TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
AKİF İPEK BAŞVURUSU (2)
(Başvuru Numarası: 2013/9344)
Karar Tarihi: 30/3/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Raportör
:
Hüseyin TURAN
Başvurucu
:
Akif İPEK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, hükümlü olarak cezaevinde bulunan başvurucuya açlıkgrevine katılan arkadaşlarına birgrup dahilindedestek verdiği için disiplin cezası verilmesi nedeniyle ifade özgürlüğününihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 3/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine BoluCumhuriyet Savcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idariyönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engelteşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 19/2/2016 tarihinde,başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.
4. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 19/2/2016 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
III. OLAYLAR VE OLGULAR
A. Olaylar
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucu, Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfazKurumunda "Devletin egemenliği altındabulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya çalışmak"suçundan İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin E.1994/46, K.1999/619 sayılıkararı ile 36 yıl hapis cezası nedeniyle hükümlüolarakbulunmaktadır.
7. Başvurucu, 26 kişiyle birlikte 6/11/2012 tarihinde AdaletBakanlığı’na (Bakanlık) hitaben yazmış oldukları dilekçe ile aynı cezaevindebulunan 64 kişinin katıldığı süresiz ve dönüşümsüz açlık grevine destekverdiğini bildirmiştir. Dilekçede; Abdullah Öcalan’a uygulanan tecride sonverilmesi, Kürt dili üzerinde uygulanan yasak ve kısıtlamalara son verilmesi;mahkeme, kamu alanları ve sosyal yaşam alanlarında Kürtçe kullanımının serbestolması ve yasal hâle getirilmesi talepedilmiştir.
8. Bolu Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığı, başvurucuhakkında açlık grevine katılan arkadaşlarına bir grup arkadaşıyla birliktedestek vermesi ve bu amaçla yemek almaması nedeniyle disiplin soruşturmasıbaşlatmıştır. Disiplin Kurulu Başkanlığı 14/11/2012 tarihli ve 2012/361 sayılıkararı ile 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerininİnfazı Hakkında Kanun'unun 40. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendigereğince başvurucunun “1 Ay Süre İle BazıEtkinliklere Katılmaktan Men Cezası (Kütüphane, açık saha, çok amaçlı sporsalonu ve iş atölyeleri faaliyetleri)” ile cezalandırılmasına kararverilmiştir.
9. Bolu Ceza İnfaz Kurumunun 14/11/2012 tarihli disiplin cezasıverme kararında başvurucunun, açlık grevine katılan arkadaşlarına destek vermekamacıyla yemek almadığı da tespit edilmiştir.
10. Başvurucu, anılan karara karşı Bolu İnfaz Hâkimliğine itirazetmiştir. Yargılama sırasında başvurucuya hakları hatırlatıldıktan sonrahakkında verilen disiplin cezasına ilişkinsöyleyeceklerisorulmuştur. Başvurucu, tercüman bilirkişi eşliğinde alınan savunmasında “Ben de arkadaşların beyanlarına katılıyorum vecezanın iptalini talep ediyorum.” şeklinde beyanda bulunmuştur.
11. Bu beyanlar ise şu şekildedir:
“Bizimbu açlık grevini başlatmamızın nedenleri iki sebep üzerine dayalıdır. Birincisiönderimiz Abdullah Öcalan’ın hapishanede tecritte tutulmasıdır. İkincisitalebimiz de Kürt dilinin kullanılması amacına yönelikti ve Kürt diliüzerindeki yasakların kaldırılması amaçlanmıştı.
Birinci amacımızkapsamında önderimiz Abdullah Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgürlüğününsağlanması idi. Önderimiz Abdullah Öcalan’ın bulunduğu yerin güvenlik açısındangüvenli değildir. Geçen dönemde önderimiz karşısında orada farklı biçimlerdesaldırılar gerçekleşti. Bunlardan birisi zehirlenme girişimi şeklinde oldu,isteği dışında saçları kesildi ve fiziki olarak darp eylemine maruz bırakıldı.Dışarı ile iletişim kurması ve kendisini savunmasını sağlıklı bir biçimdeyapabileceği gerekli koşulların sağlanması gerekli idi ve bu olumsuz şartlardevam ettiği sürece hayati tehlike içerisinde bulunmakta idi.
