TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
AKTİF ELEKTRİK MÜH. İNŞ. SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2012/855)
Karar Tarihi: 26/6/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Selami ER
Başvurucu
:
Aktif Elektrik Müh. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.
Vekili
:
Av. Mehmet Ali GÖLCÜKLÜ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurucu, hakkında açılmış olantazminat davasına bakan mahkemece tutanaklarda davanın iş mahkemesi sıfatıylagörüldüğünün belirtilmemesi, tefhim edilen kısa kararda mahkemenin adının ‘Acıpayam Asliye Hukuk Mahkemesi’ olarakgeçmesi ve sadece ‘yasa yolu açık olmak üzere’ ifadesinin kullanılmasınedenleriyle yaptığı temyiz başvurusunun Yargıtay tarafından 8 günlük temyizsüresinden sonra yapıldığından reddedilmesi sonucu adil yargılanma hakkıylaAnayasa’nın 40. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiş; ayrıca icra dosyasınayatırdığı tazminat tutarının dosyada aynen muhafaza edilmesi konusunda tedbirkararı verilmesini, ihlalin giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasını veya85.000 TL maddi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 26/11/2012 tarihindeDenizli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerininidari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bireksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 27/6/2013tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Birinci Bölümün 6/2/2014 tarihliara kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesininbirlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığınagönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığının 4/4/2014tarihli görüş yazısı 15/4/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.Başvurucu vekili Adalet Bakanlığı cevabına karşı beyanlarını yasal süresiiçinde ibraz etmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, Denizli İli Acıpayam İlçesinde süt mamulleriüreten Aysüt Süt Ürünleri Ltd. Şti. ile bir anlaşmaimzalamış ve fabrikanın ihtiyacı olan elektromekanik kapı işini üstlenmiştir.
8. Kapının kurulumu sırasında iskelenin devrilmesi sonucubaşvurucu ile iş akdi olan işçi Ali ÇATAL 06/02/2006tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu yaralanmış ve hastaneyekaldırılmıştır. Kazanın etkisi ile Ali ÇATAL’ınomuriliği kırılmış ve felç olmuştur. Fizik tedavi bölümünde tedavi görürken eşikendisine ekmek yedirmiş ve yediği ekmek parçalarının akciğerine gitmesi sonucuenfeksiyon kapmış ve yoğun bakıma kaldırılmıştır. AliÇATAL 10/04/2006 tarihinde hayatını kaybetmiştir.
9. Ali ÇATAL’ın ölümü üzerineAcıpayam Asliye Ceza Mahkemesi nezdinde 2006/295 Esas sayılı dosya ile taksirleölüme sebebiyet verme suçu nedeniyle kamu davası açılmıştır.
10. Ceza davası devam ederken müteveffa Ali ÇATAL’ın eşi Perihan ÇATAL bu olay üzerine başvurucu şirketve Aysüt Süt Ürünleri Ltd. Şti aleyhine 1/5/2007 tarihinde Acıpayam Asliye Hukuk Mahkemesinde(Mahkeme) kendisine asaleten oğlu Ömer MERT’evekâleten tazminat davası açmış ve toplamda 130.000 TL tazminat talep etmiştir.
11. Tanık olarak dinlenen müteveffanın annesi ve babası ileameliyat olduğu hastanede görevli iki hemşire kazadan sonra müteveffanınameliyat olduğunu ve durumunun iyiye gittiğini, müteveffanın eşi Perihan ÇATAL’ın istemediği halde kendisine ekmek yedirmesiyleakciğerinde enfeksiyona sebep olduğunu beyanetmişlerdir.
12. Mahkeme, kusur oranının tespiti için bilirkişi incelemesiyaptırmış, 4/12/2009 tarihli bilirkişi raporuylabilirkişi, başvurucu ve Aysüt Süt Ürünleri Ltd. Şti.’nin kusur oranını ayrı ayrı %40, müteveffanın eşi Perihan ÇATAL’ın kusur oranını ise % 20 olarak tespit etmiştir.
13. Mahkeme, destekten yoksun kalma tazminatı için debilirkişi raporu istemiş ve 25/6/2010 tarihlibilirkişi raporuyla Perihan ÇATAL’ın 41.717,85 TL,oğlunun ise 9.166,51 TL tazminat talep etme hakları olduğu tespit edilmiştir.
