TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
AHMET KÜRŞAD ÖZSOY VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/5387)
Karar Tarihi: 15/6/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Nuri NECİPOĞLU
Hasan Tahsin GÖKCAN
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör Yrd.
:
Yusuf Enes KAYA
Başvurucular
:
1. Ahmet Kürşad ÖZSOY
2. Arzu KAYAOĞLU
3. Fatma ELVEREN YEŞİL
4. Özden İHTİYAR YILDIZ
5. Şahin TURAN
6. Sibel BİROL
7. Yiğit MUSLU
8. Sinan ALKOÇ
9. Ümüs SEĞMEN
10. Ali ÇAVUŞ
11. Reyhan ÖZOCAK
12. Nilgün ŞAHİNKAYA
13. Onur ŞAHİNKAYA
14. Alirıza DİZDAR
15. Rıfat Buğra ÖZDOĞAN
16. Özgür ESEN
17. Mesut KAYAR
18. Sezin UÇAR
19. Vergil ÖZGÜR
20. İsmail TAŞKIRAN
21. Hüseyin ASLAN
22. Tuna ŞİMŞEK
23. Kenan ÇALIŞ
Vekili
:
Av. Volkan GÜLTEKİN
24. Suat EREN
25. Türkan Albay
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, başvurucuların hukuka aykırı bir şekildeyakalanmaları, yakalama işlemi sırasında kötü muameleye uğramaları ve busuretle ifade özgürlüklerini kullanamamaları nedeniyle kişi özgürlüğü vegüvenliği hakkı ile ifade özgürlüğü haklarının ve kötü muamele yasağının ihlaledildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurucu Suat Eren’in başvurusu (2013/5429) 11/7/2013tarihinde İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla, başvurucu Kenan Çalış'ın başvurusu (2013/5388) 10/7/2013 tarihinde İstanbul7. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla, Başvurucu Türkan Albay'ın başvurusu(2013/5431) 11/7/2013 tarihinde İstanbul Anadolu 19. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla,diğer başvurucularınbaşvurusu (2013/5387) 10/7/2013 tarihinde İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvuruların Komisyona sunulmasına engel teşkil edecekbir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 22/12/2014 tarihinde2013/5387 numaralı başvurunun,BirinciBölüm Üçüncü Komisyonunca 30/4/2015 tarihinde 2013/5388 numaralı başvurunun,Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 20/10/2015 tarihinde 2013/5429 numaralıbaşvurunun, İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 15/10/2015 tarihinde 2013/5431numaralı başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafındanyapılmasına karar verilmiştir.
4. Birinci Bölüm tarafından başvuruların kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. 2013/5387 numaralı başvuru belgelerinin bir örneği bilgi içinAdalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 30/3/2015tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş7/4/2015 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlıkgörüşüne karşı 20/4/2015 tarihinde beyanda bulunmuştur.
7. Yapılan incelemede; 2013/5388, 2013/5429, 2013/5431 sayılıbaşvuruların konu bakımından aynı nitelikte bulunmaları nedeniyle 2013/5387sayılı başvuru ile birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerindenyapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
9. 11/6/2013 tarihinde saat 12.00 sıralarında İstanbul AdaletSarayı C Blok -3 giriş katında bulunan kapalı alanda toplanan ve bir kısmınınüzerinde avukat cübbesi bulunan içerisinde başvurucuların da bulunduğu ellialtmış kişilik grubun alkışlar eşliğinde “heryer taksim her yer direniş, yaşasın mücadelemiz, kahrolsun faşizm polis dışarı”şeklinde slogan atmaya başlamaları üzerine başsavcı vekilinintalimatı ile şahısların gösterilerine devam etmeleri hâlinde eylemlerinden menedilmeleri ve müracaat savcısından talimat alınmasının bildirilmesi üzerinemüracaat savcısı ile emniyet görevlileri arasında görüşme yapılmış, savcıtarafından şahısların eylemlerine son vermemeleri hâlinde yakalanarakhaklarında 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri YürüyüşleriKanunu'na muhalefet suçundan işlem yapılması, kimlik tespiti ve doktor raporualındıktan sonra serbest bırakılması talimatı verilmiştir.
