TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
AHMET NURİ DEMİRSOY VE ANNITA DEMİRSOY BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/12080)
Karar Tarihi: 6/4/2017
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucular
:
1. Ahmet Nuri DEMİRSOY
2. Annita DEMİRSOY
Vekili
:
Av. Mustafa ÖZTOK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, kıyı bankacılığı sistemine yatırılan mevduattan eldeedilen faiz gelirleri üzerinden -Türkiye'de yerleşik olunmadığı ilerisürülmesine karşın- vergi alınması nedeniyle mülkiyet hakkının; buna ilişkinolarak açılan davada yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. 2014/12080 ve 2014/12081 numaralı bireysel başvurular 30/6/2014 tarihinde yapılmışlardır.
3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılanön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. 2014/12081 numaralı bireysel başvuru dosyası, aralarında konuyönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2014/12080 numaralı bireysel başvurudosyası ile birleştirilmiş ve incelemenin 2014/12080 numaralı bireysel başvurudosyasında yapılmasına karar verilmiştir.
7. 2014/12080 numaralı başvuruda, başvuru belgelerinin birörneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık,Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerineatfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağını bildirmiştir.
8. İncelemenin yürütüldüğü 2014/12080 numaralı başvurudaBakanlıktan görüş istenmiş olması ve birleşen diğer dosyaların da konuitibarıyla aynı olması gözönünde bulundurularakbirleşen dosyalar yönünden ayrıca Bakanlıktan görüş istenmesine gerekgörülmeyerek başvurunun incelenmesine geçilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
9. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
10. Başvurucular, haklarında düzenlenen vergi incelemeraporlarına istinaden 2001, 2002 ve 2003 yıllarında kıyı bankacılığı mevduathesaplarından (off-shore hesaplardan) faiz gelirielde ettikleri iddiasıyla adlarına tarh edilen vergileri -fon payı, gecikmefaizi ve vergi ziyaı cezalarıyla birlikte-4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nda yeralan uzlaşma hükümlerinden yararlanarak ödemişlerdir. Başvuruculardan AhmetNuri Demirsoy belirtilen takvim yıllarında elde ettiği toplam 209.063,97 TLfaiz geliri üzerinden 75.410,37 TL vergi aslı tarh ve tahakkuk ettirildiğinibelirtmiş; başvurucu Annita Demirsoy ise bu dönemdekifaiz gelirleri üzerinden ayrıntılarını belirtmemekle toplam 28.273 TL vergiödediğini ifade etmiştir.
11. Başvurucular, sonrasında ödenen verginin düzeltme yapılarakiadesi için 23/4/2007 tarihinde Çanakkale VergiDairesine başvurmuşlar ancak başvurucuların bu talepleri İdarece 11/6/2008tarihinde reddedilmiştir.
12. Başvurucuların bu işlemin iptali talebiyle 4/9/2008 tarihinde açtıkları davalarda, Edirne VergiMahkemesinin 16/9/2008 tarihli kararlarıyla idari merci tecavüzü nedeniyledilekçenin Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığına tevdiine kararverilmiştir.
13. İdare tarafından cevap verilmeyerek başvurunun zımnenreddedilmesi üzerine başvurucu tarafından 15/12/2008tarihinde Edirne Vergi Mahkemesinde bu idari işleme karşı iptal davasıaçılmıştır. Dava dilekçesinde; dava konusu vergilere ilişkin vergilendirmedönemlerinde altı aydan fazla Türkiye'de bulunmadığı için başvurucuların tammükellef sayılamayacakları ve vergi ödememeleri gerektiği, bu nedenlevergilendirme işleminin hatalı olduğu ileri sürülmüştür.
