TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
AHMET ZEKİ ÜÇOK BAŞVURUSU (2)
(Başvuru Numarası: 2015/6777)
Karar Tarihi: 7/12/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Recai AKYEL
Raportör
:
Akif YILDIRIM
Başvurucu
:
Ahmet Zeki ÜÇOK
Vekili
:
Av. Celal ÜLGEN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, görevli olmayan yargı kolundaki mahkemede yargılamayapılması nedeniyle kanuni hâkim güvencesinin; yargılamanın uzun sürmesinedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 13/4/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve ekleri ile Askerî Yargıtaydanonaylı sureti celbedilen yargılama dosyasıiçeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Askerî savcı olan başvurucu 4/3/2013 tarihinde emekli olmuş,5/8/2014 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) çıkarılmıştır.
9. Başvurucuyla aynı yerde çalışan Askerî Savcı M.Ç.nin 27/10/2007 tarihinde tehdit suçu işlediğiiddiasıyla hakkında Yunak Cumhuriyet Başsavcılığına ihbarda bulunulmuştur.Yürütülen soruşturma kapsamında şüpheli M.Ç.ninaskerî savcı olarak görev yapıp yapmadığı ve görev yapıyorsa unvan bilgileriHava Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Savcılığından talep edilmiştir.
10. Askerî savcı olduğunun bildirilmesi üzerine aynı yerdenşüphelinin teşhise elverişli fotoğrafları talep edilmiştir. Başka bir kişiyeait fotoğraf gönderilmesi üzerine ilgililer hakkında 23/3/2009 tarihinde suçduyurusunda bulunulmuştur. Millî Savunma Bakanı 11/5/2009 tarihinde soruşturmaizni vermiştir. Başvurucu, Askerî Adalet Başmüfettişi'ne20/5/2009 tarihinde ifade vermiştir.
11. Genelkurmay Başkanlığı Askerî Savcılığının 4/6/2010 tarihliiddianamesi ile olay tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanlığı askerî savcısıolarak görev yapan başvurucunun Yunak Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekteolan bir soruşturmaya ilişkin olarak teşhis işlemi yaptırılması için aynı yerdeyardımcı askerî savcı olarak görevli şüpheli M.Ç.ninfotoğrafının 13/11/2008 tarihli yazıyla istenmesi üzerine şüpheli M.Ç. ilekarar verip 16/12/2008 tarihli yazıyla M.Ç.ninfotoğrafının gönderildiği belirtilerek yazı ekinde aynı yerde askerî savcıyardımcısı olarak görevli olan Askerî Hâkim Ö.T.ye ait fotoğrafın gönderildiği,bu suretle başvurucunun resmî belgede sahtecilik suçunu, M.Ç.ninise azmettirmek ve yardım etmek suretiyle resmî belgede sahtecilik suçuna iştiraketmek suçunu işlediği iddiası ile haklarında kamu davası açılmıştır.
12. Genelkurmay Başkanlığı Askerî Mahkemesinin 10/6/2010 tarihlive 2010/546-180 sayılı duruşmasız işlere ait kararıyla kamu davasının kabulünekarar verilmiştir.
13. Anılan Mahkemenin 28/10/2010 tarihli ve E.2010/355 sayılıgerekçeli kararı ile Askerî Hâkimlerin yargılanması usulünü düzenleyen26/10/1963 tarihli ve 357 sayılı Askeri Hâkimler Kanunu’nun 25. maddesininikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesinebaşvuruda bulunulmasına karar verilmiştir.
14. Anayasa Mahkemesi 16/6/2011 tarihli ve E.2010/32, K.2011/105sayılı kararı ile 357 sayılı Kanun’un “MillîSavunma Bakanınca hazırlık soruşturması açılmasına izin verildiği takdirdedüzenlenmiş olan evrak gereği yapılmak üzere ilgilinin görevli bulunduğu yereen yakın askeri mahkemenin savcısına gönderilir.” biçimindeki 25.maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline,Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66.maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonrayürürlüğe girmesine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesinin sözü geçen kararı27/10/2011 tarihli ve 28097 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanmıştır.
15. Bu arada 22/5/2012 tarihli ve 6318 sayılı Kanun’un 36.maddesi ile 357 sayılı Kanun’un 25. maddesi değiştirilmiş, değişiklik 3/6/2012tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğegirmiştir.
16. Askerî hâkimlerin yargılanması usulünü düzenleyen yasadeğişiklikleri 3/6/2012 tarihli Resmî Gazete’deyayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bunun üzerine Genelkurmay Başkanlığı AskerîMahkemesinin 6/6/2012 tarihli ve E.2012/11, K.20120/68 sayılı hükmü ile 357sayılı Kanun’un 25. ve geçici 10. maddeleri uyarınca sanıklar M.Ç. ve başvurucuhakkındaki kovuşturma işlemlerine Askerî Yargıtaydabulundukları aşamadan itibaren devam olunmak üzere dosyanın Askerî YargıtayBaşkanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
17. Askerî Yargıtay Başkanlar Kurulunun 18/6/2012 tarihli kararıile yargılamayı yapan Askerî Yargıtay 4. Dairesi, 18/1/2013 tarihli veE.2013/1, K.2013/1 sayılı kararıyla sanıklara atılı suçların unsurları yönündenoluşmadığı ve iddianamede yazılı eylemlerinin başka bir suça da temas etmediğisonucuna vararak her iki sanığın da beraatine kararvermiştir.
18. Askerî savcı tarafından, başvurucu hakkında suçluyu kayırmasuçundan ve M.Ç. hakkında suçluyu kayırmaya azmettirme suçundan mahkûmiyetkararı verilmesi gerektiği ileri sürülerek beraat kararları sanıklar aleyhinetemyiz edilmiştir.
19. Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 31/5/2013 tarihli veE.2013/68, K.2013/80 kararı ile suçun işlenmesi konusunda tam bir mutabakathâlinde hareket ederek fiili birlikte gerçekleştiren sanıkların müşterekenresmî belgede sahtecilik suçunu işledikleri kabul edilerek her iki sanıkhakkında verilen beraat kararlarının sübut yönünden bozulmasına kararverilmiştir.
20. Bu arada başvurucu, 12/6/2013 tarihli dilekçesiyle AnkaraCumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulunarak Yunak Cumhuriyet BaşsavcılığınaHv. Hâk. Ütğm. Ö.T.ye ait fotoğrafı tanık Ş.C.ningönderdiğini, bunu iş yoğunluğu nedeniyle sehven yaptığını kendisine söylediğinibelirterek şikâyetçi olmuştur. Şüpheli sıfatıyla ifade veren tanık Ş.C.,suçlamaları kabul etmemiştir.
21. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 6/1/2014 tarihli veK.2014/756 sayılı kararıyla şüpheli (tanık) Ş.C.ye isnat olunan suçlar hakkındakamu davasını açılmasına yetecek kadar delil elde edilmediği gerekçesiylekovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Bu karar itiraz üzerinekesinleşmiştir.
22. Askerî Yargıtay 4. Dairesi, bozmaya uyarak yargılamaya devametmiş; 7/2/2014 tarihli duruşmada başvurucu, asker kişi sıfatını kaybettiğindendolayı görevsizlik kararı verilerek dava dosyasının Yargıtay Başkanlığınagönderilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Dairece aynı duruşmada alınanara kararıyla görülmekte olan davaya bakmakla görevli olunduğuna kararverilmiştir.
23. Başvurucu, anılan görevsizlik kararı verilmesi talebininreddi kararı üzerine 10/2/2014 tarihli duruşmada, bu kez dava dosyasınınuyuşmazlık çıkarılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesinitalep etmiştir. Aynı Daire, talep dilekçesi ve ilgili tüm belgeleri uyuşmazlıkçıkarmaya yetkili bulunan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18/2/2014 tarihli ve YY-2014/62279 sayılıkararıyla uyuşmazlık çıkarma talebinin delillerin ikamesine başlamadan önceyapılması imkânı ve şartı varken bu aşamaya kadar bu müessesenin işletilmediği gerçekçesiyle uyuşmazlık çıkarılmasına yer olmadığına kesinolarak karar verilmiştir.
