TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
AHMET ŞENOL VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/16947)
Karar Tarihi: 22/2/2018
R.G. Tarih ve Sayı: 21/3/2018-30367
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Recai AKYEL
Raportör
:
Murat İlter DEVECİ
Başvurucular
:
1. Ahmet ŞENOL
2. Ayhan ŞENOL
3. Emine ŞENOL
4. İbrahim ŞENOL
5. Kenan ŞENOL
6. Yasemin CANİKLİ
Vekili
:
Av. Halit BOSTANCI
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, hükümlünün ceza infaz kurumu görevlilerincedarbedilmesi, ellerine ve ayaklarına ters kelepçe takılı vaziyette bir odadatutulması ve bu olaylarla ilgili etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesinedenleriyle işkence ve kötü muamele yasağının; yaşamı korumak için gereklitedbirlerin alınmaması sonucunda hükümlünün çoklu ilaç zehirlenmesi vegelişen yeni sorunlar sebebiyle ölmesi ve bu ölümle ilgilietkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlaledildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 20/10/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyandabulunmamıştır.
III. OLAY VEOLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUlusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucu Emine Şenol'un oğlu, diğer başvurucularınkardeşi U.Ş., olay tarihinde çeşitli suçlardan aldığı kesinleşmiş mahkûmiyetlernedeniyle bir ayı aşkın süredir İzmir 3 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfazKurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) hükümlü olarak tutulmaktadır.
10. Ceza İnfaz Kurumuna gelmeden önce koğuştaki yataklarıyaktığı, kolunu jilet parçasıyla kesip diğer tutuklu ve hükümlüler için kötüörnek olduğu, infaz koruma memurlarına hakaret ve tehditte bulunduğu, infazkoruma memurlarına, hükümlülere ve tutuklulara karşı edep ve nezakete aykırıkonuştuğu veya davranışlarda bulunduğu, Kurumda korku, kaygı veya panikyaratabilecek biçimde söz söylediği veya davranışta bulunduğu gerekçeleriyleU.Ş. hakkında Samsun E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu ve Bafra T Tipi KapalıCeza İnfaz Kurumunca pek çok kez disiplin soruşturması yürütülmüş ve U.Ş.yefarklı tarihlerde kınama, bazı etkinliklerden alıkoyma, ziyaretçi kabulündenmen ve hücreye koyma cezaları verilmiştir.
11. Ceza İnfaz Kurumu revirinde 11/7/2012, 18/7/2012 ve9/8/2012 tarihlerinde muayene edilen U.Ş.ye ilk muayenede inkontinans (gazçıkarma veya dışkılamayı kontrol yetisinin bozulması) ve alerjik rinit (burunmukozasında alerjen teması ile meydana gelen semptomatik bir hastalık), birsonraki muayenede depresyon, miyalji (kaslarda oluşan ağrı) ile idrar yoluenfeksiyonu ve son muayenede üriner enfeksiyon teşhisi konmuştur. Yapılanmuayenelerden sonra U.Ş.ye reçete edilen ilaçlardan biri, oksibutininhidroklorür etken maddesi içeren bir ilaç olup U.Ş. bu ilaç ile yangı önleyicive bu etkiye bağlı olarak ağrı kesici özelliğe sahip bir başka ilacı kaldığıkoğuşta bulundurmuştur.
12. U.Ş. ile aynı koğuşta kalan tutuklu ve hükümlülerin11/8/2012 tarihinde saat 02.10 sıralarında butona basıp yardım istemesi üzerinekoğuşa giden infaz koruma memurları K.K., N.Ç., R.Ç. ve E.Ö. koğuşta tartışmayaşandığını görmüş; çabalasalar da koğuşta bulunan U.Ş.yi sakinleştirememiş vebu nedenle U.Ş.yi koğuştan çıkarıp Başmemurluğa götürmüşlerdir. Tutuklu vehükümlüler infaz koruma memurlarına U.Ş.nin fazla miktarda ilaç aldığınısöylemişlerdir.
13. Başmemurlukta da saldırgan tavırlar sergilemesiüzerine U.Ş.nin ellerine tersten plastik kelepçe takılmış ve U.Ş. saat 03.04'te"süngerli oda" diye adlandırılan müşahede odasına yerleştirilmiştir.Burada U.Ş.nin ayaklarına da plastik kelepçe takılmıştır.
14. Ceza İnfaz Kurumunun Nöbetçi 2. Müdürü A.Ü.A, İnfazKoruma Başmemuru H.D. ile infaz koruma memurları İ.B., E.K., H.Ö., M.G., M.T.,E.T. ve İ.K. tarafından düzenlenen 11/8/2012 tarihli tutanağa göre sabahvardiyasında görevli infaz koruma memurları ile birlikte Ceza İnfaz Kurumunukontrol eden 2. Müdür A.Ü.A., U.Ş.nin ellerinden ve ayaklarından plastikkelepçe ile bağlı vaziyette müşahede odasında tutulduğunu görmüştür. U.Ş.ninkelepçeleri çıkarılmış, U.Ş. sedye ile revire götürülmüş ve 112 Acil Servissaat 09.13, 09.26 ve 09.41'te aranmıştır. Tutanakta U.Ş.nin sedye ile reviregötürülme sebebi belirtilmemiştir. Acil Servis ekibi09.49'da Ceza İnfazKurumuna gelmiştir. Yine tutanağa göre U.Ş. ile aynı koğuşta kalan tutuklu vehükümlüler, oksibutinin hidroklorür etken maddesi içeren ilaç ile yangıönleyici ve bu etkiye bağlı olarak ağrı kesici özelliğe sahip bir başkailaçtanfazlaca miktarda içip koğuştakilere rahatsızlık veren U.Ş.nin infazkoruma memurlarınca koğuştan götürüldüğünü ifade etmişlerdir. U.Ş.ye refakateden infaz koruma memuru telefonla aranarak doktora bu konuda bilgi vermesiamacıyla infaz koruma memuruna tutuklu ve hükümlülerin söyledikleri deaktarılmıştır.
15. U.Ş., Ceza İnfaz Kurumu hekimince 11/8/2012 günü saat09.55'te Aliağa Devlet Hastanesine sevk edilmiştir. Aliağa Devlet Hastanesi deyoğun bakım imkânı sağlanamayacağı gerekçesiyle saat 10.40'ta U.Ş.yi İzmirKatip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesine (Hastane)sevk etmiştir.
16. Hastanece 11/8/2012 günü saat 13.10'da düzenlenenAdli Olgu Bildirim Formu'na; hastanın bilincinin kapalı olduğu, gözlerde ışıkrefleksinin olmadığı, her iki el bileğinde kesi, her iki ayak bileğindeabrazyon (sıyrık), ellerde ödem, sol göz altında ekimoz (morartı, göğerti)olduğu yazılmıştır.
17. Hastanece 11/8/2012 günü saat 16.30 sıralarındadüzenlenen konsültasyon istemine ilişkin belgede, saldırgan davranışlarınedeniyle yalıtılmış ortama alınan mahkûmun o sabah bilinci kapalı hâldebulunduğu belirtilmiştir.
18. Hastane tarafından düzenlenen epikriz (dosya özeti)raporunda, tedavisi devam eden U.Ş.de 23.20'de kardiyak arrest (kalp durması)durumunun gerçekleştiği, kırk beş dakika süren CPR (kardiyopulmonerresüsitasyon=diriltme, canlandırma) sonrasında nabız alınamadığı hususlarınayer verilmiştir. Epikriz raporuna göre U.Ş. 12/8/2012 günü saat 00.05'teyaşamını yitirmiştir. Epikriz raporuna, ayrıca Ceza İnfaz Kurumu görevlilerininönceki gece saat 02.00 sıralarında U.Ş.nin kırk tablet kadar oksibutininhidroklorür etken maddesi içeren ilaç ile yangı önleyici ve bu etkiye bağlıolarak ağrı kesici özelliklere sahip bir başka ilacı aldığını belirttikleriyazılmıştır.
A. Ceza Soruşturması Süreci
19. Ölüm olayının bildirilmesi üzerine aynı gün İzmirCumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma açılmış ve nöbetçi Cumhuriyetsavcısı tarafından bir adli tıp uzmanının da hazır bulunduğu ölü muayene işlemigerçekleştirilmiştir. Bu ölü muayene işleminde sol göz altında, sol burunkenarında ve sol yanakla burun arasında 2x1 cm boyutunda ekimozlar, her iki elbileğinde ve ayak bileğinde muhtemelen kelepçeye uyumlu laserasyon (yırtık),her iki kolda, her iki dizde, sağ göğüs üst kısımda muhtelif cildi ilgilendirenlaserasyonlar ile her iki kolda ve göğüste çok sayıda eski kesi yaraları tespitedilmiştir.
20. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafındangerçekleştirilen ölü muayenesi sonrasında ceset, kesin ölüm sebebininbelirlenebilmesi için sistematik otopsi işlemi yapılmak üzere Adli Tıp Kurumuİzmir Adli Tıp Grup Başkanlığına (Grup Başkanlığı)gönderilmiştir.
21. Grup Başkanlığınca tanzim edilen histopatolojik(hastalıklı doku bilimiyle ilgili) incelemeye ilişkin 24/9/2012 tarihli rapordaşu hususlara yer verilmiştir:
"Beyin,Beyincik, Beyin sapı: T : Konjesyon. Kalp: T : Subepikardiyal ve komşumyokardiyal lifler arasında kanama alanları ile koroner arter çevresinde subepikardiyalyağ dokuda fokal kanama odağı mevcuttur. Koroner arterde kayda değerhistopatolojik bulguya rastlanmamıstır. Akciğerler: T : Fokal pnömonikinfiltrasyon odağı, intraalveolar kanama alanları, hemosiderin yüklümakrofajlar ve minimal ödem, antrakozis, akut alveolar şişme, bir alandainterlobular septadaki lenfatiklerde dilatasyon, konjesyon. Karaciğer: T :Kayda değer histopatolojik bulguya rastlanmadı. Böbrekler: T : Pelviste fokalkanama odakları, konjesyon. Deri: T : Cilde ait doku örneklerinde epidermis vedermisi tam kata kadar tutan koagülasyon nekrozu alanı görülmektedir. Nekrozeepidermisin bazı alanlarda subepidermal ayrışma gösterdiği dikkati çekmektedir.Nekroze epidermal hücreler ile dermisteki bazı deri eklerine ait hücrelerin sitoplazmalarındahomojenizasyon, nüvelerinde uzama ve incelme dikkati çekmektedir. Üst ve derindermiste kollojen dokuda homojenizasyon mevcuttur. Subkutan yağ dokuda kaydadeğer histopatolojik bulguya rastlanmamıştır. "
22. Başvurucu Emine Şenol 28/11/2012 tarihindeBaşbakanlık İletişim Merkezine (BİMER) başvurarak oğlunun ölümünün şüpheliolduğunu ve oğlunun öldürüldüğünü düşündüğünü bildirmiş, olayın yetkilimakamlarca soruşturulmadığını iddia ederek gerekli incelemenin yapılmasınıtalep etmiştir.
23. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucu EmineŞenol'a 21/12/2012 tarihli yazıyla soruşturma hakkında bilgi vermiştir.
24. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı 21/12/2012 tarihindeyetkisizlik kararı vererek soruşturma dosyasını Aliağa CumhuriyetBaşsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) göndermiştir.
25. Grup Başkanlığının 12/3/2013 tarihinde düzenlediğiotopsi raporunun ilgili bölümü şöyledir:
"...
Heriki kol ve ön kolda, her iki omuz önde ve göğüs ön yüzde çok sayıda, birbirineparalel eski kesi skarları gözlendi. Sol alt göz kapağında 1x3 cm ebadında morrenkli ekimoz, alt dudak sol kısımda mukozada 1 cm çaplı ekimozlu laserasyon,üst dudak orta kısımda 2 adet 0,5'er cm'lik, aralarında 0,5 cm bulunan sıyrık,alt dudak orta kısımda lx2 cm ebadında mor renkli ekimoz tespit edildi. Sol üstgöz kapağında 0,2x2 cm ebadında mavimtırak renk değişimine uğramış ekimoz, solgözün hemen medialinde, burun sol üst kısımda 0,5xl cm'lik mor renkli ekimoz,sol bunın kanadının 1 cm alt-lateralinde 1 cm çaplı, dairesel mor renkli ekimozgözlendi. Boyun sol yanda ve subklavikular bölgede muhtemelen katateruygulanmasına bağlı ekimozlu pikür izleri, sternum üzerinde ve sol hemitoraksyan duvarda dikdörtgen şekilli defibrilator izleri görüldü. Sol kol altlateralde "L" şeklinde, her bir kolu 2 cm uzunluğunda sıyrık ve busıyrığın 2 cm üzerinde 0,3x3 cm ebadında bir diğer sıyrık saptandı. Sağ dirsekiç büklümde, sağ ön kol üst ön yüzde 0,5-1 cm arasında değişen ebatta multiplekimozlar tespit edildi. Sağ el bileği dorsalde lx10 cm ebadında hat şeklindeekimozlu sıyrık, sol el bileği ön yüzde hat şeklinde ekimozlu sıyrık görüldü.Sağ skapulanın 15 cm altında lx3 cm'lik sıyrık, sol ayak bileğinde lx14 cmebadında, ayak bileğini medial kısım haricinde çepeçevre dolanan, üzerinde enlemesineküçük paralel çizgiler şeklinde patern gözlenen sıyrık, sağ ayakbileğinde aynınitelikte lx12 cm ebadında sıyrık saptandı. Sol diz kapağı üstte 1 cm çaplı,sağ diz medialinde aynı ebatta sıyrıklar, sol inguinal bölgede ekimozlu iğneizi tespit edildi. Boyun sağ yanda, göğüs ön yüzde, her iki kol, ön kol, elbileği ve el sırtında, sırtta skapular ve interskapular bölgelerde değişikşekiller ve yazılar şeklinde yesil-kırmızı renkli tatuajlar görüldü. Sağ ayakbileği iç malleolde 0,5 cm'lik, ayak sırtına doğru olan bölgede aynı ebattasıyrıklar saptandı.
...
SONUÇ
...
