TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
AHMET TEYİT KEŞLİ BAŞVURUSU (4)
(Başvuru Numarası: 2018/4502)
Karar Tarihi: 25/2/2021
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Muammer TOPAL
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Tuğba TUNA IŞIK
Başvurucu
:
Ahmet Teyit KEŞLİ
Vekili
:
Av. Ayşen ARAS
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, vekâlet sözleşmesinden kaynaklı olarak açılandavada gerekçeli kararın başvurucunun suçlu olduğunu çağrıştıracak ifadeleriçermesi nedeniyle masumiyet karinesinin ve lehe düzenlenen bilirkişiraporlarının mahkemece dikkate alınmaması sebebiyle gerekçeli karar hakkınınihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 6/2/2018 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
7. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyleilgili olaylar özetle şöyledir:
A. Arka PlanBilgisi
8. Başvurucunun özel evrakta sahtecilik suçunu işlediğiiddiasıyla Bursa 2. Asliye Ceza Mahkemesinde (Ceza Mahkemesi) yargılandığıdavada 2/2/2012 tarihli ek kararla 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasınakarar verilmiştir. Kararın temyiz edilmesi üzerine dava zamanaşımının suçunişlendiği tarihten temyiz inceleme tarihine kadar geçtiği gerekçesiyle27/9/2012 tarihinde düşme kararı verilmiştir.
B. BaşvuruyuKonu Yargı Süreci
9. Başvurucu ile avukatı olduğu Şirket arasında imzalanan1/4/2008 tarihli sözleşme, Şirket tarafından 11/2/2013 ve 6/3/2013 tarihlerindefeshedilmiştir. Başvurucu, sözleşme hükümleri gereği feshin 31/3/2013 tarihindesonuç doğuracağını ileri sürerek mart ayı danışmanlık vekâlet bedelinin tahsiliiçin başlattığı takibe itiraz edilmesi üzerine İstanbul 11. Asliye HukukMahkemesinde (Mahkeme) itirazın iptali davası açmıştır.
10. Mahkeme 7/2/2017 tarihinde davanın reddine kararvermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:
"(...) Ne var ki sözleşmenin 6/1maddesi edimlerin ifası esnasındaki kusurlara ilişkindir. Davacının hakaretsuçundan mahkumiyeti haklı ve acil azil nedeni olarak kabul edilemez. Ne var kidavacı özel evrakta sahtecilik suçundan da mahkum olmuştur. Vekalet ilişkisigüvene dayalı olup, asilin vekille ilgili böylesi bir mahkumiyeti öğrenmesininardından hukuki danışmanlık sözleşmesini sürdürmesi beklenemez. Her ne kadarmahkumiyet fesihden iki yıl önce gerçekleşmiş ise de şirketin, davacının özelhayatını ve şahsi davalarını takip etmesi beklenmemelidir. Dolayısıyla öğrenimnoktasında aksi yönde iddia ve ispat söz konusu olmadığından davacı beyanınınesas alınması zorunludur. Eş anlatımla anılan mahkumiyete vakıf olunmasıüzerine şirketin derhal fesih yoluna gitmesi olağandır. Özel evraktasahtecilik, hukuki danışmanlık sözleşmesinin ifası kapsamındadeğerlendirilemeyeceğinden sözleşmenin 6/1 maddesinde öngörülen üç aylık süreninde önemi bulunmamaktadır. Dolayısıyla Avukatlık Kanunu Madde 174/2 bağlamındahaklı azil söz konusu olup, karşı tarafa ulaştığı anda sonuç doğurmayabaşlayacaktır. Bu hali ile Mart ayına ilişkin bedelin istenmesi mümkündeğildir. Son olarak anılan mahkumiyetin kesinleşmemiş olmasının işaret edilenkabulleri değiştirmeyeceğine değinilmelidir. Zira; temyiz sonucunda suçunoluşmadığı yönünde herhangi bir değerlendirme yapılmamış, daha doğrusu zamanaşımı nedeni ile yapılamamıştır. Şayet temyiz aşamasında beraate yönelik bozmasöz konusu olsa idi, haklı