14. Mahkeme, 06/07/2010 tarihli 11.ve son duruşmada iş mahkemesi sıfatıyla davaya baktığını belirtmeksizin davanınkısmen kabulü ile müteveffa Ali ÇATAL’ın eşi veoğlunun başvurucu ve Aysüt Süt Ürünleri Ltd. Şti.’den tazminat almasına “yasa yolu açık olmak üzere’’ karar vermiş ve karar davacı vedavalı vekillerinin yüzlerine karşı okunmuştur.
15. Mahkeme, 06/07/2010 tarih veE.2007/280 K.2010/281 sayılı gerekçeli kararında ise aynı hükmü “8 gün içerisinde Yargıtay Hukuk Dairesine temyiz yoluaçık olmak üzere” ibaresiyle kaleme almış ve gerekçeli kararbaşvurucuya 22/07/2010 tarihinde tebliğ edilmiştir.
16. Mahkeme kararı, tüm davalılar ve davacı tarafından temyizedilmiştir. Başvurucu vekili 23/07/2010 tarihinde,davacı vekili ise 26/07/2010 tarihinde temyiz başvurusu yapmıştır.
17. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 25/9/2012 tarih ve E.2012/15465, K.2012/15530 sayılıkararıyla başvurucu ve davacının temyiz talepleri yönünden temyiz dilekçesininsüre aşımı yönünden reddine, Aysüt Süt Ürünleri Ltd.Şti.’nin temyiz talepleri yönünden ise, kazanın biriş kazası olup olmadığının ön tespitinin yapılması ve iş kazası olması halindeSosyal Güvenlik Kurumundan (SGK) alınan tazminatın hükme konu tazminattanmahsubu gerektiği gerekçesiyle Mahkeme kararını bozmuştur.
18. Başvurucu açısından kesinleşen karar başvurucuya 7/11/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 9/11/2012 tarihinde Mahkemece hükmedilen tazminatı icradairesi kasasına ödemiştir.
B. İlgili Hukuk
19. 30/1/1950 tarih ve 5521 sayılı İşMahkemeleri Kanunu’nun 2/3/2005 tarih ve 5308 sayılı Kanunla değişmeden önceki8. maddesi şöyledir:
“İş mahkemesinin nihai kararları tefhimtarihinden itibaren sekiz gün içinde temyiz olunabilir.”
20. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’na 5308 sayılı Kanunlaeklenen geçici 1. maddesi şöyledir:
“Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge AdliyeMahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân edilecek görevebaşlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında yapılan temyiz başvuruları,kesinleşinceye kadar Yargıtay tarafından sonuçlandırılır. Bu kararlar hakkındaİş Mahkemeleri Kanununun bu Kanunla yapılan değişiklikten önceki temyizeilişkin hükümleri uygulanır.”
21. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı HukukMuhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün kapsamı”kenar başlıklı 297. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısımlarışöyledir:
“Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve buibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:
a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veyahâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkemeçeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini.
…
ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri iletaraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları vesüresini.
…”
22. 6100 sayılı Kanun’un “Hüküm”kenar başlıklı 321. maddesi şöyledir:
“(1) Tahkikatın tamamlanmasından sonra,mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğinibildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıcasüre verilmez.
(2) Kararın tefhimi, mahkemece hükme ilişkintüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ile gerçekleşir. Ancakzorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle,sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumdagerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir.”
23. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 432.maddesinin 1. fıkrası şu şekildedir:
“Temyiz süresi on beş gündür. Temyiz süreleri,ilâmın usulen taraflardan her birine tebliği ile işlemeye başlar.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 26/6/2014 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 26/11/2012 tarih ve 2012/855 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
25. Başvurucu, hakkında açılmış olan maddi ve manevi tazminatdavasına bakan Mahkemenin davayı iş mahkemesi sıfatıyla gördüğünün tutanaklardabelirtilmediğini, davanın son duruşmasında verilen kısa kararda da mahkemeninadının ‘Acıpayam Asliye Hukuk Mahkemesi’olarak geçtiğini ve sadece ‘yasa yolu açıkolmak üzere’ ifadesi kullanıldığını, daha sonra 22/07/2010tarihinde tebliğ edilen gerekçeli kararda mahkemenin kararı iş mahkemesi sıfatıile verdiğini anladığını ve 23/7/2010 tarihinde kararı temyiz etmiş ise de,Yargıtay tarafından İş Mahkemeleri Kanununda yer alan temyiz süresinin 8 günolduğu belirtilerek temyiz dilekçesinin reddedildiğini; bunun sonucunda adilyargılanma hakkının ve Anayasa’nın 40. maddesi hükmünün ihlal edildiğini ilerisürmüş ve tarafından icra dosyasına yatırılan tazminat parasının aynen dosyadamuhafaza edilmesi konusunda tedbir kararı verilmesini, ihlalin giderilmesi içinyeniden yargılama yapılmasını, yeniden yargılama yapılmasında hukuki bir yararbulunmadığı sonucuna varılması halinde ise ihlal sonucunda uğranılan 85.000 TLmaddi zararın mahkeme masraflarıyla birlikte kendisine ödenmesini talepetmiştir.