10. Başvurucular ise aynı nedenle bekleyen çok sayıdaki avukatlaberaber gezi parkında bulunan müvekillerine yapılanhukuka aykırı ve orantısız soruşturma uygulamaları içinİstanbulÇağlayan Adliyesinin C Blok-3 giriş katında bulunan müracaat savcısı ilegörüşme isteklerinin geri çevrilmesi üzerine görüşmeyi sağlamak için tepkigöstermek amacıyla bekleme yaptıkları sırada polisin kendilerine müdahaleettiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca dağılmaları için uyarılmadankendilerine müdahale edildiğini ileri sürmüşlerdir.
11. Bakanlığa göre görevli emniyet güçlerince protesto eylemiyapan topluluğa yapılan gösterinin kanunsuz gösteri olduğu ve dağılmalarıbildirilmiş ancak bu kişilerin eylemlerine devam etmeleri nedeniyle emniyetgüçleri ve özel güvenlik personeli tarafından eylem yapan grup çember içerisinealınmıştır. Mukavemette ve müessir fiilde bulunan kırk dört şahıs 12.05'teyakalanmışlar ve zor kullanmak suretiyle polis otobüsüne bindirilmişlerdir. Başvurucularsaat 15.00 sıralarındaGüvenlikŞube Müdürlüğüne intikal ettirilmişlerdir.
12. Söz konusu işleme tabi tutulan başvurucular, haklarındayakalama veya gözaltı kararı olup olmadığını öğrenmek için müracaattabulunmuşlar ancak kendilerine bu konuda herhangi bir bilgi verilmemiştir. Budurum başvurucular tarafından 11/6/2013 tarihinde saat 16.00'da tutanağabağlanmıştır.
13. Başvurucular, 17.12'den itibaren doktor muayenesindengeçirilmişlerdir. Yapılan muayenelerde başvurucuların kötü muamele gördüklerineilişkin bir tespit yapılmamıştır.
14. Başvurucular 11/6/2013 günü saat 17.45'te İstanbul NöbetçiSulh Ceza Mahkemesi Hâkimliğinde yakalama kararına itiraz etmişler ve yakalamakararı ve soruşturma dosyasını istemişlerdir. Fakat Nöbetçi Cumhuriyet Savcısıböyle bir yakalama kararı ve soruşturma dosyasının olmadığını belirtmiştir.
15. Yürütülen soruşturmaya istinaden 11/6/2013 tarihinde EmniyetMüdürlüğü tarafından Cumhuriyet Başsavcılığından talimat istenmiş, CumhuriyetSavcısı tarafından aynı gün saat 18.00'de Güvenlik Şube Müdürlüğünün talepyazısının altına dört başlık hâlinde yazılı talimat verilmiş ve açık kimlikleritespit edilen şüphelilerin kimlik tespit işlemleri sonrası serbestbırakılmaları ile soruşturma konusu gelişmeler konusunda bilgi paylaşımıistenmiştir. Başvurucular 11/6/2013 günü saat 22.05 sıralarında serbestbırakılmışlardır. Salıverme işlemi tutanağa bağlanmıştır. Başvurucular hakkındagözaltına alma kararı verilmemiştir.
16. 2911 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan soruşturma devamettiği sırada emniyetçe tutulan tutanak haricinde başkaca evrak bulunmaması vebu tutanağın da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına 12/6/2013 günü ibrazedilmesi üzerine 12/6/2013 günü 10.18'de 2013/84674 soruşturma numarası vermeksuretiyle kayıt yapılmıştır.
17. Soruşturma evrakı 17/6/2013 tarihinde başka bir CumhuriyetSavcısı'na tevzi edilmiştir.
18. Yakalama kararına ilişkin evraklar 3/7/2013 tarihindeİstanbul 9. Asliye Mahkemesinden talep edilmiş ancak söz konusu talep ilgiliCumhuriyet Savcısı tarafından Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) sistemi üzerindeniade edilmiştir. Dolayısıyla söz konusu talep ile ilgili bir karar verilmemiştir.Yakalama talimatının, görevli Cumhuriyet Savcısı tarafından sözlü olarakverilmiş olduğu yazılı bir yakalama talimatının bulunmadığı anlaşılmıştır.
