaşımı nedeniyle reddetmektedir.
52. AİHM kararlarında, Sözleşme’nin 35. maddesinde öngörülenaltı aylık süre sınırının birkaç amaca hizmet ettiği belirtilmekte ve busınırlamanın esas amacının Sözleşme kapsamında mesele oluşturan davaların makulbir süre içinde incelenmesini sağlayarak hukuki güvenliği (belirliliği),yetkili makamların ve ilgili diğer kişilerin uzun süre belirsiz bir durumdatutulmasını önlemek olduğu ifade edilmektedir (Mocanu ve diğerleri/Romanya [BD], B. No: 10865/09, 45886/07,17/9/2014, § 258; Sabri Güneş/Türkiye [BD],B. No: 27396/06, 29/6/2012, § 39; El Masri/“Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti”[BD], B. No: 39630/09, 13/12/2012, § 135; Jeronovičs/Letonya [BD], B. No: 44898/10, 5/7/2016,§ 74; Bulut ve Yavuz/Türkiye (k.k.), B. No: 73065/01, 28/5/2002; Fındık/Türkiye ve Kartal/Türkiye (k.k.),B. No: 33898/11, 35798/11, 9/10/2012, § 10 ).
53. Bu kural, AİHM tarafından uygulanan denetime zaman sınırıgetirmekte ve hem bireylerin hem de devlet makamlarının dikkatini bu süre sonaerdiğinde herhangi bir denetim yapılmayacağı hususuna çekmektedir (SabriGüneş, § 40; El Masri, § 135). AİHM'egöre bu tür bir süre sınırı, Sözleşmeci tarafların geçmiş kararlarının sürekliolarak gündeme getirilmesini önleme istekleri ile paralellik taşıdığı gibidüzen, istikrar ve huzurun sağlanmasına ilişkin haklı bir kaygıdan dakaynaklanmaktadır (Sabri Güneş, §40).
54.Diğer taraftan AİHM'e göre altıaylık süre kuralı, meseleler henüz yeni iken zamanın geçmesi ile ilgilihakikatlerin ortaya çıkması zorlaşmadan ve söz konusu sorunun adil bir biçimdedeğerlendirilmesi neredeyse imkânsız duruma gelmeden önce meselelerinincelenebilmesini garanti altına alır (Jeronovičs/Letonya,§ 74). Yukarıda vurgulandığıüzere altı aylık süre kuralının belirlenmesinin birden fazla amacıbulunmaktadır ve bu amaçlardan en önemlilerinden biri de davaya konu olaylarailişkin gerçeklerin tespit edilmesini kolaylaştırmaktır. Zira gündeme getirilensorunların adil bir şekilde incelenmesi, zaman geçtikçe zorlaşacaktır (Benzer ve diğerleri/Türkiye, B. No:23502/06, 12/11/2013, § 126).
55. AİHM'e göre altı aylık süre, kuralolarak iç hukuk yollarının tüketilmesi sürecindeki nihai karar tarihindenitibaren işlemektedir. Ancak en başından itibaren etkili bir hukuk yolununbulunmadığı başvurucu açısından açıksa bu süre; şikâyette bulunulan işlem veyatedbirin gerçekleştirildiği, söz konusu işlemin veya başvurucu üzerindeyarattığı etki veya zararının bilindiği tarihten itibaren işlemektedir (Mocanu ve diğerleri/Romanya, § 259; Sabri Güneş, § 54; El Masri, §136).
56. Öte yandan AİHM'e göreSözleşme’nin 35. maddesi, başvurucunun şikâyeti ulusal seviyede nihai olarakkarara bağlanmadan önce başvurusunu AİHM'e sunması gerektiğişeklinde yorumlanamaz zira böyle bir durumda ikincillik prensibi ihlal edilmişolacaktır. Bir başvurucu, görünüşte var olan bir hukuk yolunu kullandığında vesöz konusu hukuk yolunu etkisiz kılan koşullardan ancak daha sonra haberdarolduğunda 35. maddenin amaçları bakımından altı aylık sürenin başvurucunun sözkonusu koşullardan ilk haberdar olduğu veya olması gerektiği tarihtenbaşlatılması uygun olabilir (Paul ve Audrey Edwards/Birleşik Krallık(k.k.), B.No: 46477/99, 7/6/2001; El Masri, § 136).
