TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ALİ ADAÇAY BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/13081)
Karar Tarihi: 22/3/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Recai AKYEL
Raportör
:
Heysem KOCAÇİNAR
Başvurucu
:
Ali ADAÇAY
Vekili
:
Av. Çağrı Cem KOZPINAR
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, zorunlu müdafi atandığının bildirilmemesi vemahkûmiyet kararının gerekçesiz olması nedenleriyle adil yargılanma hakkınınihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 12/8/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü sunmuştur.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
9. Ateşli silah yaralanması nedeniyle 30/3/2006 tarihindehastaneye kaldırılan H.B. 31/3/2006 tarihinde vefat etmiş, 8/6/2006 tarihliotopsi raporundan H.B.nin ateşli silah yaralanmasınabağlı iç organ harabiyetinden kaynaklanan iç kanamasonucu öldüğü saptanmıştır.
10. Kolluk tarafından düzenlenen 30/3/2006 tarihli olay yeritespit tutanağında; uzun boylu, yapılı, esmer tenli, siyah takım elbiseli,30-35 yaşlarında bir şahsın maktule üç el ateş ettikten sonra yaya olarak olaymahallinden ayrıldığı ve beyaz renkli bir kamyonete binerek uzaklaştığıbelirtilmiştir.
11. Olay mahallinde yapılan araştırma ve incelemede üç adet MKEyapımı 9 mm çapında kovan ve iki adet mermi çekirdeği elde edilmiş ve yapılanlaboratuvar incelemesi sonucunda elde edilen kovan ve mermi çekirdeklerininatıldığısilahın 8/3/2006 tarihinde bir kaç kişinin yaralanması ile sonuçlanan kavgadakullanılan silahla aynı olduğu tespit edilmiştir.
12. Kolluk tarafından 8/3/2006 tarihli olay esas alınarakyapılan araştırma sonucunda ölüm olayında kullanılan silahın en son T.M. adlışahısta bulunduğu belirlenmiş,bu şahıs ile başvurucuve başvurucunun kardeşi M.A. arasındaki ilişki nedeniyle başvurucu ve kardeşiM.A. şüpheli sıfatıyla soruşturmaya dâhil edilmiştir.
13. Alanya Cumhuriyet Başsavcılığının 20/9/2006 tarihliiddianamesi ile özetle başvurucunun kardeşi M.A.nınmaktul H.B.ye olan borcundan kurtulmak amacıyla başvurucunun patronu olan T.M.den yardım istediği, T.M.ninbu iş için H.A.yı görevlendirip olayda kullanılansilahı temin ettiği ve H.A.nın aldığı talimat gereği H.B.yi vurduktan sonra başvurucunun kullandığı kamyonetebinerek olay mahallinden uzaklaştığı iddiasıyla başvurucu, başvurucunun kardeşiM.A, T.M. ve H.A.nın kasten öldürme eylemindencezalandırılmaları talebiyle kamu davası açılmıştır.
14. Alanya 1. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 19/1/2011 tarihlikararıyla başvurucunun kardeşi M.A.nın telefonalışverişinden dolayı maktule 9.000 TL borçlu olduğu, maktulün borcunödenmemesi nedeniyle icra takibi başlattığı, M.A.nınborçtan kurtulmak için kardeşi olan başvurucu ile görüşüp birlikte başvurucununpatronu olan T.M.den yardım istedikleri, TM.nin başvurucu ve kardeşi ile almış olduğu karar gereğitetikçi H.A. ile görüşüpsuçta kullanılan silahı teminettiği ve H.A.nın da almış olduğu talimat uyarıncamaktule ateş ettikten sonra başvurucunun kullanmakta olduğu kamyonete binerekolay mahallinden uzaklaştığı gerekçesiyle başvurucu ile birlikte M.A., T.M. ve H.A.nın müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına kararvermiştir.
15. Hüküm temyiz edilmiş, Yargıtay 1. Ceza Dairesi (Daire)7/5/2012 tarihli kararı ile başvurucu ve kardeşi M.A. arasındaki menfaatuyuşmazlığı nedeniyle ayrı müdafiler tarafından temsil edilmeleri gerekirkensavunma zafiyeti oluşturacak şekilde aynı müdafi tarafından temsil edilmelerinedeniyle diğer temyiz itirazlarını incelemeden hükmün bozulmasına kararvermiştir.
