TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ADNAN CEYLAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/7302)
Karar Tarihi: 8/9/2020
R.G. Tarih ve Sayı: 3/11/2020-31293
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Burhan ÜSTÜN
Muammer TOPAL
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Selçuk KILIÇ
Başvurucu
:
Adnan CEYLAN
Vekili
:
Av. Hasan ERDEM
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru; terör olayında yaralanma nedeniyle yaşamhakkının, uğranılan maddi ve manevi zararların tazmin edilmesi istemiyle açılantam yargı davasının reddedilmesi ve yargılamanın makul süre içindetamamlanmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 14/4/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirilmesine gerekgörülmediğini belirtmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleilgili olaylar özetle şöyledir:
8. İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bulunan İngilizKonsolosluğuna 20/11/2003 tarihinde yapılan terör saldırısı sonucu meydanagelen patlamada başvurucu ağır şekilde yaralanmıştır.
9. Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesitarafından verilen 31/3/2004 tarihli sağlık kurulu raporu ile başvurucunun %10oranında iş gücü kaybı olduğu belirlenmiştir.
10. Başvurucu, zararının tazmini istemiyle 14/10/2004tarihinde İçişleri Bakanlığı ve İstanbul Valiliğine (İdareler) başvurmuş;6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesineistinaden maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvurunun cevap verilmeksizinzımnen reddi üzerine başvurucu 21/2/2005 tarihinde İstanbul 6. İdareMahkemesinde (Mahkeme) 38.000 TL maddi, 22.000 TL manevi zararının tazminiistemiyle dava açmıştır.
11. Yargılama devam ederken İstanbul Valiliği ZararTespit Komisyonunca (Komisyon) 29/6/2007 tarihinde 17/7/2004 tarihli ve 5233sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması HakkındaKanun uyarınca başvurucuya 1.841 TL ödenmesine karar verilmiştir. Başvurucu,belirtilen bedel üzerinden düzenlenen sulhnameyi imzalamamış ve 2/11/2007tarihinde uyuşmazlık tutanağı düzenlenmiştir.
12. Mahkeme 26/9/2008 tarihli kararıyla davanın kısmenkabulüne, 22.650,30 TL maddi ve 10.000 TL manevi tazminatın başvurucuyaödenmesine karar vermiştir. Karar, Danıştay Onuncu Dairesinin (Daire) 26/4/2013tarihli kararıyla bozulmuştur. Bozma gerekçesinde özetle 5233 sayılı Kanun'unyargısal ve bilimsel içtihatlarla kabul edilen sosyal risk ilkesinin yasalaşmışhâli olduğu, bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten sonra yargısal içtihat yoluylasosyal risk ilkesinin uygulanmasının mümkün olmadığı, buna göre söz konusuolayın meydana gelmesinde idarenin kusurunun var olup olmadığının tespitedilmesi ve idarenin kusurunun saptanması hâlinde uyuşmazlığın 2577 sayılıKanun'un 13. maddesine göre çözümlenmesi gerektiği belirtilmiştir. Ayrıcaidarenin hizmet kusurunun ve kusursuz sorumluluğunun bulunmadığı sonucunavarılıp davanın reddedilmesi durumunun idarenin 5233 sayılı Kanun'dan doğansorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı da hüküm altına alınmıştır.
13. Mahkemece bozma kararına uyularak 4/12/2013 tarihliara kararı ile İdarelerden davaya konu terör eylemiyle ilgili olarak herhangibir ihbar ya da istihbari bilginin kendilerine intikal edip etmediği ve meydanagelen zararın oluşumunda herhangi bir kamu idaresinin katkısının bulunupbulunmadığı sorulmuş, ilgili bilgi ve belgelerin gönderilmesi istenmiştir. Sözkonusu ara kararına verilen 15/1/2014 tarihli cevapta İstanbul EmniyetMüdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü arşiv kayıtlarında yaptırılantetkikte uyuşmazlık konusu olayın El Kaide terör örgütü bağlantılı olarakorganize edilen bir eylem olduğu fakat olay ile ilgili ihbar ya da istihbaribilginin idarelere intikal etmediği, intihar eyleminde başvurucunun hedefalınmadığı, İngiltere Başkonsolosluğunun hedef alındığı, terör eylemininbireysel bir olay olması nedeniyle önceden öngörülmesinin mümkün olmadığıbelirtilmiştir.
14. Mahkeme 30/4/2014 tarihli kararında, ara kararınaİdarelerce verilen cevabın da gözönünde bulundurulması suretiyle zararınİdarelerden kaynaklanan bir sebepten değil üçüncü şahısların kusurundandoğduğunu, bu nedenle kusurlu veya kusursuz sorumluluk ilkeleri uyarıncaidarenin sorumluluğu cihetine gitme olanağı bulunmadığını belirterek davanınreddine karar vermiş; öte yandan davanın reddedilmesinin idarenin 5233 sayılıKanun'dan doğan sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını ve başvurması hâlinde5233 sayılı Kanun çerçevesinde ödenmesine karar verilip henüz tahsil edilmeyentutarın başvurucu tarafından istenebileceğini belirtmiştir.
