TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
AHMET ÇİLGİN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/18849)
Karar Tarihi: 11/1/2017
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Nuri NECİPOĞLU
Hasan Tahsin GÖKCAN
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Şermin BİRTANE
Başvurucu
:
Ahmet ÇİLGİN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, hükmen tutuklu olduğu sırada başvurucuya oğlununcenaze törenine katılması için izin verilmemesi nedeniyle özel ve aile hayatınasaygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 1/12/2014 tarihinde, Bayburt Ağır Ceza Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 28/3/2016 tarihinde,başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.
4. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 28/3/2016 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 20/6/2016 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş23/6/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığıngörüşüne karşı beyanlarını 27/6/2016 tarihinde ibraz etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) ile erişilen bilgi ve belgeler çerçevesindeilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Doğubayazıt Cumhuriyet Savcısı'nın yerinegetirdiği kamu görevi nedeniyle öldürülmesi eylemine ilişkin olarak -bu fiilinişlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vadetmek suretiyle- suça iştirakettiği gerekçesiyle Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesinin 3/4/2013 tarihli kararıyla20 yıl hapis cezası ile cezalandırılmıştır. Söz konusu karar, Yargıtay 16. CezaDairesinin 15/6/2015 tarihli ve E.2015/1098, K.2015/174 sayılı kararı ileonanarak kesinleşmiştir. Başvurucu, Bayburt M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundabulunmaktadır.
9. Doğubayazıt Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Bayburt M TipiKapalı Ceza İnfaz Kurumuna hitaben yazılan 1/11/2014 tarihli yazıda;başvurucunun, doğum tarihi 25/8/1999 olan oğlunun, yüksekten düşme sonucu31/10/2014 tarihinde vefat etmiş olduğu, cenazenin kesin ölüm sebebinin tespitiiçin Trabzon Adli Tıp Grup Başkanlığına gönderildiği belirtilmiş ve durumdanbaşvurucuya bilgi verilmesi istenilmiştir.
10. Başvurucu, 1/11/2014 tarihinde Bayburt CumhuriyetBaşsavcılığına başvurarak oğlunun, AhmedihaniMahallesi, ... Doğubayazıt/Ağrı adresinde yapılacak cenaze töreninekatılabilmesi için izin talep etmiştir. Söz konusu dilekçede cenaze törenininne zaman yapılacağı veya iznin hangi tarihten itibaren başlayacağı açıkçabelirtilmemiştir. Bununla birlikte ülkemizdeki yaygın inanca ve geleneklerebağlı olarak adli işlemler veya benzer zaruri haller dışında cenazenin mümkünolan en kısa sürede defin edilmesi dikkate alındığında, başvurucunun dilekçetarihi olan 1/11/2014 tarihinden itibaren izin almak istediği anlaşılmaktadır.Nitekim başvurucu, Bakanlık görüşüne verdiği cevap dilekçesinde, cenazenin ikigün bekletildikten sonra defnedildiğini ifade etmiştir.
11. Bayburt Cumhuriyet Başsavcılığı 1/11/2014 tarihli "Çok İvedi" ibareli yazısıylabaşvurucunun talebini Erzurum Ağır Ceza Mahkemesine ileterek talep hakkındakarar verilmesi istenmiştir.
12. Erzurum 1. Ağır Ceza Mahkemesince izin verilmesinin güvenlikbakımından sakınca oluşturup oluşturmayacağı araştırılmıştır. Bu kapsamdaBayburt İl Jandarma Komutanlığının 1/11/2014 tarihli ve 9120-4098-14 Asy. sayılı yazısında, "... sevkin yapılacağıgüzergahın terör yönünden riskli bölgede bulunduğu, sevk edilecek hükümlününtehlikeli hükümlülerden olduğu, öngörülen sevk tarihlerinin Erzurum JandarmaBölge Komutanlığınca bildirilen emniyetli yol günleri içinde olmadığı, sevktarihinden en az iki gün önce yol güzergahındaki birliklerin gerekli emniyettedbirlerini alması maksadıyla mesaj çekilmesinin gerektiği, cenaze törenininyapılacağı yerde oluşabilecek provokasyonda başvurucunun ve devriyepersonelinin can güvenliği tehlikeye girebileceğinden bölgede gerekli emniyettedbirleri alınmadan sevkin gerçekleştirilmesinin uygun olmayacağı"bildirilmiştir.