16. Bozma sonrasında ilk derece mahkemesince yargılamaya devamedilmiştir. Başvurucu müdafii Av. M.A.K. 18/7/2012tarihli oturumda başvurucunun müdafiliğinden çekildiğini belirterek yeni müdafiatanmasını istemiş, mahkemece barodan başvurucuya müdafi atanması talebindebulunulmuştur.
17. Yargılamanın 2/10/2012 tarihli oturumunda Av. M.C.nin başvurucuya müdafi olarak atandığı bildirilmişse deM.C. mazereti nedeniyle oturumda hazır bulunmamıştır. Mahkemece, 9/10/2012tarihli oturuma iştirak eden Av. M.C.nin beyanlarıalındıktan sonrabozma ilamına uyma kararı verilmiş vedevamında savcılığın esas hakkındaki mütalaası alınmıştır. Başvurucu müdafiiAv. M.C. mütalaayı kabul etmediğini belirtmiş,başvurucunun önceki savunmaları doğrultusunda beraatına karar verilmesini vehakkındaki yakalama kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
18. Mahkemece zorunlu müdafinin esas hakkındaki mütalaayailişkin beyanlarının alınmasından sonra yargılamaya son verilmiş, hastanekayıtları, otopsi raporu, suçta kullanılan silah ile olay mahallinde eldeedilen kovan ve mermi çekirdeklerine ilişkin laboratuvar raporu, sanıksavunmaları, katılan beyanları, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı gözönünde bulundurularak olayın gerçekleşmesine ilişkinönceki karardaki oluş aynen tekrarlanarak başvurucu ile birlikte M.A. ve T.M.nin azmettiren ve diğer sanık H.A.nındoğrudan fail olarak kasten adam öldürme suçundan müebbet hapis cezasıylacezalandırılmasına karar verilmiştir.
19. Hüküm, başvurucu dışındaki diğer sanık müdafileri tarafındantemyiz edilmiştir. Yargıtay 1. Ceza Dairesi sonuç ceza itibarıyla hükmün resentemyiz incelemesine tabi olduğunu da belirterek yapmış olduğu duruşmalı temyizincelemesi sonucunda, hükmün başvurucu ve H.A.yailişkin kısmının onanmasına 14/4/2014 tarihinde karar vermiştir. Yargıtay 1.Ceza Dairesi aynı kararda, sanık M.A. yönünden sanığın savunmasının aksiniispata yarar nitelikte delil elde edilemediğinden beraatinekarar verilmesi gerektiğine ve sanık T.M. yönünden eylemin, fiilin işlenmesindekullanılan silahı sağlama suçunu oluşturduğundan fazla ceza tayin edildiğineişaret ederek bu iki sanık yönünden hükmün bozulmasına karar vermiştir.
20. Dosya içinde 19/1/2011 tarihli karar ile birlikte hakkındayakalama kararı çıkartılan ve başvuru tarihine kadar hakkındaki bu karar infazedilmeyen başvurucuya, müdafiinin çekilmesi, zorunlumüdafinin atanması, ilk derece mahkemesi kararı, Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığının tebliğnamesi ve Yargıtay 1. CezaDairesinin 14/4/2014 tarihli nihai kararının tebliğ edildiğine ilişkin herhangibir belge ve bilgi bulunmamaktadır.
21. Başvurucu, nihai karardan 11/8/2014 tarihinde haberdarolduğunu belirterek12/8/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Kanun Hükümleri
22. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 38.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
''(1) Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi,işlenen suçun cezası ile cezalandırılır."
23. 5237 sayılı Kanun'un 82. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Kasten öldürmesuçunun;
a) Tasarlayarak,
...
İşlenmesi halinde, kişi ağırlaştırılmışmüebbet hapis cezası ile cezalandırılır''
24. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ''Müdafiingörevlendirilmesi'' kenar başlıklı 150. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"(1)Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık,müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafigörevlendirilir.
(2) Müdafiibulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malulveya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.
(3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasınıgerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkrahükmü uygulanır.''
25. 5271 sayılı Kanun'un ''Müdafigörevini yerine getirmediğinde yapılacak işlem ve müdafilik görevinden yasaklanma'' kenar başlıklı151. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) 150 nci madde hükmüne göre görevlendirilen müdafi, duruşmadahazır bulunmaz veya vakitsiz olarak duruşmadan çekilir veya görevini yerinegetirmekten kaçınırsa, hâkim veya mahkeme derhâl başka bir müdafigörevlendirilmesi için gerekli işlemi yapar. Bu durumda mahkeme oturuma ara verebileceğigibi oturumun ertelenmesine de karar verebilir.