15. Karar, Dairenin 12/11/2014 tarihli kararıyla onanmış;karar düzeltme istemi ise Dairenin 20/1/2016 tarihli kararıyla oyçokluğuylareddedilmiştir. Karşıoy gerekçesinde özetle 5233 sayılı Kanun'un sadece madditazminatları karşılayan hükümlere yer vermesinin manevi tazminat açısındanidarenin sorumluluk alanını daraltan veya yargı yolunu kapatan bir düzenlemeolarak değerlendirilemeyeceği, kanunda manevi zararların idareden talepedilemeyeceğine ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmadığı ve bu hususlardeğerlendirilmeden verilen kararın hukuka uygun olmadığı belirtilmiştir.
16. Karar düzeltme isteminin reddine yönelik karar17/3/2016 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 14/4/2016 tarihinde bireyselbaşvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. İlgiliMevzuat
17. 5233 sayılı Kanun'un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici1., geçici 4. maddeleri (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§15-21, 23).
18. 2577 sayılı Kanun’un 2. maddesinin (1) numaralıfıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“1.İdari dava türlerişunlardır:
...
b) İdari eylem ve işlemlerden dolayıkişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,
...”
19. 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
“İdari eylemlerden hakları ihlaledilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerineveya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylemtarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerinegetirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddihalinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istekhakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğitarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”
B. AnayasaMahkemesi Kararı
20. Anayasa Mahkemesinin 25/6/2009 tarihli ve E.2006/79,K.2009/97 sayılı kararı şöyledir:
"5233 sayılı Yasa, teröreylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniylezarar gören kişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yoluna gitmelerinegerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanmasıamacıyla hazırlanmış bir yasadır. Yasa bu yönüyle zarara uğrayan vatandaş iledevlet arasındaki uyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmeden alternatif bir çözümyöntemi getirmiştir. Yasakoyucu bu amaca uygun olarak yargılama hukukukurallarından farklı hükümler öngörerek buna ilişkin esasları Yasa'da ayrıntılıolarak kurala bağlamıştır.
İdare, yürüttüğü hizmetin doğrudansonucu olan, nedensellik bağı kurulabilen zararları kusur sorumluluğu ilkesiuyarınca tazminle yükümlüdür. Ancak bazen idare, kusur koşulu ve nedensellikbağı aranmadan da meydana gelen bazı zararlardan sorumlu olabilmektedir.Bunlar, idarenin kendi faaliyet alanıyla ilgili önlemekle yükümlü olduğu haldeönleyemediği zararlardır. 5233 sayılı Yasa'da yer alan sorumluluğun dayanağınıda kusursuz sorumluluğun bir türü olan ve bilimsel ve yargısal içtihatlarlageliştirilen 'sosyal risk ilkesi' oluşturmaktadır.
Terör ve terörle mücadeleden doğan ancakidari bir eylem veya işlemle nedensellik bağı bulunmayan maddi zararlarınkarşılanmasına ilişkin 5233 sayılı Yasa'daki düzenlemeler, yasakoyucunun sosyalhukuk devletinin gereği olarak sorumluluk hukukunun genel ilkelerine yasaylagetirdiği bir istisnadır. İdarenin kusurunun bulunmadığı ancak 'sosyal riskilkesi' gereği sulh yoluyla karşılanması gereken zararların nelerden ibaretolduğunun tespiti, yasakoyucunun takdir yetkisi içindedir. İtiraz konusukurallarda yer alan maddi zararların öncelikle sulh yoluyla karşılanmasınailişkin hükümlerin bulunmasını bu kapsamda değerlendirmek gerekir.
5233 sayılı Yasa, idarenin eylem veişleminin sonucu olmayan ve herhangi bir idari işlem veya eylemle doğrudannedensellik bağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle mücadele sırasındameydana gelen zararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda idarenin kusursuzsorumluluk alanını genişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin kusursuz sorumlulukalanını genişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve terörle mücadelesırasında meydana gelen zararlardan sadece 'maddi' olan kısmının sulh yoluylatazminine ilişkin esas ve usulleri belirlemektedir. Yasa'da bu zararlardan'manevi' olan kısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin bir hükme yerverilmediği gibi, 12. maddede 'sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklardailgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır' denilerek Anayasa'nın 125.maddesinin birinci fıkrasına paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bunedenle itiraz konusu ibare, idarenin sorumluluk alanını daraltan veya idariişlem veya eylemlere karşı yargı yolunu kapatan bir hüküm içermemektedir."
C. DanıştayKararları
21. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/3/2014tarihli ve E.2013/1489, K.2014/1219 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:
“5233 sayılı Yasa, idarenin terörolaylarına dayalı kusursuz sorumluluk alanını genişleten, oluşan zararlarınyargı yoluna başvurmadan sulh yoluyla ödenmesine öngören, bu yönüyleuyuşmazlığın sadece maddi zararlara ilişkin kısmının yargı dışı alternatif biryöntemle giderilmesini sağlayan, ancak manevi zararların karşılanmasını daengellemeyen nitelikte bir yasadır.