azilden bahsedilmesi mümkün olmayacakken, merimevzuat gereği Yargıtay'ın inceleme yapamamış olması karşısında davalı şirketinyerel mahkeme kararına itibar etmesi hayatın olağan akışı gereğidir. Daha açıkbir anlatımla sözü geçen davanın anlatılan akibeti güven sarsıcı hareket vehaklı azil nedeni olarak kabul edilmiştir. Sadece bazı davaların celsezabıtları incelenerek hazırlanan bilirkişi raporuna da itibar edilmesi mümkündeğildir. Dava subuta ermemesine rağmen kötü niyete ilişkin emarebulunmadığından aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. "
11. Başvurucunun istinaf talebi İstanbul Bölge AdliyeMahkemesi 19. Hukuk Dairesinin (Bölge Mahkemesi) 2/1/2018 tarihli kararıylaesastan reddedilmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:
"(...) Davacının davalı şirkettarafından her ne kadar 01/04/2008 tarihli sözleşmesinin 6. Maddesi uyarıncataraflarca bir ay önceden fesih ihbar edilmediği takdirde birer yıllık sürelerile sözleşmenin yenilenmiş sayılacağı şeklinde düzenleme karşısında davacıavukatın özel evrakta sahtecilik suçundan mahkum olmasının davalı şirkettarafından öğrenilmesi üzerine 06/03/2013 tarihinde davalı şirket tarafındanyapılan azil haklı görüldüğünden taraflar arasındaki vekalet sözleşmesininkarşılıklı güvene dayalı bir sözleşme olduğundan güven ilişkisinin bittiği andatarafların her zaman sözleşmeyi feshedebileceği, TBK düzenlenmiş, emredicinitelikte bir hüküm olduğundan taraflar arasındaki avukatlık vekalet ücretisözleşmesinin 6. Maddesini azli zorlaştıran şartlar içerdiği kabul edildiğindesözleşmenin geçersiz olduğu, ayrıca her ne kadar davacı avukat davalı şirketinsözleşme feshinde ve azlinde sebep göstermediğini iddia etmiş ise de; azildesebep gösterme zorunluluğu olmadığı gibi azil ihtarında gösterilmeyen birnedene dayalı olarak da yargılama sırasında da dayandığı başka bir anlatımladavacı avukatın özel evrakta sahtekarlık suçundan mahkum olması, avukatın TBK506 ve devamı maddelerinde ve avukatlık kanunu 34. maddesinde düzenlenen özenborcuna aykırı davranması haklı olarak da vekaletten azil gibi ücret talephakkını ortadan kaldıran ağır hukuki sonuçlara bağlandığından davalı şirketingüvenini sarsan davacı avukatı azletmesi azlin haklı olduğunu gösterdiğindenavukatlık kanunu 174 maddesi uyarınca ücret talep edemeyeceği yönünde mahkemeceverilen red kararı usul ve yasaya uygun bulunmuştur. "
12. Nihai karar 8/1/2018 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiş, başvurucu 6/2/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
13. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 207. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“(1) Bir özel belgeyi sahte olarakdüzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekildedeğiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ilecezalandırılır"
14. 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun174. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
"Avukatın azli halinde ücretintamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş iseücretin ödenmesi gerekmez."
B. Uluslararası Hukuk
1. Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi
15. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Adilyargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
"Bir suç ile itham edilen herkes,suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır."