(2) Eğer yeni müdafi savunmasını hazırlamakiçin yeterli zaman olmadığını açıklarsa oturum ertelenir.''
26. 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun ''Avukatın vekaletten çekilmesi'' kenarbaşlıklı 41. maddesininilgili kısmı şöyledir:
"Belli bir işi takipten veya savunmadan isteği ile çekilen avukatın oişe ait vekalet görevi, durumu müvekkiline tebliğinden itibaren onbeş gün süre ile devam eder.
Şukadar ki, adli müzaharet bürosu yahut baro başkanıtarafından tayin edilen avukat, kaçınılmaz bir sebep veya haklı bir özürü olmadıkça, görevi yerine getirmekten çekinemez.Kaçınılmaz sebebin veya haklı özürün takdiri avukatıtayin eden makama aittir.''
B. Yargıtay İçtihatları
27. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 31/1/2012 tarihli veE.2011/6-249, K.2012/1 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Anayasanın 36. maddesine göre; 'herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.' Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesinin, 'adil yargılanma hakkını' düzenleyen 6. maddesinin 3. fıkrasınınb ve c bentlerinde ise; 'Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir: a)….;b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak; c)Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir avukatın yardımından yararlanmakve eğer avukat tutmak için mali olanaklardan yoksunsa ve adaletin selameti gerektiriyorsamahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımındanyararlanabilmek…
Buradan çıkarılması gereken sonuç; savunma hakkının, temel insanhakları arasında yer alan hak arama hürriyetinin bir gereği olduğu ve avukattutma hakkının da savunma hakkından ayrı düşünülemeyeceği gerçeğidir. Budurumda, mevzuatımızda zorunlu müdafilik sistemini öngören yasanın amacı,kendisini savunmak için yeterli maddi olanağı bulunmayanların bu hakkıkullanamamalarından kaynaklanabilecek muhtemel hak kayıplarının önlenmesi,dolayısıyla da savunma hakkının etkin kullanılabilmesinin sağlanması suretiyle,adil yargılanmanın gerçekleştirilmesidir. Bunun doğal sonucu olarak, parasıolan sanık nasıl ki vekâletname verdiği avukatı serbestçe tayin edebiliyor,parası olmayan sanığın da aynı şekilde avukatını serbestçe belirleyebilmesi, enazından kendisine tayin edilen avukatı beğenmediğinde değiştirme hakkınınbulunması, daha da ötesi, görülmeye başlayacak davada kendisine bir avukatatanacağının sanığa bildirilmesi gereklidir.
Kendisine avukat atandığını dahi bilmeyen ya da kendisine avukatatanmakla birlikte beğenmediği takdirde bu avukatın değiştirilmesini istemehakkına sahip bulunmayan bir sanığın, atandığını dahi bilmediği veyabeğenmediği halde muhatap olduğu bu avukatın tüm tasarruflarından sorumlututulması gerektiğini veya bu avukatın yaptığı tüm işlemleri peşinen kabuletmiş sayılacağını söylemek nasıl mümkün değilse, böyle bir durumda savunmahakkının tam anlamıyla kullanılabileceğini düşünmek de olası değildir.
…
Bunun ötesinde; kendisine zorunlu müdafi atanacağının sanığabildirilmiş ve sanığın da buna ses çıkarmamış olduğu durumlarda; zorunlu müdafie yapılan tefhim veya tebliğ işlemlerinin aynen vekâletnameli müdafide olduğu gibi geçerli olacağı ve gerektefhime, gerekse tebliğe bağlı olan sürelerin işlemeye başlayacağı hususundaduraksama yaşanmamaktadır. Dolayısıyla, böyle durumlarda Tebligat Yasasının 11.maddesi uyarınca işlem yapılması gerekeceğinden, tebligat asile değil vekile (müdafie) yapılmalıdır. Aksi halde, zorunlu müdafiliğeyasanın arzu etmediği anlamda simgesel bir anlam yüklenmiş olur ki, bu kabulbirçok kargaşayı da birlikte getirecektir.