Nitekim Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi’nin 18888/02 nolu başvuruya konu 12/01/2006 günlü Aydın İçyer -Türkiye kararının 81. paragrafında, 5233 sayılı Terör ve Terörle MücadeledenKaynaklanan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunla ilgili olarak 'TazminatKanun’unda yalnız maddi zararlar için tazminat talep etme olanağının bulunduğudoğru olsa da Kanun’un 12. maddesinin idari mahkemelerde manevi zarar içintazminat talep etme olanağı verdiği görülmektedir.' ifadesine yer verilmiştir.
Bu durumda, terör olayları nedeniylemeydana gelen ve sosyal risk ilkesi kapsamında bulunup 5233 sayılı Yasauyarınca karşılanmayan ilgililerin ileri sürdükleri manevi zarara bağlıtazminat taleplerine ilişkin uyuşmazlıklarda, idare hukukunun tazminata ilişkinilke ve kuralları çerçevesinde 2577 sayılı Yasanın öngördüğü usullere tabiolarak manevi tazminat ödenip ödenmeyeceğine ilişkin yargısal incelemesininyapılması gerekmektedir.”
22. Dairenin 14/11/2019 tarihli ve E.2019/5185,K.2019/7857 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:
“Dava konusu istem: Davacılardan H.S.nineşi, diğer davacıların babası olan Ö.S.nin 22/09/2009 tarihinde Hakkari ili ...köyünde çobanlık yapmakta iken mayına basması sonucu vefat etmesi olayındadavalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia olunanzarara karşılık eş H.S. için 50.000,00 TL, diğer davacılar için ayrı ayrı10.000,00 TL olmak üzere toplam 140.000,00 TL manevi tazminatın yasal faiziylebirlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:Van 2. İdare Mahkemesinin ... tarih ve ... sayılı kararıyla; Danıştay OnbeşinciDairesinin ... tarih ve ... sayılı bozma kararına uyularak, davacılar yakınınınölümünün terör eylemi sonucu gerçekleştiği, olayda idarenin kusurlu ve kusursuzsorumluluk halinin bulunmaması nedeniyle meydana gelen manevi zararın sosyalrisk ilkesine göre tazmini gerektiği, meydana gelen olay neticesinde davacıH.S.nin eşi ve diğer davacıların babası olan Ö.S.nin beklenmeyen ölümükarşısında davacıların acı, ızdırap ve elem yaşadıkları göz önündebulundurularak, tazminat istemine konu olan terör olayının meydana geliş şeklidikkate alınarak, müteveffanın eşi H.S. için 25.000,00 TL, çocukları içintaleple bağlı kalınarak ayrı ayrı 10.000,00 TL olmak üzere toplam 115.000,00 TLmanevi tazminatın ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın 140.000,00 TL manevitazminat isteminin 115.000,00 TL'lik kısmının kabulüne ve başvuru tarihindenitibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacılaraödenmesine, 25.000,00 TL'lik kısmının reddine karar verilmiştir.
...
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
İdare ve vergi mahkemelerinin nihaikararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukukauygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasınıgerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle; ... temyize konukararının ONANMASINA..."
23. Dairenin 27/2/2020 tarihli ve E.2019/3019, K.2020/987sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:
“Dava konusu istem: 29/10/2011tarihinde, Bingöl ili ... Caddesi üzerinde canlı bombanın üzerindeki bombayıpatlatması sonucunda davacıların eşi / annesi olan N.B.nin vefat etmesinedeniyle yoksun kalınan destek zararının K.B. için 96.839,66 TL, H.B. için17.039,61 TL, C.B. için 13.631,69 TL, İ.B. için 4.543,90 TL maddi tazminatın29/10/2011 tarihinden işleyecek yasal faizle birlikte, ölüm olayı nedeniyleduyulan elem ve ızdırabın hafifletilmesi için müteveffanın eşi K.B. için100.000,00 TL, çocukları İ.B. için 50.000,00 TL, H.B. için 50.000,00 TL, C.B.için 50.000,00 TL ve annesinden sonra vefat eden V.B. adına mirasçılara ödenmeküzere 10.000,00 TL manevi tazminata olay tarihinden itibaren işletilecek yasalfaiziyle birlikte tazmini istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:Elazığ (Kapatılan) 2. İdare Mahkemesi kararıyla; Anayasanın 125. maddesindeidarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğununhükme bağlandığı, idarenin, üstlendiği kamu hizmetlerini gereği gibi yerinegetirmekle yükümlü olduğu, hizmetin işleyişi ve yerine getirmesi sırasındagerekli önlemlerin alınmaması, hizmetin hiç işlememesi, iyi işlememesi, kusurluişlemesi nedeniyle kişi veya kurumlara verilen zararın sorumlu olan idarecetazmininin zorunlu olduğu, uyuşmazlık konusu olayda maddi tazminat miktarınınhesaplanması amacıyla re’sen belirlenen bilirkişi Av. M.A.B. tarafından14/04/2015 tarihinde Malatya İdare Mahkemesine ibraz edilen raporda; müteveffanın20/11/1975doğumlu olduğu dikkate alındığında yaşama şansının D.