57. Süregiden bir durumun söz konusu olduğu davalarda, süre hergün yeniden işlemeye başlar ve altı aylık süre genellikle bu durum sonaerdiğinde gerçek anlamda işler (Varnava vediğerleri/Türkiye [BD], B. No: 16064/90, 16065/90, 16066/90,16068/90, 16069/90, 16070/90, 16071/90, 16072/90 ve 16073/90, 18/9/2009, § 159;Sabri Güneş, § 54).
58. Ancak AİHM'e göre süregidendurumların hepsi aynı nitelikte değildir. Bir davadaki meselelerin çözümebağlanması bakımından zaman (süre) çok önemli ise başvurucuların iddialarını-usulünce ve adil bir şekilde çözüme bağlanabilmesini sağlayabilmek için-gerekli süratle AİHM huzurunda dile getirilmesini sağlama ödevi bulunmaktadır (Varnava ve diğerleri, § 160). Bu durum bilhassaSözleşme kapsamında "belirli olayların soruşturulmasına yönelik herhangibir yükümlülük"le ilgili şikâyetler bakımındangeçerlidir. Zaman geçtikçe deliller bozulduğundan zamanın sadece devletinsoruşturma yükümlülüğünün yerine getirilmesi üzerinde değil aynı zamanda AİHM'in davaya ilişkin kendi incelemesinin anlamı vesonuçları üzerinde de bir etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle hiçbir etkilisoruşturma yürütülmeyeceği açık hâle gelince, başka bir deyişle devletinSözleşme kapsamındaki yükümlülüğünü yerine getirmeyeceği bariz bir görünümkazanınca başvurucunun derhâl harekete geçmesi gerekmektedir (Mocanu ve diğerleri/Romanya § 262; Varnava ve diğerleri, § 161).
59. Başvurucunun altı aylık süre kuralına uyup uymadığınıntespiti, ulusal hukuk yollarının tüketilmesi koşuluyla doğal olarak ilişkilidirve başvurucuların iddialarının ulusal makamlarca araştırılmasını sağlamayayönelik adımlarıyla bağlantılı olarak incelenmelidir (Benzer ve diğerleri/Türkiye, § 121).
60. AİHM, hâlihazırda kötü muameleye yönelik bir soruşturma ileilgili davalarda da - bir akrabanın şüpheli ölümüne (yaşam hakkına) yönelik birsoruşturma ile ilgili davalarda olduğu gibi- başvurucuların soruşturmada hiçyol alınmadığının ve soruşturmanın etkili bir şekilde yürütülmediğinin farkındaolur olmaz başvurularını süratle yapmalarının beklendiğini karara bağlamıştır (Atallah/Fransa (k.k.),B. No: 51987/07, 30/8/2011; Hazar vediğerleri/Türkiye (k.k.), B. No:62566/00-62577/00 ve 62579-62581/00, 10/1/2002).
61. Bununla birlikte AİHM, başvurucuların özenli davranmayükümlülüğünün birbiriyle yakından bağlantılı ancak ayrı iki yönü olduğunuvurgulamaktadır. AİHM'egöre bunlardan birincisi,başvurucuların soruşturmadaki gidişatla ilgili olarak ulusal makamlarlagecikmeksizin temasa geçmeleri -bu yükümlülük yetkili makamlara özenle başvurmagereğini ima etmektedir zira her türlü gecikme soruşturmanın etkililiğini riskeatmaktadır- gerektiğidir. Diğeri ise başvurucuların soruşturmanın etkiliolmadığının farkına varır varmaz veya varmalarını gerektiren bir durum ortayaçıkar çıkmaz süratle AİHM'e bireysel başvurudabulunmaları zorunluluğudur (Nasirkhayeva/Rusya (k.k.),B. No: 1721/07, 31/5/2011; Akhvlediani ve diğerleri/Gürcistan (k.k.), B. No: 22026/10, 9/4/2013, §§ 23-29; Gusar/Moldova (k.k.),B. No: 37204/02, 30/4/2013, §§ 14-17).
62. AİHM, bu özenli davranma ödevinin ilk kısmının -ulusalmakamlara derhâl başvurma yükümlülüğü- davanın koşulları ışığındadeğerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu bağlamda ulusal makamlarabaşvurmadaki gecikme, davanın karmaşıklığına ve söz konusu insan haklarıihlallerinin niteliğine bağlı olarak başvurucunun savunmasız bir durumdabulunduğu ve çok önemli olgusal veya hukuki meseleleri çözüme bağlayabilecekgelişmeleri beklemesinin makul olduğu hâllerde başvurunun kabuledilebilirliğini etkilemez (El Masri, § 142). Ağır nitelikteki insan haklarıihlallerinin dahi soruşturulmadığı bir korku ortamının mevcudiyeti, başvurunungeri çekilmesi veya değiştirilmesi konusunda yetkili makamların baskısı veyaihlale neden olan kamu görevlileri hakkında şikâyette bulunulması sonucundabunun bedelinin ödettirileceği korkusunun ortaya çıkmasına yol açan haklınedenlerin varlığı gibi hâllerdeki gecikmeler demakulgörülebilir (Benzer ve diğerleri/Türkiye,§ 131; Akdıvar ve diğerleri/Türkiye, B. No: 21893/93, 16/9/1996, § 10).