Bu şartlardan dolayı15 yıldır sağlığı bozulmuştur tutulduğu yerde yeni yeni hastalıkları ortayaçıkmıştır. Orada görevli bulunan sivil doktorların tedavide yetersiz kaldığıgörülmüş bundan dolayı da bağımsız doktor heyetinin görevlendirilmesi gerektiğiortaya çıkmıştır. Ve bu bağımsız doktor heyetinin gidip muayene ve tedaviyapabilmesi için gerekli şartların da sağlanması lazımdı. Ayrıca bir diğernokta da özgürlüğüne ilişkin koşulların gerçekleştirilmesi idi. ÖnderimizAbdullah Öcalan aynı zamanda bir halk önderidir. Kendisi ile şu an diyalog vemüzakere yürütülmektedir. Bu nedenle herkesle rahatça ilişki ve diyalogkurabilmesi gerekmektedir bu nedenle de özgürlük şartlarının oluşmasıgerekmektedir. İzah ettiğimiz bu gerekçeler ile açlık grevi başlatmıştık.
Bir diğer gerekçemizise dil ve dilin kullanılması ile ilgili engellerin ortadan kaldırılması,ana dilde savunma yapma hakkınınsağlanması idi cumhuriyet kurulduğu tarihten bu tarafa Kürt dili üzerinde biryasaklama politikası yürütülmüştür. Hayatın her alanında bu yasaksürdürülmüştür. Bu ise insanlık dışı bir yasak olmaktadır. Kürt dilininkullanması Kürt halkının doğal bir hakkıdır bu yasağın kaldırılması ve gerekhukuki, siyasi ve eğitsel alanda dilin kullanılmasının önünün açılmasınıamaçladık bu gereklilik nazara alınarak yasakların kaldırılması amacıyla açlıkgrevini başlattık.
Cezaevi disiplinkurullarının ve yönetiminin hakkımızda disiplin cezasını tertip ettikleri vakitgenel olarak taraf vaziyeti almaktadırlar ve bizlere karşı taraflıolmaktadırlar resmi bir kuruluş olduğundan taraf mantığı ile hareketetmektedirler. Hukuki mantık içerisinde taraf olan bir kurum kuruluş ya dakişinin bir karar verme yetkisi de yoktur. Açlık grevine gitmek suç olmayıp,ahlaki ve vicdani bir tutum ve davranış olarak değerlendirilmelidir suç olarakkabul edilemez. Danıştay bir kararında açlık grevleri ile ilgili olarak suçolmadığına dair bir karar vermiştir. Mahkemenin bu hususlara nazara almasını vehakkımızda tertip edilen cezanın iptaline karar verilmesini talep ediyoruz. Bazıarkadaşlarımız pratikte açlık grevine girdi ve bazılarımız da dilekçe vermeksuretiyle yani rahatsızlıkları sebebiyle fiilen açlık grevi yapmasalar dadilekçe ile manevi destek verdiler bunlar nazara alınmadan ceza tertip edildive toplu bir tutumla ceza tertip edilmiştir. Açlık grevi ve benzeri eylemlersuç teşkil etmemelidir. Ayrıca açlık grevine fiilen girmeyip sadece dilekçevererek destek verenlerin eylemi ise düşünce özgürlüğü kapsamındadır bunlarınhiç suç sayılmaması lazım. İnfaz hakimliğince bütün bu hususların nazaraalınarak cezanın değerlendirilmesi ve iptaline karar verilmesidir. Suç işlemekastıyla hareket edilmemişti.”
12. Bolu İnfaz Hâkimliği 25/9/2013 tarihli ve E.2013/75,K.2013/1737 sayılı kararı ile başvurucunun itirazının reddine karar vermiştir.Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“…Hükümlüiddiası, disiplin kurulu kararı, karardaki gerekçe ve dosya kapsamı hepbirlikte değerlendirildiğinde usul ve yasaya uygun olduğu değerlendirilen Bolu FTipi Yüksek Güvenlikli KapalıCezaİnfaz Kurumu Müdürlüğü Disiplin Kurulu Başkanlığı' nın14/11/2012 tarih ve2012/361 Karar sayılıkararına karşı yapılanhükümlünün İTİRAZININ REDDİNE karar vermekgerekmiş(tir).”