13. Erzurum 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 1/11/2014 tarihli ve2014/841 Değişik İş sayılı kararıyla başvurucunun cenaze törenine katılmasınıngüvenlik yönünden uygun olmadığı gerekçesiyle talep reddedilmiştir. Kararıngerekçesi şöyledir:
“Hükümlünün, ... dilekçesi ile oğlunun vefatısebebi ile (... Doğubayazıt/Ağrı adresinde yapılacak) cenazesine katılmak içinmazeret izin talebinde bulunduğu anlaşılmış, …5275 Sayılı Kanunun 116/2.maddesi gereği güvenlik bakımından sanığın cenazeye katılmasının sakıncaoluşturup oluşturmayacağı yönünden Bayburt Cumhuriyet Başsavcılığından mütalaaistenilmiş, gelen cevabi yazı ve ekindeki Bayburt İl Jandarma Komutanlığınınyaptığı araştırma tutanağında hükümözlü sanık Ahmet Çilgin'in cezasına konu suçun vasıf ve mahiyeti açısındantehlikeli tutuklu ve hükümlülerden olduğu, cenaze töreninin yapıldığı mahaldeherhangi bir provakasyonun meydana gelmesi halindehükümlü ve devriyenin can güvenliğinin tehlike altına girebileceği, sevkinyapılacağı güzergahın terör yönünden riskli bölgede bulunduğu, netice olarakmütalaada hükümözlü sanık Ahmet Çilgin'incenazeye katılmasının güvenlik bakımından sakıncalı olduğu yönünde görüşbildirildiği görülmüştür.
5275 Sayılı Kanunun 116/2 maddesi gereği hükümözlü sanığın oğlunun cenaze törenine katılmasıtalebinin yukarıda belirtilen nedenlerle hükümözlüsanığın can güvenliği bakımından sakınca oluşturduğu, bu açıdan yasal koşullarıoluşmadığından talebin reddine.”
14. Başvurucu bu karara karşı itiraz yoluna başvurmuştur. İtirazmercii olan Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 20/11/2014 tarihli ve 2014/869Değişik İş sayılı kararı ile başvurucunun itirazının reddine karar verilmiştir.Bu karar başvurucuya 25/11/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.
15. Başvurucu 1/12/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
16. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerininİnfazı Hakkında Kanun’un 8/8/2011 tarihli ve 650 sayılı Kanun HükmündeKararname ile değişik 116. maddesinin (2) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:
“İkinci derece dâhil kan veya kayın hısımlarından birinin ya da eşininölümü hâlinde, tutukluya, soruşturma evresinde soruşturmayı yapan Cumhuriyetsavcısı, kovuşturma evresinde kovuşturmayı yürüten hâkim veya mahkemetarafından, soruşturmanın veya kovuşturmanın selameti ve güvenlik bakımındansakınca oluşturmaması koşuluyla, dış güvenlik görevlisinin refakatinde yolsüresi dışında iki güne kadar cenazeye katılması için izin verilebilir.