2. Avrupa İnsanHakları Mahkemesi İçtihadı
16. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme’nin6. maddesinin ikinci fıkrasının kişilerin suçluluğu yasal olarak sabit oluncayakadar masum sayılma hakkını güvence altına aldığını belirtir. AİHM, masumiyetkarinesi ile sağlanan güvencenin iki yönünün bulunduğunu içtihatlarında ifadeetmiştir. Ceza yargılamasının yürütülmesine dair usule ilişkin güvenceyle,sonucunda mahkûmiyet kararı dışında bir hüküm kurulan ceza yargılaması ilebağlantılı olan durumlarda daha sonra yürütülecek yargılamalar boyunca kişininmasumiyetine saygı gösterilmesinin sağlanması amaçlanır. Usule ilişkin bukapsamda masumiyet karinesi ilkesi, ceza yargılamasının adil olmasınısağlayacak usule ilişkin güvence olarak kamu görevlilerinin davalının suçluluğuve eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunmasını yasaklar. Ancak bu husus,cezai meselelerde usule ilişkin güvence ile sınırlı olmayıp bu kapsam daha geniştirve devletin hiçbir temsilcisinin, mahkeme kararı ile suçluluğu ispatlanıncayakadar kişinin bir suçtan suçlu olduğunu söylememesini gerekli kılar. Bukapsamda sadece ceza yargılamasında değil aynı zamanda ceza yargılaması ile eşzamanlı olarak yürütülen bağımsız hukuk yargılamaları, disiplin işlemleri veyadiğer yargılamalarda da masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir.Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrası kapsamındaki güvencenin ilkyönü, kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar ceza gerektiren birsuçla suçlandığı süreye ilişkin iken masumiyet karinesi güvencesinin ikinciyönü, ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğundadevreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren suç karşısındakişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını gerektirir (Seven/Türkiye, B.No: 60392/08, 23/1/2018, § 43).
17. Masumiyet karinesi, ceza yargılaması kapsamında birusul güvencesi olmasına rağmen buna ilişkin korumanın uygulanabilir olması veetkili şekilde sağlanabilmesi için beraat eden veya bir şekilde hakkındaki cezayargılaması devam etmeyen kişilere kamu görevlileri veya otoritelerince suçlumuamelesinde bulunulmasını önlemelidir. Bu kapsamda ceza davasını takip eden veceza yargılaması niteliğinde olmayan herhangi bir yargılamada da (hukuk,disiplin gibi) masumiyet karinesine özen gösterilmelidir. Bununla birlikte cezayargılamasında mahkûmiyetle sonuçlanmamış aynı olaylara dayanılarak bir kişinindisiplin suçundan suçlu bulunması veya hakkında tazminata karar verilmesimasumiyet karinesini otomatik olarak ihlal etmez. Bu kapsamda kararvericilerin kullandıkları dil kritik önem taşır (Allen/Birleşik Krallık[BD], B. No: 25424/09, 12/7/2013, §§ 92-105, 120-126).
18. AİHM; gündemine gelen başka bir başvuruda, hakkındaceza soruşturması yürütülen başvurucu savcıdan takipsizlik kararı verilmesinitalep etmiş ancak savcı bu talebi reddetmiştir. Başvurucu, ret kararındakullanılan ifadelerin masumiyet karinesini ihlal ettiğini iddia etmiştir. AİHMöncelikle bir kişi kesinleşmiş bir mahkûmiyet ile suçlu bulunmadan önce kamugörevlilerinin kişi hakkında sarf ettiği ifadelerin seçiminin önemli olduğunu,bununla birlikte bir kamu görevlisinin beyanının masumiyet karinesi ilkesineaykırı olup olmadığının söz konusu ifadenin özel koşullarına göre belirlenmesigerektiğini, başvuru konusu olayda da takipsizlik kararında geçen ifadelerinhangi bağlamda kullanıldığına dikkat edilmesi gerektiğine değinmek suretiylekararda ispatlanma teriminin kullanılmış olması talihsizlik olsa da buifadenin başvurucunun üzerine atılı suçun delillerle sabit olduğu hususunailişkin olmadığını, yalnızca dava dosyasının soruşturmanın haklılığına ilişkindelilleri ortaya koyup koymadığı noktasına işaret ettiğini belirtmiş vemasumiyet karinesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir (Daktaras/Litvanya,B. No: 42095/98, 10/10/2000, §§ 42-45).
V. İNCELEME VEGEREKÇE
19. Mahkemenin 25/2/2021 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. MasumiyetKarinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları
20. Başvurucu; ceza yargılamasına ilişkin temyizincelemesinde zamanaşımı sebebiyle esasa ilişkin bir inceleme yapılmamasınarağmen hukuk yargılamasına ilişkin gerekçeli kararda kendisinin suçlu gibi gösterildiğini,ceza yargılamasına konu eylemleri işlediği ve suçlu olduğu inancının kararayansıtıldığını belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
2. Değerlendirme
21. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
''Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
a. KabulEdilebilirlik Yönünden
22. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre AnayasaMahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamugücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa'da güvence altınaalınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye'nin taraf olduğu ekprotokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa veSözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içerenbaşvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (OnurhanSolmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
23. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında adilyargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılıKanun'un Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasına adil yargılanmaibaresinin eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesinde "değişiklikleTürkiye Cumhuriyeti'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvencealtına alınmış olan adil yargılama hakkı[nın] metne dahil" edildiğibelirtilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesine söz konusu ibarenineklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenen adil yargılanma hakkını anayasalgüvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No:2014/6673, 25/7/2017, § 54). Bu itibarla Anayasa'da güvence altına alınan adilyargılanma hakkının kapsam ve içeriği belirlenirken Sözleşme'nin "Adilyargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin gözönündebulundurulması gerekir (Onurhan Solmaz, § 22).
