TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
AKİF İPEK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/9456)
Karar Tarihi: 24/6/2015
R.G. Tarih- Sayı: 11/8/2015-29442
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Raportör
:
Şermin BİRTANE
Başvurucu
:
Akif İPEK
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucu,İnsan Hakları Derneği (İHD)Yönetim Kurulu Başkanına göndermek istediği mektubael konulması işlemi nedeniyle, haberleşme ve ifade özgürlüğünün ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 21/11/2013 tarihinde Bolu CumhuriyetBaşsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılanön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğinbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 28/2/2014 tarihindekabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 2/4/2014 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğiningörüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 2/4/2014 tarihinde AdaletBakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, tanınan ek süre sonunda görüşünü27/5/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulangörüş başvurucuya 9/6/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 10/6/2014tarihinde bu görüşe karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAYLAR VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru dilekçesi, ekleri ile başvuruya konu dosyaiçeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. İstanbul (Kapatılan) 12. Ağır Ceza MahkemesininE.1994/46, K.1999/619 sayılı kararı ile “devletinegemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmayaçalışmak” suçunu işlediği kanaati ile başvurucunun hapis cezası ilecezalandırılmasına karar verilmiştir.
9. Başvurucu, hapis cezasını çekmekte olduğu Bolu F TipiYüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) bulunduğu sırada İHDYönetim Kurulu Başkanı Ö. T.’ye bir mektup göndermekistemiştir. Söz konusu mektupta, cezaevine nakledilen ve arkadaşları olan onhükümlünün cezaevi girişinde çıplak olarak aranmak istendikleri, bu uygulamayıkabul etmemeleri üzerine zorla elbiselerinin çıkarıldığı ve insan onurunayakışmayacak muamelelere, dayağa ve işkenceye maruz kaldıklarındanbahsedilmekte ve bu olayın Adalet Bakanlığına iletilmesi, İHD tarafından birheyet gönderilerek konunun araştırılması talebi yer almaktadır.
10. Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulunun 26/8/2013 tarihli ve2013/123 sayılı kararı ile başvurucunun mektubunun yanı sıra diğer hükümlülereait bazı mektupların “kişi veya kuruluşlarıpaniğe yöneltecek yalan yanlış ifadeler içerdiği” gerekçesiylealıkonulmasına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
“Cezaevimiz Disiplin Kurulu 26/8/2013 tarihinde, Kurum MüdürüBaşkanlığında, aşağıda yazılı üyelerden müteşekkil toplanarak, Mektup OkumaKomisyonu tarafından incelemesi yapılarak tutanak tanzim edilen, … Hükümlü Akifİpek’in Ö. T.’ye, … göndermek istedi(ği) mektup(…), … incelenmiş olup;…mektupların içeriğinde ‘kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan yanlışbilgiler içermesi nedeniyle’ alıkonulmasına karar verilmiştir.”
11. Başvurucu, Disiplin Kurulunun anılan kararına karşı Boluİnfaz Hakimliğine şikayette bulunmuştur.
12. Bolu İnfaz Hâkimliği 24/9/2013 tarihli ve E.2013/1695,K.2013/1729 sayılı kararı ile başvurucunun şikayetini reddetmiştir. Anılankararın ilgili kısımları şöyledir:
“İtiraza konu mektubun incelenmesinde, dosyakapsamı da hep birlikte değerlendirildiğinde Ceza İnfaz Kurumu Kararı usul veyasaya uygun olduğundan itirazın reddine karar vermek gerekmiştir.”
13. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğinin kararına karşı itirazyoluna başvurmuş, Bolu Ağır Ceza Mahkemesinin 30/10/2013 tarihli ve 2013/1185D. İş. sayılı kararı ile itirazın reddine kararverilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:
“Bolu İnfaz Hakimliğinin… sayılı kararındabelirtilen gerekçeler mahkememizce usul ve yasaya uygun bulunmakla, anılankarara karşı yapılan itirazın reddine karar vermek gerekmiştir.”
14. Anılan karar başvurucuya 5/11/2013 tarihinde tebliğedilmiştir.
15. Başvurucu 21/11/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
16. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve GüvenlikTedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 68. maddesi şöyledir:
“Hükümlü, bu maddede belirlenen kısıtlamalardışında, kendisine gönderilen mektup, faks ve telgrafları alma ve ücretlerikendisince karşılanmak koşuluyla, gönderme hakkına sahiptir.
(2) Hükümlü tarafından gönderilen ve kendisinegelen mektup, faks ve telgraflar; mektup okuma komisyonu bulunan kurumlarda bukomisyon, olmayanlarda kurumun en üst amirince denetlenir.
(3) Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeyedüşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veyadiğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veyakuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakaretiiçeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafındanyazılmış ise gönderilmez.
(4) Hükümlü tarafından resmî makamlara veyasavunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbideğildir.”
17. 5275 sayılı Kanun’un 121. maddesine dayanılarakçıkarılan, 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanan, 20/3/2006 tarihli ve 2006/10218 sayılı Ceza İnfaz KurumlarınınYönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 91.maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:
“Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeyedüşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veyadiğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine nedenolan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehditve hakareti içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlütarafından yazılmış ise gönderilmez.”
18. Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve GüvenlikTedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 122. maddesi şöyledir:
“(1) 91 inci maddeye göre mektup alma vegönderme hakkı kapsamında hükümlüler tarafından yazılan mektup, faks vetelgraflar, zarfı kapatılmaksızın bu işle görevlendirilen ikinci müdürbaşkanlığında, idare memuru ve yüksek okul mezunu iki infaz ve koruma memurutarafından oluşturulan mektup okuma komisyonuna iletilmek üzere güvenlik vegözetim servisi personeline verilir. Yapılan incelemeden sonra gönderilmesindesakınca görülmeyen mektuplar üzerine "görüldü" kaşesi vurulur, zarfiçerisine konularak kapatılır ve postaneye teslim edilir.
(2) Resmî makamlara veya savunması içinavukatına gönderilenler hakkında 91 inci maddenin dördüncü fıkrası hükmüuygulanır.
(3) Hükümlülere gönderilen ve açılıpincelendikten sonra verilmesinde sakınca olmadığı anlaşılan mektup, faks vetelgraflar zarfları ile birlikte verilir.”
19. Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve GüvenlikTedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 123. maddesi şöyledir:
“(1) Mektup okuma komisyonunca, mahallinegönderilmesi veya hükümlüye verilmesi sakıncalı görülen mektuplar, en geç yirmidört saat içinde disiplin kuruluna verilir. Mektubundisiplin kurulu tarafından kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde,mektup aslı çizilmeden veya yok edilmeden şikâyet ve itiraz süresinin sonunakadar muhafaza edilir. Mektubun kısmen sakıncalı görülmesi hâlinde, aslıidarede tutularak fotokopisinde sakıncalı görülen kısımlar okunmayacak şekildeçizilerek disiplin kurulu kararı ile birlikte ilgilisine tebliğ edilir.Mektubun tamamının sakıncalı görülmesi hâlinde, sadece disiplin kurulu kararıtebliğ edilir. Tebliğ tarihinden itibaren infaz hâkimliğine başvuru içingereken süre beklenir. Bu süre içinde infaz hâkimliğine başvurulmamış ise,disiplin kurulu kararı yerine getirilir. İnfaz hâkimliğine başvurulmuş ise,infaz hâkimliği kararının tebliğinden itibaren itiraz süresi beklenir. İnfazhâkimliği kararına itiraz edilmemiş ise bu karara göre, itiraz edilmiş isemahkemenin kararına göre işlem yapılır.
(2) Hükümlüye yapılacak tebligatta, tebliğtarihinden itibaren onbeş gün içinde infazhâkimliğine şikâyet hakkının kullanılmaması veya infaz hâkimliği kararına karşıtebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde ağır ceza mahkemesine itirazedilmemesi hâlinde, disiplin kurulu kararının kesinleşerek mektubun sakıncalıgörülen kısımlarının okunmayacak şekilde çizilerek verileceği veya tamamısakıncalı görülen mektubun verilmeyeceği bildirilir.
(3) Kısmen veya tamamen sakıncalı görülenmektuplar, iç hukuk veya uluslararası hukuk yollarına başvuru yapılmasıdurumunda kullanılmak üzere idarece saklanır.”
20. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere AvrupaCezaevleri Kuralları Hakkında REC (2006) 2 Sayılı Tavsiye Kararlarında hükümlüve tutukluların dış dünya ile ilişkilerine dair kısmı şöyledir:
“Dış Dünya ile İlişki
24.1. Mahpusların mümkün olabilen sıklıkta mektup, telefonveya diğer iletişim vasıtalarıyla aileleriyle, başka kişilerle ve dışarıdakikuruluşların temsilcileriyle haberleşmelerine ve bu kişilerin mahpuslarıziyaret etmelerine izin verilmelidir.
24. 2 Devam etmekte olan bir ceza soruşturması, emniyet,güvenlik ve düzeninin muhafaza edilmesi, suç işlenmesinin önlenmesi ve suçmağdurunun korunması için gerekli görülmesi halinde, haberleşme ve ziyaretlerekısıtlamalar konabilir ve izlenebilir. Ancak adli bir merci tarafından konulanözel kısıtlamalar da dahil olmak üzere, bu tür kısıtlamalar yine de kabuledilebilir asgari bir iletişime izin vermelidir.
24.3. Ulusal hukuk, mahpuslarla iletişim kurmasıkısıtlanamayacak olan ulusal ve uluslararası kuruluşları belirlemelidir,
24.4. Ziyaretler için yapılan düzenlemeler, mahpuslara aileilişkilerini mümkün olduğunca normal bir düzeyde sürdürmelerine vegeliştirmelerine izin verecek bir tarzda olmalıdır.
24.5. Cezaevi yetkilileri, dış dünyayla yeterli bir iletişimsürdürmelerinde mahpuslara yardım etmelidirler ve bunun için onlara uygundestek ve yardım sağlamalıdırlar.
