TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
AHMET HÜSREV ALTAN BAŞVURUSU (2)
(Başvuru Numarası: 2019/38086)
Karar Tarihi: 21/10/2020
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
:
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Basri BAĞCI
Raportör
:
Muzaffer KORKMAZ
Başvurucu
:
Ahmet Hüsrev ALTAN
Vekili
:
Av. Figen ALBUGA ÇALIKUŞU
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet hükmündensonra verilen tutuklama kararının hukuki olmaması ile tutuklama kararı veren vebu karara karşı itirazı inceleyen ağır ceza mahkemelerinin bağımsız ve tarafsızolmaması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 21/11/2019 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUlusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, kamuoyunca tanınan bir gazeteci veyazardır.
9. Türkiye 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbeteşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülkegenelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları veyargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasındaTürkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda FetullahçıTerör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarakisimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz vediğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
10. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülkegenelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiylebağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanısıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardakiyapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafındansoruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklamatedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51; MehmetHasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).
11. Bu kapsamda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığıtarafından başvurucunun da aralarında bulunduğu ve çoğunluğu gazeteci, yazar veakademisyen olan on yedi şüpheli hakkında FETÖ/PDY'nin medya yapılanmasıylabağlantılı olarak soruşturma başlatılmıştır.
12. Başvurucu, Başsavcılık tarafından 10/9/2016 tarihindegözaltına alınmıştır.
13. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı aynı tarihteTürkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasınıengellemeye teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarındantutuklanması istemiyle başvurucuyu İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğine sevketmiştir.
14. İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği 22/9/2016 tarihindebaşvurucunun tutuklanması talebini reddetmiştir. Bununla birlikte Hâkimlikbaşvurucunun adli kontrol altına alınmasına karar vermiştir.
15. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı gün Hâkimliğinbu kararına itiraz etmiş ve başvurucu hakkında tutuklamaya yönelik yakalamaemri düzenlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
16. Anılan talebin kabulü üzerine başvurucu 23/9/2016tarihinde İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğinde hazır edilmiş ve başvurucununTürkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasınıengellemeye teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarındantutuklanmasına karar verilmiştir.
17. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 12/4/2017 tarihliiddianamesi ile başvurucunun Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmayaveya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye CumhuriyetiHükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüsetme, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terörörgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçlarını işlediğindenbahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davasıaçılmıştır.
18. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi 3/5/2017 tarihindeiddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2017/127 sayılı dosya üzerindenkovuşturma aşaması başlamıştır.
19. Yargılama sonunda İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesinin16/2/2018 tarihli kararıyla başvurucunun cebir ve şiddet kullanarak,Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya, bu düzenyerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeyeteşebbüs etme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıylamahkûmiyetine ve hükümle birlikte tutukluluk hâlinin devamına kararverilmiştir.
20. Başvurucu mahkûmiyet kararına karşı istinaf kanunyoluna başvurmuş ve istinaf başvurusu İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. CezaDairesinin 2/10/2018 tarihli kararıyla esastan reddedilmiştir.
21. Başvurucunun anılan kararı temyiz etmesi üzerineYargıtay 16. Ceza Dairesi 5/7/2019 tarihinde mahkûmiyet hükmünün bozulmasınakarar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"... örgütün, anayasal düzene karşıicra edeceği kalkışma öncesindeki sürece mutad siyasi muhalefet görüntüsüvermeye çalışmak ve örgütün sempatizan sınıfını oluşturan geniş halk kitlelerinazarında sözde meşruiyetini korumak amacına hizmet eder mahiyetteki,gazetecilik faaliyeti kapsamında değerlendirilmesi de mümkün olmayan sübutbulan eylemlerinin, TCK'nın 314/3 ve 220/7 maddeleri delaletiyle 314/2.maddesinde düzenlenen, hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte FETÖ/PDY silahlıterör örgütüne yardım etmek suçunu oluşturduğu, gözetilmeden suç vasfındahataya düşülerek yazılı şekilde anayasayı ihlal suçundan mahkumiyetlerine kararverilmesi... [bozmayıgerektirmiştir.] "
22. Bozma ilamı sonrası başvurucu hakkındaki yargılama İstanbul26. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2019/252 sayılı dosyasında devam etmiştir.
23. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi 4/11/2019 tarihlikararıyla başvurucunun terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgütebilerek ve isteyerek yardım etme suçundan 10 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûmedilmesine ve yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbiriuygulanarak tahliyesine karar vermiştir. Karar gerekçesinin adli kontroltedbirine ilişkin kısmı şöyledir:
"Sanığın üzerine atılı suçunniteliği, tutuklukta geçirmiş olduğu süre, tutuklamanın koruma tedbirimahiyetinde olması, tutuklama tedbiri ile öngörülen hukuki faydanın adlikontrol tedbiri ile de sağlanabileceği hususunda Mahkememizde oluşan Kanaatdikkate alınarak sanığın TAHLİYESİNE, salıverilmesi için bulunduğu yer cezaevimüdürlüğüne yazı yazılmasına, 11-Sanığın CMK 109/3-a gereğince Yurt DışınaÇıkışının yasaklanması suretiyle adli kontrol altına ALINMASINA...[karar verildi.]"
24. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 6/11/2019 tarihindetahliye kararına itiraz etmiştir. Söz konusu itiraz İstanbul 26. Ağır CezaMahkemesi tarafından yerinde görülmeyerek incelenmesi amacıyla İstanbul 27.Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi12/11/2019 tarihli kararı ile itirazı kabul etmiş ve başvurucunun tutuklanmasınayönelik yakalama emri çıkartılmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesininilgili kısmı şöyledir:
"...Sanığın sıfatı, tutuklu kaldığısüre, haber üzerinden bir çok sempatizanı etkilemesi, aldığı ceza ve temyizsürecinde cezanın aleyhine ağırlaşma ihtimali, pişmanlık göstereceğine dairbeyanlarının olmaması bir kısım aynı suç ile ilgili hakkında adli işlemleryapılan suç faillerinin yurt dışında firari olması ve ülkemiz aleyhine birtakım aleyhe söylemler ve lobicilik faaliyetinde bulunmuş olmaları, suçun kaçmaşüphesi var sayılan katolog suçlardan olması, sanığın konumu sıfatıeylemlerindeki yoğunluk, aldığı ceza miktarı, tutuklu kaldığı süre,eylemlerinin uzun süreye yayılmış olması dikkate alınarak adli kontroltedbirlerinin harici davranışları da dikkate alınarak amaca hizmet etmediği, bunedenle İstanbul Cumhuriyet Savcısının sanık Ahmet Hüsrev ALTAN'ın tahliyesineyönelik yapmış olduğu İTİRAZININ KABULÜNE... [karar verildi.]"
25. İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi anılan kararkapsamında hazır edilen başvurucunun ifadesini almış ve 13/11/2019 tarihindebaşvurucunun terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerekyardım etme suçundan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesininilgili kısmı şöyledir:
"Sanığın üzerine atılı SilahlıTerör Örgütünün İçindeki Hiyerarşik Yapıya Dahil Olmamakla Birlikte ÖrgüteBilerek ve İsteyerek Yardım Etme suçunun vasıf ve mahiyeti, mahkememizin12/11/2019 tarih 2019/552 değişik iş sayılı karardaki gerekçeler almış olduğucezanın miktarı, hakkında verilen Anayasa Mahkemesi' nin ve Yargıtay 16. Cezadairesinin sübut ve tutukluluk durumu ile ilgili tespit ve değerlendirmeleri,tutuklu kaldığı süre, terör suçu olması nedeni ile muhtemel infaz süresi, suçunkaçma şüphesi var sayılan katalog suçlardan olması, tutuklama şartlarının devametmesi, şahsi ve diğer halleri, sanığın üzerine atılı yasa maddesinde öngörülencezaların alt ve üst sınırları, suçun sübutu halinde verilmesi muhtemel cezamiktarı ve güvenlik tedbirleri gereğince tutuklamanın daha amaca uygun olduğu,adli kontrol tedbirlerinin amaca hizmet etmeyeceği, şahsi ve özel halleri,eylemlerinin yoğunluğu, suç vasfı ve delil durumu dikkate alınarak şu aşamadaadli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı, Anayasanın 13. maddesindekidüzenlemede dikkate alındığında adli kontrol hükümlerinin bu aşamada yetersizkalacağı, mahkememizin CMK 104/2. Maddesi gereğince şüpheli veya sanığıntutukluluk halinin devamına veya salıverilmesine hakim ve mahkemece kararverilebileceği bu kararlara itiraz edilebileceğinin belirtildiği, hükmün