24. Sözleşme'nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,bir suçla itham edilen herkesin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadarmasum sayılacağı düzenlenmiştir. Bu itibarla masumiyet karinesi, Anayasa'nın36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsuruolmakla beraber suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlusayılamayacağı belirtilmek suretiyle Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncüfıkrasında ayrıca düzenlenmiştir.
25. Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyetkarinesinin sağladığı güvencenin iki yönü bulunmaktadır.
26. Güvencenin ilk yönü kişi hakkındaki ceza yargılamasısonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka ifadeyle kişinin ceza gerektiren birsuçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu) sürece ilişkin olup suçluolduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkındaerken açıklamalarda bulunulmasını yasaklar. Güvencenin bu yönünün kapsamısadece ceza yargılamasını yürüten mahkemeyle sınırlı değildir. Güvence aynızamanda diğer tüm idari ve adli makamların da işlem ve kararlarında, suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçlu olduğu yönünde ima ya daaçıklamalarda bulunmamasını gerekli kılar. Dolayısıyla sadece suç isnadına konuceza yargılaması kapsamında değil ceza yargılaması ile eş zamanlı olarakyürütülen diğer hukuki süreç ve yargılamalarda da (idari, hukuk, disiplin gibi)masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir (Galip Şahin, B. No:2015/6075, 11/6/2018, § 39).
27. Güvencenin ikinci yönü ise ceza yargılaması sonucundamahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonrakiyargılamalarda ceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüpheduyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğuizlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirir (GalipŞahin, § 40).
28. Somut olayda başvurucunun şikâyeti, gerekçelikararlarda kullanılan ifadelerle ilgilidir. Başvurucunun açtığı itirazın iptalidavası özel hukuktan kaynaklanan, medeni hak ve yükümlülükler kapsamında kalanbir davadır. Bu durumda suç isnadıyla ilgili yargılamalara ilişkin bir güvenceolan masumiyet karinesinin bireysel başvuruya konu olay yönünden uygulanıpuygulanmayacağının ortaya konulması gerekir.
29. Masumiyet karinesine ilişkin anayasal güvencelerinharekete geçirilebilmesi için kural olarak kişinin suç isnadı altında bulunmasıgerekmektedir. Bununla birlikte masumiyet karinesinin ikinci boyutuna ilişkingüvencelerin uygulanabilmesi, kişinin hâlihazırda suç isnadı altında bulunmasınızorunlu kılmamaktadır. Ancak ceza yargılamasının sonuçlanmasından sonrabaşlayan veya ceza yargılaması henüz sonuçlanmadan başlasa bile cezayargılamasının kesinleşmesinden sonra da devam eden medeni hak veyükümlülüklere ilişkin yargılamalarda masumiyet karinesinin uygulanabilmesiiçin başvurucunun söz konusu medeni yargılama ile hakkında yürütülen ve sonaeren ceza yargılaması arasında bağlantı bulunduğunu göstermesi gerekmektedir.Medeni hak yargılamasında, ceza yargılamasında verilen kararın sonucunundikkate alındığı ve değerlendirildiği veya ceza dosyasında yer alan delillerinirdelendiği ya da başvurucunun hakkındaki suçlamayı doğuran olaylara dahli ileilgili irdelemelerde bulunulduğu veyahut başvurucunun muhtemel suçluluğuylailgili yorum yapıldığı hâllerde söz konusu bağlantının var olduğu kabuledilebilir. Bununla birlikte hukuk yargılaması ile ceza yargılaması arasındakibağlantının varlığına işaret eden olguların tüketme yoluyla sayılmasının mümkünolmadığı, bunların kararların verildiği yargılamaların türüne ve içeriğine göredeğişebileceği kabul edilmelidir. Ancak bağlantının varlığı değerlendirilirkenkararda kullanılan dilin kritik öneme sahip olacağı vurgulanmalıdır (BarışBaş, B. No: 2016/14253, 2/7/2020, § 50).