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
21. Mahkemenin 24/6/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 21/11/2013 tarihli ve 2013/9456 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
22. Başvurucu, göndermek istediği mektubun "yalan yanlış" ifadeleriçermediğini, İHD'nin bilgisine sunmak istediği insanhakları ihlallerini içerdiğini, herhangi bir kişi veya kuruma yönelik hakaretveya tehditte bulunmadığını, başvurularını inceleyen mahkemelerin Anayasa'nın90. maddesini dikkate almaksızın karar verdiklerini, cezaevinde olmasınedeniyle dış dünyayla bağlantı kurmak, haberleşmek, düşünce ve fikirleriniiletmek için temel aracının mektup olduğunu, idare ve mahkeme kararlarınedeniyle haberleşme özgürlüğü ile düşünce, kanaat ve ifade özgürlüklerininihlal edildiğini ileri sürmüş ve 1.500,00 TL manevi tazminata hükmedilmesiniistemiş, ayrıca adli yardım talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
23. Başvuru formu ve eklerinde başvurucu Anayasa'nın 22.maddesinde yer alan haberleşme hürriyeti ile Anayasa’nın 25. ve 26.maddelerinde düzenlenen düşünce, kanaat ve ifade hürriyetinin ihlal edildiğiniileri sürmüş ise de, bu iddiaların özü, söz konusumektubun cezaevi idaresince alıkonulması nedeniyle haberleşme hürriyetininkısıtlanması hususu ile ilgilidir. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucutarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı değildir. Bu sebeple başvurucununbütün iddiaları haberleşme hürriyeti kapsamında değerlendirilmiştir. NitekimAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de haberleşme alanında ifade özgürlüğününAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS, Sözleşme) 8. maddesi ile güvencealtına alındığını hatırlatmaktadır (Silverve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 5947/72, … 25/3/1983, §107; Fazıl Ahmet Tamer/Türkiye, B. No: 6289/02,5/12/2006, § 33).
1. Adli Yardım Talebi Yönünden
24. Anayasa Mahkemesinin MehmetŞerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen adliyardım talebinin değerlendirilmesine ilişkin ilkeler temelinde somut olayda,hükümlü olarak ceza infaz kurumunda bulunan başvurucunun, sosyal güvenlikkapsamında bir geliri, adına kayıtlı taşıtı veya taşınmaz malı olmadığı,geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama giderlerini ödemegücünden yoksun olduğu sunduğu belgelerden anlaşılmaktadır. Dolayısıyla açıkçadayanaktan yoksun olmayan başvurucunun adli yardım talebinin kabulü gerekir.
2. Kabul Edilebilirlik Yönünden
25. Başvurucunun, cezaevinde işkence yapıldığını konu ettiğive İHD Yönetim Kurulu Başkanına göndermek istediği mektubun alıkonulmasınakarar verilmesi işlemi nedeniyle Anayasal haklarının ihlal edildiğine ilişkinşikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezliknedeni de bulunmadığı için başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
3. Esas Yönünden
a. Başvurucu ve Bakanlık Görüşleri
26. Başvurucu, göndermek istediği mektubun "yalanyanlış" ifadeler içermediğini, İHD'nin bilgisinesunmak istediği insan hakları ihlallerini içerdiğini, herhangi bir kişi veyakuruma yönelik hakaret veya tehditte bulunmadığını, başvurularını inceleyenmahkemelerin Anayasa'nın 90. maddesini dikkate almaksızın karar verdiklerini,cezaevinde olması nedeniyle dış dünyayla bağlantı kurmak, haberleşmek, düşünceve fikirlerini iletmek için temel aracının mektup olduğunu, mektubunalıkonulmasına karar verilmesinin haberleşme hürriyetini ihlal ettiğini ilerisürmüştür.
27. Bakanlık görüşünde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin(AİHM) içtihatları hatırlatılmış ve başvurucunun iddialarının bu kararlardoğrultusunda değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiş, somut olayda, cezaevidisiplin kurulu kararında, mektup içeriğinden herhangi bir alıntıya yerverilmeden soyut gerekçelere dayanıldığı belirtilmiştir.
28. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında, başvurudilekçesindeki iddiaları tekrar etmiştir.
b. Genel İlkeler
29. Anayasa’nın 22. maddesi şöyledir:
“Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.Haberleşmenin gizliliği esastır.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesininönlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak veözgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarakusulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarakgecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciinyazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz.Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevlihâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekizsaat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum vekuruluşları kanunda belirtilir.”
30. Sözleşme’nin “Özel veaile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:
“1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna vehaberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik,kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerininkorunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumdagerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahaleyapılamaz.”
31. AİHM, haberleşme özgürlüğüne ilişkin şikâyetleriSözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde incelemektedir. Bununla birlikteSözleşme’nin 8. maddesine karşılık Anayasa’da tek bir madde bulunmamaktadır.Başvurucunun iddialarına esas olan haberleşme özgürlüğü Anayasa’nın 22.maddesinde düzenlenmiştir.