…
İkinci ve üçüncü fıkraya göre izin verilen tutuklunun, izin süresiiçinde gece konaklaması gerektiği takdirde, kendi evi veya ikinci fıkradabelirtilen bir yakınının evinde, güvenli görülen başka bir yerde ya da gidilenyerde bulunan kapalı ceza infaz kurumunda kalmasına, güvenlik hususudeğerlendirilmek ve gerekli güvenlik tedbirleri alınmak suretiyle, gidilen yerinvalisi tarafından karar verilir. Yurt dışına çıkmasını gerektirmesi durumundatutukluya, bu madde gereğince izin verilemez”
17. 28/6/2013 tarihli ve 28691 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan,Hükümlü ve Tutuklulara Yakınlarının Ölümü veya Hastalığı NedeniyleVerilebilecek Mazeret İzinlerine Dair Yönetmelik’in (Yönetmelik) 4. maddesişöyledir:
“(1) Bu Yönetmelikte geçen;
a)Dış güvenlik birimi: Mazeret izni verilen hükümlü veya tutuklununbulunduğu ceza infaz kurumunun dış güvenliğinden sorumlu jandarma birimini,
b) Dış güvenlik görevlisi: Dış güvenlik biriminde görev yapan, hükümlüveya tutukluya izin süresince refakat eden jandarma görevlilerini,
…
İfade eder.”
18. Anılan Yönetmelik’in 5. maddesi şöyledir:
“….
(2) Soruşturmanın veya kovuşturmanın selameti ve güvenlik bakımındansakınca oluşturmaması koşuluyla tutuklulara; ikinci derece dâhil kan veya kayınhısımlarından birinin ya da eşinin ölümü hâlinde, soruşturma evresindesoruşturmayı yapan Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde ilgili hâkim veyamahkeme tarafından yol süresi hariç iki güne kadar cenazeye katılması amacıylaizin verilebilir.
(3) Hükümlü ve tutukluların, izin sırasında gece konakladıkları ev,ceza infaz kurumu veya diğer yerlerde geçirdikleri tüm süreler izin süresinedâhildir.
(4) 20/3/2006tarihli ve 2006/10218 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıylayürürlüğe konulan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve GüvenlikTedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 138 inci maddesinin altıncı fıkrasıçerçevesinde, bu maddeye göre izin verilen hükümlü ve tutuklulardan;
a) Kapalı ceza infaz kurumlarında bulunanlar dış güvenlik görevlisirefakatinde,
b) Açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitim evlerinde bulunanlar ise refakatsiz,
izne gönderilir.”
19. Anılan Yönetmelik’in 9. maddesi şöyledir:
“1) Hükümlü veya tutukluya refakat eden dış güvenlik yetkilisinin bilgivermesi ve talebi hâlinde izne gidilen yerdeki kolluk birimleri tarafındancenaze merasiminin yapılacağı veya konaklanacak yerde ya da talep edilen başkabir yerde gerekli güvenlik tedbirleri alınır.
(2) Hükümlü veya tutuklu, izin süresince dış güvenlik görevlilerininyakın nezareti altında bulundurulur.
(3) Konaklanacak yerin içi ve çevresi de dâhil olmak üzere izinsüresince alınacak tüm güvenlik tedbirlerinin nitelik ve kapsamı,görevlendirilecek personelin sayısı ve giyeceği kıyafet ile gerektiğindehükümlü veya tutukluya devamlı ya da geçici suretle kelepçe takılıptakılmayacağı, dış güvenlik yetkilisi tarafından şahsın işlediği suç türü,kişisel durumu, koşullu salıverilme tarihi ve mevcut güvenlik riskleri dikkatealınarak belirlenir.
(4) Mazeret izni verilen tutuklu veya hükümlünün çocuk olmasıdurumunda, iznin geçirileceği ilin valiliği tarafından pedagog, psikolog veyasosyal hizmet uzmanı görevlendirilebilir.”
20. Aynı Yönetmelik’in 12. maddesi şöyledir:
“Hükümlü veya tutuklunun konakladığı yerde kendisi ya da güvenlikgörevlileri yönünden kontrolü mümkün olmayan güvenlik riski oluşması hâlinde,dış güvenlik yetkilisinin kararı ve sorumluluğunda şahıs en yakın ceza infazkurumuna veya güvenli görülen başka bir yere konulur ve bu durum tutanağabağlanarak derhâl valiliğe bildirilir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
21. Mahkemenin 11/1/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
22. Başvurucu, oğlunun cenaze törenine katılamadığı için büyüküzüntü duyduğunu, medyadan takip ettiği kadarıyla başka yerlerde tutuklu vehükümlülere cenazeye katılma izni verildiğini, bu iznin kendisine tanınmamasınedeniyle eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş; manevi tazminattalebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetlerinin özünü, yargımakamlarınca oğlunun cenaze törenine katılmasına izin verilmemesi sonucu songörevini yerine getirememesi, ailesinin acısını paylaşamaması sebebiyle maneviıstırap duyması oluşturmaktadır. Buna göre söz konusu şikâyet Anayasa’nın 20.maddesinde düzenlenen özel ve aile hayatına saygı hakkını ilgilendirmekte olupbu çerçevede inceleme yapılmıştır (BeşirDoğan, B. No: 2013/2335, 15/12/2015,§ 19).
