TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
AHMET ÖZDİL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/34)
Karar Tarihi: 21/2/2019
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Raportör
:
Ömer MENCİK
Başvurucu
:
Ahmet ÖZDİL
Vekili
:
Av. Deniz ATMACA
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması ve tutukluluğailişkin kararların doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırıolan sulh ceza hâkimliklerince verilmesi nedenleriyle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının; kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların delil olarakkullanılması, mahkeme kararlarının idari denetime tabi tutulması ve soruşturmadosyasına erişim imkânı ile savunmanın hazırlanması için makul süre verilmemesinedenleriyle adil yargılanma hakkının; siyasilerin ve bir kısım medya organınınbirtakım açıklama ve yorumları nedenleriyle masumiyet karinesinin ihlaledildiği iddialarına ve Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen kanun maddelerininiptali istemine ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 31/12/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
8. Kamuoyunda 17-25 Aralık soruşturmalarıolarak bilinen soruşturmalar esnasında (anılan soruşturmalara ilişkin bilgileriçin bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK],B. No: 2016/22169, 20/6/2017, § 30) Edirne Emniyet Müdürlüğü İstihbarat ŞubeMüdürlüğü bünyesinde yapılan -önleme amaçlı- iletişime müdahale işlemlerininusulsüz olduğu iddiasına ilişkin olarak başvurucunun da aralarında olduğu çoksayıda kolluk görevlisi hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca cezasoruşturması başlatılmıştır.
9. Başvurucu, anılan soruşturma kapsamında 12/11/2014 tarihindegözaltına alınmıştır.
10. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) 14/11/2014tarihinde başvurucuyu tutuklanması istemiyle İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliğinesevk etmiştir. Tutuklama talep yazısında, başvurucunun da aralarında olduğuşüphelilerin Edirne Emniyet Müdürlüğünün hiyerarşik yapısı içinde altlık-üstlükilişkilerini kullanarak yasa dışı bir örgütlenmede bir araya geldikleri,devletin istihbarat faaliyetleri kapsamında görevlerinin sağladığı nüfuz ve güçile kanunların verdiği yetkileri görevin gereklerine aykırı kullanarakamaçlarına ulaşmak için toplumda tanınan ve kamuoyuna mal olmuş kişileri-yoğunlukla emniyet müdürleri ve eşlerini, öğretim görevlilerini, meslek odasımensuplarını- organize suç örgütleriyle ilişkilendirmek ve bu kişilere aitbilgileri bildikleri hâlde gerçek kimliklerini gizlemek veya eksik ya da yanlışbilgi vermek suretiyle içeriği itibarıyla sahte oluşturulmuş belgelerle teminedilen dinleme kararlarıyla dinledikleri, bu şekilde özel hayatın gizliliğiniihlal ettikleri ifade edilmiş; başvurucu tarafından gerçekleştirildiği ve suçoluşturduğu iddia edilen eylemlere ilişkin açıklamalara yer verilmiştir.
11. İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği 14/11/2014 tarihinde,tutuklama talebinin reddine ve başvurucu hakkında adli kontrol tedbiriuygulanmasına karar vermiştir.
12. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 14/11/2014 tarihinde,İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin bu kararına itiraz etmiştir.
13. Başsavcılığın bu itirazının değerlendiren İstanbul 5. SulhCeza Hâkimliği 18/11/2014 tarihinde, itirazın kabulü ile başvurucunun resmîbelgede sahtecilik suçundan tutuklanmasına ve hakkında tutuklamaya yönelikyakalama emri çıkarılmasına karar vermiştir. Hâkimlik, başvurucunun da aralarındaolduğu şüpheliler yönünden kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu sonucuna varırkensoruşturma dosyalarında yer alan bilgi ve belgelere atıf yapmış; özellikleİçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliğinin tevdi raporuna, atılı suçlarınişlendiği hususundaki tanık ve müşteki beyanları ile ıslak imzalı sahtebelgelerin varlığına atıfta bulunmuştur.
