TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ADİLE MELEKOĞLU VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/1630)
Karar Tarihi: 22/1/2019
R.G. Tarih ve Sayı: 13/2/2019 -30685
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Mehmet Sadık YAMLI
Başvurucular
:
1. Adile MELEKOĞLU
2. Ayten ÇORAK
3. Fatma BİLİR
4. Fecire ÇORAK
5. Hanım ÇORAK
6. Nursel ÇORAK
7. Saycan ÇORAK
8. Sema GİRGİNER
9. Serdal ÇORAK
10. Yeter ŞEN
Vekilleri
:
Av. Mehmet Ali KIRDÖK
Av. Meral HANBAYAT
Av. Ümit SİSLİGÜN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör olaylarından doğan maddi zararların eksiktazmin edilmesi, manevi zararların ise hiç tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyethakkının; buna ilişkin idari ve yargısal sürecin makul süredesonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 26/1/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucular, H. Ç.'ınmirasçılarıdır. H. Ç., Tunceli'nin Ovacık ilçesi Bilgeçköyünde ikamet etmekte iken 1994 yılında meydana gelen terör olaylarıneticesinde köyünün boşaltılmasıyla yerleşim yerinden göç etmek zorundakaldığını iddia etmiş ve 9/8/2004 tarihinde 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılıTerör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunkapsamında zararlarının karşılanması talebiyle Tunceli Valiliği Terör veTerörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur. Bubaşvuruda manevi tazminat talep etmemiştir. Komisyonun 17/6/2009 tarihli ve2009/2-2044 sayılı kararıyla bilgi ve belge eksikliğinden talebin reddine kararverilmiştir.
10. H. Ç., Komisyon kararının iptali istemiyle dava açmış; davadilekçesinde de manevi tazminat istemine yer vermemiştir. Malatya İdareMahkemesi 26/1/2011 tarihli kararıyla özetle davalı idarenin kendisine sunulanbilgi ve belgeleri dikkate alarak yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yapıpburadan elde edilecek bilgiye göre karar vermesi gerektiği gerekçesiyle işlemiiptal etmiştir.
11. İptal kararı üzerine anılan Komisyon tarafından yenidenyapılan inceme ve değerlendirme sonucu 16/12/2011 tarihli ve 7141 sayılıkararla H. Ç.'a ahşap taş duvarlı ev için 6.850 TL,sulak arazi için 574,37 TL, kıraç arazi için 1.708 TL ve ayrıca ceviz, badem,erik, dut ağaçları için muhtelif bedellerde ve toplamda 40.905,37 TL ödenmesinekarar verilmiştir.
12. Bu arada H. Ç. 13/9/2010 tarihinde vefat etmiştir. Komisyonkararı akabinde 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi gereğince davet yazısı ilebirlikte sulhname örneği H. Ç.'ınmirasçıları olan başvurucuların vekiline gönderilmiştir.
13. “Yukarıda ayni/nakdiolarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonuntespitine esas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamının karşılanmışolduğunu kabul ve taahhüt ederim.” beyanını içeren sulhname 1/4/2012 tarihinde başvurucular vekili tarafındanimzalanmıştır.
14. Başvurucular özetle mülkten mahrum kalınan sürenin iki yıleksik hesaplandığını, zorunlu göçten önce murislerinin hayvanları olduğu hâldeKomisyon tarafından buna ilişkin ödeme yapılmadığını belirterek Komisyonkararında hükmedilen miktarın murislerinin gerçek zararını karşılamadığı vemanevi tazminata da karar verilmediği iddialarıyla 19/6/2012 tarihinde iptaldavası açmışlardır.
15. Elazığ 2. İdare Mahkemesi 10/1/2013tarihli kararı ile davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinde özetlebaşvurucular vekili ile davalı idare arasında imzalanan sulhnameyleuğranılan zararlar tazmin edilmek suretiyle uyuşmazlığın ortadan kalktığı,tarafları bağlayıcı nitelik taşıyan ve imzalama aşamasında davacı/davacıvekilinin iradesini fesada uğratan herhangi bir hususun bulunmadığı görülmekteolan sulhname sonucu uyuşmazlığın tekrar yargıyataşınmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir. Kararda ayrıca 5233 sayılıKanun'da manevi zararın tazminine yönelik herhangi düzenlemeye yer verilmemişolması karşısında davacının manevi tazminat talebinin karşılanmaması yönüyle desöz konusu Komisyon kararında hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.