1-Kimya İhtisas Dairesinin raporuna göre; iç organlarda, midede ve mideiçeriğinde yapılan sistematik toksikolojik analiz sonucunda, aranan toksikmaddelerden hiçbirinin bulunmadığı, kanda ve safrada aranan maddelerden kanda;benzydamine, lidocaine ve naproxen ve safrada; benzydamine ve lidocaine ilaçetken maddelerinin bulunduğu, kanda alkol (Etil-Metil) bulunmadığı,
2-Kişininölüm nedeni hakkında, tüm adli tahkikat dosyası ve hastane evrak vegrafilerinin gönderilerek, (İstanbul) Adli Tıp Kurumu ilgili IhtisasDairesi'nden görüş alınmasının uygun olduğu kanaatini bildirir rapordur."
26. Başvurucu Emine Şenol 12/4/2013 tarihli dilekçe ileCumhuriyet Başsavcılığından otopsi raporunun bir örneğini talep etmiştir.Otopsi raporunun bir örneği 28/5/2013 tarihli yazı ekinde başvurucu EmineŞenol'a gönderilmiştir.
27. Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca (1. İhtisasKurulu) düzenlenen 17/4/2013 tarihli raporda, U.Ş.nin ölümünün çoklu ilaçintoksikasyonu (zehirlenme) ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiğibelirtilmiştir. Raporun ilgili bölümü şöyledir:
"...
1-Otopsisindedış muayenede ... tespit edildiği, tespit edilen lezyonların lokalizasyonları,özelikleri ve ağırlıkları ile iç muayenede kafatası kırıkları, kafa içi kanama,beyin doku harabiyeti, beyin kanaması, büyük damar ve iç organ yaralanmasıtariflenmediği dikkate alındığında kişinin travmatik bir tesirle öldüğününtıbbi delillerinin bulunmadığı,
2-...[O]topsisinde iç organlarda tespit edilen makroskobik bulgular ilemikroskobisinde tespit edilen bulgular birlikte değerlendirildiğinde kişininölümünün çoklu ilaç intoksikasyonu ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydanagelmiş olduğunun kabulü gerektiği oybirliğiyle mütalaa olunur."
28. Ceza İnfaz Kurumunda çalışan K.K., N.Ç., O.A., R.Ç.,E.Ö., M.H., S.H., M.B., E.K., İ.B. ve H.D. şüpheli sıfatıyla; M.T.Z. ise tanıksıfatıyla 12/7/2013 tarihinde Cumhuriyet savcısına ifade vermişlerdir. Olaytarihinde infaz koruma vardiya sorumlusu olarak görev yapan K.K.nın verdiğiifade şöyledir:
"Olay günü C2 koğuşunu nöbetçisi başmemurluğa gelerek C2koğuşunda sorun olduğunu bildirdi. Bunun üzerine görevli personel ile birliktekoğuşa gittik. Koğuş kapısını açıp içeriye girdiğimizde koğuşta bulunanlarınferyat figan hali vardı. Utku Şenol'un ilaç içip kendilerine saldırdığınısöylediler. Mahkumlar sakinleştirilip sorunun kimden kaynaklandığı sorulduğundaUtku Şenol isimli hükümlüden kaynaklandığını belirttiler. Utku Şenol'a neden buşekilde davrandığını sorduğumuzda benim onlarla bir sorunum yok dedi. Fakatyüzünde, gözünde görülen izlerden dolayı kendisine kavga edip etmediğinisorduk. Bunun üzerine Utku Şenol bize sinirlendi. Küfür ve hakaretler ederek vebize tekme, yumruk atarak saldırmaya başladı. Bunun üzerine Utku Şenolhükümlülere zarar vermesinde diye önlem amaçlı koğuştan çıkarttık. Sonra onubaşmemurluk odasına götürdük. Burada kendisine su içirdik, telkinler verereksakinleşmesini sağladık. Tekrardan yüzündeki, gözündeki izleri kimin yaptığınısorduk. Kendisi bize kimseden şikayetçi olmadığını, kimsenin yapmadığını,koğuştaki kimse ile muhatap olmadığını söyledi. Bunun üzerine bizde koğuşkapısında bulunan koğuştaki mahkumların fotoğraflarını getirdik ve kendisinegösterdik. Yine bize hiç birinin kendisine zarar vermediğini, kimsedenşikayetçi olmadığını söyledi. Sonra biz kendisine bizim kontrolümüzdeverdiğimiz ilaçların dışında başak bir ilaç alıp almadığını sorduk. Almadığınıbeyan etti. Herhangi biri rahatsızlığının olup olmadığını, doktora gitmekisteyip istemediğini sorduk. O da istemediğini beyan etti. O başmemurlukodasındayken ben tekrar C2 koğuşuna gittim. Koğuştaki mahkumlara Utku Şenol ilekavga eden olup olmadığını sordum. Onlar da Utku'nun dolabı, duvarları,kapıları tekmelediğini yumrukladığını, kendilerine bağırıp çağıraraksaldırdığını, olayın daha fazla büyümemesi için de bizi bu durumdan haberdarettiklerini söylediler. Odadan çıkıp tekrar Utku Şenol'un bulunduğu başmemurlukodasına geldim. Ben odada yokken ilaç dağıtımından sorumlu Ö.F.A. isimli infazkoruma memuru arkadaşımız kendisinin vermiş olduğu ilaçlardan başka ilaç alıpalmadığını sormuş, Utku Şenol almadığını söylemiş. Arkadaşımızın sorularınasinirlenen Utku Şenol memur arkadaşımıza saldırmış. Görevli memurlar da UtkuŞenol 'u etkisiz hale getirip yere yatırmışlar. Yerde debelenirken kafasınıyere çarpmaması için kafasının altına kitap koymuşlar. Bunun üzerine ben decezaevi 1. Müdürü arayarak durumu izah ettim ve verilen talimat üzerine UtkuŞenol'u müşahade odasına aldım. Sabaha kadar da Utku Şenol'un hem merkezkontrol odasında kamera ile hem de tüm memurlarca ve bizzat kendim kapısınagiderek sürekli durumunu kontrol ettik. Sabah 8 sıralarında vardiya nöbetimizigelen vardiyaya teslim ettik. Gelen vardiya başmemurlarına , müşahade odasındabulunan Utku Şenol'un durumunun kontrol edilmesini ve müdürleri uygun gördüğütakdirde müşahade odasından çıkarılmasını söyledim. Biz teslim edene kadarherhangi bir sağlık şikayeti yada bizden herhangi bir talebi olmamıştır. BenUtku Şenol'a ne kadar doz ilaç verildiğini, hangi ilaçların verildiğini, yadailaçların isimlerini hiç bir şekilde bilmiyorum. Zaten ben ilaçla ilgili degörevli birimde değilim. Ayrıca Utku Şenol'un cezaevinde daha önceden de birçokolayları ile ilgili saldırganlık yaptığına dair belgeler mevcuttur. Bunları daekte Sayın Savcılığınıza sunuyorum. Ayrıca yine gitmiş olduğu doktorlarayazdırmış olduğu ilaçları bizim insiyatifimiz dışında aldığına dair belgeler demevcuttur. Bunları da ekte sunuyorum. Kurumumuzda mahkumlara kas gevşetici,uyku ilaçları, psikolojik tedavilerde kullanılan ilaçlar vb. şeklindekiilaçları bizim gözetimimizde verilir. Ancak ekte belirtilen böbrek ilacı vb.ilaçlar kendilerinde kalır. Bu ilaçların da 1 kutusunda 100 adet bulunmaktadır.Olayla ilgili hiç bir ilgim yoktur. Ben üzerime suçlamaların hiç birini bunedenlerden dolayı kesinlikle kabul etmiyorum."
İnfaz koruma memurları N.Ç., O.A., R.Ç. ve E.Ö.; K.K. ileaynı yönde beyanda bulunmuştur.
Ö.F.A.nın verdiği ifadenin ilgili bölümü şöyledir:
"Olaygününde mahkumlara akşam hatırladığım kadarıyla 9:00-9:30 sıralarında 1 adetGamaflex isimli ilacı memur gözetiminde ve denetimimiz altında kendisineiçirdik ve takip ettik. Ben ilaç dağıtımından sonra görev yerim olan mahkumkabul birimime döndüm. Mahkum kabul de iş yoğunluğu olmadığı için akşamsaatlerinde arkadaşlarıma yardım etmeye gidiyorum. Sağ koridorda duyduğumsesler üzerine sağ kısım tarafına yöneldim. Daha sonra başmemurluk denilenyerde hükümlü Utku Şenol'u ayakta gördüm. Kendisinin saldırgan tavırlariçerisinde olduğunu gördüğüm için kendisine ilaç içip içmediğini sordum. Bununüzerine bana sinirlenerek benim üzerime yürüdü. Bana vurmaya çalıştı. Arkadaşlarımmüdahale etti. Bunun üzerine ben odadan çıktım. Ben Utku Şenol'a sadece benimgörevim olan 1 adet Gamaflex isimli ilacı verdim. Onun haricinde kendisinekesinlikle bir ilaç vermedim. Vermem söz konusu değildir. Ben Utku Şenol'a nekadar doz ilaç verildiğini, hangi ilaçların verildiğini, yada ilaçlarınisimlerini hiç bir şekilde bilmiyorum. Zaten ben ilaçla ilgili de görevlibirimde değilim. Bununla ilgili birim revirdir. Ayrıca kurumumuzda mahkumlarakas gevşetici, uyku ilaçları, psikolojik tedavilerde kullanılan ilaçlar vb.şeklindeki ilaçları bizlerin gözetiminde yani revir bölümündeki arkadaşlarımıztarafından verilir. Ancakböbrek ilacı vb. ilaçlar kendilerinde kalır... "
M.H.; butona basılarak U.Ş.nin kaldığı koğuşta sorunolduğunun bildirilmesi üzerine söz konusu koğuşa gittiklerini, U.Ş.ninBaşmemurluk odasına getirildiğini, elleri ve yüzünün yıkandığını, U.Ş.ninkimsenin kendisine zarar vermediğini söylediğini, Ö.F.A.nın ilaç içipiçmediğini sorması üzerine U.Ş.nin ona saldırdığını, durumun 1. müdürebildirildiğini ve İnfaz Koruma Memuru K.K.nın talimatı üzerine U.Ş.nin müşahedeodasına alındığını ifade etmiştir. Aynı tarihte dinlenen İnfaz Koruma MemuruS.H. de aynı yönde beyanda bulunmuştur.
İnfaz Koruma Memuru M.B. verdiği ifadede; U.Ş.ninBaşmemurlukta görevli personele saldırmasından sonra K.K.nın durumu 1. müdürebildirdiğini, sakinleşmemesi ve agresif tavırlarını sürdürmesi üzerine K.K.nınve müdürün bilgileri dâhilinde kelepçe takılan U.Ş.nin süngerli odayaalındığını, vardiya bitimine kadar U.Ş.yi sık sık kontrol ettiğini, kapıyavurup U.Ş.nin tepkilerini ölçtüğünü beyan etmiştir.
11/8/2012 günü sabah vardiyasında görevli infaz korumamemurları olan E.K. ve İ.B. ifadelerinde; müşahede odasında bir mahkûmbulunduğunun bildirilmesi üzerine müşahede odasını M.G. ile kontrolettiklerini, U.Ş.nin nefes alıp verdiğini gördüklerini, daha sonra başmemur ilebirlikte U.Ş.nin yanına gidip onu kontrol ettiklerini, müdür geldikten sonraU.Ş.yi müşahede odasından çıkardıklarını, durumunun iyi olmadığını fark edip112 Acil Servisi aradıklarını, Acil Servis ekibinin U.Ş.yi Aliağa DevletHastanesine götürdüğünü söylemişlerdir.
11/8/2012 günü sabah vardiyasında görevli İnfaz KorumaBaşmemuru H.D. ise devraldığı vardiyanın sorumlusu olan K.K.nın U.Ş.nin kendilerinesaldırdığını, biraz da hap içtiğini, U.Ş.yi tedbiren müşahede odasınakoyduklarını söylediğini, U.Ş.yi kontrol ettirdiğini, Ceza İnfaz Kurumununnöbetçi 2. müdürü gelince gece yaşanan olayı ona bildirdiğini, birliktemüşahede odasına gittiklerini, U.Ş.nin durumunun pek iyi olmadığını, hâlsizolduğunu ve çok kısık bir sesle konuştuğunu, hemen 112 Acil Servis'i çağırarakU.Ş.nin Aliağa Devlet Hastanesine sevk edilmesini sağladıklarını beyanetmiştir.
İzmir 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görevyapan Hekim M.T.Z. ise tanık sıfatıyla verdiği ifadede; görevli doktorun izinliolması nedeniyle olay tarihinde Ceza İnfaz Kurumunda görevli olduğunu, U.Ş.ninölümünden iki üç gün önce idrarını yaparken ağrısı olduğu şikâyetiylegeldiğini, şikâyetin giderilmesi için ilaçlar yazdığını ifade etmiştir.
29. Cumhuriyet savcısı24/4/2014 ve 25/2/2014tarihlerinde, olay tarihinde U.Ş. ile aynı koğuşta kalan T.S., N.Ö. ve M.T.nintanık sıfatıyla ifadelerini almıştır. Cumhuriyet Başsavcılığının Ceza İnfaz Kurumunayazdığı 20/2/2014 tarihli yazıdan U.Ş. ile aynı koğuşta kalan ve ifadelerialınmayan başka tutuklu ve hükümlülerin de olduğu anlaşılmıştır.
T.S.; kırmızı ve yeşil reçeteli ilaçların U.Ş.ye görevlimemurlar gözetiminde verildiğini, U.Ş.nin dolabında kendisine ait başka ilaçlarda olduğunu, U.Ş.nin ilaç içmek amacıyla sürekli revire gittiğini, onunilaçları biriktirme alışkanlığı olmadığını, 10/8/2012 tarihinde U.Ş.yegörevlilerce verilen ilaç kutusunun içinde yüz adet ilaç bulunduğunu, U.Ş.nin11/8/2012 günü saat 03.00 sıralarında ilaçların etkisinde kalarak dolaplaravurduğunu ve bağırıp çağırdığını, uyuyamadıkları için butona bastıklarını,görevlilerin U.Ş.yi koğuştan çıkardıklarını, bu sırada U.Ş.nin zorlukçıkardığını ve bir görevlinin ayağına vurduğunu söylemiştir.