32. Anayasa’nın 22. maddesinde, herkesin haberleşmeözgürlüğüne sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altınaalınmıştır. Sözleşme’nin 8. maddesinde de herkesin haberleşmesine saygıgösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesine yer verilmiştir.Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı, haberleşme özgürlüğünün yanı sıra,içeriği ve biçimi ne olursa olsun, haberleşmenin gizliliğini de güvence altınaalmaktadır. Posta, elektronik posta, telefon, faks ve internet aracılığıylayapılan haberleşme faaliyetlerinin, haberleşme özgürlüğü ve haberleşmeningizliliği kapsamında değerlendirilmesi gerekir (Mehmet Koray Eryaşa, B.No:2013/6693, 16/4/2015, § 49).
33. Kamu makamlarının, bireyin haberleşme özgürlüğüne vehaberleşmesinin gizliliğine keyfi bir şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi,Anayasa ve Sözleşme ile sağlanan güvenceler kapsamında yer almaktadır.Haberleşmenin içeriğinin denetlenmesi, haberleşmenin gizliliğine ve dolayısıylahaberleşme özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahale oluşturur. Bununla birliktehaberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp, meşru birtakım sınırlamalaratabidir. Bu kapsamdaki özel sınırlama ölçütleri, Anayasa’nın 22. maddesininikinci fıkrasında ve Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasındasayılmıştır (Mehmet Koray Eryaşa, B. No:2013/6693, 16/4/2015, § 50).
34. Anayasa’nın “Temel hakve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
35. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlamave güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup, Anayasa’da yer alan bütünhak ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler göz önündebulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nınbütünselliği ilkesi çerçevesinde, Anayasa kurallarının bir arada ve hukukungenel kuralları göz önünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan, belirtilendüzenlemede yer alan başta kanun ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm güvenceölçütlerinin, Anayasa’nın 22. maddesinde yer verilen hakkın kapsamınınbelirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187,19/12/2013, § 35).
36. AİHM kararlarına göre, haberleşme özgürlüğüne yapılanmüdahale öncelikle kanunla öngörülmelidir. Müdahalenin yasal dayanağınıoluşturan mevzuatın, “ulaşılabilir”,yeterince açık ve belirli bir eylemin gerektirdiği sonuçlar açısından “öngörülebilir” olması gerekir. İkinciolarak söz konusu sınırlandırma “meşru biramaca” dayalı olmalıdır. Bunun yanı sıra müdahale demokratik birtoplumda gerekli ve ölçülü olmalıdır (Silverve Diğerleri/Birleşik Krallık, B.No.5947/72, ... 25/3/1983, §§ 85-90; Klass vediğerleri/Almanya, B. No:5029/71, 6/10/1978, §§ 42-55; Campbell/Birleşik Krallık, B. No:13590/88,25/3/1992, § 34).
37. Dolayısıyla haberleşme özgürlüğüne yapıldığı iddia edilenmüdahalelerin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin varolup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.
c. Genel İlkelerin Somut Olaya Uygulanması
i. Müdahalenin Mevcudiyeti
38. Somut olayda, cezaevi disiplin kurulu kararıyla,başvurucunun, cezaevinde işkence yapıldığını konu ettiği ve İHD Yönetim KuruluBaşkanına göndermek istediği mektubun alıkonulmasına karar verilmiştir.Dolayısıyla anılan işlem ile kamu makamları tarafından başvurucunun haberleşmeözgürlüğüne bir müdahale yapılmıştır.
ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
39. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 22. maddesininikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasınadayanmadığı ve Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerinegetirmediği müddetçe Anayasa’nın 22. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu nedenle,sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nınilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir.
Kanunilik
40. Haberleşme özgürlüğüne getirilen sınırlamaların önceliklekanunla öngörülmüş olması gerekmektedir. AİHM içtihatlarında ifade edilenkanunla öngörülme kriteri, kendi içerisinde üç temel prensibi içermektedir. İlkolarak, müdahale teşkil eden eylem mevzuatta yer alan bir düzenlemeyedayanmalıdır. Keza, müdahalenin dayanağını teşkil eden düzenleme, ilgili kişiaçısından yeterli derecede ulaşılabilir olmalıdır. Son olarak, söz konusudüzenleme, hitap ettiği kişiler bakımından davranışlarını ona göre yönlendirmeve belli koşullar çerçevesinde eylemleri neticesinde meydana gelebileceksonuçları öngörebilmeye olanak sağlayacak açıklıkta olmalıdır (Bkz. Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§86-88).
41. Kanunilik ilkesinin yerine getirilmesinin, haberleşmehürriyetinin kısıtlanabileceğine dair genel bir yasal düzenleme yapılması ilemümkün olduğu söylenemez. Buna göre, “kanununkalitesi” olarak tanımlanabilecek kanuni düzenlemede bulunmasıgereken temel esaslar belirlenerek takdir yetkisini kullanacak mercilerinsınırlarının da netliğe kavuşturulması gereklidir. Bu bağlamda AnayasaMahkemesi Genel Kurulunun kararında belirttiği üzere kanunun temel esasları,ilkeleri ve çerçevenin ortaya konulmuş olması gerekir (bkz. AYM, E.1984/14,K.1985/7, K.T. 13/6/1985). Bu noktada, özellikle kanunun idari makamlarınhaberleşme özgürlüğüne müdahalesine takdir yetkisi tanıdığı durumlarda ilgilikanunun bu yetkinin çerçevesini belirli bir açıklıkta belirlemesi gerekmektedir(Mehmet Nuri Özen ve diğerleri/Türkiye,B. No: 15672/08, 11/1/2011, § 56; Tan/Türkiye,B. No:9460/03, 3/7/2007, § 21).