yasaltemyiz veya istinafa tabi olmak ile birlikte tahliyeye itiraz veya tutuklamayaitiraz taleplerinin CMK 268. Maddesi gereğince itiraz mercileri tarafındaninceleneceği, aynı zamanda sanık hakkında TCK 309. Maddeden hüküm verildiği vesuç vasfı değiştirilerek TCK'nun 314/2, 3713 Sayılı Yasa' nın 5. Maddesigereğince hüküm verildiği, alt ve üst sınırları içerisinde üst incelememercileri tarafından cezanın miktarı yönünden değerlendirme yapılabileceği, buhususun aleyhe bozma yasağı içerisinde ve usuli kazanılmış hakkın içindedeğerlendirilemeyeceği, aleyhe itiraz durumunda bu hususunda temyiz ve istinafmakamlarınca cezanın miktarı yönünden resen değerlendirileceği, bu nedenlesanık müdafilerinin yersiz itirazlarının reddi ile sanığa verilen cezanınmiktarı ve yukarıda açıklanan gerekçeler ile tutuklama tedbirinin ölçülü olduğukanaatine varılmakla CMK'nun 100 ve devamı maddeleri gereğince sanığınTUTUKLANMASINA...[karar verildi.]"
26. Başvurucu tarafından tutuklama kararına itirazedilmiş, itiraz mercii olan İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi ise 14/11/2019tarihinde itirazın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmışöyledir:
"...sanığa verilen ceza miktarı,sanığın tutuklu kalmış olduğu ve hükmedilen cezanın muhtemel infaz süresi,sanık hakkında isnat edilen suçun CMK 100/3 maddesinde sayılı kaçma şüphesi varsayılan katalog suçlardan olması, aynı suçtan yargılanan çok sayıda sanığınyurt dışına kaçmış olması, sanık hakkında adli kontrol tedbirlerininuygulanmasının dava konusu ve sanık açısından yetersiz kalacağı anlaşıldığındanİstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 13/11/2019 Tarih ve 2019/557 D.İşsayılı tutuklama kararının usul ve yasaya uygun olduğu görülmekle sanık AhmetHüsrev ALTAN müdafiinin tutuklama kararına yapmış olduğu itiraz ve tahliyetaleplerinin REDDİNE...[karar verildi.]"
27. Başvurucu anılan kararı 14/11/2019 tarihindeöğrendiğini ifade etmiştir.
28. Başvurucu 21/11/2019 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
29. Başvurucu, mahkûmiyet hükmüne karşı da istinaf kanunyoluna başvurmuştur.
30. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi6/1/2020 tarihli kararıyla hükme karşı yalnızca temyiz kanun yolunagidilebileceğini belirterek yargılama dosyasının ilgili Yargıtay ceza dairesinegönderilmek üzere İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesine tevdiine karar vermiştir.
31. Bireysel başvuruyu inceleme tarihi itibarıylayargılama temyiz aşamasında derdesttir.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
32. 4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu'nun "Tutuklama kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin(5) numaralı fıkrası şöyledir:
"Bu madde ile 100 üncü maddegereğince verilen kararlara itiraz edilebilir."
33. 5271 sayılı Kanun'un "Şüpheli veya sanığınsalıverilme istemleri" kenar başlıklı 104. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerininher aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.
(2) Şüpheli veya sanığın tutuklulukhâlinin devamına veya salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Bukararlara itiraz edilebilir."
34. 5271 sayılı Kanun'un "Usul" kenarbaşlıklı 105. maddesi şöyledir:
"103 ve 104 üncü maddeler uyarıncayapılan istem üzerine, merciince Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veyamüdafiin görüşü alındıktan sonra, üç gün içinde istemin kabulüne, reddine veyaadlî kontrol uygulanmasına karar verilir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/23 md.)103 üncü maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi uyarınca yapılan istemlerhariç olmak üzere örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından busüre yedi gün olarak uygulanır. (Ek cümle: 11/4/2013-6459/15 md.) Duruşmadışında bu karar verilirken Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiiningörüşü alınmaz. Bu kararlara itiraz edilebilir."