N.Ö.; U.Ş.ye ölmeden bir iki gün önce ilaç verildiğini,ilaçların idare gözetiminde saatli olarak verildiğini, U.Ş.nin ilaçlarıkarıştırarak içtiğini ifade etmiş ve T.S. ile aynı yönde beyanda bulunmuştur.
M.T., ilaçların görevlilerce U.Ş.ye verildiğini, U.Ş.ninverilen ilaçları iki saat içinde içip huzursuzluk çıkardığını, durumugörevlilere haber verdiklerini, görevliler U.Ş.yi koğuştan çıkarırken onunzorluk çıkarıp bir görevliye tekme attığını ifade etmiştir.
30. Cumhuriyet savcısı, U.Ş.nin ölümü hakkında yürütülensoruşturma sonunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. 27/2/2014tarihli bu kararın ilgili bölümü şöyledir:
"Herne kadar ölen Utku Şenol'un 06.07.2012 tarihinde Bafra T Tipi Kapalı Ceza infazkurumundan jiletle tehdit, memura fiili mukavemet, koğuş yakma gibieylemlerinden dolayı hakkında verilen disiplin cezaları nedeniyle İzmir 3 noluT Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna nakledildiği, ölen Utku Şenol'un sağlıksorunları nedeniyle kendisine verilen ilaçların etkisinde kalarak 11.08.2012tarihinde kalmış olduğu C-2 koğuşunda sorun çıkarması üzerine görevli İnfazKoruma Memurlarının müdahale ederek Utku Şenol'u A-9 numaralı tekli odayaaldıkları, daha sonrasında Utku Şenol'un rahatsızlanması üzerine hastaneye sevkedildiği, kaldırılmış olduğu İzmir Katip Çelebi Atatürk Eğitim ve AraştırmaHastanesinde vefat ettiği olayla ilgili olarak soruşturma başlatılmış ise de ;
Sözkonusu ölen Utku Şenol hakkında düzenlenmiş olan Adli Tıp Kurumu raporları doğrultusundaölümünün çoklu ilaç intoksikasyonu ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydanageldiği, Utku Şenol'a verilen ilaçlarla ilgili İzmir 3 Nolu T T Tipi KapalıCeza İnfaz Kurumuna yazılan müzekkere cevabında; ölen Utku Şenol 'un sergual,tantun tablet, uropan tablet, otrivine (sprey ) ve Gamaflex ismindeki ilaçlarıkullandığı, bu ilaçların ölen U.Ş.ye Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün12.02.2009 tarih ve B-03.0.CTE.0.00.27.00/217/15035 sayılı yazısına istinadenoda ve koğuşlara verilmekte, oda koğuşlara verilmesi uygun olmayan ilaçlarınise memur eşliğinde içirilmek suretiyle tek olarak verildiği, dolayısıyla İzmir3 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundaki görevlilerin Utku Şenol'un ölümüneneden olduğu konusunda somut ve inandırıcı bir delilin bulunmadığı tüm dosyakapsamından anlaşılmakla,
Şüphelilerinatılı suçu işledikleri hususunda yeterli şüphe oluşturacak bir delil eldeedilemediğinden , kamu adına kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına... kararverildi."
31. Başvurucular; tıbbi belge ve raporlara göre U.Ş.ninölmeden önce ağır şekilde darbedildiğini, ters kelepçe ve ayağa kelepçeuygulanarak işkence ve kötü muameleye maruz bırakıldığını, U.Ş.nin görevlileresaldırdığına dair iddiaların gerçeği yansıtmadığını, U.Ş.nin gece 02.00sıralarında kırk kadar ilaç içtiği bilindiği hâlde hareketsiz kalındığını,U.Ş.nin mide içeriğinde ilaç etken maddesi çıkmadığına göre ilacın enjeksiyonlaverildiğini, bu yönden bir araştırma yapılmadığını, infaz koruma memurları veU.Ş. ile aynı koğuşta kalanların ifadelerinde U.Ş.nin yüzü ve gözündekikızarıklıklardan söz edildiğini, bu durumda harici muayenede tespit edilenbulguların başmemurluklarda meydana geldiğini, kırk tane ilaç aldığıbilinmesine rağmen doktora haber verilmemesi ve hastaneye sevk edilmemesihususlarında herhangi bir inceleme yapılmadığını, U.Ş.nin müşahede odasındakontrol edilmediğini iddia ederek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararaitiraz etmişlerdir.
32. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda usul veyasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesi14/7/2014 tarihinde itirazı reddetmiştir.
33. Nihai karar, başvurucular tarafından 19/9/2014tarihinde öğrenilmiş olup yasal süresi içinde -20/10/2014 tarihinde- bireyselbaşvuruda bulunulmuştur.
B. Disiplin Soruşturması Süreci
34. U.Ş.nin ölümü üzerine Ceza İnfaz Kurumunca birdisiplin soruşturması başlatılmış ve infaz koruma memurları K.K., R.Ç., M.B.,E.Ö., N.Ç., E.K., M.G., İ.B., O.A., U.E., S.H., M.H., M.S., Ö.F.A., H.B., K.M.,C.G. ve C.S.nin, İnfaz Koruma Başmemuru H.D.nin, Aile Hekimi M.T.Z.nin, tutukluve hükümlüler H.S., N.Ö., T.S.,İ.T., M.A., H.K., M.T., T.B.K.nın ifadelerinebaşvurulmuştur.
İnfaz Koruma Başmemuru ve Memurlarının İfadeleri
H.D., ceza soruşturmasında verdiği ifadeyle benzer yöndeifade vermiştir.
Ceza soruşturma kapsamında verdiği ifadeyle benzer yöndeifade veren K.K. ilaveten U.Ş. ile aynı koğuşta kalanların sürekli ilaçkullanıp kendini kaybettiğinden bahisle U.Ş.nin koğuştan alınmasını talepettiklerini, U.Ş.nin fazladan ilaç içmediğini ve hastaneye gitmek istemediğinibeyan ettiğini, kendisine ve başkasına zarar vermemesi için U.Ş.nin ellerine veayaklarına plastik kelepçe bağladığını, vardiya değişimi sırasında rahatlasındiye U.Ş.nin ayaklarındaki kelepçenin çıkarılmasını istediğini ifade etmiştir.
R.Ç., butona basılarak yardım istenmesi üzerinegittikleri C/2 koğuşundakilerin U.Ş.nin fazla ilaç içtiğini söylediklerini,U.Ş.nin dolabında boş ilaç şişesi bulduklarını, plastik kelepçe bulunmaması vesüngerli odada başkasının bulunması nedeniyle U.Ş.nin bir süre Başmemurluktabekletildiğini, daha sonra plastik kelepçeyle kelepçelenerek süngerli odayakonulduğunu söylemiştir.
M.B., U.Ş.nin aldığı ilaçlardan ve boş ilaç şişesindensöz etmemiş; bunun dışında R.Ç. ile benzer yönde ifadede bulunmuştur.
E.Ö., O.A. ve N.Ç, K.K. ile benzer yönde ifade vermiş;süngerli odada kendini sağa sola vurması nedeniyle K.K.nın U.Ş.nin ayaklarınaplastik kelepçe taktığını beyan etmişlerdir.
E.K.; 11/8/2012 günü sabah vardiyasında görevli olduğunu,sabah sayımında süngerli odayı M.G. ve İ.B. ile birlikte kontrol ettiklerini,U.Ş.nin uyuduğunu ve nefes alıp verdiğini gördüklerini, daha sonra nöbetçimüdürle birlikte süngerli odaya gidip kelepçeleri kestiklerini ve 112 AcilServisi aradıklarını söylemiştir.
M.G. ve İ.B.; sabah vardiyasında U.Ş.yi E.K. ve İ.B. ilebirlikte kontrol ettiklerini, U.Ş.nin uyuduğunu ve nefes alıp verdiğini beyanetmişledir.
U.E.; olay günü kameralarla olay anını izlediğini,süngerli odada U.Ş.nin kelepçeleri açmaya çalışıp sonra uyuduğunu, herhangi birolumsuz durum olmadığı için kimseye haber vermediğini beyan etmiştir.
C.S. ifadesinde; butona basılması üzerine gittikleri C/2koğuşundaki tutuklu ve hükümlülerin U.Ş.nin fazla miktarda ilaç içtiğini ve bunedenle saldırdığını söylediklerini, U.Ş.nin ise bir tane ilaç içtiğini beyanettiğini söylemiştir.
K.M.; C.S. ile aynı yönde beyanda bulunmuş; ilave olarakkendisine ve başkasına zarar vermesini engellemek amacıyla U.Ş.nin ellerine veayaklarına plastik kelepçe takıp onu süngerli odaya bıraktıklarını ve sık sıkkontrol ettiklerini ifade etmiştir.
S.H.; sabah 06.30-07.00 sıralarında vardiya sorumlusu ilebirlikte süngerli odaya gittiklerini, U.Ş.nin iyi olduğunu söylediğini beyanetmiştir. M.H. de saat 06.30-07.00 sıralarında U.Ş.ye K.K.nın "Nasılsın,iyi misin?" gibi sorular sorduğunu gördüğünü beyan etmiştir.
Ö.F.A.; U.Ş.nin kendisine tekme savurduğunu ve eliylevurmaya çalıştığını, U.Ş.yi elleri arkadan bağlı hâlde süngerli odayagötürülürken gördüğünü söylemiştir.
H.B.; C/2 koğuşunda U.Ş.nin K.K.ya tekme atığını, agresiftavırlar sergilediğini ifade etmiştir.
C.G.nin ifadelerinden, U.Ş.nin C/2 koğuşundan alınmasına,U.Ş.nin ellerine ve ayaklarına kelepçe takılmasına ve U.Ş.nin süngerli odayaalınmasına dair bilgisinin olmadığı anlaşılmıştır.
M.S.; olaya şahit olmadığını ifade etmiştir.
Kurum Hekiminin İfadesi
M.T.Z., hastalığına istinaden U.Ş.ye ilaç reçete ettiğinisöylemiştir.
Tutuklu ve Hükümlülerin İfadeleri
H.S.; olay günü saat 01.30 sıralarında U.Ş.nin ilaçlarınetkisiyle kendi kendine konuştuğunu, küfrettiğini, dolap kapağını çarpıpranzaya elini vurduğunu, bu sebeple T.S. ve U.Ş.nin tartıştığını, araya diğertutuklu ve hükümlülerin girdiğini, sakinleştirmek amacıyla U.Ş.nin kafasınınsoğuk suyla yıkandığını, U.Ş.nin T.S.den koğuştan gitmesini istediğini, bununüzerine butona basıp görevlilerden yardım istediklerini beyan etmiştir. AyrıcaH.S.; U.Ş.nin görevlileri dinlemediğini ve bir görevliye tekme attığını,görevlilerin fiziki müdahalede bulunmadan U.Ş.yi koğuştan çıkardıklarınısöylemiştir. H.S. son olarak U.Ş.nin reçete edilen ilaçları parça parça alarakaynı gün içinde bitirdiğini, U.Ş.nin yüzünde iki tane kızarıklık bulunduğunu,göz altındaki kızarıklığın T.S. ile U.Ş. arasındaki tartışmayı önlemek içinaraya girildiği sırada meydana gelmiş olabileceğini, diğer kızarıklığın isesivilceden kaynaklanabileceğini ifade etmiştir.
N.Ö.; T.S ve U.Ş.nin tartışmaları üzerine arayagirdiklerini, tartışmadan sonra U.Ş.nin gözünün altında ve yüzünde hafifçizikler olduğunu ancak T.S. ile U.Ş.nin birbirlerine vurduğunu görmediğini,U.Ş.nin söylediklerinin anlaşılmadığını, vücudunun ateş gibi yanması nedeniyleU.Ş.nin kafasını soğuk suyla yıkadıklarını, dolabındaki hapları da içmesin diyeçöpe attıklarını, U.Ş.nin küfürlü konuşması nedeniyle butona basıp yardımistediklerini beyan etmiştir. N.Ö.; M.A.nın infaz koruma memurlarından koğuştanU.Ş.nin alınmasını istediğini, U.Ş.nin koğuştan çıkmak istemediğini ve birpersonele tekme attığını, koğuştan çıkarılırken U.Ş.ye fiziki müdahaledebulunulmadığını söylemiştir.
T.S.; olay günü saat 01.00-02.00 sıralarında kendikendine konuşup küfretmesi nedeniyle U.Ş.yi uyardıklarını, U.Ş.nin dolabındanon beş dakikada bir avcuna koyduğu ilaçları içtiğini, uyarılardan anlamamasıüzerine butona basarak görevlileri çağırdıklarını, U.Ş.nin görevlilereküfrettiğini ve bir görevliye tekme attığını, U.Ş.nin koğuştaki kimseyle kavgaetmediğini, görevlilerin kollarından tutarak U.Ş.yi koğuştan çıkardıklarını,U.Ş.nin gözünün altında sürekli iki kızarıklık olduğunu ifade etmiştir.
H.S., N.Ö. ve T.S. ile benzer yönde beyanda bulunan İ.T.ilave olarak U.Ş.nin ilaçları karıştırarak aralıklarla üçer beşer yuttuğunu,00.30-01.00 sıralarında içmesin diye U.Ş.ye ait on on beş ilacı çöpe attığını,butona basılması üzerine gelen görevlilere U.Ş.nin akşamdan beriilaç aldığınıve ilaçlar nedeniyle o hâlde olduğunu söylediğini ifade etmiştir.
M.A. ifadesinde, U.Ş.nin olay günü saat 00.30-01.00 sıralarındaavcuna aldığı bir miktar hapı içtiğini beyan etmiştir.
H.K. de U.Ş.nin kendisine verilen ilaçların bir miktarınıavcuna alıp içtiğini, daha sonra sinirli hareketler yapmaya başladığınısöylemiştir.
M.T.; Ceza İnfaz Kurumuna ilk geldiğinde U.Ş.nin gözününaltında hafif bir morarmanın mevcut olduğunu, U.Ş.nin hap bağımlısı olduğunu,bir keresinde otuza yakın hapı tek seferde içtiğini beyan etmiştir.