42. Cezaevi idaresinin hükümlü ve tutukluların haberleşmesinemüdahalesinin Anayasa’nın 22. maddesinin hangi fıkrası kapsamında kaldığınınbelirlenmesi müdahalenin kanuniliği açısından önemlidir. Zira ikinci fıkrakapsamında olduğunun kabulü halinde hâkim kararı veya onayı olmaksızın yapılanbir müdahale kanunilik ilkesini karşılamayacaktır. Öte yandan üçüncü fıkranıngündeme gelmesi durumunda kanun koyucunun cezaevini istisna kamu kurumu olarakkabul edip etmediği değerlendirilecektir.
43. 5275 sayılı Kanun’un “Hapis cezalarının infazındagözetilecek ilkeler” başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendişöyledir:
“Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin düzenlibir yaşam sürdürmeleri sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığıhürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî vemanevî koşullar altında çektirilir. Hükümlülerin, Anayasada yer alan diğerhakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülenkurallar uyarınca kısıtlanabilir.”
44. Cezaevlerinin Anayasa’nın 22. maddesinin üçüncüfıkrasındaki istisna kamu kurumu olduğuna dair mevzuatta açık bir düzenlemebulunmamaktadır. Bununla birlikte 5275 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “…Hükümlülerin,Anayasada yer alan diğer hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, buKanunda öngörülen kurallar uyarınca kısıtlanabilir.” ibaresiuyarınca cezaevlerinin haberleşme hürriyetinin kısıtlanabileceği istisnai kamukurumu olarak kabul edildiği değerlendirilmiştir (Mehmet Koray Eryaşa, B.No:2013/6693, 16/4/2015, § 76).
45. Somut olayda, hükümlülerin cezaevinden yaptıklarıyazışmaların denetimi ve sınırlandırılmasının dayanağını, 5275 sayılı Kanun’un68. maddesi ile Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve GüvenlikTedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 91., 122. ve 123. maddeleri oluşturmaktadır.
46. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinde ve anılan Tüzüğün 91.maddesinde, hükümlülerin mektup, faks ve telgraf gönderme ve kendilerinegönderilenleri alma hakkına sahip oldukları, resmi makamlara veya savunmalarıiçin avukatlarına gönderdikleri mektup, faks ve telgrafların denetime tabiolmadığı, “Kurumun asayiş ve güvenliğinitehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütüveya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veyakuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakaretiiçeren mektup, faks ve telgrafların” hükümlüye verilmeyeceği,hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmeyeceği düzenlenmiştir.
47. Gerek 5275 sayılı Kanun gerekse anılan Tüzük, Resmî Gazete’de yayımlanmış olup bu mevzuatın erişilebilirolduğunda kuşku yoktur. Anılan mevzuatta cezaevi disipliniyle ilgili hükümler,cezaevinde hükümlülerin mektup, faks ve telgrafları gönderme ve alma hakkı,buna getirilen kısıtlamalar ve izlenecek usuller yeterince açık veanlaşılabilir şekilde düzenlenmiştir. Hükümlünün mektubunun denetimi, kısmenveya tamamen sakıncalı görülmesi halinde başvurulacak tedbirler ile bu yöndekiişlemlere karşı hükümlünün başvurabileceği dava yollarının da düzenlendiği, buhaliyle ilgili düzenlemenin yeterince açık, anlaşılabilir ve öngörülebilirolduğu sonucuna varılmıştır.
48. AİHM’in Gülmez/Türkiyekararında da 5275 sayılı Kanun’un, Avrupa İşkenceyi ve İnsanlık Dışı veyaAşağılayıcı Muamele veya Cezaları Önleme Komitesi tarafından incelendiği,herhangi bir eleştiriye maruz kalmadığı, hükümlerinin yapılan herhangi birhaksız müdahaleye karşı yerinde koruma sağlayabilecek derecede açık veayrıntılı olduğu tespiti yapılmıştır (Gülmez/Türkiye,B. No:16330/02, 20/5/2008, § 51).
49. Görüldüğü üzere, müdahalenin dayanağı olan kanun hükmü,hak ve özgürlüğe yönelen müdahalelerin sınırlarını yeterli bir açıklıkta ortayakoyan, erişilebilir ve öngörülebilir bir düzenlemedir. Yapılan değerlendirmelerneticesinde, 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin “kanunilik” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
Meşru Amaç
50. Haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin meşru kabuledilebilmesi için bu müdahalenin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasındasayılmış olan millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genelsağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerininkorunması sebeplerinden biri veya birkaçına dayanması gerekir.
51. Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında dahaberleşme özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin hukuka uygun ve demokratiktoplumda gerekli olması ile ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomikrefahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakınkorunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla yapılmışolması aranmakta olup, bu şartlar altında yapılmayan müdahaleleryasaklanmıştır.
