TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ALİ ATLI BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/500)
Karar Tarihi: 20/3/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Raportör
:
Yunus HEPER
Başvurucu
:
Ali ATLI
Vekili
:
Av. Senem DOĞANOĞLU
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, yargılandığı cezadavasından beraat ettiğine ilişkin kararda vekalet ücretine hükmedilmemesinedeniyle kararı temyiz etmesinden sonraki dönemde 7/7/2012 tarihinde yürürlüğegiren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla BazıKanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkinDava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca, kovuşturmanın ertelenmesine kararverildiğini ve bu nedenle adil yargılanma hakkı ile masumiyet karinesinin ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 10/1/2013 tarihindeAnkara 11. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerininidari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasınaengel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölümün ÜçüncüKomisyonunca, 18/3/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına ve dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 13/6/2013tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular 24/6/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığıgörüşünü 26/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafındanAnayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 29/7/2013 tarihindebildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 16/8/2013tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
8. 22/3/2009 tarihindeEskişehir’de yapılan bir açık hava toplantısı sırasında başvurucunun daaralarında bulunduğu bir grup şüpheli hakkında terör örgütü propagandası yapmaksuçlamasıyla soruşturma başlatılmıştır.
9. Evrakı inceleyen EskişehirCumhuriyet Savcılığı, 18/8/2009 tarih ve Soruşturma No.2009/9164, K.2009/57sayılı kararla, atılan sloganların yasadışı PKK örgütünün propagandası niteliğindeolduğunu, şüphelilere isnat edilen bu eylemlerin soruşturmasının CMK 250. maddeile görevli ve yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılması gerektiğinibelirterek görevsizlik kararı vermiştir.
10. CMK 250. madde ile görevliAnkara Cumhuriyet Başsavcılığı, 10/9/2009 tarih ve Sorgu No.2009/454,E.2009/229, İddianame No.2009/128 sayılı iddianamesiyle, terör örgütüPKK/KONGA-GEL propagandası yaptıkları iddiasıyla başvurucunun da dâhil olduğutoplam dokuz şüpheli hakkında 12/4/1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle MücadeleKanunu’nun 7. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca cezalandırılmaları talebiyledava açmıştır.
11. İddianamede, söz konusuörgütün bölücü ve bölgeci bir terör örgütü olduğu, şüphelilerin nevruzkutlamasını bahane ederek bu örgütün propagandasını yaptıkları, bu kapsamdabaşvurucunun, “Geliyor Geliyor Apocular Geliyor-Biji Serok Apo” şeklindeterör örgütü ve onun elebaşını övücü sloganlar attığı iddia edilmiştir. Suçdelili olarak kolluk tarafından tutulan bir tespit tutanağı, CD, görüntü çözümmetni ve bir kısım fotoğraflar sunulmuştur.
12. Dava, Ankara 11. Ağır CezaMahkemesinde görülmüştür. Mahkeme, 16/2/2012 tarih ve E.2009/321, K.2012/26sayılı kararla, sanıklardan beşinin mahkumiyetine; başvurucuyla birlikte dörtsanığın ise beraatlarına karar vermiştir. Gerekçenin başvurucuyla ilgilikısmında, başvurucunun isnat olunan suçuişlediğine dair kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı belirtilmiştir.
13. Başvurucu vekili, 23/2/2012tarihli dilekçesiyle, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca, beraat edenmüvekkili lehine avukatlık ücretine hükmedilmemesi nedeniyle kararın bozulmasıistemiyle kararı temyiz etmiştir.
14. Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı 26/7/2012 tarih ve 9-2012/129377 sayılı yazıyla dosyayımahkemesine iade etmiştir. Yazıda, 6352 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesigereğince sanığın hukuki durumunun yeniden takdirinde zorunluluk bulunduğubelirtilmiştir.
15. İade üzerine başvurucununvekilinin de katıldığı davanın duruşması 2/11/2012 tarihinde gerçekleştirilmiştir.Bu celsede başvurucunun vekili, müvekkilinin beraat etmiş olduğunu ifade ederekyeniden beraat kararı verilmesini talep etmiştir.
16. Ankara 11. Ağır CezaMahkemesi, 2/11/2012 tarih ve E.2012/216, K. 2012/221 sayılı kararla, 6352sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendiuyarınca, başvurucu ve önceki kararda mahkûmiyetlerine hükmedilen beş sanıkhakkında kovuşturmanın ertelenmesinekarar vermiştir. Mahkemenin gerekçesi şöyledir:
“Sanıklar Ali Atlı, M.T., M.V.Z., O.Y., S.A.ve M.A hakkında, yukarıda açıklandığı üzere "terör örgütü propagandasıyapmak" suçundan kamu davası açılmış olup yargılama aşamasında suçtarihinden sonra yürürlüğe giren 6352 sayılı kanun ile getirilen düzenlemelerdikkate alınarak sanıkların hukuki statüsü değerlendirilmesi gerekmektedir.
Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi AmacıylaBazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlaraİlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında ki 6352 SayılıKanunun Geçici 1. Maddesinde;
…
düzenlemesinin getirildiği anlaşılmıştır.
Sanıklar Ali Atlı, M.T., M.V.Z., O.Y., S.A. veM.A hakkında iddia olunan eylem ve faaliyetleri sebebiyle haklarında terörörgütünün propagandasını yapmak suçundan kamu davası açılmış olup açılandavanın suç tipi ve suç tarihi itibarıyla 6352 sayılı yasanın Geçici1.maddesinin (1).fıkrası kapsamında yer alan "sair düşünce ve kanaataçıklaması yöntemleriyle işlenmiş olması halinde" demek suretiyle iddiaolunan eylemin yasa kapsamına girdiği anlaşılmış olup sanıklar hakkında açılankamu davasının aynı yasanın Geçici (1). maddesinin1/(1-b) fıkrası uyarınca "Kovuşturmanın Ertelenmesine" kararverilmesi gerektiği kanaatine ulaşılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm tesisolunmuştur.”
17. Başvurucunun vekili bukarara itiraz etmiştir. Gerekçe olarak beraat ve lekelenmeme hakkına atıftabulunmuş, 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223.maddesinin (9) numaralı fıkrası gereğince derhal beraat kararı verilmesineengel bir durumun bulunmadığını savunmuştur.