T.B.K., H.S. ile benzer yönde ifade vermiş ancak U.Ş.ninyüzündeki kızarıklıklardan bahsetmemiştir.
35. Yürütülen soruşturma 5/3/2013 tarihindesonuçlandırılmış; saat 03.09'da müşahede odasına girilerek 03.20, 03.31, 04.03ve 04.32'de camdan bakılarak, 05.06 ve 05.34'te mazgaldan U.Ş. ile konuşularak,05.58'de camdan bakılarak, 06.12'de mazgal açılarak, 07.15, 07.17, 07.37 ve08.23'te camdan bakılarak U.Ş.nin bilinci infaz koruma memurlarınca kontroledildiği belirtilerek "E.Ö.nün herhangi bir kusurunun bulunmadığı vegörevlerini yerine getirdiği, K.K. ve N.Ç.nin disiplin suçu işlemediği ve M.B.ile R.Ç.nin herhangi bir ihmalinin olmadığı" gerekçeleriyle disiplincezası ile cezalandırılmalarına yer olmadığına karar verilmiştir.
C. Tam YargıDavası İle İlgili Süreç
36. Başvurucular, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararayaptıkları itirazda dile getirdikleri hususları (bkz. § 31) öne sürerek hizmetkusuru bulunduğu iddiasıyla Bakanlık aleyhine İzmir 3. İdare Mahkemesi (İdareMahkemesi) nezdinde tam yargı davası açmışlardır.
37. İdare Mahkemesi, hizmet kusuru bulunup bulunmadığıkonusunda 1. İhtisas Kurulundan rapor almıştır. 11/3/2015 tarihli raporunilgili bölümü şöyledir:
"...[K]işinin ölümünün çoklu ilaç intoksikasyonu ve gelişenkomplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğunun kabulü gerektiği,
4-Adlidosyada kayıtlı bilgilerde kişinin İzmir 3 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfazKurumunda hükümlü olduğu, 11/08/2012 günü saat 02:00 sıralarında koğuş butonunabasılması üzerine C2 koğuşuna gidildiği, koğuşta kalanların kişinin aldığıilaçlardan kendini sağa sola vurduğunu sürekli küfür ettiğini söyledikleri,koğuştan alınmasını istedikleri, görevli memurların içeri girerek kişinindolabını aradıkları, dolabında buldukları ilaçları çöpe attıkları, sonra kişiyivardiya baş memurluğuna götürdükleri, orada da sakinleşmemesi üzerine kendisineve çevresine zarar vermemesi için ellerine ve ayaklarına kelepçe takarak saat03:04’de yumuşak odaya görevli personeller ile birlikte konulduğu, 03:09’daiçeri girilerek, 03:20’de blok sorumlusu N.Ç. tarafından camdan bakılmaksuretiyle, 03:3l’de Blok nöbetçisi O.A. tarafından camdan bakılmak suretiyle,04:03’de O.A. camdan bakılmak suretiyle, 04:32’de koğuş nöbetçisi M.B.tarafından, 05:06’da S.D. tarafından 05:34’de mazgaldan Utku Şenol ilekonuşularak bilincinin açık olup olmadığı kontrol edilmiş, 05:58’de yine camdanbakılarak, 06:12’de mazgal açılarak bilicinin kontrol edildiği,07:15-07:17-07:37-08:23’de camdan bakılarak kontrol edildiği, 09:06’da nöbetçimüdür tarafından kontrol edildiği 09:13’de yumuşak odadan çıkarıldığı, 09:18’desevk edilmek üzere mahkum kabule getirildiği, 09:47’de 112 Acil Servisingeldiği, 09:59’da Acil Servis görevlilerine teslim edildiği, hastanede yapılanmüdahalelere rağmen 12.08.2012 günü saat 00:05 te öldüğü, İzmir 3 Nolu T TipiKapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü nün24.6.2013 tarihli yazısında; Kapalı cezainfaz kurumunda ilaç dağıtımının Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri GenelMüdürlüğünün 12/02/2009 tarih ve B.03.0.CTE.0.00.27.00 /217/15035 sayılıyazısına istinaden oda ve koğuşlara verilmekte; oda ve koğuşlara verilmesiuygun olmayan (yeşil reçete, anti depresanlar vb.) ilaçların ise memureşliğinde içilmek sureti ile hükümlü/tutukluya verilmekte olduğu ve Uropantablet (oksibutinin etken maddesi) isimli ilacın “oda ve koğuşuna verilmekteolduğu”nun kayıtlı olduğu, bununla birlikte Adalet Bakanlığı Ceza veTevkifevleri Genel Müdürlüğünün 12/02/2009 tarih ve B.03.0.CTE.0.00.27.00/217/15035 sayılı yazısı içeriğinde; ”Aşağıda belirtilen ilaçlar hiçbir şekildekoğuşlarda bulundurulmayacaktır: …………f)Santral miyorolaksaniçerikli ilaçlar, (Phenprobamat etken madde içerikli ilaçlar vs) veantikolinerjik ilaçlar,(Oksibutinin Hidroklorür etken madde içerikli ilaçlarvs) (sürekli veya süreli ilaç kullanım kartı verilmez, yalnız kronik hastalar,raporlu hastalar, kullanması hayati önem arz eden hastalığı olanlarda hafta içi2 günlük doz ve hafta sonu için 3 günlük doz ilacını yanında bulundurabilir)”kayıtlı olduğu cihetle Oksibutinin Hidroklorür etken maddesini içeren“Uropan tablet” in “oda ve koğuşuna verilmesinin” uygun olmadığı, bununlabirlikte kişinin Uropan tablet isimli ilacı almış olduğunun kabulü halindedahi kişinin ölümünün çoklu ilaç intoksikasyonu ve gelişen komplikasyonlarsonucu meydana gelmiş olduğu dikkate alındığında ilacı almış olmasının ölümüzerinde ne düzeyde etkisinin olduğunun bilinemediği, kişininrahatsızlanmasından itibaren yapılan diğer tıbbi uygulamaların tıp kurallarınauygun olduğu oy birliği ile mütalaa olunur. "
38. İdare Mahkemesi 30/11/2015 tarihinde, maddi tazminattaleplerinin reddine; manevi tazminat taleplerinin ise hizmet kusuru bulunduğugerekçesiyle kısmen kabulüne karar vermiştir. Söz konusu kararın ilgili bölümüşöyledir:
"...Dosyadabulunan soruşturma raporu, ceza soruşturması sonucu verilen karar, bilirkişiraporu ile diğer tüm bilgi ve belgelerin incelenmesi ve değerlendirilmesinden;uyuşmazlık konusu ölüm olayının çoklu ilaç intoksikasyonu (zehirlenme) vegelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu, yukarıda belirtilenbilirkişi raporunda, oda ve koğuşuna verilmesi uygun olmayan ancak bu kurala rağmendavacıya cezaevi idaresi tarafından verilen Uropan tablet (oksibutinin etkenmaddesi) isimli ilacın davacıya verildiği, bu ilacı almış olduğunun kabulühalinde dahi ölümün çoklu ilaç intoksikasyonu ve gelişen komplikasyonlar sonucumeydana gelmiş olduğu dikkate alındığında ilacı almış olmasının ölüm üzerindene düzeyde etkisinin olduğunun bilinemediğinin belirtildiği, bunun haricindeölüm olayı ile nedensellik bağı kurulabilecek davalı idareye atfedilebilecekbaşka bir durumun saptanamadığı anlaşıldığından, maddi tazminat talebininreddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Manevitazminat talebi bakımından yapılan incelemede:
Yukarıdabelirtilen bilirkişi raporunda, oda ve koğuşuna verilmesi uygun olmayan ancakbu kurala rağmen davacıya cezaevi idaresi tarafından verilen Uropan tablet(oksibutinin etken maddesi) isimli ilacın davacıya verildiğinin saptandığı,olay nedeniyle cezaevi nöbetçi müdürü ve görevli infaz koruma memurlarıtarafından tutulan 11/8/2012 tarihli tutanakta, yer alan "...olayla ilgiliolarak odada bulunan diğer hükümlü / tutuklular dinlendi. Hükümlü Utku Şenol'unidarenin kendisine verdiği ilaçlardan (Üropan - Tantum) fazlaca miktardaiçtiğini koğuşta bulunanlara rahatsızlık verdiğini ve kendilerinin de butonabasarak görevli memurlara haber verdiklerini söylediler..." ibareleridikkate alındığında, koğuşa müdahale sırasında Utku Şenol'un idarenin kendisineverdiği ilaçlardan (Üropan - Tantum) fazlaca miktarda içtiğininin öğrenildiğiancak buna rağmen bu durum ile ilgili olarak değerlendirme yapılmadığı vekişinin durumunun kötüleşmesi sonucu sabah 09:00 sıralarında hastaneye sevkinekadar tıbbi müdahalede bulunulmadığı, bu durum ile ilgili olarak olay sırasındadeğerlendirme yapılmamasının ve tıbbi müdahalede bulunulmamasının Utku Şenol'unbeyanları ve fiziki durumunun iyi olduğu değerlendirmesine dayandığınınifadelerde belirtildiği anlaşılmaktadır. Olayda, oda ve koğuşa verilmesiuygun olmayan ancak bu kurala rağmen Utku Şenol'a cezaevi idaresi tarafındanverilen Uropan tablet (oksibutinin etken maddesi) isimli ilacın kişiyeverilmesi ve olay sırasında söz konusu ilacı kişinin fazlaca miktarda içtiğinincezaevi yetkililerine bildirilmesine rağmen bu konuda müdahalede bulunulmamasınedeniyle hizmetin kusurlu işlediği sonucuna varılmıştır. Yukarıdabelirtilen bilirkişi raporunda, kişinin ilacı almış olduğunun kabulü halindedahi ölümün çoklu ilaç intoksikasyonu ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydanagelmiş olduğu dikkate alındığında ilacı almış olmasının ölüm üzerinde nedüzeyde etkisinin olduğunun bilinemediğinin belirtilmesi nedeniyle söz konusukusurlu durumlar ile ölüm olayı arasında nedensellik bağının saptanamadığıancak, bu kusurlu durumun tek başına davacıların elem ve üzüntüsüne nedenolacağı sonucuna varıldığından, söz konusu tespit edilen hizmet kusurunedeniyle davacılara manevi tazminat ödenmesi gerekmektedir.
...
Davanın,manevi tazminat talebine ilişkin kısmının kısmen kabulüne ve kısmen reddine,müteveffa Utku Şenol'un annesi davacı Emine Şenol için 10.000,00-TL, kardeşidavacı Ahmet Şenol için 5.000,00 TL, kardeşi davacı Ayhan Şenol için 5.000,00TL, kardeşi davacı Yasemin Canikli için 5.000,00 TL, kardeşi davacı Kenan Şenoliçin 5.000,00 TL, kardeşi davacı İbrahim Şenol için 5.000,00 TL manevi tazminatın,tazminat talebi ile ilgili olarak idareye yapılan başvuru tarihi olan07/08/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıidareden alınarak davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminattaleplerinin reddine... oybirliğiyle karar verildi."
39. İdare Mahkemesince verilen karar, hem başvurucularcahem de Bakanlıkça temyiz edilmiş; Danıştay tarafından temyiz talepleri hakkındahenüz karar verilmemiştir.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
40. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun"Kasten yaralama" kenar başlıklı 86. maddesinin ilgilikısımları şöyledir:
"(1)Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğininbozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ilecezalandırılır.
(2)(Ek fıkra: 31/03/2005 - 5328 S.K./4.mad) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindekietkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olmasıhalinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlipara cezasına hükmolunur.
(3)Kasten yaralama suçunun;
...
d)Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
...
İşlenmesihâlinde, şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır."
41. 5237 sayılı Kanun'un "Taksirle öldürme" kenarbaşlıklı 85. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Taksirlebir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezasıile cezalandırılır."
42. 5237 sayılı Kanun'un "Zor kullanma yetkisineilişkin sınırın aşılması" kenar başlıklı 256. maddesi şöyledir:
"Zorkullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilerekarşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması hâlinde, kastenyaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır."
43. 5237 sayılı Kanun'un "Görevi kötüyekullanma" kenar başlıklı 257. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarışöyledir:
"(1)Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerineaykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararınaneden olan ya da kişilere haksız bir (Değişik ibare: 08/12/2010-6086S.K./1.mad.) menfaat, sağlayan kamu görevlisi, (Değişik ibare: 08/12/2010-6086S.K./1.mad.) altı aydan iki yıla kadar, hapis cezası ile cezalandırılır.
(2)Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gerekleriniyapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamununzararına neden olan ya da kişilere haksız bir (Değişik ibare: 08/12/2010-6086S.K./1.mad.) menfaat, sağlayan kamu görevlisi, (Değişik ibare: 08/12/2010-6086S.K./1.mad.) üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."
44. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu'nun "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısınıngörevi" kenar başlıklı 160. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1)Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izleniminiveren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına kararvermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar."
45. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve GüvenlikTedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "Yönetim tarafından alınabilecektedbirler" kenar başlıklı 49. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
"Kurumundüzeninin ve kişilerin güvenliklerinin ciddî tehlikeyle karşı karşıya kalmasıhâlinde, asayiş ve düzeni sağlamak için Kanunda açıkça belirtilmeyen diğertedbirler de alınır. Tedbirlerin uygulanması, disiplin cezasının verilmesineengel olmaz."
46. 5275 sayılı Kanun'un "Zorlayıcı araçlarınkullanılması" kenar başlıklı 50. maddesinin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
"Hiçbirhâlde zincir ve demire vurmak tedbir olarak uygulanmaz. Kelepçe ve bedenselhareketleri kısıtlayıcı araçlar;
a) Yetkili makamın önüne getirildiğindeçıkarılmak kaydıyla, sevk ve nakil sırasında kaçmayı önlemek için,
b) Hekimin talimat ve gözetiminde olmaküzere tıbbî nedenlerle,
c)Diğer kontrol usûllerinin yetersizliğihâlinde hükümlünün kendisine veya başkalarına zarar vermesine veya eşyayıtahrip etmesine engel olmak için kurum en üst amirinin emriyle,
kullanılabilir."