52. Anayasa’nın 22. maddesinde düzenlenen haberleşmeningizliliğine yönelik müdahalenin ikinci fıkrada belirtilen amaçlar çerçevesindeolabileceği düzenlenmiştir. Ayrıca müdahalenin hâkim kararıyla yapılmasıgerekmektedir. Bununla birlikte üçüncü fıkrada bazı kamu kurum vekuruluşlarının kanun ile istisna tutulabileceği de belirtilmiştir. Üçüncüfıkrada belirtilen istisna, hâkim kararı alınması şartına yönelik olarakanlaşılmalı, 22. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sınırlama sebepleriningenişletilebileceği şeklinde yorumlanmamalıdır. Temel hak ve özgürlüklerinyalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak sınırlanabileceğiniöngören Anayasa’nın 13. maddesindeki düzenleme ve özgürlüklere getirilensınırlamaların dar yorumlanması gereği karşısında, Anayasa’nın 22. maddesininikinci fıkrasında öngörülen haberleşme hürriyetine getirilebilecek sınırlamasebeplerinin, anılan maddenin üçüncü fıkrasına dayanılarak kanunlagenişletilmesi mümkün değildir.
53. Yukarıda da belirtildiği gibi, cezaevlerinin Anayasa’nın22. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kalan istisnai kamu kurumu olduğukabul edilmekle birlikte, bu istisna, anılan kurumlar tarafından hâkim kararıalınması şartı aranmaksızın haberleşme hürriyetine müdahale niteliğinde işlemtesis edilebileceği anlamına gelmektedir. Bununla birlikte, bu kurumlarınhaberleşme hürriyetine müdahale anlamındaki işlemlerinin meşru olabilmesi için,mutlaka Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmasebeplerine dayalı olması gerekmektedir.
54. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin (3) numaralıfıkrasında, “Kurumun asayiş ve güvenliğinitehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütüveya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veyakuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakaretiiçeren mektup, faks ve telgrafların” hükümlüye verilmeyeceği,hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmeyeceği düzenlenmiştir. Buradabelirtilen sebeplerin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılmışolan kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi genel amacı çerçevesinde cezaevindegüvenliğin ve disiplinin sağlanmasını hedeflediği söylenebilir.
55. Somut olayda, başvurucunun göndermek istediği mektubunalıkonulmasına yönelik Cezaevi Disiplin Kurulunun 26/8/2013 tarihli kararında,anılan mektubun kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan yanlış ifadeleriçermesi gerekçesine dayanılmıştır.
56. Başvurucu bu karara karşı şikayetyoluna başvurmuş, Bolu İnfaz Hâkimliğinin 24/9/2013 tarihli ve E.2013/1695,K.2013/1729 sayılı kararıyla, şikayet reddedilmiştir. Başvurucunun Bolu AğırCeza Mahkemesine yaptığı itiraz başvurusu da anılan Mahkemenin 30/10/2013tarihli kararıyla reddedilmiştir.
57. Bu kapsamda, başvurucunun mektubunun, cezaevi disiplinkurulunca denetlenmesi suretiyle haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin,kamu düzeni, cezaevlerinde güvenliğin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesiamaçlarını taşıdığı ve bunun da Anayasa'nın haberleşme özgürlüğüne ilişkin 22.maddesinin ikinci fıkrası kapsamında meşru bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.
Demokratik Toplumda Gerekli Olma ve Ölçülülük
58. AİHM içtihatlarında ifade edilen demokratik toplumdazorunluluk kavramı, müdahale teşkil eden eylemin acil bir toplumsal ihtiyaçtankaynaklanması ve takip edilen meşru amaç bakımından orantılı olması unsurlarınıiçermektedir (Silver ve diğerleri /BirleşikKrallık, § 97).
59. AİHM, haberleşme hürriyetine yapılan müdahalelerindemokratik toplumda zorunluluk teşkil etmesine ilişkin kriteri incelediğikararlarda, öncelikle, ceza infaz kurumlarında bulunan kimselerinyazışmalarının belirli ölçüde kontrolünün başlı başına Sözleşme’nin ihlalinesebebiyet vermeyeceğini, keza ceza infaz kurumunun olağan ve makulgereksinimleri dikkate alınarak bir değerlendirmede bulunmanın gerekli olduğunubelirtmiştir (Mehmet Nuri Özen/Türkiye,§ 98).
60. AİHM, her somut olayda kamu makamlarının budeğerlendirmeyi yaparken, mektup gönderme ve almanın ceza infaz kurumlarındabulunan hükümlülerin ve tutukluların dış dünya ile tek bağlantısı olduğugerçeğini göz önünde bulundurması gereğini belirtmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, B. No:13590/88, 25/3/1992, § 45).
61. Haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp, meşrubirtakım sınırlamalara tabidir. Bu özgürlüğe ilişkin olarak Anayasa'nın 22.maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmaların Anayasa'nın 13.maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülükilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirme yapılmasıgerekmektedir (Yasemin Çongar ve diğerleri,B. No: 2013/7054, 6/1/2015, § § 57-58).