14. Başvurucular 2001, 2002 ve 2003 yıllarında her yıl altıaydan az Türkiye'de kaldıklarını ifade etmişlerdir. Mahkeme ise iddia edilen buhususu, Edirne İl Emniyet Müdürlüğü ile Emniyet Genel Müdürlüğü YabancılarPasaport Hudut İltica Dairesi Başkanlığından sormuştur. Mahkemeye gönderilencevap yazılarında, başvurucuların belirtilen yıllarda altı aydan fazla yurttakaldıklarının tespit edildiği bildirilmiştir. Mahkeme 17/9/2009tarihinde davaların reddine karar vermiştir. Kararlarda; başvurucularınvergilendirmeye ilişkin yıllarda altı aydan fazla Türkiye'de bulunduklarınıntespit edildiği, dolayısıyla tam mükellef oldukları ve vergi tahsilatlarındahukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.
15. Başvurucular tarafından temyiz edilen kararlar, DanıştayDördüncü Dairesinin 28/5/2012 tarihli ilamlarıylaonanmıştır. Başvurucuların karar düzeltme talepleri de aynı Dairenin 10/4/2014 tarihli ilamlarıyla reddedilmiştir.
16. Nihai kararlar, başvurucular vekiline 2/6/2014tarihinde tebliğ edilmişlerdir.
17. Başvurucu 30/6/2014 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
18. 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılıGelir Vergisi Kanunu'nun 3. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
“Aşağıda yazılı gerçek kişiler Türkiye içindeve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden vergilendirilirler:
1. Türkiye'de yerleşmiş olanlar;
19. 193 sayılı Kanun'un 4. maddesi şöyledir:
“Aşağıda yazılı kimseler Türkiye'de yerleşmişsayılır:
1. İkametgahı Türkiye'de bulunanlar (İkametgah, KanunuMedeninin 19 uncu ve müteakip Maddelerinde yazılı olan yerlerdir);
2.(Değişik bent: 19/02/1963 - 202/2 md.)Bir takvim yılı içinde Türkiye'de devamlı olarak altı aydan fazla oturanlar(Geçici ayrılmalar Türkiye'de oturma süresini kesmez.)
20. 193 sayılı Kanun'un 5. maddesi şöyledir:
“Aşağıda yazılı yabancılar memlekette altıaydan fazla kalsalar dahi, Türkiye'de yerleşmiş sayılmazlar:
1.Belli ve geçici görev veya iş için Türkiye'ye gelen iş, ilim ve fen adamları,uzmanlar, memurlar, basın ve yayın muhabirleri ve durumları bunlara benziyen diğer kimselerle tahsil veya tedavi veya istirahatveya seyahat maksadiyle gelenler;
2.Tutukluk, hükümlülük veya hastalık gibi elde olmıyansebeplerle Türkiye'de alıkonulmuş veya kalmış olanlar.
21. 193 sayılı Kanun'un 24/12/1980tarihli ve 2361 sayılı Kanun ile değişik 6. maddesi şöyledir:
“Türkiye'de yerleşmiş olmayan gerçek kişilersadece Türkiye'de elde ettikleri kazanç ve iratlar üzerindenvergilendirilirler."
22. 213 sayılı Kanun’un 23/06/1982 tarihlive 2686 sayılı Kanun ile değişik 112. maddesi şöyledir:
“Mükellefler, vergi muamelelerindeki hatalarındüzeltilmesini vergi dairesinden yazı ile isteyebilirler.
Bunların posta ile taahhütlü olarakgönderilmesi caizdir.”
23. 213 sayılı Kanun’un 2686 sayılı Kanunla değişik 114. maddesişöyledir:
“Vergi mahkemesinde dava açma süresi geçtiktensonra yaptıkları düzeltme talepleri reddolunanlar şikayet yolu ile Maliye Bakanlığına müracaat edebilirler.
BuMadde gereğince il özel idare vergileri hakkında valiliğe ve belediye vergilerihakkında belediye başkanlığına müracaat edilir.”