47. 5275 sayılı Kanun’un “Hükümlünün muayene ve tedaviistekleri” kenar başlıklı 71. maddesi şöyledir:
"Hükümlü, beden ve ruh sağlığınınkorunması, hastalıklarının tanısı için muayene ve tedavi olanaklarından, tıbbîaraçlardan yararlanma hakkına sahiptir. Bunun için hükümlü öncelikle kurumrevirinde, mümkün olmaması hâlinde Devlet veya üniversite hastanelerinin mahkûmkoğuşlarında tedavi ettirilir."
48. 5275 sayılı Kanun’un “Hükümlünün muayene vetedavisi” kenar başlıklı 78. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Kurumun sağlık koşullarınındüzenlenmesi, hükümlünün acil veya olağan muayene ve tedavisi kurumun hekimitarafından yapılır. Genel veya hastalık nedeniyle yapılan tüm muayene ve tedavisonuçları, sağlık izleme kartına işlenir ve dosyasında saklanır."
49. 5275 sayılı Kanun’un “Sağlık denetimi” kenarbaşlıklı 79. maddesi şöyledir:
"Kurum hekimi, kurumu ayda en azbir kez denetleyerek genel ve özel önlem alınması gereken hastalıklar ilekurumda sağlık koşulları yönünden alınması gereken önerileri içeren bir rapordüzenler ve kurum yönetimine verir."
50. 5275 sayılı Kanun’un “Hastaneye sevk” kenarbaşlıklı 80. maddesi şöyledir:
"Hükümlünün sağlık nedeniylehastaneye sevkine gerek duyulduğunda durum, kurum hekimi tarafından derhâl birraporla ceza infaz kurumu yönetimine bildirilir."
51. 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza veGüvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün (İnfaz Tüzüğü) 22. maddesinin(8) numaralı fıkrası şöyledir:
"(8)İnfaz ve koruma başmemuru ile infaz ve koruma memuru, kurumun güvenliğini bozanfirara teşebbüs, isyan, rehin alma, saldırı, yasaya veya düzenlemelere dayalıbir emre karşı aktif veya pasif fiziki direnme gibi olaylar ile 5237 sayılıKanunun 25 inci maddesindeki meşru savunma ve zorunluluk hâli ortaya çıktığındakurum en üst amirinin izni ile zor kullanabilir. Acil hâllerde tehlikeninortadan kaldırılması amacıyla izin alınmaksızın da zor kullanılabilir. Durumuderhâl en üst amire iletir. Zor kullanan personel gerekenden fazla kuvvetkullanamaz."
52. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri GenelMüdürlüğünün Cumhuriyet Başsavcılıklarına gönderdiği "hükümlü-tutukluhastaların ilaçları hakkında" konulu 12/2/2009 tarihli veB.03.0.CTE.0.00.27.00/217/15035 sayılı yazının ilgili kısımları şöyledir:
"...
Aşağıdabelirtilen ilaçlar hiçbir şekilde koğuşlarda bulundurulmayacaktır:
...
f)Santral miyorolaksan içerikli ilaçlar, (Phenprobamat etken madde içerikliilaçlar vs) ve antikolinerjik ilaçlar, (Oksibutinin Hidroklorür etken maddeiçerikli ilaçlar vs) (sürekli veya süreli ilaç kullanım kartı verilmez, yalnızkronik hastalar, raporlu hastalar, kullanması hayati önem arz eden hastalığıolanlarda hafta içi 2 günlük doz ve hafta sonu için 3 günlük doz ilacını yanındabulundurabilir)..."
B. Uluslararası Hukuk
53. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşamhakkı" kenar başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgilikısmı şöyledir:
"Herkesin yaşam hakkı yasaylakorunur..."
54. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göreSözleşme'nin 2. maddesinin (1) numaralı fıkrası, devletin, kasıtlı olarak vekanuna aykırı şekilde kişinin yaşamına son verilmesinden kaçınılması gereğininyanı sıra yargı yetkisi dâhilindeki kişilerin hayatlarını güvence altına almakamacıyla uygun adımlar atmasını öngörmektedir (L.C.B/Birleşik Krallık,B. No: 14/1997/798/1001, 9/6/1998, § 36).
55. AİHM; 2. maddeye ilişkin pozitif yükümlülük kuralınınyaşam hakkının tehlikede bulunduğu, kamusal olan veya olmayan herhangi bireylemin gerçekleşmesi durumunda uygulanması gerektiğini belirtmektedir. Ancaközellikle insan davranışının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar dikkatealınarak yapılması zorunlu kabul edilen işlevsel tercihler gözönüne alınarakpozitif yükümlülük, yetkililer üzerine aşırı yük oluşturacak sekildeyorumlanmamalıdır. Bu doğrultuda hayati tehlikenin var olduğu her durumda kamumakamları bu tehlikenin gerçekleşmesini engellemek amacıyla Sözleşmeçerçevesinde işlevsel önlemler almakla yükümlü değildir. Pozitif yükümlülüğünortaya çıkması için yetkililerce belirli bir kişinin hayatının gerçek ve yakıntehlike içinde olduğunun bilinmesi ya da bilinmesi gerektiği durumların varlığıkabul edildikten sonra böyle bir durum dâhilinde, makul ölçüler çerçevesinde vekamu makamlarının sahip oldukları yetkiler kapsamında bu tehlikeningerçekleşmesini önleyebilecek şekilde önlem almakta başarısız oldukları tespitedilmelidir (İlbeyi Kemaloğlu ve Meriye Kemaloğlu/Türkiye, B. No:19986/06, 10/4/2012, § 36).
56. AİHM, Sözleşme'nin 2. maddesinin 1. maddesiylebirlikte yorumlandığında devletin yaşama hakkı kapsamındaki bir olayı etkilisoruşturma yükümlülüğünün bulunduğunu kabul etmiştir (McCann ve diğerleri/BirleşikKrallık [BD], B. No: 18984/91, 27/9/1995, § 161).
57. AİHM, 2001 yılında incelediği bir başvuruda verdiğikararda ise devletin yükümlülüğündeki etkili soruşturmanın ilkelerinibelirlemiştir (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, B. No: 24746/94, 4/5/2001)."Jordan Prensipleri" olarak anılan bu ilkeler, AİHM'in tamamen yenibelirlediği ilkeler değildir. Yukarıda belirtilen McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık kararından beri önüne gelen davalarda uyguladığı birtakımilkelerin sistematikleştirilmesinden ibarettir. AİHM'in yaşama hakkı kapsamındaetkili soruşturmaya ilişkin belirlediği ilkeler şöyledir:
- Soruşturma makamlarının yaşama hakkıyla ilgilikonulardan haberdar olduklarında kendiliğinden harekete geçmeleri (HughJordan/Birleşik Krallık, § 105)
- Soruşturma makamlarının bağımsız olmaları (HughJordan/Birleşik Krallık, § 106)
- Soruşturmanın sorumluların tespitini vecezalandırılmasını sağlayabilecek şekilde etkili olması, bu kapsamda olayıaydınlatmaya yarayabilecek bütün delillerin toplanması (Hugh Jordan/BirleşikKrallık, § 107)
- Soruşturmanın makul bir süratle tamamlanması (HughJordan/Birleşik Krallık, § 108)
- Yürütülen soruşturmanın ve sonuçlarının kamu denetimineaçık olması, her olayda ölen kişinin yakınlarının veya başvurucunun meşrumenfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmalarınınsağlanması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık,§ 109)
58. Sözleşme'nin 3. maddesi şöyledir:
"Hiçkimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabitutulamaz."
59. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesi ile ilgiliiçtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların en temel değeriolduğunu vurgulamıştır. Terörle ya da organize suçla mücadele gibi en zorşartlarda dahi Sözleşme'nin mağdurların davranışlarından bağımsız olarakişkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerden men ettiği belirtilmiştir.Kötü muamele yasağının Sözleşme'nin 15. maddesinde belirtilen toplum hayatınıtehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi hiçbir istisnaya yer vermediğiiçtihatlarda hatırlatılmıştır (Birçok karar arasından bkz. Selmouni/Fransa,B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95,6/4/2000, § 119).
60. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muameleolduğunu söyleyebilmek için eylemin "minimum ağırlık eşiği"ni aşmasıbeklenir (Birçok karar arasından bkz. Raninen/Finlandiya, B. No:20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02,6/3/2007 §§ 35-37; Gafgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§88-90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No: 13134/87, 25/3/1993, §30).
61. AİHM, tutuklu ve hükümlülerle ilgili olarak onlarınkorunmasız ve zayıf durumda olduklarını ve en zor şartlarda dahi yetkililerinbu kişilerin fiziksel esenliklerini korumakla sorumlu olduklarını belirtmiştir(Keenan/Birleşik Krallık, B. No: 27229/95,§ 91; Tarariyeva/Rusya,B. No: 4353/03, 14/12/2006, § 73; Vlademir/Romanov/Rusya, B. No:41461/02, 24/7/2008, § 57). Bununla birlikte AİHM, ceza infaz kurumlarında birşiddet potansiyeli bulunduğunu ve tutulan kişilerin direnişinin çok çabukayaklanmaya dönüşebileceğini kabul etmektedir (Satık ve diğerleri/Türkiye,B. No: 31866/96, 10/10/2000, § 58; Dedovsky ve diğerleri/Rusya, B. No:7178/03, 15/5/2008, § 81). Bu bağlamda Sözleşme'nin 3. maddesinin güvenliğisağlamak için güç kullanılmasını yasakladığı söylenemez ancak bu güç zorunluhâllerde kullanılmalı ve aşırı olmamalıdır (Ivan Vasilev/Bulgaristan, B.No: 48130/99, 12/4/2017,§ 63).
V. İNCELEME VEGEREKÇE
62. Mahkemenin 22/2/2018 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. İşkence veKötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
63. Başvurucular; U.Ş.nin ölmeden önce darbedildiğini,ellerine ters kelepçe takıldığını, ayaklarının da kelepçelendiğini, kanda üç,safrada ise iki ilaç etken maddesine rastlandığını, mide içeriğinde ilaç etkenmaddesi olmadığına göre ilacın ağızdan başka bir yolla vücuda girdiğini,tutuklu ve hükümlüler ile infaz koruma memurlarının koğuştan çıkarılırkenU.Ş.nin yüzündeki kızarıklıklardan bahsettiğini oysa adli muayene tutanağındave otopsi raporunda U.Ş.nin vücudundaki başka izlerden de söz edildiğini, cezasoruşturmasında bu konunun üzerinde durulmadığını ve etkili bir soruşturmayapılmadığını belirterek Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınanişkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
64. Bakanlık görüşünde; başvurucuların cezasoruşturmasında işkence ve kötü muameleye ilişkin herhangi bir iddiadabulunmadıkları, bu nedenle başvuru yollarını tüketmedikleriö ne sürülmüştür.
65. Bakanlık görüşünde ayrıca, bir muamelenin Anayasa'nın17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlıkderecesine ulaşması ve bu asgari eşiğin aşılıp aşılmadığının her somut olaydadeğerlendirilmesi gerektiği, Sözleşme'nin 3. maddesinin ceza infazkurumlarındaki güvenliği sağlamak, düzeni korumak ve suç işlenmesini önlemekiçin güç kullanılmasını yasaklamadığı, hukuka uygun olarak ve sadece kaçınılmazve aşırı olmaması koşuluyla güvenlik güçleri tarafından fiziksel gücebaşvurulmasının kötü muamele olmadığı, somut olayda infaz koruma memurlarınakarşı agresif tavırlar sergilemesi nedeniyle U.Ş.nin ellerine plastik kelepçetakıldığı, süngerli odada kendisine zarar vermesini önlemek amacıyla vekendisini sağa sola vurması üzerine U.Ş.nin ayaklarına plastik kelepçetakıldığı, Ceza İnfaz Kurumunda U.Ş.nin vücudunda ekimozlu iğne izi oluşmasınasebep verebilecek herhangi bir müdahalede bulunulmadığı, adli muayenetutanağındaki izlerin canlandırma işlemi sırasında meydana gelmiş olabileceği,U.Ş.nin mide içeriğinde bulunmayan ancak kanda ve safrada bulunan maddelerinhastanede müdahale sırasında enjeksiyon yoluyla yapılan, ağrı kesici veanestezi özelliği bulunan ilaçların etken maddesi olmasının muhtemel olduğuiddia edilmiş ve iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğu ileri sürülmüştür.
2. Değerlendirme
66. Anayasa’nın "Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" kenarbaşlıklı 17. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"Herkes,… maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
...
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”"Herkes, … maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkınasahiptir.
...
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabitutulamaz."
67. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Devletintemel amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin vetoplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak vehürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacaksurette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanınmaddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayaçalışmaktır."
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
68. Anayasa Mahkemesi; İrfan Durmuş ve diğerleri (B. No:2014/4153, 11/5/2017) başvurusunda, yakınları yaşamını yitiren başvurucularınişkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddialarınıincelemiş ve başvurucuların kendileri açısından doğrudan mağduriyetlerini ilerisürmeyip ölen yakınlarına yönelik eylemleri şikâyet konusu yaptıklarıgerekçesiyle başvuruda mağdur statüsü bakımından bir sorun bulunmadığı sonucunaulaşmıştır.
69. Mevcut başvuruda da başvurucuların yakınının -olaydayaşamını yitirdiğinden-bizzat başvuru yapma imkânı doğal olarakbulunmamaktadır. Bu nedenle başvurucuların ölen yakınlarına yönelik eylemlerişikâyet konusu yaptığı başvuruda mağdur statüsü yönünden herhangi bir sorunbulunmamaktadır.
70. Bakanlık görüşünde, işkence ve kötü muamele yasağınınihlal edildiğine yönelik şikâyetlerin soruşturma aşamasında dile getirilmemesinedeniyle başvuru yollarının tüketilmediği ileri sürülmüş ise de kovuşturmayayer olmadığına dair karara yapılan itirazda işkence ve kötü muamele yasağınınihlal edildiğine ilişkin iddiaların dile getirilmesi nedeniyle başvurucularıntüketmesi gereken başvuru yollarını tükettikleri kanaatine varılmıştır.
