TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ALİ ABİDİN SARUHANOĞLU VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/15478)
Karar Tarihi: 6/12/2017
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Raportör Yrd.
:
Halil İbrahim DURSUN
Başvurucular
:
1. Ali Abidin SARUHANOĞLU
2. Gül SARIKAYA
3. Saliha SARUHANOĞLU
4. Senem SARUHANOĞLU
5. Sevil SARUHANOĞLU
Vekili
:
Av. Ahmet DÜZGÜN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu gerçekleştiği iddia edilen ölümleilgili tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 25/9/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Aralarındaki konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle2014/15479, 2014/15480, 2014/15481 ve 2014/15482 numaralı başvuruların2014/15478 numaralı başvuru ile birleştirilmesine, incelemenin 2014/15478numaralı başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine ve diğer başvuru dosyalarınınkapatılmasına karar verilmiştir.
5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
9. İlk iki başvurucunun kardeşi, üçüncü başvurucunun oğlu,dördüncü başvurucunun eşi ve beşinci başvurucunun babası olan M.S.S., kasık vegöğüs ağrısı şikâyeti ile gittiği bir devlet hastanesinde 16/1/2004 tarihinde47 yaşında yaşamını yitirmiştir.
A. Başvurucuların Yakını M.S.S.ninHastaneye Başvurması ve Ölümü
10. M.S.S., 16/1/2004 tarihinde gece saat 00.42'de şiddetlikasık ve göğüs ağrısı şikâyeti ile Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve AraştırmaHastanesi Acil Dahiliye 1 Polikliniğine başvurmuştur. Hastayı muayene edendoktor, hastanın bacağının oldukça soğuk olmasını ve saat 00.56'da çıkan kantahlillerini dikkate alarak hastayı atardamarlarında bir problem olabileceğişüphesiyle Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve DamarCerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesine yönlendirmiştir.
11. Başvurucular, M.S.S.yi kendiimkânlarıyla Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve DamarCerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürmüştür. M.S.S., hasta dosyasınagöre ilk kez saat 01.50'de muayene edilmiştir. Bu Hastanede yapılan ilkmuayenede, diğer bazı tespitlerin yanı sıra hastanın duyu ve motor kaybınınolmadığı, hastanın nabzının 96/dk olduğu ancak sağbacak nabzının alınamadığı tespitleri yapılmıştır. İlk muayeneyi yapan doktor,hastayla ilgili tıbbi verileri değerlendirerekperiferik arter hastalığı, aort diseksiyonuön tanısıyla hastayıKalp Damar Cerrahisineyönlendirmiştir.
12. M.S.S., saat 02.15'te Kalp Damar Cerrahisi hekimlerincemuayene edilmiştir. Kalp Damar Cerrahisi notunda özetle hastanın geneldurumunun iyi olduğu, hastanın motor ve duyu kaybının olmadığı, kalp seslerinindoğal olduğu, bununla birlikte sağ femoral nabız, sağpopliteal nabız ile sağ dorsalispedis nabzı ve sağ tibialisnabzının alınamadığı belirtilmiştir. Kalp Damar Cerrahisi notunda hastalığıntanısı ile ilgili olarak "aort diseksiyonu? sağ femoral arter embolisi + abdominal arteranevrizması" ifadeleri yer almıştır. Kalp Damar Cerrahisinotunda ayrıca transözofageal ekokardiyografi (anaatardamar-aort yırtılmalarının aranması için kullanılan bir işlem) işlemi iletansiyon kontrolü işleminin yapılmasının planlandığı ve sonuca göre hastanınyeniden değerlendirileceği belirtilmiştir.
13. Transözofageal ekokardiyografiişlemi için Koroner Yoğun Bakım Ünitesine götürülen hastanın genel durumuaniden kötüleşmiş, daha sonra hastada kardiyopulmonerarrest gelişmiştir. Bunun üzerine kardiyopulmonerresüsitasyona başlanmış ve eş zamanlı olarak transözofageal ekokardiyografi işlemi yapılmıştır. Yapılan transözofageal ekokardiyografide tip 1 diseksiyon lehineekokardiyografi bulguları gözlenmiştir.
14. Kardiyopulmoner arrest gelişmesinden itibaren hastaya yaklaşık bir buçuksaat müdahale edilmiş ancak olumlu bir sonuç alınamamamıştır.Bunun üzerine saat 03.40'ta hastanın öldüğü kabul edilmiştir.