30. Bireysel başvuru konusu dava, Ceza Mahkemesikararının temyiz edilmesi üzerine verilen 27/9/2012 tarihli düşme kararındansonra açılmıştır. Gerek ilk derece mahkemesi kararında gerekse Bölge Mahkemesikararında başvurucu hakkındaki ceza yargılamasında ileri sürülen suçlamaylailgili değerlendirmeler yapıldığı görülmektedir. Bu değerlendirmeler hukukyargılaması ile ceza yargılaması arasında bağlantı bulunduğu sonucunaulaşılması bakımından yeterli görülmüş, masumiyet karinesinin somut olaydauygulanabilir olduğu kanaatine varılmıştır.
31. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. EsasYönünden
i. Genelİlkeler
32. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan birkişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesisedilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devletiilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169,26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargıkararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır.Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları vekamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesinetabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).
33. Masumiyet karinesi, ceza yargılaması kapsamında birusul güvencesi olmasına rağmen buna ilişkin korumanın uygulanabilir olması veetkili şekilde sağlanabilmesi için, beraat eden veya bir şekilde hakkındakiceza yargılaması devam etmeyen kişilerin kamu görevlileri veya otoritelerincesuçlu muamelesine tabi tutulmalarını önlemelidir. Bu kapsamda ceza davasınıtakip eden ceza yargılaması niteliğinde olmayan herhangi bir yargılamadada (hukuk, disiplin gibi) masumiyet karinesine özen gösterilmelidir. Bununlabirlikte ceza yargılamasında mahkûmiyetle sonuçlanmamış aynı olaylaradayanılarak bir kişinin disiplin suçundan suçlu bulunması veya hakkındatazminata karar verilmesi masumiyet karinesini otomatik olarak ihlal etmez. Bukapsamda karar vericilerin kullandıkları dil kritik önem taşır (MustafaKıvrak, B. No: 2013/3175, 20/2/2014, § 36). Bunun için kararın gerekçesininbütün hâlinde dikkate alınarak mahkemece kişinin suçlu olduğuna dair biryargıda ya da imada bulunulup bulunulmadığının incelenmesi gerekir (M.I.,B. No: 2012/1268, 30/12/2014, § 50).
34. Masumiyet karinesinin ihlal edilip edilmediğideğerlendirilirken özellikle hukuk ve idari yargılama bakımından üzerindedurulması gereken önemli hususlardan biri, yargılamayı yapan makamın ilgilikişiye suç isnat edip etmediği ve ceza yargılaması kararını sorgulayıpsorgulamadığıdır. Kamu otoriteleri veya görevlileri tarafından hakkındasoruşturma veya kovuşturma yürütülen kişiyle ilgili olarak yargılama süreci birmahkûmiyet hükmüyle kesinlik kazanmadan suçluluğa dair herhangi bir kanaatifade edilmiş olması ya da ceza yargılaması mahkûmiyet dışında bir kararla sonaermesine rağmen sona ermeye ilişkin kararda sanığın suçlu olabileceğinin ifadeedilmiş olması durumunda masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilecektir.Bu kapsamda karar vericilerin kullandıkları dil kritik önem taşır (MustafaAkın, B. No: 2013/2696, 9/9/2015, §§ 38, 39).
35. Anayasa Mahkemesi Münür İçer (B. No: 2012/584,12/3/2015, §§ 31-33) kararında; başvuruya konu idari yargı mercii kararınıngerekçesinde yer alan ifadelerde, suçluluğu ilgili mahkeme kararıyla sabit olmayanve zamanaşımı nedeniyle hakkında açılan ceza davası ortadan kaldırılanbaşvurucunun anılan eylemleri işlediği ve suçlu olduğu inancının yansıtıldığıgerekçesiyle başvurucunun masumiyet karinesinin ihlal edildiğine kararvermiştir. Dolayısıyla mahkeme kararlarında, resmî yazılarda veya kamugörevlilerinin anlatımlarındaki ifade veya sarf edilen sözler nedeniyle kişilerhakkındaki masumiyet karinesinin ihlal edilmemesi için bu ifadelerde seçilecekkelimelere azami dikkat edilmesi gerekir (Ömer Aybar, B. No: 2013/6974,14/4/2016, § 30).