16. Temyiz üzerine Danıştay OnbeşinciDairesi 19/12/2013 tarihli kararı ile ilk derece mahkemesi kararının usul vehukuka uygun olduğunu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararınbozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğini belirtilerek kararı onamıştır.
17. Karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 30/10/2014 tarihlikararıyla reddedilmiştir. Bu karar 30/12/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular26/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
18. 5233 sayılı Kanun'un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 4. maddeleri; (Celal Demir,B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-21, 23).
19. 5233 sayılı Kanun’un "Zararınkarşılanmasına ilişkin sulhname"kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:
“Komisyon,doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 incimaddeye göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma,engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeyegöre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkatealarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler.Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhnametasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir.
Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesiveya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargıyoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğubelirtilir.
Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkilitemsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde,bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafındanimzalanır.
Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemişsayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliyegönderilir.
Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklardailgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır.”
20. 5233 sayılı Kanun’un "Zararınkarşılanması" kenar başlıklı 13. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Sulhnamede belirlenenzararlar, sulhnamenin imzalanmasından sonra valininonayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla konulan ödenektenüç ay içerisinde karşılanır.”
21. 20/10/2004 tarihli ve 25619 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanarak yürürlüğe giren Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan ZararlarınKarşılanması Hakkında Yönetmelik’in (Yönetmelik) "Zararınkarşılanmasına ilişkin sulhname"kenar başlıklı 25. maddesi şöyledir:
"Komisyon, doğrudan doğruya veyabilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 16 ncı maddeye göre belirlenen zararı, 21 inci maddeyegöre hesaplanan yaralanma, sakatlanma ve ölüm hallerindeki nakdî ödemetutarını, 20 nci maddeye göre ifa tarzı ile 23 üncüve 24 üncü maddelere göre mahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılanzararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslaragöre hazırlanan sulhname tasarısının örneği (EK-E)davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir.
Davet yazısında, hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesiveya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargıyoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğubelirtilir.
Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkilitemsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde,bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafındanimzalanır.
Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemişsayılması hâllerinde, bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliyegönderilir.
Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklardailgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır. "
22. Yönetmelik'in "Zararınkarşılanması" kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:
"Sulhnamedebelirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasındansonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçlakonulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.
Bakanlık, ellibinYeni Türk Lirasının üzerindeki aynî ifa veya nakdî ödemelerin Bakan onayı ileyapılmasını kararlaştırabilir. Bu miktar, her yıl bir önceki yıla ilişkinolarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca belirlenen yenidendeğerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanır.
(Değişik üçüncü fıkra: 4/6/2018-2018/11862 K.)Devlet, ödeme nedeniyle genel hükümlere göre sorumlulara rücu eder ve rücuistemine ilişkin zamanaşımı süreleri bir kat artırılarak uygulanır."
23.Yönetmelik'in "Nakdîödemenin şekli ve tutarı" 27. maddesi şöyledir:
"Sulhnametasarıları hak sahibi veya yetkili temsilcisi ile komisyon başkanı tarafındanimzalandıktan sonra Vali veya Bakan tarafından onaylanır.
Ödemeler sulhnametasarılarının onay tarih ve sıraları dikkate alınarak yapılır. Nakdi ödemelerhak sahibi veya sahiplerinin banka hesaplarına yapılır."
24. 5233 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde Kanun'unamaçlarından birinin terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamında yürütülenfaaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının yargı yolunagitmelerine gerek kalmadan idarece en kısa sürede sulh yoluyla karşılanmasıolduğu ifade edilmiştir. Kanun'un 12. maddesinin gerekçesinde ise sulhun davayısona erdirici işlem olduğu, sulhname imzalanmasınındava açılmasını engelleyici olduğu belirtilmiştir.
