TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ADNAN OKTAR BAŞVURUSU (3)
(Başvuru Numarası: 2013/1123)
Karar Tarihi: 2/10/2013
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Serhat ALTINKÖK
Başvurucu
:
Adnan OKTAR
Vekili
:
Av. Ceyhun GÖKDOĞAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, şahsına yönelik olarak görsel ve işitselnitelikteki yayın yoluyla hakaret suçu işlendiği iddiasıyla CumhuriyetBaşsavcılığına yaptığı şikâyet üzerine “kamudavası açılmasının ertelenmesi”nekarar verilmesinin, Anayasa’nın Başlangıcı ile 10.,17. ve 36. maddelerini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 25/1/2013 tarihindeİstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerininidari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bireksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 21/3/2013tarihinde başvurunun karara bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararıalınması gerekli görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru dilekçesindeki ilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu, M. N. D. isimli kişinin 14/10/2011tarihinde Beyaz TV’de yayımlanan “Sultan-ıBeyaz” isimli programda kendisine yönelik tamamen gerçekdışısöylemlerde bulunarak hakaret ettiği, iftirada bulunduğu, toplum önündekendisini karalamaya yönelik sözler söylediğini ileri sürerek kişilik haklarınave onuruna açıkça saldırıda bulunduğu iddiasıyla 24/10/2011 tarihinde KadıköyCumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.
6. Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı, 26/10/2011tarih ve K.3802 karar sayılı yetkisizlik kararıyla ilgili evrakı İstanbulCumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.
7. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kadıköy CumhuriyetBaşsavcılığından gelen yetkisizlik kararını değerlendirerek, 20/6/2012tarih ve K.2012/7613 karar sayılı yetkisizlik kararıyla evrakın gereğininyapılması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir.
8. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 16/7/2012tarih ve 2012/1 basın karar no.lu kararıyla, soruşturma konusu eylemde 2/7/2012tarih ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla BazıKanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkinDava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesi gereğincekamu davası açılmasının ertelenmesine karar vermiştir.
9. Başvurucu 17/8/2012 tarihindeAnkara Cumhuriyet Başsavcılığının kamu davası açılmasının ertelenmesi kararınaitiraz etmiş, itiraz Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 9/11/2012 tarih ve2012/3103 D. İş sayılı kararıyla reddedilmiştir.
10. Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesinin ret kararı, başvurucuya 25/12/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.
B. İlgili Hukuk
11. 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi şöyledir:
“(1) 31/12/2011tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklamayöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya daüst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtandolayı;
a) Soruşturma evresinde, 4/12/2004tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlararanmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine,
…
karar verilir.”
12. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk CezaKanunu’nun “Hakaret” kenarbaşlıklı 125. maddesi şöyledir:
“(1)Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut birfiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref vesaygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretincezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesigerekir.
(2)Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyleişlenmesi hâlinde, yukarıdakifıkrada belirtilen cezayahükmolunur.”
13. 5237 sayılı Kanun’un 267. maddesi.
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
14. Mahkemenin 2/10/2013 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 25/1/2013 tarih ve 2013/1123 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
15. Başvurucu, şahsına karşı görsel ve işitsel niteliktekiyayın yoluyla hakaret suçu işlendiği iddiasıyla yaptığı şikâyet üzerineCumhuriyet Savcılığınca etkin bir soruşturma yürütülmediğini, kamu davasınınaçılmasının ertelenmesine karar verilmesinin Anayasa’nın Başlangıcı ile 10., 17. ve 36. maddelerini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
1. Anayasa’nın 36. Maddesi Yönünden
16. Başvurucu, yapmış olduğu şikâyet üzerine başlatılansoruşturma sonucunda kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmesiile Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyetinin (adilyargılanma hakkı) ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
17. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmıştemel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındakiherhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla AnayasaMahkemesine başvurabilir. …”
18. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmıştemel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ekTürkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücütarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”
19. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuru hakkına sahip olanlar” kenar başlıklı 46. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığıileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkıdoğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.”
20. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre, AnayasaMahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamugücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altınaalınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (“AİHS”) veTürkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Birbaşka ifadeyle, Anayasa ve AİHS’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hakihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesimümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
21. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
22. AİHS’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:
“1. Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini istemek hakkına sahiptir. …”
23. Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanmahakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı”kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
24. Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesindeadil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medenihak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların” ve bir “suç isnadının” esasının karara bağlanmasıesnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Bu ifadeden, hak aramahürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için,başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafıolması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş olmasıgerektiği anlaşılmaktadır (B. No: 2012/917, 16/4/2013,§ 21).
25. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“AİHM”) içtihatlarınagöre, bir ceza davasında üçüncü kişilerin suçlanması veya cezalandırılmasınıtalep eden mağdur, suçtan zarar gören, şikâyetçi veya katılan sıfatını haizkişiler, Sözleşme’nin 6. maddesinin koruma alanı dışında kalmaktadır. Bukuralın istisnaları, ceza davasında medeni hak talebine imkân veren birsistemin benimsenmiş veya ceza davası sonucunda verilen kararın hukuk davasıaçısından etkili ya da bağlayıcı olması hâlleridir (Perez/Fransa, 47287/99, 12/2/2004, §70).
26. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile ceza muhakemesinde şahsi hakiddiasında bulunma imkânı ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla başvurucunun cezamuhakemesi sürecinde medeni haklarını ileri sürme imkânı bulunmamaktadır.Ayrıca somut olayda verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesine dairkararın etkileri ceza muhakemesi süreci ile sınırlı olup hukuk mahkemeleri açısındanbağlayıcı bir etkisi bulunmamaktadır.
27. Başvurucu, suçişlediğini düşündüğü bir üçüncü kişi hakkında soruşturma açılmasını sağlamakamacıyla suç duyurusunda bulunmuş olup, talebi üçüncü kişinin cezalandırılmasıyla sınırlıdır. Başvurucu, üçüncü kişinin fiilinedeniyle medeni haklarına yönelik bir müdahalenin bulunduğunu düşünüyor vebuna ilişkin zararının giderilmesini istiyorsa, hukuk mahkemeleri önünde davaaçma imkânı vardır.
28. Sonuçitibarıyla, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesine dayanan ihlal iddiasınınkonusu, Anayasa’da güvence altına alınmış ve AİHS kapsamında olan temel hak veözgürlüklerin koruma alanı dışında kalmaktadır.
29. Açıklanan nedenlerle başvurunun bukısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Anayasa’nın 17. Maddesi Yönünden
30. Başvurucu, hakkındaki hakaretlerle ilgili olarakSavcılıkça verilen kamu davasının ertelenmesi kararınınAnayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığınınkorunması hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
31. Anayasa’nın 17. maddesi şu şekildedir:
“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığınıkoruma ve geliştirme hakkına sahiptir …”
32. Maddenin amacı esas olarak, bireylerin maddi ve manevivarlığına karşı Devlet tarafından yapılabilecek keyfi müdahalelerinönlenmesidir. Devletin ayrıca, vücut ve ruhsal bütünlüğüne yönelik fiziksel vecinsel saldırılar, tıbbi müdahaleler, şeref ve itibarı etkileyen saldırılarkarşısında kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve saygıgösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır.
33. Bireyin şerefve itibarı, Anayasa’nın 17. maddesinde yer alan “manevi varlık” kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyinmanevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara keyfi olarak müdahaleetmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür. Üçüncükişilerin şeref ve itibara müdahalesi, birçok ihtimalin yanında, görsel veişitsel yayınlar yoluyla da olabilir. Bir kişi görsel ve işitsel yayın yoluylabir kamuoyu tartışması çerçevesinde eleştirilmiş olsa dahi o kişinin şeref veitibarı manevi bütünlüğünün bir parçası olarak değerlendirilmelidir (Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Pfeifer/Avusturya,12556/03, 15/11/2007, § 35).
34. Devletin,bireylerin maddi ve manevi varlığının korunması ile ilgili pozitifyükümlülükleri çerçevesinde şeref ve itibarın korunması hakkı ile diğer tarafınAnayasa’da güvence altına alınmış olan ifade özgürlüğünden yararlanma hakkıarasında bir denge kurması gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Von Hannover/Almanya (no.2) [BD], 40660/08 ve60641/08, 7/2/2012, § 99).