B. Değerlendirme
26. Başvurucunun, Mahkemece davanın işmahkemesi sıfatıyla görüldüğünün belirtilmemesi ve kısa kararda da mahkemeninadının ‘Acıpayam Asliye Hukuk Mahkemesi’olarak yer alarak sadece ‘yasa yolu açık olmak üzere’ ifadesinin kullanılmasınedeniyle temyiz süresini kaçırması sonucu Anayasa’nın 40. maddesi ve adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası, mahkemeye erişim hakkı kapsamındadeğerlendirilecektir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
27. Başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğiyönündeki şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğerkabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle,başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesigerekir.
2. Esas Yönünden
28. Başvurucu, Mahkemece davanın iş mahkemesi sıfatıylagörüldüğünün belirtilmemesi ve kısa kararda da mahkemenin adının ‘AcıpayamAsliye Hukuk Mahkemesi’ olarak yer alarak sadece ‘yasa yolu açık olmak üzere’ifadesinin kullanılması nedenleriyle temyiz süresini kaçırması sonucu mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
29. Adalet Bakanlığı görüş yazısında,mahkemeye erişimin bir unsuru olan mahkeme hakkının mutlak bir hak olmadığı,özellikle bir davanın açılabilirliğine ilişkin bazısınırlamalar ve niteliği gereği bu konuda düzenleyici işlemlere konuolabileceği, bununla birlikte, bu sınırlamaların dava açmak isteyen bir kişininmahkemeye erişim hakkının özüne zarar verecek seviyeye ulaşmaması gerektiği,mahkemenin çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa kararı hangi sıfatla verdiğinikararda belirtmesi gerektiği, somut başvuruya konu davada Mahkemenin yargılamaboyunca davaya asliye hukuk mahkemesi sıfatıyla baktığı, ancak gerekçelikararda iş mahkemesi sıfatıyla davaya baktığını belirttiğinin anlaşıldığıbelirtilerek başvurucunun iddiaları incelenirken bu hususların göz önündebulundurulması gerektiği yönünde beyanda bulunulmuştur.
30. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
31. Anayasa’nın “Temel hakve hürriyetlerin korunması” kenar başlıklı 40. maddesinin dördüncüfıkrası şöyledir:
“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleriihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanınınsağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
Devlet,işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağınıve sürelerini belirtmek zorundadır.
Kişinin, resmi görevliler tarafından vakihaksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir.Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”
32. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.”
33. Anayasa’nın 36. maddesinin birincifıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia,savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Anılan maddeylegüvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliğitaşımasının ötesinde, Anayasa’nın 40. maddesi uyarınca diğer temel hak veözgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasınısağlayan en etkili güvencelerden biridir (E.2013/64, K.2013/142, K.T. 28/11/2013). Bu bağlamda Anayasa’nın, devletin işlemlerindeilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerinibelirtmesi gerektiğini ifade eden 40. maddesinin de, adil yargılanma hakkınınkapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır. Bunun yanında Anayasa'da adilyargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,Sözleşme'nin 'Adil yargılanma hakkı'kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).
34. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olanmahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek veuyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamınagelmektedir. (B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye etkili erişim hakkını “hukukun üstünlüğü” ilkesinin temelunsurlarından biri olarak kabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının,mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmakisteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahipolmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin yada uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiğidurumlarda bu hakkın ihlâl edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003,§ 34).
35. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletininönkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukukigüvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylemve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerindebu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangibir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır veuygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşıkoruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (E.2013/64,K.2013/142, K.T. 28/11/2013).
36. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hakolmayıp, sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirileceksınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru biramaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yükoluşturmaması gerekir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, §38). Devletler bir davanın açılabilirliğine ilişkinolarak takdir hakları gereği bazı sınırlamalar getirebilir ve bu davalarniteliği gereği düzenleyici işlemlere konu olabilir. Bununla birlikte, busınırlamalar dava açmak isteyen bir kişinin mahkemeye erişim hakkının özünezarar verecek seviyeye ulaşmamalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Edificaciones March GallegoS.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, §34 ve Rodríguez Valín/İspanya,B. No: 47792/99, 11/10/2001, § 22).
37. Mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya daimkânsız hale getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.Bununla birlikte dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerinöngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkçahukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılıkoluşturmaz. Ne var ki, öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarakyanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya dakanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlaledildiğini kabul etmek gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Osu/İtalya, B. No: 36534/97, 11/7/2002, §§ 36-40).
38. Belli bir hakkın mahkemede ileri sürülebilmesi ya da hakarama hürriyeti kapsamında bir davanın açılabilmesi için öngörülecek sürelerhukuk güvenliği ilkesi gereği olup, adil yargılanma hakkının ihlali olarakdeğerlendirilemez. Anılan süreler, mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniylegüvenilirliği kalmayan, eksik ya da ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzakgeçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında karar vermelerini istemekleoluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibiönemli ve meşru amaçlara hizmet ederler. Süre sınırlaması getiren bumüdahaleler, devletin takdir yetkisi içinde olup, ulaşılmak istenen meşruamaçla orantılı oldukça ve hakkın özünü zedelemedikçe Anayasa'da yer alan hakarama hürriyetini engellemiş sayılmazlar (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Stubbings ve Diğerleri/Birleşik Krallık, B. No:22083/93, 22095/93; 22/10/1996,§ 51).
39. Bunun yanında bir mahkemeye başvuru hakkının yasal birtakım şartlara tabi tutulması kabul edilebilir olsa da, mahkemeler usulkurallarını uygularken bir yandan âdil yargılanma hakkını ihlâl edebilecekaşırı şekilcilikten, diğer yandan da yasalar tarafından düzenlenen usulkurallarının ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırı gevşekliktenkaçınmalıdırlar (Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29).
40. 3/10/2001 tarihinde kabul edilendeğişiklikle Anayasa’nın 40. maddesine “Devlet,işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağınıve sürelerini belirtmek zorundadır.” hükmü ilave edilmiştir. Budeğişikliğin gerekçesinde ise bireylerin, yargı ya da idari makamlar önündesonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanmasınınamaçlandığı, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, merci vesürelerin belirtilmesinin hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısındanzorunluluk hâline geldiği belirtilmektedir.
41. 6100 sayılı Kanun’un 297. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (ç) bendinde de mahkeme kararlarının hüküm kısmında kanun yolu vesüresinin bulunması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu gereklilik özellikleayrı ihtisas mahkemesi bulunmayan yerlerde çeşitli sıfatlarla görev yapan asliyehukuk mahkemeleri açısından ayrı bir önem taşımaktadır. Zira asliye hukukmahkemelerinin bu durumda kararı hangi mahkeme sıfatıyla verdiğini açıklamasıdavada uygulanan yargılama usulü ile verilen karara karşı kanun yollarıbakımından tarafların doğru bilgi sahibi olmalarını sağlayarak, taraflarınkararları temyiz haklarını zamanında ve usulüne uygun olarak kullanabilmelerinehizmet etmektedir.
