TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
AHMET ORHAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/5890)
Karar Tarihi: 6/3/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
C. Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Şebnem NEBİOĞLU ÖNER
Başvurucu
:
Ahmet ORHAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu 2004 tarihindeaçtığı hukuk davasının 2013 yılında sonuçlandırıldığını ve yargılama makamlarıtarafından yapılan yanlış değerlendirme neticesinde davasının reddedildiğinibelirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğiniileri sürmüş ve ihlalin tespiti ile uğradığı zararın tazminine kararverilmesini talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 26/7/2013 tarihinde Zonguldak İdare Mahkemesi vasıtası ileyapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvuruların Komisyonasunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölümün ÜçüncüKomisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzeredosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 7/11/2013tarihinde yapılan toplantıda, kabul edilebilirlik ve esas incelemesininbirlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.Adalet Bakanlığının 6/1/2014 tarihli görüş yazısı 14/1/2014 tarihindebaşvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu tarafından Adalet Bakanlığı görüşünekarşı beyanda bulunulmamıştır.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru dilekçesi ilebaşvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucu tarafından3/12/2004 tarihinde bir kısım davalılar aleyhine, davalılar vekili olarak takipettiği dava sonucunda dava konusu taşınmazların davalılar adına tescilininsağlandığı ve yaptığı bu hizmet karşılığında ücret niteliğinde olmak üzeretaşınmazın 400 m2’lik kısmına karşılık, kat karşılığı inşaatsözleşmesi kapsamında yapılacak bir adet villanın kendisine verileceğininyapılan bir protokolde taahhüt edildiği, ancak bu taahhüdün yerinegetirilmediği ve farklı bir müteahhitle yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesikapsamında kendisine verilecek bir adet villanın yer almadığı belirtilerek, 400m2 karşılığı bir adet villanın kendi adına tahsisi ile tapuyatescili, bunun mümkün olmaması durumunda ise 75.000,00 TL’nin davalılardantahsiline karar verilmesi talebiyle Zonguldak 2. Asliye Hukuk MahkemesininE.2004/350 sayılı dosyası üzerinde alacak davası açılmıştır.
8. Mahkemenin 5/4/2005 tarih veE.2004/350, K.2005/76 sayılı kararı ile, başvurucunun davasının reddine kararverilmiştir.
9. Karar temyiz edilmekleYargıtay 13. Hukuk Dairesinin 17/3/2008 tarih ve E.2006/1607, K.2008/3695sayılı kararı ile bozulmuştur.
10. Başvurucu tarafından, bozmakararında yer verilen gerekçelerin isabetli olmadığından bahisle yapılan karardüzeltme talebi Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 18/2/2009 tarih ve E.2009/798,K.2009/985 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
11. Bozma sonrası yapılanyargılama neticesinde, Zonguldak 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2/10/2010 tarihve E. 2009/114, K.2010/394 sayılı kararı ile davanın kısmen kabulü suretiyle3,02 TL’nin 18/7/2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birliktedavalılardan alınarak başvurucuya verilmesine karar verilmiştir.
12. İlk derece mahkemesi kararıtemyiz edilmekle, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 13/11/2012 tarih veE.2011/20126, K.2012/25388 sayılı kararı ile onanmıştır.
13. Karar düzeltme talebiYargıtay 13. Hukuk Dairesinin 9/5/2013 tarih ve E.2013/9050, K.2013/11999sayılı kararı ile reddedilmiş ve Yargıtay ilamı 22/7/2013 tarihinde başvurucuvekiline tebliğ edilmiştir.
B. İlgiliHukuk
14. 12/1/2011 tarih ve 6100sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesişöyledir:
“Hâkim, yargılamanınmakul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gideryapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”
15. 19/3/1969 tarih ve 1136sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Avukatlık ücreti” kenar başlıklı 164. maddesi şöyledir:
“Avukatlık ücreti,avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade eder.
Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyindeğeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarakkararlaştırılabilir.
İkinci fıkraya göreyapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmınınaynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz.
Avukatlık asgarîücret tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınmasıhalinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir. Avukatlık ücretininkararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesininbulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğuveya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde;değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altındaolmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafındandavanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiğitarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzdeyirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri paraile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.