19. İstanbul Cumhuriyet Başsvacılığının8/6/2015tarihli ve2015/23859 sayılı iddianamesiyle başvurucular hakkında 2911sayılı Kanun'un 32. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçtan kamu davasıaçılmıştır.
20. Başvurucular hakkındaki dava, İstanbul 65. Asliye CezaMahkemesinin 2015/539 sayılı esasına kaydedilmiş olup yargılama hâlen devametmektedir.
21. Başvurucular Suat Eren ve Türkan Albay 11/7/2013 tarihinde,diğer başvurucular 10/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
22. BaşvuruculardanNilgün Şahinkaya4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinedayanarak tazminat davası açmış, İstanbul Anadolu 8. Ağır Ceza Mahkemesibaşvurucu hakkında açılan davanın kesinleşmediğigerekçesiyledavanın reddine karar vermiş, karar temyiz edilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay12. Ceza Dairesi 1/7/2015 tarihlive E.2014/20624, K.2015/12265sayılı kararında önceki kararlarına da atıf yaparak başvurucunun şikâyetlerineyönelik olarak mutlaka davanın esasıyla ilgili olarak verilen kararınkesinleşmesini beklemek zorunluluğu olmadığını zira bu taleplerin asıl davanınsonucunu etkileyici veya asıl davanın sonucuna bağlı talepler olmadığınıbelirterek bozma kararı vermiştir. Bozma kararı üzerine yargılama hâlen devametmektedir.
B. İlgili Hukuk
23. 2911 sayılı Kanun’un 22. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Değişik madde: 22/7/2010-6008 S.K/1.md.) Kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşlerinekatılanlar, ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar ederlerse, altıaydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçu, toplantı vegösteri yürüyüşünü tertip edenlerin işlemesi halinde, bu fıkra hükmüne göreverilecek ceza yarı oranında artırılarak hükmolunur.
İhtara ve zor kullanmaya rağmen kollukgörevlilerine karşı cebir veya tehdit kullanılarak direnilmesi halinde, ayrıca26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun265 inci maddesinde tanımlanan suçtan dolayı da cezaya hükmolunur.
23 üncü maddede yazılı hallerden biri gerçekleşmeden veya 24 üncü madde hükmüyerine getirilmeden yetki sınırı aşılarak toplantı veya gösteri yürüyüşlerinindağıtılması halinde, yukarıdaki fıkralarda yazılı fiilleri işleyenlereverilecek cezalar, dörtte bire kadar indirilerek uygulanabileceği gibi, cezavermekten de vazgeçilebilir.”
24. 2911 sayılı Kanun’un 32. Maddesi şöyledir:
"Kanuna aykırı toplantı veya gösteriyürüyüşlerine katılanlar, ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrarederlerse, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçu,toplantı ve gösteri yürüyüşünü tertip edenlerin işlemesi halinde, bu fıkrahükmüne göre verilecek ceza yarı oranında artırılarak hükmolunur.
İhtara ve zor kullanmaya rağmen kollukgörevlilerine karşı cebir veya tehdit kullanılarak direnilmesi halinde, ayrıca26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun265 inci maddesinde tanımlanan suçtan dolayı da cezaya hükmolunur.
23 üncü maddede yazılı hallerden biri gerçekleşmeden veya 24 üncü madde hükmüyerine getirilmeden yetki sınırı aşılarak toplantı veya gösteri yürüyüşlerinindağıtılması halinde, yukarıdaki fıkralarda yazılı fiilleri işleyenlereverilecek cezalar, dörttebire kadar indirilerekuygulanabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir. "
25. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun 16. maddesi şöyledir:
“Polis, görevini yaparken direnişlekarşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zorkullanmaya yetkilidir.
Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmeninmahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekildekademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartlarıgerçekleştiğinde silah kullanılabilir.
İkinci fıkrada yer alan;
a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilerekarşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,
b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşıveya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlısu, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri veatları ile sair hizmet araçlarını, ifade eder.
Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeyedevam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtaryapılmadan da zor kullanılabilir.
Polis, zor kullanma yetkisi kapsamındadirenmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağızorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarakmüdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç vegereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.
Polis, kendisine veya başkasına yönelik birsaldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkinhükümleri çerçevesinde savunmada bulunur.
