TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
AHMET UĞUR BALKANER BAŞVURUSU (2)
(Başvuru Numarası: 2014/13535)
Karar Tarihi: 26/10/2017
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Ayhan KILIÇ
Başvurucu
:
Ahmet Uğur BALKANER
Vekilleri
:
1. Av. Serbülent BAYKAN
2. Av. Mehmet Erol ALSAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen bankadankullandığı kredileri ödemeyen şirketin kamu alacağına dönüşen borcundan kanuni temsilcininsorumlu tutulması nedeniyle mülkiyet hakkınınihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 14/8/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
6. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucu 1956 doğumlu olup Ankara'da ikamet etmektedir.
8. Başvurucu 14/3/1995 ile 22/8/1996 tarihleri arasında Tepeİnşaat Sanayi Anonim Şirketinin (Şirket) yönetim kurulu üyeliği görevindebulunmuştur.
9. Başvurucunun yönetim kurulu üyesi olarak bulunduğu 1/5/1995ve 23/10/1995 tarihlerinde Şirket tarafından YurtbankAnonim Şirketinden (Yurtbank) sırasıyla21.375.000.000 TL (21.375 TL) ve 1.500.000 ABD doları kredi kullanılmıştır.
10. Yurtbank 21/12/1999 tarihindeTasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) devredilmiştir. Şirketin Yurtbank'tan kullandığı krediler 10/8/2001 tarihli sözleşmeile TMSF'ye devir ve temlik edilmiştir. TMSFtarafından 12/6/2006 ve 3/9/2007 tarihlerinde Şirketle tasfiye protokolleriimzalanmış ise de borcun ödenmemesi nedeniyle 1/4/2008 tarihinde borçtansorumlu olanlar aleyhine takibe geçilmesi kararlaştırılmıştır.
11. Başvurucu hakkında 20/5/2008 tarihinde, 21/7/1953 tarihli ve6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un mükerrer 35.maddesi uyarınca 1.784.177,84 TL tutarlı ödeme emri düzenlenmiştir.
12. Başvurucu tarafından 30/12/2009 tarihinde İstanbul 8. İdareMahkemesinde (Mahkeme) ödeme emrinin iptali istemiyle dava açılmıştır.Mahkemece 30/4/2010 tarihli kararla dava dilekçesinin usulüne uygundüzenlenmediği gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.
13. Başvurucu 31/5/2010 tarihinde usulüne uygun düzenlediği yenibir dilekçe ile davayı yenilemiştir. Mahkemece 16/11/2011 tarihli kararla davareddedilmiştir. Kararın gerekçesinde, bankacılık izni kaldırılan bankanın alacaklarının"fon alacağı" sayılacağı ve 6183 sayılı Kanun uyarınca takipedileceği vurgulandıktan sonra ödenmeyen kamu alacağının başvurucudan tahsiliamacıyla düzenlenen ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı ifadeedilmiştir.
14. Mahkeme kararı Danıştay OnüçüncüDairesinin (Daire) 3/10/2012 tarihli kararıyla onanmış, karar düzeltme istemide Dairenin 10/4/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
15. Nihai karar 16/7/2014 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir.
16. Başvurucu 14/8/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
17. El koyma tarihinde yürürlükte bulunan 18/6/1999 tarihli ve4389 sayılı mülga Bankalar Kanunu’nun“Tasarruf Mevduatı ve Sigorta Fonu” başlıklı 15. maddesinin ilgilibölümü şöyledir:
“…
7 a) Fon, alacağının tahsili bakımından yarargörmesi halinde ve Fona borçlu olup olmadıklarına bakılmaksızın; hisselerikısmen veya tamamen kendisine intikal eden bir bankanın ... gerçek ve tüzelkişi ortaklarının yönetim ve denetimini doğrudan ya da dolaylı olarak tekbaşına veya birlikte elinde bulundurdukları şirketlerin ortaklarının, buşirketlerde sahip oldukları hisselerinin tamamına ve/veya bir kısmına ilişkintemettü hariç, ortaklık hakları ile bu şirketlerin yönetim ve denetiminidevralmaya ve şirket ana sözleşmesinde belirlenen yönetim, müdürler ve denetimkurulu üyelerinin sayılarıyla bağlı kalmaksızın ve imtiyazlı hisseleredayanılarak atanıp atanmadıklarına bakılmaksızın görevden almak ve/veya üyesayısını artırmak ve/veya eksiltmek suretiyle bu kurullara üye atamayayetkilidir.