Dava sonunda, kararlatarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Buücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
16. Mahkemenin 6/3/2014tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 26/7/2013 tarih ve 2013/5890numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
17. Başvurucu, 2004 tarihindeaçtığı hukuk davasının 2013 yılında sonuçlandırıldığını, dosyanın uzun süretemyiz incelemesinde beklediğini, yargılama organlarının ağır çalışmasınedeniyle yargılama sürecinin uzadığını, ayrıca yargılama makamlarının, mal vehaklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı şeklinde ücret sözleşmesiyapılmış olduğu şeklindeki yanlış değerlendirmesi neticesinde davasınınreddedildiğini beyan ederek, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan haklarınınihlal edildiğini iddia etmiştir.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Yargılamanın Adil Olmadığıİddiası Yönünden
18. Başvurucu yargılamamakamlarının, taraflar arasında mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata aitolacağı şeklinde ücret sözleşmesi yapılmış olduğu şeklindeki yanlışdeğerlendirmesi neticesinde davasının reddedildiğini beyan ederek, adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
19. Adalet Bakanlığı görüşünde,bir temel hak ve özgürlüğün ihlali söz konu olmadıkça, yerel mahkemelertarafından yapılan maddi olaya ve hukuka ilişkin yorum ve hataların bireyselbaşvuru incelemesine konu edilemeyeceğinin ve başvuruya konu yargılamasürecinde başvurucunun davaya katılma hakkına riayet edilerek iddialarınınmahkemelerce esastan incelendiğinin, yapılacak değerlendirmede nazara alınmasıgerektiği bildirilmiştir.
20. Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda,kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”
21. 30/3/2011 tarih ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları veincelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktanyoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
22. 6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bölümlerin, birmahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, birtemel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadankaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolundagözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”
23. Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralıfıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolundagözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 6216 sayılıKanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceğibelirtilmiştir.
24. Bir anayasal hakkın ihlaliiddiasını içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin kararlarının yenidenincelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa veKanun tarafından Mahkemenin yetkisi kapsamı dışında bırakılan hususlara ilişkinolduğu açıktır. Bu kapsamda, bireysel başvuruya konu davadaki olaylarınkanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılamasırasında delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel biruyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adilolup olmaması, bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz.Anayasada yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ya da bariztakdir hatası içermedikçe derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukukihatalar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derecemahkemelerinin delilleri takdirinde bariz bir hata bulunmadıkça AnayasaMahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (B. No. 2012/1027,12/2/2013, §§ 25-26).
25. Başvurucu tarafından, derecemahkemeleri tarafından yapılan, taraflar arasında mal ve haklardan bir kısmınınaynen avukata ait olacağı şeklinde ücret sözleşmesi yapılmış olduğu şeklindekiyanlış değerlendirme neticesinde davasının reddedildiği belirtilmekte olup,başvurucunun iddiasının özünün derece mahkemelerince hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıylayargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
26. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun iddiasının kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkinolduğu, derece mahkemesi kararlarının bariz bir takdir hatası da içermediğianlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartlarıyönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
b. Yargılama Süresinin MakulOlmadığı İddiası Yönünden
27. Başvurucunun makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının açıkça dayanaktanyoksun olmadığı görülmektedir. Kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun, kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas İnceleme
28. Başvurucu, 2004 tarihindeaçtığı hukuk davasının 2013 yılında sonuçlandırıldığını, dosyanın uzun süretemyiz incelemesinde beklediğini ve yargılama organlarının ağır çalışması nedeniyleyargılama sürecinin uzadığını belirterek, makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiğini iddia etmiştir.
29. Adalet Bakanlığı görüşünde,ilk derece mahkemesinin iki ayrı esasında yürütülen yargılama prosedürününtoplam iki yıl iki aylık bir sürede sonuçlandırıldığının, kanun yolu merciinezdinde geçen yargılama süresinin ise yaklaşık beş yıl üç ay olduğunun nazaraalınması gerektiği belirtilmiştir.
30. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasıhükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilenhakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerininkapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortakkoruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No. 2012/1049,26/3/2013, § 18)
31. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarakiddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
32. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en azgiderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”
33. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsızbir mahkeme tarafından davasının makul birsüre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemehakkına sahiptir.”
34. Sözleşme metni ile AİHMkararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olanalt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adilyargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında,ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamaksuretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıylaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36.maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 38).
35. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkınındeğerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No.2012/13, 2/7/2013, § 39).
36. Makul sürede yargılanmahakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruzkalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletingerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukukiuyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılamafaaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olupolmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.No. 2012/13, 2/7/2013, § 40).
37. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
38. Ancak, belirtilenkriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyicideğildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespitiile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurunyargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No.2012/13, 2/7/2013, § 46).
39. Yargılama faaliyetinin makulsürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığıntürüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesigereklidir.
40. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusuolayda, avukatlık vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan bir alacak davasının sözkonusu olduğu görülmekle, 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göreyürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alanbir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 49).
41. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiğitarih olup, bu tarih somut başvuru açısından 3/12/2004 tarihidir. Sürenin bitiştarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sonaerme tarihidir. Somut başvuru açısından bu tarihin, karar düzeltme talebininYargıtay 13. Hukuk Dairesince reddedildiği 9/5/2013 tarihi olduğuanlaşılmaktadır.