13. Başvurucunun İnfaz Hâkimliğinin kararına yaptığı itiraz,Bolu Ağır Ceza Mahkemesinin 6/11/2013 tarihli kararı ile “usul ve yasaya uygun bulunarak”reddedilmiştir. Karar 13/11/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
14. Başvurucu 3/12/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
15. 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu’nun“İnfaz hâkimliğinceşikâyet üzerine verilen kararlar” kenar başlıklı 6. maddesinin (2)numaralı fıkrası şöyledir:
“Şikâyet başvurusuüzerine infaz hâkimi, duruşma yapmaksızın dosya üzerinden bir hafta içinde kararverir; ancak, gerek gördüğünde karar vermeden önce şikâyet konusu işlem veyafaaliyet hakkında resen araştırma yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belgeisteyebilir; ayrıca ceza infaz kurumu ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyetsavcısının da yazılı görüşünü alır. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.)Disiplin cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi, hükümlü veyatutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri toplayıpdeğerlendirdikten sonra kararını verir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.)Hükümlü veya tutuklu, savunmasını, hazır bulunmak ve vekaletnamesini ibrazetmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir. (Ekcümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.) İnfaz hâkimi gerekli görmesi durumundahükümlü veya tutuklunun savunmasını ceza infaz kurumunda da alabilir.”
16. 5275 sayılı Kanun’un 37. maddesi şöyledir:
“(1) Hükümlü hakkındakurumda, düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanmasıbakımından kanun, tüzük, yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veyagerekli kıldığı davranış ve tutumları, kusurlu olarak ihlâl ettiğinde,eyleminin niteliği ile ağırlık derecesine göre Kanunda belirtilen disiplincezaları uygulanır.
(2) Suç oluşturan eylemlerden dolayı açılankamu davası, disiplin soruşturması yapılmasını ve cezanın uygulanmasınıengellemez”
17. 5275 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (2) numaralı fıkrasının(d) bendi şöyledir:
“(1) Bazı etkinliklere katılmaktan alıkoymacezası, hükümlünün bir aydan üç aya kadar süreyle kurumun kültürel ve sporetkinliklerine katılmaktan yoksun bırakılmasıdır.
(2) Bazı etkinliklere katılmaktan alıkoymacezasını gerektiren eylemler şunlardır:
…
d) Olumsuz davranışa yönelik gruplaşmaya nedenolmak veya bu amaca yönelik gruba katılmak.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 30/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
19. Başvurucu; hükümlü bulunduğu cezaevinde 6/11/2012 tarihindeaçlık grevine başlayan arkadaşlarına Bakanlığa dilekçe yazarak destek olduğunuve demokratik hakkını bu şekilde kullanması nedeniyle hakkında disiplinsoruşturması başlatıldığını, neticesinde kendisine“1 ay süre ile bazı etkinliklere katılmaktan men” cezasıverildiğini belirterek sosyal aktivitelere katılma, kendini sosyal yöndengeliştirme hakkı ile düşünce ve ifade hürriyetinin ihlal edildiğini ilerisürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Adli Yardım TalebiYönünden
20. Anayasa Mahkemesinin MehmetŞerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkelerdikkate alınarak başvurucunun, yargılama giderlerini geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizinödeme gücünden yoksun olduğuanlaşıldığından açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulünekarar verilmesi gerekir.
2. Kabul EdilebilirlikYönünden
21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu kapsamda başvurucunun; açlık grevinebaşlayan arkadaşlarına destek vermesi nedeniyle hakkında verilen disiplincezasının, kişiliğini geliştirmesini ve kendini ifade etmesini engellediği vedüşünce ile ifade hürriyetini kıstladığı iddiasınınbir bütün olarak Anayasa’nın 26. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğisonucuna varılmıştır (Mehmet Ayata,B. No: 2013/2920, 7/7/2015, § 24).
22. Anayasa’nın “Düşünceyiaçıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:
“Herkes, düşünce vekanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarakaçıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesiolmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bufıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımlarınizin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik,kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesive milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçlularıncezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerinaçıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarınınyahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama göreviningereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
…
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetininkullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”
23. Anayasa’nın 26. maddesinde ifade özgürlüğünün kullanımındabaşvurulabilecek araçlar “söz, yazı, resimveya başka yollar” olarak ifade edilmiş ve “başka yollar” ifadesiyle her türlü ifadearacının anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir (Emin Aydın [GK], B. No: 2013/2602,23/1/2014, § 43).
24. İfade özgürlüğü; insanın serbestçe haber ve bilgilere,başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayıkınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarlaserbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarınaaktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir (EminAydın, § 40).