Polis;
a) Meşru savunma hakkının kullanılmasıkapsamında,
b) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanaraketkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla vekıracak ölçüde,
c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorlagetirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halindeşüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde, silahkullanmaya yetkilidir.
Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamındasilah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde "dur" çağrısındabulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarıamacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıylaele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamakamacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir.
Polis, direnişi kırmak ya da yakalamakamacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahlasaldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiyekarşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateşedebilir."
26. 5271 sayılıKanun’un 141. maddesişöyledir:
“(1) Suç soruşturması veya kovuşturmasısırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışındayakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüneçıkarılmayan,
c) Kanunî hakları hatırlatılmadan veyahatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan,
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâldemakul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkındahüküm verilmeyen,
e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veyatutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,
f) Mahkûm olup da gözaltı ve tutukluluktageçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç içinkanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bucezayla cezalandırılan,
g) Yakalama veya tutuklama nedenleri vehaklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklıbulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan,
h) Yakalanmaları veya tutuklanmalarıyakınlarına bildirilmeyen,
i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekildegerçekleştirilen,
j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine,koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunmasıiçin gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleriamaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,
k) (Ek: 11/4/2013-6459/17 md.)Yakalama veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarındanyararlandırılmayan,
Kişiler, maddî ve manevî her türlüzararlarını, Devletten isteyebilirler.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
27. Mahkemenin 15/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
28. Başvurucular, aşağılanmak suretiyle özgürlüklerinden on saatboyunca mahrum bırakıldıklarını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince (AİHM)avukatların gözaltına alınmalarının sıkı bir şekilde denetime tabi tutulduğunu,özgürlükten mahrum bırakılmalarının hiçbir hukuki dayanağı olmadığını, herhangibir tutma gerekçesinin bulunmadığını, tutmanın keyfî olduğunu, tutulmaları içinmakul şüphenin bulunmadığını, tutma nedenlerinin kendilerine bildirilmediğini,tutmanın hukukiliğine itiraz edemediklerini, salıverilmeyi talepedemediklerini, tutma süresince aç bırakıldıklarını ve kötü muameleye maruzkaldıklarını, tutma uygulamasına karşı etkili bir başvuruda bulunma olanağıbulamadıklarını ve ifade hürriyetlerini kullanamadıkarınıbelirterek Anayasa’nın 19., 26. ve 40. maddelerinin ihlal edildiğini ilerisürmüşler ve tazminat talebinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
1. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
29. Başvurucular özgürlükten mahrum bırakılmalarının hiçbirhukuki dayanağı olmadığını, herhangi bir tutma gerekçesinin bulunmadığını,tutmanın keyfî olduğunu, tutulmaları için makul şüphenin bulunmadığını, tutmanedenlerinin kendilerine bildirilmediğini, tutmanın hukukiliğine itirazedemediklerini, salıverilmeyi talep edemediklerini belirterek kişi özgürlüğü vegüvenliği haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
30. Bakanlık görüşünde başvurucuların 5271 sayılı Kanun'un 141.ve 142. maddelerinde düzenlenen tazminat yoluna başvurmadıklarından dolayıbaşvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilmesigerektiğini belirtmiştir.
31. Başvurucular bu görüşe karşı 5271 sayılı Kanun'un 141. ve142. maddelerinde düzenlenen tazminat yolunun şikâyetleri açısından etkili biryol olmadığını belirtmişlerdir.
32. Başvurucular tutmanın hukukiliğine itiraz edemediklerinibelirterek hem Anayasa'nın 19. maddesinin 8. fıkrasını hem de Anayasa'nın 40.maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Anayasanın 19. maddesinin 8.fıkrası, Anayasanın 40. maddesine göre özel hüküm (lexspecialis) niteliğinde olduğundan başvurucuların buşikâyetinin de kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir( Benzer yönde AİHM kararı için bkz. De Jong, Baljet ve Van den Brink/Hollanda,B. No: 8805/79 , 22/5/1984, § 60).
33. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"...Başvuruda bulunabilmek için olağankanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."
34. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
"İhlaleneden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüşidari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olması gerekir."
35. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuruyoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tümorganlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortayaçıkan hak ihlâllerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bunedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlâl edildiği iddialarının öncelikle derecemahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi vebir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,26/3/2013, § 16).
36. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddiaedilen hak ihlâllerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlindebaşvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolununikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmekiçin öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarıncabaşvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle vesüresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bukonuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynızamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermişolması gerekir (Ayşe Zıramanve Cennet Yeşilyurt, § 17).
37. Tutulma hâli sona ermiş olan bir başvurucunun, devam edentutulma hâlinden farklı olarak yakalama veya gözaltı işleminin hukuka aykırıolduğu yönünde iddialar ileri sürmesi hâlinde iddia edilen ihlalin tespitini vetazminat ödenmesini sağlayabilecek bir hukuk yolu mevcut ise öncelikle bu yolutüketmesi gerekir.
38. 5271 sayılı Kanun'un141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde, kanunda belirtilenkoşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına kararverilen, (g) bendinde yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındakisuçlamalar kendilerine yazıyla veya bununhemenolanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan, (k) bendinde, yakalama veyatutuklama işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarındanyararlandırılmayan kişiler içintazminat talebindebulunabilme imkânı tanınmaktadır. 5271 sayılı Kanun'un 142. maddesinde tazminatkarar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyenbir yıl içinde tazminat isteminde bulunabileceği hükme bağlanmıştır. Ancak 5271sayılıKanun'un 141. maddesinde bir kısım tazminatnedenleri konusunda karar verilebilmesi için davanın esasıyla ilgili birkararın verilmesi zorunluluğunun bulunmadığı dolayısıyla bu nedenlere dayalıistemlerde davanın sonuçlanmasına gerek bulunmadığı yasal düzenlemeden açıkçaanlaşılmaktadır. Yargıtay içtihadı da bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarakdavanın esasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündedir. Nitekim başvuruculardanNilgün Şahinkaya 5271 sayılı Kanun'un 141.maddesine dayanarak tazminat davası açmış, İstanbul Anadolu 8. Ağır CezaMahkemesi başvurucu hakkında açılan davanın kesinleşmediğigerekçesiyledavanın reddine karar vermiş, karar temyiz edilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay12. Ceza Dairesi 1/7/2015 tarihlive E.2014/20624,K.2015/12265 sayılı kararında önceki kararlarına da atıf yaparak başvurucununşikâyetlerine yönelik olarak mutlaka davanın esasıyla ilgili olarak verilenkararın kesinleşmesini beklemek zorunluluğu olmadığını zira bu taleplerin asıldavanın sonucunu etkileyici veya asıl davanın sonucuna bağlı taleplerolmadığını belirtmiştir. Bu nedenle Yargıtay 12. Ceza Dairesi başvurucununhaklarının ihlal edilip edilmediğinin tespit edilmesi için ilgili belge vebilgilerin denetime elverişli olacak şekilde onaylı suretlerinin dosya arasınaalınması ve sayılan ihlallerin yapıldığının anlaşılması hâlinde hak ve nasafete uygun bir tazminata hükmedilmesigerektiğiningözetilmemesi gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesinin kararını bozmuştur. Bozmakararı üzerine yargılama hâlen devam etmektedir. Dolayısıyla bu yolun etkisizbir yol olduğu söylenemeyecektir.
39. Bu yol, bir yandan başvurucuların maruz kaldığı hukukaaykırılıkların tespiti, diğer yandan da uğradıkları zararların tazmini imkânınısağlamaktadır. Başvurucuların salıverildikleri ve tazminat talebindebulundukları da gözönüne alındığında 5271 sayılıKanun'un 141. maddesi ile öngörülen hukuk yolunun, başvurucuların şikâyetleriaçısından erişilebilir ve elverişli bir çözüm olanağı ve makul ölçüde birbaşarı imkânı sunduğu görülmektedir. Ancak başvurucuların bu hukuki yolutüketmeden bireysel başvuruda bulundukları anlaşılmaktadır.
40. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Kötü Muamele Yasağınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
41. Başvurucular yakalama işlemi sırasında polislerce darpedildiklerini, yerlerde sürüklendiklerini, otobüste tutuldukları sıradaaç bırakıldıklarını belirterek kötü muameleye maruzkaldıklarını ileri sürmüşlerdir.
42. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"...Başvurudabulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."