... Fon, bu bentte sayılan gerçek veya tüzelkişilere ait şirket hisselerinin ve/veya ... diğer tüm hak ve varlıklarının ...satışını gerçekleştirmeye ve bu satışlardan elde edilen tutarları Fonalacaklarına mahsup etmeye veya şirketlerin kamu borçları ve/veya SosyalSigortalar Kurumuna borçları ile sair borçlarını ödemede kullanmaya ...yetkilidirler. … Fon alacaklarının tahsilini teminen6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarıncahaczedilen aktif değerler ile ... diğer tüm hak ve varlıkları bir arayagetirerek ticari ve iktisadi bütünlük oluşturarak alıcısına geçişini sağlayacakşekilde satışına, .... Fon Kurulu yetkilidir. …
...”
18. 4389 sayılı mülga Kanun'un“Hazine alacağı” başlıklı 15/a maddesinin birinci fıkrasının ilgilibölümü şöyledir:
“Fon alacaklarından; yönetim ve denetimi Fonaintikal eden ve/veya bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izin veyetkileri … kaldırılan … bankaların yönetim ve denetimini doğrudan veya dolaylıolarak elinde bulunduran ortaklarının … her ne ad altında olursa olsunkendilerine ait yurt içi ve yurt dışı şirket, finans kuruluşu, off-shore bankalara aktardıkları banka kaynakları … veyabankaların hakim ortaklarının … iştiraklerine ve bağlı şirketlerine aynibankanın el değiştiren ortaklarının birbirlerine verdiği krediler …, bankanınyönetim ve denetim döneminde yeterli ticari faaliyeti olmaksızın kaynakaktarımı amacıyla kurulmuş şirketlere verilen krediler …, bankalarının off-shore bankalarındaki yargı kararları nedeniyleödedikleri mevduatları ve off-shore bankalarınbankaya izinli veya izinsiz aktardığı off-shoremevduatlar, … başkaca bir işleme gerek olmaksızın Hazine alacağı haline gelmişsayılır. …”
19. 6183 sayılı Kanun'un"Kanuni temsilcilerin sorumluluğu" kenar başlıklı mükerrer35. maddesinin Anayasa Mahkemesince kısmen iptal edilmeden önceki hâlininilgili bölümü şöyledir:
"Tüzel kişiler[in] ... mal varlığındantamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan ammealacakları, kanuni temsilcilerin ... şahsi mal varlıklarından bu Kanunhükümlerine göre tahsil edilir.
...
(Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.)Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veyateşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, ammealacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur.
(Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.)Kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yeralan hükümler, bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmaz."
20. 4/6/2008 tarihli ve 5766 sayılı Kanun'un AnayasaMahkemesinin 28/4/2011 tarihli ve E.2009/39, K.2011/68 sayılı kararıyla iptaledilen geçici 1. maddesi şöyledir:
"Bu Kanunla 6183 sayılı Kanunda yapılandeğişiklikler ve eklenen hükümler, hükümlerin yürürlüğe girdiği tarihitibarıyla tahsil edilmemiş bulunan amme alacakları hakkında da uygulanır."
21. Anayasa Mahkemesinin 28/4/2011 tarihli ve E.2009/39,K.2011/68 6183 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"5766 sayılı Kanunla 6183 sayılı AmmeAlacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'da genel olarak şirket ortakları vekanuni temsilcilerin, kamu borcu nedeni ile sorumluluklarını arttıran,genişleten ve müteselsil sorumluluk esası getiren düzenlemeler yapılmıştır.Kanun'un geçici 1. maddesi ile Kanunla getirilen hükümlerin Kanunun yürürlüğegirdiği tarih itibarıyla tahsil edilmemiş bulunan amme alacakları hakkında dauygulanması öngörülmüştür.
5766 sayılı Kanun'un ...; 4. maddesi ile dekanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlere amme alacağının ödenmesinde müteselsilen sorumluluk esası getirilmiş ve Vergi UsulKanunu kapsamındaki amme alacaklarının takibinin bu şahıslar hakkında 6183sayılı Kanun'un uygulanmasına engel oluşturmayacağı hüküm altına alınmıştır....