25. Başvurucunun, Kürt halkının önderi olduğunu iddia ettiğiA.Ö. üzerindeki tecridin kaldırılması; sağlık, güvenlik ve özgürlük şartlarınınsağlanması ve anadili Kürtçe üzerindeki yasağın kaldırılıp eğitim ve öğretimdeve kamuda serbest olması arayışına dikkat çekmek amacıyla açlık grevi yapanarkadaşlarına destek olmak için bir grup arkadaşıyla birlikte hareket ederekdilekçe yazması ve yemek almaması şeklindeki eyleminin bir çeşit ifade yöntemiolduğu hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır ( Mehmet Ayata, § 24).
26. Hükümlü ve tutuklular, Anayasa kapsamında kalan temel hak vehürriyetlerin tamamına kural olarak sahiptirler (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri, B. No: 2013/583,10/12/2014, § 65). Bu bağlamda hükümlü ve tutukluların ifade özgürlüğü deAnayasa kapsamında koruma altındadır.
27. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilenistisnalar gereğince ifade özgürlüğü mutlak bir hak niteliğinde değildir, başkabir ifadeyle sınırlanabilir. Bununla birlikte ifade özgürlüğünün demokratiktoplumlar için önemi gözetildiğinde bu hakka ilişkin sınırlamaların daha daryorumlanması ve sınırlamaların gerekli olduğuna dair gerekçenin inandırıcı vemakul olması gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Yankov/Bulgaristan, B. No. 39084/97, 11/12/2003 § 129). Temel hakve özgürlüklerin sınırlanmasında Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçütler gözönüne alınmak zorundadır. Bu sebeple ifade özgürlüğünegetirilen sınırlamaların denetiminin Anayasa’nın 13. maddesinde yer alanölçütler çerçevesinde ve 26. maddesi kapsamında yapılması gerekmektedir (İbrahim Bilmez, B. No: 2013/434,26/2/2015, § 51).
28. Öte yandan cezaevinde bulunmanın kaçınılmaz sonucu olaraksuçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi cezaevinde güvenliğin ve düzeninkorunmasına yönelik kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumundamahkûmların sahip olduğu haklara sınırlama getirilebilir. Ancak bu durumda dahihükümlü ve tutukluların haklarına yönelik herhangi bir sınırlama, makul veölçülü olmalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, B.No: 5947/72, 23/3/1983, §§ 99-105).
29. Açıklanan ilkeler ışığında başvuruya konu olayda, ifadeözgürlüğünün ihlal edilip edilmediğinin değerlendirilmesinde önceliklemüdahalenin mevcut olup olmadığının, sonrasında ise müdahalenin haklı sebepleredayanıp dayanmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
a. Müdahalenin Mevcudiyeti
30. Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olan başvurucu, Kürt halkınınönderi olduğunuiddia ettiği A.Ö. üzerindeki tecridinkaldırılması; sağlık, güvenlik ve özgürlük şartlarının sağlanması ve anadiliKürtçe üzerindeki yasağın kaldırılıp eğitim ve öğretimde ve kamuda serbestolması amacıyla açlık grevine başlayan arkadaşlarına destek olmak amacıylavermiş olduğu dilekçe nedeniyle disiplin cezası ile cezalandırılmıştır.Dolayısıyla bir ifade yöntemi olarak kabul edilen açlık grevine katılanlara,grup içinde hareket ederek destek vermekten dolayı verilen disiplin cezasınınbaşvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale oluşturduğu açıktır.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
31. Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 26. maddesinin ikincifıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanmadığı veAnayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçeAnayasa’nın 26. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu nedenle sınırlamanınAnayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgilimaddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın sözüneve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyet'in gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir (Ahmet Temiz,B. No: 2013/1822, 20/5/2015, § 36).
i. Kanunilik
32. 5275 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (2) numaralı fıkrasının(d) bendinde, öngörülebilir ve ulaşılabilir bir şekilde “Olumsuz davranışa yönelik gruplaşmaya neden olmak veya bu amaca yönelikgruba katılmak”eylemine karşılık gelen bir disiplin yaptırımı kabul edildiğinden başvurucununifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin kanuni dayanağı olduğu açıktır.
ii. Meşru Amaç
33. Açlık grevine katılan arkadaşlarına bir grup dahilindedestek olması nedeniyle başvurucuya disiplin cezası verilmesinin, cezaevidüzeninin ve güvenliğinin sağlanması amacıyla yapıldığı ve bunun da Anayasa’nınifade özgürlüğüne ilişkin 26. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında meşru bir amaçtaşıdığı sonucuna varılmıştır.
iii. Demokratik ToplumDüzeninde Gerekli Olma ve Ölçülülük
34. İfade özgürlüğü bazı sınırlamalara tabi olabilir. İfadeözgürlüğüne ilişkin olarak Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında sayılansınırlamaların Anayasa’nın 13. maddesinin güvencesinde olan demokratik toplumdüzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusundabir değerlendirme yapılması gerekmektedir (MehmetAli Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 5/6/2015, § 64).