42. Davanın ikame edildiği tarihile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zamanbakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacaksüre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıçtarihinden itibaren geçen süredir.(B. No. 2012/13,2/7/2013, § 51).
43. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinde, 3/12/2004 havale tarihli dava dilekçesi üzerineZonguldak 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2004/350 sırasına kaydı yapılandavanın 7/12/2004 tarihli tensip zaptı ile birlikte gerekli yargılama evrakınınikmaline başlanıldığı ve yargılamanın 5/4/2004 tarihli üçüncü celsesindebaşvurucunun davasının reddine karar verildiği, kararın temyiz edilmesi üzerinedosyanın Yargıtay 8. Hukuk Dairesine gönderildiği, ilgili Dairenin 19/10/2005tarihli kararıyla dosyanın görev yönünden Yargıtay 14. Hukuk Dairesineiletildiği, belirtilen Dairenin 27/1/2006 tarihli kararıyla, dosyanın görevliolduğu belirtilen Yargıtay 13. Hukuk Dairesine devredildiği, Yargıtay 13. HukukDairesinin 17/3/2008 tarih ve E.2006/1607, K.2008/3695 sayılı kararı ile ilkderece mahkemesi kararının bozulmasına hükmedildiği, başvurucunun karardüzeltme talebinde bulunması nedeniyle dosyanın tekrar Yargıtay 13. HukukDairesine gönderildiği, ilgili Dairenin 18/2/2009 tarih ve E.2009/798,K.2009/985 sayılı kararı ile karar düzeltme talebinin reddedildiği, belirtilenkarar sonrasında dosyanın Zonguldak 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2009/114sırasına kaydı yapılarak 3/3/2009 tarihinde tensip zaptı düzenlendiği,yargılamanın 16/6/2009 tarihli celsesinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasınakarar verildiği ancak ara karar gereğinin yerine getirilmediği, 8/12/2009tarihli celsede bilirkişi tayinine dair önceki ara karardan rücu edildiğibelirtilerek farklı bir içerikte bilirkişi raporu aldırılması yönünde yenidenara karar tesis edildiği, takip eden iki celsede rapor akıbetinin tekitedilmeksizin beklenildiği ve bu arada davalı vekili mazeretinin kabul olunduğu,yargılamanın 2/12/2010 tarihli celsesinde ise başvurucunun davasının kısmenkabulüne karar verildiği görülmektedir. İlk derece mahkemesi kararının temyizedilmesi üzerine dosyanın Yargıtay 14. Hukuk Dairesine gönderildiği, Dairenin28/11/2011 tarihli kararı ile dosyanın görevli olduğu tespit edilen Yargıtay13. Hukuk Dairesine devredildiği ve belirtilen Dairenin 13/11/2012 tarih veE.2011/20126, K.2012/25388 sayılı kararı ile ilk derece mahkemesi hükmününonandığı, başvurucunun karar düzeltme talebi üzerine dosyanın tekrar Yargıtay13. Hukuk Dairesine gönderildiği ve Dairenin 9/5/2013 tarih ve E.2013/9050,K.2013/11999 sayılı kararı ile karar düzeltme talebinin reddine hükmedildiğianlaşılmaktadır.
44. Medeni hak ve yükümlülüklereilişkin uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesi, uyuşmazlıklarınmakul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.
45. İlgili yargılama dosyasınınincelenmesinden, Zonguldak 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2004/350 veE.2009/114 sayılı yargılama dosyaları kapsamında, usuliişlemlerin icrasında genel olarak gereken özenin gösterildiği, ilgili yargılamaevrakı ikmal edilerek bilirkişi raporu temin edildiği, ancak ilk derecemahkemesinde geçen yaklaşık iki yılı aşkın yargılama sürecinde taraflara birkaçdefa usule aykırı süreler verildiği, celse harcı tayini gibi usuli imkânlar kullanılmaksızın mazeretlerin kabulünehükmedildiği ve kararın temyiz edilmesi üzerine, dosyanın gönderileceği ilgiliYargıtay Dairesinin tespitinin doğru yapılmadığı anlaşılmaktadır. Kanun yoluMahkemesinde geçen yargılama süresinin ise beş yılın üzerinde olduğu veyargılama sürecinin büyük bir bölümünün kanun yolu mercii nezdinde geçtiğigörülmektedir.
46. Yargılama sürecininuzamasında yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratlesonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesindenkaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden deileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi,hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlamayükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerinegetirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No. 2012/13,2/7/2013, § 44).