B. Uluslararası Hukuk
24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin özünde mülkiyet hakkınıgüvence altına aldığını kabul etmektedir. Mahkemeye göre bu madde üç belirginkural içermektedir. Bu kurallardan ilki, maddenin birinci paragrafının birincicümlesinde yer alan mülkiyetin barışçıl yararlanmaya (mülkiyetindokunulmazlığına saygı) ilişkin genel nitelikli kuraldır. İkinci kuralınbulunduğu birinci paragrafın ikinci cümlesi ise mülkiyetten yoksun bırakmayıiçerir ve bunu bazı koşullara bağlar. İkinci paragrafta yer alan üçüncü kuralise taraf devletlere mülkiyetin kamu yararına kullanılmasını kontrolünü veyavergilerin ya da diğer katkıların veya cezaların yerine getirilmesini sağlamayetkisi tanımaktadır (Sporrong ve Lönnroth/İsveç [GK],B. No: 7151/75-7152/75, 23/9/1982, § 61). Ancak bu üç kuralbirbirleriyle bağlantısız olmayıp ikinci ve üçüncü kuralların genel niteliklibirinci kuralın ışığında incelenmesi gerektiği ifade edilmiştir (James ve diğerleri/Birleşik Krallık [GK],B. No: 8793/79 21/2/1986, § 37; Lithgow ve diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No:9006/80-9262/81-9263/81-9265/81-9266/81-9313/81-9405/81, 8/7/1986, § 106).
25. AİHM içtihatlarında vergi yoluyla mülkiyet hakkına yapılanmüdahaleler, Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1.maddesinin ikinci paragrafında öngörülen mülkiyetin kullanımının kontrolüneilişkin üçüncü kural kapsamında değerlendirilmektedir. Mahkemeye göre buparagrafta yer alan kural, taraf devletlere vergi koyma ve vergilerinödenmesini sağlamak için gerekli gördüğü kanunları çıkarma konusunda açık biryetki tanımaktadır (Gasus Dosier-und Fördertechnik GmbH/Hollanda,B. No: 15375/89, 23/2/1995, § 59).
26. AİHM, vergi yoluyla mülkiyet hakkına yapılan müdahaleninöncelikle öngörülebilir, belirli ve yeterince ulaşılabilir bir hukuka dayalıolması gerektiğini belirtmektedir (Lithgow ve diğerleri/Birleşik Krallık, § 110). AİHM içtihatlarınagöre vergilerin konulması ve ödenmesi için gerekli tedbirlerin alınmasışeklindeki bir müdahale, kamunun yararı ile bireyin temel haklarınınkorunmasının gereklilikleri arasındaki adil dengeyi sağlamalıdır. Mahkeme,üçüncü kural için de geçerli olan ve Sözleşme'ye ek 1No.lu Protokol'ün 1. maddesinin yapısında yer alan bu dengenin sağlanması içinmüdahalede kullanılan araçlar ile takip edilen meşru amaç arasında makul birölçülülük ilişkisi bulunması gerektiğini ifade etmektedir. Mahkeme,vergilendirme alanındamakul bir temeldenuzaklaşılmamak kaydıyla taraf devletlerin geniş bir takdir yetkisi olduğunukabul etmektedir (Gasus Dosier-und Fördertechnik GmbH/Hollanda, §60; Azienda Agricola Silverfunghi S.A.S. ve diğerleri/İtalya, B. No:48357/07-52677/07-52687/07-52701/07, 24/6/2014, §§102-103; The National&Provincial Bulding Society, The Leeds Permanent Building Society and The Yorkshire Building Society/Birleşik Krallık,B. No: 21319/93-21449/93-21675/93, 23/10/1997, § 80).