43. 6216 sayılı Kanun’un "Bireyselbaşvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin ikinci fıkrasışöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
44. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuruyoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tümorganlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortayaçıkan hak ihlâllerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bunedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlâl edildiği iddialarının öncelikle derecemahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi vebir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 16).
45. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarınınuyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortayaçıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerinebaşvurulmalıdır (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 17). Bu kapsamdatemel hak ve hürriyetlerle ilgili hukuk sisteminin koruma mekanizmalarınınöncelikle işletilmesi gerekmektedir. Bu nedenle ihlal iddialarına ilişkinolarak öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi gerekmektedir. Ancak somutolayın koşulları itibarıyla başvuru yollarının tüketilmesinin yararsağlamayacağı veya etkili olmadığının anlaşılması hâlinde anılan yollartüketilmeden yapılan bir başvuru incelenebilir (ŞehapKorkmaz, B. No. 2013/8975, 23/7/2014, § 33).
46. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında tanımlanan kötümuamele yasağına ilişkin olarak devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında etkilibir hukuk mekanizmasının olması ve bu mekanizmanın sadece teorik değil pratikolarak da işlemesi gereklidir. Mevcut hukuk sisteminde teorik olarak etkili birhukuk mekanizması olmadığı söylenemez. Bununla birlikte bu mekanizmanın pratikolarak etkili işlemesi her somut olay açısından ayrı ayrı değerlendirilmelidir(Onur Cingil, B. No: 2013/7836,16/4/2015, § 48)
47. Somut olaydadosya kapsamından başvurucuların kötü muamele şikâyetlerine ilişkin olarakkolluk amirleri veya kolluk memurları aleyhine suç duyurusunda bulunduklarınailişkin bir bilgi veya belge tespit edilememiştir. Kötü muamele yasağının ihlaledildiğine ilişkin bir iddia söz konusu olduğunda soruşturma makamlarınınşikâyet söz konusu olmaksızın resen harekete geçmesi gerektiği söylenebilirsede doktor muayenesinde kötü muameleye ilişkin herhangi bir tespit olmadığı vebaşvurucuların kendilerini adliye dışına çıkarmak isteyen güvenlikgörevlilerine cebir kullanarak direndikleri iddiasıyla kamu davası açıldığıdikkate alındığında ve başvurucuların kötü muamele gördüklerini kamu makamlarınezdinde bir şekilde ifade etmeleri, kamu makamlarının kötü muamele iddialarınamuttali olduğunu Anayasa Mahkemesine göstermeleri gerekir. Başvurucular,Bakanlığa cevaplarında 18/7/2013 tarihinde görevi yaptırmamak için direnmeksuçundan suç duyurusunda bulunduklarını belirtmişler ancak soruşturmanıngerçekten açılıp açılmadığına ilişkin hiçbir belge sunulmadığı gibi suçduyurusunun kimler hakkında ve ne kapsamda olduğu da tespit edilememiştir.Dolayısıyla bu soruşturmanın akıbetinin ne olduğu ve bu kapsamda soruşturmanınetkisiz kabul edilmesini gerektirecek hususların var olup olmadığı dosyakapsamından anlaşılamamıştır.
48. Açıklanangerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
3. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü DüzenlemeHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
49. Başvurucular aynı nedenle bekleyen çok sayıdaki avukatlaberaber gezi parkında bulunan müvekillerine yapılanhukuka aykırı ve orantısız soruşturma uygulamaları için İstanbul ÇağlayanAdliyesinin C Blok-3 giriş katında bulunan müracaat savcısı ile görüşmeisteklerinin geri çevrilmesi üzerine görüşmeyi sağlamak için tepki göstermekamacıyla bekleme yaptıkları sırada polisin kendilerine müdahale ettiğigerekçesiyle ifade özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
50. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı esasında ifadeözgürlüğünün toplu bir şekilde kullanımıdır. Başvurucular ifade özgürlüklerininihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucuların toplu bir şekilde eylemdebulundukları anlaşıldığından başvurucuların şikâyetlerinin başvurununkoşullarında özel bir hüküm olan Anayasa'nın 34. maddesi kapsamında incelenmesigerekir.
51. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına yönelik iddialaraçısından toplantıya yapılan müdahalelere ve müdahale sonucundaki kötümuamelelere ilişin olarak adli makamlara yapılacak şikâyetleri bir bütünhâlinde toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ile kötü muamele yasağına ilişkinbaşvuru olarak kabul etmek gerekir (Benzer yönde AİHM kararları için bkz. Pekaslan/Türkiye, B. No. 4572/06 ve 5684/06,20/3/2012; Özalp Ulusoy/Türkiye,B. No: 9049/06, 4/6/2013; OyaAtaman/Türkiye, B. No: 74552/01, 5/12/2006, Gazioğlu ve diğerleri/Türkiye, B. No:29835/05, 17/5/2011; Biçici/Türkiye, B.No: 30357/05, 27/5/2010; Balçık vediğerleri/Türkiye, B. No: 25/02, 29/11/2007). Nitekim bir toplantıve gösteri yürüyüşüne polisin müdahalesi ile meydana gelen sonuçlar açısındankötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının aynıanda ihlal edilmesi mümkündür. Mevcut başvuru gibi şikâyetlerde, kötü muameleyasağı ile toplantı hakkının birbirinden ayırmanın zorluğu bireysel başvurudabulunabilmek için her iki hak için ayrı ayrı başvuru yolu gösterilmesinianlamsız kılmaktadır. Nitekim başvurucunun, kötü muamele yasağı ve toplantı vegösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik yapılan müdahalelere dairşikâyetinde iki iddia birlikte ileri sürüldüğünden Cumhuriyet Başsavcılığısoruşturmayı aynı temelde incelemektedir. Bu nedenle her iki hak için ayrıyargılama mercilerine başvurulmasını beklemekhak ihlali iddiasına konu olayların aydınlatılmasında ve hakların özününkorunmasında yetersiz ve gereksizbir sonuca yol açabilecektir (Onur Cingil,§ 61).
52. Bu nedenlemevcut başvuru gibi toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile kötümuamele yasağının aynı müdahale kapsamında ihlal edildiğine ilişkinbaşvurularda, kötü muamele yasağına neden olduğu iddia edilen müdahaleyigerçekleştirenlere karşı Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan şikâyetintüketilmesi gereken başvuru yolu olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Bubağlamda kişilerin kötü muamele yasağı ile toplantı hakkına yönelik müdahaleyiözü itibarıyla yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına taşıması ve buna ilişkinolarak Cumhuriyet Başsavcılığının vereceği karar ve bu karara karşı öngörülenolağan kanun yollarının tüketilmesi gerekmektedir. Bu tür iddialar karşısındaCumhuriyet Başsavcılığının yapacağı temel değerlendirme faillerin kimliği,toplantıya müdahalenin haklı olup olmadığı, müdahalenin ölçülü olup olmadığı vesuç oluşturup oluşturmadığının tespitine yönelik olacaktır (Onur Cingil, § 62).
53. Kötü muameleyasağının ihlal edildiği iddiaları ile birlikte ileri sürülen toplantı vegösteri yürüyüşü hakkı yönünden adli soruşturmanın önemi, iddialara konu olayyönünden başvurucunun eylemlere katılıp katılmadığı, yaralanmanın polismüdahalesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı ve buna ilişkin tüm delillerintoplanıp toplanmadığı, başka bir ifade ile olayın aydınlatılıp aydınlatılmadığıile ilgilidir (Onur Cingil, §64). Ancak kötü muamele yasağına ilişkin olarak yapılan değerlendirmedebelirtildiği üzere (bkz. § 46) dosya kapsamından başvurucuların kötü muameleşikâyetlerine ilişkin hukuki yolları tükettiklerine ilişkin bir bilgi veyabelgeye rastlanamamıştır. Dolayısıyla başvurucuların gösteri yapma haklarınınihlal edildiğine dair şikâyetlerini esas yönüyle dile getirebilecekleri suçduyurusunda bulunma şeklindeki başvuru yolunun tüketildiği dosya kapsamındananlaşılamamıştır. Öte yandan başvurucular hakkında 2911 sayılı Kanun'un 32.maddesi çerçevesinde açılan davanın derdest olduğu dikkate alındığında buradançıkan karara bağlı olarak da toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı bağlamındatekrar başvuruda bulunabilmeleri mümkündür.
54. Açıklanannedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınantoplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlaline ilişkin iddialarının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
15/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.