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel veaile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
25. Başvurucu, oğlunun cenazesine katılmasına izin verilmemesinedeniyle özel ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
26. Bakanlık görüşünde, cenazeye katılma izninin hangikoşullarda verilebileceğinin kanunla öngörüldüğünü, yerel Mahkemenin takdiryetkisi çerçevesinde güvenliğin sağlanamayacağı gerekçesiyle izinverilmediğini, üst Mahkemenin de aynı gerekçeyle itirazı reddettiğinibildirmiştir. Öte yandan Bakanlık; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)kararlarına atıfta bulunarak özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkınamüdahalenin incelenmesinde kanunilik, meşru amaç, demokratik toplumdagereklilik ve ölçülülük değerlendirilmesinin yapılması gerektiğini ifadeetmiştir.
27. Başvurucu, Bakanlık görüşüne verdiği cevapta öncekiiddialarını tekrar etmiştir.
a. Genel İlkeler
28. Anayasa'nın "Özelhayatın gizliliği" kenar başlıklı 20. maddesinin birincifıkrası şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatınıngizliliğine dokunulamaz”
29. Anayasa’nın “Aileninkorunması ve çocuk hakları” kenar başlıklı 41. maddesi şöyledir:
“Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.
Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocuklarınkorunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak içingerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.
Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkçaaykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürmehakkına sahiptir.
Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucutedbirleri alır.”
30. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında “herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir” hükmüne yer verilmeksuretiyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı düzenlenmiştir. Bununlabirlikte ailenin sosyal yapısının yanısıra toplumhayatında oynadığı rol de gözetilerek ailenin korunması hususunda devletinpozitif yükümlülüklerini belirtmek açısından Anayasa’nın 41. maddesindetamamlayıcı bir düzenleme bulunmaktadır. Anayasa’nın 20. ve 41. maddelerindekidüzenlemeler aile hayatına saygı ve bu hayatın korunması hususunda sadece bireymerkezli bir değerlendirmeden öte ailenin diğer fertleri ve genel olarak toplummenfaatleri de gözetilerek bir değerlendirme yapılmasını zorunlu kılmaktadır.Bu nedenle aile hayatına saygı hakkı bakımından Anayasa’nın 20. maddesinin 41.madde ile birlikte uygulanması gerekmektedir (MehmetKoray Eryaşa, B. No:2013/6693, 16/4/2015,§ 87; Beşir Doğan,§ 27-30).
31. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş birkavram olup "bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi" kavramı,özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde temel alınmaktadır. Buyönü ile değerlendirildiğinde bahsi geçen hak, ilişki kurmak ve geliştirmeküzere çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını da içermektedir (Serap Tortuk, B.No: 2013/9660, 21/1/2015, § 31). Söz konusu olan diğer kişilerin içine ailefertlerinin de dahil olduğunda kuşku bulunmamaktadır ve aile ilişkilerininnormal bir şekilde sürdürülebilmesi, aile fertlerinin birbiriyle zamangeçirebilmesi de özel hayata saygı hakkının konusu kapsamındadır (Marcus Frank Cerny [GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 36; Beşir Doğan,§ 27).