14. Kararda kuvvetli suç şüphesi yönünden yapılandeğerlendirmede ayrıca başvurucunun da aralarında bulunduğu şüphelilerindinleme kararı alınması sürecinde örgütlü bir yapı içinde uygun mahkeme seçimikonusunda birbirlerini yönlendirdikleri, ret kararlarına rağmen aynıgerekçelerle tekrar mahkeme kararı alarak suç işlemede iradelerini, azim vekararlılıklarını ortaya koydukları, bu hususların tevdi raporuyla da tespitedildiği ifade edilmiştir. Aynı kararda, şüphelilerin Edirne Emniyet Müdürlüğüİstihbarat Şubesinde görev yaptıkları dönemde görevin sağladığı nüfuz ve gücü,görevlerinin gereklerine aykırı bir şekilde kullanarak toplumda tanınan vekamuoyuna mal olmuş birçok kişi hakkında bu kişileri suç örgütleri ileilişkilendirmek suretiyle iletişim tespiti kararları aldıkları, bu kararlarıalırken yargı mensuplarını da aldatacak şekilde, aleyhinde dinleme kararıalınan kişilerin gerçek kimlik bilgilerini gizleyerek veya eksik yazarak hattayanlış bilgi vererek talepte bulundukları, bu kararlarla kişiler arasındakialeni olmayan konuşmaları amaç dışı kaydettikleri, bu kararları alabilmek içiniletişime müdahale talep formlarını yaygın, sistemli ve organize bir şekildesahte olarak düzenleyip kullandıkları yönündeki olgulara ve tutuklama talepyazısında yer alan diğer tespitlere değinilmiştir.
15. Hâkimlik, tutuklama nedenlerine ilişkin olarak ise "...suçun yasada öngörülen cezasının alt ve üstsınırı, bu suçun önemli ve ciddi sayılan suçlardan olması hasebiyle tutuklamanedeninin varsayıldığı, CMK'nun [CezaMuhakemesi Kanunu] 100. ve devamımaddelerinde belirtilen tutuklama yasağı veya yargılama engeli gibi halin bulunmadğı, atılı suçlar yönünden şüphelilerin üzerineatılı suç sayısı ve çeşitliliği dikkate alınarak alabilecekleri ceza miktarı gözönüne bulundurulduğunda kaçabilecekleri yönünde şüphebulunduğu, soruşturmanın henüz tamamlanmadığı, çok kapsamlı bir şekilde ve çokyönlü olarak soruşturmanın devam ettiği, bu anlamda şüphelilerin delilleri yoketme, gizleme,tanık ve mağdurlar üzerinde baskıoluşturma şüphesinin bulunduğu, atılı suçlar yönünden beklenen ceza veyagüvenlik önlemi değerlendirildiğinde 'ölçülülük' ilkesi uyarınca daha hafifkoruma önlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının bu aşamada ve bu suçlarile bu şüpheliler yönünden yetersiz kalacağı..."değerlendirmesinde bulunmuştur.
16. Başvurucu, çıkarılan yakalama kararı üzerine İstanbul 3.Sulh Ceza Hâkimliğinin 25/11/2014 tarihli kararıyla tutuklanmıştır.
17. Başvurucu 19/11/2014 tarihinde tutuklamaya dair İstanbul 5.Sulh Ceza Hâkimliğinin 18/11/2014 tarihli kararına itiraz etmiş, İstanbul 6.Sulh Ceza Hâkimliğince 24/11/2014 tarihinde itirazın kesin olarak reddine kararverilmiştir.
18. Başvurucu, anılan kararı 5/12/2014 tarihinde öğrenmiştir.
19. Başvurucu 31/12/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
20. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucunun daaralarında olduğu şüphelilerin Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadankaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terörörgütü kurma veya yönetme, silahlı terör örgütüne üye olma, devletin gizlikalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme,görevi kötüye kullanma, iftira, resmî belgede sahtecilik, haberleşmeningizliliğini ihlal etme, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları kayıtetme, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetme, hukuka aykırı olarak elegeçirme veya yayma, özel hayatın gizliliğini ihlal etme suçlarındancezalandırılmaları istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davasıaçılmıştır.
21. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2015/371 sayılıdosyası üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.
22. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilkderece mahkemesinde derdesttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
23. İlgili hukuk için bkz.Hikmet Kopar ve diğerleri (GK),B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 36-47
V. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 21/2/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kanun Hükümlerininİptali İstemi
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
25. Başvurucu 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 46.,47., 48., 49., 71., 74., 83. ve 84. maddeleri ile yapılan düzenlemeler sonucusoruşturmaya ilişkin esaslı savcılık işlemlerine karşı mahkeme güvencesininortadan kaldırılmış olması nedeniyle anılan değişikliklerin Anayasa’nın 10.,19. ve 37. maddelerine aykırı olduğunu belirterek söz konusu kanun maddelerininiptalini talep etmiştir.
26. Bakanlık, bu iddialar hakkında başvurunun kabuledilebilirliğine ilişkin bir görüş bildirmemiştir.
2. Değerlendirme
27. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (3) numaralıfıkrasında, yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemlerin doğrudan bireyselbaşvuru konusu yapılamayacağı düzenlenmiştir. Bir yasama işleminin temel hak veözgürlüğün ihlaline neden olması durumunda doğrudan yasama işlemi aleyhinedeğil ancak yasama işleminin uygulanması mahiyetindeki işlem, eylem veihmallere karşı bireysel başvuru yapılabilir (SüleymanErte, B. No: 2013/469, 16/4/2013, § 17; Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 37).
28. Somut olayda başvurucu, doğrudan yasama işleminin Anayasa’yaaykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği iddiasıyla bireysel başvurudabulunmuştur.
29. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Masumiyet Karinesininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
30. Başvurucu, hakkında yürütülen soruşturmanın öncesinde vesonrasında siyasilerin soruşturmayı yönlendirici beyanlarda bulunması ve birkısım medya organında aleyhine gerçek dışı kampanya yürütülmesi nedenleriylemasumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
31. Bakanlık görüşünde özetle başvurucunun bu şikâyetine ilişkinolarak somut bir açıklamada bulunmadığı ve iddialarını yeterincegerekçelendirmediği belirtilmiştir.
b. Değerlendirme
32. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgilidelilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak vedayanılan Anayasa hükmünün kendisine göre ihlal edildiğine dair açıklamalardabulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamugücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hakve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılandeliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların nelerolduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamugücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dairolayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındakihak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkingerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (VeliÖzdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).
33. Somut olayda başvurucunun başvuru formu ve eklerinde,siyasilerin ve bir kısım medya organının hangi açıklama ve yorumları ilekendisinin suçlu ilan edilmesi suretiyle masumiyet karinesini ihlal ettiklerinibelirtmediği görülmektedir. Bunun yanı sıra başvurucu, masumiyet karinesiniihlal ettiğini ileri sürdüğü siyasilere ve medya organlarına yönelik hiçbirbelirleyici ya da ayırt edici ifade de kullanmamış; başvuru formunda anılaniddialarını somut bir olgu veya olay belirtmeksizin soyut olarak dilegetirmiştir.
34. Dolayısıyla başvurucunun masumiyet karinesini ihlal ettiğiniiddia ettiği açıklama ve yorumlar yönünden başvuruya konu ihlal iddialarıylailgili deliller sunarak olaylara ilişkin iddialarını kanıtlama ve hangi Anayasahükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukukiiddialarını ortaya koyma yükümlülüğünü yerine getirmediği anlaşılmıştır.
35. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun masumiyet karinesininihlal edildiğine ilişkin iddialarını temellendirmemiş olduğu anlaşıldığındanbaşvurunun bu kısmının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin Diğer İddialar
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
36. Başvurucu, kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların delilolarak kabul edildiğini, yaptığı tüm işlemler mahkeme kararlarına dayanmasınarağmen bu kararların İçişleri Bakanlığı müfettişlerince idari denetime tabitutularak işlemlerin hukuka aykırı olduğunun iddia edildiğini ifade etmiştir.