5766 sayılı Kanun'un gerekçesinde, 6183 sayılıKanun'un mevcut hükümlerinin uygulamasına ilişkin yargı kararları dikkatealınarak uygulamaya açıklık getiren düzenlemelere yer verildiği, öngörülendeğişiklikler ile 6183 sayılı Kanunun temel felsefesi korunarak ammealacaklarının daha süratle tahsiline imkan verilmesinin amaçlandığı ifadeedilmiştir.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukukdevleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren,eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzenikurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini gerçekleştiren, Anayasa'yaaykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemenkılan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Hukuk devletinin sağlamakla yükümlü olduğuhukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerintüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasaldüzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gereklikılan ve temel hak güvencelerinde korunan ortak değerdir. Kural olarak hukukgüvenliği yasaların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar. Bu nedenle'Kanunların geriye yürümezliği ilkesi' uyarınca yasalar yürürlüğe girdikleritarihten sonraki hukuki durumlara uygulanabileceklerinden, sonradan çıkan birkanun yürürlüğe girdiği tarihten önceki olaylara uygulanmaz.
Kamu alacaklarının tahsilinde, geriyeyürümenin söz konusu olup olmadığının saptanabilmesi için alacağı doğuranolayın ne zaman meydana geldiğinin tespiti gerekir. Genel olarak kamu alacağıalacak konusu olayın meydana gelmesi veya hukuki durumun oluşması iledoğmaktadır. Dolayısıyla kamu alacağını doğuran olayın meydana geldiği veyahukuki durumun oluştuğu tarihte yürürlükte olan kanunun bu alacak içinuygulanması gerekir.
İtiraz konusu geçici 1. maddeyle 5766 sayılıKanun'la 6183 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler ve eklenen hükümlerinKanun'un yürürlüğe girdiği tarihte henüz tahsil edilmemiş, ancak daha öncekibir dönemde doğmuş ve ödenmesi gereken hale gelmiş kamu alacaklarına dauygulanması öngörülmek suretiyle Kanun hükümleri geriye yürütülmüş olmaktadır.Buna göre, amme alacağının sorumluluğunun tespitinde alacağı doğuran olayıngerçekleştiği zaman değil, Kanunun yürürlük tarihi itibariyle borcun halentahsil edilmemiş olması esas alınmıştır.
Kamu hizmetlerinin yürütülmesinde gereklikaynağın elde edilmesi adına vergi ve diğer kamu alacaklarının takip ve tahsiliiçin hukuki düzenlemeler ve ayrıcalıklı yetkilerle kolaylık ve hızlılıksağlanmasının doğal olduğu kabul edilmekle birlikte bu konuda bireylerinhakları ve hukukun genel ilkelerinin de göz önünde bulundurulması hukukdevletinin bir gereğidir.
Kanunun değişmeden önceki hükümlerine göreşirket ortağı olan veya hisse devri yolu ile ortaklığı bırakan şahıslar ilekanuni temsilcilerin faaliyetlerini ve konumlarını o tarihte yürürlükte olankurallara göre sahip oldukları ve üstlendikleri sorumluluk çerçevesindebelirlemeleri doğaldır. Bu şahıslardan sonraki yıllarda getirilecek sorumluluğagöre konumlarını belirlemeleri ve ticari faaliyetlerini sürdürmeleribeklenemez.
Düzenlemeden beklenen kamu yararının, kamualacaklarında ilgililerinin sorumluluklarını arttırarak ve müteselsilsorumluluk getirerek daha hızlı ve daha yüksek oranda tahsilâtın sağlanmasıolduğu anlaşılmaktadır. Buna karşı bireylerin, 5766 sayılı Kanunun yürürlüktarihinden önce doğmuş ve ödenmesi gereken kamu alacağından sorumlu olduklarıdönemde öngörülmeyen sorumluluklar ile yükümlü tutulmaları, diğer bir anlatımlageçmişe yönelik sorumluluklarının arttırılması bireylerin hukuka olan güvenduygusunu zedeler ve hukuk güvenliği ilkesi ile bağdaşmaz.