35. 1982 Anayasası’nda belirtilen “demokratik toplum düzeni” kavramı, çağdaş ve özgürlükçü biranlayışla yorumlanmalıdır. “Demokratiktoplum düzeni” ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesi ile Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi'nin (AİHS/Sözleşme) “demokratiktoplum düzeninin gerekleri” ölçütünün bulunduğu 8., 9., 10. ve 11.maddelerindeki paralelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla demokratik toplumölçütü, çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik temelinde yorumlanmalıdır (Mehmet Ali Aydın, § 65).
36. Demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüdesağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Demokratik bir hukuk devletinde,temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hâle getirensınırlamalara yer verilemez. Anayasa’nın, temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasınıdüzenleyen 13. maddesinde de temel hak ve özgürlüklerin özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasa’da öngörülen sebeplerle ve ancak kanunlasınırlanabileceği kabul edilmiştir. Anayasal açıdan dokunulamayacak öz, hertemel hak ve özgürlük açısından farklılık gösterir. Bununla birlikte kanunlagetirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmadığının kabulü için temel haklarınkullanılmasını ciddi surette güçleştirip amacına ulaşmasına engel olmaması veetkisini ortadan kaldırıcı bir nitelik taşımaması gerekir (Mehmet Ali Aydın, § 66).
37. Temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın yapılansınırlamalar yönünden ise bu sınırlamaların, demokratik toplum düzeniningerekleri ile ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bir başkadeyişle öze dokunan sınırlamalar “demokratiktoplum düzeni gerekleri” ve “ölçülülükilkesi”neevleviyetle aykırı olacağından Anayasa koyucu temel hak ve özgürlüklerin özünedokunan sınırlamalar yönünden “demokratiktoplum düzeni gerekleri” ve “ölçülülükilkesi” bakımından ayrıca inceleme yapılmasına gerek görmemiştir (Mehmet Ali Aydın, § 67).
38. Öze dokunma yasağını ihlal etmeyen müdahaleler yönündengözetilmesi öngörülen “demokratik toplumdüzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle ifade özgürlüğü üzerindekisınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir niteliğinde olmalarını,başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak kendilerinigöstermelerini gerektirmektedir. “Demokratiktoplum düzeninin gerekleri”ndenolma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir sosyal ihtiyacınkarşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcıtedbir, zorlayıcı bir sosyal ihtiyacın karşılanması ya da gidilebilecek en sonçare niteliğinde değilse demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun birtedbir olarak değerlendirilemez (Mehmet AliAydın, § 68).
39. Buradan çıkan sonuca göre demokratik toplumun temellerindenolan ifade özgürlüğünün sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veyailgilenmeye değmez görülen ifadeler için değil, devletin veya toplumun birbölümünü eleştiren, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden ifadeler için degeçerli olduğu kuşkusuzdur. Çünkü bunlar, demokratik toplum düzeninde geçerliolan çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir (Benzer yöndekiAİHM kararı için bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72,7/12/1976 § 49).
40. İnfaz hukukuna ilişkin disiplin suç ve cezaları, 5275 sayılıKanun’un sekizinci bölümünde düzenlenmiş, uygulanacak disiplin suç vecezalarının amacı, mahiyeti, kapsamı, sınırları ve uygulanma koşulları 5275sayılı Kanun’un 37. maddesinde açıklığa kavuşturulmuştur. Anılan kurala göre5275 sayılı Kanun kapsamında bir disiplin suçunun oluşabilmesi için her bir disiplinsuçu yönünden belirlenen özel hükümdeki şartların gerçekleşmesi yeterli olmayıpayrıca 37. maddedeki şartların da gerçekleşmesi gerekmektedir. Buna görehükümlü hakkında ceza infaz kurumunda, düzenli bir yaşamın sürdürülmesi,güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun, tüzük, yönetmelikler ileidarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranış ve tutumları,kusurlu olarak ihlâl ettiğinde, eyleminin niteliği ile ağırlık derecesine göreKanun’da belirtilen disiplin cezaları uygulanacaktır (AYM, E.2013/6,K.2013/111, 10/10/2013).
