TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ADNAN OKTAR BAŞVURUSU (2)
(Başvuru Numarası: 2013/514)
Karar Tarihi: 2/10/2013
R.G. Tarih- Sayı: 15/11/2013-28822
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Zehra Ayla PERKTAŞ
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Serhat ALTINKÖK
Başvurucu
:
Adnan OKTAR
Vekili
:
Av. Ceyhun GÖKDOĞAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, şahsına yönelik olarak “www.facebook.com” adlı internet sitesiüzerinden hakaret suçu işlendiği iddiasıyla Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığışikâyet üzerine “kovuşturmaya yerolmadığına” karar verilmesinin, Anayasa’nın Başlangıcı ile 10., 17.ve 36. maddelerini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 4/1/2013 tarihinde İstanbul 4. Ağır CezaMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 11/6/2013 tarihindebaşvurunun karara bağlanması için Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru dilekçesindeki ilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu, isminin “A. U.” olduğunu iddia ettiği kişinin “www.facebook.com” adlı internet sitesiüzerinden kendisine küfür ettiğini, bu kişinin bahsi geçen internet sitesinde49 takipçisinin bulunduğunu ve bu kişilerin kendisi hakkında yapılan hakaretevakıf olduklarını, bunun da kişilik haklarına, onur ve saygınlığına açıkçasaldırı niteliğinde olduğu iddiasıyla 14/9/2012 tarihinde Kadıköy CumhuriyetBaşsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.
6. Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı, 20/9/2012 tarih veK.2012/14900 karar sayılı kararıyla söz konusu şikayetle ilgili olarak “şüphelinin müştekiyi hedef alarak, bizzat müştekiyikastederek hakaret ettiğine dair delil elde edilemediği”gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.
7. Başvurucu 16/10/2012 tarihinde Kadıköy CumhuriyetBaşsavcılığının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına itiraz etmiş, itirazÜsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/11/2012 tarih ve 2012/1897 Değişik İşsayılı kararıyla reddedilmiştir.
8. Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesinin ret kararı başvurucuya5/12/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.
B. İlgili Hukuk
9. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun171. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Cumhuriyetsavcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüpheoluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmamasıhâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarargören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir.Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.”
10. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 173. maddesinin(3) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, kararını vermek için soruşturmanıngenişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yersulh ceza hâkimini görevlendirebilir; kamu davasının açılması için yeterlinedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderleremahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı,kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
11. Mahkemenin 2/10/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 4/1/2013 tarih ve 2013/514 numaralı bireysel başvurusu incelenipgereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
12. Başvurucu, şahsına karşı “www.facebook.com”adlı internet sitesi üzerinden hakaret suçu işlendiği iddiasıyla yaptığışikâyet üzerine Cumhuriyet Başsavcılığınca etkin bir soruşturmayürütülmediğini, kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, bahsi geçeninternet sitesinde kendisi hakkında yapılan hakarete 49 kişinin vakıf olduğunu,bunun da kişilik haklarına, onur ve saygınlığına açıkça saldırı niteliğindeolduğunu iddia ederek Anayasa’nın Başlangıcı ile 10., 17. ve 36. maddelerininihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
1. Anayasa’nın 36. Maddesi Yönünden
13. Başvurucu, yapmış olduğu şikâyet üzerine başlatılansoruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesinin Anayasa’nın36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyetini (adil yargılanma hakkı) ihlalettiğini ileri sürmüştür.
14. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmıştemel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındakiherhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla AnayasaMahkemesine başvurabilir. …”
15. 30/3/2011 tarih ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşuve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireyselbaşvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmıştemel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ekTürkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücütarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”
16. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuru hakkına sahip olanlar” kenar başlıklı 46. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığıileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkıdoğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.”
17. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre, AnayasaMahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamugücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altınaalınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (“AİHS”) veTürkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Birbaşka ifadeyle, Anayasa ve AİHS’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hakihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesimümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
18. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
19. AİHS’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:
“1. Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini istemek hakkına sahiptir. …”
20. Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanmahakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı”kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/13,2/7/2013, § 38).
21. Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesindeadil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medenihak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların” ve bir “suç isnadının” esasının karara bağlanmasıesnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Bu ifadeden, hak aramahürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için,başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafıolması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş olmasıgerektiği anlaşılmaktadır (B. No: 2012/917, 16/4/2013, § 21).
22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“AİHM”) içtihatlarınagöre, bir ceza davasında üçüncü kişilerin suçlanması veya cezalandırılmasınıtalep eden mağdur, suçtan zarar gören, şikâyetçi veya katılan sıfatını haizkişiler, Sözleşme’nin 6. maddesinin koruma alanı dışında kalmaktadır. Bukuralın istisnaları, ceza davasında medeni hak talebine imkân veren birsistemin benimsenmiş veya ceza davası sonucunda verilen kararın hukuk davasıaçısından etkili ya da bağlayıcı olması hâlleridir (Perez/Fransa, 47287/99, 12/2/2004, § 70).
23. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile ceza muhakemesinde şahsi hakiddiasında bulunma imkânı ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla başvurucunun cezamuhakemesi sürecinde medeni haklarını ileri sürme imkânı bulunmamaktadır. Ayrıcasomut olayda verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkileri cezamuhakemesi süreci ile sınırlı olup hukuk mahkemeleri açısından bağlayıcı biretkisi bulunmamaktadır.
24. Başvurucu, suçişlediğini düşündüğü bir üçüncü kişi hakkında soruşturma açılmasını sağlamakamacıyla suç duyurusunda bulunmuş olup, talebi üçüncü kişinin cezalandırılmasıyla sınırlıdır. Başvurucu, üçüncü kişinin fiilinedeniyle medeni haklarına yönelik bir müdahalenin bulunduğunu düşünüyor vebuna ilişkin zararının giderilmesini istiyorsa, hukuk mahkemeleri önünde davaaçma imkânı vardır.
25. Sonuçitibariyle, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesine dayanan ihlal iddiasınınkonusu, Anayasa’da güvence altına alınmış ve AİHS kapsamında olan temel hak veözgürlüklerin koruma alanı dışında kalmaktadır.
26. Açıklanan nedenlerle başvurunun,diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Anayasa’nın 17. Maddesi Yönünden
27. Başvurucu, hakkındaki hakaretlerle ilgili olarakCumhuriyet Başsavcılığınca verilen kavuşturmaya yer olmadığı kararının Anayasa’nın 17. maddesinde güvencealtına alınan maddi ve manevi varlığının korunması hakkını ihlal ettiğini ilerisürmüştür.
28. Anayasa’nın 17. maddesi şu şekildedir:
“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığınıkoruma ve geliştirme hakkına sahiptir …”
29. Maddenin amacı esas olarak, bireylerin maddi ve manevivarlığına karşı Devlet tarafından yapılabilecek keyfi müdahalelerinönlenmesidir. Devletin ayrıca, vücut ve ruhsal bütünlüğüne yönelik fiziksel vecinsel saldırılar, tıbbi müdahaleler, şeref ve itibarı etkileyen saldırılarkarşısında kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve saygıgösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır.
30. Bireyin şerefve itibarı, Anayasa’nın 17. maddesinde yer alan “manevi varlık” kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyinmanevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara keyfi olarak müdahaleetmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür. Üçüncükişilerin şeref ve itibara müdahalesi, birçok ihtimalin yanında, görsel veişitsel yayınlar yoluyla da olabilir. Bir kişi görsel ve işitsel yayın yoluylabir kamuoyu tartışması çerçevesinde eleştirilmiş olsa dahi o kişinin şeref veitibarı manevi bütünlüğünün bir parçası olarak değerlendirilmelidir (Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Pfeifer/Avusturya,12556/03, 15/11/2007, § 35).
31. Devletin,bireylerin maddi ve manevi varlığının korunması ile ilgili pozitifyükümlülükleri çerçevesinde şeref ve itibarın korunması hakkı ile diğer tarafınAnayasa’da güvence altına alınmış olan ifade özgürlüğünden yararlanma hakkıarasında bir denge kurması gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Von Hannover/Almanya (no.2) [BD], 40660/08 ve60641/08, 7/2/2012, § 99).