5766 sayılı Kanun'da esas olarak bir kamualacağı ile ilgili bireylerin sorumluluklarını arttıran ve müteselsilsorumluluk getiren düzenlemelerin, Kanunun geçici 1. maddesi ile yürürlüktarihi itibari ile tahsil edilmemiş alacaklara da uygulanması hukukkurallarının geriye yürütülmesi anlamına gelmekte ve Anayasada yer alan hukukdevleti kapsamındaki hukuk güvenliği ilkesi ile bağdaşmamaktadır. "
22. Anayasa Mahkemesinin 19/3/2015 tarihli ve E.2014/144,K.2015/29 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"...
A- Kanun'un Mükerrer 35. Maddesine 5766 SayılıKanun'un 4. Maddesiyle Eklenen Beşinci Fıkranın İncelenmesi
...
İtiraz konusu kuralın getiriliş amacının; ammealacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veyateşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olması hâlinde bu şahıslarınsorumluluk uygulamasının, amme alacaklarının düzenlendikleri kanunlardakikanuni ödeme sürelerinde veya özel ödeme sürelerinde farklı şahısların olmasıhâlini de kapsadığı görülmektedir.
Kanun koyucu, amme alacağını güvenceye almakbakımından sorumluluğun yaygınlaştırılması yoluna gidebileceği gibi müteselsilsorumluluk da öngörebilir. Ancak amme alacağının doğduğu veya ödenmesigerektiği zamanlarda kanuni temsilcilerin farklı kişiler olabileceği gerçeğigöz önüne alındığında, kural ile getirilen düzenleme vergi ve diğer mali ödevve sorumluluklarını zamanında ve eksiksiz olarak yerine getiren kanunitemsilcilerin, sonradan kendilerinin görevde olmadığı ve müdahale şanslarınınbulunmadığı bir dönemde gerçekleşen bir eylemden müteselsilensorumlu tutulmaları sonucunu doğurmaktadır. Adalet ve hakkaniyet ilkeleri karşısında,bireyin bu şekilde belirsiz ve güvencesiz bir biçimde kendi kusurundankaynaklanmayan bir nedenle, başkalarının eylem veya ihmali sonucu oluşacaksorumluluğa ortak olması adalet ve hakkaniyetle bağdaşmaz. Dolayısıyla, itirazkonusu kural hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kuralAnayasa'nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
...
B- Kanun'un Mükerrer 35. Maddesine 5766 SayılıKanun'un 4. Maddesiyle Eklenen Altıncı Fıkranın İncelenmesi
...
İtiraz konusu kuralda, kanuni temsilcilerinsorumluluklarına dair 213 sayılı Kanun'da yer alan hükümlerin bu maddededüzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı öngörülmektedir.
Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiğizamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslarolmaları hâlinde bu şahısların amme alacağının ödenmesinden müteselsilensorumlu tutulacağını düzenleyen kuralın iptaline yönelik yukarıda yer alangerekçeler, kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Kanun'da yeralan hükümlerin bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmayacağınıöngören kural bakımından da aynen geçerlidir.
Hukuk devletinde kanunlarla kişilerinekonomik, sosyal ve hukuki yaşam alanlarına yöneltilen müdahaleleröngörülebilmeli ve geleceğe dönük planlar buna göre yapılabilmelidir.Belirlilik ilkesi, vergi ve diğer kamu alacakları açısından miktar, tarh vetahsil zamanı ile biçimi gibi vergi ve diğer alacakların esaslı unsurlarınınönceden belli ve kesin olmasını gerektirir.
213 sayılı Kanun'un 10. maddesinde, kanunitemsilciler için kabul edilen sorumluluk, kusura dayalı sorumluluktur. Buradakikusur, vergilendirmeye dair ödevlerin ihlal edilmesidir. Buna göre, 213 sayılıKanun'un 10. maddesi uyarınca kanuni temsilcilerin sorumlu tutulabilmesi içinvergilendirme ödevlerini yerine getirmemiş olması gerekmektedir. İtiraz konusukuraldan kaynaklanan sorumluluk ise kusursuz sorumluluk esasına dayanmakta olupkamu alacağının borçlu şirketten tahsil edilememesinde kanuni temsilcilerinkusuru bulunmasa dahi sorumlu tutulmasına neden olmaktadır.