35. 5271 sayılı Kanun'un "Kanun yollarınabaşvurma hakkı" kenar başlıklı 260. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Hâkim ve mahkeme kararlarınakarşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatınıalmış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılansıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yollarıaçıktır."
36. 5271 sayılı Kanun'un "İtiraz olunabilecekkararlar" kenar başlıklı 267. maddesi şöyledir:
"Hâkim kararları ile kanunungösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir."
37. 5271 sayılı Kanun'un “İtiraz usulü ve incelememercileri” kenar başlıklı 268. maddesinin (2) numaralı fıkrası ve (3)numaralı fıkrasının (c) bendi şöyledir:
"(2) Kararına itiraz edilen hâkimveya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse ençok üç gün içinde, itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir.
(3) (c) Asliye ceza mahkemesi hâkimitarafından verilen kararlara yapılacak itirazların incelenmesi, yargıçevresinde bulundukları ağır ceza mahkemesine ve bu mahkeme ile başkanıtarafından verilen kararlar hakkındaki itirazların incelenmesi, o yerde ağırceza mahkemesinin birden çok dairesinin bulunması hâlinde, numara olarakkendisini izleyen daireye; son numaralı daire için birinci daireye; o yerdeağır ceza mahkemesinin tek dairesi varsa, en yakın ağır ceza mahkemesineaittir."
38. 5271 sayılı Kanun'un “Karar” kenar başlıklı 271.maddesi şöyledir:
"(1) Kanunda yazılı olan hâllersaklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak,gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir.
(2) İtiraz yerinde görülürse merci,aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir.
(3) Karar mümkün olan en kısa süredeverilir.
(4) Merciin, itiraz üzerine verdiğikararları kesindir; ancak ilk defa merci tarafından verilen tutuklamakararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir. "
B. UluslararasıHukuk
39. İlgili uluslararası hukuk için bkz. Kadri EnisBerberoğlu, B. No: 2017/27793, 18/7/2018, §§ 35-37; Ç.Ö. [GK], B. No:2014/5927, 19/7/2018, §§ 22-24.
V. İNCELEME VEGEREKÇE
40. Mahkemenin 21/10/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. TutuklamanınHukuki Olmadığına İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları ve Bakanlık Görüşü
41. Başvurucu; hapis cezasına mahkûm edildiğini ve adlikontrol kararıyla tahliye edildiğini, ancak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınıntahliye kararına yaptığı itirazın kabulü üzerine tutuklama tedbiri için gerekenşartların bulunmamasına rağmen tahliye sonrası yaptığı açıklamalara dayanılaraktekrar tutuklandığını belirtmiştir. Başvurucu; İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığının adli kontrol kararını içeren hükme karşı itiraz hakkınınbulunmadığını, ayrıca itiraz sürecinde görev alan ve üst kanun yolu merciisıfatı taşımayan diğer ağır ceza mahkemelerinin hakkında verilen hükmü ve bunabağlı olarak adli kontrol kararının hukukiliğini denetleyerek tutuklamatedbirine karar verme yetkisine sahip olmadıklarını ifade etmiş, belirtilennedenlerle Anayasa'nın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını düzenleyen 19.maddesinin üçüncü ve sekizinci fıkraları ile ifade ve basın hürriyetlerininihlal edildiğini ileri sürmüştür.
42. Bakanlık görüşünde; mahkûmiyet kararının verildiğitarihte başvurucunun suç isnadına bağlı tutulma hâlinin sona erdiği,başvurucunun bu tarihten sonraki döneme ilişkin olarak hürriyetinden yoksunkalmasının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasındaki bir suç isnadınabağlı tutma değil aynı maddenin ikinci fıkrasında yer alan mahkemelerceverilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerinegetirilmesi niteliğinde olduğu belirtilmiştir.
43. Bakanlık ayrıca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınınadli kontrol kararına itiraz hakkının bulunduğu ve itiraz sürecinde görev alanmahkemelerin yetkili olduğu görüşündedir.
44. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuruformundaki açıklamalarını yineleyerek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ileifade ve basın hürriyetlerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
45. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti vegüvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti vegüvenliğine sahiptir.
Şekil ve şartları kanunda gösterilen:
Mahkemelerce verilmiş hürriyetikısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; ... halleridışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz."
46. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin özü, mahkûmiyet kararıylabirlikte verilen adli kontrol kararına yapılan itirazın kabul edilerektutuklama tedbiri için gereken şartların gerçekleşmemesine rağmen hakkındatutuklama kararı verilmesine yöneliktir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınınadli kontrol kararını içeren hükme karşı başvurucunun itiraz hakkınınbulunmaması ve hakkında verilen adli kontrol kararını itiraz sürecinde görevalan ağır ceza mahkemelerinin denetleyip tutuklamaya dair karar vermeye yetkiliolmamaları nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasının ve ifadeile basın hürriyetlerinin ihlal edildiği iddiaları da aynı şekilde tutuklamakararının hukuka aykırı olduğu iddiasına ilişkindir. Bu itibarla bukısımdaki iddiaların Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrası bağlamındakikişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir (Nail İlbey,B. No: 2012/958, 16/7/2014, §§ 18-21; Turgut Ketken, B. No: 2012/1006, 16/7/2014,§§ 18-21; Ökkeş Alp Kırıkkanat, B. No: 2012/1011, 16/7/2014, §§ 18-21; GürkanYıldız, B. No: 2012/1100, 16/7/2014, §§ 18-21; Devrim Rehber, B. No:2012/1284, 16/7/2014, §§ 18-21).
47. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında,herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortayakonulduktan sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanundagösterilmek koşuluyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlarsınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınkısıtlanması ancak Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardanherhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman, B.No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
48. Anayasa'nın kişilerin fiziksel hürriyetlerini güvencealtına alan 19. maddesinin kişi hürriyetinin kısıtlanmasına imkân tanığıdurumlardan biri de maddenin ikinci fıkrasında "mahkemelerce verilmişhürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerinegetirilmesi" olarak belirlenmiştir. Bu nedenle yargı organlarıncaverilecek mahkûmiyet kararları kapsamında hapis cezasının veya güvenliktedbirlerinin infaz edilmesi kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal etmez (TahirCanan (2), B. No: 2013/839, 5/11/2014, § 33).
49. Mahkemelerce verilmiş mahkûmiyet kararlarının yerinegetirilmesi dolayısıyla ortaya çıkan özgürlükten yoksun bırakma hâlleriAnayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrası kapsamına dâhil ise de anılan kural,mahkûmiyet kararının değil tutmanın hukuka uygun olmasını güvence altınaalmaktadır. Dolayısıyla bu güvence kapsamında, kişi hakkında hükmedilen hapiscezasının yerindeliği veya orantılılığı incelemeye tabi tutulamaz (GünayOkan, B. No: 2013/8114, 17/9/2014, § 18).
50. Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasındabelirtilen "mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların vegüvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" ile bağlantılı bir ihlaliddiası söz konusu ise Anayasa Mahkemesinin görevi kişinin hürriyetten yoksunbırakılmasının kısmen ya da tamamen bu koşullarda gerçekleşip gerçekleşmediğinitespit etmekle sınırlıdır. Bir kimse Anayasa'da yer alan diğer sebepler(yakalama, gözaltı ve tutuklama gibi) dışında ancak "mahkemelerceverilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi"kapsamında hürriyetinden yoksun bırakılabilir. Eğer tutmanın kısmen veyatamamen bu koşulları taşımadığı tespit edilirse bu durumun meşru bir amacınınolduğundan veya ölçülü olduğundan söz edilemez ve doğrudan kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı ihlal edilmiş olur (Ercan Bucak (2), B. No: 2014/11651,16/2/2017, § 39; Şaban Dal, B. No: 2014/2891, 16/2/2017, § 31).
51. Bir mahkûmiyet kararının infazına ilişkin olarakAnayasa'nın 19. maddesi açık bir hüküm içermemektedir. Bununla birlikteAnayasa'nın 19. maddesinin amacı kişileri keyfî bir şekilde hürriyetten yoksunbırakılmaya karşı korumak olup maddede öngörülen istisnai hâllerde kişihürriyetine getirilecek sınırlamaların da maddenin amacına uygun olması gerekir(Abdullah Ünal, B. No: 2012/1094, 7/3/2014, § 38). Bir kimsenin "mahkemelerceverilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerinegetirilmesi" kapsamında hürriyetinden yoksun bırakıldığınınsöylenebilmesi için her şeyden önce hürriyeti kısıtlayıcı ceza veya güvenliktedbirinin bir mahkeme tarafından verilmesi, ikinci olarak yerine getirilecekkararın hürriyeti kısıtlayıcı ceza veya güvenlik tedbirlerine ilişkin olmasıgerekir. Ceza veya güvenlik tedbiri içermeyen bir karara dayanılarak birkimsenin hürriyetinden yoksun bırakılması mümkün değildir. Son olarakhürriyetten yoksun bırakılmanın mahkemece verilen hürriyeti kısıtlayıcı cezaveya güvenlik tedbirinin kapsamını aşmaması gerekir (Ercan Bucak (2), §40; Şaban Dal, § 32).