32. Anayasa’nın 19. maddesi gereği hükümlü ve tutukluların özelhayata ve aile hayatına birtakım sınırlamaların getirilmiş olması, hukuka uygunolarak cezaevinde tutulmanın kaçınılmaz ve doğal bir sonucudur. Bu bağlamdaidarenin tutuklu ve hükümlülerin özel ve aile hayatına müdahale konusundatakdir yetkisinin daha geniş olduğu gözetilmelidir. Bununla birlikte tutuklu vehükümlülerin Anayasa’da yer alan temel hak ve hürriyetlerin tamamına sahipoldukları da gözetilerek kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi ile özel veaile hayatına saygı gösterilmesi hakkı arasında adil bir denge sağlanmalıdır (Mehmet Koray Eryaşa,§ 89).
b. Genel İlkelerin Somut Olaya Uygulanması
i. Müdahalenin Varlığı
33. Somut olayda hükmen tutuklu bulunan başvurucunun, oğlununcenazesine katılma talebi reddedilmiştir. Dolayısıyla anılan işleminbaşvurucunun özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkına birmüdahale oluşturduğu açıktır (Beşir Doğan,B. No: 2013/2335, 15/12/2015, § 30; benzer yönde AİHM kararları için bkz. Ploski/Polonya, B. No: 26761/95, 12/11/2002, §32; Banaszkowski/Polonya, B. No: 40950/12, 25/3/2014, §21; Giszczak/Polonya, B. No: 40195/08, 29/11/2011, §27).
ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
34. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlıolarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne veruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
35. Yukarıda anılan müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığınınbelirlenmesinde Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygundüşen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilennedenlere dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülükilkesine aykırı olmama koşulları yönünden inceleme yapılması gerekir.
Kanunilik
36. Tutukluların yakınlarının vefatı hâlinde cenaze törenlerinekatılmalarına imkân veren düzenleme, 5275 sayılı Kanun’un 116. maddesinin (2)numaralı fıkrasında yer almaktadır. Anılan fıkrada hangi koşullarda tutuklununyakınlarının cenazesine katılmasına izin verilebileceği ayrıntılı şekildebelirlenmiştir. Ayrıca Yönetmelik’te de konuyla ilgili düzenlemelere yerverilmiştir. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel ve aile hayatına saygıhakkına yapılan müdahalenin kanuni bir dayanağının mevcut olduğuanlaşılmaktadır.
37. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında yapılandeğerlendirmeler neticesinde, anılan mevzuat hükümlerinin “kanunilik” ölçütünükarşıladığı sonucuna varılmıştır (BeşirDoğan, §§ 34-35). Somut olayda bu sonuçtan ayrılmayı gerektirecekbir iddia ve tespit de bulunmamaktadır.
Meşru Amaç
38. Anayasa'nın 13. maddesi temel hak ve özgürlüklerinsınırlandırılmasını, ilgili hak ve özgürlüğe ilişkin Anayasa maddesindegösterilen özel sınırlandırma sebeplerinin bulunmasına bağlı kılmıştır.
39. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özelsınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklananbazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alankurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bunagöre Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devleteyüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlükleresınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir. (AYM, E. 2014/87, K.2015/112,8/12/2015; E. 2016/37, K.2016/135, 14/7/2016, § 9; E.2013/130, K.2014/18,29/1/2014;Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187,19/12/2013, § 33).
40. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası yönünden özelsınırlama nedeni düzenlenmemiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, birtakımsınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber bu sebepler sadece arama veelkoyma tedbirlerine yöneliktir. Dolayısıyla bu sebeplerin özel hayata saygıhakkının tüm boyutları yönünden uygulanması mümkün görünmemektedir. (AYM,E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013, IV- Esasın İncelenmesi kısmının J başlığının bb alt başlığı altında).
41. Bu durumda Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan hak veözgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin somut olay bakımından sınırlandırmasebebi olarak kabul edilip edilemeyeceği araştırılmalıdır.
42. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesinyaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğudüzenlenmiştir. Anılan hüküm ile devlete verilen yaşam hakkını koruma ödevinin,kişilerin Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen haklarınınsınırlanmasında dikkate alınması gerekmektedir.