37. Başvurucu ayrıca soruşturma dosyasına erişim imkânı ilesavunmanın hazırlanması için makul süre verilmediğini, kendisine verilen CDiçindeki bilgi ve belgelerin soruşturma dosyasındaki belgelerin tamamınıiçermediğini belirterek adil yargılanma hakkının ve doğal hâkim ilkesinin ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
38. Bakanlık, bu iddia hakkında başvurunun kabuledilebilirliğine ilişkin bir görüş bildirmemiştir.
b. Değerlendirme
39. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesişöyledir:
"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır."
40. 6216 sayılı Kanun'un "Bireyselbaşvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
41. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğinceAnayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derecemahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte birkanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarınıntüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,26/3/2013, §§ 16, 17).
42. Somut olayda başvuruya konu yargılamanın devam ettiği tespitedilmiştir (bkz. § 22). Bu kapsamda başvurucunun bu başlık altındakişikâyetlerine ilişkin olarak hukuk sisteminde mevcut yargısal yollarıtüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.
43. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Kişi Hürriyeti veGüvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Tutuklamanın HukukiOlmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
44. Başvurucu; somut olayda hakkındaki suç isnatları ile ilgiliolarak kuvvetli suç şüphesi ile tutuklama nedenlerinin bulunmadığını, tutuklamave tutuklamaya itiraz sonucu verilen kararların gerekçelerinin ilgili veyeterli olmadığını, bu kararlar verilirken ölçülülük ilkesinin dikkatealınmadığını, yine bu kararlarda herhangi bir kişiselleştirmeye gidilmediğini,kanunda belirtilmeyen bir gerekçenin tutuklamaya sebep gösterildiğini ifadeetmiştir.
45. Başvurucu ayrıca ilgili mevzuata göre önleme dinlemesi ileilgili bilgi ve belgelerin delil olarak kullanılamayacağını, bunların ifşasınınsuç olduğunu, ifşa suçu işlenerek elde edilen belgelerin delil olarakdeğerlendirildiğini, İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliğinin tevdi raporunundoğruluğu sorgulanmadan suç şüphesi açısından delil olarak kabul edildiğinibelirterek masumiyet karinesinin, adil yargılanma ile kişi hürriyeti vegüvenliği haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
46. Bakanlık görüşünde özetle 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılıPolis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun ek 7. maddesi gereği usulsüz dinlemeyapanlar hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nunhükümlerine göre işlem yapılmasının zorunlu olduğu, 2559 sayılı Kanun'un ek 7.maddesinde usulsüz dinlemeler sonucu elde edilen delillerin dinlenilen kişileraçısından delil olamayacağı ancak bu usulsüz dinlemeyi yapanlar bakımındanilgili mevzuat gereğince soruşturma yapılmasının gerekli olduğu, soruşturmasürecinin devam ettiği, delillerin toplanma aşamasının henüz tamamlanmadığı vekamu davasının açılmadığı, başvurucunun tutuklandığı suç bakımından kuvvetlisuç şüphesini gösteren delillerin ilgili sorgu tutanaklarında gösterildiği,somut soruşturma dosyası kapsamında çok sayıda şüpheli hakkında soruşturmayürütüldüğü, soruşturma dosyasının birçok bilgi ve belge ihtiva ettiği, isnatedilen suçların çok sayıda mağdurunun ve müştekisinin olduğu, bunların birkısmının ifadelerinin henüz alınmadığı belirtilmiştir.
b. Değerlendirme
47. Anayasa'nın "Kişihürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birincifıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğinesahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunankişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesiniveya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlukılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıylatutuklanabilir."
48. Başvurucunun tutuklamanın hukuki olmadığına yönelik bubölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında,kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
i. Genel İlkeler
49. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişihürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konulduktansonra ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmekşartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlıolarak sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
50. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahaleolarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklamatedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nınilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasınadayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).
51. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklamaancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirtibulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımlatutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtininbulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcıdelillerle desteklenmesi gerekir (MustafaAli Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).
52. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesiniönlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 4/12/2004 tarihli ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesine göre de şüpheli veya sanığınkaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunması,şüpheli veya sanığın davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veyadeğiştirme, tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişimindebulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararıverilebilecektir. Maddede ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunmasışartıyla tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yerverilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).
53. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak veözgürlüklere yönelik sınırlamalarınölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamdadikkate alınacak hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemive uygulanacak olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).
54. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçunişlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerininbulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikleanılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla vedelillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesinekıyasla daha iyi konumdadır. Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilenhususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetiminetabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşullarıdikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararınıngerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 123, 124).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
55. Başvurucu, yürütülen bir soruşturma kapsamında 5237 sayılıKanun'un 204. maddesinde suç olarak düzenlenen resmî belgede sahtecilik suçlamasıyla5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıylabaşvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağıbulunmaktadır.
56. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirininmeşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanınön koşulu olan suçun işlendiğine dairkuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
57. Somut olayda başvurucu, resmî belgede sahtecilik suçundantutuklanmıştır. İstanbul 5. Sulh Ceza Mahkemesi başvurucu hakkındaki tutuklamakararında, soruşturma dosyasındaki mevcut deliller ile İçişleri BakanlığıMülkiye Müfettişliğinin tevdi raporuna dayanarak başvurucunun da aralarındabulunduğu şüphelilerin Edirne Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesinde görevyaptıkları dönemde, görevin sağladığı nüfuz ve gücü görevlerinin gereklerineaykırı bir şekilde kullanarak toplumda tanınan ve kamuoyuna mal olmuş birçokkişi hakkında bu kişileri suç örgütleri ile ilişkilendirmek suretiyleiletişimin tespiti kararları aldıkları, bu kararları alırken yargı mensuplarınıda aldatacak şekilde bu kişilerden bir kısmının gerçek kimlik bilgilerinigizledikleri veya eksik yazdıkları, hatta yanlış bilgi verdikleri ifadeedilmiştir. Kararda ayrıca, alınan bu iletişimin tespiti kararlarıyla başvurucuve diğer şüphelilerin kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları amaç dışıkaydettikleri, bu kararları alabilmek için iletişime müdahale talep formlarınıyaygın, sistemli ve organize bir şekilde sahte olarak düzenledikleri vekullandıkları belirtilmiş; bu nedenlerle başvurucunun üzerine atılı suçuişlediği yönünde kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerinbulunduğu sonucuna varılmıştır (bkz. §§ 13, 14).
58. Buna göre tutuklama kararında gösterilen delillerin suçişlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz olduğusöylenemez.
59. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklamatedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Budeğerlendirmede somut olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır.
60. Somut olayda, Hâkimlikçe başvurucunun tutuklanmasına kararverilirken suçun kanundaöngörülen cezasının alt ve üst sınırı, suçun önemi, 5271 sayılı Kanun'un 100.ve devamı maddelerinde belirtilen tutuklama yasağı veya yargılama engeli gibihâlin bulunmaması, atılı suç yönünden başvurucunun alabileceği ceza miktarı gözönünde bulundurulduğunda kaçabileceği yönünde şüphe bulunması,soruşturmanın henüz tamamlanmaması, çok kapsamlı bir şekilde ve çok yönlüolarak soruşturmanın devam etmesi, başvurucuların delilleri yok etme, gizleme,tanık ve mağdurlar üzerinde baskı oluşturma şüphesinin bulunması hususlarınadayanıldığı görülmektedir (bkz. § 15).