İ.E. Beklenen Ömür YılıTablosuna göre 37.36yıl olduğu, eşinin yaşama şansının ise27.54yıl olduğuvarsayılarak yapılan hesaplamada, davalı idarenin kusur oranı dikkatealındığında, K.B.nin destek kaybının 113.078,63 TL, İ.B.nin destek kaybının7.914,71 TL, C.B.nin destek kaybının 10.394,46 TL, H.B.nin destek kaybının19.597,66 TLtoplam destek kaybının 150.985,46 TL olarak hesaplandığınıngörüldüğü, dosya içinde mevcut tüm bilgi ve belgeler ile raporların değerlendirilmesinden,olayda idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ve meydana gelen zararı tazminleyükümlü olduğu sonucuna varıldığı, sonuç olarak, dava dosyasındaki bilgi vebelgeler ile bilirkişi raporuna göre davacı için toplam 150.985,46 TL madditazminatın, dava açm atarihi olan 02/12/2011 tarihinden itibaren işleyecekyasal faiziyle birlikte hesaplanarak davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkintalebin reddine, manevi tazminat talebinin ise, 5233 sayılı Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun ile terör eylemleriveya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddi zararauğrayan kişilerin, sadece maddi zararlarının karşılanmasına ilişkin esas veusullerin belirlendiği, manevi zararın tazminine yönelik herhangi düzenlemeyeyer verilmemiş ise de, Anayasamızın 125. maddesinin son fıkrasındaki; “İdare,kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” hükmü uyarınca,terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler ya da terör eylemlerinedeniyle manevi zarara uğrayan kişilerin söz konusu zararlarının da tazmininingerekeceği ve manevi zararın tazmini talebiyle yapılan başvuruların genelhükümlere göre değerlendirilmesi gerekeceğinin açık olduğu, idarenin hukukisorumluluğunun sadece kusur esasına, hizmet kusuru teorisine dayanmamaktaolduğu; idarenin, kusur koşulu aranmadan da sorumlu sayılabileceği, kuralolarak idarenin, yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, nedensellik bağıkurulabilen zararları tazminle yükümlü olduğu, ancak istisnaen, değişen vegelişen toplumsal ihtiyaçlara bağlı olarak yukarıda anılan Anayasa hükmünügeniş yorumlamak suretiyle idarenin, faaliyet alanıyla ilgili, önlemekleyükümlü olduğu halde önleyemediği bir takım zarar ile kamu görevlilerininkişisel kusurlarının ve hatta üçüncü kişilerin eylemlerinin doğurduğu zararlarıda nedensellik bağı aramadan tazmin etmesi gerektiği, kollektif sorumlulukanlayışına dayalı, sosyal risk adı verilen ilkenin, öğretide ve yargısaliçtihatlarla kabul edilmiş olduğu, ülkemizin belli bir yöresinde yoğunlaşanterör eylemlerinin Devlete yönelik olduğu, devletin anayasal düzenini yıkmayıamaçladığı, bu tür olayların zarar gören kişi ve kurumlara karşı kişiselhusumetten ileri gelmediği bilinmekte ve gözlenmekte olduğu, sözü edileneylemler nedeniyle zarara uğrayan, terör eylemlerine herhangi bir şekildekatılmamış olan kişilerin kendi kusur ve eylemleri sonucu değil toplum içindeortaya çıkan olaylardan zarar gördüğü, başka bir deyişle toplumun birer parçasıolmak sıfatıyla zarar gören kişilerin belirtilen şekilde ortaya çıkanzararlarının özel ve olağan dışı nitelikleri dikkate alınıp nedensellik bağıaranmadan, terör olaylarını önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemeyen idareceyukarıda açıklanan sosyal risk ilkesine göre tazmininin gerektiği, esasen terörolayları sonucu ortaya çıkan zararların idarece tazmininin, böylece topluma payedilmesinin hakkaniyet gereği olduğu gibi sosyal devlet ilkesine de uygundüşeceği, uyuşmazlık konusu olayda, davalı idareye yüklenebilecek herhangi birhizmet kusuru bulunmadığı, ancak, terör olaylarının sık sık meydana geldiği birbölgede, Anayasal düzene, Devlete ve toplumun bütünlüğüne yönelik bulunan teröreylemleri nedeniyle davacıların uğradığı manevi zararın genel güvenlik veasayişi sağlamak, toplumun can ve mal güvenliğini korumak, terör olaylarınıönlemekle yükümlü olan davalı idarece, sosyal risk ilkesi gereği tazminedilmesi gerektiği sonucuna ulaşıldığı, bu durumda, davacıların oğlu /kardeşiolan V.B.nin (Kararda sehven sadece bu şekilde yazılsa da ve 'davacıların eşi /annesi N.B. ve oğlu/kardeşi V.B.nin de' vefat etmesi şeklinde anlaşılacağıaçıktır.) vefat etmesi nedeniyle ağır acı ve elem duyduklarının açık olduğu,manevi tazminatın bir zenginleşme aracı olamayacağı ilkesi de dikkatealındığında, uğradıkları manevi zarara karşılık; davacılardan müteveffanın eşi/ babası olanK.B. için 50.000,00 TL,kardeşi / çocuğu İ.B. için25.000,00 TL,kardeşi / çocuğu H.B. için25.000,00 TL, kardeşi / çocuğu C.B. için 25.000,00 TLmanevi tazminatın dava açma tarihi olan 02/12/2011 tarihinden itibarenişleyecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkintalebin reddine karar verilmiştir.