63. Özen yükümlülüğünün ikinci kısmına -başvurucularınsoruşturmanın etkili olmadığını fark eder etmez veya fark etmesi gerekirgerekmez bireysel başvuruda bulunması ödevine- gelince AİHM, bu aşamanın hanginoktada meydana geldiğinin tespiti meselesinin muhakkak ki davanın koşullarınabağlı olduğunu ve bunu her olay için net bir şekilde saptamanın güç olduğunudile getirmiştir. AİHM, ölüme veya kötü muameleye yönelik etkili soruşturmayürütülmediğinden şikâyet eden başvuruculara yüklenecek bu özen yükümlüğününölçüsünü belirlerken bu iki tür durum arasındaki farklara rağmen büyük orandabir ülkedeki uluslararası çatışma veya olağanüstü hâl ortamında kayıp vakalarıile ilgili şikâyette bulunan başvuruculara yüklenen özen yükümlülüğüne dairyakın tarihli içtihatlardan hareket etmektedir (Varnava ve diğerleri, § 165; TürkanYetişen ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 21099/06, 10/7/2012, §§ 72-85; Er ve diğerleri, B. No: 23016/04,31/7/2012, § 52).
64. AİHM; yukarıda ifade edilen ilkeler çerçevesindebaşvurucunun hiçbir soruşturma başlatılmamış olduğunun, soruşturmanınhareketsiz kaldığının veya başka şekilde etkisiz hâle geldiğinin farkındaolduğunda ya da olması gerektiğinde, ayrıca bu olasılıkların "her birinde gelecekte etkili birsoruşturma yürütülmesine dair yakın ve gerçekçi bir beklentibulunmadığında" aşırı veya nedensiz yere geciken bireysel başvuruları altıaylık başvuru süresinin geçmiş olması sebebiyle reddetmiştir (Narin/Türkiye, B. No: 18907/02,15/12/2009§ 51; Aydınlar vediğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 3575/05,9/3/2010).
65. Başka bir deyişle AİHM, soruşturmanın etkisizliği veya eksikliğiile ilgili şikâyette bulunmak isteyen kişilerin başvurularını yapmak konusundagereksiz yere gecikmemesini zaruri görmektedir. AİHM'egöre aradan hatırı sayılır bir süre geçtiğinde ve soruşturma faaliyetlerindeönemli gecikmeler ve fasılalar yaşandığında akrabaların (mağdurların) etkilibir soruşturma sağlanmadığı veya sağlanmayacağını anlaması gereken bir noktagelecektir (Mocanu ve diğerleri/Romanya, § 268).
66. Ancak bu noktada ifade edilmelidir ki AİHM, ölen kişininyakınları ile yetkili makamlar arasında şikâyetlere ilişkin anlamlı birtakımtemaslar olduğu ve bilgi talepleri yahut soruşturma tedbirlerinde ilerlemesağlanacağına dair bazı emareler veya gerçekçi ihtimaller bulunduğu sürecebaşvurucularda haksız gecikme düşüncesinin genelde uyanmayacağını da dilegetirmiştir. Buna karşılık AİHM'e göre bu durumlardadahi aradan bir süre geçtikten sonra ve araştırma faaliyetleri önemli derecedeağır işlerse veya kesintiye uğrarsa ölen kişinin yakınlarının etkili birsoruşturma yürütülmediği ve yürütülmeyeceğinin farkına varmalarının zamanıgelmiş demektir. Bu aşamaya ne zaman gelindiği ise zorunlu olarak davanınkendine özgü koşulları ile ilgilidir (Varnava ve diğerleri, § 165).