35. Bireylerinmaddi ve manevi varlığına üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı etkilimekanizmalar kurma çerçevesinde Devletin pozitif yükümlülüğü, mutlaka cezaisoruşturma ve kovuşturma yapılmasını gerekli kılmaz. Üçüncü kişilerin haksızmüdahalelerine karşı bireyin korunması hukuk muhakemesi yoluyla da mümkündür.Nitekim üçüncü kişilerce şeref ve itibara yapılan müdahaleler için ülkemizdehem cezai hem de hukuki koruma öngörülmüştür. Hakaret ceza hukuku anlamındasuç, özel hukuk anlamında ise haksız fiil olarak nitelendirilmekte ve tazminatdavasına konu edilebilmektedir. Dolayısıyla bir bireyin, üçüncü kişilerce şerefve itibarına müdahale edildiği iddiasıyla, hukuk davası yoluyla da bir giderimsağlaması mümkündür.
36. Anayasa’nın148. maddesinin üçüncü ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralıfıkrasına göre, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için ihlaliddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olanidari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekmektedir.Üçüncü kişilerce şeref ve itibara yapılan müdahaleler ile ilgili olarakyalnızca ceza muhakemesi yoluna başvurulmuş olması Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuruda bulunabilmek için şart olan tüm başvuru yollarının tüketilmesikoşulunun yerine getirildiği anlamına gelmez.
37. Nitekim bireyinşeref ve itibarına yönelik hakaret içerikli söylemlerin Devletin pozitifyükümlülükleri çerçevesinde giderimi ile ilgili Avrupa karar organlarının dabirçok kararı bulunmaktadır.
38. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (“Meclis”), AvrupaKonseyine (“Konsey”) üye bazı devletlerde yürürlükte olan yasaların, iftira vehakaret için hapis cezası öngördüğüne dikkat çekerek sözlü ya da yazılıhakaretin hapis cezasını gerektiren suç olmaktan çıkartılması yönünde birçoktavsiye kararı yayınlamıştır. Meclis tarafından verilen bu kararlarla uyumluolarak, yazılı ve sözlü hakaretin suç olmaktan çıkartılması ya da bu türhakaretler için yasalarda öngörülen cezaların hafifletilmesi için çeşitlidüzenlemeler yapma konusunda Konseye üye devletler arasında genel bir fikirbirliği bulunmaktadır (Meclisin konu ile ilgili tavsiye kararları için bkz: Parliamentary Assembly, Towards decriminalisation of defamation, Resolution1577, 04/10/2007, §§ 11, 13, 17; ParliamentaryAssembly, Towards decriminalisation of defamation, Resolution1814, 04/10/2007, § 1; Parliamentary Assembly, Respect for mediafreedom, Recommendation1897, 27/1/2010, § 11).
39. AİHM de birçok kararında, Meclisin hakaretin suç olmaktançıkarılmasına yönelik tavsiye kararlarına atıfla, Sözleşmeci Devletlerin zamangeçirmeksizin hakareti suç olmaktan çıkarılması gerektiğine vurgu yapmaktadır (Šabanovıć/Sırbistan ve Karadağ, 5995/06, 31/5/2011, § 43; Niskasaari/Finlandiya, 37520/07, 6/7/2010, § 77).
40. Türkiye, Meclis ve AİHM’inkararlarına uygun olarak hakaret için yasalarda öngörülen cezalarınhafifletilmesi amacıyla, 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi ile 31/12/2011 tarihindenönce basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyleişlenen ve adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapiscezasını gerektiren suçlardan dolayı kamu davasının açılmasının ertelenmesine kararverileceğine ilişkin yasal düzenlemeyi yürürlüğe koymuştur.
41. Somut olayda başvurucu, şahsına yönelik olarak görsel veişitsel nitelikteki yayın yoluyla hakaret suçu işlendiği iddiasıyla CumhuriyetBaşsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Savcılık, başvurucunun talebi ileilgili olarak, 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi gereğince kamu davasıaçılmasının ertelenmesine karar vermiştir.
42. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek içinihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari veyargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir. Bireyselbaşvurunun ikincil nitelikte bir hak arama yolu olması nedeniyle, asıl olan hakve özgürlüklere kamu otoritelerince saygı gösterilmesi ve olası bir ihlaldurumunda bunun idari ve/veya yargısal olağan yollarla giderilmesidir. Bunedenle bireysel başvuru yoluna ancak kanunda öngörülen olağan yollartüketilmesine rağmen ihlalin ortadan kaldırılamadığı durumlarda gidilebilir (B.No: 2012/338, 2/7/2013, § 28).
43. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilirolmaları yanında, telafi kabiliyetini haiz olmaları ve tüketildiklerindebaşvurucunun şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanımaları gerekir.Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıpuygulamada da etkili olduklarının gösterilmesi ya da en azından etkiliolmadıklarının kanıtlanmamış olması gerekir (B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 29).
44. Başvurucu, şahsına karşı yapılan hakaret nedeniyle sadececezai kovuşturma yapılması amacıyla suç duyurusunda bulunmuş ancak herhangi birhukuk davası açmamıştır. Başvurucunun iddiaları ile ilgili olarak başvurduğuceza davası yolu, ulaşılabilir, telafi kabiliyetini haiz ve başvurucununşikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıyan tek başvuru yolu değildir.Hakaretin özel yaşama etkileri ile ilgili olarak hukuk davası açarak dabaşvurucunun şikâyetlerini derece mahkemeleri önünde ileri sürebilmesi ve buiddialarla ilgili olarak giderim sağlayabilmesi mümkündür.
45. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun iddiaları ile ilgiliolarak hukuk davası açma yolu tüketilmeksizin bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşıldığından,başvurunun bu kısmının“başvuru yollarının tüketilmemesi” nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Anayasa’nın 10. Maddesi Yönünden
46. Başvurucu, Anayasa’nın 10.maddesinde düzenlenen “kanun önünde eşitlik ilkesi”ninihlal edildiğini ileri sürmüştür.
47. Anayasa’nın “Kanunönünde eşitlik” kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:
“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasidüşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırımgözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
…
Devlet organları ve idare makamları bütünişlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmekzorundadırlar.”
48. Başvurucunun, Anayasa’nın 10. maddesinde düzenleneneşitlik ilkesinin ihlal edildiğine yönelik iddialarının, bahsi geçenmaddelerdeki ifadeler dikkate alındığında, soyut olarak değerlendirilmesimümkün olmayıp, mutlaka Anayasa ve AİHS kapsamında yer alan diğer temel hak veözgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 33).
49. Başvurucunun, eşitlik ilkesinin ihlali iddiasının kişininmaddi ve manevi varlığının korunması hakkı çerçevesinde ve bu hakla bağlantılıolarak ele alınması gerekir. Dolayısıyla kişinin maddi ve manevi varlığınınkorunması hakkı bakımından eşitlik ilkesi, bağımsız nitelikte koruma işlevinesahip olmayıp, bu hakkın kullanılmasını, korunmasını ve başvuru yollarınıgüvence altına alan tamamlayıcı nitelikte haklardandır (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 34).
50. Ayrımcılık yasağının ihlal edilip edilmediğinintartışılabilmesi için, ihlal iddiasının, kişinin hangi temel hak ve özgürlüğükonusunda hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz kaldığının gösterilmesigerekir. Somut olayda başvurucu benzer bazı olaylarda ceza davası açıldığındanbahisle kendisinin ayırımcılığa uğradığını dile getirmiş fakat hangi nedenedayalı olarak kendisine farklı muamelede bulunulduğuna ilişkin olarak herhangibir beyanda bulunmamıştır. Ayırımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi içinbaşvurucunun kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ilekendisine yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ve bufarklılığın meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk, cinsiyet, din, dil vb.ayırımcı bir nedene dayandığını makul delillerle ortaya koyması gerekir. Somutolayda başvurucu sözünü ettiği benzer olaylar ile kendi durumunun aynı olduğunuortaya koyamadığı gibi kendisine hangi nedene dayalı olarak ayırımcılıkyapıldığına ilişkin de her hangi bir beyanda bulunmamıştır.
51. Açıklanan nedenlerle, başvurucu ihlal iddialarını kanıtlayacak herhangibir delil ileri sürmediğinden başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
A. Açıklanan nedenlerle;
1. Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiğine yönelikiddiaların “konubakımından yetkisizlik”,
2. Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğine yönelikiddiaların “başvuruyollarının tüketilmemesi”,
3. Anayasa’nın 10. maddesinin ihlal edildiğine yönelikiddiaların “açıkçadayanaktan yoksun olması”,
nedenleriyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
2/10/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.