24. Askerî Yargıtay 4. Dairesinin 24/3/2014 tarihli ve E.2013/3,K.2014/1 sayılı hükmü ile sanıkların müşterek fail sıfatıyla kamu görevlisiningörevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî belgede sahtecilik suçunuişledikleri kabul edilerek 2 yıl 6 ay hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarınave sanıkların TSK’dan çıkarılmalarına karar verilmiştir.
26. Askerî savcı tarafından, başvurucu hakkında suçluyu kayırmasuçundan ve M. Ç. hakkında suçluyu kayırmaya azmettirme suçundan mahkûmiyetkararı verilmesi gerektiği ileri sürülerek mahkûmiyet hükümleri temyizedilmiştir. Başvurucu da askerî yargının görevli olmadığını ve suçununsurlarının oluşmadığını belirterek hükmü temyiz etmiştir.
27. Temyiz üzerine Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 27/11/2014tarihli ilamı ile Askerî Yargıtay 4. Dairesinin 24/3/2014 tarihli kararıonanmıştır.
28. Başvurucu, onama kararını 12/3/2015 tarihinde öğrenmiştir.Başvurucu, 13/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. İlgili Mevzuat
29. 357 sayılı Kanun’un 23. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Askeri hâkimlerin görevlerinden dolayı veyagörevleri sırasında işledikleri suçlar veya sıfat ve görevlerinin gereklerineuymayan hal veya eylemleri yahut askeri yargıya tabi şahsi suçları şikayet ve ihbar edilir veya cereyan eden işlemlerdenöğrenilirse soruşturma izni verilmesine lüzum olup olmadığının tespiti içinMilli Savunma Bakanı tarafından ilgili şahıstan kıdemli bir askeri adaletmüfettişi görevlendirilir. Zorunlu hallerde bu görev en kıdemli askeri adaletmüfettişi tarafından yerine getirilir…”
30. 357 sayılı Kanun’un 25. maddesinin Anayasa Mahkemesinin16/6/2011 tarihli ve E.2010/32, K.2011/105 sayılı iptal kararından önceki hâlişöyledir:
“MillîSavunma Bakanı, soruşturma yapmaya memur edilen askeri adalet müfettişincedüzenlenen ve düşüncesini de kapsayan evrakı inceler, elde edilen sonuca görehazırlık soruşturması yapılması için izin verilmesi veya disiplin cezasıtayinine yahut kovuşturma yapılmasına lüzum görmezse evrakın işlemdenkaldırılmasına karar verir.
Millî Savunma Bakanınca hazırlık soruşturmasıaçılmasına izin verildiği takdirde düzenlenmiş olan evrak gereği yapılmak üzereilgilinin görevli bulunduğu yere en yakın askeri mahkemenin savcısınagönderilir.
Bir suçtan dolayı yapılacak ceza soruşturmasıdisiplin cezası uygulanmasına engel olmaz.”
31. 357 sayılı Kanun’un 25. maddesinin 22/5/2012 tarihlideğişiklikten sonraki hâli şöyledir:
“Millî Savunma Bakanı, inceleme yapmaklagörevlendirilen askeri adalet müfettişince düzenlenen ve düşüncesini de kapsayanevrakı inceler, elde edilen sonuca göre soruşturma yapılması için izinverilmesine veya disiplin cezası tayinine ya da soruşturma yapılmasına lüzumgörmezse evrakın işlemden kaldırılmasına karar verir.
MillîSavunma Bakanınca soruşturma açılmasına izin verildiği takdirde düzenlenmişolan evrak, gereği yapılmak üzere ilgilinin görevli bulunduğu yere en yakınaskeri mahkemenin savcısına gönderilir. Ancak Askeri Yargıtay kadrolarındasavcılık ve tetkik hâkimliği ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kadrolarındasavcılık ve raportörlük görevi yapan askeri hâkimler ile Millî SavunmaBakanlığı kadrolarında görevli askeri hâkimler hakkında düzenlenen evrakGenelkurmay Başkanlığının bulunduğu yerde kurulan askeri mahkemenin savcısınagönderilir.
Askerisavcı tarafından iddianame düzenlenmesi halinde iddianamenin kabulü ya daiadesi konusunda karar verilmek üzere soruşturma evrakı ve düzenlenen iddianameAskeri Yargıtaya gönderilir. Askeri YargıtayBaşkanlar Kurulunun belirleyeceği daire, iddianamenin kabulüne veya iadesinekarar verir.
İddianameniniadesi kararına karşı, iddianameyi düzenleyen askeri savcı tarafından AskeriYargıtay Daireler Kuruluna itiraz edilebilir.
Haklarındaiddianamenin kabulüne karar verilen askeri hâkimlerin kovuşturması iddianameyideğerlendiren Askeri Yargıtay dairesinde yapılır. İddianamenin kabulündenitibaren Askeri Yargıtay dairesinde yapılacak kovuşturmada savcılık göreviniAskeri Yargıtay Başsavcılığı yürütür.
Birsuçtan dolayı yapılacak ceza soruşturması disiplin cezası uygulanmasına engelolmaz.”
32. 357 sayılı Kanun’un 35. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Askeri hakimlerin genel yargıya tabi şahsisuçları hakkında genel hükümler uygulanır. Ancak soruşturma o yer ağır cezamahkemesi Cumhuriyet Başsavcısınca ve kovuşturma o yer ağır ceza mahkemesinceyapılır…”
33. 25/10/1963 tarihli ve 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşuve Yargılama Usulü Kanunu’nun 9. maddesi şöyledir:
“Askeri mahkemeler kanunlarda aksi yazılıolmadıkça, asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişileraleyhine yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işlediklerisuçlara ait davalara bakmakla görevlidirler.”
34. 353 sayılı Kanun’un 17. maddesi şöyledir:
“Askeri mahkemelerde yargılamayı gerektirenilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakmagörevini değiştirmez. Ancak suçun; askeri bir suç olmaması, askeri bir suçabağlı bulunmaması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer.”
35. 26/09/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 204.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğuresmî bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarınıaldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahteresmî belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasıile cezalandırılır.”
36. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun3. maddesi şöyledir:
“(1) Mahkemelerin görevleri kanunlabelirlenir.
(2) (Ek: 26/6/2009 – 5918/6 md.) Barış zamanında, asker olmayan kişilerin Askeri Ceza Kanununda veya diğer kanunlarda yer alan askerîmahkemelerin yargı yetkisine tabi bir suçu tek başına veya asker kişilerleiştirak halinde işlemesi durumunda asker olmayan kişilerin soruşturmalarıCumhuriyet savcıları, kovuşturmaları adlî yargı mahkemeleri tarafındanyapılır.”
37. 12/6/1979 tarihli ve 2247 sayılıUyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 20. maddesişöyledir:
"Daha önce Uyuşmazlık Mahkemesince yargımercii belirtilmemiş olan bir davada temyiz incelemesi yapan yüksek mahkeme,davanın, davaya bakan mahkemenin görevi dışında olduğu kanısına varırsa,incelediği kararı bozacak yerde, incelemeyi erteleyerek yargı merciininbelirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurmaya karar verebilir."
B. İlgili Yargı Kararları
38. Anayasa Mahkemesinin 20/9/2012 tarihli ve E.2011/80,K.2012/122 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“…İtiraz konusu kuralın da yer aldığı 353sayılı Kanun'un 'Müşterek Suçlar' başlıklı 12. maddesinde, askeri mahkemelereve adliye mahkemelerine tabi kişiler tarafından bir suçun müştereken işlenmesihalinde eğer suç Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı bir suç ise sanıklarınyargılanmalarının askeri mahkemelerde; eğer suç Askeri Ceza Kanunu'nda yazılıolmayan bir suç ise adliye mahkemelerinde yapılacağı kural altına alınmıştır.