B. Ceza Soruşturması Süreci
15. Başvurucular, olay günü Dr. SiyamiErsek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesindeyakınlarına müdahale eden doktorlar hakkında görevi ihmal sonucu ölümesebebiyet verdikleri iddiasıyla 2/1/2004 tarihinde suç duyurusunda bulunmuştur.
16. Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığı, söz konusu olayda görevalan personel hakkında İstanbul Valiliğinden 4483 sayılı Kanun’un 4. maddesiuyarınca soruşturma izni istemiştir. Bunun üzerine ilgili sağlık personelihakkında ön inceleme başlatılmıştır. Daha sonra İstanbul İl Sağlık MüdürYardımcısı Dr. F.G., ön incelemeci olarak görevlendirilmiştir.
17. Ön incelemeci Dr. F.G., ilgili personelin ifadelerinialmıştır. Dr. Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve DamarCerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde hastaya ilk müdahaleyi yapan Dr. T.K.nin ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(...) Bu vakanın olduğu gece ben acildenöbetçi asistan idim, hastayı ilk gören benim. Hastanın hemen birkaç dakikaiçerisinde elektrosunu çektik, kanlarını aldık, hastadadosyasındabelirtilenmuayenebulgularımevcuttu.Bununüzerinehemenuzmanım[Dr. A.T.A.ya] haber verdim.Hastada enfarktüs düşünmediğimiz için ve şiddetli bacak ağrısı olduğundan, sağ femoral nabız da alınamadığından periferikarter hastalığı ve aort disseksiyonu düşünerek hementelefonla kardiyavasküler cerrahi ekibini aradım.Doktor odası cevap vermeyince eski postop bölümünüaradım ve telefona çıkan hemşireye durumu aktardım, kendisi o sırada kardiyevasküler cerrahi ekibinin bir hastaya müdahaleetmekte olduğunu belirterek telefona ekipten birini çağırdı, durumu telefonagelen doktor arkadaşa bildirdim. Bunun üzerine tahminen 02.15 sıralarında kardiyovasküler cerrahiden doktor arkadaş hastayı görerekhemen koroner yoğun bakım bölümüne alındı ve eko yapılması planlandı. Hastakoroner yoğun bakıma nakli esnasında kötüleşmişti. Ben tüm bu aşamalarda ve resüsitasyon aşamalarında hasta exolana dek yanında idim. Hastaya gerekli tüm müdahaleler yapılmıştır."
18.Ön incelemeci Dr. F.G., kardiyovaskülercerrahi ekibinden Dr. T.T.nin ifadesini almıştır. Dr.T.T.nin ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(...) Bu vakanın olduğu gece ben [Dr. B.], [Dr. G.]adlı asistanlarla ve uzman [Dr. N.B.A.] ile nöbetçi idim. Vaka bize bildirildiği sırada biz ekip olarak postop arrest gelişen bir hastayacerrahi müdahalede bulunmakta idik. Bu nedenle vaka [Dr. T.K.] tarafından bildirildiğinde hemen en kıdemsiz asistanarkadaşımız [Dr. B.] giderekhastayı gördü ve bize gelip hastada aort disseksiyonuolabileceğini bildirdi. Bunun üzerine uzmanımız beni gönderdi. Ben hastayı muayeneettiğimde aynı kanıya vararak elimizde BT olmadığından transözofagealeko yapılmasını istedim. Hastayı koroner yoğun bakıma aldığımız sırada hastanındurumu birden kötüleşti. Hemen resüsitasyonabaşladık. Bu sırada bir yandan resüsitasyon yapılırkenekosu da yapıldı. Hastaya gerekli tüm müdahaleler yapılmıştır."
19.Hastane kayıtlarına göre kardiyovaskülercerrahi ekibinde görev yapan doktorlar olay saatinde Ş.P. adlı bir hastanıntedavisi ile ilgilenmektedirler. Daha önceden by-passameliyatı olan Ş.P. adlı hasta, olay günü gece saat 01.00 sıralarında nefesdarlığı şikâyeti ile hastanaye müracaat etmiş,hastada saat 01.30 sıralarında kardiak arrest gelişmiş ve yapılan müdahalelere rağmen hastakurtarılamayarak saat 03.30'da ölü kabul edilmiştir.
20.Ön incelemeci tarafından dinlenen diğer sağlık personeli deolayın gelişimine ilişkin benzer şekilde beyanda bulunmuştur.