18. İtirazı inceleyen Ankara 12.Ağır Ceza Mahkemesi, dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda vermiş olduğu6/12/2012 tarih ve 2012/485 Değişik İş sayılı kararla, usul ve yasaya aykırılıkgörülmediğinden itirazın reddine karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesişöyledir:
“Dosyanın incelenmesinden; sanık Ali ATLIhakkında "Terör Örgütü Propagandası Yapmak" suçundan Ankara 11. AğırCeza Mahkemesinin 2009/321 Esas sayılı dosyası yürütülen yargılama sonucundaMahkemenin 16/02/2012 tarih ve 2012/26 Karar sayılı ilamı ile beraatına kararverildiği, kararın sanık müdafisi Av. S.D. tarafından vekalet ücreti yönündentemyiz edilmesi üzerine 24/04/2012 tarihinde dosyanın Yargıtay'a gönderildiği,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26/07/2012tarih ve 9-2012/129377 sayılı yazısı ile 6352 Sayılı Yasa yönündendeğerlendirme yapılmak üzere dosyanın Mahkemeye iade edildiği, Mahkemenin02/11/2012 tarih, 2012/216 Esas ve 2012/221 Karar sayılı kararıyla 6352 Sayılı Kanunun Geçici Madde 1/(1-b) maddesi gereğince sanıkhakkındaki kovuşturmanın ertelenmesine karar verildiği, sanık müdafisinindilekçesiyle bu karara itiraz ettiği anlaşılmıştır.
İtiraz dilekçesi, yargılama dosyası ileMahkeme kararındaki gerekçe birlikte değerlendirildiğinde itiraza konu karardausul ve yasaya aykırılık görülmediğinden sanık müdafisinin itirazının reddinekarar verilmiş ve aşağıdaki karar tesis olunmuştur.”
19. Bu karar, 12/12/2012tarihinde başvurucunun vekiline tebliğ edilmiştir.
20. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı7/12/2012 tarihinde 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. ve 2. maddeleri uyarınca “Talî Karar Fişi” başlıklı bir belgedüzenlemiştir. Üç bölümden oluşan bu fişin ilk bölümünde başvurucunun kimlikbilgilerine, ikinci bölümde talî karar konusu suça ilişkinbilgilere (talî karar konusu suçun tarihi ile asılkarardaki sevk maddeleri) ve nihayet son bölümde de talîkarar hakkındaki bilgilere (kararı veren mahkeme, kararın tarih ve numarası ilekovuşturmanın ertelenmesine ilişkin bilgi) yer verildiği görülmüştür.
B. İlgiliHukuk
1. İlgili Kanun Hükümleri
21. 6352 sayılı Kanun’un geçici1. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:
“(1) 31/12/2011 tarihine kadar, basın ve yayınyoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup;temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazlaolmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı;
a) Soruşturma evresinde, 4/12/2004 tarihli ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızınkamu davasının açılmasının ertelenmesine,
b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanınertelenmesine,
c) Kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmününinfazının ertelenmesine,
karar verilir.
(2) Hakkındakamu davasının açılmasının veya kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilenkişinin, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren üç yıl içinde birincifıkra kapsamına giren yeni bir suç işlememesi hâlinde, kovuşturmaya yerolmadığı veya düşme kararı verilir. Bu süre zarfında birinci fıkra kapsamınagiren yeni bir suç işlenmesi hâlinde, bu suçtan dolayı kesinleşmiş hükümlecezaya mahkûm olunduğu takdirde, ertelenen soruşturma veya kovuşturmaya devamolunur.
…
(4) Bumadde hükümlerine göre cezanın infazının ertelenmesi hâlinde erteleme süresinceceza zamanaşımı durur; kamu davasının açılmasının veya kovuşturmanınertelenmesi hâlinde, erteleme süresince dava zamanaşımı ve dava süreleri durur.
…
(8) Bumadde hükümlerine göre kamu davasının açılmasının, kovuşturmanın veya cezanıninfazının ertelenmesi kararlarının verildiği hâllerde, bu suçlar 26/9/2004tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun erteleme vetekerrüre ilişkin hükümlerinin uygulanmasında göz önünde bulundurulmaz.”
22. 6352 sayılı Kanun’un geçici2. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Bu Kanunda yapılan değişikliklerkarşısında; ilgili suçlardan dolayı açılan ve temyiz aşamasında bulunan davadosyalarından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunanlar, YargıtayCumhuriyet Başsavcılığınca; Yargıtay ilgili dairesinde bulunan dosyalar ise budairece, hükmü veren mahkemeye gönderilir.
(2) Abonelik esasına göre yararlanılabilenelektrik enerjisinin, suyun ve doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın vetüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi dolayısıylabu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hakkında hırsızlık suçundandolayı kovuşturma yapılan veya kesinleşmiş olup olmadığına bakılmaksızınhakkında hüküm verilen kişinin, bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibarenaltı ay içinde, zararı tamamen tazmin etmesi hâlinde, hakkında cezayahükmolunmaz, verilen ceza tüm sonuçlarıyla ortadan kalkar.”
23. 4/4/1929 tarih ve 1412sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 326. maddesinin dördüncü fıkrasışöyledir:
“Hüküm yalnız sanık tarafından veya onunlehine Cumhuriyet savcısı veya 291 inci maddede gösterilen kimseler tarafındantemyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olancezadan daha ağır olamaz.”
2. Yargıtay Uygulaması
24. Yargıtay Ceza GenelKurulunun (YCGK) 18/9/2012 tarih, E. 2012/5.MD-420 K.2012/1771 sayılı kararınınilgili kısmı şöyledir:
“Sanıkların rüşvet suçundancezalandırılmalarına karar verilen somut olayda, Yargıtay Ceza Genel Kuruluncaçözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanıkların eylemlerinin rüşvet suçunuoluşturup oluşturmadığının belirlenmesine ilişkin ise de,Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca, öncelikle;
1) 05.07.2012 gün ve 28344 sayılı ResmiGazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yasanın Geçici 2. maddesininbirinci fıkrası ile yapılan düzenlemenin rüşvet suçunu da kapsayıp kapsamadığı,2) Düzenlemenin rüşvet suçunu kapsamadığının kabulü halinde ise 6352 sayılıYasanın 87. maddesi ile TCY'nın 252. maddesindeyapılan değişiklik nedeniyle sanıkların hukuki durumunun değerlendirilmesiamacıyla işin esasına girilmeden bozma kararı mı verileceği, yoksa dosyanınesastan incelenerek suçun oluşumu, sübutu ve uygulamanın denetlenip lehe yasadeğerlendirmesi yapılarak ortaya çıkan sonuca göre mi karar verileceğinin önsorun olarak ele alınması gerekmiştir.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuksal çözümekavuşturulabilmesi için, 6352 sayılı Yasanın Geçici 2. maddesinin birincifıkrası ile yapılan düzenlemenin, rüşvet suçunu da kapsayıp kapsamadığı vedüzenlemenin rüşvet suçunu kapsamadığının belirlenmesi halinde ise anılanYasanın 87. maddesi ile 5237 sayılı TCY'nın 252.maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle sanığın hukuksal durumunun değerlendirilmesiamacıyla işin esasına girilmeden bozma kararı mı verileceği, yoksa dosyanınesastan incelenerek suçun oluşumu, sübutu ve uygulamanın denetlenip lehe yasadeğerlendirmesi yapılarak ortaya çıkan sonuca göre mi karar verileceğineilişkin uyuşmazlık konularının birlikte değerlendirilmesinde faydabulunmaktadır.