52. Diğer yandan suç isnadına bağlı tutulmanın başladığıtarih, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih;doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir. Suç isnadına bağlıtutulmanın sona erdiği tarih ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı ya dailk derece mahkemesince mahkûmiyet hükmünün verildiği tarihtir (Murat Narman,§ 66).
53. Buna göre bir kimse yargılanmakta olduğu davada ilkderece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa ve hükümle birlikte tutukluluğundevamına veya tutuklamaya karar verilmişse hüküm sonrasındaki tutulma hâlinin suçisnadına değil mahkûmiyete bağlı tutma olarak kabulü gerekir.Bireysel başvuru incelemesi açısından tutuklamanın şartları ile mahkûmiyetkararı verilmesi arasındaki esaslı fark bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete kararverilmekle ilk derece mahkemesince -henüz mahkûmiyet kararı kesinleşmemeklebirlikte- isnat olunan suçun işlendiği kabul edilmekte ve bu nedenle sanıkhakkında hürriyeti bağlayıcı cezaya hükmedilmektedir. Bu durumdaki tutulmanında kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedenine dayalı olan suç isnadınabağlı tutma niteliğinde olmadığı açıktır. Hükümle birlikte verilentutukluluğun devamı veya tutuklama kararı sonrasındaki hürriyetten yoksunkalmanın mahkûmiyete bağlı tutma olarak kabulü için mahkûmiyet kararınınkesinleşmesi de gerekmez (Korcan Pulatsü, B. No: 2012/726, 2/7/2013, §33).
54. Somut olayda 10/9/2016 tarihinde gözaltına alınan ve22/9/2016 tarihinde tutuklanan başvurucu hakkında 4/11/2019 tarihindemahkûmiyet hükmü tesis edilmiş ve hükümle birlikte yurt dışına çıkış yasağışeklindeki adli kontrol tedbiri uygulanarak başvurucunun tahliyesine kararverilmiştir. Ancak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının tahliye kararına itirazıkabul edilmiş ve süreç sonunda başvurucu 13/11/2019 tarihinde tutuklanmıştır.
55. Buna göre başvurucunun suç isnadına bağlı tutulmahâli, hakkında ilk derece mahkemesince mahkûmiyet hükmüyle birlikte tahliyekararının verildiği 4/11/2019 tarihinde sona ermiştir. Başvurucunun bu tarihtensonraki döneme ilişkin olarak -13/11/2019 tarihli kararla- hürriyetinden yoksunkalması, Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında bir suçisnadına bağlı tutma niteliğinde değil aynı maddenin ikinci fıkrasıkapsamında mahkûmiyete bağlı tutma, bir diğer ifadeyle "mahkemelerceverilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerinegetirilmesi" niteliğindedir. Bu nitelikteki bir tutmayla ilgili olarakyapılan bireysel başvuruda suç isnadına bağlı tutmaya ilişkingüvencelerin uygulanması mümkün değildir. Nitekim Anayasa Mahkemesi ilk derecemahkemesince mahkûmiyet hükmüyle birlikte tutukluluğun devamına karar verilenbir olayda istinaf incelemesinin duruşmalı yapıldığı durumda dahi devam olunanhürriyetten yoksun kılma hâlinin suç isnadına değil mahkûmiyete bağlı tutmaniteliğinde olduğunu belirtmiştir (Mehmet Şimşek, B. No: 2018/10953,22/7/2020, §§ 55-66).
56. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin ikincifıkrasında belirtilen "mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcıcezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" ile bağlantılıbir ihlal iddiası söz konusu ise Anayasa Mahkemesinin görevi kişininhürriyetten yoksun bırakılmasının kısmen ya da tamamen bu koşullarda gerçekleşipgerçekleşmediğini tespit etmekle sınırlıdır. Bu kapsamda yapılan incelemedebaşvurucunun mahkûmiyet kararını ve mahkûmiyete bağlı tutma kararını verenmercinin bir mahkeme olmadığı, kararın hürriyeti kısıtlayıcı bir niteliğininbulunmadığı veya hürriyetten yoksun bırakılmanın mahkemece verilen hürriyetikısıtlayıcı ceza veya tedbirinin kapsamını aştığı şeklinde bir iddiasının somutolayda bulunup bulunmadığına bakılmalıdır (Ç.Ö., § 38).
57. Başvurucu; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının adlikontrol kararını içeren hükme karşı itiraz hakkının bulunmadığını, ayrıcaitiraz sürecinde görev alan ve üst kanun yolu mercii sıfatı taşımayan diğerağır ceza mahkemelerinin hakkında verilen hükmü ve buna bağlı olarak adlikontrol kararının hukukiliğini denetleyerek tutuklama tedbirine karar vermeyetkisine sahip olmadıklarını, tutuklanma sürecinin bu şekilde yetkisizmakamlar tarafından başlatılıp nihayete erdirildiğini ifade ederek esasındamahkûmiyete bağlı tutma kararını veren mercinin bir mahkeme olmadığını ilerisürmektedir.
58. Bu kapsamda yapılan incelemede; İstanbul 26. AğırCeza Mahkemesi tarafından başvurucu hakkında verilen hükmün hapis cezasınamahkûmiyet ile başvurucunun adli kontrol altına alınarak tahliyesini içerdiği,İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 5271 sayılı Kanun'un 104.maddesinin (2) numaralı fıkrası ile 260. maddesinin (1) numaralı fıkrasınaistinaden yapılan itirazın ise tahliye kararına ilişkin olduğu ve itirazsürecinin 5271 sayılı Kanun'un 267., 268. ve 271. maddelerinin ilgilihükümlerine (bkz. §§ 32-38) uygun şekilde cereyan ederek nihayetindebaşvurucunun anılan hükümlerde işaret edilen mahkeme tarafından tutuklandığı,aynı şekilde bu tedbire yönelik itirazın da kanuni yetkisi bulunan mahkemetarafından reddedildiği görülmektedir (bkz. § 26). Sonuç olarak başvurucunun tutuklanmasürecinin yetkisiz makamlar tarafından başlatılıp neticelendirilmesi veböylelikle mahkûmiyete bağlı tutma kararını veren mercinin bir mahkeme olmadığıiddiasının dayanaktan yoksun olduğu değerlendirilmiştir.
59. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin bir ihlalin bulunmadığıaçık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. TutuklamaKararı Veren ve İtiraz İncelemesi Yapan Ağır Ceza Mahkemelerinin Bağımsız veTarafsız Olmadığına İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları
60. Başvurucu, tutuklama kararı veren ve bu karara karşıitirazını inceleyen ağır ceza mahkemelerinin bağımsız ve tarafsız olmadığınıbelirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
61. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdekiiddialarına ilişkin bir açıklamada bulunulmamıştır.
2. Değerlendirme
62. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (bkz. § 46). Bu itibarla bu kısımdaki iddialarınAnayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir (Mustafa Başer ve MetinÖzçelik, B. No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 119-133).
63. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgilidelilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak vedayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalardabulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamugücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hakve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılandeliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların nelerolduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde, kamugücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dairolayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındakihak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği, buna ilişkingerekçe ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276,9/1/2014, §§ 19, 20).
64. Somut olayda başvurucu, başvuru formları veeklerinde, inceleme konusu ihlal iddiasına dair hiçbir belirleyici ya da ayırtedici ifade kullanmamış ve iddiasını herhangi bir olgu veya olay belirtmeksizinsoyut olarak dile getirmiştir. Dolayısıyla başvurucunun ihlal iddiasıyla ilgilideliller sunarak olaylara ilişkin iddialarını kanıtlama ve hangi Anayasahükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukukiiddialarını ortaya koyma yükümlülüğünü yerine getirmediği anlaşılmıştır.
65. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tutuklama kararı veren ve itiraz incelemesi yapan ağırceza mahkemelerinin bağımsız ve tarafsız olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerindeBIRAKILMASINA,
C. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 21/10/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.