71. Açıklanan gerekçelerle açıkça dayanaktan yoksunolmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedende bulunmadığı anlaşılan işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğineilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
72. Anayasa’nın 17. maddesinde herkesin maddi ve manevivarlığını koruma ve geliştirme hakkı güvence altına alınmıştır. Maddenin üçüncüfıkrasında; kimseye “işkence” ve “eziyet” yapılamayacağı, kimsenin “insanhaysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye” tabi tutulamayacağı düzenlenmiştir.Anılan fıkrayla özel olarak insan onurunun korunması amaçlanmıştır (CezmiDemir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80).
73. Bu bağlamda Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncüfıkrasında; öngörülen işkence, eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan bircezaya veya muameleye tabi tutulma yasağı mutlak bir nitelik taşımakta olup bukapsamda öncelikle kamusal yetkiyle güç kullanan görevlilerin kişilerin bedenve ruh bütünlüğüne hiçbir şekilde zarar vermemelerini gerektirir (CezmiDemir ve diğerleri, § 81).
74. Öte yandan Anayasa’nın 17. maddesi ayrıca devlete,söz konusu kişilerin işkence ve eziyete ya da insan haysiyetiyle bağdaşmayanbir ceza veya muameleye -bu muameleler üçüncü kişiler tarafından yapılmış olsabile- maruz bırakılmalarını engelleyecek tedbirler alma ödevini yükletmektedir.Dolayısıyla yetkililerce bilinen ya da bilinmesi gereken bir kötü muameleningerçekleşmesini engellemek için makul tedbirlerin alınmaması durumunda devletinsorumluluğu ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 82).
75. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerinincelenmesinde yasağın maddi ve usul boyutlarının ayrı ayrı ele alınmasıgerekmektedir. Bu bağlamda yasağın maddi boyutu sadece bireyleri işkence ya dainsanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye ya da cezaya tabi tutmamasorumluluğunu (negatif yükümlülük) içermemektedir. Ayrıca bireylerin bu türmuameleye maruz kalmasını engelleyecek etkili önleyici mekanizmaların kurulmasıyönünde pozitif bir yükümlülük de içermektedir.
76. İşkence ve kötü muamele yasağının usul boyutu ise buyasağın ihlal edildiğine yönelik “tartışılabilir” ve “makul şüphe uyandıran”iddiaların sorumlularının tespitini ve cezalandırılmasını sağlayacak etkili birsoruşturma yapılması sorumluluğunu (pozitif yükümlülük) içermektedir.
77. Somut olayda başvurucuların iddiaları; yakınlarınındarbedilmesi, ağızdan başka bir yolla vücuduna ilaç verilmesi ve yakınlarınıninfaz koruma memurlarınca süngerli odada elleri ve ayakları kelepçeli olaraktutulmasıdır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin elinde U.Ş.nin mideiçeriğinde rastlanmayıp kanda ve safrada rastlanan ilaç etken maddelerinintıbbi müdahaleler sırasında verilen ilaçlara ait olup olmadığı veya söz konusuilaç etken maddelerinin U.Ş.nin aldığı ilaçlara ait olup olmadığı konusunda veadli muayene tutanağı ile otopsi raporunda yazılı bulguların nasıl meydanageldiği hususunda değerlendirme yapabilmeye imkân veren bulgularbulunmamaktadır. Bu nedenle başvurucuların şikâyetleri -maddi boyutaçısından-zor kullanma yetkisinin aşılması ile süngerli odaya alınma ve tutulmakoşulları yönünden ayrı ayrı incelenmiştir. İşkence ve kötü muamele yasağınınihlal edildiğine dair şikâyetlerin etkili soruşturulmadığı iddiaları ise usulboyutu kapsamında incelenmiştir.
i. İşkence veKötü Muamele Yasağının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia
(1) Genelİlkeler
78. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası,mağdurların eylemi veya yetkililerin saiki ne olursa olsun kötü muameleyasağının ihlal edilmemesi gerektiğini vurgular. Saikin önemi ne kadar yüksekolursa olsun en zor koşullarda bile işkence, eziyet veya insan haysiyetiylebağdaşmayan muamele yapılamaz. Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasıgereğince savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hâllerde bile buyasağın askıya alınmasına izin verilmemiştir. Anılan maddelerdeki hakkınmutlaklık niteliğini güçlendiren felsefi temel, söz konusu kişinin eylemi vesuçun niteliği ne olursa olsun herhangi bir istisnaya, haklılaştırıcı faktöreveya menfaatlerin tartılmasına izin vermemektedir (Cezmi Demir ve diğerleri,§ 104).
79. Bununla birlikte her kötü muamele iddiasınınAnayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan ve Anayasa'nın5. maddesiyle birlikte devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerden yararlanması beklenmez.Bu bağlamda kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerledesteklenmelidir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için soyutiddiaya dayanan şüphe ötesinde makul kanıtların varlığı gerekir. Bu kapsamdakibir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispatedilmemiş birtakım karinelerden oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlardeğerlendirilirken ilgililerin süreçteki tutumları da dikkate alınmalıdır (CezmiDemir ve diğerleri, § 95).
80. Aynı şekilde bir muamelenin Anayasa’nın 17.maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlıkderecesine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayınsomut koşulları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muameleninsüresi, bedensel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlıkdurumu gibi faktörler önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaçdikkate alınmalıdır. Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğununolduğu bir anda meydana gelip gelmediği de gözönünde bulundurulmalıdır (CezmiDemir ve diğerleri, § 83).
81. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen bukavramlar arasında nitelik değil yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Birmuamelenin “işkence” olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceğinibelirleyebilmek için anılan fıkrada geçen “eziyet” ve “insan haysiyetiylebağdaşmayan muamele” kavramları ile işkence arasındaki ayrıma bakmakgerekmektedir. Bu ayrımın özellikle çok ağır ve zalimane acılara neden olankasti insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma işaret etmek ve birderecelendirme yapmak amacıyla Anayasa tarafından getirildiği ve anılanifadelerin 5237 sayılı Kanun’da düzenleme altına alınmış olan “işkence”,“eziyet” ve “hakaret” suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlamtaşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).
82. Buna göre anayasal düzenleme kapsamında kişinin maddive manevi varlığına en fazla zarar veren muamele “işkence”dir. Muameleninağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya AşağılayıcıMuamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde“işkence”nin özellikle bilgi almak, cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya daayrımcı bir nedenle yapıldığı belirtilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri,§ 85).
83. “İşkence” seviyesine varmayan fakat yine de öncedentasarlanmış, belirli bir süre devam eden, yaralanmaya, yoğun maddi veya maneviızdıraba sebep olan insanlık dışı muameleler “eziyet” olarak tanımlanabilir. Buhâllerde duyulan acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz olarak bulunanacının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak “eziyet”te, ızdırapvermenin belli bir amaç doğrultusunda yapılması aranmaz (Cezmi Demir vediğerleri,§ 88).
84. Kişileri küçük düşürebilecek ve utandırabilecekşekilde kişide korku, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya mağduru kendiiradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye sürükleyen muamelelerise “insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele veya ceza” olarak tanımlanabilir.“Eziyet”ten farklı olarak, uygulanan bu muamele kişide bedensel ya da ruhsalbir acı oluşturmasa da küçük düşürücü veya alçaltıcı bir etki yaratmaktadır (CezmiDemir ve diğerleri, § 89).
85. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisinioluşturduğunu belirleyebilmek için her somut olay kendi özel koşulları içindedeğerlendirilmelidir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcıve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da bazıdurumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötümuamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya daalçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacınbelirlenememesi kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Birmuamele hem insanlık dışı/eziyet hem de aşağılayıcı/insan haysiyetiylebağdaşmayan muamele niteliğinde olabilir. Her türlü işkence, aynı zamandainsanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele oluştururken insan haysiyetiylebağdaşmayan her aşağılayıcı muamele insanlık dışı/eziyet niteliğindeolmayabilir. Tutulma koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcıdavranışlar, devlet görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler,engelli kimselerin karşılaştığı kimi olumsuz durumlar, kişiye normal olmayanbazı şeyleri yedirme içirme gibi aşağılayıcı muameleler “insan haysiyetiylebağdaşmayan” muamele olarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve diğerleri,§ 90).
86. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıylayasaklanmış bir eylem tehdidinde bulunmak da yeterince yakın ve gerçek olmasıkoşuluyla bu maddenin ihlali sonucunu doğurma riskini taşıyabilir. Dolayısıylabir kimseyi işkence ile tehdit etmek, en azından “insan haysiyetiylebağdaşmayan muamele” oluşturabilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 91).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
(a) ZorKullanma Yetkisinin Aşıldığı İddiası Yönünden
87. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasındaki kural,hükümlü ve tutuklulara yönelik uygulamalar için de geçerlidir. Bu husus 5275sayılı Kanun'un “İnfazda temel ilke” kenar başlıklı 2. maddesinin (2)numaralı fıkrasında “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane,insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz.”şeklinde düzenleme ile açıkça ifade edilmiştir.
88. Bununla birlikte özgürlüğünden mahrum bırakılan bir kişiyeyönelik olarak -kendi eylem ve tavırları mutlaka kuvvet kullanılmasınıgerektirmedikçe- zora başvurulması, insan onurunun zedelenmesi ve ilke olarakAnayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen yasağın ihlal edilmesisonucunu doğurabilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 92). Buna karşınAnayasa'nın 17. maddesinin bir yakalamayı gerçekleştirmek için güç kullanımınıyasakladığı söylenemez. Nitekim Anayasa Mahkemesi, yakalama sırasında kötümuamele yapıldığı iddialarını değerlendirdiği bir kararında güç kullanmayıgerektiren bir durumun olup olmadığı ve kullanılan gücün orantılı olupolmadığını gözeterek sonuca ulaşmıştır (Gülşah Öztürk ve diğerleri, B.No: 2013/3936, 17/2/2016, § 52).
89. 5275 sayılı Kanun'un “Zorlayıcı araçlarınkullanılması” kenar başlıklı 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasında,diğer kontrol usullerinin yetersizliği hâlinde hükümlünün kendisine veyabaşkalarına zarar vermesine veya eşyayı tahrip etmesine engel olmak için-kurumun en üst amirinin emriyle- bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçların vekelepçenin kullanılabileceği kabul edilmiştir. Bununla birlikte İnfazTüzüğü'nün 22. maddesinin (8) numaralı fıkrası kapsamında infaz korumamemurlarının kurumun güvenliğini bozan firara teşebbüs, isyan, rehin alma,saldırı, yasaya veya düzenlemelere dayalı bir emre karşı aktif veya pasiffiziki direnme gibi olaylar ile 5237 sayılı Kanun'un 25. maddesindeki meşrusavunma ve zorunluluk hâli ortaya çıktığında zor kullanma yetkisinin bulunduğuhükmüne yer verilmiştir. Bu bağlamda infaz koruma memurlarının zor kullanmayetkilerinin hukuki dayanağının bulunduğu açıktır.
90. Öte yandan ceza infaz kurumunda saldırganlık göstermeriski yüksek olan tutuklu ve hükümlülere yönelik olarak ceza infaz kurumupersonelinin kendilerini korumak, ceza infaz kurumunda güvenliği ve disiplinisağlamak için daha geniş takdir yetkilerinin olduğu kabul edilmelidir. Ancak butakdir yetkisinin iyi niyetli olarak temel hak ve özgürlüklere saygıçerçevesinde kullanılması gerekmektedir (Cihan Koçak, B. No: 2014/12302,21/9/2017, § 61).
91. Somut olayda U.Ş.; Ceza İnfaz Kurumuna gelmeden öncekoğuştaki yatakları yaktığı, kolunu jilet parçasıyla kesip diğer tutuklu vehükümlüler için kötü örnek olduğu, infaz koruma memurlarına hakaret ve tehdittebulunduğu, infaz koruma memurlarına, hükümlülere ve tutuklulara karşı edep venezakete aykırı konuştuğu veya davranışlarda bulunduğu, Ceza İnfaz Kurumundakorku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde söz söylediği veya davranıştabulunduğu gerekçeleriyle birçok disiplin cezası almış bir hükümlüdür (bkz. §10). Dolayısıyla U.Ş.nin saldırgan bir tutum içine girmesi nedeniyle Ceza İnfazKurumunun risk algısının yüksek olması anlaşılabilir bir durumdur.
92. İnfaz koruma memurlarının takdir yetkisinikullanırken iyi niyetli olup olmadığı ve olayın kendine özgü koşullarıçerçevesinde zor kullanma yetkisini kullanmayı gerektiren bir durum olupolmadığı kötü muamele yasağında asgari eşiğin aşılıp aşılmadığınınbelirlenmesinde en önemli unsurdur.
93. U.Ş. ile aynı koğuşta kalan tutuklu ve hükümlülerinbutona basıp infaz koruma memurlarından yardım istemeleri, bu tutuklu vehükümlülerin beyanlarına göre U.Ş.nin agresif tavırlar sergileyip bir infazkoruma memuruna tekme atması ve bu bağlamda U.Ş.nin saldırganlık açısındantaşıdığı riskin düzeyi gözetildiğinde bulunduğu koğuştan kollarından tutularakçıkarılması ve ellerine kelepçe takılması suretiyleU.Ş.ye yönelik zorkullanmanın gereksiz ve orantısız olduğu söylenemez.
94. Açıklanan gerekçelerle U.Ş.nin bulunduğu koğuştançıkarılıp ellerine kelepçe takılarak yapılan müdahale ile Anayasa’nın 17.maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiylebağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edilmediği sonucunavarılmıştır.
(b) MüşahedeOdasına Alınma ve Tutma Koşullarına Yönelik İddialar Yönünden
95. Anayasa’nın 17. maddesi, ceza infaz kurumunda tutulanbir hükümlü veya tutuklunun içinde bulunduğu şartların insan onuruna yakışırbir şekilde olmasını da koruma altına almaktadır. İnfazın yöntemi ve infazsürecindeki davranışların mahkûmları, özgürlükten mahrum kalmanın doğal sonucuolan kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntılı veya eziyetli bir durumasokmaması gerekir. Ceza infaz kurumunda tutulmanın pratik gerekleri çerçevesindemahkûmların sağlık ve esenlikleri gibi hususların yeterli bir şekilde güvencealtına alınması ve mahkûmlara gerekli tıbbi yardımın sağlanması da insanonuruna yakışır koşulların sağlanması için gereklidir (Turan Günana, B.No: 2013/3550, 19/11/2014, § 39).
96. Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncüfıkrası çerçevesinde ceza infaz kurumunda tutulma koşullarını değerlendirirkenbaşvurucular tarafından yapılan somut olaylara ilişkin iddialarla birliktekoşulların bir bütün olarak gözetilmesi ve bu kapsamda önlemlerin şiddeti,amacı ve bireyler için sonuçlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğinikabul etmiştir (Turan Günana, § 38).
97. Somut olayda saldırgan hareketlerde bulunduğundanbahisle infaz koruma memurlarına ve kendisine zarar vermesini engellemekamacıyla U.Ş. kontrol altına alınmış ve ellerine kelepçe takılıp müşahedeodasına götürülmüş, burada ise kendisine zarar vermesini önlemek için U.Ş.ninayaklarına kelepçe takılmıştır. Ceza soruşturması ile disiplin soruşturmasındadinlenen infaz koruma memurlarının ifadelerinin de bu iddiaları doğruladığıtespit edilmiştir. Agresif tavırlarına son vermesi, sakinleşmesi, kendisine vebaşkalarına zarar vermesinin önlenmesi amacıyla U.Ş.nin müşahede odasınakonulduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla burada geçici bir tedbir olarak müşahedeodasına konulma söz konusudur. Nitekim idarenin bu uygulaması İnfaz Tüzüğü'nün49. maddesi kapsamında “kurum düzeninin ve kişilerin güvenliklerinin cidditehlikeyle karşı karşıya kalması hâlinde, asayiş ve düzeni sağlamak içinKanun'da açıkça belirtilmeyen diğer tedbirleri” alma yetkisine dayanmaktadır.Sonuç olarak U.Ş.nin müşahede odasına konulması Ceza İnfaz Kurumunda düzeninsağlanması için tek başına kötü muamale olarak kabul edilemez (Benzer yöndekideğerlendirme için bkz. Cihan Koçak, § 69). Başvurucuların U.Ş.ninmüşahede odasında uzun tutulduğu yönünde iddiaları da bulunmamaktadır.
98. Öte yandan ceza infaz kurumlarında kötü muameleolarak kabul edilecek hususlar farklı şekillerde tezahür edebilir. Somut olayaçısından değerlendirilmesi gereken husus, U.Ş.nin altı saati aşkın bir süreyleelleri ve ayakları kelepçeli olarak müşahede odasında tutulmasıdır.
99. Süngerli oda, niteliği itibarıyla tutuklu vehükümlülerin kendilerine ve başkalarına zarar vermesini engellemek amacıyla tekbaşlarına geçici olarak tutuldukları bir odadır. Bu odanın özelliği, tutuklu vehükümlülerin kendilerine zarar vermesini önlemek amacıyla tamamen süngerlekaplı olmasıdır. Somut olayda kendisine ve başkalarına zarar vermesininengellenmesi amacıyla U.Ş. bu odaya konulmuştur. Bu tedbirin tek başınaherhangi bir kötü muamele olarak nitelendirilmesi mümkün değil ise de U.Ş.ninbu odada yaklaşık altı saat ayakları ve elleri arkadan kelepçeli bir şekildetutulmasının makul bir gerekçesinin ve bunu kesinlikle zorunlu kılan birnedenin olması gerekir. Kendisine ve başkasına zarar verme olasılığı olmayansüngerli odada kelepçeli bir şekilde tutulmak U.Ş.nin bir nevi bedensel cezayamaruz bırakıldığı algısı yaratmaktadır. U.Ş.nin saldırganlığa devam ettiğinedair Ceza İnfaz Kurumunca yapılmış herhangi bir tespit de bulunmamaktadır.
100. U.Ş.nin süngerli odada altı saati aşkın bir süreayaklarından ve elleri arkasından kelepçeli olarak tutulması ve otopsiraporunda tespit edilen yaralanmalar dikkate alındığında müdahalenin yoğunmaddi ve manevi ızdırap doğurabileceğinden “eziyet” kapsamında nitelendirilmesimümkün görülmüş ve Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında negatif yükümlülüğeaykırı davranıldığı sonucuna ulaşılmıştır.
101. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesininüçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının maddi boyutununihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
ii. İşkence veKötü Muamele Yasağının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia
(1) Genelİlkeler
102. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını korumahakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğün bir de usul boyutubulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel veruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsacezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmekdurumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırılarıönleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerininya da kurumlarının karıştığı olaylarda bunların sorumlulukları altında meydanagelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri,§ 110).
103. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafındanhukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde birmuameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunmasıhâlinde Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri” kenarbaşlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmîbir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumlularınbelirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu,olanaklı olmazsa bu madde sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâlegelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktanyararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmelerimümkün olacaktır (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25).
104. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişininmaddi ve manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekildeuygulanmasını ve sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuçyükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer taraftanburada yer verilen değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesininbaşvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya dacezalandırma hakkı ya da tüm yargılamaları mahkûmiyetle veya belirli bir cezakararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 56).
105. Ceza soruşturmasının etkili olması için soruşturmamakamlarının resen harekete geçerek kötü muamele iddiasını aydınlatabilecek vesorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmelerigerekir. Yetkililer şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmeli, bir şikâyetolmasa bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli belirtilerolduğunda soruşturma açmalıdır(Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 114, 116).
106. Öte yandan insan hakları ihlalleri ile ilgiliiddialarda soruşturma yükümlülüğü mutlaka iddiayı kabul etme anlamınagelmemekte olup iddiaların ciddiye alınması ve adil bir sonucu garanti eden birusulle soruşturma yapılması gerekli ve yeterlidir.
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
107. Başvuru konusu olayda U.Ş., süngerli odadançıkarıldıktan on üç saat sonra vefat etmiştir. Yapılan adli muayeneye aittutanak ile otopsi raporunda, her iki el bileğinde ve ayak bileğinde kelepçeizleriyle uyumlu laserasyonlar ile vücudun başka bölgelerindeki ekimoz velaserasyonlardan söz edilmesine rağmen ceza soruşturmasında bunların nasıloluştuğunun üzerinde durulmamıştır. Bu konuda olay tarihinde U.Ş. ile aynı koğuştabulunan tutuklu ve hükümlüler dinlenebilecekken söz konusu kişilerin üçünündinlenilmesiyle yetinilmiştir (bkz. § 29). Mide içeriğinde rastlanmayıp kandasafrada tespit edilen ilaç etken maddelerinin hangi ilaçlara ait olduğu, builaçların canlandırma ve tedavi sırasında U.Ş.ye verilen ilaçlar olup olmadığıaraştırılmamıştır. Ceza soruşturması dosyasında disiplin soruşturmasına ilişkinbilgi ve belgeler bulunmasına ve disiplin soruşturmasında ifadelerinebaşvurulan bazı infaz koruma memurlarının “U.Ş.nin elleri ve ayakları kelepçevaziyette süngerli odada altı saati aşkın bir süre tutulduğuna” dairbeyanlarına rağmen bu konuda herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır.Bunun yanında soruşturmada başvurucunun altı saati aşkın süre ayakları ve elleriarkadan kelepçeli olarak süngerli odada tutulması şeklindeki uygulamanınbaşvurucuyu cezalandırmak amacıyla yapılıp yapılmadığı dadeğerlendirilmemiştir. Başvurucuların işkence ve kötü muamele yasağının ihlaledildiğine dair itirazları da dikkate alınmamıştır.
108. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesininüçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutununihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. YaşamHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
109. Başvurucular; U.Ş.nin ölmeden önce kırk kadar ilaçiçtiği bilinmesine rağmen infaz koruma memurlarının doktor çağırmadığını veU.Ş.nin hastaneye sevkini sağlamadığını, ceza soruşturmasında ölümüngerçekleşme koşullarının aydınlatılmadığını, sadece ilaç zehirlenmesi üzerindedurulduğunu belirterek Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamhakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
110. Bakanlık görüşünde kabul edilebilirlik yönünden,ölümün kasten meydana gelmesi durumunda hukuki veya idari bir prosedüraracılığıyla sorumluların belirlenmesi ve tazminat ödenmesinin yeterliolabileceği, başvurucuların İzmir 3. İdare Mahkemesi nezdinde açtıkları davanıntemyiz aşamasında olduğu, bu nedenle başvuru yollarının tüketilmediği iddiaedilmiştir.
111. Esasa ilişkin Bakanlık görüşünde ise U.Ş.nin sağlıkkonusunda herhangi bir şikâyet ve talebinin bulunmadığı, U.Ş.nin sergilediğiagresif tavırlar nedeniyle kendisine ve başkasına zarar vermesinin önlenmesiiçin yirmi dört saat kamera ile izlenen süngerli odaya alınıp sık sık kontroledildiği, tıbbi ihtiyacın ortaya çıktığı gün hafta sonuna denk geldiği, bunedenle Ceza İnfaz Kurumunda hekim bulunmadığından U.Ş.ye herhangi birmüdahalede bulunulmadan 112 Acil Servisin çağrıldığı, tutuklu ve hükümlülerinhangi uzmanlık alanında tetkik ve tedavi göreceğine muayene eden kurumdoktorunun, kurum doktoru yoksa sağlık ocağında veya hastanede görevli doktorunkarar vereceği, bu konuda Ceza İnfaz Kurumunun yetkisinin bulunmadığı önesürülmüştür. Bakanlık görüşünde ayrıca, ölüm olayıyla ilgili resen soruşturmabaşlatıldığı, ölenle aynı koğuşta kalan tutuklu ve hükümlüler ile doktoruntanık olarak, olayla ilgisi olabileceği düşünülen infaz koruma memurlarının iseşüpheli olarak ayrıntılı ifadelerinin alındığı, konuyla ilgili disiplinsoruşturması yapıldığı, başvurucuların açtığı tam yargı davasında manevitazminat isteminin kabul edildiği, bu nedenle etkili bir soruşturma yürütüldüğüiddia edilmiştir.
2. Değerlendirme
112. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddî vemanevî varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birincifıkrası şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirmehakkına sahiptir.”
a. Kabuledilebilirlik Yönünden
113. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 46. maddesinin(1) numaralı fıkrasında; ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem yada ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireyselbaşvuru hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğalniteliği gereği yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru,ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınlarıtarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 41). Somutolayda başvurucu Emine Şenol U.Ş.nin annesi, diğer başvurucular ise U.Ş.ninkardeşleridir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklikbulunmamaktadır.
114. Bakanlık görüşünde başvuru yollarının tüketilmediğiileri sürülmüşse de U.Ş.nin ölümünün devletin gözetimi ve kontrolü altındakibir ceza infaz kurumunda gerçekleştiğini, ölüm olayının sebep ve koşulları ilevarsa sorumluların tespitine imkân verecek nitelikte olması gereken bir cezasoruşturmasında verilen karar üzerine bireysel başvuru yapıldığını dikkate alanAnayasa Mahkemesi, başvurucuların tüketmeleri gereken başvuru yollarınıtükettiği kanaatine varmıştır. Ayrıca ifade etmek gerekir ki başvuru açıkçadayanaktan yoksun olmadığı gibi başvuruda herhangi bir kabul edilemezlik nedenide bulunmamaktadır.
b. EsasYönünden
115. Başvurucuların ölmeden önce U.Ş.nin kırk kadar ilaçiçtiği bilinmesine rağmen infaz koruma memurlarının doktor çağırmadıkları veU.Ş.nin hastaneye sevkini sağlamadıkları yönündeki iddiaları yaşam hakkınınmaddi boyutu kapsamında, ceza soruşturmasında ölümün gerçekleşme koşullarınınaydınlatılmadığı ve sadece ilaç zehirlenmesi üzerinde durulduğu yönündekiiddiaları ise yaşam hakkının usule ilişkin boyutu kapsamında incelenmiştir.
i. YaşamHakkının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia
(1) Genel İlkeler
116. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletinsahip olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göredevletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölümolaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete, elindeki tüm imkânları kullanarakbu konuda ihdas edilmiş yasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikede olankişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerindurdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirlerialma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük, kamusal olsun veya olmasın yaşam hakkınıntehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından geçerlidir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 52).
117. Bu kapsamda bazı özel koşullarda devletin kişininkendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı yaşamı korumak amacıylagerekli tedbirleri alma yükümlülüğü de bulunmaktadır (Sadık Koçak vediğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 74). Ceza infaz kurumlarında vedevletin kontrolü altında bulunan diğer alanlarda gerçekleşen ölüm olaylarıiçin de geçerli olabilecek bu yükümlülüğün ortaya çıkması için yetkililerinkendi kontrolleri altındaki bir kişinin kendini öldürmesi konusunda gerçek birrisk olduğunu bilip bilmediklerini ya da bilmeleri gerekip gerekmediğini tespitetmek, böyle bir durum söz konusu ise bu riski ortadan kaldırmak için makulölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında kendilerindenbeklenen her şeyi yapıp yapmadıklarını incelemek gerekmektedir. Ancak özellikleinsan davranışının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerekyapılacak işlemin veya yürütülecek faaliyetin tercihi dikkate alınarak pozitifyükümlülük yetkililer üzerine aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 53). Bu çerçevede Anayasa Mahkemesince yapılacakincelemede, basit bir ihmali veya değerlendirme hatasını aşan bir kusurun cezainfaz kurumu yetkililerine atfedilebilip atfedilemeyeceğinin ortaya konulmasıgerekmektedir.
118. Tutuklanan veya hürriyeti bağlayıcı cezasınıninfazına başlanan kişilerin daha önce sahip oldukları pek çok özgürlüktenmahrum kalmaları ve günlük yaşamlarında ciddi nitelikte bir değişimyaşamalarının doğal bir sonucu olarak psikolojik sağlıkları bozulabilmekte,dolayısıyla kırılgan ve korumasız bir konumda bulunan bu kişilerin intihar etmeriski artabilmektedir. Bu nedenle yasal ve ikincil düzenlemelerin ceza infazkurumu yetkililerine bu kişiler hakkında daha duyarlı ve dikkatli olma göreviyüklemesi, tutuklu veya hükümlü kişilerin hayatlarının tehlikeye atılmasınıönleyici tedbirler alınmasını sağlaması gerekmektedir. Bu amaçla önceliklecezaevinde kalan kişilerin davranışlarının ve sağlık durumlarının takipedilmesi, gerektiğinde doktor muayenesine başvurulması, diğer yandan bu konudameyli olduğu anlaşılanlar açısından kendileri için en uygun yerlerde kalmalarınıntemin edilmesi ve intihar eylemlerinde kullanılabilecek kesici/delici eşyalara,kemer, çamaşır ipi veya ayakkabı bağcıkları gibi eşyalara el konması şeklindebu tip risklerin azaltılmasına yönelik önlemlerin alınması gerekmektedir (MehmetKaya ve diğerleri, B. No: 2013/6979, 20/5/2015, § 73).