21.Ön incelemeci Dr. F.G., olayla ilgili olarak Koşuyolu KalpEğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Kliniğinde görevli Başhekim YardımcısıDr. M.T. ve Kardiyovasküler Cerrahi Klinik Şefi Prof.Dr. R.Z.den bilirkişi raporu almıştır. Bilirkişiraporunda özetle hastanın kalp elektrokardiografisinin(EKG) çekildiği ancak hastada kalp krizini düşündürecek bulgular saptanmadığı,bunun üzerine aort diseksiyonu veya periferik emboli tanısı ileilgili girişimler uygulandığı, hastaya K. adlı tablet verildiği, aynı zamandaelde mevcut olan, hızlı sonuç veren ve hastalığın tanısı için için altın değerinde bilgi veren transözofagealeko uygulandığı, hastada De Bakey sınıflamasına göre tip I diseksiyonbulunduğu, sonuç olarak 01.50'de Hastaneye kabul edilen, 02.10'da arrest olan, bir buçuk saatlik resüsitasyonacevap vermeyen, 03.40'ta "ex" (ölü) kabuledilen hastanın yapılan tıbbi işlemlerinde herhangi bir gecikme ve yanlışuygulama olmadığı belirtilmiştir.
22.Ön İncelemeci Dr. F.G., yaptığı araştırmalar neticesindeilgili sağlık personeli hakkında soruşturma izni verilmemesi gerektiği yönündegörüş bildirilmiştir.
23.İstanbul Valiliği İl Sağlık Müdürlüğü 25/6/2004 tarihli ve 14sayılı karar ile ilgili sağlık personeli hakkında soruşturma izni verilmemesinekarar vermiştir.
24. Başvurucular, soruşturma izni verilmemesi kararına itirazedip etmedikleri hususunda Anayasa Mahkemesine herhangi bir bilgi sunmamıştır.
C. Tam Yargı Davası Süreci
25. Başvurucular 1/9/2004 tarihinde Sağlık Bakanlığına müracaatetmiş ve anılan olay sebebiyle uğramış oldukları maddi ve manevi zararlarınıntazmin edilmesi talebinde bulunmuşlardır. Sağlık Bakanlığı başvurucuların talebinireddetmiştir.
26. Bunun üzerine başvurucular 13/12/2004 tarihinde İstanbul 6.İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmışlardır. Başvurucular dava dilekçesindeözetle şiddetli kasık ve göğüs ağrısı şikâyeti ile Dr. Lütfi Kırdar KartalEğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran yakınlarının damarda yırtılmatanısıyla Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve DamarCerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiğini, sevk edilenHastanenin doktorlarının gerekli tıbbi müdahaleyi yapmaması sonucu yakınlarınınyaşamını yitirdiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular dava dilekçesinde;hastanın rahatsızlığının tanısının geciktirildiğini, hastanın hiçbir cerrahimüdahale yapılmaksızın sedyede üç dört saat bekletildiğini belirtmişlerdir.Başvurucular ayrıca olaydan sonra akademik kariyere sahip kişilerle yaptıklarıgörüşmelerde bu şekildeki bir hastanın tomografisinin derhâl çekilmesigerektiğini öğrendiklerini ancak Hastanede tomografi cihazının olmadığını ifadeetmişlerdir. Başvurucular son olarak acil servis doktorlarından biri tarafındancezai ve hukuki sorumluluktan kurtulmak amacıyla belgelerde tahrifatyapıldığını ileri sürmüşlerdir.
27. Davalı idare ise Dr. Siyami ErsekGöğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gerekli tümtıbbi müdahalenin zamanında yapıldığını, hastaya hiçbir tıbbi girişimdebulunulmadığı yönündeki iddianın mesnetsiz olduğunu belirterek davanın reddinekarar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Davalı idare bu kapsamda hastaya transözofageal ekokardiyografi işleminin uygulanarakhastalığın tanısının konulduğunu, hastadatip 1 diseksiyon bulunduğunun tespitedildiğini, tip 1 diseksiyonhastalığının Kalp Damar Cerrahisinin en ağır hastalığı olduğunuvebu vakalarda dünyanın her yerinde ölüm oranının çok yüksek olduğunu, gerek tanıkonuluncaya kadar gerekse tanı konulduktan sonra yapılan işlemlerde tıbbigereklere uygun hareket edildiğini, tanı konulduğu aşamada hastada anidengelişen kardiak arrestüzerine yapılan tüm müdahalelere rağmen ölüm olayının meydana geldiğinibelirtmiştir.
28. İstanbul 6. İdare Mahkemesi; dava konusu olayda Hastaneekibinin kusurunun bulunup bulunmadığı, hastalığın teşhis ve tedavisinde ilgilipersonelin bir ihmal veya hatasının olup olmadığı hususunda gerekçeli bir raporhazırlanması istemiyle dosyayı Adli Tıp Kurumuna göndermiştir.