7.5.2010 günlü 5982 sayılı Kanun iledeğiştirilen Anayasa'nın 145. maddesinde, 'Askerî yargı, askerî mahkemeler vedisiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişilertarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veyaaskerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalarabakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzeninişleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askerî mahkemelerde yargılanamaz.Askerî mahkemelerin savaş halinde hangi suçlar ve hangi kişiler bakımındanyetkili oldukları; kuruluşları ve gerektiğinde bu mahkemelerde adlî yargı hâkimve savcılarının görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir.' denilmiştir.
Anayasa'nın 145. maddesinindeğişiklik gerekçesinde, askeri yargınıngörev alanının yeniden düzenlendiği, mevcut hükümde askeri yargının görevalanının oldukça geniş düzenlenmesi nedeniyle uluslararası belgelerde budurumun eleştirildiği, askeri mahkemelerin görev alanının demokratik hukukdevletinin getirdiği ölçüler çerçevesinde yeniden tanımlandığı, getirilendüzenlemeyle askeri mahkemelerin görev alanının askeri suçların yargılanmasıylaçağdaş ülkelerde olduğu gibi sınırlandırıldığı ve asker kişilerin sadeceaskerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri askeri suçlara aitdavalarla sınırlı tutulduğu, asker olmayan kişilerin savaş hali haricinde,askeri mahkemelerde yargılanmayacağının anayasal teminat altında alındığıbelirtilmiştir.
İtiraz konusu kurala göre, asker olmayankişilerin asker kişilerle birlikte suç işlemeleri durumunda işlenilensuç Askeri Ceza Kanunu'nda düzenlenmiş ise bu kişiler askeri mahkemelerdeyargılanacaklardır. Ancak, Anayasa'nın 145. maddesinin değişiklik gerekçesindede belirtildiği üzere, savaş hali dışında asker olmayan kişilerin işlediklerisuçlar nedeniyle askeri mahkemelerde yargılanamayacağı anayasal olarak teminataltına alınmıştır. Bu durumda, Anayasa'nın 145. maddesinde yapılan değişikliksonucunda itiraz konusu kural, Anayasa'ya aykırı hale gelmiştir…”
39. Anayasa Mahkemesinin 11/4/2012 tarihli ve E.2011/108,K.2012/55 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“…353 sayılı Kanun'un 17. maddesinin itirazkonusu birinci cümlesinde, askerî mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilgininkesilmesinin, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakmagörevini değiştirmeyeceği düzenlenmiş, ikinci cümlesinde ise suçun askerî birsuç olmaması ve askerî bir suça bağlı bulunmaması hâlinde askerî mahkemeningörevinin sona ereceği açıklanmıştır. Bunagöre, suçu işlediği sırada asker olan kişinin bu sıfatının kalkması, öncedenişlediği ve askerî yargıya tâbi bir suçtan dolayı askerî mahkemede davaaçılmasına veya davanın görülmesine engel olmamaktadır. Ancak bu kişininişlediği suç askerî suç değilse veya askerî suça bağlı değilse askerîmahkemenin görevi sona erecektir.
Anayasa'nın7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Kanun'un 15. maddesiyle değiştirilen 145.maddesinin birinci fıkrasında, 'Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplinmahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafındanişlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmetve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmaklagörevlidir...' denilmek suretiyle askeri mahkemelerin görev alanı belirlenmiş,ikinci fıkrasında ise 'Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askerîmahkemelerde yargılanamaz.' denilmek suretiyle askeri mahkemelerde savaş haliharicinde sivillerin yargılanamayacağı hüküm altına alınmıştır.
Ceza yargılaması hukukunda kişilerin hangimahkemelerde yargılanacağının belli bir sıfatı taşımaya bağlandığı durumlarda,söz konusu sıfatın suçun işlendiği sırada bulunması gerekmekte olup, bu sıfatınsuçun işlenmesinden sonra bir şekilde kaybedilmesi, kişilerin tabi bulunduğumahkemenin görevinde herhangi bir değişikliğe neden olmamaktadır. Çünkü kanun koyucu bir suçu ele alırken suçun işleneceği sıradakikoşulları gözeterek suçun cezasının niteliğini, ağırlığını ve kovuşturulacağımahkemeyi belirlemektedir.
Anayasa'nın145. maddesinde yer alan ve asker olmayan kişilerin savaş hali dışında askerimahkemelerde yargılanamayacağını düzenleyen kural, suçun işlendiği sırada askerkişi olmayanlara ilişkin olup, bu kuralın, suçun işlendiği sırada asker olankişilerin suçu işledikten sonra bu sıfatlarını kaybetmeleri halinde askerimahkemelerde yargılanmalarını yasaklayan bir yönü bulunmamaktadır.”
40. Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün 14/1/2013 tarihli veE.2012/40,K.2013/1 sayılı kararının ilgili kısmışöyledir:
“…353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve YargılamaUsulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altındadüzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9.maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça askerkişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerimahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işlediklerisuçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmekte iken, maddenin“….askeri mahallerde….” ibaresi Anayasa Mahkemesi’nin 26.6.2012 tarih ve 28335sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 15.3.2012 gün veE:2011/30, K:2012/36 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
"Askeri suç" ise, öğretide veuygulamada;
a)Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka biranlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayansuçlar,
b)Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarındagösterilen suçlar,
c) TürkCeza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmaküzere üç grupta mütalaa edilmektedir.
Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4191sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri mahkemelerde yargılanmayıgerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bumahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmamasıaskeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamışolması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” denilmekte iken, maddenin"... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması ..." tümcesiAnayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990 sayılı ResmiGazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74,K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayıgerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bumahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir suçolmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemeningörevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamudavasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.
353 sayılı Yasa’nın “Müşterek Suçlar” başlığıaltında düzenlenen 12. maddesinde"Askerimahkemelere ve adliye mahkemelerine tabi kişiler tarafından bir suçunmüştereken işlenmesi halinde eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı bir suç isesanıkların yargılanmaları askerimahkemelere; eğer suçAskeri Ceza Kanununda yazılı olmayan bir suç ise adliye mahkemelerineaittir" denilerek, Askeri Ceza Kanununda yazılı olmayan bir suçunmüştereken işlenmesi halinde sanıkların yargılamalarının adli mahkemelerdeyapılacağı hükme bağlanmıştır.
Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamudavasında, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararında, sanıklara yükleneneylemin 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun “Hakikate muhalif rapor layiha sairevrak tanzim ve ita edenler” başlığı altında düzenlenen 134. maddesinde yazılısuç kapsamında kaldığı gerekçesine yer verilmiş ise de, dosyanınincelenmesinde, iddianamede anlatılan ve yargı yerlerince verilen görevsizlikkararlarında da kabul edilen, sanıklara yüklenen eylemin, doktor olansanıkların, sanık T.S. tarafından sağlık karneleri getirilen kişileri görmedenve muayene etmeden gerçeğe aykırı reçete yazmak olduğu, bu durumda askeri yargıyerince verilen görevsizlik kararında, doktor sanıklara yüklenen eylemin 5237sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 204/2. maddesinde düzenlenen “resmi belgedesahtecilik” suçunu, sanık T.S.’e yüklenen eylemin “busuça iştirak etmek” suçunu oluşturduğu açıklanarak, eylemlerin 5237 sayılı TürkCeza Kanunu’nda düzenlenen suçlar kapsamında kaldığının değerlendirildiğigözetildiğinde, verilen görevsizlik kararı hukuka uygun bulunmuştur.
Böylece, sanıklara yüklenen eylemin 5237sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen suçlar kapsamında kaldığı, Askeri CezaKanunu’nda bu eyleme ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı, bu nedenle “askerisuç” olmadığı açıktır.