119. Bu bağlamda kişi özgürlüğüne aşırı bir sınırlamagetirmeyecek ölçüde bir tutuklunun veya hükümlünün kendine zarar vermeihtimalini en aza indirecek tedbirlerin alınması yetkililerdenbeklenebilecektir. Bir hükümlü veya tutuklu açısından daha sıkı tedbirleringerekip gerekmediği ve bunların uygulanmasının makul olup olmadığı, başvurukonusu yapılan her bir somut olayın koşullarına göre değişecektir (MehmetKaya ve diğerleri, § 74).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
120. Yaşam hakkı kapsamında devletin öncelikle yaşamıtehlikeye girebilecek kişilerin yaşamını korumak için yeterli yasal ve idaribir çerçeve oluşturması gerekmektedir. Aynı yükümlülük ceza infaz kurumlarındabulunan kişilerin yaşam ve sağlıklarının korunması için de geçerlidir. Bukapsamda ceza infaz kurumu yetkililerince yerine getirilecek kontrol ve denetimişlemleri ile bu konuda alınacak diğer tedbirlerin yukarıda yer verilenmevzuatta ayrıntılı olarak düzenlendiği görülmektedir (bkz. §§ 40-52). Başvuruculartarafından bu konuda ileri sürülen bir eksiklik bulunmadığı gibi başvuru konusuolayda, Anayasa Mahkemesi tarafından resen gözetilmesi ve incelenmesi gerekenbir husus da bulunmamaktadır.
121. Mevcut başvuruda, yukarıda yer verilen ilkelerçerçevesinde öncelikle Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin U.Ş.nin -hangi amaçlaalırsa alsın- aldığı ilaçlar nedeniyle yaşamının tehlikeye girdiğini bilipbilmediklerinin veya bilmelerinin gerekip gerekmediğinin ortaya konması,yetkilerin tehlikeyi bildikleri veya bilmeleri gerektiği sonucuna varılmasıhâlinde ise U.Ş.nin sağlığının korunması açısından yetkililer tarafındangerekli önleyici tedbirlerin alınıp alınmadığının tespiti gerekmektedir.
122. Somut olayda koğuşta bulundurulması yasak olmasınarağmen (bkz. §§ 38, 52) obsibutinin hidroklorür etken maddesi içeren Üropanisimli ilacı U.Ş. koğuşunda bulundurabilmiştir. U.Ş.nin fazlaca içtiğiilaçların etkisiyle kendi kendine konuşması, küfürler etmesi ve koğuşta bulunandiğer tutuklu ve hükümlülerle tartışması nedeniyle 11/8/2012 tarihinde saat02.10 sıralarında infaz koruma memurlarından yardım istenmiş ve U.Ş.ninakşamdan beri fazlaca ilaç alması nedeniyle o vaziyete olduğu infaz korumamemurlarına söylenmiştir (bkz. §§ 28, 29, 34). U.Ş.nin çokluilaç zehirlenmesi ve gelişen yeni sorunlar yüzünden vefat ettiği(bkz. § 27) dedikkate alındığında yetkililer, U.Ş.nin aldığı ilaçlar nedeniyle hayatınıntehlikeye girebileceğini bilebilecek durumdadır. Bu durumda somut olayınkoşullarında U.Ş.nin sağlığının korunması açısından yetkililer tarafındangerekli önleyici tedbirlerin alınması gerektiği açıktır.
123. Yetkililer, U.Ş.nin fazlaca ilaç aldığını ve aldığıilaçların etkisiyle agresif tavırlar sergilediğini bilmelerine rağmen U.Ş.yialtı saati aşkın bir süre ayakları ve elleri arkadan kelepçeli şekilde müşahedeodasında tutmuşlardır. Aldığı ilaçların etkisiyle zehirlenebileceği veyaşamının tehlikeye girebileceği açık olan U.Ş., hastaneye götürülmemiş veçoğunlukla müşahede odasının camından bakılmak suretiyle kontrol edilmiştir(bkz. § 35). U.Ş.nin uyur vaziyette görünmesinin uyumadan başka bir sebeple deolabileceği değerlendirilmemiştir. U.Ş. neticede çoklu ilaçzehirlenmesi ve gelişen yeni sorunlar yüzünden vefat etmiştir. U.Ş.yi ölümegötüren süreçteki hata, basit bir muhakeme hatası veya ihmal olaraknitelendirilemeyeceği gibi somut olayın koşullarında U.Ş.nin sağlığınınkorunması için öncelikler ve kaynaklar ölçüsünde gerekli önleyeci tedbirlerinalındığından da söz edilemez.
124. Açıklanan gerekçelerle U.Ş.nin yaşamının korunmamasınedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği yaşamı koruma yükümlülüğününihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
ii. YaşamHakkının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia
(1) Genelİlkeler
125. Devletin yaşama hakkı kapsamındaki pozitifyükümlülüklerinin korumaya ilişkin maddi yönü yanında usule ilişkin yönü debulunmaktadır. Bu yükümlülük, doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularınınbelirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili birsoruşturma yürütmeyi gerektirir. Bu soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkınıkoruyan hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını ve varsa sorumluların hesapvermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).
126. Diğer taraftan ceza soruşturmasının amacı, yaşamahakkını koruyan hukuk kurallarının etkili bir şekilde uygulanmasını vesorumluların hesap vermesini sağlamak olmakla birlikte bu yükümlülük, kesinolarak bir sonuç elde etmeyi gerektirmez. Anayasa'nın 17. maddesi, başvurucularaüçüncü kişileri bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı vermediğigibi devlete tüm yargılamaları mahkûmiyetle sonuçlandırma ödevi yüklemez (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 56).
127. Yaşama hakkına ilişkin ceza soruşturmasının etkiliolması için de şunlar gerekmektedir:
-Yetkili makamların resen ve derhâl harekete geçerekölüm olayını aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecekbütün delilleri tespit etmeleri (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 57),
-Soruşturmanın kamu denetimine açık olması vemağdurların soruşturmaya gerekli olduğu ölçüde etkili katılımlarının sağlanması(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 58),
-Kamu görevlilerinin güç kullanımı sonucu gerçekleşenölümler yönünden soruşturma makamlarının olaya karışmış olabilecek kişilerdenbağımsız olması (Cemil Danışman, B.No:2013/6319, 16/7/2014 § 96),
-Soruşturmaların makul bir süratle yürütülmesi (DenizYazıcı, B. No: 2013/6359, 10/12/2014, § 96).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
128. Olaya ilişkin soruşturmada, yukarıda genel ilkelerbölümünde ifade edilen soruşturmada yetkili makamların derhâl ve resen hareketegeçmesi, soruşturmanın makul bir sürede tamamlanması, başvurucunun gerektiğiölçüde soruşturmaya katılması ve bağımsızlık ile tarafsızlığın sağlanmasıkonularında başvurucular tarafından herhangi bir iddia ileri sürülmediği gibibu konularda bir eksikliğin bulunmadığı da görülmektedir. Gerçekten de U.Ş.ninölümü üzerine resen ve derhâl soruşturma başlatılmış, soruşturma bizzatCumhuriyet savcısınca yürütülmüş, başvurucular soruşturmaya katılım konusundaherhangi bir engelle karşılaşmamış ve soruşturma tamamlanmıştır.
129. Öte yandan soruşturmanın ölüm olayınıaydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek etkinlikteyürütülüp yürütülmediğinin de incelenmesi gerekir.
130. Soruşturmada U.Ş.nin kesin ölüm nedeni hakkındaalınan 1. İhtisas Kurulu raporunda, müteveffanın ölümünün çokluilaç zehirlenmesi ve gelişen yeni sorunlar yüzünden meydana geldiğibelirtilmiştir. Kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararda da bu rapora atıftabulunularak bir sonuca varılmıştır (bkz. §§ 27, 30).
131. Öncelikle bu noktada belirtilmelidir ki AnayasaMahkemesinin görevi, herhangi bir soruşturma ya da davada bilirkişi raporu veyauzman mütalaasının gerekli olup olmadığına karar vermek değildir. Bilirkişiraporu ve benzeri delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesihususları soruşturma makamlarının yetkisi dâhilindedir (Ahmet GökhanRahtuvan, B. No: 2014/4991, 20/6/2014, §§ 59, 60).
132. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin mevcut tıbbi bilgilerdenhareketle birtakım tahminlere yer vererek bilirkişilerin vardıkları sonuçlarınveya sahip oldukları bilimsel bakış açılarının doğru olup olmadığını irdelemegörevinin de bulunmadığı belirtilmelidir (Esma Çelebi, B. No:2014/17591, 19/4/2017, § 147).
133. Gerçekleşen bir ölüm olayına ilişkin delillerindeğerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevi olmakla birlikte AnayasaMahkemesinin başvuru konusu olayın gelişim şeklini anlayabilmek vebaşvurucuların yakınlarının ölümünün tüm yönlerinin aydınlatılması noktasındasoruşturma makamları ve derece mahkemeleri tarafından atılması gereken adımlarınesnel bir şekilde değerlendirmek için olayın oluşum şeklini incelemesigerekebilmektedir (Rifat Bakır ve diğerleri, B. No: 2013/2782 11/3/2015,§ 68).
134. Somut başvuruya konu soruşturmada yalnızca U.Ş.ninkoğuşta bulundurduğu ilaçları içmesi, çoklu ilaç zehirlenmesi vegelişen yeni sorunlar yüzünden ölmesi hususları değerlendirilmiştir. Koğuştabulundurulması yasak olan oksibutinin hidroklorür etken maddesi içeren ilacınU.Ş. tarafından koğuşta bulundurabilmesi, U.Ş.nin çok sayıda ilaç aldığı U.Ş.ile aynı koğuşta kalan tutuklu ve hükümlülerce dile getirilmesine rağmenU.Ş.nin sağlığının korunması için neden hareketsiz kalındığı, U.Ş.ye reçeteedilen hangi ilaçların çoklu ilaç zehirlenmesine yol açabileceği, kırk tane kadaralındığı infaz koruma memurlarınca ifade edilen ilaçların ne kadar süredezehirlenmeye yol açabileceği ve U.Ş.nin müşahede odasına alınmasından altısaati aşkın bir süre sonra hastaneye götürülmesinin ölüme etkisi konularındaherhangi bir araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır. Başvurucuların buhususlara ilişkin itirazları da dikkate alınmamıştır. Ayrıca U.Ş. ile aynıkoğuşta kalan bütün tutuklu ve hükümlüler dinlenmemiştir.
135. Dolayısıyla soruşturmada, olayın tüm yönlerininaydınlatılması ve buna göre ölümde varsa sorumlulukları bulunanlarınbelirlenmesi için gerekli tüm delillerin toplanmadığı sonucuna varılmıştır.
136. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesindegüvence altına alınan yaşama hakkının usule ilişkin boyutunun ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekir.
C. AdilYargılanma ve Etkili Başvuru Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
137. Başvurucular, kovuşturmaya yer olmadığına dairkarara yapılan itirazların karşılanmadığını ve İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesincegerekçesiz karar verildiğini belirterek adil yargılanma ve etkili başvuruhaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
138. Başvurucular tarafından dile getirilen şikâyetlerinözü, işkence ve kötü muamele yasağı ile yaşam hakkının ihlal edildiğine dairitirazların değerlendirilmediğine ilişkin olup söz konusu şikâyetler işkence vekötü muamele yasağı ile yaşam hakkının usule ilişkin boyutları kapsamında zatenincelenmiştir. Bu nedenle adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlaledildiğine yönelik ihlal iddiaların ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.
D. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
139. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya daedilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir …
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
140. Başvurucular, ihlallerin tespitini ve Emine Şenoliçin 50.000 TL maddi, 100.000 TL manevi; diğer başvurucuların her biri için10.000 TL maddi, 20.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmişlerdir.
141. Somut başvuruda, işkence ve kötü muamele yasağı ileyaşam hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
142. İşkence ve kötü muamele yasağı ile yaşam hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama (soruşturma)yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin Aliağa CumhuriyetBaşsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
143. Yaşama hakkının ihlali nedeniyle yalnızca ihlaltespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucularAhmet Şenol, Ayhan Şenol, Emine Şenol, İbrahim Şenol, Kenan Şenol ve YaseminCanikli'ye müştereken net 44.200 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesigerekir.
144. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesiiçin başvurucuların uğradıklarını iddia ettikleri maddi zarar ile tespit edilenihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucuların bu konuda herhangi birbelge sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine kararverilmesi gerekir.
145. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harçve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.186,10 TL yargılama giderininbaşvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi ve usulboyutlarının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarının ihlaledildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B.1. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvencealtına alınan işkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutunun zor kullanmayetkisinin aşıldığı iddiası yönünden İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
2. Anayasa'nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrasında güvencealtına alınan işkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutunun müşahedeodasına alınma ve tutma koşullarına yönelik iddialar yönünden İHLAL EDİLDİĞİNE,
3. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvencealtına alınan işkence ve kötü muamele yasağının usul boyutunun İHLALEDİLDİĞİNE,
4. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvencealtına alınan yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin işkence ve kötü muamele yasağıile yaşam hakkı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yenidensoruşturma yapılmak üzere Aliağa Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucular Ahmet Şenol, Ayhan Şenol, Emine Şenol,İbrahim Şenol, Kenan Şenol ve Yasemin Canikli'ye net 44.200 TL manevitazminatın MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 206,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 2.186,10 TL yargılama giderinin başvurucular Ahmet Şenol, Ayhan Şenol,Emine Şenol, İbrahim Şenol, Kenan Şenol ve Yasemin Canikli'ye MÜŞTEREKENÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucularınMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 22/2/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.