Konuya bu açıklamalar ışığında bakıldığında şu sonuçlara varılmaktadır:
(…)
1-Zorunlu müdafi atamasının yapıldığı tarih itibarıyla yürürlüktebulunan usul hükümlerine göre tayin edilmiş zorunlu müdafieyapılan tefhim ve tebliğ, aynen vekaletnameli müdafie yapıldığında olduğu gibi hukuki sonuçlarınıdoğurur. Ancak; bunun ön şartı, kendisine bir zorunlu müdafi atandığındansanığın haberdar edilmiş olmasıdır.
2-Sanığın zorunlu müdafii azletme vedeğiştirilmesini isteme hakkı bulunmaktadır.
3-Kendisine zorunlu müdafi atandığından haberdar olan sanık buna sesçıkarmazsa, zorunlu müdafiin yapmış olduğu vekendisinin açıkça karşı çıkmadığı tüm tasarrufların sonuçlarına katlanmakzorundadır.
4-Kendisine zorunlu müdafi atandığından sanığın haberdar edilmediğidurumlarda ise; zorunlu müdafie yapılmış bulunantefhim ve tebliğ kendisine bağlanan hukuki sonuçları doğurmaz. Bu durumda,velev ki zorunlu müdafii sanığın lehine gibi görünenbazı işlemleri yapmış olsa -örneğin temyiz dilekçesi vermiş olsa- dahi, hükmünsanığın kendisine de tebliğ edilmesi ve kendisine yapılan tebliğ üzerine sanıktarafından temyiz dilekçesi verilmesi halinde, temyiz davasının kabul edilmesigerekir.
Somut olayda; zorunlu müdafiinin yüzüne karşıyapılmış olan tefhim, kendisine zorunlu müdafi atandığından haberdar edilmeyensanık C.A. açısından hukuki sonuç doğurmayacağından, temyiz süresini debaşlatmaz. Bu nedenle, temyiz davasının sanık müdafiinintemyiz isteminin süresinden sonra olduğundan bahisle reddi yerine, gerekçelikararın sanığın kendisine de tebliği gerekmektedir. (…) Buna karşılık, kararınkendisine tebliğ edilmesine rağmen sanık tarafından süresi içinde temyizdilekçesi verilmemesi halinde ise sanık müdafiininsüresinden sonra vaki temyiz isteminin reddine karar verilmeli ve Genel Kurulcaduraksamasız olarak kabul edildiği gibi Özel Daireninyaptığının aksine, iadeden önceki temyiz dilekçesine dayalı olarak da temyizdavası açılmamalıdır."
28. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 21/4/2009 tarihli veE.2008/7595,K.2009/2251 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"1-a) Sanık Mücahit müdafiinin01.11.2007 havale tarihli dilekçesi ile vekillik görevinden çekildiğinibildirdiği, aynı tarihli duruşmanın ara kararında çekilmenin tebliğine kararverildiği, ancak kararın gereğinin yerine getirilmediği anlaşılmakla, vekilingörevinden çekildiğine dair dilekçenin 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 41.maddesi ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu gereğince usulüne uygun şekilde sanığatebliği ile, kendisini duruşmada vekil ile temsil ettirmediği takdirde, atılısuçun alt sınırı dikkate alınarak CMK 150/3 maddesi gereğince baro tarafındanmüdafi atanması, atanan müdafiinin CMUK 188. maddesigereğince duruşmada hazır bulundurulması gereğine uyulmaması [ nedeniyle hükmünBOZULMASINA karar verilmiştir.]''
V. İNCELEME VE GEREKÇE
29. Mahkemenin 22/3/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Müdafi YardımındanYararlanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
30. Başvurucu, müdafii iken Yargıtaybozma ilamı gereğince çekilen Av. M.A.K. yerine yeni bir müdafi atanmışsa da buatamanın kendisine bildirilmediğini ve atanan bu müdafinin ilk derece mahkemesikararını dahi temyiz etmediğini belirterek savunma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
31. Bakanlık görüşünde, tutuksuz olarak yargılanmakta iken ilkmahkûmiyet kararının verildiği 19/1/2011 tarihinde hakkında yakalama emriçıkarılan başvurucuya kaçak olması nedeniyle yeni müdafi atandığınınbildirilmesinin mümkün olmadığı ve atanan müdafi hükmü temyiz etmemişse dehükmün resen temyize tabi olması nedeniyle bir hak kaybından da sözedilemeyeceğinden savunma hakkının kısıtlanmadığını bildirmiştir.