B. Uluslararası Hukuk
25. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuruya benzerşekilde terör olaylarından dolayı köyü terke mecbur kalınması nedeniyleuğranılan zararın tazminine ilişkin sulhnameimzalanmasının ardından köyü terkten önce var olan hayvanlara ilişkin zarar vemanevi zararın tazmin edilmediği iddialarıyla yapılan şikâyetleri kapsayan birgrup başvuruyu incelediği Akbayır ve diğerleri/Türkiye ((k.k.), B. No: 30415/08, 28/6/2011) kararında sulhname imzalanmasının taleplerden feragat edilmesinigerektirdiği, dolayısıyla yerel boyuttaki bu uzlaşmanın tartışmasız olarakihtilaflı tazminat hakkında öne sürülen itiraza son verdiği gerekçesiylebaşvuruları kabul edilemez bulmuştur.
26. AİHM, başvuranlar tarafından imzalanan dostane çözümbeyanlarının (sulhnamelerin) manevi tazminattan sözetmediğini gözlemlediğini belirterek dostane çözüme dair bu beyanların (sulhname) ilgili tarafların prosedürü sona erdirmeyeilişkin açık iradesinin tezahürü olduğunu ifade etmiştir. AİHM tüm başvurusahiplerinin iç hukukta ve AİHM huzurunda avukatlar tarafından temsiledildiğini, bu hâlde başvuranların hem 5233 sayılı Kanun ve kendi beyanlarınınmanevi zarara ilişkin hiçbir talep içermediği iddiasını hem de bu anlaşmalarınsonuçlarından habersiz oldukları iddiasını ileri süremeyeceklerini belirtmiştir.AİHM'e göre söz konusu düzenleme, başvuranlarınprosedürle ilgili her türlü iddiadan feragat etmelerini gerektirmektedir veuluslararası boyutta, bu anlaşmanın söz konusu ödemeyle ilgili anlaşmazlığıtartışmasız bir şekilde sonlandırması nedeniyle başvuranların şikâyettebulunamayacakları sonucuna ulaşılmıştır (Akbayır ve diğerleri/Türkiye, § 77).
27. AİHM, sürü hayvanlarının farklı türlerine göre yapılanbesicilikten elde edilen gelirlerin tazminatının komisyonlarca yanlışdeğerlendirilmesine ilişkin şikâyette de dostane çözümün kabul edilmesiyleilgili yukarıda belirtilen sonuçların da ayrıca bu şikâyete uygulanabilirolduğu kanaatindedir. AİHM'e göre sulhnamelerinimzalandığı ve ödemeler gerçekleştiği andan itibaren Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi (Sözleşme) bağlamında başvuranların mağdur sıfatı yok olmaktadır (Akbayır ve diğerleri/Türkiye, § 78).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
28. Mahkemenin 22/1/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Maddi Zararların EksikTazmin Edildiğine İlişkin Şikâyet Yönünden
a. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
29. Başvurucular; murislerinin 5233 sayılı Kanun kapsamındayapmış oldukları başvurunun kısmen kabul edilip kısmen reddedildiğini,murislerinin göç öncesinde hayvancılık yaptığı hâlde buna ilişkin zararlarınınkarşılanmadığını, mülkünden mahrum kaldığı sürenin iki yıl eksikhesaplandığını, birim bedellerin adil hesaplanmadığını, zararının kabul edilenkısmı için idare ile sulhname imzalamakla birliktekabul edilmeyen kısım için Danıştay Onuncu Dairesi içtihadına göre iptal ve tamyargı davası açtıklarını ancak davanın reddedildiğini belirterek eksik tazminnedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
30. Bakanlık görüşünde AİHM'in Akbayır vediğerleri/Türkiye kararında ülkemiz tarafından alınan geneltedbirlerin çokluğu yani maddi zarara maruz kalan başvuranlara toplamda önemlibir miktar ödeme yapılmasını öngören ve bir başvuru yolu oluşturan 5233 sayılıKanun’un kabul edilmesinin şikâyeti çürütecek nitelikte bulunduğu sonucunavardığı belirtilmiştir.
31. Başvurucular Bakanlık görüşüne karşı verdikleri cevaptaBakanlık görüşüne katılmadıklarını belirterek ihlalin tespitine karar verilmesiniistemişlerdir.
b. Değerlendirme
32. Başvurucuların murisi, terör ve terörle mücadele kapsamında yürütülenfaaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanması amacıyla 5233 sayılıKanun kapsamında Komisyona başvurmuş; Komisyon tarafından tespit edilenzararları öngörülen birim fiyatlara tabi tutularak 40.905,37 TL tazminatmiktarı belirlenmiş (bkz. § 11) ve başvurucular vekiline kararlaştırılantazminat miktarını içerir sulhname örneği ilebirlikte sulha davet yazısı gönderilmiştir. Sulh teklifi başvurucular vekilitarafından kabul edilerek başvurucular adına sulhnameimzalanmıştır.