(…)
Açıklanan nedenlerle, davanın adli yargıyerinde görülmesi ve Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararınınkaldırılması gerekmiştir…”
41. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19/6/2012 tarihli veE.2012/YYB-722, K.2012/234sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“Suçtarihinde askeri savcı olarak görev yapan sanık [M.Ç.] hakkında 3628 sayılı Yasaya aykırılık suçundan açılan kamu davasında yargılamagörev ve yetkisinin Yargıtay 7. Ceza Dairesine mi yoksa Ankara 1. Ağır CezaMahkemesine mi ait olduğunun belirlenmesine ilişkin uyuşmazlığın çözümünegeçmeden önce askeri yargının görevli olup olmadığı hususunun değerlendirilmesigerekmektedir.
(…)
Askerî mahkemeler, asker olmayan kişilerinözel kanunda belirtilen askerî suçları ile kanunda gösterilen görevlerini ifaettikleri sırada veya kanunda gösterilen askerî mahallerde askerlere karşıişledikleri suçlara da bakmakla görevlidirler” şeklinde iken07.05.2010 gün ve5982 sayılı Yasanın 15. maddesiyle; “Askerî yargı, askerî mahkemeler vedisiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişilertarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veyaaskerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalarabakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzeninişleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.
Savaş hali haricinde, asker olmayan kişileraskerî mahkemelerde yargılanamaz” biçiminde değiştirilmiş ve bu suretle deaskeri yargının görev alanı oldukça daraltılmıştır.
Bu değişikliğin nedeni madde gerekçesinde;“Mevcut hükümde askerî yargının görev alanı oldukça geniş düzenlenmiş olup budurum, değişik uluslararası belgelerde (Katılım Ortaklığı Belgesi, İlerlemeRaporları, İstişari Ziyaret Raporları vb.)vurgulanmıştır. Yine, Yargı Reformu Stratejisinde ve Avrupa Birliği müktesebatınınTürkiye Cumhuriyeti tarafından üstlenilmesine yönelik olarak hazırlanan veBakanlar Kurulu tarafından onaylanarak yürürlüğe giren 2008 Yılı UlusalProgramında, askerî mahkemelerin görev alanının demokratik hukuk devletiningerektirdiği ölçüler çerçevesinde yeniden tanımlanması öngörülmüştür.
Mukayeseli hukuk da göstermektedir ki, pek çokülkede ayrı bir askerî yargı sistemi bulunmamakta ve asker kişiler de adliyemahkemelerinde yargılanmaktadır. Bazı ülkelerde ise, askerî mahkemeler sadecedisiplin mahkemesi olarak, oldukça sınırlı bir alanda görev yapmaktadır. Bunakarşın askerî yargı ülkemizde, demokrasi ve hukuk devleti standartlarınındışında, geniş bir görev alanına sahiptir. Askerî yargının görev alanının genişbelirlenmiş olması, bazen yargı mercileri arasında görev uyuşmazlıklarına daneden olabilmektedir.
Getirilen düzenlemeyle askerî mahkemeleringörev alanı, askerî suçların yargılanmasıyla sınırlandırılmaktadır. Askerî suçise yüksek mahkemelerce tanımlanmış bir kavramdır. Anayasa Mahkemesinin25.10.1994 tarihli ve E. 1994/2, K. 1994/76 sayılı kararında, askerî suçununsurları, askerî bir yararı ihlâl etmek ve askerî nitelikte olmak biçimindeaçıklanmıştır. Bir suçun Askerî Ceza Kanununda açıkça yer almış olmasının, onunaskerî suç sayılmasına yetmeyeceği belirtilmiştir. Yine 01.07.1998 tarihli veE. 1996/74, K. 1998/45 sayılı kararında askerî mahkemelerin görev alanının,‘askerî hizmetlerin yürütülmesindeki özellikler, disiplinin korunması, askerkişilerin astlık üstlük ilişkileri dikkate alınarak’ belirlenmesi gerektiğivurgulanmıştır. Bu veriler göz önüne alınarak, askerî mahkemelerin görev alanı,çağdaş ülkelerde olduğu gibi daraltılmakta ve asker kişilerin, sadece askerlikhizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri askerî suçlara ait davalarlasınırlı tutulmaktadır” şeklinde açıklanmıştır.
T.C. Anayasası’nın 145. maddesinde yapılandeğişikliğin gerekçesinde atıf yapılan Anayasa Mahkemesinin 25.10.1994 gün ve2-76 sayılı kararında; “Asker veya asker olmayan herhangi bir kişi tarafındanişlenen suçun, askerî bir yararı ihlâl etmediği, dolayısıyla askerî niteliktenyoksun bulunduğu belirgin ise, suçun Askerî Ceza Yasası'nda açıkça yer almışolması onun askerî suç sayılmasına yetmeyecektir”,
01.07.1998 gün ve 74-45 sayılı kararında ise,askeri yargının görev alanını belirleyenAnayasanın145. maddesinin5982 sayılı Yasa ile değiştirilmeden önceki metnine ilişkinolarak; “Anayasa’nın ‘Askerî yargı’ başlıklı 145. maddesinde... denilerekaskerî hizmetlerin yürütülmesindeki özellikler, disiplinin korunması, askerkişilerin astlık üstlük ilişkileri dikkate alınarak bu mahkemelerin görev alanıve asker olmayan kişilerin hangi hallerde askerî mahkemelerdeyargılanabilecekleri belirtilmiştir” değerlendirmesi yapılmıştır.
Sanığın askeri savcı olarak görev yaptığıolayda uyuşmazlığın çözümünde yalnızca 26.10.1963 tarihli ResmiGazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 353 sayılı Yasanın 9. maddesi hükmünündeğil başta Anayasa olmak üzere tüm mevzuatın ve Uyuşmazlık Mahkemesi ileAnayasa Mahkemesi kararlarının da göz önüne alınması gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesinin yukarıdaayrıntısı verilen 25.10.1994 ve 01.07.1998 tarihli kararlarında vurgulandığıüzere, askerî mahkemelerin görev alanı; “askerî hizmetlerin yürütülmesindekiözellikler, disiplinin korunması, asker kişilerin astlık üstlük ilişkileridikkate alınarak” belirlenmelidir. Ülkemizde adliye mahkemelerinin yanındagörev yapmakta olan askeri mahkemelerin görev alanı, son yıllarda Anayasa’da veyasalarda yapılan değişikliklerle önemli ölçüde daraltılmış, bu bağlamda,Anayasamızın 145. maddesinde ve CYY'nın 3. maddesindeyapılan değişikliklerle askeri yargının görev alanının sınırları daraltılaraktekrar belirlenmiştir. Nitekim yasa koyucunun bu iradesi Anayasamızın 145.maddesinin değişiklik gerekçesinde; “askerî mahkemelerin görev alanı, çağdaşülkelerde olduğu gibi daraltılmakta ve asker kişilerin, sadece askerlik hizmetve görevleriyle ilgili olarak işledikleri askerî suçlara ait davalarla sınırlıtutulmaktadır” şeklinde açıkça ifade edilmiş ve Ceza Genel Kurulunun 05.07.2011gün ve 116-157 sayılı kararında da benzer hususlara işaret edilmiştir.
Diğer taraftan, 3628 sayılı Mal BildirimindeBulunulması Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Yasasının “Gerçeğe aykırıbildirimde bulunma” başlıklı 12. maddesinde;
“Kanunen daha ağır bir cezayı gerektirmediğitakdirde gerçeğe aykırı bildirimde bulunana altı aydan üç yıla kadar hapiscezası verilir” düzenlemesine yer verilmiştir.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 12.10.2006gün ve 168-168, 24.04.2003 gün 47-45, Askeri Yargıtay 4. Dairesi’nin 30.03.2004gün ve 439-436, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 29.09.2009 gün ve 1265-10364,23.06.2008 gün ve 1975-15741 sayılı kararlarında da askeri mahkemelerin görevalanının yorumla genişletilmesinin uygun olmadığına işaret edilerek, TürkSilahlı Kuvvetlerinde görev yapan asker kişiler tarafından işlenen gerçeğeaykırı bildirimde bulunma suçunun unsurları ve cezasının 3628 sayılı Yasadadüzenlenmesi ve Askeri Ceza Yasasında yer alan ya da Askeri Ceza Yasasınınatıfta bulunduğu suçlardan olmaması nedeniyle belirtilen suçun askeri suçolmadığı hususunda kuşku bulunmadığı, ancak asker kişinin mal bildirimindebulunacağı mercii 3628 sayılı Yasanın 8/b maddesine göre askeri makamlarolduğundan söz konusu suçun askeri mahalde işlendiği ve yargılama görevininaskeri makamlar olduğunu kabul etmek gerektiği belirtilmiş, suçun başkacaaskeri suçlarla bağlantılı bulunması durumunda da soruşturma ve kovuşturmagörevinin askeri yargı organlarına ait olduğunun kabulü gerektiği vurgulanmıştır.