42. Başvuruya konu somut olayda, başvurucu tarafındangerçekleştirilen elektromekanik kapı kurulumu esnasında meydana gelen iş kazasınedeniyle, sonraki süreçte hayatını kaybeden işçinin yakınları tarafından,başvurucu ile diğer davalı aleyhine Acıpayam Asliye Hukuk Mahkemesi nezdindemaddi ve manevi tazminat davası açılmıştır. Davacılar dava dilekçelerindedavalarını haksız fiile dayandırmışlar ve kazanın iş kazası olduğundanbahsetmişlerdir. Mahkeme yargılama boyunca duruşma tutanaklarında veyazışmalarında asliye hukuk mahkemesi sıfatını kullanmış, davaya iş mahkemesisıfatıyla baktığını belirtmemiş ve 6/4/2010 tarihliduruşmada asliye hukuk mahkemesi sıfatıyla “yasayolu açık olmak üzere” ibaresiyle kararı davacı ve davalılara tefhimetmiştir. Başvurucuya 22/5/2010 tarihinde tebliğedilen gerekçeli kararında ise Mahkeme, davaya iş mahkemesi sıfatıyla baktığınıve temyiz süresinin tefhimden itibaren 8 gün olduğunu belirterek hükümkurmuştur. Başvurucunun 23/5/2010 tarihinde yaptığıtemyiz başvurusu Yargıtay’ca başvurucu ve davalılardan biri yönünden temyiztalepleri süresinde yapılmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Yargıtay diğerdavalı yönünden ise iş kazası olduğu iddia edilen olayın SGK’yabildirilmediği ve bu nedenle davanın iş kazası niteliğinde olup olmadığınıntespitinin ön koşul olduğu ve olayın iş kazası olarak kabulü halinde SGK’dan alınacak tazminatın hükme konu tazminattan mahsubugerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.
43. Yargıtay’ın diğer davalı yönündenkararı bozarak olayın iş kazası olarak kabulü halinde Sosyal GüvenlikKurumundan alınan tazminatın hükme konu tazminattan mahsubu gerektiğine kararvererek davalılar lehine tazminatı azaltacak yönde kararıyla yeni bir durumunoluştuğu göz önünde bulundurulduğunda; başvurucunun temyiz itirazlarınınesastan incelenmesi talebinin ve bunun sonuncunda elde etmeyi umduğu menfaatinsomut bir temele dayandığı, soyut bir iddia olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca Yargıtay’ın bozma kararındaolayın iş kazası ve buna bağlı olarak davanın iş kazasından kaynaklanantazminat davası niteliğinde olup olmadığının belirlenmediği gerekçesideğerlendirildiğinde davanın niteliğinin de başvurucunun öngöremeyeceği şekildebelirsiz olduğu görülmektedir.
44. 5521 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereği iş davalarında 8günlük temyiz süresi tefhimle başlamakta, 1086 sayılı Kanun’un 432. maddesinegöre ise hukuk davalarında ise 15 günlük temyiz süresi kararın tebliği ilebaşlamaktadır. Ayrı özel mahkemelerin bulunmadığı yerlerde asliye hukukmahkemeleri özel mahkemelerin görevlerini de yerine getirmektedir. Ayrı iş mahkemelerininbulunmadığı yerde asliye hukuk mahkemeleri iş mahkemesi sıfatıyla iş kanunukapsamındaki uyuşmazlıklarından kaynaklanan davalara iş mahkemesi sıfatıylabakmaktadırlar.
45. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir kararında “Kural olarak başka bir mahkeme sıfatıyla görülmeküzere dava açılan bu gibi hallerde Asliye Hukuk Mahkemesinin yargılamaya hangisıfatla baktığını tensip kararından başlayarak karara bağlaması ve buna göreyargılamayı sürdürmesi, sonuçta da nihai kararında göstermesi gerekir. Bu hususuygulanacak yargılama yöntemi, temyiz süresi ve diğer usul kurallarınınuygulanması açısından büyük önem taşımaktadır. Örneğin, İş mahkemesi sıfatıylaAsliye Hukuk Mahkemesine açılan bir davada seri yargılama usulü uygulanacağıgibi, temyiz süresi de tefhimle başlayacağından mahkemenin bu sıfatla davayabaktığını karar altına alması ve nihai kararında da göstermesi gerekir. Asliye Hukukve İş Mahkemeleri yönünden temel farklılıklar gözetildiğinde böyle birbelirleme yapılmamış olması usule aykırı olacaktır.” gerekçesiyle önsorunu aşarak davanın esasına girmiş ve yerel mahkemenin direnme kararınıbozmuştur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2011/19-446, K.2011/569, 28/9/2011).
46. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına paralel olarak 9.Hukuk Dairesi’nin bir kararında da “5521sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8 inci maddesine göre, iş mahkemelerindeverilen kararlara karşı temyiz süresi tefhim veya tebliğ tarihinden itibarensekiz gündür. Mahkemece karar yüze karşı tefhim edilmiş ise, tefhim edilen kısakararın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinde (1086 sayılıHukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 383 ve devamı maddelerinde) belirtilenşartları taşıması gerekir. Aksi takdirde usulüne uygun tefhimden söz edilemez.Bu durumda temyiz süresi gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlayacaktır.”(Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2009/40934, K. 2012/846, 18/01/2012)gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.