43. 5275 sayılı Kanun’un 116. maddesinin (2) numaralıfıkrasında, yakını vefat eden tutukluya “…kovuşturmayı yürüten hâkim veya mahkeme tarafından, soruşturmanın veyakovuşturmanın selameti ve güvenlik bakımından sakınca oluşturmaması koşuluyla…”cenaze törenine katılma izni verilebileceği düzenlenmiştir. Somut olaydabaşvurucunun oğlunun cenaze törenine katılma talebi, can güvenliği yönündenrisk oluşturduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Buna göre müdahalenin tutuklukişinin kaçmasını, suç işlemesini önlemek; kamu düzeni ve güvenliğini sağlamak,bunun yanı sıra gerek tutuklu kişinin gerekse tutukluya refakat edecek güvenlikgörevlilerinin yaşamı ve vücut bütünlüğünün korunması amaçlarını taşıdığı vebunun da Anayasa'nın 17., 19. ve 20. maddeleri kapsamında meşru bir amaç olduğusonucuna varılmıştır.
Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma ve Ölçülülük
44. Kanuni dayanağı bulunan ve meşru amaç taşıyan müdahalenin,ihlal teşkil etmemesi için Anayasa’nın 13. maddesinde yer verilen demokratiktoplum düzeninde gereklilik, hakkın özüne dokunmama ve ölçülülük şeklindekigüvence ölçütlerine uygun olması gerekir.
45. Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en genişölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerinözüne dokunup onları büyük ölçüde kısıtlayan veya tümüyle kullanılamaz hâlegetiren sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gerekleriyle de bağdaştığıkabul edilemez. Demokratik hukuk devletinin amacı kişilerin hak veözgürlüklerden en geniş biçimde yararlanmalarını sağlamak olduğundan yasaldüzenlemelerde insanı öne çıkaran bir yaklaşımın esas alınması gerekir. Bunedenle getirilen sınırlamaların yalnız ölçüsü değil; koşulları, nedeni,yöntemi ve kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yolları gibi unsurların tamamıdemokratik toplum düzeni kavramı içinde değerlendirilmelidir (Marcus Frank Cerny, §71).
46. Hakkın özü, dokunulduğunda söz konusu temel hak ve özgürlüğüanlamsız kılan asli çekirdeği ifade etmekte olup bu yönüyle her temel hakaçısından kişiye dokunulmaz asgari bir alan güvencesi sağlamaktadır. Buçerçevede, hakkın kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, hakkı kullanılamazhâle getiren veya ortadan kaldıran sınırlamaların, hakkın özüne dokunduğu kabuledilmelidir. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı bağlamında da bu hakkınortadan kaldırılması, kullanılamaz hâle getirilmesi veya kullanılmasının aşırıderecede güçleştirilmesi sonucunu doğuran müdahalelerin bu hakkın özünüzedeleyeceği açıktır. Ölçülülük ilkesinin amacı da temel hak ve özgürlükleringereğinden fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir. Anayasa Mahkemesi kararlarıuyarınca ölçülülük ilkesi; sınırlama için kullanılan aracın sınırlama amacınıgerçekleştirmeye uygun olmasını ifade eden elverişlilik, sınırlayıcı önleminsınırlama amacına ulaşmak bakımından zorunlu olmasına işaret eden zorunluluk vearaçla amacın orantısız bir ölçü içinde bulunmaması ile sınırlamanın ölçüsüzbir yükümlülük getirmemesi anlamına gelen orantılılık unsurlarını içermektedir(Marcus Frank Cerny, §72;AYM, E.2012/100, K.2013/84,4/7/2013).