213 sayılı Kanun'un 10. maddesinde, kanunitemsilcilerin sorumluluklarına ilişkin hükümlerin düzenlenmiş olması, bu Kanunkapsamındaki amme alacaklarının takibinin itiraz konusu kurala göre yapılmasınaengel teşkil etmemektedir. Dolayısıyla itiraz konusu kural nedeniyle, 213sayılı Kanun kapsamına giren amme alacakları da dâhil olmak üzere tüm ammealacakları için takip yapılması mümkündür. Bu durumda her iki kanunun aynımaddi olaya uygulanabilmesi nedeniyle, iki ayrı kanuni düzenlemeden hangisininuygulanacağı konusunda belirsizlik oluşmaktadır. Dolayısıyla itiraz konusukural, hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kuralAnayasa'nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir."
23. Danıştay Onüçüncü Dairesinin2/6/2009 tarihli ve E.2007/11994, K.2009/5995 sayılı kararının ilgili bölümüşöyledir:
"6183 sayılı Amme Alacaklarının TahsilUsulü Hakkında Kanun'un mükerrer 35.maddesinde, tüzel kişilerle küçüklerin vekısıtlıların vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerinmal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceğianlaşılan kamu alacaklarının, kanuni temsilcilerinin ve tüzel kişiliği olmayanteşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsiledileceği hüküm altına alınmıştır.
Bu hükme göre, asıl borçlu olan tüzel kişiliktakip edilerek tahsil yolları araştırıldıktan sonra kamu alacağının tahsiledilemeyeceği anlaşılırsa, ancak bu aşamada alacağın tüzel kişiliğin kanunîtemsilcisinden tahsili yoluna gidilebilecektir.
Uyuşmazlık konusu olayda, T.C. Merkez Bankası Antalya Şubesi'nin07.03.2000 tarih ve 6800 sayılı yazısı ile sözü edilen alacağın tahsilinindavalı idareden istenmesi üzerine davacının anılan şirketin kanuni temsilcisiolduğundan bahisle sözü edilen alacağın şirketten tahsil imkânı bulunmadığıileri sürülerek borcun tamamı için davacı adına 07.09.2005 tarihli ödeme emridüzenlenmiştir.
Kamu alacağının konusunu oluşturan kur farkı ve gecikme cezasınınkesinleşmesi sonrası 6183 sayılı Kanun'un 37. maddesine uygun olarak davacışirkete tebliği ile tahakkuk etmiş olduğundan bu tarihten sonra şirkettentahsil imkânı araştırılarak tahsil edilemeyeceği anlaşılan alacağın 6183 sayılıKanun'un mükerrer 35. maddesi uyarınca kanuni temsilcinin mal varlığındantahsil edilmesi gerekmektedir.
Bu durumda, sözü edilen kamu alacağının tahakkuk ettiği tarih tespitedilerek, kamu alacağının tahakkuk ettiği butarihte davacının anılan şirketin kanunî temsilcisi olup olmadığıaraştırılmaksızın kamu alacağına ilişkin dönemlerde şirketi temsilyetkisinin bulunmadığı gerekçesiyle uyuşmazlık konusu ödeme emrini iptal edenidare mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 26/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
25. Başvurucu 21/12/1999 tarihinde TMSF'yedevredilen Şirketin alacaklarının temlik tarihinin 10/8/2001 olduğunu veŞirketin borcunun bu tarihten sonra kamu alacağına dönüştüğünü belirtmiştir.Başvurucu; Mahkemenin söz konusu alacağın kamu alacağı olup olmadığınıtartışmakla yetindiğini, kendisinden tahsil edilip edilemeyeceğine dair birdeğerlendirme yapmadığını ifade etmiştir. 14/3/1995 ile 22/8/1996 tarihleriarasındaki dönemle sınırlı olarak Şirketin yönetim kurulu üyesi bulunduğunuhatırlatan başvurucu, gerek takip tarihinde gerekse borcun kamu alacağınadönüştüğü tarihte yönetim kurulu üyesi olmaması nedeniyle borçtan sorumlututulamayacağını savunmuştur.