67. Diğer taraftan AİHM'e görebaşvurucularca etkili bir ceza soruşturmasının bulunmadığının farkında olunduğuya da olunması gerektiği durumun ortaya çıkmasından sonra soruşturma sürecindeyetkili makamlara başkaca soruşturma tedbirlerinde bulunma yönünde yeni biryükümlülük doğurmuş olan "yeni bir delil veya bilgi" ortaya çıkarsa bu durumda başvurunun süreaşımı nedeniyle reddedilemeyeceği de unutulmamalıdır (Brecknell/Birleşik Krallık, B. No: 32457/04, 27/11/2007, § 71; Gürtekin ve diğerleri/Kıbrıs (k.k.),B. No:60441/13, 68206/13 ve 68667/13, 11/3/2014).
68. AİHM bu konuda son olarak olaya ilişkin uzun süre etkiliyürütülmeyen ancak "olayları açıklığa kavuşturabilecek nitelikteki"bir soruşturma kapsamında da önemli gelişmelerin yaşanabileceğinin göz ardıedilemeyeceğini, esasında bu noktada özellikle savaş suçları ve insanlığa karşıişlenen suçlar bağlamında, faillerin yargılanması ve mahkûm edilmesinde kamumenfaatinin gözetilmesi nedeni ile olayların üzerinden yıllar geçtikten sonraortaya çıkma ihtimali olan yasa dışı öldürme eylemlerine ilişkin soruşturmayürütülmesi konusunda aşırı derecede kuralcı olmanın yersiz olduğunu dahatırlatmaktadır (Benzer ve diğerleri,§ 129; Brecknell/Birleşik Krallık, § 69).
69. Sonuç olarak AİHM, etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlaledildiği iddiasının ileri sürüldüğü bir başvuruda, süreye ilişkin kabuledilebilirlik kriterinin yerine getirilip getirilmediğini başvuruya konu olayınkendine özgü koşullarına, bu koşullara göre başvurucu tarafından soruşturmayagösterilen ilgi ve özenin derecesine, ayrıca ulusal düzeyde yürütülensoruşturmanın yeterliliğine bağlı olarak belirlemektedir (Narin/Türkiye, § 43).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
70. Mahkemenin 24/1/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü
71. Başvurucular, 1990'lı yıllarda pek çok kişinin silahlısaldırılar sonucu öldürülmesine rağmen V.İ. ve A.A.nınyaşamlarının korunması için güvenlik güçlerince yeterli güvenlik önlemialınmadığını iddia etmiştir. Öte yandan başvurucular, olayla ilgilisoruşturmada saldırının terör örgütü üyelerince gerçekleştirildiği kabuledilmesine rağmen çevre il ve ilçelerde söz konusu terör örgütüyle ilgilisoruşturmaların araştırılmadığını oysa olayla ilgili beyanda bulunan kişilerolabileceğini, kimlik bilgileri tespit edilemeyen faillerin tespiti için"daimî arama kararı" dışında herhangi bir çalışma yapılmadığını ilerisürmüştür. Son olarak başvurucular, saldırının insanlığa karşı işlenen suçolarak kabul edilip failler bulununcaya kadar soruşturmaya devam edilmesigerekirken dava zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yerolmadığına dair karar verildiğini ve soruşturmanın başından itibaren etkili veyeterli biçimde yürütülmediğini belirterek yaşam ve adil yargılanma haklarınınihlal edildiğini öne sürmüştür.
B. Değerlendirme
72. Anayasa’nın "Kişinindokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı"kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
" Herkes,yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."
73. Anayasa’nın "Devletintemel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgilibölümü şöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyikorumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinintemel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriylebağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engellerikaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartlarıhazırlamaya çalışmaktır.”
74. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddialarının özü, güvenlikgüçlerinin yeterli denetim ve istihbarî çalışmayapmaması nedeniyle yakınlarının silahlı saldırı sonucu öldüğüne ve buölümlerle ilgili etkili ceza soruşturması yürütülmediğine ilişkindir. Bunedenle iddialar, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkıkapsamında incelenmiştir.
75. Yaşama hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybedenkişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyleölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvurucular, başvuruya konu olayda yaşamınıyitirenlerin annesi ve kardeşidir. Bu nedenle başvuruda başvuru ehliyetiaçısından bir eksiklik bulunmamaktadır.
76. Bununla birlikte başvurunun başvuru yollarının tüketilmesive bu kuralla iç içe girmiş bulunan otuz günlük başvuru süresi kuralıbakımından da ayrı bir değerlendirmeye tabi tutulması gerekmektedir.
77. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmişolması şarttır.”
78. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
79. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrasışöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuruyolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içindeyapılması gerekir.”