36. Bununla birlikte masumiyet karinesideğerlendirilirken hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı olmayan kişilerleilgili olarak yapılan diğer yargılamalar sonucunda verilen mahkeme kararlarındageçen ifadelerin dikkatli ve özenli kullanılması, ifadelerin bağlam ve amacınıaşacak şekilde kullanılıp kullanılmadığının somut olay koşullarındadeğerlendirilmesi gerektiği açıktır.
ii. İlkelerinOlaya Uygulanması
37. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucu hakkındakiceza davası ilk derece yargılaması sonunda 1 yıl hapis cezası ile sonuçlanmışise de dava, temyiz incelemesi aşamasında zamanaşımından düşme kararı verilerekkesinleşmiştir. Bu durumda başvurucunun suçluluğunun hükmen sabit olmadığıgörülmektedir. Somut olayda, Ceza Mahkemesi tarafından suçlu bulunmamış olanbaşvurucunun itirazın iptali talebiyle açılan davadaki gerekçe veya kullanılandil nedeniyle masumiyetine gölge düşürülmesine sebebiyet verilip verilmediğininortaya konulması gerekmektedir.
38. Başvurucunun vekâlet ücretinin tahsiline yönelikaçtığı itirazın iptali davasına ilişkin yargılamada Mahkemenin başvurucununazlinin haklı nedene dayanması sebebiyle vekâlet ücretini hak etmediğineilişkin gerekçesinde ceza yargılamasına dayanılarak karar verildiğigörülmektedir.
39. Mahkeme kararında "...Ne var ki davacı özelevrakta sahtecilik suçundan da mahkum olmuştur...", Bölge Mahkemesikararında ise "...davacı avukatın özel evrakta sahteciliksuçundan mahkum olmasının davalı şirket tarafından öğrenilmesi üzerine 6/3/2013tarihinde davalı şirket tarafından yapılan azil haklı görüldüğünden ...başkabir anlatımla davacı avukatın özel evrakta sahtekarlık suçundan mahkumolması,... " şeklinde yer alan ifadelerle başvurucunun kendisine isnatedilen eylemden suçlu bulunduğu yönünde ve başvurucuya cezai sorumluluk yüklernitelikte bir değerlendirme yapıldığı anlaşılmaktadır. Kararlarda geçenifadelerin gerek kullanılan dil gerekse bağlantı itibarıyla ceza hukukuanlamında ve teknik unsurlarıyla ceza davasına konu suçun işlendiğine işaretettiği sonucuna ulaşılmıştır.
40. Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde Mahkemecehakkında herhangi bir mahkûmiyet kararı bulunmayan başvurucunun cezayargılamasına konu eylemleri işlediğinin sabit olduğu varsayımına dayanılarakkarar verildiği anlaşıldığından başvurucunun Anayasa’nın 36. ve 38.maddelerinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
41. Anayasa Mahkemesinin yukarıda aktarılandeğerlendirmesi ve vardığı sonuç yalnızca masumiyet karinesinin ihlaledildiğine ilişkin olup davanın esasına ilişkin bir unsur içermemektedir.
B. GerekçeliKarar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları
42. Başvurucu; Mahkeme tarafından alınan iki bilirkişiraporunun da lehine olmasına rağmen Mahkeme tarafından söz konusu raporlarınneden dikkate alınmadığının gerekçeli kararda belirtilmemesi nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
43. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Başvurucunun iddialarının özünün adil yargılanma hakkınıngüvencelerinden biri olan gerekçeli karar hakkına ilişkin olduğu ve bu kapsamdabir inceleme yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.