...
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Mahkeme Kararının manevi tazminat talebininkısmen kabulüne ilişkin kısmının incelenmesinden:
İdare ve vergi mahkemelerinin nihaikararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın belirtilenkısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerikararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Mahkeme kararının maddi tazminattalebinin kabulüne ilişkin kısmının incelenmesinden:
Uyuşmazlık, 5233 sayılı Kanun'unyürürlüğünden sonra gerçekleşen dava konusu olayda, karşılanması talep edilenmaddi zararın 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesine göre genel tazminat hukukuilke ve kuralları kapsamında mı yoksa, 5233 sayılı Kanun'un kendi özeldüzenlemeleri kapsamında mı karşılanacağı hususundan doğmaktadır.
...
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Her ne kadar davacılar tarafından davakonusu olay nedeniyle uğradığı maddi zararların genel tazminat hukuku ilkelerikapsamında hizmet kusuruna dayanılarak karşılanması gerektiği ileri sürülmüşsede; 5233 sayılı Kanun'un genel gerekçesinde de açıklandığı üzere anılan Kanununyürürlüğünden sonra meydana gelen ve idarenin kusur ya da kusursuzsorumluluğunun bulunmadığı terör olaylarında da anılan Kanunun uygulanacağı ve5233 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile Terör ve Terörle Mücadeleden DoğanZararların Karşılanması Hakkında Yönetmeliğin, ''Yaralanma, engelli hale gelmeve ölüm hallerinde yapılacak ödemeler'' başlıklı 21. maddesinde anılan hallerdemaddi zararların nasıl hesaplanıp karşılanacağının özel olarak düzenlendiği, bunedenle maddi zarar talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesigerektiği açıktır. Anayasa Mahkemesince de yukarıda gerekçesine yer verilenkararında; idare, hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk hallerinde meydana gelengerçek zarardan sorumlu olurken, sosyal risk ilkesinde sulh yoluyla ödenecektazminat miktarının yasa koyucu tarafından yasayla belirlenmesinin Anayasa’dagüvence altına alınan sorumluluk hukukunun temel ilkelerine aykırılıkoluşturmayacağı değerlendirmesinde bulunulmuştur.
Bu halde İdare Mahkemesince; olayınterör olayı olması ve olayda idareyi kusurlandıracak herhangi bir ihbar,istihbari bilgi ve belgenin bulunmadığı, idarenin kusurlu veya kusursuzsorumluluk sebeplerinin olmadığı gözetilerek davanın maddi tazminata ilişkinkısmının, sosyal risk ilkesinin kanunlaşmış hali olan 5233 sayılı Kanunkapsamında hesap edilmesi gerekirken idarenin kusur sorumluluğuna dayanılarakdestekten yoksun kalma tazminatı ödenmesine karar verilmesinde hukuki isabetgörülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle; ... kararının,manevi tazminatın kısmen kabulüne ilişkin kısmının ONANMASINA; maddi tazminatınkabulüne ilişkin kısmının BOZULMASINA..."
V. İNCELEME VEGEREKÇE
24. Mahkemenin 8/9/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. YaşamHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları
25. Başvurucu; devletlerin vatandaşlarını koruma görevibulunduğunu, aynı saatler içinde üç farklı yerde ciddi boyutta patlamalarıngerçekleştiğini, bu büyüklükteki bir olayın istihbaratının öncedenalınamamasının kolluk kuvvetlerinin zafiyetini ve görevin gereği gibi yerinegetirilmediğini gösterdiğini, İdarelerin sorumluluğunun bulunduğunu belirterekAnayasa'nın 17. ve 19. maddelerinde yer alan hakların ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
2. Değerlendirme
26. Anayasa’nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi vemanevi varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Herkes, yaşama, maddi ve manevivarlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."
27. Anayasa’nın "Devletin temel amaç vegörevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Devletin temel amaç vegörevleri... kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti veadalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyalengelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gereklişartları hazırlamaya çalışmaktır."