33. 5233 sayılı Kanun’un gerek genel gerekçesinden gerekseiçerdiği düzenlemelerden terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının yargıyoluna gitmelerine gerek kalmadan idarece en kısa sürede sulh yoluylakarşılanmasının amaçlandığı, bu çerçevede ilgili hukuk kısmında yer verilendüzenlemelerden de anlaşılacağı üzere sulhnamedüzenlenerek uyuşmazlıkların bir an evvel bitirilmesine özel önem atfedildiğianlaşılmaktadır.
34. 5233 sayılı Kanun'dan kaynaklı uyuşmazlıklara bakan idaremahkemeleri ve Danıştay Onbeşinci Dairesi, Kanun'unbu amacını esas alarak yorumlamış ve sulhnameimzalanmasıyla davacıların uğradıkları zararların tazmin edilmek suretiyleuyuşmazlığın ortadan kalktığı, dolayısıyla sulhnameimzalanmasının ardından uyuşmazlığın artık yargıya taşınmasının mümkün olmadığısonucuna varmışlardır.
35. Sulhname dışı bırakılan bakiyezarara dair açılan davaların sulhname imzalanmışolması nedeniyle reddedilmesi yönündeki idare mahkemeleri ve Danıştayın bu yaklaşımı bireysel başvuru yoluyla AnayasaMahkemesine taşınmış, Anayasa Mahkemesi -sulhnamekonusu paranın ödenmediği iddiasının bulunması durumu hariç- makul birtazminata hükmedilmesini temin eden sulhnameylebirlikte başvurucuların mağdur sıfatının ortadan kalkacağı sonucuna varmış vemağdur sıfatının ortadan kalkmış olması gerekçesiyle başvuruların kişibakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (Zübeyit Kaya, B. No: 2013/7674, 21/5/2015, §§29-43; Faris Arslan, B. No: 2014/1026, 20/5/2015, §§45-58; Salih Alkan, B. No:2013/4747, 31/3/2016). Bir başka ifadeyle idare mahkemeleri ve Danıştayın anılan yorumunda mülkiyet hakkı yönünden birsorun görülmemiştir.
36. Diğer taraftan Danıştay Onuncu Dairesinin sulhname dışı bırakılan hususlar için dava açılabileceğiyönündeki kararlarına rağmen aksi yönde karar verilmesinin mülkiyet hakkınıihlal ettiği iddiası da daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmiştir.Anayasa Mahkemesi söz konusu içtihadında, Danıştay dava daireleri arasındaki işbölümü kapsamında 5233 sayılı Kanun’dan kaynaklanan davaları ve temyizbaşvurularını inceleme görevi Danıştay Onuncu Dairesine ait iken Danıştay GenelKurulunca alınan 25/4/2011 tarihli kararla bu görevin Danıştay Onbeşinci Dairesine devredildiğini, aynı yıl Danıştay Onbeşinci Dairesinin içtihat değişikliğine giderek 5233sayılı Kanun'un 12. maddesinin madde metni ve gerekçesinden hareketle sulhname imzalanması ile uyuşmazlığın ortadan kalktığındanbakiye zararlar için dava açılamayacağı şeklinde içtihadını oluşturduğunu ve Onbeşinci Dairenin bu içtihadı istikrarlı şekildeuyguladığının anlaşıldığını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, derecemahkemelerince hukuk kurallarının yorumlanması ve delillerindeğerlendirilmesinde farklılıklar meydana gelmesi ya da önceki çözümüntatminkâr bulunmaması veya yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasındaiçtihadın müstakar hâle gelmesi için belli bir zamana ihtiyaç duyulması gibiçeşitli nedenlerle içtihat değişikliği yaşanabileceğini belirterek söz konusuiddiayı kabul edilemez bulmuştur (RamazanAcar, B. No: 2013/7939, 15/12/2015; SelviAğgül ve diğerleri, B. No: 2013/6201,21/4/2016).