26. Başvurucuya göre 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesiuyarınca ödeme tarihindeki kanuni temsilci kamu alacağının ödenmesinden sorumluolup borcun doğduğu tarihteki kanuni temsilcinin bir sorumluluğubulunmamaktadır. Başvurucu, 5766 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle 6183 sayılıKanun'un mükerrer 35. maddesine eklenen fıkrayla alacağın doğduğu tarihteki kanunitemsilcinin de sorumlu olmasının yolunun açıldığını öne sürmüş ve anılanKanun'un geçici 1. maddesiyle, bu hükmün yürürlüğe girdiği tarih itibarıylatahsil edilmemiş bulunan amme alacakları hakkında da uygulanması öngörülerekgeriye yürütüldüğü şikâyetinde bulunmuştur. Başvurucu, sonradan yürürlüğe girenkanunun geçmişe yürütülmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlaledildiğinden yakınmıştır. Sözü edilen geçici 1. maddenin Anayasa Mahkemesinceiptal edildiğini anımsatan başvurucu, bu hükmün geçmişe yürütülmesinin mülkiyethakkını ve hukuk devleti ilkesini zedelediğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
27. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabuledilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucununihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahaleninolmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veyazorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabuledilebilir (Hikmet Balabanoğlu,B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).
28. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mülkiyet hakkının ihlaliiddiasının yanında adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğini ilerisürmektedir. Ancak başvurucunun sorumlu olmadığını belirttiği bir borcu ödemekdurumunda kaldığı yönündeki şikâyetinin mülkiyet hakkına ilişkin olduğu,dolayısıyla başvurucunun bu yöndeki iddialarının mülkiyet hakkı kapsamındaincelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
30. Başvurucunun kanuni temsilcisi olduğu gerekçesiyle Şirketeait, 4389 sayılı Kanun'un 15/a maddesinin birinci fıkrası uyarınca kamualacağına dönüşen kredi borcundan sorumlu tutulmasının mülkiyet hakkınamüdahale teşkil ettiği hususu kuşkusuzdur.
31. Kanuni temsilcinin yönettiği şirkete ait borçlardan sorumlututulmasına yönelik düzenleme yapılması, şirketi daha özenle yönetmesini veşirketin kamusal yükümlülüklerini kanunlarda gösterilen usul ve esaslara uygunolarak ve zamanında yerine getirmesini temin etme amacı taşımaktadır. Diğer birifadeyle kanuni temsilciye mali sorumluluk yüklenmesiyle hedeflenen husus,ekonomik ve ticari alanın başat aktörlerinden olan ticari şirketlerinfaaliyetlerini düzenlemek ve kontrol etmektir. Bu nedenle şirketin kamuborçlarının kanuni temsilciden tahsili amacıyla ödeme emri düzenlenmesisuretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin mülkiyetin kontrolü biçimindeki üçüncükural kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır (Ahmet Uğur Balkaner [GK],B. No: 2014/15237, 25/7/2017, § 46).
32. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hakolarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarıncamülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun bulunabilmesi içinmüdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülükilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir.
33. Şirkete ait kamu alacağının başvurucudan tahsili amacıyladüzenlenen ödeme emrinin kanuni dayanağı olarak 6183 sayılı Kanun'un mükerrer35. maddesi gösterilmiştir. Ayrıca yargılama sırasında derece mahkemelerince debu kurala dayanılarak uyuşmazlık çözümlenmiştir. Derece mahkemelerinin ödemeemrinin hukuka aykırı olduğu yolunda bir tespiti de bulunmadığından müdahaleninkanuni dayanağının bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
34. Olayda Şirketin 37.200.326,54 TL kamu borcunun, kanuni temsilciolan başvurucudan tahsili için ödeme emri düzenlenmesiyle ulaşılmak istenenamacın kamu alacağının tahsil imkânının artırılması olduğu söylenebilir. Kamualacağının tahsilinin güvenceye bağlanması ve tahsil imkânının artırılmasındakamu yararının bulunduğu tartışmasızdır (AYM, E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015;E.2012/87, K.2014/41, 27/2/2014; E.2014/144, K.2015/29, 19/3/2015; E.2011/42,K.2013/60, 9/5/2013; E.1992/29, K.1993/23, 24/6/1993). Bu itibarla kamualacağının tahsili amacıyla Şirketin kanuni temsilcisi olan başvurucununsorumluluğuna gidilmesinde kamu yararının bulunduğu ve bunun anayasal açıdanmeşru bir temele dayandığı sonucuna ulaşılmaktadır.