Görüldüğü gibi 3628 sayılı Yasada düzenlenengerçeğe aykırı mal bildiriminde bulunmak suçunun askeri suç olmadığı, Yargıtay,Askeri Yargıtay ve Uyuşmazlık Mahkemesi kararları ile sabit olup, T.C.Anayasasının 145. maddesinde değişiklik yapılmadan önce suçun “askeri mahaldeişlenmesine” göre askeri yargı organlarının görevli olduğunun kabul edildiğianlaşılmaktadır.
Ancak, Anayasa’nın 145. maddesinde yer alan“askeri mahallerde” ibaresi metinden çıkarıldığından, gerçeğe aykırı bildirimdebulunmak suçu, kovuşturma görevi askeri yargı organlarına ait olan başka birsuçla irtibatlı olmadığı sürece askeri yargı organlarının görevi kapsamındaolmayacaktır. Bu anlamda sanık hakkında gerçeğe aykırı mal bildiriminde bulunmasuçundan açılan kamu davasında Genelkurmay Askeri Mahkemesince 15.03.2011 gün20-26 sayı ile verilen görevsizlik kararı isabetlidir.
357 sayılı Askeri Hakimler Yasasının “GenelYargıya Tabi Suçlar” başlığı altında düzenlenen 28. maddesi, “Askeri Hakimlerve Askeri Savcılar ile Yardımcılarının, Adli Müşavirlerin, Askeri Adalet İşleriBaşkanlığı ve Askeri Adalet Teftiş Kurulu Başkanlığı kadrolarında ve AskeriYargı ile ilgili idari görevlerde bulunan askeri hakimlerin genel yargıya tabişahsi suçları hakkında genel hükümler uygulanır.
Ancak soruşturma ve kovuşturma o yer ağır cezamahkemesi savcılığı ve sorgu hakimliğince, son soruşturma ise ağır cezamahkemesince yapılır” şeklinde iken;
03.06.2012 günlü ResmiGazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6318 sayılı Yasanın 35. maddesi ile“Genel yargıya tabi şahsi suçlar ve hukuki sorumluluk” başlığı altında yenidendüzenlenmiş ve “Askeri hakimlerin genel yargıya tabi şahsi suçları hakkındagenel hükümler uygulanır. Ancak soruşturma o yer ağır ceza mahkemesi CumhuriyetBaşsavcısınca ve kovuşturma o yer ağır ceza mahkemesince yapılır.
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstühallerinde soruşturma genel hükümlere göre yapılır. Soruşturma yetkiliCumhuriyet Başsavcısı veya Başsavcı vekilleri tarafından bizzat yürütülür.
Bu hallerde durum hemen Millî SavunmaBakanlığına bildirilir…” biçiminde değiştirilmiştir.
Maddedeki düzenleme ile askeri hakimleringenel yargıya tabi kişisel suçları ile ilgili soruşturma ve kovuşturma usullerihüküm altına alınarak, genel yargıya tabi şahsi suçlar hakkında genelhükümlerin uygulanacağına işaret edilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Yasasınınbazı hükümlerinin de gözden geçirilmesinde yarar bulunmaktadır.
(…)
AnılanYasanın “soruşturma ve kovuşturma” başlıklı yedinci kısmında yer alan adli veidari yargı hakim ve Cumhuriyet savcılarınıngörevlerinden doğan ya da görevleri sırasında işledikleri suçlar ile kişiselsuçlarında soruşturma ve kovuşturma usullerini düzenleyen 82 ila 98.maddelerindeki hükümlerin askeri yargı hakim ve savcılar yönünden deuygulanacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Yasanın yalnızca EkGeçici 2. maddesinde, kendi yasalarında gerekli değişiklik yapılıncaya kadaraylık, ek gösterge, ödenek, mali, sosyal ve diğer özlük hakları bakımından;askeri hakimler hakkında da uygulanacağı hüküm altına alınmış ve bu hükmeparalel olacak şekilde 357 sayılı Askeri Hakimler Yasasının 18. maddesi veGeçici 9. maddesinde de askeri hakimlerin bir kısım özlük hakları bakımından2802 sayılı Yasaya atıfta bulunulmuştur.
357 sayılı Askeri Hakimler Yasası, 353 sayılıAskeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Yasası, 477 sayılı DisiplinMahkemeleri Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları HakkındakiYasaların incelenmesinde askeri hakim ve savcılarınsoruşturma ve kovuşturmaları ile ilgili olarak 2802 sayılı Yasaya herhangi biratıf yapılmadığı görülmektedir.
Bu açıklamalara göre, amacıve kapsamına yukarıda yer verilen ve özel bir yasa niteliğinde olan 2802 sayılıHakimler ve Savcılar Yasasının (özlük haklarına ilişkin belirtilen maddeleridışında) soruşturma ve kovuşturma usulleri bakımından askeri hakim ve savcılarhakkında uygulanma olanağı bulunmadığı, askeri hakim ve savcılar ile ilgilisoruşturma ve kovuşturmaya ilişkin esasların 357 sayılı Askeri HakimlerYasasında düzenlemiş olduğu ve anılan Yasanın 28. maddesi uyarınca genelyargıya tabi şahsi suçlarla ilgili yargılama görev ve yetkisinin adli yargı ilkderece mahkemelerine ait olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
3628 sayılı Mal BildirimindeBulunulması Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Yasasının 12. maddesindedüzenlenen gerçeğe aykırı bildirimde bulunma suçundan yargılama yapma görevininaskeri yargıya ait olmadığının da belirlenmesi karşısında, 357 sayılı Yasanın28. maddesi uyarınca bu suçla ilgili yargılama yapma görevi genel yargıya,diğer bir anlatımla o yer ağır ceza mahkemesine ait olacaktır.”
42. Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 26/12/2013 tarihli veE.2013/130, K.2013/127sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“…Görev hususunun değerlendirilmesi
353 sayılı Kanun'un "Askerî mahkemelerdeyargılamayı gerektiren ilginin kesilmesi" başlıklı 17'nci maddesi"Askerî mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi daha önceişlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancaksuçun; askerî bir suç olmaması, askerî bir suça bağlı bulunmaması hâlindeaskerî mahkemenin görevi sona erer." şeklindedir.
Bu düzenlemeye göre, sanığa isnat edilen suçunaskerî bir suç olmaması, askerî bir suça bağlı bulunmaması ve askerîmahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi hâlinde, askerîmahkemenin görevi sona erecektir. Eğer suç askerî bir suça bağlı ise veyaaskerlik hizmet ve göreviyle ilgili ise, her hâldeaskerî mahkemenin yargılama görevi devam edecektir.
Anayasa'nın "Askerî yargı" başlıklı145/1'inci maddesinde; "Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplinmahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafındanişlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmetve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmaklagörevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişinekarşı suçlara ait davalar her hâlde adliyemahkemelerinde görülür.";
353 sayılı Kanun'un "Genel görev"başlıklı 9'uncu maddesinde: "Askerî mahkemeler kanunlarda aksi yazılıolmadıkça, asker kişilerin askerî olan suçları ile bunların asker kişileraleyhine yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işlediklerisuçlara ait davalara bakmakla görevlidirler.";
Hükümleri yer almaktadır.