27. AİHM belediye tarafından eğlence vergisi alınmasının şikâyetedildiği bir başvuruda, vergi alınmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkilettiğini kabul etmiş ancak hukuka dayalı olduğu tespit edilen müdahalenin kamuyararına dayalı meşru bir amacı taşıdığını ve başvurucu Şirketin ise olaydavergilendirmenin aşırı bir yük getirdiğini kanıtlayamadığını belirterekmüdahalenin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar vermiştir (Wolfhard Koop-Automaten Goldene 7 GmbH & Co. KG/Almanya (k.k.),B. No: 38070/97, 30/3/1999). Yine vergi benzeri birkatkı payının söz konusu olduğu bir başvuruda da noterin elde ettiği gelirlerin%30'unu Noterler Birliğine yatırmasının zorunlu kılınması yoluyla mülkiyethakkına yapılan müdahale, hukuka dayalı olduğu ve meşru bir amacının bulunduğukabul edildikten sonra aşırı bir yük getirmediği tespit edilerek ölçülübulunmuştur (George Drosopoulos/Yunanistan(k.k.), B. No: 40442/98, 7/12/2000).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
28. Mahkemenin 6/4/2017 tarihindeyapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
29. Başvurucular, kıyı bankacılığı sistemine yatırdıklarımevduatların her durumda vergiden muaf olduğunu ifade etmişlerdir. Başvurucularkendilerinin yurt dışında kaldıkları süre dikkate alındığında çifte vatandaşolmaları nedeniyle bu mevduattan elde ettikleri gelirlerden vergialınamayacağını vurgulamışlardır. Başvurucular, buna rağmen vergi alınmasınedeniyle mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucularayrıca, vergilendirme işlemine karşı açtıkları davada verilen mahkemekararlarının yeterli ve makul bir gerekçe içermediğinden yakınmaktadırlar.
30. Anayasa'nın "Mülkiyethakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz."
31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular her nekadar adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar haklarının ihlal edildiğiniileri sürmüşler ise de bu şikâyetin aslında mülkiyet hakkına müdahalenindayanağı olan kanunun yorumu ve uygulanmasına ilişkin olduğudeğerlendirildiğinden başvurucunun makul sürede yargılanma hakkı dışındakibütün ihlal iddiaları mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.
32. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvurularınMahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamdabaşvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik birmüdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ilekarmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksunkabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).
33. Anayasa’nın 35. maddesi mülkiyet hakkınınsınırlandırılmasına ilişkin özel ilkeleri tespit ederken vergi ödevine ilişkin73. maddesi ise vergi yoluyla mülkiyet hakkına yapılacak müdahalelerin anayasalsınırlarına ilişkin özel hükümler içermektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 40).
34. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında; vergi ve benzeriyükümlülükler ile sosyal güvenlik prim ve katkılarını belirlemeye, değiştirmeyeve ödenmesini güvence altına almaya yönelik müdahalelerin taşıdıkları amaçlardikkate alındığında devletin mülkiyetin kamu yararına kullanımını kontrol veyadüzenlenmesi yetkisi kapsamında incelenmesi gerektiği kabul edilmiştir (Arif Sarıgül, B. No: 2013/8324, 23/2/2016,§ 50; NarsanPlastik San. ve Tic. Ltd. Şti.,B. No: 2013/6842, 20/4/2016, § 71). Somut olayda da aynı doğrultuda,başvurucuların kıyı bankacılığı mevduat faizlerinin vergilendirilmesine yönelikmüdahalenin, mülkiyetin kullanılmasının kontrolü veya düzenlenmesine ilişkinüçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerekmektedir.
35. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkınayapılan bir müdahalenin öncelikle kanun ile öngörülmesi gerekmektedir.Kanunun varlığı kadar kanun metninin veuygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebileceklerikadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kaliteside kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir(Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B.No: 2013/1301, 30/12/2014, § 56).
36. Somut olayda başvurucular öncelikle uyuşmazlık konusuvergilendirme döneminde altı aydan az bir süreyle yurtta bulunduklarınıbelirterek dar mükellef olduklarını belirtmişlerdir. Başvurucular bu nedenleilgili mevzuata göre kendilerinden bu dönemdeki kıyı bankacılığı mevduat faizgelirlerinin vergilendirilemeyeceğini ileri sürmüşlerdir. Dolayısıylabaşvurucular ilk olarak kanunilik unsuru yönünden vergilendirme işleminişikâyet etmişlerdir. Ancak Mahkeme, itibar ettiği resmî bilgi ve belgelere görebaşvurucuların belirtilen dönemde altı aydan fazla kaldıklarının tespitedildiğini, bu nedenle başvurucuların tam mükellef olmaları nedeniyle 193sayılı Kanun'un 3. ve 4. maddeleri uyarınca söz konusu faiz gelirlerinin gelirvergisine tabi olduğunu belirtmiştir.