47. Somut başvuruya konu davada, asliye hukuk mahkemesininduruşma tutanakları ve yazışmalarında davaya iş mahkemesi sıfatıyla baktığınıbelirtmemesi ve tefhim edilen kısa karar ile gerekçeli karar arasındamahkemenin sıfatı ve kanun yoluyla ilgili açıklamalarda çelişki olmasınedenleriyle meydana gelen hukuki belirsizlik başvurucunun zamanında temyizbaşvurusu yapamamasına yol açmıştır. Bu koşullarda yapılan temyiz başvurusunuinceleyen Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin süre yönünden temyiz taleplerininreddine karar vermesiyle başvurucunun temyiz taleplerinin esastan görüşülmesiimkânı kalmamıştır.
48. AİHM, süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşullarıbirden fazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise, mahkemeye erişim hakkıkapsamında o yorumlardan birinin davayı açmak isteyen kişileri engelleyecekşekilde katı bir şekilde kullanılmaması veya söz konusu koşulların katı biruygulamaya tabi olmaması gerektiğini ifade etmiştir (Bkz. Beles/Çek Cumhuriyeti, B. No: 47273/99, 12/11/2002,§ 51; Tricard/Fransa, B. No: 40472/98, 10/7/2001, §33).
49. Sonuç olarak başvuruya konu somutdavada, davaya iş mahkemesi sıfatıyla bakan asliye hukuk mahkemesinin işmahkemesi sıfatını dava boyunca kullanmayarak ve Anayasa’nın 40. maddesi ve6100 sayılı Kanunda öngörülen şekilde kanun yolunu ve süresini belirtmeksizinkararı tefhim etmesi ile Yargıtay’ın oluşan hukuki belirsizliği dikkatealmaksızın başvurucunun temyiz talebini süre yönünden reddetmesi nedenleriylebaşvurucunun davasını esastan inceleyecek şekilde temyiz yolunu kullanabilmesiengellenerek başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucunavarılmıştır.
50. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
51. Başvurucu, iş kazası nedeniylehayatını kaybeden işçinin yakınları tarafından, aleyhine açılan maddi ve manevitazminat davasında mahkemenin dava boyunca iş mahkemesi sıfatını kullanmamasıve kanun yolu süresini belirtmeksizin kararı tefhim etmesi ile Yargıtay’ın buhususu göz önünde bulundurmadan temyiz talebini süre yönünden reddetmesi sonucumahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ifade ederek ihlalin varlığınıntespiti ile bu ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamayapılmasını veya uğradığı zararın tahsili için tazminata hükmedilmesini talepetmiştir.
52. Adalet Bakanlığı görüşünde, ihlal tespit edilmesi veihlalin sonuçlarının kaldırılması için başka bir yöntem izlenmesininöngörülmemesi halinde hakkaniyete uygun bir tazminat ödenmesinin yerindeolacağı yönünde beyanda bulunulmuştur.
53. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem veişlem niteliğinde karar verilemez.
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
54. Başvuru konusu olayda tespit edilenihlal ilk derece mahkemesinin davaya işmahkemesi sıfatıyla baktığını dava boyunca belirtmemesi ve tefhim edilenkararda da kanun yolunun ve süresinin gösterilmemesi ile Yargıtay’caoluşan hukuki belirsizliği dikkate almaksızın başvurucunun temyiz talebininsüre yönünden reddine karar verilmesinden kaynaklandığından ve başvurucuya davasını esastan inceleyecekşekilde temyiz yolunu kullanabilmesi imkânıverilmesinde hukuki yarar bulunduğundan, 6216 sayılı Kanun’un (1) ve (2)numaralı fıkraları gereğince ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için başvurucuyatemyiz başvurusu yapma imkânı verilmesi amacıyla dosyanın ilgili mahkemeyegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
55. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 172,50 harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 1.672,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucunun, mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğiyönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan adil yargılanma hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
C. Başvurucunun diğer taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan 172,50harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.672,50 TL yargılamagiderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğinitakiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ayiçinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiğitarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
F. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararınilgili mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,
26/6/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.