6352 sayılı Yargı HizmetlerininEtkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın YayınYoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkındaki YasanınGeçici 2. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında;
"Bu Kanunda yapılan değişikliklerkarşısında; ilgili suçlardan dolayı açılan ve temyiz aşamasında bulunan davadosyalarından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunanlar YargıtayCumhuriyet Başsavcılığınca, Yargıtay ilgili dairesinde bulunan dosyalar ise budairece hükmü veren mahkemeye gönderilir.
Abonelik esasına göre yararlanılabilenelektrik enerjisinin, suyun ve doğalgazın sahibinin rızası olmaksızın vetüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi dolayısıyla,bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hakkında hırsızlık suçundandolayı kovuşturma yapılan veya kesinleşmiş olup olmadığına bakılmaksızınhakkında hüküm verilen kişinin, bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibarenaltı ay içinde, zararı tamamen tazmin etmesi hâlinde, hakkında cezayahükmolunmaz, verilen ceza tüm sonuçlarıyla ortadan kalkar" hükmüne yerverilmiştir.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenmesiiçin öncelikle 6352 sayılı Yasanın Geçici 2. maddesinin yasalaşma sürecinin,diğer bir anlatımla yasa koyucunun bu düzenlemedeki amacının ne olduğununtespiti gerekmektedir.
Hükümetçe Türkiye Büyük Millet Meclisinesunulan tasarıda yer almayan, ancak verilen bir önerge üzerine tasarıya dahiledilen Yasanın Geçici 2. maddesi ile ilgili olarak Türkiye Büyük Millet MeclisiAdalet Alt Komisyonu görüşmeleri sırasında oluşturulan raporda;
"Kanunun yürürlüğe girdiği tarihitibarıyla, elektrik enerjisi, su ve doğalgaz hırsızlığı nedeniyle YargıtayCumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyaların Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığınca, Yargıtay ilgili dairesinde bulunan dosyaların ise bu dairecehükmü veren mahkemeye gönderilmesinin ve bu sayede dosyaların gereksiz şekildedolaşarak zaman kaybının önlenmesinin sağlanması amacıyla yeni geçici maddeihdasına ilişkin önerge Komisyonumuzca kabul edilerek, Geçici 2. madde olarakmetne eklenmiştir" açıklamasına yer verilmiştir. Alt Komisyonca hazırlananmadde metni; "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla, elektrik enerjisi,su ve doğalgaz hırsızlığı nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunandosyalar Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, Yargıtay ilgili dairesindebulunan dosyalar ise bu dairece, hükmü veren mahkemeye gönderilir"şeklinde iken; Adalet Komisyonunca, "Alt Komisyon metninin geçici ikincimaddesi, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yürütülen kovuşturmalarveya hakkında hükmolunan cezalarla ilgili olarak, ilgililerin etkin pişmanlıkhükümlerinden yararlanmalarını teminen intikalhükümlerini içeren değişikliğin yapılması amacıyla verilen önergenin kabulüyleKomisyonumuzca kabul edilmiştir" şeklindeki açıklama ile kabul edilendüzenleme ise,
"1) Bu Kanunda yapılan değişikliklerkarşısında; ilgili suçlardan dolayı açılan ve temyiz aşamasında bulunan davadosyalarından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunanlar, YargıtayCumhuriyet Başsavcılığınca; Yargıtay ilgili dairesinde bulunan dosyalar ise budairece, hükmü veren mahkemeye gönderilir.
2) Abonelik esasına göre yararlanılabilenelektrik enerjisinin, suyun ve doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın vetüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi dolayısıylabu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hakkında hırsızlık suçundandolayı kovuşturma yapılan veya kesinleşmiş olup olmadığına bakılmaksızınhakkında hüküm verilen kişinin, bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibarenaltı ay içinde, zararı tamamen tazmin etmesi hâlinde, hakkında cezayahükmolunmaz, verilen ceza tüm sonuçlarıyla ortadan kalkar" şeklinde geçiciikinci maddenin ilk iki fıkrasının yasalaşmış hali olup, Türkiye Büyük MilletMeclisindeki görüşmeler sırasında maddeye ayrıca başka fıkralar da eklenmiştir.
6352 sayılı Yasanın genel gerekçesinde;"yargı hizmetlerinin hızlandırılması amacıyla bugüne kadar yapılandüzenlemelerin devamı niteliğinde olan bu tasarı, icra - iflas, ceza ve idarîyargı mevzuatının uygulanmasından kaynaklanan bazı sorunlara çözüm getirmekamacıyla hazırlanmıştır" açıklamasına yer verilmek suretiyle, bu Yasanınyargı hizmetlerinin hızlandırılması amacıyla hazırlandığının belirtilmişolması, anılan Yasa ile elektrik enerjisi hakkında hırsızlık suçu tamamendeğiştirilerek karşılıksız yararlanma suçuna dönüştürülürken, diğer suçlardayapılan değişikliklerde ise, suç oluşturan eylemin başka bir suçadönüştürülmelerinin söz konusu olmaması ve anılan Yasanın Geçici 2. maddesininbir ve ikinci fıkralarının birlikte değerlendirilmesinde, yasa koyucunun asılamacının yalnızca karşılıksız yararlanma suçuna dönüştürülen elektrik enerjisi,su ve doğalgaz hakkında hırsızlık suçlarına ilişkin dosyaların ilgili mercitarafından incelenmeksizin kararı veren mahkemeye gönderilmesi olduğu kabuledilmelidir.
Karşılıksız yararlanmaya dönüşen hırsızlıksuçları dışında kalan suçların da aynı Yasanın Geçici 2. maddesinin birincifıkrası kapsamında kaldığının kabulü, dosyaların yeniden ele alınması veyargılamaların uzaması sonucunu doğuracaktır ki, bu durum Türkiye CumhuriyetiAnayasasının 141. maddesinin dördüncü fıkrasının; "davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir" şeklindekidüzenlemesi ile usul ekonomisine aykırı olacak, yargılamanın uzamasına ve yeniyargılama giderlerine yol açacak, aynı zamanda Anayasanın 90. maddesi uyarıncaiç hukuk normu haline gelen ve yasaların aynı konuda farklı düzenleme getirmesidurumunda bile uygulanması zorunlu olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin"Adil Yargılanma Hakkı" başlıklı 6. maddesinin "herkes gerekmedeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili nizalar, gerekse cezai alanda kendisinekarşı serdedilen bir isnadın esası hakkında karar verecek olan kanuni, müstakilve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde hakkaniyeteuygun ve aleni surette dinlenmesini istemek hakkını haizdir" şeklindekihükmüne de aykırılık oluşturacaktır.