47. Bu kapsamda, yargı sistemininyapısı, mahkeme kalemindeki rutin görevler sırasındaki aksamalar, hükmünyazılmasındaki, bir dosyanın veya belgenin bir mahkemeden diğerinegönderilmesindeki ve raportör atanmasındaki gecikmeler, yargıç ve personelsayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle yargılamada makul süreninaşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğu gündeme gelmektedir (B.No. 2012/1198, 7/11/2013, § 55).
48. Başvuruya konu yargılamafaaliyeti açısından söz konusu olan yaklaşık sekiz yıl beş aylık yargılamasüresinin uzun bir bölümünün kanun yolu incelemesinde geçtiği nazaraalındığında, somut başvuru açısından özellikle değerlendirilmesi gerekenyapısal sorunlar ve organizasyon eksikliklerinin yol açtığı gecikmeler AİHMtarafından da müteaddit defalar incelemeye tabi tutulmuştur. Bu kapsamda,mahkemeler nezdindeki iş yükünün özellikle kriz dönemlerinde artış gösterdiğidurumlarda ve taraf devletlerin ekonomik destek veya yasal düzenlemeler yapmaksuretiyle yargılama faaliyetinin hızlandırılması hususunda gerekli tedbirlerialması koşuluyla, makul süre açısından ihlal oluşmadığı sonucuna ulaşılmakta,ancak iş yükü nedeniyle dava sürelerinin uzamasının geçici bir iş yükü artışınabağlı olmaksızın ilgili makamların yeterli ilgi göstermediği bir yapısal sorunolması ve yargılama sisteminde çözüm bekleyen uyuşmazlıkların uzun bir müddetzarfında artması ve birikmesi sonucu yargılamalarda makul sürenin aşılmasıdurumunda, Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmaktadır(Bkz. Buchholz/Almanya, B. No. 7759/77, 6/5/1981; Guincho/Portekiz, B. No. 8990/80, 10/7/1984; Unıon Alimentaria Sanders S.A./İspanya, B. No. 11681/85, 7/7/1989;Zimmermann-Steiner/İsviçre, B. No. 8737/79, 13/7/1983). Ziradevlet, yargılama sisteminde çözüm bekleyen uyuşmazlıkların nicelik itibarıylaartmasına rağmen, yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleştirilebilmesiiçin gerekli tüm tedbirleri almakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, hukuk sistemininadil yargılama koşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğununbir görünümüdür (B. No. 2012/1198, 7/11/2013, § 56).
49. Başvuru konusu yargılamasüreci değerlendirildiğinde, ilk derece mahkemesince özellikle taraflara usuleaykırı süreler verilmesi, celse harcı tayini gibi usuliimkânlar kullanılmaksızın mazeretlerin kabulüne hükmedilmesi ve kararın temyizedilmesi neticesinde ilgili Yargıtay Dairesinin tespitinin doğru yapılmamasınedeniyle gecikmelerin yaşandığı, kanun yolu incelemesinde de benzer şekildegörevli Dairenin tespitinde aksamalar olduğu anlaşılmakla beraber, yukarıda yerverilen tespitler ışığında, özellikle yargı sisteminin yapısından kaynaklananiş yükü ve organizasyon eksikliğinin somut başvuruya ilişkin yargılamasüresinin uzaması üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır.Ancak Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi gereğince, yargılamasisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlamayükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerinegetirebilecek biçimde düzenlenmesi zorunluluğu göz önünde bulundurulduğunda,hukuk sisteminde var olan yapısal ve organizasyona ilişkin eksikliklerin,yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleştirilmemesini izah edemeyeceğiaçıktır (B. No. 2012/1198, 7/11/2013, § 58).
50. Başvurucunun tutumununyargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilmemiştir.
51. Başvurunun değerlendirilmesineticesinde, başvuruya konu uyuşmazlığın avukatlık vekâlet sözleşmesindenkaynaklanan bir alacak davası olması, yargılamanın yürütüldüğü Mahkemenin tabiolduğu yargılama usulü ve bilirkişi incelemesi gibi icrası gereken usulişlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortayakoymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında toplam sekiz yıl beş aylıkyargılama sürecinde, özellikle kanun yolu merciinde geçen yargılama sürecineilişkin yapısal bir sorun ve yargı sisteminin yapısından kaynaklanan ve makulolmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
52. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. MaddesiYönünden
53. Başvurucu, yargılamanınmakul sürede sonuçlandırılmaması ve adil olmaması nedeniyle 75.000,00 TLtazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
54. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
55. Başvurucunun tarafı olduğuuyuşmazlığa ilişkin sekiz yıl beş aylık yargılama süresi nazara alındığında,başvurucunun yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlaltespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında, başvurucuya takdiren 5.850,00 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
56. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılamagiderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiyönündeki iddiasının “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya 5.850,00 TL manevi TAZMİNATÖDENMESİNE
D. Başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılamagiderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeHazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
6/3/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.