Askerî bir suç olmadığıhususunda kuşku bulunmayan "resmî evrakta sahtecilik vedolandırıcılık" suçlan; temyize konu olayda asker kişiler aleyhineişlenmediği gibi, askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak daişlenmemiştir. Dolayısıyla bu suçlarla ilgili yargılama görevi askerîmahkemelere ait değildir. Anayasa'nın 145'inci maddesinde 07.05.2010 tarihli ve5982 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle askerî mahkemelerin görev kapsamınıtespit eden madde metninden askerî mahal kavramı çıkarıldığından, söz konususuçların askerî mahalde işlenmiş olması da görevin belirlenmesi bakımındansonuca etkili değildir…”
43. Askerî Yargıtay 3. Dairesinin suç tarihinden sonra emekliolmuş bir Askerî Yargıtay üyesi hakkındaki 18/12/2015 tarihli ve E.2015/1,K.2015/1 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Sanık hâli hazırda emekliye ayrılmışolup, askerî mahkemelerde yargılanmasını gerektiren ilgi kesildiğinden vesanığa isnat edilen altı ayrı "Zincirleme şekilde kamu görevlisine karşıgörevinden dolayı hakaret", üç ayrı "Zincirleme şekilde iftira"ve "Zincirleme şekilde adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs"suçlarının unsurları ve müeyyideleri Türk Ceza Kanununda gösterildiğinden, atıfsuretiyle askerî suç hâline getirilmemiş, dolayısıyla askerî suç olmadığındanve askerî bir suça da bağlı bulunmadığından, anılan suçlarla ilgili davayaYargıtay'da bakılması gerektiğinden, Askerî Yargıtay Kanunu'nun 38, 353 sayılıKanun'un 9, 17 ve 176'ncı maddeleri gereğince altı ayrı "Zincirlemeşekilde kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret", üç ayrı"Zincirleme şekilde iftira" ve "Zincirleme şekilde adilyargılamayı etkilemeye teşebbüs" suçlarından "Zincirleme şekilde adilyargılamayı etkilemeye teşebbüs" suçu yönünden ...sonuçta oy birliğiyleilk derece mahkemesi olarak görev yapan Dairemizin GÖREVSİZLİĞİNE;
Kararın kesinleşmesini müteakip sanığın müsnet suçlardan eylemlerine uyan kanun maddeleri uyarıncayargılanmasının temini için dava dosyasının onaylı bir suretinin YARGITAYBAŞKANLIĞINA GÖNDERİLMESİNE [karar verildi.]"
44. Anılan görevsizlik kararının temyizi üzerine Askerî YargıtayDaireler Kuruluncaverilen 12/5/2016 tarihli veE.2016/17, K.2016/40 sayılı kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Sonuç olarak yukarıda açıklanangerekçelerle, somut olayda, suç tarihlerinde Yüksek Mahkeme üyesi olan sanığıniddia konusu eylemlerine ilişkin olarak hangi yargı merciinin görevli olduğuhususu uyuşmazlık konusu olup, Askerî Yargıtay Daireler Kurulunca bu husustaverilecek karar sonrasında dosyanın gönderilmesi ihtimali bulunan Yargıtay CezaGenel Kurulunun da kendisini görevsiz görerek karar vermesi ihtimalinin mevcutolduğu, bu ihtimal de dikkate alındığında, görevli mahkemenin Türk hukuksisteminde uyuşmazlıkları çözmeye kesin olarak yetkili olan UyuşmazlıkMahkemesince karar verilmesinin adil yargılanma hakkının gerçekleştirilmesinisağlayacağı dikkate alınarak, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş veİşleyişi Hakkında Kanun'un 20'nci maddesi uyarınca, görevli yargı merciininbelirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına, dava dosyasınınUyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
45. Mahkemenin 7/12/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kanuni HakimGüvencesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlığın Görüşü
46. Başvurucu; 15/8/2014tarihinde emekli olmak suretiyle TSK'dan ayrıldığını,davadosyasında asker kişi olarak sanık kalmadığını, Anayasa'nın 145. maddesininikinci fıkrası uyarınca barış zamanında askerî mahkemelerde yargılanmasınınmümkün olmadığını, keza üzerine atılı resmî belgede sahtecilik suçunun askerîbir suç teşkil etmediğini, bu nedenle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüş ve nihai kararın ortadan kaldırılması talebinde bulunmuştur.
2. Değerlendirme
47. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın "Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı36. maddesi şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
48. İddianın değerlendirilmesinde nazara alınacak ve Anayasa'dayer alan özel güvence ve destek hükümleri aşağıdadır:
49. Anayasa’nın “Kanuni hâkimgüvencesi” kenar başlıklı 37. maddesi şöyledir:
“Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemedenbaşka bir merci önüne çıkarılamaz.
Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemedenbaşka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstümerciler kurulamaz.”
50. Anayasa’nın “Mahkemelerinkuruluşu” kenar başlıklı 142. maddesi şöyledir:
“Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri,işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.”
51. Anayasa’nın “Askerîyargı” kenar başlıklı 145. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplinmahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafındanişlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmetve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmaklagörevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişinekarşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.
Savaş hali haricinde, asker olmayan kişileraskerî mahkemelerde yargılanamaz.
Askerî mahkemelerin savaş halinde hangi suçlarve hangi kişiler bakımından yetkili oldukları; kuruluşları ve gerektiğinde bumahkemelerde adlî yargı hâkim ve savcılarının görevlendirilmeleri kanunladüzenlenir.”
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
52. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kanunihâkim güvencesinin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
53. Kanuni hakim güvencesinin sağladığı“güvenceler”, esasen adil yargılanma hakkı içinde yer almaktadır. Çünkü kanunihâkim güvencesinin sağlanmadığı bir yargılamanın adil olduğundan söz edilemez.
54. Anılan güvence, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkının bir unsuru olmakla beraber (Tahir Gökatalay,B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 77; AYM, E. 2002/170, K. 2004/54, 5/5/2004), hiçkimseninkanunen tabi olduğu mahkemeden başka birmerci önüne çıkarılamayacağına dair Anayasa’nın 37. maddesinde açıkçadüzenlenmiştir. Ayrıca Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği mahkemelerinkuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunladüzenleneceğini belirten Anayasa’nın 142. maddesinin de kanuni hâkimgüvencesinin değerlendirilmesinde gözönündebulundurulması gerektiği açıktır. (MehmetÇelik, B. No: 2015/889, 17/11/2016, § 56).
55. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adilyargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, taraf olduğumuzuluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkınınmadde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim anılan sözleşmelerdenAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralıfıkrasında, herkesin davasının yasayla kurulmuş bir mahkemede görülmesiniisteme hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir.
56. Anayasa'nın 37. maddesinde düzenlenen kanuni hâkimgüvencesi, Anayasa'nın 36. ve Sözleşme'nin 6. maddelerinde ifade edilen adilyargılanma hakkının en önemli ögesi olan "yasayla kurulmuş, bağımsız vetarafsız bir mahkeme önünde yargılanma" hakkının temelini oluşturmaktadır.Kanuni hâkim güvencesi, mahkemelerin kuruluş ve yetkileri ile izleyecekleriyargılama usulünün yasayla düzenlemesini ve dava konusu olay ortaya çıkmadanönce belirlenmesini gerektirir. Bu düzenleme Anayasa Mahkemesi kararlarında,kişinin hangi mahkemede yargılanacağını önceden ve kesin olarak bilmesinigerektiren, doğal hâkim ilkesini koruyan bir hüküm olarak ele alınmaktadır(AYM, E.2002/170, K.2004/54, 5/5/2004; E.2005/88, K.2008/166, 20/11/2008; Tahir Gökatalay,§ 79).