37. Somut olayda da Anayasa Mahkemesinin anılan içtihatlarındanayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Şöyle ki olayda, eksikhesaplandığı iddia edilen zararın miktarı üzerinde başvurucuların idareyleanlaşma sağlamış ve sulhnameyi imzalamış olmalarısebebiyle maddi mağduriyetlerinin giderildiği anlaşılmaktadır. Başvurucular,Komisyonun tespitinde belirlenen ve zararlarının tamamını karşıladığını beyanettikleri alacağı tümüyle davalı idareden tahsil ettiklerinden mülkiyet hakkınailişkin mağduriyet giderilmiş ve bu hak yönünden mağdurluk statüsü de aynıtarihte sona ermiştir.Belirtmekgerekir ki başvurucular Komisyonun sulhname teklifiniavukatları aracılığıyla kabul etmiş ve sulhnamelerbaşvurucular adına avukatları tarafından imzalanmıştır. Dolayısıylabaşvurucuların maddi tazminat iddialarını sona erdiren sulhnameninbu hukuki sonucundan habersiz oldukları da düşünülemez. Öte yandanbaşvurucular, Komisyon tarafından ödenmesine karar verilen tazminat tutarınınkendilerine ödenmediği ya da eksik ödendiği yönünde bir iddiada dabulunmamıştır.
38. Diğer taraftan manevi tazminatın 5233 sayılı Kanun'daöngörülmediğinden sulhname konusu olamayacağı açıkolup bu kısımda varılan sonuç sadece maddi tazminata ilişkindir. Manevitazminat yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılacaktır.
39. Açıklanan gerekçelerle eksik maddi tazminattan kaynaklananmülkiyet hakkına yönelik şikâyet yönünden başvurucuların mağdurluk statüsünükaybettiği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin kişibakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Manevi ZararlarınTazmin Edilmediğine İlişkin Şikâyet Yönünden
a. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
40. Başvurucular, murislerinin manevi zararlarının tazminedilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
41. Bakanlık görüşünde; AİHM'in Doğan ve diğerleri/Türkiye (B. No:8803-8811/02, 13/7/2006) kararında başvuranların manevi zarara ilişkin tazminattaleplerini reddettiği, yeri değiştirilen kişilerin durumunu iyileştirmekamacıyla Türk makamları tarafından alınan tedbirleri dikkate alarak bu kararınSözleşme'nin 13. ve 8. maddeleri ile ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesiyleilgili tespit edilen ihlallerden kaynaklanan bütün manevi zarar için uygun birtazminat teşkil ettiği kanaatine vardığı belirtilmiştir.
42. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı verdikleri cevaptaBakanlık görüşüne katılmadıklarını belirterek ihlalin tespitine kararverilmesini istemişlerdir.
b. Değerlendirme
43. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar" kenarbaşlıklı 46. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığıileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkıdoğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir."
44. 6216 sayılı Kanun'un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasınagöre bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi için üçtemel ön koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bu ön koşullar başvuruyakonu edilen ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veya işlemindenya da ihmalinden dolayı başvurucunun güncelbir hakkının ihlal edilmesi, bu ihlalden dolayı kişisel olarak ve doğrudan etkilenmiş olması ve bunlarınsonucunda başvurucunun kendisinin mağdur olduğunu ileri sürmesidir (Fetih Ahmet Özer, B. No: 2013/6179,20/3/2014, § 24).
45. Bireysel başvuruda, bir başvurunun kabul edilebilmesi içinbaşvurucunun sadece mağdur olduğunu ileri sürmesi yeterli olmayıp ihlaldendoğrudan etkilendiğini yani mağdur olduğunu göstermesi veya mağdur olduğukonusunda Anayasa Mahkemesini ikna etmesi gerekir. Bu itibarla mağdur olduğuzannı veya şüphesi mağdurluk statüsünün varlığı için yeterli değildir (Ayşe Hülya Potur, B. No: 2013/8479,6/2/2014, § 24).
46. Öte yandan bireysel başvuru yolunu işletebilecekler esasitibarıyla doğrudan mağdur sıfatını taşıyan kişiler olmakla birlikte somutolayın koşullarına ve ihlal edilen hakkın niteliğine göre doğrudan mağdur ilearasında kişisel ve özel bir bağ bulunan, dolayısıyla da Anayasa veSözleşme'nin ihlalinden olumsuz olarak etkilenmiş veya ihlalin sona ermesindenmeşru ve kişisel bir menfaati bulunan kimseler de dolaylı mağdur sıfatıyla bireysel başvurudabulunabileceklerdir (Gürkan Kaçar vediğerleri, B. No: 2014/11855, 13/9/2017, § 56).