62. Anayasa’da belirtilen demokrasi, çağdaş ve özgürlükçü biranlayışla yorumlanmalıdır. "Demokratiktoplum" ölçütü, Anayasa'nın 13. maddesi ile AİHS'in"demokratik toplum düzeniningerekleri" ölçütünün bulunduğu 8, 9. 10. ve 11. maddelerindekiparalelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla demokratik toplum ölçütü,çoğulculuk, hoşgörü, açık fikirlilik ve tolerans temelinde yorumlanmalıdır (Abdullah Öcalan, [GK] B. No: 2013/409,25/6/2014, § 93; Fatih Taş, B.No: 2013/1461, 12/11/2014, §§92-93).
63. Nitekim Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarıuyarınca, "Demokrasiler, temel hak veözgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir.Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale getirensınırlamalar, demokratik toplum düzeni gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bunedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamakkoşuluyla demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde veancak yasayla sınırlandırılabilirler." (AYM, E.2006/142,K.2008/148, K.T. 24/9/2008). Başka bir ifadeyle, yapılan sınırlama hak veözgürlüğün özüne dokunarak, kullanılmasını durduruyor veya aşırı derecedegüçleştiriyorsa, etkisiz hale getiriyorsa veya ölçülülük ilkesine aykırı olaraksınırlama aracı ile amacı arasındaki denge bozuluyorsa demokratik toplumdüzenine aykırı olacaktır (AYM, E.2009/59, K.2011/69, K.T. 28/4/2011; AYM,E.2006/142, K.2008/148, K.T. 17/4/2008; AbdullahÖcalan, § 94; Fatih Taş,§§ 92-93).
64. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temelhak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmakiçin seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple haberleşme özgürlüğü alanındagetirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahaleninelverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (Sebahat Tuncel, B. No: 2012/1051,20/2/2014, § 84; Fatih Taş, §§92-93).
65. Müdahalenin orantılı olduğundan söz edebilmek için, temelhakka daha az zarar verebilecek ancak aynı zamanda güdülen amacı yerinegetirebilecek nitelikte olan yöntemin tercih edilmiş olması gerekmektedir (Nada/İsviçre, B. No: 10593/08, 12/9/2012, §183).
66. Hükümlü veya tutuklular (mahkûmlar), Anayasa'nın 19.maddesi kapsamında hukuka uygun olarak "birmahkûmiyet kararına bağlı olarak tutma" olarakdeğerlendirilebilecek kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı dışında (bkz. İbrahim Uysal, B.No: 2014/1711, 23/7/2014, §§ 29-33) Anayasa'nın veSözleşme'nin ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamınagenel olarak sahiptirler (Aynı yönde benzer bir karar için bkz. Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B.No:74025/01,6/10/2005, § 69). Bununla birlikte cezaevinde tutulmanın kaçınılmaz sonucuolarak suçun önlenmesi ve disiplinin temini gibi cezaevinde güvenliğinsağlanmasına yönelik kabul edilebilir makul gerekliliklerin olması durumundasahip oldukları haklar sınırlanabilir (TuranGünana, §35).
67. Ceza infaz kurumlarına gelen veya bu kurumlardangönderilen yazışmalara yapılan müdahalelere gerekçe olarak gösterilebilecekyukarıda belirtilen makul nedenlerin, somut olayın tüm koşulları çerçevesidâhilinde objektif bir gözlemciyi haberleşme hakkının kötüye kullanıldığınaikna edebilecek nitelikte olaya özgü olgu ve bilgilerle gerekçelendirilmesigerekmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, B. No:13590/88,25/3/1992, § 48).
68. Bunun yanı sıra, yapılacak değerlendirmede hükümlülerhakkında uygulanan infaz rejiminin ve mahkûmiyet sebeplerinin, iletişimin veyapılan müdahalenin niteliğinin ve etkisinin (mahkumun avukatıyla veya kamumakamlarıyla ya da AİHM’le yazışması gibi) de dikkatealınması gerekmektedir (Silver ve diğerleri/BirleşikKrallık, § 98, § 102; Atilla vediğerleri/Türkiye, B. No: 18139/07, 11/5/2010, (k.k.);Yefimenko/Rusya, B.No:152/04, 12/2/2013, § 144; Jankauskas/Litvanya, B. No: 59304/00, 24/2/2005, §22).
69. Ayrıca, ölçülülüğün tespitinde yazışmanın muhatabının kimolduğunun da değerlendirilmesi gerekir. Bir mahkumunavukatıyla olan haberleşmesinin denetimi ancak çok istisnai durumlarda vehaberleşme hakkının kötüye kullanıldığının makul gerekçelerle kanıtlanmasıdurumunda olanaklıdır (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70,21/2/1975, § 45; Campbell/Birleşik Krallık, B. No:13590/88,25/3/1992, § 48). AİHM’e gönderilen mektupların isehiçbir durumda denetlenemeyeceği kabul edilmektedir (Salapa/Polonya, B. No:35489/97, 19/12/2002, § 94).
70. Bu bağlamda, başvuru konusu olay bakımından yapılacakdeğerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan idari mercilerin vederece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin haberleşmeözgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratikbir toplumda gerekli” ve “ölçülülükilkesi”neuygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Sebahat Tuncel, § 87).