29. Adli Tıp Kurumu öncelikle kişinin ölüm sebebini tespitetmiştir. Bu kapsamda yapılan inceleme neticesinde Adli Tıp Kurumu 1. İhtisasKurulu, kişinin ölümünün kendisinde mevcut damar hastalığına bağlı aort diseksiyonu sonucu meydana gelmiş olduğu tespitleriniyapmıştır.
30. Kişinin ölüm sebebi tespit edildikten sonra söz konusuolayda sağlık personelinin bir kusurunun bulunup bulunmadığı araştırılmıştır.Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu, dava dosyasında bulunan tıbbi belgeler ilediğer bilgi ve belgeleri dikkate alarak olayda sağlık personelinin bir kusuruolmadığı sonucuna ulaşmıştır. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 23/8/2006tarihli raporunun sonuç kısmı şöyledir:
" (...)
Aort diseksiyonununoldukça mortal (ölümcül) bir tablo olduğu, tespitedildikten sonra 72 saat içinde müdahale edilmesi gerektiği, Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Hastanesi'ndeolay günü nöbetçi olan kardiyoloji ve cerrahi ekibinin kişiye tanıyı koymuşolduğu, ancak müdahale edilmeden kişinin öldüğü, hastanede bulunduğu süreiçerisinde yapılan tetkikler ve müdahalenin tıp kurallarına uygun olduğu oybirliği ile mütala olunur."
31. Başvurucular Adli Tıp Kurumu raporunun kabul edilebilirolmadığını, "Hastaya 72 saat öncemüdahale edilmesi gerekirdi." şeklindeki ifadenin yakınlarınamüdahale eden doktorların mantığını yansıttığını, nitekim aynı mantıkla hareketeden doktorların hastaya müdahale etmeyerek ölüme sebebiyet verdiğinibelirterek yeni bir bilirkişi raporu alınması talebinde bulunmuşlardır.Başvurucular ayrıca uzman kişilerle yaptıkları görüşmelerde hastanın sedyedebekletildiği sürenin teşhis ve müdahale için yeterli bir süre olduğunundeğerlendirildiğini, olay günü hastaya müdahale edilemeyeceğininkendilerinesöylenmesi hâlinde hastayı özel bir hastaneye götürebileceklerini ifadeetmişlerdir.
32. İstanbul 6. İdare Mahkemesi 11/4/2007 tarihli veE.2004/3314, K.2007/939 sayılı kararla, hastaya yapılan müdahalenin tıpkurallarına uygun olduğunu belirten Adli Tıp Kurumu raporunu yeterli görerekdavanın reddine karar vermiştir. Mahkeme, ölüm olayının Hastanenin kusurundankaynaklanmadığı, dolayısıyla başvurucuların tazminat isteğinin reddedilmesigerektiği sonucuna ulaşmıştır.
33. Başvurucular, genel olarak dava dilekçesinde ve bilirkişiraporuna itiraz dilekçesinde belirttikleri hususları yineleyerek kararı temyizetmiştir. Başvurucular ayrıca gerekçeli kararda bilirkişi raporuna yaptıklarıitirazın incelenmediğini, bunun yanı sıra gerekli teçhizatın Hastanedebulunmadığı, hastaya müdahale edilmediği ve sahtecilik yapılmaya çalışıldığıyönündeki iddialarının dikkate alınmadığını ileri sürmüştür.
34. Danıştay savcısı, uyuşmazlığın çözümünün ölen kişiyezamanında müdahale edilip edilmediği noktasında toplandığını belirterek buhususunun tespiti için yeni bir bilirkişi raporuna gereksinim duyulduğu yönündedüşünce bildirmiştir.
35. Danıştay 10. Dairesi 30/1/2012 tarihli ve E.2008/463,K.2012/263 sayılı ilamla ilk derece mahkemesi kararının onanmasına kararvermiştir.
36. Başvurucuların karar düzeltme talebi de aynı Dairenin27/5/2014 tarihli ve E.2013/3161, K.2014/4317 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.