41. 5275 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (2) numaralı fıkrasının(d) bendinde ceza infaz kurumlarında gerçekleştirilecek olan olumsuz davranışa yönelik gruplaşmayaneden olmak veya bu amaca yönelik gruba katılma eyleminin “bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma”disiplin cezası ile cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Kanun’un 37.maddesi de dikkate alındığında ceza infaz kurumunda tek başına açlık grevieylemi yapılması itiraz konusu kuralda yer alan disiplin suçunun oluşabilmesiiçin yeterli olmayıp bu eylemin ceza infaz kurumundaki güvenliği veya disiplinibozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekildegerçekleştirilmesi gerekmektedir (AYM, E.2013/6, K.2013/111, 10/10/2013).Dolayısıyla somut olayda başvurucunun katıldığı eylemin ceza infazkurumlarındaki güvenliği veya disiplini bozacak nitelikte olup olmadığıincelenmelidir.
42. Hükümlü olan başvurucu; Kürthalkının önderi olduğunu iddia ettiği A.Ö. üzerindeki tecridin kaldırılması, sağlık,güvenlik ve özgürlük şartlarının sağlanması ve anadili Kürtçe üzerindekiyasağın kaldırılıp eğitim ve öğretimde ve kamuda serbest olması amacıyla 64kişinin katıldığı açlık grevine destek olmak amacıyla Bakanlığa dilekçe vermişve aynı zamanda yemek almamaya başlamıştır. Protestoya konu olayın terör örgütüliderine ilişkin olması ve toplu hareket ederek belirli bir organizasyon içindehareket edilmesi Ceza İnfaz Kurumu idaresi tarafından Ceza İnfaz Kurumunundüzeni ve güvenliği açısından tehdit olarak değerlendirilmiştir. Bu tehdideyönelik olarak Ceza İnfaz Kurumu idaresi, çok ağır olduğu söylenemeyecek birdisiplin cezası ile düzenin ve güvenliğin bozulmasını engellemeye yönelikolarak hareket etmiştir.
43. Ceza infaz kurumlarında düzenin ve güvenliğin sağlanmasıiçin toplu eylemlere karşı daha hassas olunması gerektiğinde herhangi birtereddüt bulunmamaktadır. Eylemin pasif veya sessiz olması ya da somut olaydakigibi sadece açlık grevine katılanlara destek vermek amacıyla yemek almamak budurumu değiştirmemektedir. Özellikle terör örgütü temelinde hareket edilmesihâlinde bu durum daha da bariz olarak ortaya çıkmaktadır. Başvuru konusu olaydada terör örgütü liderinin tutulma koşullarına yönelik bir protesto olması ve buprotestonun toplu olarak yapılması Ceza İnfaz Kurumunun düzeni ve güvenliğiaçısından idarenin daha hassas davranmasını gerektirdiği açıktır. Bu nedenlebaşvurucuya verilen disiplin cezasının, ceza infaz kurumunda düzenin vegüvenliğin sağlanması amacıyla demokratik toplum düzeni bakımından alınmasıgereken tedbirler kapsamında kaldığı değerlendirilmiştir. Bu sebeple demokratiktoplum düzeni bakımından alınması gerekli tedbirler kapsamında başvurucununifade özgürlüğünün sınırlanması ile ceza infaz kurumunda düzenin sağlanmasışeklindeki kamu yararı arasında makul dengenin kurulmadığı söylenemez (Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Atilla vediğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 18139/07,11/5/2010).
44. Öte yandan başvurucuya verilen disiplin cezası, 1 ay süreile kurumun kültürel ve spor etkinliklerine katılmaktan yoksun bırakılmasınıöngörmektedir. 5275 sayılı Kanun’un öngördüğü disiplin cezaları ilekarşılaştırıldığında ağır sonuçlar doğurmayan ceza, başvurucunun sadecebelirtilen süreyle kültürel ve spor etkinliklerine katılmaktanyoksunbırakılmasını öngörmektedir. Bu bağlamda başvurucunun kurum tarafındandüzenlenecek diğer aktivitelere katılımının engellenmesi ya da diğer haberleşmeve iletişim araçlarından istifade etmesinden yasaklanması söz konusuolmadığından tecrit şartları oluşmamıştır. Dolayısıyla verilen disiplincezasının, cezaevinde düzenin ve disiplinin sağlanması amacını gerçekleştirmekiçin ölçüsüz bir müdahale değildir (Mehmet Ayata,§43).
45. Açıklanan nedenlerle ifade özgürlüğüne yönelik bir ihlalinolmadığı açık olduğundan başvurunun açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesimağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemektenTAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
30/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.