47. Anayasa’nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa’da yer alan tümtemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan bu denge,özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının sınırlandırılmasında da dikkatealınmalıdır. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının sınırlanması mümkünolmakla beraber sınırlamada öngörülen meşru amaç ile sınırlandırma aracıarasında orantısızlık bulunmamalı, sınırlandırma ile ulaşılabilecek yarar iletemel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir dengekurulmasına özen gösterilmelidir. Bu noktada belirtilen ölçütlere riayetle birsınırlandırma yapılıp yapılmadığının tespiti için müdahale teşkil ettiği, özelhayata ve aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiği iddia edilen önlemin temelinioluşturan meşru amaç karşısında bireye düşen fedakârlığın ağırlığının dikkatealınması ve genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan bireyinkaybı arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığının belirlenmesigerekmektedir (Marcus Frank Cerny, §73).
48. Hükümlü veya tutuklular, Anayasa'nın 19. maddesi kapsamındahukuka uygun tutma olarak değerlendirilebilecek kişi özgürlüğü ve güvenliğihakkı dışında (İbrahim Uysal, B.No: 2014/1711, 23/7/2014, §§ 29-33) Anayasa'nın ve Sözleşme'nin ortak alanıkapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına genel olarak sahiptir(Benzer yönde AİHM kararları için bkz. Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B. No: 74025/01, 6/10/2005, §69). Bununla birlikte cezaevinde tutulmanın kaçınılmaz sonucu olarak tutuklununkaçmasının, delilleri yok etmesinin veya değiştirmesinin önlenmesi vedisiplinin temini gibi kabul edilebilir makul gerekliliklerin olması durumundasahip olduğu haklar sınırlanabilir (Turan Günana, B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 35).
49. Hükümlü ve tutukluların temel haklarına yapılan müdahaleleregerekçe olarak gösterilebilecek yukarıda belirtilen makul nedenlerin, somutolayın tüm koşulları çerçevesi dâhilinde olaya özgü olgu ve bilgilerlegerekçelendirilmesi gerekmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, B. No: 13590/88, 25/3/1992, § 48). Ayrıcatalebin mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılması gerekir (Benzer yönde AİHMkararları için bkz. Giszczak/Polonya, B. No: 40195/08, 29/11/2011, §§38-39). Bunun yanı sıra yapılacak değerlendirmede kişinin itham edildiği suçunve tutuklama sebeplerinin de dikkate alınması gerekmektedir (Georgiou/Yunanistan (k.k.),B. No: 45138/98, 13/1/2000, § 6; Ploski/Polonya,§ 38). AİHM, tehlikelilik durumuna göre bazı kişilere özel mahkumiyetkurallarının uygulanması gerekliliği konusunda bir şüphe duymadığınıkararlarında ifade etmektedir (Öcalan/Türkiye(2), B. No: 24069/03, 18/3/2014, §§ 161-162).
50. Bu bağlamda başvuru konusu olay bakımından yapılacakdeğerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan derece mahkemelerininkararlarında dayandıkları gerekçelerin özel hayata ve aile hayatına saygıhakkını kısıtlama bakımından “demokratik bir toplumda gerekli olma” ve“ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyupkoyamadığı olacaktır(Beşir Doğan,§ 44).
51. Somut olayda başvurucu, Doğubayazıt Cumhuriyet Savcısı'nınyerine getirdiği kamu görevi nedeni ile öldürülmesi eylemi ile ilgili olarakfiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vadetmek suretiyle suçaiştirak ettiği gerekçesiyle Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesinin 3/4/2013 tarihliilamı ile 20 yıl hapis cezası ile cezalandırılmıştır. Başvurucunun hükmentutukluluğu devam etmekte iken oğlu31/10/2014 tarihinde hayatını kaybetmiştir.Başvurucunun cenaze törenine katılabilmesi için izin verilmesi yönündeki1/11/2014 tarihli talebi, Derece Mahkemesinin aynı tarihli kararıyla "...sanık Ahmet Çilgin'incezasına konu suçun vasıf ve mahiyeti açısından tehlikeli tutuklu vehükümlülerden olduğu, cenaze töreninin yapıldığı mahalde herhangi bir provakasyonun meydana gelmesi halinde hükümlü ve devriyenincan güvenliğinin tehlike altına girebileceği, sevkin yapılacağı güzergahınterör yönünden riskli bölgede bulunduğu, netice olarak hükümözlüsanık Ahmet Çilgin'in cenazeye katılmasının cangüvenliği bakımından sakıncalı olduğu, " gerekçesiylereddedilmiştir. Başvurucu bu karara karşı itiraz yoluna başvurmuştur. Erzurum2. Ağır Ceza Mahkemesinin 20/11/2014 tarihli kararıyla başvurucunun itirazıreddedilmiştir.