57. Kanuni hâkim güvencesi, sadece mahkemelerin yargı yetkisiiçinde yer alan konuların belirlenmesini değil her bir mahkemenin kuruluşu veyer bakımından yargı yetkisinin belirlenmesi de dâhil olmak üzere mahkemelerinorganizasyonlarına ilişkin tüm düzenlemeleri ifade etmekte, mahkemelerin görevve yetki alanlarının açık ve anlaşılır biçimde tespit edilmesi gereğini ortayakoymaktadır (Tahir Gökatalay,§ 80). Bu güvence,suçunişlenmesinden veya çekişmenin doğmasından önce davayı görecek yargı yeriniyasanın belirlemesi şeklinde tanımlanmaktadır. Kanuni hâkim güvencesi yargılamamakamlarının suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden sonrakurulmasına veya yargıcın atanmasına, başka bir anlatımla sanığa veya davanıntaraflarına göre hâkim atanmasına engel oluşturur (AYM, E.2014/164, K.2015/12,14/1/2015).
.
58. Anılan güvence, Anayasa'nın 145. maddesinde askerîmahkemeler bakımından ise özellikle vurgulanmıştır. Anayasa'nın "Askerî yargı" kenar başlıklı145. maddesinin birinci fıkrasına göre askerî yargı, askerî mahkemeler vedisiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler, asker kişilertarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veyaaskerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalarabakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişinekarşı suçlara ait davalar her hâlde adliyemahkemelerinde görülür. Asker olmayan kişiler savaş hâli haricinde askerîmahkemelerde yargılanamaz.
59. Anayasa'da, askerî mahkemelerin kuruluş ve işleyişininkanunla düzenlenmesinin öngörülmesi; suçların, bunların cezalarının veuyuşmazlığın çözümünde hangi mahkemenin görevli olacağının kanunda açık veanlaşılır şekilde belirtilmesini gerektirir (AYM, E. 1999/13, K. 1999/26,14/6/1999). Kanunla düzenleme ise "belirliliği" ve "öngörülebilirliği"içerir (AYM, E.2010/32, K.2011/105, 16/6/2011).
60. Diğer yandan mahkemelerin görev ve yetki alanlarının ilişkinolarak içtihatlarla ortaya çıkan uyuşmazlıkların da belirsizliğe yol açılmadançözülmesi gerekir. Farklı uygulamaların yüksek mahkemeler nezdinde gelişmesidurumunda toplumun yargıya güvenini azaltacak nitelikte bir hukukibelirsizliğin oluşmasına izin verilmemelidir. Böyle bir durumda adli makamların-özen yükümlülükleri gereği- farklı uygulamaları ortadan kaldırmaya yönelikusule ilişkin güvenceleri devreye sokmaları beklenir. İlgili adli makam, adilyargılanma hakkının da içeriğine dâhil olan hukuki güvenlik ilkesini ihlalederek belirsizliğin bizatihi kaynağı olmamalıdır (Mehmet Çelik, § 61).
61. Aksi tutum askeri yargı yönünden askeri mahkemelerin görevinin,asker kişilerin sadece askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarakişledikleri askerî suçlara ait davalarla sınırlı tutulduğu, asker olmayankişilerin savaş hâli haricinde, askeri mahkemelerde yargılanmayacağına dairAnayasa'nın 145. maddesinin, dolayısıyla Anayasa’nın 36. ve 37. maddelerindekianayasal güvencenin ihlaline yol açabilecektir (Mehmet Çelik, § 63). Nitekim Anayasa Mahkemesi, başvurucuylabirlikte yargılanan diğer sanığın aynı olaya ilişkin başvurusunda (B. No:2015/889) kanuni hâkim güvencesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
62. Askerîmahkemelerin görevleri, Anayasa'nın 145. ve 353 sayılı Kanun'un 9. maddelerindebelirlenmiştir. Buna göre kişilerin asker kişi sıfatıyla yargılanmaları, askerîmahkemelerin görev alanına girmektedir. Sanığın asker kişi sıfatı sonaerdiğinde atılı suç askerî suç değilse veya askerî suça bağlı bulunmuyorsaaskerî mahkemede yargılamanın gereği kalmayacağından yargılamanın doğal görevliyargı yeri olan adli yargı yerinde yapılması gerekmektedir (AYM, E.1996/74,K.1998/45, 1/7/1998). 353 sayılı Kanun’un 17. maddesine göre askerîmahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenensuçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenensuçun "askerî bir suç" olmaması, "askerî bir suça bağlıbulunmaması" hâlinde askerî mahkemenin görevi sona erecektir.
63. Anayasa'nın 145. maddesinin değişiklik gerekçesinde, askerîyargının görev alanının yeniden düzenlendiği, mevcut hükümde askerî yargınıngörev alanının oldukça geniş düzenlenmesi nedeniyle uluslararası belgelerde budurumun eleştirildiği, askerî mahkemelerin görev alanının demokratik hukukdevletinin getirdiği ölçüler çerçevesinde yeniden tanımlandığı, getirilendüzenlemeyle askerî mahkemelerin görev alanının askerî suçların yargılanmasıylaçağdaş ülkelerde olduğu gibi sınırlandırıldığı ve asker kişilerin sadeceaskerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri askerî suçlara aitdavalarla sınırlı tutulduğu, asker olmayan kişilerin savaş hâli haricindeaskerî mahkemelerde yargılanmayacağının anayasal teminat altında alındığıbelirtilmiştir.
64. 353 sayılı Kanun’un 104. maddesine uyarınca askerî hâkimlerile askerî savcılar veya yardımcıları hakkında özel kanuna göre soruşturmayapılır. Bu hükümde sözü geçen özel kanun ise 357 sayılı Kanun’dur. 357 sayılıKanun’un 23., 24., 25. ve 26. maddelerinde askerî hâkim ve savcılar ile ilgilisoruşturma/kovuşturma mercileri düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 26. maddesinegöre askerî hâkimlerin işledikleri fiillerle ilgili olarak askerî adaletmüfettişince düzenlenen evrak kendisine gönderilen askerî savcı, 353 sayılıKanun hükümlerine göre gerekli işlemi yapmak zorundadır.
65. Bu hükümlere göre askerî hâkim ve savcıların asker kişi özelliklerigözönünde bulundurulmaksızın görevleriyle ilgili veyagörevleri sırasında işledikleri askerî yargıya tabi suçlarından dolayısoruşturma ve kovuşturmalarının adli ve idari yargı hâkim ve savcılarınınyargılandığı Yargıtayın muadili olan Askerî Yargıtayda yapılması gerektiğinde bir duraksama yoktur (Ahmet Zeki Üçok, B. No: 2013/1966,25/3/2015, § 36). Ancak 357 sayılı Kanun'da askerî hâkim ve savcıların emekliolmaları hâlinde Askerî Yargıtayın askerî suç veyaaskerî bir suça bağlı başka bir suç dışındaki suçlar bakımından da görevinindevam edeceğine ilişkin özel bir düzenleme bulunmamaktadır. 353 sayılı Kanun’un17. maddesinin askerî hâkim ve savcılar yönünden uygulanamayacağına dair biristisna da getirilmemiştir.
66. Uyuşmazlık Mahkemesi, resmî belgede sahtecilik suçunun"askerî bir suç" olmadığı tespitinde bulunmuştur (bkz. § 41). AskerîYargıtay Daireler Kuruluna göre de "resmî evrakta sahtecilik" suçununaskerî bir suç olmadığı hususunda kuşku bulunmamaktadır. Anayasa'nın 145.maddesinde yapılan değişiklikle madde metninden askerî mahal kavramıçıkarıldığından söz konusu suçun askerî mahalde işlenmiş olması da görevinbelirlenmesi bakımından sonuca etkili değildir (bkz. § 43).