28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Somut olayda başvurucu, terör saldırısı sonucu meydana gelen patlatmadaağır şekilde yaralanmıştır. Eylemin potansiyel olarak öldürücü niteliği olmasıile mağdurun fiziki bütünlüğü üzerindeki sonuçları gözönünde bulundurulduğundabaşvurunun yaşam hakkı çerçevesinde incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
29. Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkını güvence altına alanAnayasa'nın 17. maddesini Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirerekdevlete üç tür yükümlülük yükleyecek şekilde yorumlamış ve bu yükümlülüklerinihlal edilip edilmediğine ilişkin değerlendirmelerinde gözönüne alacağıilkeleri belirlemiştir. Bu yükümlülüklerden ilki kasıtlı ve hukuka aykırıolarak öldürmeme yükümlülüğü (negatif yükümlülük), ikincisi her türlü tehlikeyekarşı bireylerin yaşam hakkını koruma yükümlülüğü (pozitif yükümlülüğün maddiboyutu), üçüncüsü ise doğal olmayan her ölümle ilgili etkili soruşturmayükümlülüğüdür (pozitif yükümlülüğün usule ilişkin boyutu). Bireysel başvurununyaşam hakkı kapsamında değerlendirilebilmesi için kamu makamlarının yaşamhakkının koruma alanına kasıtlı eylemleri veya ihmal suretiyle tezahür edeneylemsizlikleri ile bir müdahalesinin gerçekleştiği iddia edilmelidir. Başkabir anlatımla yaşam hakkı kapsamında yapılacak bir inceleme ancak yetkilimakamların kusura dayalı sorumluluğunun ileri sürüldüğü hâllerde söz konusudur.Bir ölümden kusursuz sorumluluk ilkeleri gereğince sorumlu olunduğunun ilerisürülmesi hâlinde ise bireysel başvurunun açıklanan gerekçelerle yaşam hakkıkapsamında incelenebilmesi mümkün değildir (Aziz Biter ve diğerleri, B.No: 2015/4603, 19/2/2019, §§ 58, 59).
30. Bu açıklamalar çerçevesinde somut başvuruyabakıldığında başvurucunun şikâyet ettiği husus, meydana gelen patlama sonucundayaralanmasından gerekli istihbarat çalışmalarının yapılamaması nedeniyledevletin sorumlu olduğuna dairdir. Başvurucunun şikâyetinin devletin korumayükümlülüğü kapsamında incelenmesi gerektiği açıktır.
31. Pozitif yükümlülükler kapsamında devletin yetkialanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğerbireylerin hatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşıkoruma ödevi vardır. Devlet, öncelikle yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklerekarşı caydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemeler yapmalı; bununla da yetinmeyerekgerekli idari tedbirleri almalıdır. Ayrıca devlet, anılan yükümlülük kapsamındabireyin yaşamını her türlü tehlike, tehdit ve şiddetten korumalıdır (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).
32. Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın birtehlikenin bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiğidurumlarda kamu makamlarının makul ölçüler çerçevesinde ve bu tehlikeningerçekleşmesini önleyebilecek şekilde önlem alması gerekir. Ancak özellikleinsan davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklardeğerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi dikkatealındığında pozitif yükümlülük kamu makamları üzerinde aşırı yük oluşturacakşekilde yorumlanamaz (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 53).
33. Somut olayda başvurucu; devletin, diğer bir deyişlekamu görevlilerinin yaşamı korumak için makul ölçüler çerçevesinde idaritedbirler alma konusunda ihmalkârlık yaptığını ileri sürmektedir ve bakılmaktaolan başvuruyu söz konusu olay nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü maddi vemanevi zararların tazmini için genel hükümlere göre idari yargı mercilerindeaçtığı tam yargı davasının reddedilmesi üzerine yapmıştır.
34. Başvuruya konu uyuşmazlıkta Mahkeme, başvuruyadayanak teşkil eden terör eyleminde başvurucunun hedef alınmadığını, söz konusuolayın El Kaide terör örgütü bağlantılı olarak organize edilen bir eylemolduğunu ve bireysel bir olay olan terör eylemine yönelik herhangi bir ihbarınya da istihbari bilginin idareye intikal etmediğini belirtmiştir. Ayrıcazararın İdarelerden kaynaklanan bir sebepten değil üçüncü şahısların kusurundandoğduğu sonucuna varmıştır (bkz. §§ 13, 14).
35. Buna göre kamu makamlarının bahsi geçen teröreyleminden haberdar olduklarına yönelik herhangi bir bilginin bulunmaması vebazı durum ya da koşullarda terör eylemlerinin öngörülmesi ve engellenmesindekiimkânsızlıklar gözönünde bulundurulduğunda mevcut olayda devletin kusurlusorumluluğunun bulunduğunu kabul etmenin kamu makamları üzerinde aşırı yükmeydana getirecek bir yorum olacağı açıktır.
36. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğerkabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. AdilYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
1. Maddi veManevi Tazminat Taleplerinin Reddedilmesi Nedeniyle Mahkemeye Erişim Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
37. Başvurucu; terör saldırısı nedeniyle meydana gelenpatlama sonucunda ağır şekilde yaralandığını, başlangıçta %10 oranında olan işgücü kaybının daha sonra artarak %45 oranına yaklaştığını ve sağ gözünün kalıcıolarak görme yetisini kaybettiğini belirtmiştir. Başvurucu ayrıca; zararındaidarenin sorumluluğunun bulunduğunu, sosyal risk ilkesi gereği idarenin önlemekleyükümlü olduğu ama önleyemediği terörden kaynaklı zararları nedensellik bağı vekusur koşulu aranmadan karşılaması gerektiğinin yargısal içtihatlarda vedoktrinde belirtildiğini, maddi ve manevi zararlarının tazmin edilmemesi vedavanın reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür. Öte yandan açtığı davanın reddedilmesi sonucunda aleyhine toplam5.230 TL vekâlet ücretine hükmedildiğini, aleyhine hükmedilen söz konusuvekâlet ücreti nedeniyle büyük zarara uğradığını da ifade etmiştir.
b. Değerlendirme
38. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenarbaşlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Somut başvurudabaşvurucunun şikâyetlerinin özünü, maddi ve manevi zararlara yönelik tazminattalebinin idare hukukunun genel hükümleri uyarınca incelenmemesi ve bu suretlereddedilmesine ilişkin olduğundan şikâyet adil yargılanma hakkınıngüvencelerinden biri olan mahkemeye erişim hakkı kapsamındadeğerlendirilmiştir.
i. KabulEdilebilirlik Yönünden
40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Esas Yönünden
(1) Genelİlkeler
41. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma vesavunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişimhakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğününbir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanmaibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararasısözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metninedâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme)yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6. maddesinin(1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (ÖzbakımÖzel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156,20/4/2017, § 34).
42. Anayasa Mahkemesi içtihadına göre de bir uyuşmazlığımahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde kararabağlanmasını isteyebilmek anlamına gelen mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün temel unsurlarındanbiridir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
43. Mahkemeye erişimi etkisiz kılacak ya da yargı yolunabaşvurmayı önemli ölçüde zorlaştırıcı veya caydırıcı nitelikte (AYM, E.2013/40,K.2013/139, 28/11/2013) ya da kişinin mahkemeye başvurmuş olmasını anlamsızhâle getiren sınırlamalar, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (İbrahimCan Kişi, B. No: 2012/1052, 23/7/2014, § 31).
44. Öte yandan bir tazminat veya tam yargı davasına konuolan alacağa ilişkin mevzuat hükümleri kapsamında yürütülen yargılamada,kişilerin taleplerini başlattıkları usulde hataya düşülerek incelemeninyapılacağı mevzuat kaynaklarının daraltılmasının belirtilen anlamda davaaçılması ile ilgili bir kısıtlama olarak değerlendirilmesi ve bu müdahaleninmahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerekmektedir (Emir Ağgül vediğerleri, B. No: 2014/16320, 21/11/2017, § 63).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
45. Somut olayda başvurucunun terör eyleminde patlatılanbomba sonucunda yaralanması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine yönelikidari başvurusunu ve ardından açtığı davasını 5233 sayılı Kanun kapsamındadeğil tazminat hukukunun genel ilkelerine dayandırdığı açıktır.
46. Nitekim başvurucunun maddi ve manevi tazminat talebiilk derece mahkemesince önce tazminat hukukunun genel ilkelerine dayalı olarakkısmen kabul edilerek tazminata hükmedilmiştir. İlerleyen süreçte MahkemeceDanıştayın bozma kararına uyularak başvurucunun zararının İdarelerdenkaynaklanan bir sebepten değil üçüncü şahısların kusurundan doğduğu ve bunedenle kusurlu veya kusursuz sorumluluk ilkeleri uyarınca idarenin sorumluluğucihetine gitme olanağı bulunmadığı belirtilerek maddi ve manevi tazminatistemine yönelik davanın reddine karar verilmiştir. Öte yandan kararda, davanınreddedilmesinin idarenin 5233 sayılı Kanun'dan doğan sorumluluğunu ortadankaldırmayacağı ve başvurması hâlinde 5233 sayılı Kanun çerçevesinde ödenmesinekarar verilip henüz tahsil edilmeyen tutarın başvurucu tarafındanistenebileceği de belirtilmiştir (bkz. § 14).
47. 5233 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde Kanun’unçıkarılış amacı “... terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının yargıyoluna gitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluylakarşılanması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ancak bu yolla sonuçalamayanların başvurmaları, verilen tazminat miktarlarının haksız zenginleşmearacı olarak kullanılmasının önlenmesi...” şeklinde belirtilmiştir. Ayrıca5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinin madde gerekçesinde “Zararların sulhenkarşılanması yöntemi ile mağdurların yargı yoluna gitmelerine gerek kalmaksızınkısa sürede zararlarının giderilmesi amaçlanmıştır.” ifadesine yerverilmiştir.