Bu itibarla, 6352 sayılı Yasanın Geçici 2.maddesinin birinci fıkrasının sadece karşılıksız yararlanmaya dönüşen hırsızlıksuçlarını kapsadığına ve anılan Yasa ile değiştirilen ve karşılıksızyararlanmaya dönüşen hırsızlık suçları dışında kalan suçlara ilişkin dosyalarınise esasının incelenmesine karar verilmelidir.
…
Ön sorunların bu şekilde çözülmesinden sonradosyanın esastan incelenerek sanıkların eylemlerinin rüşvet suçunu oluşturupoluşturmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
…
Uyuşmazlığın bu şekilde çözümekavuşturulmasından sonra rüşvet suçunu düzenleyen TCY'nın252. maddesinde hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 6382 sayılı Yasanın 87.maddesi ile değişiklik yapılması karşısında temyiz aşamasında gerçekleşen budeğişiklik nedeniyle lehe yasa değerlendirilmesinin hangi esaslara göreyapılacağının belirlenmesi gerekmektedir.
1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237sayılı Türk Ceza Yasasının “zaman bakımından uygulama” başlıklı 7. maddesi aynıtarihte, yürürlükten kalkmış bulunan 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 2.maddesine benzer şekilde düzenlenmiş olup, her iki maddede de; ceza hukukukurallarının yürürlüğe girdikleri andan itibaren işlenen suçlara uygulanacağınailişkin ileriye etkili olma prensibi ile bu ilkenin istisnasını oluşturan,"failin lehine olan yasanın geçmişe etkili olması", “geçmişe etkiliuygulama” veya “geçmişe yürürlük” ilkesine de yer verilmiştir.
Bu ilke uyarınca, suçtan sonra yürürlüğe girenve fail lehine hükümler içeren yasa, hükümde ve infaz aşamasında dikkatealınmalıdır.
Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda;“hapis cezasını öngören yasanın, adli para cezası kabul eden yasaya göre”, aynınev’i ceza içeren yasalardan; “yukarı sınırları aynı, aşağı sınırı fazlaolanın, aşağı sınırı az olan yasaya göre” “aşağı sınırları aynı, yukarı sınırıfazla olanın, üst sınırı az olana göre” “alt ve üst sınırlarının farklı olmasıhalinde, üst sınırı fazla olanın, az olana göre” aleyhe olduğu kabulgörmektedir. Yine, şikâyete tabi olan suçu, kamu adına kovuşturulması gerekensuç haline getiren yasanın aleyhe, kamu adına kovuşturulan suçu, şikâyete tabisuç haline getiren yasanın lehe, aynı cezaya ilave olarak güvenlik önlemi kabuleden yasanın aleyhe olduğu söylenebilir ise de, bukuralların her somut olayda, mutlak olarak aynı sonucu doğuracağının kabulüolanaksızdır. Ancak bazı somut durumlarda yetersiz de olsa bu ölçütler,yasalarda kısmi değişikliklerin yapıldığı dönemlerde benimsenmesi gereken temelilkeleri göstermesi bakımından önemlidir.
Lehe yasanın tespiti açısından bu ölçütlereyeni kriterler eklenmesi yönündeki görüş ve uygulamalar, öğreti ve yargısalkararlara da konu olmuş, değişen ceza mevzuatı karşısında dahi halengeçerliliğini koruyan 23.02.1938 gün ve 23–9 sayılı İçtihadı BirleştirmeKararında da, “Suçun işlendiği zamanın yasası ile sonradan yürürlüğe giren yasahükümlerinin farklı olması halinde, her iki yasanın birbirine karıştırılmadan,ayrı ayrı somut olaya uygulanıp, her iki yasaya göre hükmedilecek cezalarbelirlendikten sonra, sonucuna göre lehte olanı uygulanmalı” şeklinde, leheyasanın tespitinde başvurulacak yöntem belirtilmiştir.
Öğretide de anılan İçtihadı BirleştirmeKararındaki ilke benimsenerek, uygulanma olanağı bulunan tüm yasaların leh ve aleyhteki hükümleri birlikte ayrı ayrı ele alınaraksomut olaya göre sonuçlarının karşılaştırılması gerekeceği ve sonunda failbakımından daha lehe sonuç veren yasanın belirlenip hükmün buna göre verileceğigörüşleri ileri sürülmüştür. (Ord. Prof. Dr. S. Dönmezer–Prof. Dr. S. Erman,Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, c. 1, 11. Bası, s. 167; Ord. Prof. Dr. S.Dönmezer, Genel Ceza Hukuku Dersleri, s. 64; Prof. Dr. M. E. Artuk–Doç. Dr. A. Gökçen–Arş. Gör. A. C. Yenidünya, CezaHukuku Genel Hükümler, c. 1, s. 221)
Diğer taraftan, 1982 Anayasasının 141.maddesinin 4. fıkrası, “…Davaların en az giderle ve mümkün olan süratlesonuçlandırılması yargının görevidir”,
154. maddesinin 1. fıkrası ise “Yargıtay,Adliye Mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciinebırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilenbelli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar” hükümleriniiçermektedir.
Bu hükümlerle birlikte, usulüne uygun birşekilde onaylamakla iç hukuk mevzuatına dâhil olan ve Anayasanın 5170 sayılıYasa ile değişik 90. maddesine göre de üstünlük ve önceliği kabul edilen İnsanHakları Avrupa Sözleşmesinin 6. maddesinin “kişinin makul sürede yargılanmahakkı olduğuna” ilişkin normu da dikkate alındığında, temyiz davasında işinesasına girilerek dosyadaki tüm bilgi ve belgelerin incelenipdeğerlendirilmesinin esas olduğu görülmektedir.