37. 193 sayılı Kanun'un 3. maddesinde,Türkiye'deyerleşmiş olan kişilerin Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç veiratların tamamı üzerinden vergilendirilecekleri düzenlenmiştir. Aynı Kanun'un4. maddesinde ise ikametgahı Türkiye'de olanlar ilebir takvim yılı içinde Türkiye'de devamlı olarak altı aydan fazla oturanlarınTürkiye'de yerleşmiş sayılacakları hükme bağlanmıştır. Başvuru konusu olayda,başvurucuların altı aydan fazla yurtta bulundukları gerekçesiyle anılan Kanunhükümlerine göre kıyı bankacılığı mevduat faiz gelirleri üzerinden gelirvergisi tarh ve tahakkuk ettirildiği anlaşılmaktadır. Bahsedilen kanunhükümleri açık ve net ifadeler içermekte olup hükümlerin anlaşılabilir veulaşılabilir olduğunda da tereddüt bulunmamaktadır.
38. Bu itibarla derece mahkemelerinin kararlarının dayandığıgerekçeler ile yukarıda belirtilen ilgili kanun hükümleri dikkate alındığındabaşvurucuların mülkiyet hakkına yapılan vergisel müdahalenin kanunilik ölçütünütaşıdığı değerlendirilmiştir.
39. Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamuyararı amacıyla sınırlanabilir. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruincelemesinde açıkça temelden yoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça yetkilikamu organlarının kamu yararı tespiti konusundaki takdirine müdahalesi sözkonusu olamaz. Kaldı ki müdahalenin kamu yararına uygun olmadığını ispatyükümlülüğü bunu iddia edene aittir (MehmetAkdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013,§§ 34-36).
40. "Vergi", kamu giderlerini karşılamak amacıylayasalarla gerçek ve tüzel kişilere mali güçlerine göre getirilen biryükümlülüktür. Belirli bir hizmetten doğrudan yararlanma karşılığı olmayanvergi tüm kamu hizmetleri için yapılan giderlere ortak katılma payıdır (AYM,E.2013/66, K.2014/19, 29/1/2014). Dolayısıyla somutolayda tam mükellef olduğu kabul edilen kişilerin kıyı bankacılığı mevduat faizgelirlerinin vergilendirilmesinin, kamu yararına olup meşru bir amacı taşıdığıkuşkusuzdur.
41. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni olması ve kamuyararına dayalı meşru bir amacının bulunması yeterli olmayıp ayrıca müdahaleninölçülü olması da gerekmektedir. Hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasındadikkate alınacak ölçütlerden biri olan Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülenölçülülük ilkesi uyarınca mülkiyet hakkının sınırlandırılması suretiyle eldeedilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir dengeninsağlanması zorunludur. Bu adil denge, başvurucunun şahsi olarak olağandışı veaşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır.
42. Ölçülülük ilkesi; “elverişlilik”, “gereklilik” ve“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”,öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişliolmasını; “gereklilik”, ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunluolmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkünolmamasını, “orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmakistenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifadeetmektedir (AYM, E.2016/46, K.2016/178,23/11/2016, §12; AYM, E.2015/40, K.2016/5, § 10).