80. Öncelikle belirtmek gerekir ki anılan Anayasa ve Kanunmaddelerinde yer verilen kanun yollarının tüketilmesi koşulu, bireyselbaşvurunun temel hak ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çareolmasının doğal sonucudur (Necati Gündüz veRecep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20).
81. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarınınanayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hakihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenletemel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derecemahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi vebir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,26/3/2013, § 16).
82. Tüketilmesi gereken başvuru yolları, başvurucununşikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözümsağlayabilecek nitelikteki kullanılabilir ve etkilibaşvuruyollarıdır. Ayrıca başvuru yollarını tüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarakuygulanabilir bir kural olup bu kurala uygunluğun denetlenmesinde somutbaşvurunun koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda yalnızca hukuksisteminde birtakım başvuru yollarının varlığının değil aynı zamanda bunlarınuygulama şartları ile başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimdeele alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvurucuların kendisinden başvuruyollarının tüketilmesi noktasında beklenebilecek her şeyi yerine getiripgetirmediklerinin başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A., B. No: 2013/2355, 7/11/2013, §28).
83. İhlal iddiasını değerlendirmeye ve ihlal tespitiyapıldığında yeterli giderimi sağlamaya imkân tanıyan bir başvuru yolununbulunmaması hâlinde başvuru yollarının tüketilmesi kuralını uygulamak mümkünolmayacaktır (Yasin Ağca, B. No:2014/13163, 11/5/2017, § 121). Böyle bir durumda başvurucuların ihlaliöğrendikleri tarihten itibaren otuz gün içinde bireysel başvuruda bulunmalarıgerekmektedir.
84. Başvurucunun şikâyeti konusunda çözüm sağlayabilecek etkilibir başvuru yolunun mevcut olması hâlinde öncelikle bireysel başvurudabulunmak, dava ve başvurularını takip etmek için gerekli özeni göstermeyükümlülüğü bulunan başvurucular, en kısa sürede yetkili makamlarabaşvurmalıdırlar. Zira zaman geçtikçe delillerin kaybolma veyabozulmaihtimali artmakta, gerçeklerin ortaya çıkması zorlaşmaktadır.
85. Öte yandan şikâyeti yetkili makamlara iletmenin imkânsızveya önemli ölçüde güç olduğu durumlar -ki bu durumların neler olduğu herbaşvuruda olay ve olgular ile başvurucunun tutumu nazara alınarak ayrıcadeğerlendirilmelidir-mevcutsa başvurucuların özen yükümlülüğünün ancak bahsekonu durumların sona ermesinden itibaren başlayacağı kabul edilmelidir.
86. Yaşam hakkı ile ilgili bir soruşturmanın etkili olupolmadığı yönünden inceleme yapabilmek için -mutlak surette gerekli olmasa da- yürütülensoruşturmanın makul bir süreyi aşmaması şartıyla ilgili kamu makamlarıtarafından nasıl sonlandırılacağının beklenmesi, bireysel başvuru ile getirilenkoruma mekanizmasının ikincil niteliğine uygun olacaktır (Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848, 17/7/2014, § 76; Hüseyin Caruş,B. No: 2013/7812, 6/10/2015, § 46).
87. Diğer taraftan başvurucuların yetkili makamlara müracaatetmelerine rağmen doğal olmayan bir ölümle ilgili soruşturma başlatılmamışsabaşlatılan soruşturmada ilerleme yoksa veya soruşturma artık etkisiz bir hâlalmışsa başvuruculardan soruşturmanın sonucunu beklemelerini istemek makulolmayacaktır. Böyle bir durumda başvurucular, gerekli özeni göstermeli veşikâyetini çok uzun süre geçirmeden Anayasa Mahkemesine sunabilmelidirler (Rahil Dink ve diğerleri, § 77). Zirasoruşturmanın etkililiğini sağlayacak bir başvuru yolu bulunmamaktadır. O hâldeanılan ihlal iddiaları yönünden başvuru yollarının tüketilmesi gerekmemektedir(Yasin Ağca, § 121). Böyle birdurumda başvurucular, etkili bir soruşturma yürütülmediğinin farkına vardıklarıveya varmaları gerektiği andan itibaren otuz gün içinde bireysel başvurudabulunmalıdırlar. Doğal olarak başvurucuların etkili bir soruşturmayürütülmediğinin ne zaman farkına varmaları gerektiği her davanın şartlarınabağlı olarak değerlendirilecektir.
88. Soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut vericigelişmeler ve gerçekçi varsayımlar bulunduğu ve soruşturmanın ilerlemesinisağlayıcı tedbirler alındığı sürece başvuruculardan başvuru yollarını tüketmedenbireysel başvuruda bulunmaları da beklenmemelidir. Ancak bu hâlde dahisoruşturmanın daha sonra etkisizleştiğini öğrenen başvurucular, durumun farkınavardıkları veya varmaları gerektiği andan itibaren süresi içinde bireyselbaşvuruda bulunmalıdırlar.
89. Son olarak ifade etmek gerekir ki soruşturmanınetkisizliğinin fark edildiği veya fark edilmesi gerektiği andan itibaren süresiiçinde bireysel başvuru yapılmayıp zamanaşımı süresinin dolması nedeniylekovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesinin beklenmesi hâlindesoruşturmaya konu olayın üzerinden geçen uzun zaman gerçeklerin ortaya çıkmasınızorlaştıracak ve neredeyse imkânsızlaştıracaktır.Böylesi bir durumda Anayasa Mahkemesi, devletin negatif ve pozitifyükümlülüklerine gerçekten uyup uymadığını inceleyemeyecek; yaşam hakkının usulboyutu yönünden yapacağı değerlendirmede yeniden yargılamaya karar veremeyecekve şartları gerçekleştiğinde sadece ihlali tespit edip tazminatahükmedebilecektir. Oysa ölüm olayının sebep ve koşulları ile sorumlularıntespitine imkân veren etkinlikte bir soruşturma yapılması ve gerektiği takdirdesorumluların caydırıcı bir ceza ile cezalandırılmaları için yeniden yargılamayakarar verilebilmesinin benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde oynadığırolün büyüklüğü tartışılmazdır.
90. Somut olayda yaşanan elim hadiseyle ilgili resen soruşturmabaşlatılmış, ölü muayene ve otopsi işlemleri yapılmış, olayla ilgili bilgisahibi olabilecek kişilerin ifadelerine başvurulmuş ve olay yerinden eldeedilen mermi kovanlarıyla ilgili balistik rapor alınmıştır (bkz. §§ 10-19).Ancak "geçici olarak alıkonulan kovanların faili meçhul olaylarlakarşılaştırılmasına ilişkin mukayese raporunun gönderilmesi" isteğineilişkin DGM Cumhuriyet Başsavcılığınca Diyarbakır KriminalPolis Laboratuvarına müzekkere yazılması -ki bu yazıya 9/8/2002 tarihinde cevapverilmiştir- sonrasında gerek DGM Cumhuriyet Başsavcılığınca gerekse CumhuriyetBaşsavcılığınca olayın aydınlatılmasına ve faillerin tespitine yönelik herhangibir soruşturma işlemi yapılmamış, yalnızca faillerin tespitine çalışıldığıyönünde kolluk görevlilerince belli aralıklarla tutulan ve zamanla sıradan hâlegelen tutanaklar soruşturma evrakları arasına alınmıştır.
91. V.İ. ile A.A.nın öldürülmeleri ileilgili şikâyetlerini yetkili makamlara iletmede veya soruşturmanın etkisizliğiyleilgili bireysel başvuru yapmada güçlük çektikleri yönünde herhangi biriddiaları bulunmayan başvurucular, yaşanan elim olayla ilgili şikâyetleriniyetkili makamlara iletmemiş ve yetkili makamlardan soruşturmayla ilgiliherhangi bir talepte -başvurucu Adle Azizoğlu'nun14/10/2010 tarihinde vekili aracılığıyla soruşturma dosyasının fotokopisiniistemesi hariç- bulunmamışlardır. Soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umutverici bir gelişme yaşanmamış ve soruşturmanın ilerlemesini sağlayıcı birtedbir de alınmamıştır. Buna rağmen en başından itibaren etkili ve yeterli birsoruşturma yürütülmediği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair kararaitiraz ederek soruşturmanın etkisizliğinin zaten farkında olduklarını ortayakoyan başvurucular, bireysel başvuru yapmak için kovuşturmaya yer olmadığınadair karar verilmesini ve bu karara yaptıkları itirazın sonuçlanmasınıbeklemişlerdir. Yürütülen soruşturmanın etkisiz bir hâl alması nedeniylesoruşturma sonucunu beklemeleri gerekmeyen başvurucuların 26/9/2014 tarihindeyaptıkları başvuru, süresinde yapılmış bir başvuru olarak kabul edilemez.
92. Açıklanan nedenlerle başvurunun diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin süre aşımınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun süre aşımı nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA24/1/2018 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.