Temyiz incelemesi sırasında yasa koyucutarafından incelemeye konu suçlara ilişkin değişiklik yapılması durumundatemyiz merciince sonradan yürürlüğe giren yasa nedeniyle lehe yasa hükümlerininuygulanması yönünde mahkemesince değerlendirme yapılması gerektiği için işinesasına girilmeden bu yönde bozma yapılması olanaklı ise de, yürürlüğe girenyeni yasanın açıkça lehe olduğunun anlaşıldığı durumlar dışında dosyanın temyizmerciince esastan incelenerek suçun oluşumu, sübutu ve uygulama denetlendirilip, önceki ve sonraki yasalar bir bütünhalinde değerlendirildikten sonra ortaya çıkan sonuçlar karşılaştırılmaksuretiyle lehe yasanın belirlenmesi gerekmektedir. Önceki yasanın lehe olduğubelirlenip, yerel mahkeme uygulamasının isabetli olduğunun anlaşılmasıdurumunda hükmün onanmasına, sonradan yürürlüğe giren yasanın lehe olduğununbelirlenmesi durumunda ise hükmün bu yönden ve varsa diğer bozma nedenlerieklenmek suretiyle bozulmasına karar verilmelidir.
Nitekim Ceza Genel Kurulunun 06.03.2012 gün304-79 sayılı kararı da bu yöndedir.
Bu açıklamalara göre somut olayda; rüşvetsuçunu düzenleyen, gerek 5237 sayılı TCY’nın 252.maddesinin 1. fıkrasında, gerekse 6352 sayılı Yasanın 87. maddesiyle getirilenyeni düzenlemede belirlenen temel ceza ile rüşvet alan veya talebinde bulunanya da bu konuda anlaşmaya varan kişinin yargı görevini yapan kişilerden olmasıhalinde yapılacak artırım oranının aynı olması nedeniyle, yeni yasanın buyönlerden lehe bir durum oluşturmadığı, buna karşın, 6352 sayılı Yasanın 87.maddesiyle 5237 sayılı TCY’nın 252. maddesinin 5.fıkrasında yapılan düzenleme ile “rüşvete aracılık eden kişinin” sorumlulukstatüsü ağırlaştırılarak eylemden “müşterek fail” olarak sorumlu tutulacağıhüküm altına alınması nedeniyle de yeni yasal değişikliğin aleyhe olduğugörülmektedir.
Her ne kadar, 6352 sayılı Yasanın 87.maddesiyle 5237 sayılı TCY’nın 252. maddesinin 4.fıkrasında yapılan yeni düzenlemeyle rüşvet suçuna özgü teşebbüs haliöngörülerek, bu durumda verilecek cezanın “yarı oranında” indirileceği hükümaltına alınmış, bu suretle de 5237 sayılı TCY'nın 35.maddesinin uygulama olanağı ortadan kaldırılmış ise de; Özel Dairece hüküm tarihiitibarıyla anılan Yasanın 35. maddesi uyarınca uygulama yapılmasında birisabetsizlik bulunmadığı gibi, sanıklar hakkında hükmolunan cezadan 1/2oranında indirim yapılması karşısında yasal değişiklik bu yönden de sanıklarlehine sonuç doğurmayacaktır.
Bu itibarla, sonradan yürürlüğe giren yasaldeğişikliğin sanıklar lehine hükümler içermediği ve Özel Daire hükmününisabetli olduğu anlaşıldığından, sanıkların temyiz itirazlarının reddiyle usulve yasaya uygun bulunan Özel Daire hükmünün onanmasına karar verilmelidir.”
25. YCGK’nun 6/3/2012 tarih, E.2011/7-304, K.2012/79 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“Özel Dairece 5728 sayılı Yasa ile 5846 sayılıYasada yapılan değişikliklerin lehe olup olmadığının tartışılması gerektiğindenbahisle hükmün bozulduğu anlaşılmaktadır. Suç ve hüküm tarihinden sonrayürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa ile 5846 sayılı Yasada yapılan değişikliklersonucunda sanığın hukuki durumunun yeniden yerel mahkemece değerlendirilmesininzorunlu olduğu, buna göre işin esası incelenmeksizin hükmün yasa değişikliğinedeniyle bozulması gerektiği düşünülebilir ise de; suçun nitelendirmesinintartışmalı olduğu inceleme konusu olaydaki eyleme uyan suç tipinin öncekidüzenlemeden farklı unsurlar içerecek biçimde yeniden düzenlenmesi ve öncekindendeğişik yaptırımlar öngörülmesi karşısında, suçun vasıflandırılması veiddianamede tanımlanan eylemin hangi suçu ya da suçları oluşturabileceğiYargıtay’ca incelenip sonuca bağlanmadan yerel mahkemece yapılacak bir hukukideğerlendirmenin sağlıklı olmayacağı, bu uygulamanın “davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını” yargının görevi olarak niteleyenTürkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141 ve AİHS’nin 6. maddelerine aykırılıkoluşturacağı, bu durumda öncelikle işin esasının Yargıtay ilgili dairesindegörüşülmesi gerektiği kabul edilmelidir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
26. Mahkemenin 20/3/2014tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 10/1/2013 tarih ve 2013/500numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
27. Başvurucu, yargılandığı cezadavasında beraat etmesine rağmen, bu karar kesinleşmeden yürürlüğe giren 6352sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarıncakovuşturmanın ertelenmesine karar verilmesinin Anayasa’nın 36. maddesinde yeralan adil yargılanma hakkının ve 38. maddesinde yer alan masumiyet ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş;yargılamanın yenilenmesi ile 50.000 TL manevi tazminata ve yargılamagiderlerinin ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. MasumiyetKarinesinin İhlali İddiası Yönünden
28. Başvurucu, yargılandığı cezadavasında beraat etmesine rağmen, bu karar kesinleşmeden yürürlüğe giren 6352 sayılıKanun hükümleri uyarınca yeniden duruşma yapılarak hakkında kovuşturmanınertelenmesine karar verilmesi nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesinde yer alanmasumiyet ilkesinin ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
29. Başvurucunun iddialarınakarşı Bakanlık görüşünde, başvurucuya cezai sorumluluk yükleyen mahkemekararlarının masumiyet karinesini zedeleyebileceği, Ankara 11. Ağır CezaMahkemesinin ve Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesinin kararlarında başvurucununsuçu işlediğine dair bir ifade bulunmadığı belirtilmiştir. Bakanlık görüşündeayrıca, 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. ve 2. maddeleri uyarınca kovuşturmanınertelenmesi kararının adli sicile kaydedildiğini ancak söz konusu kayıtlarınbaşvurucu ve dosyaya ulaşma yetkisi olan adli görevliler dışında hiç kimsetarafından görülemediği için söz konusu adli sicil kayıtları nedeniylebaşvurucunun mağdur da olmayacağını bu nedenle masumiyet ilkesinin ihlaledilmediği ileri sürülmüştür.
30. Başvurucunun ihlal iddiasınakonu olan masumiyet karinesi, Anayasa’nın 38. maddesinin dört, Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ise 6. maddesinin (2) numaralı fıkralarındadüzenlenmektedir.
31. Anayasa’nın 38. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlusayılamaz”
32. Sözleşme’nin 6. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasalolarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.”