67. Yargıtay Ceza Genel Kurulu da Anayasa'nın 145. maddesinde ve5271 sayılı Kanun'un 3. maddesinde yapılan değişikliklerle askerî yargınıngörev alanının daraltıldığını ve bu iradenin Anayasa'nın 145. maddesinindeğişiklik gerekçesinde açıkça ifade edildiğini belirterek başvurucuylabirlikte yargılanan M.Ç. hakkındaki başka bir dosyada isnat olunan gerçeğeaykırı bildirimde bulunma eyleminin yargılamasının genel mahkemelerde yapılmasıgerektiğine hükmetmiştir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2012/YYB-722,K.2012/234, 19/6/2012). Yargıtay Ceza Genel Kurulu ayrıca 357 sayılı Kanun ve353 sayılı Kanun’da, askerî hâkim ve savcıların soruşturma ve kovuşturmalarıile ilgili olarak 24/2/1983 tarihli ve2802 sayılı Hâkimler ve SavcılarKanunu’na herhangi bir atıf yapılmadığını, dolayısıyla mahkemelerin maddeitibarıyla yetkilerinin belirlenmesinde görevden ayrılan hâkim ve savcılarınayrılma zamanındaki sıfatlarının esas alınacağına dair 2802 sayılı Kanun’un 91.maddesinin de uygulanma olanağı bulunmadığını belirtmiştir (bkz. § 42).
68. AnayasaMahkemesi de norm denetimine ilişkin verdiği kararlarında, Anayasa'nın 145.maddesinin değişiklik gerekçesi doğrultusunda değerlendirmelerde bulunmuştur(bkz. §§ 39, 40).
69. Askerî hâkim ve savcıların askerî mahkemelerde yargılanmayıgerektiren ilgilerinin kesilmesi hâlinde dahi Askerî Yargıtaydayargılanacağına dair Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 27/11/2014 tarihlikararının ilgili kısmı şöyledir:
“…357 sayılıAskerî Hâkimler Kanunu'nda askerî hâkim ve savcıların emekli olmaları hâlinde,Askerî Yargıtay'ın görevinin devam edeceğine ilişkin bir düzenlenmebulunmamakla birlikte, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun91'inci maddesine göre adli ve idari yargı alanlarında görev yapan hâkim vesavcılardan haklarında kovuşturma yapılacak olanların; son sorutturmamercilerinin saptanmasında, son soruşturma zamanındaki, son soruşturmadan öncegörevden ayrılanların ise ayrılma zamanındaki sıfatlarının esas alındığı, bubağlamda, adlî ve idari yargı alanlarında görev yapan hâkim ve savcıların,görevden ayrılmaları hâlinde, yargılama makamında değişiklik olmadığı, hâkim ve savcılık statüsünden dolayı tabi olduğuyargılama makamındaki yargılanmasına her durumda devam edildiği anlaşılmaktadır…”
70. Askerî Yargıtay Daireler Kurulu, 357 sayılı Kanun’da askerîhâkim ve savcıların görevden ayrılmaları hâlinde haklarındakisoruşturma/kovuşturmaların akıbeti hakkında hüküm bulunmadığını belirterekaskerî mahkemelerin görevinin devam ettiğini belirlemiştir. Burada Anayasa'nın145. maddesindeki değişiklik ve gerekçesi nazara alınmamış; 2802 sayılı Kanun’un91. maddesi kıyas yoluyla uygulamıştır. Diğer bir ifadeyle askerî yargınıngörev sınırları, kanuni bir temelden hareket edilmeden yorum yoluylabelirlenmiştir. Anılan yorumun Anayasa Mahkemesi, Uyuşmazlık Mahkemesi, AskerîYargıtay ve Yargıtayın askerî yargının görev alanınailişkin olarak Anayasa'nın 145. maddesinin değişiklik gerekçesini esas alarakverdikleri önceki kararlarla uyumlu olmadığı açıktır. Böylelikle mahkemelerinmadde itibarıyla yetkilerinin (görevlerinin) belirlenmesinde, görevden ayrılanaskerî hâkim ve savcıların ayrılma zamanındaki sıfatlarının esas alınıpalınmayacağına dair Yüksek Mahkemeler arasında içtihat farklılığı oluşmuştur.Bu durum, hukuki belirsizliğe sebep olmuştur.
71. Anayasa Mahkemesi, bir uyuşmazlık hakkında hangi mahkemeninveya yargı kolunun görevli olduğunu tespit etmekle görevli değildir. AnayasaMahkemesinin bireysel başvuru kapsamındaki görevi, yargılamanın usulkurallarına uygunluğunu denetlemek değil adil yargılanma hakkı kapsamındakigüvencelerin somut olayda ihlal edilip edilmediğini denetlemektir.
72. Askerî hâkim ve savcıların hangi mahkemelerdeyargılanacağına dair oluşan hukuki belirsizlik karşısında Askerî Yargıtay-diğer yüksek mahkemelerin içtihatları dikkatine sunulmasına rağmen- meseleninUyuşmazlık Mahkemesine taşınması noktasında harekete geçmemiştir. Diğer birifadeyle suç tarihinden sonra görevden ayrılmış (veya ilişiği kesilmiş) askerîhâkim ve savcılar yönünden hangi yargı kolunun görevli olduğuna ilişkinoluşan hukuki belirsizliğin giderilmesine yönelikmekanizmaların işletilmesi yönünde gerekli özen gösterilmemiştir. Başka birdosyada sonradan yaşanan kısmen benzer bir süreçte ise belirtilen çözümmekanizması işletilerek hukuki belirsizliğin giderilmesine çalışılmıştır (bkz. §§ 43, 44). Sonuç olarak Anayasa’nın36. ve 37. maddelerindeki anayasal güvencenin ihlal edildiği anlaşılmıştır.
73. Açıklanan nedenlerle kanuni hâkim güvencesinin ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
74. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
75. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
76. Ceza yargılamasının süresi tespit edilirken süreninbaşlangıç tarihi olarak bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlartarafından bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama ve gözaltıgibi birtakım tedbirlerin uygulandığı tarih; sürenin sona erdiği tarih olarakise suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği, yargılaması devam edendavalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul süre şikâyetiyle ilgilikararını verdiği tarih esas alınır (B.E.,B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 34)
77. Ceza yargılamasının süresinin makul olup olmadığıdeğerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, taraflarınve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanınsüratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkatealınır (B.E., § 29)
78. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurulardaverdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık 4 yıl 10 aylıkyargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.
79. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine verilmesigerekir.
C. Diğer İhlal İddiaları
80. Başvurucu ayrıca 5271sayılı Kanun'un 297. maddesine rağmen Askerî Yargıtay Başsavcılığı tarafından tebliğname düzenlenmediğini, savunma hakkı ile bağımsız vetarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğini, delillerin eksik vehatalı değerlendirildiğini, bilirkişi ve tanıkların huzurda dinlenilmesitaleplerinin reddedildiğini, esas hakkındaki mütalaaya karşı savunma içingerekli zaman ve kolaylıklardan yararlandırılmadığını, kovuşturma konusu suça iştiraktenşüpheli olması gereken kişinin tanık sıfatıyla dinlendiğini, anılan kişininbaskı altında ifade verdiğinin sonradan anlaşılmasına rağmen beyanlarınınmahkûmiyete esas alındığını, tüm bu nedenlerle Anayasa'nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
81. Başvurucununkanuni hâkim güvencesinin ihlal edildiği yönündeki yukarıdaki tespitler dikkatealındığında Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanmahakkı kapsamındaki diğer şikâyetlerinin kabul edilebilirliği ve esası hakkındaayrıca karar verilmesine gerek olmadığı sonucuna varılmıştır.
D. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
82. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
83. Başvurucu, tazminat talebinde bulunmamıştır.
84. Başvurucunun kanuni hâkim güvencesinin ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.
85. Kanuni hâkim güvencesinin ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundankararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Askerî Yargıtay 4.Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
86. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.026,90 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kanuni hâkim güvencesinin ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. 1. Anayasa’nın 36. ve 37. maddelerinde güvence altına alınankanuni hâkim güvencesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin kanuni hâkim güvencesinin ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere AskerîYargıtay 4. Dairesine GÖNDERİLMESİNE,
D. 226,90 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.026,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE7/12/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.