32. Bireylerinmaddi ve manevi varlığına üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı etkilimekanizmalar kurma çerçevesinde Devletin pozitif yükümlülüğü, mutlaka cezaisoruşturma ve kovuşturma yapılmasını gerekli kılmaz. Üçüncü kişilerin haksızmüdahalelerine karşı bireyin korunması hukuk muhakemesi yoluyla da mümkündür.Nitekim üçüncü kişilerce şeref ve itibara yapılan müdahaleler için ülkemizdehem cezai hem de hukuki koruma öngörülmüştür. Hakaret ceza hukuku anlamındasuç, özel hukuk anlamında ise haksız fiil olarak nitelendirilmekte ve tazminatdavasına konu edilebilmektedir. Dolayısıyla bir bireyin, üçüncü kişilerce şerefve itibarına müdahale edildiği iddiasıyla, hukuk davası yoluyla da bir giderimsağlaması mümkündür.
33. Anayasa’nın148. maddesinin üçüncü ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralıfıkrasına göre, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için ihlaliddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olanidari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekmektedir.Üçüncü kişilerce şeref ve itibara yapılan müdahaleler ile ilgili olarakyalnızca ceza muhakemesi yoluna başvurulmuş olması Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuruda bulunabilmek için şart olan tüm başvuru yollarının tüketilmesikoşulunun yerine getirildiği anlamına gelmez.
34. Nitekim bireyinşeref ve itibarına yönelik hakaret içerikli söylemlerin Devletin pozitifyükümlülükleri çerçevesinde giderimi ile ilgili Avrupa karar organlarının dabirçok kararı bulunmaktadır.
35. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (“Meclis”), AvrupaKonseyine (“Konsey”) üye bazı devletlerde yürürlükte olan yasaların, iftira vehakaret için hapis cezası öngördüğüne dikkat çekerek sözlü ya da yazılıhakaretin hapis cezasını gerektiren suç olmaktan çıkartılması yönünde birçoktavsiye kararı yayınlamıştır. Meclis tarafından verilen bu kararlarla uyumluolarak, yazılı ve sözlü hakaretin suç olmaktan çıkartılması ya da bu türhakaretler için yasalarda öngörülen cezaların hafifletilmesi için çeşitlidüzenlemeler yapma konusunda Konseye üye devletler arasında genel bir fikirbirliği bulunmaktadır (Meclisin konu ile ilgili tavsiye kararları için bkz: Parliamentary Assembly, Towards decriminalisation of defamation, Resolution1577, 04/10/2007, §§ 11, 13, 17; ParliamentaryAssembly, Towards decriminalisation of defamation, Resolution1814, 04/10/2007, § 1; Parliamentary Assembly, Respect for mediafreedom, Recommendation1897, 27/1/2010, § 11).
36. AİHM de birçok kararında, Meclisin hakaretin suç olmaktançıkarılmasına yönelik tavsiye kararlarına atıfla, Sözleşmeci Devletlerin zamangeçirmeksizin hakareti suç olmaktan çıkarılmaları gerektiğine vurgu yapmaktadır(Šabanovıć/Sırbistan ve Karadağ, 5995/06, 31/5/2011,§ 43; Niskasaari/Finlandiya, 37520/07, 6/7/2010, § 77).
37. Somut olayda başvurucu, “www.facebook.com”adlı internet sitesi üzerinden şahsına yönelik olarak hakaret suçuişlendiği, bu hakaretin kişilik haklarına, onur ve saygınlığına açıkça saldırıniteliğinde olduğu iddiasıyla Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusundabulunmuştur. Savcılık, başvurucunun talebi ile ilgili olarak, şüphelininmüştekiyi hedef alarak, bizzat müştekiyi kastederek hakaret ettiğine dair delilelde edilemediği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.
38. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek içinihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari veyargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir. Bireyselbaşvurunun ikincil nitelikte bir hak arama yolu olması nedeniyle, asıl olan hakve özgürlüklere kamu otoritelerince saygı gösterilmesi ve olası bir ihlaldurumunda bunun idari ve/veya yargısal olağan yollarla giderilmesidir. Bunedenle bireysel başvuru yoluna ancak kanunda öngörülen olağan yollartüketilmesine rağmen ihlalin ortadan kaldırılamadığı durumlarda gidilebilir (B.No: 2012/338, 2/7/2013, § 28).
39. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilirolmaları yanında, telafi kabiliyetini haiz olmaları ve tüketildiklerindebaşvurucunun şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanımaları gerekir.Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıpuygulamada da etkili olduklarının gösterilmesi ya da en azından etkiliolmadıklarının kanıtlanmamış olması gerekir (B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 29).
40. Başvurucu, şahsına karşı yapılan hakaret nedeniyle sadececezai kovuşturma yapılması amacıyla suç duyurusunda bulunmuş ancak herhangi birhukuk davası açmamıştır. Başvurucunun iddiaları ile ilgili olarak başvurduğuceza davası yolu, ulaşılabilir, telafi kabiliyetini haiz ve başvurucununşikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıyan tek başvuru yolu değildir.Hakaretin özel yaşama etkileri ile ilgili olarak hukuk davası açarak dabaşvurucunun şikâyetlerini derece mahkemeleri önünde ileri sürebilmesi ve buiddialarla ilgili olarak giderim sağlayabilmesi mümkündür.
41. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun iddiaları ile ilgiliolarak hukuk davası açma yolu tüketilmeksizin bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşıldığından,başvurunun bu kısmının“başvuru yollarının tüketilmemesi” nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Anayasa’nın 10. Maddesi Yönünden
42. Başvurucu, Anayasa’nın 10.maddesinde düzenlenen “kanun önünde eşitlik ilkesi”ninihlal edildiğini ileri sürmüştür.
43. Anayasa’nın “Kanunönünde eşitlik” kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:
“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasidüşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırımgözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
…
Devlet organları ve idare makamları bütünişlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmekzorundadırlar.”
44. Başvurucunun, Anayasa’nın 10. maddesinde düzenleneneşitlik ilkesinin ihlal edildiğine yönelik iddialarının, bahsi geçenmaddelerdeki ifadeler dikkate alındığında, soyut olarak değerlendirilmesimümkün olmayıp, mutlaka Anayasa ve AİHS kapsamında yer alan diğer temel hak veözgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (B. No: 2012/1049,26/3/2013, § 33).
45. Başvurucunun, eşitlik ilkesinin ihlali iddiasının kişininmaddi ve manevi varlığının korunması hakkı çerçevesinde ve bu hakla bağlantılıolarak ele alınması gerekir. Dolayısıyla kişinin maddi ve manevi varlığınınkorunması hakkı bakımından eşitlik ilkesi, bağımsız nitelikte koruma işlevinesahip olmayıp, bu hakkın kullanılmasını, korunmasını ve başvuru yollarını güvencealtına alan tamamlayıcı nitelikte haklardandır (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §34).
46. Ayrımcılık yasağının ihlal edilip edilmediğinintartışılabilmesi için, ihlal iddiasının, kişinin hangi temel hak ve özgürlüğükonusunda hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz kaldığının gösterilmesigerekir. Somut olayda başvurucu benzer bazı olaylarda ceza davası açıldığındanbahisle kendisinin ayırımcılığa uğradığını dile getirmiş fakat hangi nedenedayalı olarak kendisine farklı muamelede bulunulduğuna ilişkin olarak herhangibir beyanda bulunmamıştır. Ayırımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi içinbaşvurucunun kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ilekendisine yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ve bufarklılığın meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk, cinsiyet, din, dil vb ayırımcı bir nedene dayandığı makul delillerle ortayakoyması gerekir. Somut olayda başvurucu sözünü ettiği benzer olaylar ile kendidurumunun aynı olduğunu ortaya koyamadığı gibi kendisine hangi nedene dayalıolarak ayırımcılık yapıldığına ilişkin de herhangi bir beyanda bulunmamıştır.
47. Açıklanan nedenlerle, başvurucu ihlal iddialarını kanıtlayacak herhangibir delil ileri sürmediğinden başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
A. Başvurunun;
1. Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiğine yönelikiddiaların “konubakımından yetkisizlik”,
2. Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğine yönelikiddiaların “başvuruyollarının tüketilmemesi”,
3. Anayasa’nın 10. maddesinin ihlal edildiğine yönelikiddiaların “açıkçadayanaktan yoksun olması”,
nedenleriyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
2/10/2013 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.