37. Anılan karar 26/8/2014 tarihinde başvurucuların vekilinetebliğ edilmiştir:
38. Başvurucular 25/9/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
39. 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri TemelKanunu’nun "Temel esaslar" başlıklı3. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Sağlık hizmetleriyle ilgili temel esaslarşunlardır:
a) Sağlık kurum ve kuruluşları yurt sathındaeşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde Sağlık ve Sosyal YardımBakanlığınca, diğer ilgili bakanlıkların da görüşü alınarak planlanır, koordineedilir, mali yönden desteklenir ve geliştirilir.
c) Bütün sağlık kurum ve kuruluşları ilesağlık personelinin ülke sathında dengeli dağılımı ve yaygınlaştırılmasıesastır. Sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesi bu esasiçerisinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca düzenlenir. Bu düzenleme ilgiliBakanlığın görüşü alınarak yapılır. Gerek görüldüğünde özel sağlıkkuruluşlarının her türlü ücret tarifeleri Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca onaylanır.Kamu kurum ve kuruluşlarına ait sağlıkkuruluşları veya sağlık işletmelerinde verilen her türlü hizmetin fiyatlarıSağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca tespit ve ilan edilir.
g) Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı; sağlıkve yardımcı sağlık personelinin yurt düzeyinde dengeli dağılımını sağlamaküzere istihdam planlaması yapar, ülke ihtiyacına uygun nitelikli sağlıkpersoneli yetiştirilmesi amacıyla hizmet öncesi ya da kamu kuruluşlarındamesleklerini icra eden sağlık ve yardımcı sağlık personeline hizmetiçi eğitim yaptırır. Bunu sağlamak amacıyla üniversitelerin,kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile kamu kurum ve kuruluşlarınınimkanlarından da yararlanır. Hizmetiçi eğitimprogramını ne şekilde ve hangi sürelerle yapılacağı Sağlık ve Sosyal YardımBakanlığınca çıkartılacak yönetmelikte tespit edilir.
i)Sağlık hizmetlerinin yurt çapında istenilen seviyeye ulaştırılması amacıyla;bakanlıklar seviyesinden en uçtaki hizmet birimine kadar kamu ve özel sağlıkkuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları arasında koordinasyonve işbirliği yapılır. Sağlık kurum ve kuruluşları coğrafik ve fonksiyonelhizmet alanları, verecekleri hizmetler, yönetim, hizmet ilişki ve bağlantılarıgibi konularda tespit edilen esaslara uymak ve verilen görevleri yapmaklayükümlüdürler. Çağdaş tıbbi bilgi ve teknolojinin ülkeye getirilmesi ve teşvikisağlanır. ”
40.6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu’nun “Doğrudan doğruya tam yargıdavası açılması” başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmişolanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veyabaşka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yılve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarakhaklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmenveya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen gündenitibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde busürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”
B. Uluslararası Hukuk
41. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam hakkı" kenar başlıklı 2.maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkesin yaşam hakkı yasaylakorunur."
42. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre yaşam hakkınındevlete yüklediği pozitif yükümlülükler -ister özel hastane ister devlethastanesi olsun- hastaların yaşamlarının korunmasını teminat altına almazorunluluğu getiren düzenleyici bir çerçeve oluşturulmasını gerekli kılar (Asiye Genç/Türkiye, B. No: 24109/07,27/1/2015, § 67).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
43. Mahkemenin 6/12/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
44.Başvurucular, şiddetli kasık ve göğüs ağrısı şikâyeti ile Dr.Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran yakınlarınındamarda yırtılma tanısıyla Dr. Siyami Ersek GöğüsKalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiğini, sevküzerine gidilen Hastane doktorları tarafından zamanında tanının konulmaması vegerekli tedavi ile cerrahi müdahalenin yapılmaması nedeniyle ölüm olayınınmeydana geldiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, Dr. SiyamiErsek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi doktorlarınınhastayı saatlerce sedyede bekleterek ölüme sebebiyet verdiklerini, nöbetçidoktora bir türlü ulaşamadıklarını, yakınlarının fenalaşması üzerinedoktorların geldiğini ancak bu aşamada yapılan müdahalenin yeterli olmadığınıbelirtmişlerdir. Başvuruculara göre hastaya son anda müdahale eden doktorlar oana kadar Hastanede olmayıp hastanın nabzının düşmesi üzerine dışarıdançağrılmıştır. Başvurucular ayrıca hastalığın kesin tanısının konulabilmesi içinzaruri olan tomografi cihazının Hastanede bulunmadığını ve Acil Servisdoktorlarından birinin kayıtlarda tahrifat yapmaya çalıştığını ifadeetmişlerdir. Başvurucular bu iddialarla yaşam hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
45. Başvurucular, idari yargıda açtıkları tam yargı davasının daeksik ve çelişkili tespitler içeren bilirkişi raporuna dayanılarakreddedildiğini, Danıştay savcısı tarafından söz konusu bilirkişi raporununyetersiz olduğu ve olay hakkında karar verilebilmesi için yeni bir bilirkişiraporu alınması gerektiği yönünde görüş bildirildiğini, temyiz ve karardüzeltme taleplerinin gerekçesiz bir şekilde reddedildiğini belirterek adilyargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
B. Değerlendirme
46. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular temel olarak yakınları M.S.S.nin tıbbi ihmal sonucu yaşamını yitirdiğini ve bu ölümolayı üzerine açtıkları davada etkili bir yargısal korumadanyararlanamadıklarını ileri sürmüşlerdir. Başvurucuların iddiaları, Anayasa'nın17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı ile ilgili olduğundan buiddiaların bir bütün hâlinde yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir.
47. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarışöyledir:
“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığınıkoruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında,kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbîdeneylere tâbi tutulamaz.”
48. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri, (...)kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriylebağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engellerikaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartlarıhazırlamaya çalışmaktır.”
1. Genel İlkeler
49. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını korumahakkı birbiriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklardanolup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamınakasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanı sıra pozitif biryükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkınıgerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinineylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,B. No: 2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).
50. Söz konusu pozitif yükümlülük sağlık alanında yürütülenfaaliyetleri de kapsamaktadır. Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde herkesinsağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin “herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içindesürdürmesini sağlamak (…) amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıphizmet vermesini” düzenleyeceği, bu görevini kamu ve özel kesimlerdekisağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak ve onları denetleyerek yerinegetireceği kurala bağlanmıştır (İlker Başerve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).
51. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklere göredevletin öncelikle, yaşamı tehlikeye girebilecek kişilerin yaşamını korumakiçin yeterli yasal ve idari bir çerçeve oluşturması gerekmektedir.
52. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevivarlıklarını koruma hakkı kapsamında -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşlarıtarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini, hastaların yaşamları ilemaddi ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerinalınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Nail Artuç, B.No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).
53. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altındagerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete, yaşam hakkınıkorumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını,bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkiliidari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusalolsun veya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyetbakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 52).
54. Yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise"etkili bir yargısal sistem kurma" yönündeki pozitif yükümlülük herolayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Bu durumlarda mağdurlarahukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterliolabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 59; Nail Artuç,§ 37).
55. Mağdurların kendi inisiyatifleri ile başvurabilecekleritazminat yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yollarınuygulamada da etkili olmasıgerekir. Bir başvuruyolunun ancak hak ihlalini önleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesiveya sona ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilmesi ve bunun için uygun birgiderim sunabilmesi hâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, § 26; Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, §39).
56. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ilerisürüldüğü tazminat ve tam yargı davalarında, derece mahkemelerinin Anayasa’nın17. maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme yapma yükümlülüğübulunmaktadır. Bununla birlikte söz konusu özen yükümlülüğü, yaşam hakkı ileilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine bir sonuca varılmasını garantialtına almamaktadır (Aysun Okumuş ve AytekinOkumuş, B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73).
2. İlkelerin Olaya Uygulanması
57.Somut olayda başvurucular, Dr. SiyamiErsek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılanihmaller üzerine idare aleyhine açtıkları tam yargı davasının reddedilmesinedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, Dr.Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan işlemlere yönelikherhangi bir ihmal ya da kusur iddiasında bulunmadıkları gibi doktorlarhakkında yürütülen ceza soruşturmasına yönelik herhangi bir ihlal iddiasında dabulunmamışlardır. Bu sebeple başvuru, tam yargı davasının niteliği dikkatealınarak Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve DamarCerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki işlemlerle sınırlı olarakincelenecektir.
58. Somut olayda yaşam hakkının korunması için oluşturulan yasalçerçevenin yetersiz olduğu şeklinde bir iddia ileri sürülmediği gibi AnayasaMahkemesi tarafından bu konuda resen gözetilmesi ve incelenmesi gereken birhususun da bulunmadığı anlaşılmıştır.
59. Somut olayda öncelikle başvurucuların Acil Servisdoktorlarından birinin kayıtlarda tahrifat yapmaya çalıştığı yönündekiiddiasına değinmek gerekir. Başvurucular, kayıtlarda tahrifat yapıldığıiddiasını soyut olarak ileri sürmüş; bu konuda ikna edici bir açıklamagetirmemişlerdir. Başvuru formu ve eklerinde, Anayasa Mahkemesine sunulanHastane kayıtlarının doğruluğundan şüphelenilmesini gerektirecek bir husus datespit edilememiştir. Dolayısıyla başvuru dosyasına eklenen Hastane kayıtlarınagöre değerlendirmelerde bulunmanın somut olayda herhangi bir sakıncasınınolmadığı kanaatine varılmıştır.
60. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucuların yakınıM.S.S.nin 16/1/2004 tarihinde gece saat 00.42'deşiddetli kasık ve göğüs ağrısı şikâyeti ile Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim veAraştırma Hastanesine başvurduğu, burada yapılan muayenede atardamarlarında birproblem olabileceği değerlendirilen hastanın saat 01.00 sıralarında Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim veAraştırma Hastanesine yönlendirildiği, bunun üzerine hastanın saat 01.00sıralarında Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesinden çıkışyaptığı, saat 01.00 sıralarında Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve AraştırmaHastanesinden çıkış yapan hastanın Dr. Siyami ErsekGöğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesine gittiği ve buhastanenin Acil Servisinde ilk kez saat 01.50 sıralarında muayene edildiği ve aort diseksiyonu öntanısıyla Kalp Damar Cerrahisine yönlendirildiği, bunun üzerine hastanın saat02.15'te Kalp Damar Cerrahisi hekimlerince muayene edildiği, Kalp DamarCerrahisi hekimlerince hastalığın kesin tanısı için transözofagealekokardiyografi planlandığı ancak hastanın bu işlem için Koroner Yoğun BakımÜnitesine götürüldüğü sırada genel durumunun aniden kötüleştiği, genel durumuaniden kötüleşen hastaya yaklaşık bir buçuk saat müdahale edildiği ancak olumlubir sonuç alınamaması üzerine hastanın saat 03.40'ta öldüğünün kabul edildiğianlaşılmaktadır.
61. Somut olayda ilk olarak hastalığın kesin tanısınınkonulabilmesi için zaruri olan tomografi cihazının Hastanede bulunmadığı ve busebeple hastalığın tanısının zamanında konulamadığı yönündeki iddialarınincelenmesi gerekir.
62. İstanbul 6. İdare Mahkemesi, başvurucuların bu iddialarıkapsamında çeşitli araştırmalar yapmış vekişinin ölümsebebinin tespiti amacıyla Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulundan raporalmıştır. Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca hazırlanan raporda, ölümnedeninin kişinin kendisinde mevcut olan damar hastalığına bağlı aort diseksiyonuolduğu belirtilmiştir (bkz. § 29). Nitekim gerek Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitimve Araştırma Hastanesi gerekse Dr. Siyami Ersek GöğüsKalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi doktorları hastalığın öntanısını aort diseksiyonuolarak koymuş ve yapılacak bir sonraki işlemi bu tanıya göreplanlamıştır. Başvurucular hastalığın kesin tanısının konulabilmesi için zaruriolan tomografi cihazının Hastanede bulunmadığını ileri sürmüşlerse de Hastanedeuygulanabilecek olan transözofageal ekokardiyografiişleminin de aort diseksiyonun tanısında kullanılanbir işlem olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim hastada kardiyopulmonerarrest gelişmesi üzerine eş zamanlı olarak transözofageal ekokardiyografi işlemi uygulanmış veuygulanan transözofageal ekokardiyografide tip 1 diseksiyonlehine ekokardiyografi bulguları gözlenmiştir. Bunun yanı sıra cezasoruşturması sürecinde Koşuyolu Kalp Eğitim ve Araştırma Hastanesi KardiyolojiKliniğinde görevli Başhekim Yardımcısı Dr. M.T ve KardiyovaskülerCerrahi Klinik Şefi Prof. Dr. R.Z.den alınan bilirkişiraporunda, transözofageal ekokardiyografi işlemininhızlı sonuç veren ve hastalığın tanısı için önemli bilgiler sunan bir işlemolduğu belirtilmiştir (bkz. § 21). Bu durumda mevcut bilgi ve belgeler ışığındabaşvurucuların yakını M.S.S.nin Hastanede tomograficihazının bulunmamasından olumsuz olarak etkilendiğini söylemek mümkündeğildir. Nitekim dava kapsamında alınan bilirkişi raporlarında, başvurucularınyakını M.S.S.nin Hastanede tomografi cihazınınbulunmamasından olumsuz olarak etkilendiği yönünde bir tespit yer almamaktadır.
63. İkinci olarak Dr. Siyami ErsekGöğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi doktorlarınınhastayı saatlerce sedyede bekleterek ölüme sebebiyet verdikleri, hastaya sonanda müdahale eden doktorların o ana kadar Hastanede olmayıp hastanın nabzınındüşmesi üzerine dışarıdan çağrıldıkları yönündeki iddiaların incelemesigerekir.