35. Son olarak müdahalenin ölçülü olup olmadığıdeğerlendirilmelidir. Ölçülülük ilkesi “elverişlilik”, “gereklilik” ve“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülenmüdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,“gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yaniaynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,“orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaçarasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.Öngörülen tedbirin ulaşılmak istenen kamu yararı karşısında maliki olağan dışıve aşırı bir yük altına sokması durumunda müdahalenin orantılı ve dolayısıylaölçülü olduğundan söz edilemez(AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2012/102, K.2012/207, 27/12/2012; E.2012/149, K.2013/63, 22/5/2013; E.2013/32,K.2013/112, 10/10/2013; E.2013/15, K.2013/131, 14/11/2013; E.2013/158,K.2014/68, 27/3/2014; E.2013/66, K.2014/19, 29/1/2014; E.2014/176, K.2015/53,27/5/2015; E.2015/43, K.2015/101, 12/11/2015; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016;E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; MehmetAkdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).
36. Kanun koyucu, amme alacağını güvenceye almak ve tahsilimkânını artırmak bakımından sorumluluğun yaygınlaştırılması yolunagidebileceği gibi müteselsil sorumluluk da öngörebilir (AYM, E.2014/144,K.2015/29, 19/3/2015).
37. Maddi bir varlığı bulunmayan ve hukuk düzenince tüzelkişilik vasfı tanınan ticari şirketlerin hukuki iş ve işlemleri, bunlar adınabunların yönetim ve idaresinden sorumlu gerçek kişiler tarafından yapılır.Şirketin kanuni temsilcisi sayılan bu gerçek kişiler; temsil ettikleri tüzelkişiliğin hukuki işlemlerini yürütmek, personelini ve mal varlığını idareetmek, yatırım ve faaliyetlerinin yönünü tayin etmek, iktisadi ve malidurumunun gerektirdiği tedbirleri almak gibi imkân ve kudreti haizdirler.Bununla bağlantılı olarak şirketin kamusal ödevlerini ifa etmek ve kamuya olanborçlarını kanuni süreleri içinde ödemek de kanuni temsilcinin temel ödevleriarasındadır. Kanuni temsilci, kamu alacağının doğmasına yol açan işlem veyafiilin nihai sorumluluğunu taşıyan kişi olup sahip olduğu imkân ve gücükullanarak alacağı doğuran işlem veya fiilin ortaya çıkmasını önleyebilecekveya doğan kamu alacağının ödenmesini temin edebilecek en etkin konumdaki şirketpersonelidir. Bu nedenle ticari şirketleri yöneten, şirketi temsilen iş veişlemler yapan kanuni temsilcilerin şirketten tahsil imkânı bulunamayan kamualacaklarının müteselsil sorumluluk esasına göre ödemekle yükümlü kılınmasıyolunda yasal düzenleme yapılması mümkündür. Kanuni temsilciye tanınan yetki veyüklenen ödevler gözetildiğinde, ödenmeyen kamu borçlarından müteselsilen sorumlu tutulmasının kural olarak kanunitemsilciye aşırı ve olağanın dışında bir külfet yüklemediği anlaşılmaktadır (Ahmet Uğur Balkaner,§ 58).
38. Bununla birlikte kanuni temsilciye, bu sıfatın tanıdığıkudret ve imkânların ötesinde bir sorumluluk yüklenmemelidir. Kanunitemsilcinin kanunda tanınan yetkiler çerçevesinde müdahale etme ve engellemeimkânına sahip olmadığı ve özellikle şirketin faaliyetleri üzerinde hâkimiyetkurmasına olanak bulunmadığı bir dönemde gerçekleşen birtakım fiil veişlemlerden doğan kamu alacaklarının ödenmesinden sorumlu tutulması, -somutolayın koşulları çerçevesinde- kanuni temsilciye orantısız bir külfetyüklenmesi sonucunu doğurabilir (Ahmet Uğur Balkaner, § 59).
39. Başvurucunun sorumlu tutulduğu kamu alacağını doğuran olay,1/5/1995 ve 23/10/1995 tarihlerinde Yurtbank'tankredi kullanılmasıdır. Başvurucunun kredinin kullanıldığı tarihlerde Şirketinkanuni temsilcisi olduğu hususunda tartışma bulunmamaktadır. Dolayısıylabaşvurucunun söz konusu kredilerin kullanımına ve bu kredilerin kullanımındandoğan yükümlülüklerin ifasına ilişkin sürecin yönetimi hususunda tam hakimiyetsahibi olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda bu kredilerin kullanımından doğankamu alacağının ödenmemesi nedeniyle başvurucunun sorumlu tutulmasınınbaşvurucuya aşırı ve orantısız bir külfet yüklemediği sonucuna ulaşılmaktadır.