33. Anayasanın 38. maddesinindördüncü fıkrasında yer alan masumiyet ilkesi, bir suçla itham edilen kimseleraçısından, Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında öngörülen adilyargılanma hakkının en önemli güvencelerinden birini oluşturur. Buna göre,masumiyet karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararıolmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucuolarak, kişinin masumiyeti “asıl”olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait olup, kimseyesuçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmensabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçluolarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (B. No: 2012/665,13/6/2013, § 26).
34. Bu çerçevede, masumiyetkarinesi kural olarak, hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyetkararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir. Suç isnadı mahkûmiyete dönüşenve suçluluğu sabit hale gelen kişiler açısından ise, artık “hakkında suç isnadı olan kişi” statüsündeolmadıkları için masumiyet karinesi iddiasının geçerli bir dayanağıkalmamaktadır. Ancak ceza davası sonucunda isnat edilen suçu işlemediğininsabit olduğu veya suçu işlediğine kesin olarak kanaat getirilemediği ve bunedenle sanık hakkında beraat kararı verilen durumlar ile bir suç soruşturmasıveya kovuşturmasının ertelendiği durumlarda kişi hakkındaki masumiyetkarinesinin devam ettiğinin kabulü gerekir. Çünkü böyle durumlarda Anayasa’nın38. maddesinin dördüncü ve Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkralarıanlamında kişinin suçluluğu sabit olmamıştır ve bu nedenle suçlu sayılamaz (B.No: 2012/998, 7/11/2013, § 61).
35. Kamu otoriteleri veyagörevlileri tarafından, hakkındasoruşturma veya kovuşturma yürütülen kişiyle ilgili olarak, yargılama sürecibir mahkûmiyet hükmüyle kesinlik kazanmadan, suçluluğa dair herhangi bir kanaatifade etmiş olması ya da ceza yargılaması mahkûmiyet dışında bir kararla sonaermesine rağmen, sona ermeye ilişkin kararda sanığın suçlu olabileceğinin ifadeedilmiş olması durumunda masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilecektir(benzer bir karar için bkz. Panteleyenko/Ukrayna, B. No: 11901/02, 29/6/2006 §70). Dolayısıyla mahkeme kararlarında, resmi yazılarda veya kamu görevlilerininifadelerinde sarf edilen söz veya ifadeler nedeniyle kişiler hakkındakimasumiyet karinesinin ihlal edilmemesi için kullanılan ifadelerde seçilecekkelimelere azamî dikkat edilmesi gerekir.
36. Başvuru ekindeki belgelerinincelenmesinden, başvuruya konu yargılamada verilen beraat ve kovuşturmanınertelenmesi kararlarında, mahkemelerce, yalnızca mesele konusu iddianamede yeralan bir “şüphe” durumuanlatılmakta ve hiçbir suçluluk tespiti belirtilmemektedir. Aynı şekilde tanzim edilen tali cezafişinde de başvurucunun suçluluğunu çağrıştıracak bir ifade yer almamıştır(Bkz.§ 20).
37. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun, masumiyet karinesinin ihlali niteliğinde olduğunu ileri sürdüğüyargılama işlemlerinde açık ve görünür bir ihlal saptanmadığından, başvurununbu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksunolması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. AdilYargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası Yönünden
38. Başvurucu, temyiz talebine rağmen dosyasınınYargıtay ilgili ceza dairesine gönderilmeyerek ve hakkında nihai ve icraedilebilir bir karar verilmeyerek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
39. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan vekabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden debulunmayan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
2. EsasYönünden
40. Başvurucu, İlk Derece Mahkemesincehakkında beraat kararı verildikten sonra 6352 sayılı Kanun’un kabul edilmesinedeniyle dosyanın Yargıtay tarafından incelenmeden İlk Derece Mahkemesine gerigönderilmesi nedeniyle uyuşmazlığını nihai ve icra edilebilir bir karar vermeyeyetkili yargı mercii önüne götüremediğini bu nedenle mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
41. Bakanlık bu iddiaya karşı beyandabulunmamıştır.
42. Başvuru konusu olaydabaşvurucu, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmış ve Mahkemenin,16/2/2012 tarihli kararı ile beraat etmiştir. Başvuran vekili, Avukatlık AsgariÜcret Tarifesi uyarınca beraat eden müvekkili lehine avukatlık ücretinehükmedilmemesi nedeniyle kararın bozulması istemiyle kararı temyiz etmiştir.Dosya temyiz aşamasında iken 6352 sayılı Kanun’un 2/7/2012 tarihinde yürürlüğegirmesi nedeniyle adı geçen Kanun’un geçici 2. maddesi uyarınca YargıtayCumhuriyet Başsavcılığınca dosya İlk Derece Mahkemesine iade edilmiştir. İadeüzerine Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 2/11/2012 tarihli kararı ile 6352sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendiuyarınca, başvuran ve önceki kararda mahkûmiyetlerine hükmedilen beş sanıkhakkındaki kovuşturmanın ertelenmesine karar vermiştir. Böylece somut olayda, Ankara11. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/2/2012 tarihli kararı başvurucu tarafından temyizedilmesine rağmen dosya, 6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi nedeniyletemyiz mercii olan Yargıtayın ilgili dairesinegönderilememiştir.
43. 6352 sayılı Kanun, adındanda anlaşılacağı üzere, yargı hizmetlerinin etkinleştirilmesi amacıyla mevzuatınbirçok alanında değişiklik yapmıştır. Bu kapsamda geçici 1. maddeyle,31/12/2011 tarihine kadar basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaataçıklama yöntemleriyle işlenmiş olup adlî para cezasını ya da üst sınırı beşyıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı; kamudavasının açılmasının, kovuşturmanın veya kesinleşmiş olan mahkûmiyethükümlerinin infazının ertelenmesi imkânı getirilmiştir. Böylece, halenbulundukları safhaya bağlı olarak soruşturma, kovuşturma ve infaz makamlarıönünde işlem görmekte olan çok sayıda dosyanın belli bir süre işlemdenkaldırılarak ağır iş yükü altındaki yargının kısmen rahatlatılmasıhedeflenmiştir.
44. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36.maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargımercileri önünde davacı ve davalı kimliğiyle sav ve savunma ile adil yargılanmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
45. Yargı yerlerinin verdikleri kararlarda, gerek yanılma, gerekse normları değişik biçimdeyorumlama sonucu olarak doğan hukuka aykırılıkların giderilmesini sağlamakamacıyla bazı hukuki yollar kabul edilmiştir. Bir yargı yerinin verdiği karardaaykırılık olduğu iddiası ile ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümlenmek üzere yargıönüne getirilmesi “kanun yolu”na başvurmadır. Bunun nasılyapılacağı ise usul hükümleri ile gösterilmektedir. Anayasa’nın 142. maddesinde“mahkemelerin kuruluşunun, görev veyetkilerinin, işleyişlerinin ve yargılama usullerinin” yasa iledüzenlenmesi öngörülmüştür. Kanun yoluna ilişkin düzenlemeler, yargılama usulükapsamındadır. Yargılamanın olabildiğince hızlı sonuçlanması ve sonuçların biran önce açıklanması gerektiğinden her karara karşı değil, fakat önemlikararlara karşı kanun yoluna gidilmesi gereği benimsenmektedir. Mahkemelerceverilen tüm kararlara karşı kanun yolunun açık tutulması, kanun yolu kurumunuişlemez duruma getirebilir (AYM, E.2006/65, K.2009/114, K.T. 23/7/2009).
46. AİHS’in 6. maddesi mahkemekararlarına karşı kanun yolu başvurusunda bulunma hakkını güvence altınaalmamaktadır. Ancak eğer bir devlet, kendi takdirine bağlı olarak kanun yolubaşvurusunda bulunma hakkı tanıyorsa, kanun yolu başvurusunu inceleyen mahkemeönünde uygulanan muhakeme usulünün Sözleşme’nin 6. maddesinde yer alan ilkelereuygun olması gerekir (bkz. Delcourt/Belçika, B. No: 2689/65, 17/1/1970, §26). Öte yandan “Cezai konularda ikidereceli yargılanma hakkı” Türkiye’nin henüz taraf olmadığı AİHS’e Ek 7 No’lu Protokolün 2.maddesi ile kabul edilmiştir.
47. Bu açıklamalar ışığında, başvuru konusuşikâyet, başvurucu hakkında verilen beraat kararının vekâlet ücreti yönündentemyiz edilmesinden sonra yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun hükümlerininYargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca hatalı yorumlanarak dosyanın Yargıtayilgili dairesine temyiz incelemesi için gönderilmesi yerine mahkemesine iadeedilmesine yöneliktir. Başka bir deyişle başvurucunun mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiği yönündeki şikâyeti, kendisine kanunlar tarafından tanınmış olan kanun yoluna başvuruhakkının kanunlara aykırı olarak engellenmesi nedeniyle İlk Derece Mahkemesi kararını temyiz mercii önünegötürememesine ilişkindir.
48. Herkes, kişisel hak veyükümlülüklerinin karara bağlanması için bir mahkemeye erişme ya da dava açmahakkına sahiptir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre mahkemeye erişimhakkı, suç isnadı altındaki veya medeni haklarını icra etmesine yapılanmüdahalenin keyfi olduğunu savunulabilir şekilde öne süren ve bu şikayetini Sözleşme’nin6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının sağladığı güvencelere sahip bulunan birmahkeme nezdinde öne süremediğini iddia eden herkese açıktır (bkz. özellikle, Roche/Birleşik Krallık [BD], B. No: 32555/96, 19/10/2005, § 117; Stanev/Bulgaristan, [BD], B. No: 36760/06, 17/1/2012, § 229).
49. Mahkemeye erişme hakkısadece ilk derece mahkemesine dava açma hakkını değil, eğer iç hukukta itiraz,istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı tanınmış ise üstmahkemelere başvurma hakkını da içerir (bkz. Bayarve Gürbüz/Türkiye, B. No: 37569/06, 27/11/2012, § 42). Mahkemeyeerişme hakkı, cezai olaylarda da uygulanabilir bir haktır. Bu bağlamdamahkemeye erişme hakkı, hakkında suç isnadı bulunan bir kimsenin, bu isnathakkında bir mahkeme tarafından bu isnadın yerinde olduğu ya da olmadığıyönünde bir karar verilmesini isteme hakkıdır.
50. Öte yandan mahkemeye erişmehakkı, niteliği gereği devlet tarafından düzenleme yapılmasını gerektirdiğindenmutlak bir hak olmayıp sınırlamalara tabidir. AİHM’egöre bu hak, Sözleşme’nin tanımlamaksızın kabul ettiği bir hak olduğundan,herhangi bir hakkın gerçek kapsamını sınırlayan hudutlardan başka, örtülüolarak izin verilen sınırlandırmalara da tabidir. Uygulanacak olansınırlandırmaların, bireylerin başvurularını bu hakkın özünü zedeleyecekşekilde ve ölçüde kısıtlamaması gerekir (bkz. Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 38). Ayrıcabir sınırlama, meşru bir amaç izlemeli ve kullanılan araçlarlagerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisikurulmalıdır; aksi takdirde sınırlama mahkemeye erişim hakkı ile bağdaşmaz (bkz.Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78, 28/5/1985, § 57; Bayar ve Gürbüz/Türkiye, B. No: 37569/06, 27/11/2012, § 40).
51. Bu bağlamda somut olaydadeğerlendirilmesi gereken mesele, başvurucunun usul kanunlarına uygun olarakdosyasındaki kısmi kanuna aykırılığın incelenmesi için temyiz hakkınıkullanmasından sonra yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesiuyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca dosyanın İlk Derece Mahkemesineiade edilmesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişme hakkına orantısız birmüdahale oluşturup oluşturmadığıdır.
52. Başvurucu İlk DereceMahkemesinin kararını vekâlet ücretine hükmedilmemesi nedeniyle temyizetmiştir. Temyiz, yargılama makamlarının kararlarındaki hukuka aykırılıklarıgidermek gayesiyle kabul edilmiş kanun yollarından biridir. “Temyiz yolu davası” veya kısaca “temyiz davası” da denilen temyiz, ilkderece mahkemelerinin verdikleri son kararlara ve bunlarla birlikte olmak şartıile bunlara esas teşkil etmiş olan ara kararlara karşı kabul edilmiş olanolağan kanun yoludur.
53. Somut olayda başvurucuhakkında terör örgütü propagandası yaptığı iddiasıyla 3713 sayılı Kanun’un 7.maddesinin ikinci fıkrası uyarınca cezalandırılması talebiyle ceza davasıaçılmıştır. Başvurucu İlk Derece Mahkemesinde yapılan yargılama sonucundaberaat etmiştir. Başvuran vekili, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarıncaberaat eden müvekkili lehine avukatlık ücretine hükmedilmemesi nedeniylekararın bozulması istemiyle kararı temyiz etmiş, dosya temyiz aşamasında iken6352 sayılı Kanun’un 2/7/2012 tarihinde yürürlüğe girmesi nedeniyle adı geçenKanun’un geçici 2. maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca dosyaİlk Derece Mahkemesine iade edilmiştir.