52. Öncelikle Derece Mahkemesinin, başvurucunun talebini aynıgün inceleyerek sonuçlandırdığı, dolayısıyla cenazeye katılma talebinin olmasıgereken çabuklukta ele alınarak karara bağlandığı anlaşılmıştır. Derecemahkemesinin, özel ve aile hayatına saygı hakkı bakımından Anayasa ile sağlanangüvenceleri dikkate alarak, yerel kolluk makamlarından başvurucunun Bayburtilinden Ağrı ilinin Doğubayazıt ilçesine sevkine ilişkin imkânları ve güvenlikkoşullarını araştırdığı görülmektedir. Yerel kolluk makamlarınca söz konususevk güzergâhının terör yönünden riskli olduğu, sevk tarihlerinin emniyetli yolgünleri içinde bulunmadığı, kolluk güçleri tarafından gerekli güvenlikönlemleri alınmadan sevkin gerçekleştirilmesinin uygun olmadığı yönünde bilgiverilmesi üzerine Derece Mahkemesinin, başvurucunun ve refakatine verilecekgörevlilerin ayrıca sevk esnasında görevlendirilecek kolluk personelinin yaşamhaklarının korunması ile başvurucunun özel ve aile hayatına saygı hakkıarasında bir değerlendirme yaptığı, olayda terör nedeniyle başvurucunun yaşamhakkının yanı sıra refakatine verilecek personel ile kolluk görevlilerininyaşam hakkına yönelik ciddi tehlike ve risklerin bulunduğunu dikkate alarakyaşam hakkına üstünlük tanıdığı anlaşılmaktadır.
53. Söz konusu sevk güzergâhının terör olaylarının gerçekleştiğiriskli bölgede olduğu ve bu olaylara bağlı olarak can kayıplarının yaşandığıkamuoyunun bilgisi dâhilindedir. Zaten Mahkemenin gerekçesinde, başvurucunungitmek istediği tarih, adres ve sevk güzergâhı itibarıyla güvenliğinsağlanmasının emniyet ve asayiş yönünden riskli olduğunu detaylı olarak ortayakonulduğu görülmektedir. Kararda söz konusu terör eylemleri nedeniylebaşvurucunun ve refakatine verilecek güvenlik güçlerinin yaşam hakkı ve vücutbütünlüklerine yönelik risklerin önüne geçilmesi, yerel mahkemece hükümlübulunduğu suçun vasıf ve niteliği dikkate alınarak tehlikeli tutuklu vehükümlülerden olduğu değerlendirilen başvurucunun kaçmasının önlenmesi, kamudüzeni ve güvenliğinin sağlanmasının amaçlandığı anlaşılmıştır. Buna görederece mahkemelerinin bulundukları yerin güvenlik risklerini daha iyi takdiredebilecekleri de dikkate alınarak söz konusu gerekçenin, keyfîlikiçermediği, başvurucunun çıkarları ile toplumun çıkarları arasında adil dengekurulmasına yönelik ilgili ve yeterli unsurlara sahip olduğu sonucunavarılmıştır. Yukarıdaki açıklamalar ışığında, başvurucunun özel hayata ve ailehayatına saygı gösterilmesi hakkına yönelik kısıtlamaların, yaşam hakkınınkorunması, kamu düzeninin korunması ve güvenliğin sağlanması amacı bakımındandemokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olduğusöylenemez.
54. Açıklanan nedenlerle başvurucunun iddialarının bir ihlaliçermediği anlaşıldığından Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınanözel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatave aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatave aile hayatına saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,
D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca, tahsil edilmesimağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemektenTAMAMEN MUAF TUTULMASINA, 11/1/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.