48. 5233 sayılı Kanun'un 1., 2., 7. ve geçici 1.maddelerinde geçen "maddi" sözcüğünün iptali istemiyle açılandavada verilen kararda da Anayasa Mahkemesince, 5233 sayılı Kanun'un teröreylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniylezarar gören kişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yoluna gitmelerinegerek kalmadan idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanmasıamacıyla hazırlanmış bir kanun olduğu belirtilmiş, Kanun'un bu yönüyle zararauğrayan vatandaş ile devlet arasındaki uyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmedenalternatif bir çözüm yöntemi getirdiği vurgulanmıştır. Ayrıca 5233 sayılıKanun'un idarenin eylem ve işleminin sonucu olmayan ve herhangi bir idari işlemveya eylemle doğrudan nedensellik bağı da bulunmayan ancak terör ve terörlemücadele sırasında meydana gelen zararların tazmini yolunu açan, bu anlamda idareninkusursuz sorumluluk alanını genişleten bir kanun olduğu ifade edilmiş; 5233sayılı Kanun'da yer alan sorumluluğun dayanağını kusursuz sorumluluğun bir türüolan ve bilimsel ve yargısal içtihatlarla geliştirilen sosyal risk ilkesioluşturduğu belirtilmiştir. 5233 sayılı Kanun'un idarenin kusursuz sorumlulukalanını genişletmekle birlikte Kanun'un 12. maddesinde "sulh yoluylaçözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma haklarısaklıdır" denilerek Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasınaparalel bir düzenlemeye yer verildiği ve idarenin sorumluluk alanını daraltanya da idari işlem veya eylemlere karşı yargı yolunu kapatan bir hükümiçermediği değerlendirmesinde bulunulmuştur (bkz. § 20).
49. Anayasa Mahkemesinin anılan kararında belirtildiğiüzere idarenin sorumluluk alanını daraltan veya idari eylemlere karşı yargıyolunu kapatan bir hüküm içermeyen 5233 sayılı Kanun, terör eylemleri veyaterörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar görenkişilerin zararlarını en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanmasını ve busuretle yargı yoluna gidilmeksizin uyuşmazlığın alternatif bir yöntemleçözümünü amaçlamaktadır. Buna karşın getirilen çözümü ve sulh teklifini kabuletmeyen ya da 5233 sayılı Kanun'la öngörülen alternatif yönteme müracaatetmeyen başvurucuların tazminat hukukunun genel ilkelerine göre dava açmalarınave davaların tazminat hukukunun genel ilkelerine göre incelenmesine yönelik iseherhangi bir engel bulunmamaktadır.
50. Buna göre 5233 sayılı Kanun'un geçici maddelerindeyer alan ve açıkça belirtilen dönemler dışında meydana gelen terör eylemleriveya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşanzararların tazmini isteminde mutlak olarak 5233 sayılı Kanun'da öngörülenusulün işletilmesi gerekmemektedir.
51. Somut başvuruda tazminat hukukunun genelprensiplerine göre açılan davada Mahkemece başvurucunun sosyal risk ilkesiuyarınca tazmini gereken maddi ve manevi zararının bulunup bulunmadığıhususunda hiçbir değerlendirmede bulunulmamış, bu suretle başvurucu açtığıdavayı tazminat hukukunun genel hükümlerine göre inceletme imkânından mahrumbırakılmış ve bu durum başvurucunun mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz birmüdahale oluşturmuştur.
52. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
53. Öte yandan yeniden yapılacak yargılama üzerineverilecek kararda tekrar değerlendirileceğinden başvurucunun aleyhine nispivekâlet ücretine hükmedildiği iddiasına yönelik inceleme yapılmasına gerekgörülmemiştir.
2. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Başvurucununİddiaları
54. Başvurucu, davanın açıldığı tarihten kararınkesinleştiği tarihe kadar yaklaşık 12 yıl geçtiğini ve makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
55. Bireysel başvuru sonrasında 25/7/2018 tarihli ve 7145sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsanHakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek SuretiyleÇözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.
56. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göreyargılamaların uzun sürmesi, yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi yada icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddeninyürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olanbireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabuledilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaatüzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (TazminatKomisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
57. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§27-34) kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul süredesonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya dahiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilenbireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânınıngetirilmesine ilişkin yolun başarı şansı sunan, yeterli giderim sağlamakapasitesi bulunan, ulaşılabilir bir yol olduğunu tespit etmiştir. Bugerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan veihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlamakapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmedenyapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliğiile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).
58. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayıgerektiren bir durum bulunmamaktadır.
59. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
60. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
61. Başvurucu, ihlallerin tespit edilmesi ile maddi vemanevi tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.
62. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasılortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesidiğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerinegetirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamınageleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına daişaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506,7/11/2019).
63. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığındansöz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yaniihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikleihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olankarar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması,varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bubağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (MehmetDoğan, §§ 55, 57).
64. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veyamahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılıKanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzügü’nün79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın birörneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadankaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruyaözgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesitarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde,usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgilimahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi birtakdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisineulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin AnayasaMahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam edenihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (MehmetDoğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).
65. İncelenen başvuruda Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkemekararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
66. Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukukiyarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgüdüzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasınagöre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamdayapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesiniihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelereuygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğininyeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine kararverilmesi gerekmektedir.
67. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminattalebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
68. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.239,50 TL yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddedilmesi nedeniylemahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeyeerişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmaküzere İstanbul 6. İdare Mahkemesine (30/4/2014 tarihli ve E.2013/2018,K.2014/809 sayılı kararla ilgilidir.) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 239,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 3.239,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucununHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 8/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.