54. YCGK, 6352 sayılı Kanun’ungeçici 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının sadece karşılıksız yararlanmayadönüşen hırsızlık suçlarını kapsadığına ve anılan Kanun ile değiştirilen vekarşılıksız yararlanmaya dönüşen hırsızlık suçları dışında kalan suçlarailişkin dosyaların ise esasının incelenmesi gerektiğine karar vermiştir (YCGK,E. 2012/5.MD-420 K.2012/1771, K.T.18/9/2012)
55. Öte yandan YCGK, öteden beritemyiz incelemesi sırasında yasa koyucu tarafından incelemeye konu suçlarailişkin değişiklik yapılması durumunda yürürlüğe giren yeni yasanın açıkça leheolduğunun anlaşıldığı durumlar dışında dosyanın temyiz merciince esastanincelenerek suçun oluşumu, sübutu ve uygulama denetlenip, önceki ve sonrakiyasalar bir bütün halinde değerlendirildikten sonra ortaya çıkan sonuçlarkarşılaştırılmak suretiyle lehe yasanın belirlenmesi gerektiğine kararvermektedir. YCGK’na göre önceki yasanın lehe olduğubelirlenip, yerel mahkeme uygulamasının isabetli olduğunun anlaşılmasıdurumunda hükmün onanmasına, sonradan yürürlüğe giren yasanın lehe olduğununbelirlenmesi durumunda ise hükmün bu yönden ve varsa diğer bozma nedenlerieklenmek suretiyle bozulmasına karar verilmelidir (bkz. YCGK, E. 2011/7-304,K.2012/79, K.T. 6/3/2012).
56. Somut olayda, başvurucuhakkında beraat kararı verildiği de dikkate alındığında, yargılandığı terörörgütü propagandası yapmak suçu 6352 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesininbirinci fıkrası kapsamında kalan suçlardan olmadığından Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığınca dosyanın ilgili dairesine gönderilmesi ve Dairece temyizincelemesinin yapılması gerekmektedir. Bu itibarla Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığının, başvurucunun temyiz talebine rağmen dosyayı ilgili cezadairesine göndermemesiyle Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan mahkemeye erişimhakkına saygı gösterilmemiştir.
57. Başvurucu ayrıca, yargılama sürecininsonucunda icra edilebilir bir beraat kararı yerine, kovuşturmanın ertelenmesinekarar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlâl edildiğini ilerisürmüştür.
58. Bakanlık görüşünde,başvurucu hakkında beraat kararı verildikten sonra kanun değişikliği nedeniylekovuşturmanın ertelenmesine karar verilmesinin başvurucunun aleyhine olduğuifade edilmiş ayrıca Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin kararının yürürlükteolan bir kanunun uygulanmasından ibaret olduğunu, Anayasa Mahkemesinin hukukkurallarının yorumlanması ve uygulanmasına dayanan mahkeme kararlarını bireyselbaşvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutamayacağı ileri sürülmüştür.
59. Somut olayda İlk DereceMahkemesince başvurucu hakkında verilen beraat kararı yalnızca başvurucunun müdafii tarafından ve vekâlet ücreti yönünden temyizedilmiştir. Temyiz incelemesinin sonucuna göre Yargıtay, beraat kararınıonayarak ilk derece mahkemesince eksik hükmedilen vekâlet ücretinehükmedebileceği gibi derece mahkemesinin kararını hatalı bulduğu takdirde 1412sayılı Kanun’un 326. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca başvurucu aleyhinetemyiz bulunmadığından yalnızca hatayı belirtmekle yetinecekti. Başka birdeyişle ilk derece mahkemesinin kararı yalnızca başvurucu tarafından temyizedildiğinden temyiz davası sonucunda beraat kararı kesinleşecekti. Ancak somutolayda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının dosyayı iadesi ve İlk DereceMahkemesinin başvurucu hakkında kovuşturmanın ertelenmesi kararı vermesisonucunda, başvurucu, 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin (2) numaralıfıkrası uyarınca üç yıl süresince denetim altına alınmıştır. Adı geçen kuralagöre başvurucu üç yıllık süre zarfında 6352 sayılı Kanun’un geçici 1.maddesinin (1) numaralı fıkrasında sayılan suçları işlememesi halinde düşmekararı verilecek, ancak bu süre içerisinde yeni bir suç işlemesi halindeertelenen kovuşturmaya devam edilecektir.
60. Bir uyuşmazlığın bir mahkemetarafından karara bağlanması hakkı, mahkeme hakkından türetilen bir haktır.Gerçekten de bir mahkemenin yalnızca önüne getirilen maddi ve hukuki sorunlarıinceleyebilmesi yeterli değildir; bu yargı yerinin aynı zamanda bir kararverebilmesi de gerekir. Mahkeme hakkını kullanan tarafın amacı, davanınsonucunda bir karar elde etmektir. Karar elde edemiyorsa, dava açmanın da biranlamı olduğu söylenemez.
61. Anayasa’daki hakların etkilibir biçimde korunması için, davaya bakan yargı yerlerinin taraflarıntaleplerini, iddialarını, delillerini etkili bir biçimde inceleme görevlerivardır. Başvurucunun temyiz talebine rağmen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınındosyayı İlk Derece Mahkemesine iade etmesi ve İlk Derece Mahkemesininkovuşturmanın ertelenmesi kararı vermesinin nedeni, 6352 sayılı Kanun’unyürürlüğe girmesidir. Sonuç olarak başvurucunun temyiz talebi Yargıtayca incelenememiş ve böylece beraat etmesi gerekenbir davada kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilerek başvurucunun etkili kararhakkına saygı gösterilmemiştir.
62. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişmehakkının ve etkili karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
63. Başvurucu 50.000 TL manevitazminat ve yeniden yargılama yapmak üzere dosyanın ilgili mahkemesinegönderilmesini talep etmiştir.
64. Adalet Bakanlığı görüşünde,başvurucunun tazminat ve dosyanın yeniden yargılama yapmak üzere mahkemesinegönderilmesi talebine ilişkin görüş bildirilmemiştir.
65. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
66. Mevcut başvuruda mahkemeyeerişim hakkına ve etkili karar hakkına müdahale edilmesi nedeniyle Anayasa’nın36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla, ihlali ve sonuçlarınıortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosyanın ilgili Mahkemesinegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
67. Başvurucu tarafından manevitazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, yeniden yargılama yapmak üzeredosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi nedeniyle,başvurucunun manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
68. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 başvuru harcı ve 1.500,00TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerinin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Adil yargılanma hakkınınihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerinin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı ve etkili karar hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
C. İhlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere kararın ilgili Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun manevi tazminata ilişkin talebinin REDDİNE,
E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL başvuru harcı ve1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderininBAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğinden sonra Maliye Hazinesineyapılacak başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
20/3/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.