61. Somut olayda, başvurucu ile birlikte birden fazla kişihakkında soruşturma yürütüldüğü, soruşturmanın onlarca mağdur ve müştekisininbulunduğu anlaşılmış olup iddia edilen eylemlerin örgütlü bir yapı içindeişlendiğinin de ileri sürüldüğü tespit edilmiştir. Başvurucu ve diğerşüphelilerin örgütlü bir yapı içinde hareket ettiklerinin iddia edilmesikarşısında bu örgütlü yapı içinde yer alan kişilerin yurt dışına kaçması veyurt dışında barınmasının diğer şüphelilere göre daha kolay olacağı açıktır.
62. Öte yandan emniyet teşkilatında komiser yardımcısı olanbaşvurucunun delilleri etkileme ve değiştirme imkânının diğer kişilere göredaha fazla olduğu da kabul edilmesi gereken bir nedendir.
63. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genelkoşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile İstanbul 5.Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birliktedeğerlendirildiğinde başvurucu yönünden özellikle delilleri etkileme ihtimalineve -suçun ağırlığına atfen- kaçma şüphesine ilişkin tutuklama nedenlerininolgusal temellerinin olduğu söylenebilir.
64. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülüolup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tümözellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım(2), § 151).
65. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkatealındığında İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülenyaptırımın ağırlığını da gözönünde tutarak başvurucuhakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontroluygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğusöylenemez.
66. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklanmasının hukukiolmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundanbaşvurunun bu kısmının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Sulh Ceza HâkimliklerininDoğal Hâkim, Bağımsız ve Tarafsız Hâkim İlkelerine Aykırı Olduğuna İlişkinİddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
67. Başvurucu; tutuklama kararı veren sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim ilkesine aykırı olduğunu,ayrıca hakkındaki soruşturmanın başlatılması, bu süreçte yapılan yasaldüzenlemeler, kurulan sulh ceza hâkimliklerine yapılan hâkim atamaları vesiyasi söylemler nedeniyle bu hâkimliklerin bağımsız ve tarafsız olmadıklarıyönünde yeterli kuşkunun mevcut olduğunu iddia etmiştir.
68. Başvurucu ayrıca tutuklama kararına karşı, belli bir amaçiçin kuruldukları yönünde çok sayıda emare bulunan sulh ceza hâkimliklerinebaşvurulmasına mecbur ve üst dereceli mahkeme tarafından tutukluluk hâlinindeğerlendirilmesi imkânından yoksun bırakıldığını belirterek adil yargılanmaile kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
69. Bakanlık görüşünde özetle doğal hâkim ilkesinin katı birşekilde yargılamaya konu olaylardan önce kurulmuş mahkeme olarak yorumlanmasıdurumunda her yeni kurulan mahkemenin, kaçınılmaz olarak, kurulduğu tarihekadar meydana gelen adli olayların zamanaşımı süresince doğal hâkim ilkesineaykırı olacağı, doğal hâkim ilkesi açısından asıl önemli olanın somut olaydansonra salt o olaya özgü olağanüstü mahkemelerin kurulmaması olduğu, yapılankanun değişikliğinin gerekçesinden tüm ülke çapında koruma tedbirleribakımından uzmanlaşma ve standardizasyonu sağlama maksadıyla bu hâkimliklerinkurulduğunun anlaşıldığı, atanan hâkimlerin Hâkimler ve Savcılar Kurulutarafından kariyer, ehliyet ve liyakatleri gözetilerek atandığı belirtilmiştir.
b. Değerlendirme
70. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkimgüvencesini sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları vetutukluluğa itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyettenyoksun bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâlegetirdiğine ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh cezahâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddialarınaçıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231,17/5/2016, §§ 64-78, 94-97).
71. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarakanılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durumbulunmamaktadır.
72. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun sulh cezahâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırıolduğu iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundanbaşvurunun bu kısmının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kanun hükümlerinin iptali istemlerinin konu bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Masumiyet karinesinin ihlal edilmesi dolayısıyla adil yargılanmahakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin diğeriddianın başvuru yollarının tüketilmemişolması nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
5. Sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsızhâkim ilkelerine aykırı olması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA21/2/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.