44. Anayasa Mahkemesi ancak temellendirilebilmiş birbireysel başvuruyu inceler. Başvurucuların şikâyetlerini hem maddi hem hukukiolarak temellendirme zorunluluğu bulunmaktadır. Maddi dayanaklar yönündenbaşvurucuların yükümlülüğü şikâyetlerine konu temel olay ve olguları açıklamakve bunlara ilişkin delilleri Mahkemeye sunmak, hukuki dayanak yönündenyükümlülüğü ise bireysel başvuruya konu temel hak ve özgürlüklerden hangisininhangi nedenle ihlal edildiğini özü itibarıyla açıklamaktır (Sabah YıldızıRadyo ve Televizyon Yayın İletişim Reklam Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi,[GK], B. No: 2014/12727, 25/5/2017, § 19).
45. Bireysel başvuru incelemesinde Anayasa Mahkemesi kamugücü eylem ve işlemleri ile mahkeme kararlarının Anayasa'ya uygunluğunun vemüdahale gerekçelerinin denetimini kendiliğinden yapmaz. Bu sebeple başvurucununbaşvurusunun esasını ve bu kapsamda kamu makamları tarafından ortaya konulangerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığını Anayasa Mahkemesineinceletebilmesi için öncelikle kendisinin ihlal iddialarınıgerekçelendirmesi, buna ilişkin olay ve olguları açıklaması ve delillerinisunması zorunludur (Cemal Günsel, [GK], B. No: 2016/12900, 21/1/2021§ 24).
46. Anayasa Mahkemesinin başvurucunun yerine geçerekihlal iddialarını gerekçelendirme, olay ve olguları ortaya koyma ve deliltoplama görev ve yükümlülüğü bulunmamaktadır. Söz konusu yükümlülüklerbaşvurucuya aittir. Başvurucuların anılan yükümlülüklere uymamaları halindeşikâyetlerini temellendiremedikleri için başvuruları açıkça dayanaktan yoksunbulunabilir. Anayasa Mahkemesi temellendirmeye ilişkin incelemesini herbaşvurunun somut koşullarında yapar. Kuşkusuz bu yükümlülüklere ellerindeolmayan nedenlerle uymamalarının ikna edici gerekçelerini Mahkemeye sunmalarıya da Mahkemenin bu durumu işin niteliğinden anlaması hali müstesnadır (CemalGünsel, § 25, 26)
47. Başvuruya konu somut olayda başvurucu, yargılamasürecinde Mahkeme tarafından alınan bilirkişi raporlarının lehine olmasınarağmen neden dikkate alınmadığının karar gerekçesinde belirtilmesi gerektiğiniileri sürmüştür. Ancak başvurucu tarafından, raporlarda yer alan hangitespitlerin lehine olduğu ve bu durumun davanın seyrini ne yönde etkileyeceğikonusunda açıklamada bulunulmamıştır.
48. Sonuç olarak başvurucu şikayetlerine konu temel olayve olgular ile bireysel başvuruya konu gerekçeli karar hakkının hangi nedenleihlal edildiğini açıklamak yönündeki yükümlülüğünü yerine getirmemiş; bubağlamda ileri sürdüğü ihlal iddialarını temellendirememiştir.
49. Açıklanan nedenlerle başvurunun diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
50. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
51. Başvurucu ihlalin tespitini, yargılamanınyenilenmesini, maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir.
52. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararındaihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genelilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer birkararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesininsonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibiilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (AligülAlkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
53. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir(Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
54. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veyamahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılıKanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgilimahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundakibenzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıylayeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderimyolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararınabağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundakiyargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yenidenyargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisibulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasalyükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararınedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarınıgidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).
55. İncelenen başvuruda itirazın iptali yargılamasınailişkin gerekçeli kararda kullanılan ifade nedeniyle masumiyet karinesininihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararındankaynaklandığı anlaşılmaktadır.
56. Bu durumda masumiyet karinesinin ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukukiyarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgüdüzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasınagöre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamdayapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesiniihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelereuygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğininyeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 11. Asliye Hukuk Mahkemesinegönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.
57. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminattaleplerinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
58. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesi ile 38. maddesinin dördüncüfıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin masumiyet karinesinin ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzereİstanbul 11. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2013/238, K.2017/55) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 294,70 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 3.894,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucununHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 25/2/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.