47. Anayasa Mahkemesi, mağdurun bizzat başvuru yapmasının mümkünolmadığı ve mağdur ile yakın akrabalık ilişkisinin bulunduğu kimi durumlarda-özellikle yaşam hakkının söz konusu olduğu- başvurucuların ihlalden doğrudanetkilenmemiş olmalarına rağmen ihlalden dolaylı olarak etkilenmeleri nedeniylebu etkiye dayanarak kendi adlarına başvuru yapabileceklerine de karar vermiştir(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41; SadıkKoçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 65).
48. Somut olayda başvurucuların murisi H. Ç., anılan Komisyontarafından tazminat belirlenmeden önce vefat etmiştir. Başvurucular, Komisyontarafından belirlenen tazminatı sulhname imzalayarakkabul etmiş ve ardından murislerine manevi tazminat ödenmesi gerektiğiiddiasını da içeren davalarını açmışlardır. Bir başka deyişle başvuruya konumanevi tazminat ödenmesi istemini de içeren dava muris tarafından değilmirasçılar tarafından açılmıştır. Manevi tazminat çekildiği ileri sürülenruhsal elem ve üzüntülerin bir ölçüde gideriminisağlamaktadır. Bireysel başvuru ise ancak ihlale yol açtığı ileri sürülenişlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudanetkilenenler tarafından yapılabilmektedir. Olayda istenen manevi tazminatköyden göç edilmesine ilişkin olaylar nedeniyle mirasçıların değil murisin çektiğiileri sürülen ruhsal elem ve üzüntülerin gideriminiamaçlamakta olup bu yönüyle mirasçıları doğrudan etkilediği ilerisürülemeyeceğinden, murisin de hayatta iken manevi tazminat yönünde iradesiniortaya koymadığı görüldüğünden başvurucuların manevi tazminat istemi yönündendoğrudan veya dolaylı mağdur sıfatını taşımadıkları sonucuna varılmıştır.
49. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmı bakımından diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları
50. Başvurucular; mülkten uzak kalınan sürenin eksikhesaplanması, köyü terkten evvel var olan hayvan varlığına ilişkin iddialarınındikkate alınmaması, manevi tazminat istemlerinin reddedilmesi nedenleriyle adilyargılanma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca5233 sayılı Kanun kapsamındaki idari süreç ve yargılama prosedürlerinin makulsürede sonuçlandırılmaması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğini iddia etmişlerdir.
2. Değerlendirme
51. Somut olayda sulhname imzalanarakuyuşmazlığın sona erdirildiğine ilişkin yukarıda mülkiyet hakkına dairgerekçede belirtilen değerlendirmeden ve varılan sonuçtan makul süredeyargılama unsuru hariç adil yargılanma hakkına ilişkin şikâyetler yönündenayrılmayı gerektirecek bir neden bulunmadığından başvurucuların bu başlıkaltındaki şikâyetlerinin incelenmesine gerek görülmemiştir. Diğer taraftanmakul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikâyet ise sulhnameimzalanmasından bağımsız olduğundan ve başvurucuların temel şikâyetlerindenayrıca ele alınabilecek nitelikte olduğundan makul sürede yargılanma hakkıyönünden inceleme yapılmıştır.
52. Bireysel başvuru yapıldıktan sonra 31/7/2018 tarihli ve30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğegiren 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihlive 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı BaşvurularınTazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.
53. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göreyargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesiya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddeninyürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olanbireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabuledilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaatüzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu (Tazminat Komisyonu)Başkanlığı tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
54. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§27-36) kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul süredesonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya dahiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilenbireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânınıngetirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterligiderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek buyolun etkililiğini tartışmıştır.
55. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuruyolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlamasınedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarınamakul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminatödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafiolanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlamaimkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçelerdoğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlaliddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesiolduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılanbaşvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ilebağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).
56. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektirenbir durum bulunmamaktadır.
57. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduklarına karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Maddi zararların eksik tazmin edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA
2. Manevi zararların tazmin edilmediğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA22/1/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.