71. Somut olayda, başvurucunun İHD Yönetim Kurulu Başkanınagöndermek istediği mektubunda, cezaevine nakledilen ve arkadaşları olan onhükümlünün cezaevi girişinde çıplak olarak aranmak istendikleri, bu uygulamayıkabul etmemeleri üzerine zorla elbiselerinin çıkarıldığı ve insan onurunayakışmayacak muamelelere, dayağa ve işkenceye maruz kaldıklarındanbahsedilmekte ve bu olayın Adalet Bakanlığına iletilmesi, İHD tarafından birheyet gönderilerek konunun araştırılması talebi bulunmaktadır.
72. Cezaevi disiplin kurulunun 26/8/2013 tarihli kararı ilebaşvurucunun mektubunun “kişi veyakuruluşları paniğe yöneltecek yalan yanlış ifadeler içerdiği”gerekçesiyle alıkonulmasına karar verilmiştir. Ancak başvurucunun mektubunda,cezaevinde kötü muamele yapıldığı iddialarını kamu otoritelerinin bilgisinesunmak istediği ve söz konusu mektubun muhatabının, derneklerle ilgili mevzuatauygun olarak kurulmuş olan ve insan hakları alanında faaliyet gösteren birdernek olduğu hatırda tutulmalıdır. Mektup gönderme ve almanın ceza infazkurumlarında bulunan hükümlülerin ve tutukluların dış dünya ile tek bağlantısıolduğu gerçeğini göz önünde bulundurarak cezaevi yetkilileri, dış dünyaylayeterli bir iletişim sürdürmelerinde mahpuslara yardım etmelidirler ve bununiçin onlara uygun destek ve yardımı sağlamalıdırlar. Bunun yanı sıra, bireyin,bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17.maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkinsavunulabilir bir iddiasının bulunması halinde, Anayasa’nın 17. maddesi, etkiliresmi bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Başvurucunun ilerisürdüğü kötü muamele iddiaları gerçeğe uygun olmasa bile cezaevi idaresinin buiddiaların insan hakları alanında faaliyet gösteren sivil organizasyonlara vekamu makamlarına ulaştırılmasını engellemek gibi bir yetkisi ve hakkıolduğundan söz edilemez. Aksine, hukuka bağlı cezaevi idaresinin başvurucununkötü muamele iddialarının araştırılması ve gerçeğin ortaya çıkarılması için bağımsız ve tarafsız bir resmi soruşturma yürütecekidari ve yargısal makamları durumdan derhal haberdar etme ve harekete geçirmeyükümlülüğü vardır.
73. Bunun yanı sıra gerek cezaevi disiplin kurulu kararındave gerekse derece mahkemeleri kararlarında olayda, anılan mektubunalıkonulmasını gerektirecek boyutta cezaevinde düzeni ve güvenliği tehlikeyesokan özel ve olağanüstü koşulların bulunduğuna dair herhangi bir gerekçeye deyer verilmemiştir. Buna göre, somut olayda suçun önlenmesi, disiplinin vecezaevinde güvenliğin sağlanmasına yönelik kabul edilebilir makulgerekliliklerin somut bilgilere dayalı olarak ortaya konulmadığı sonucunavarılmıştır.
74. Sonuç olarak, başvurucunun cezaevinde kötü muamele veişkence uygulandığına dair iddialarını içeren ve bu iddiaların araştırılmasıiçin resmi makamlar nezdinde girişimde bulunulması maksadıyla insan haklarıalanında faaliyet gösteren bir dernek olan İHD’yegöndermek istediği mektubun alıkonulmasının "demokratik bir toplumda gerekli" ve “ölçülü” olmadığı açıktır. Bu sebeplerlebaşvurucunun Anayasa'nın 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşmeözgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
4. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
75. Başvurucu, anayasal hakları ihlal edildiği için 1.500,00TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
76. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar"kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"Tespitedilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarınıortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeyegönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerdebaşvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılmasıyolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."
77. Başvurucunun Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altınaalınan haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğinin tespit edilmesi üzerineyalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığındabaşvurucuya talebiyle bağlı olarak takdiren 1.500,00TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
78. Başvuru kapsamında haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğigözetilerek, kararın bir örneğinin bilgi edinilmesi için Adalet Bakanlığına veBolu İnfaz Hâkimliğine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle,
A. Başvurucunun yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olmasıve talebinin açıkça dayanaktan yoksunolmaması nedeniyle adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Başvurucunun Anayasa’nın 22. maddesinde yer alan haberleşmeözgürlüğünün ihlaline ilişkin şikâyetlerin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Başvurucunun Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınanhaberleşme özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Başvurucuya taleple bağlı olarak net 1.500,00 TL manevi TAZMİNATÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikmeolması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süreiçin yasal faiz uygulanmasına,
F. Kararın bir örneğinin 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (3)numaralı fıkrası uyarınca başvurucuya, Adalet Bakanlığına ve Bolu İnfazHâkimliğine gönderilmesine,
24/6/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.