43. Başvurucular, kıyı bankacılığı mevduat faiz gelirlerindenfahiş oranda vergi alındığından yakınmaktadırlar. Ancak başvurucu Annita Demirsoy'un vergi ziyaıcezası, fon payı ve gecikme faizi ile birlikte ödediği toplam tutarıbelirttiği; başvurucu Ahmet Nuri Demirsoy'un ise -verdiği bilgilere göre- eldeettiği faiz gelirlerinden yaklaşık %36 oranında vergi aslı ödediğigörülmektedir. Buna göre başvurucuların tarh ve tahakkuk ettirilen vergilerinceza ve diğer ferîlerine ilişkin açık bir şikâyetlerinin de bulunmadıklarıdikkate alındığında uyuşmazlık konusu vergi asıllarının başvurucular üzerindeolağan dışı ve aşırı bir yüke yol açtığının somut olarak ortaya konulamadığıdeğerlendirilmiştir.
44. Diğer taraftan başvuruculara göre mahkeme kararlarında kıyıbankacılığı (off-shore) kazançlarının ne surettevergiye tabi olacağı tartışılmamıştır. Ancak Edirne Vergi Mahkemesinin 17/7/2009 tarihli kararlarında bu hususun ayrıntılı olaraktartışıldığı görülmektedir. Nitekim Mahkemeye göre uyuşmazlığın esası,davacının mükellefiyet şeklinin tayin ve tespiti, tam mükellef mi yoksa dar mükellefolarak mı vergilendirilmesi gerektiği sorununa ilişkin bulunmaktadır.Mahkemenin, konuya ilişkin hukuk kurallarını toplanan deliller doğrultusundayorumlamak suretiyle sonuca vardığı anlaşılmaktadır. İkinci olarakbaşvurucular, yurt dışında kaldıkları süreler ile ilgili delillerinintartışılmadığından yakınmaktadırlar. Ancak Mahkemenin kararında, başvurucularıniddiaları nedeniyle Edirne İl Emniyet Müdürlüğü ve Emniyet Genel MüdürlüğüPasaport Dairesi Başkanlığından araştırma yapıldığı açıklanmıştır. Mahkeme, buaraştırma sonucu verilen resmî nitelikteki bilgi ve belgelere itibar edildiğinigerekçede açık olarak belirtmiştir. Öte yandan hukuk kurallarınınyorumlanmasına ilişkin bir konuda ayrı bir bilirkişi incelemesine gerekduyulmaması da derece mahkemelerinin takdirindedir. Dolayısıyla yapılan açıkyargılama sonunda tarafların, davanın sonucuna etkili olabilecek tüm iddia vesavunmaları tartışılarak verilen kararda hükme ulaşılması için yeterli gerekçebulunduğu anlaşılmaktadır. Kanun yolu incelemesi sonucunda verilen kararda daİlk Derece Mahkemesince gösterilen gerekçe ve karar sonucunun uygun bulunduğugörülmektedir.
45. Dolayısıyla başvurucuların kıyı bankacılığı faizgelirlerinin vergilendirilmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamununyararı ile başvurucuların mülkiyet haklarının korunması arasındaki adil dengeyibozmadığı, müdahalenin meşru amacı ile karşılaştırıldığında ölçülü olduğusonucuna varılmıştır. Bu durumda, mülkiyet hakkına ilişkin açık ve görünür birihlal bulunmamaktadır.
46. Açıklanan gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
47. Başvurucular makul sürede yargılanma haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüşlerdir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
48. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
49. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinidari yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarakdavanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icraaşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devameden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198, 7/11/2013, §§ 45, 47).
50. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinidari yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanınkarmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Selahattin Akyıl, § 41).
51. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurulardaverdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık yedi yıl sürdüğüanlaşılan yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.
52. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
53. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkınınihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir…”
54. Başvurucular, manevi tazminat talebinde bulunmamışlardır.
55. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.
56. Başvurucuların makul sürede yargılanma hakkı yönünden manevitazminat taleplerinde bulunmadıkları ve maddi tazminat taleplerinin ilişkiliolduğu mülkiyet hakkının ihlali iddialarının ise kabul edilemez bulunduğudikkate alındığında başvurucuların tazminat taleplerinin reddine kararverilmesi gerekir.
57. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucunun tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Edirne Vergi Mahkemesine (E.2008/1237,K.2009/965 ve E.2008/1238, K.2009/966) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE6/4/2017tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.