64. Başvuru formu ve ekleri bu kapsamda incelendiğinde Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim veAraştırma Hastanesinde hastanın ilk muayenesinin gece saat 01.50 sıralarındayapıldığı anlaşılmaktadır. Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve AraştırmaHastanesinden gece saat 01.00 sıralarında çıkış yapıldığı ve Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim veAraştırma Hastanesine gidilirken yolda belli bir süre geçirildiği dikkatealındığında gece saat 01.50'de yapılan ilk muayenenin Hastaneye müracaattansaatler sonra gerçekleştirildiğini söylemek mümkün görünmemektedir.
65. Hasta ayrıca ilk muayeneden yaklaşık 20-25 dakika sonra saat02.15'te Kalp Damar Cerrahisi hekimlerince muayene edilmiş ancak transözofageal ekokardiyografi işlemi yapılacakkendurumunun kötüleşmesi üzerine yaşamını yitirmiştir. Hastane kayıtlarına göreKalp Damar Cerrahisi hekimleri durumu ağır olan başka bir hasta ileilgilendikleri sırada başvurucuların yakınının sağlık durumu hakkındakendilerinden konsültasyon istenmiş, bunun üzerine Kalp Damar Cerrahisiekibinden iki doktor başvurucuların yakınını muayene etmiştir. Başvuru formu veeklerinde, hastalığın tanı ve tedavisinde ihmal yaşandığını ve/veya bu husustayetkili makamlarca gerekli çabanın sarf edilmediğini gösteren bir durum tespitedilememiştir. Nitekim Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan alınan bilirkişiraporunda, olay günü Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp veDamar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde nöbetçi olan kardiyoloji vecerrahi ekibinin tanıyı koymuş olduğu ancak müdahale edilemeden kişinin öldüğü,hastaya yapılan tetkikler ve müdahalenin tıp kurallarına uygun olduğu yönünde değerlendirmelerdebulunulmuştur (bkz. § 30). Ceza soruşturması sürecinde Dr. M.T. ve Prof. Dr. R.Z.den alınan bilirkişi raporundaki değerlendirmelerin deAdli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu raporu ile aynı doğrultuda olduğu ve buraporda da hastaya yapılan tıbbi işlemlerde herhangi bir gecikme ve yanlışuygulama olmadığının değerlendirildiği görülmektedir (bkz. § 21).
66.Bu durumda somut olayda yaşamın korunması hususunda kamumakamlarının kusurunu ya da ihmalini ortaya koyan bir verinin bulunmadığıanlaşılmaktadır. Nitekim başvuru konusu ölüm olayı hakkında alınan bilirkişiraporlarında da ilgili doktorlara ve idareye herhangi bir kusur atfedilmediğigörülmektedir.
67. Somut olayda son olarak idari yargıda açılan davada eksik veçelişkili tespitler içeren bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulduğu,temyiz ve karar düzeltme aşamalarında ileri sürülen itirazların gerekçesiz birşekilde reddedildiği yönündeki iddiaların incelenmesi gerekir. Görülmekte olanbir davadaki delilleri değerlendirmek kural olarak derece mahkemelerinin işiolmakla birlikte yaşam hakkının ihlal edildiği şikâyetinin bulunduğu davalardaderece mahkemelerinin Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği özende birinceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının Anayasa Mahkemesi tarafındandeğerlendirilmesi gerekmektedir. Somut olay bu kapsamda incelendiğinde, ilgilidoktorlar hakkında yürütülen ön inceleme sırasında alınan bilirkişi raporu ileidari yargıda açılan dava sırasında Adli Tıp Kurumundan alınan raporlarınbirbiriyle uyumlu olduğu, başvuru formu ve eklerinde de Adli Tıp Kurumutarafından hazırlanan raporların objektifliğinin ve/veya yeterliğininsorgulanmasına neden olabilecek herhangi bir hususun bulunmadığıdeğerlendirilmiştir. Başvuru konusu olayda, derece mahkemelerinin hastayayapılan müdahalenin tıp kurallarına uygun olduğu yönündeki tespitindenayrılmayı gerektirecek bir hususun bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
68. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde somut olaydadevletin yaşamı koruma yükümlülüğünü yerine getiremediğini söylemek mümkündeğildir. Ayrıca dava reddedilmiş bile olsa başvurucuların etkili bir yargısalkorumadan yararlanamadığı da söylenemez.
69. Açıklanan nedenlerle başvurunun diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçeyle;
A. Başvurunun açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA6/12/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.