40. Başvurucu, sonradan yürürlüğe giren kanunun geçmişeyürütülmesi suretiyle sorumluluğunun artırıldığını ileri sürmektedir. Başvurucuadına düzenlenen ödeme emrinin dayanağını teşkil eden 6183 sayılı Kanun'unmükerrer 35. maddesinin birinci fıkrası, Şirket borçlarının kamu alacağınadönüştüğü tarihten önce de yürürlükte bulunmaktadır. 5766 sayılı Kanun'un 4.maddesiyle 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesine eklenen beşinci fıkranınamacı, bu hükmün yorumuna ilişkin olarak özellikle Danıştayınvergisel kamu alacaklarına ilişkin uyuşmazlıklara bakmakla görevli daireleriarasında ortaya çıkan yorum farklılıklarını gidermektir. Anılan beşincifıkrayla, kanuni temsilcinin sorumluluğunu düzenleyen birinci fıkraya ilişkindeğişiklik yapılmamaktadır. Değişiklik, maddenin yorumuna ilişkindir. Farklıyorumların giderilmesi amacıyla yapılan bir yasal düzenlemenin tek başınabaşvurucunun sorumluluğunu ağırlaştırdığı sonucuna ulaşılamaz (Ahmet Uğur Balkaner, §64).
41. 5766 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle 6183 sayılı Kanun'unmükerrer 35. maddesine eklenen beşinci fıkranın, Anayasa Mahkemesinin 19/3/2015tarihli ve E.2014/144, K.2015/29 sayılı kararıyla iptal edilmiş olmasındanhareket edilerek otomatik olarak bu kurala dayanılarak düzenlenen ödeme emrininhak ihlaline yol açtığı yargısına varılamaz. Bu hususta bir değerlendirmeyapılabilmesi için Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesi ile somut olayınkoşulları da gözönünde bulundurulmalıdır. AnayasaMahkemesi, vergi ve diğer mali ödev ve sorumluluklarını zamanında ve eksiksizolarak yerine getiren kanuni temsilcilerin sonradan görevde olmadığı, müdahaleşanslarının bulunmadığı bir dönemde gerçekleşen bir eylemden müteselsilen sorumlu tutulmaları sonucunu doğurduğugerekçesiyle ek beşinci fıkrayı iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesi, bireyin(kanuni temsilcinin) bu şekilde belirsiz ve güvencesiz bir biçimde kendikusurundan kaynaklanmayan bir nedenle başkalarının eylem veya ihmali sonucuoluşacak sorumluluğa ortak olmasının adalet ve hakkaniyetle bağdaşmayacağınıvurgulamıştır (Ahmet Uğur Balkaner, § 65).
42. Somut olayda başvurucu, kanuni temsilcilik görevinin sonaerdiği tarihten sonra gerçekleşen ve bu nedenle müdahale şansının bulunmadığıbir eylemden değil aksine kendi döneminde kullanılan kredi borcunun ödenmemişolmasından sorumlu tutulmaktadır. Dolayısıyla somut olayın koşulları dikkatealındığında 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesine eklenen beşincifıkrasının iptal edilmiş olmasının başvurucunun durumunu etkileyen bir yönününbulunmadığı kanaatine varılmaktadır (Ahmet Uğur Balkaner,§ 66).
43. Sonuç olarak başvurucunun, kanuni temsilcisi bulunduğudönemde kullanılan kredilerin ödenmemiş olması nedeniyle doğan ve Şirkettentahsil imkânı kalmayan kamu alacağından sorumlu tutulmasının başvurucuya aşırıve orantısız bir külfet yüklemediği ve bu suretle mülkiyet hakkına yapılanmüdahalenin kamu yararı ile malikin mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gerekenadil dengeyi başvurucu aleyhine bozmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Bu nedenlebaşvurucunun mülkiyet hakkına yönelik açık bir ihlalin bulunmadığıanlaşılmaktadır.
44. Açıklanan nedenlerle başvurunun, diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA26/10/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.