32. Başvurucu, Bakanlık görüş yazısına karşı beyanında anılangörüşün kabul edilemez olduğunu, esasen örtülü olarak hak ihlalini açıkçaortaya koyan nitelikte olduğunu bildirmiştir.
2. Değerlendirme
33. Anayasa’nın 36. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanmahakkına sahiptir."
34. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun zorunlu müdafi atandığındankendisinin haberdar edilmemesi ve bu müdafinin kararı temyiz etmemesine yönelikiddialarının adil yargılanma hakkı kapsamındakimüdafiyardımından yararlanma hakkı çerçevesinde incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
35. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeninin de bulunmadığı anlaşılanmüdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
36. Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes ''savunma'' ve''adil yargılanma'' hakkına sahiptir.
37. Savunma hakkının sağladığı “güvenceler”, esasen adilyargılanma hakkı içinde yer almaktadır. Savunma hakkı, hukuk devleti ilkesiningereklerinden ve adil yargılanma hakkının önemli güvencelerinden biri olmasınedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde açıkça ifade edilmiştir. Anılan hükümde,herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle savunma hakkına sahipolduğu belirtilmiştir. Savunma hakkı tanınmadan kişilerin cezalandırılması,Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan masumiyet karinesine de uygundeğildir. Bu nedenle savunma hakkının sağlanmadığı bir yargılamanın adilolduğundan söz edilemez (Yusuf Karakuş vediğerleri, B. No: 2014/12002, 8/12/2016, § 70).
38. Şüpheli ve sanığa salt savunma hakkının tanınması yeterlideğildir. Şüpheli ve sanığın savunma için Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen“meşru vasıta ve yollardan" yararlandırılmasıda gerekir. Savunmada başvurulacak meşru vasıta ve yollar arasında avukatlarınteknik bilgilerinden ve tecrübelerinden yararlanma olanağı da bulunmaktadır (Yusuf Karakuş ve diğerleri, § 72).
39. Müdafi ile temsil edilme hakkının bir gereği olarak 5271sayılı Kanun’un 150. maddesinde, hakkında suç isnadı bulunan bir kimseninkendisi bir müdafi seçebileceği gibi müdafi seçebilecek durumda olmadığınıbeyan eder ve kendisine bir müdafi atanmasını talep ederse mali imkânlardanyoksun olup olmadığına bakılmaksızın bu kişiye müdafi atanacağı kuralı kabuledilmiştir. Yine aynı maddeye göre sanığa isnat edilen suçun kanunda öngörülencezasının alt sınırının beş yıldan çok olması ve kendisine bir müdafi seçmemişolması hâlinde sanığın istemi aranmaksızın resen bir müdafi tayin edilmektedir.Ayrıca 5271 sayılı Kanun’un 151. maddesine göre görevlendirilen müdafi,duruşmada hazır bulunmaz veya vakitsiz olarak duruşmadan çekilir veya göreviniyerine getirmekten kaçınırsa, hâkim veya mahkeme derhâl başka bir müdafigörevlendirilmesi için gerekli işlemi yapmak zorundadır (Gürhan Nerse, B.No: 2013/5957, 30/12/2014, § 49). Diğer yandan yetkili adli makamlar,görevlendirilen müdafinin etkin bir hukuki yardımda bulunmadığını (Görevinigerektiği gibi yerine getirmekten kaçındığını) tespit ettiklerinde -özenyükümlülükleri gereği- gerekli müdahalelerde bulunmalıdır (Yusuf Karakuş ve diğerleri, § 75).
40. Yargıtay, sanığa zorunlu bir müdafi atandığından haberdar edilmişolması şartıyla tayin edilmiş zorunlu müdafiye yapılan tefhim ve tebliğin,aynen vekâletnameli müdafide olduğu gibi hukukisonuçlarını doğurduğuna karar vermiştir. Yargıtayagöre sanığın zorunlu müdafi azletme ve değiştirilmesini isteme hakkı bulunmaktadırve kendisine zorunlu müdafii atandığından haberdarolan sanık buna ses çıkarmazsa zorunlu müdafinin yapmış olduğu ve kendisininaçıkça karşı çıkmadığı tüm tasarrufların sonuçlarına katlanmak zorundadır.Sanığın kendisine zorunlu müdafi atandığından haberdar edilmediği durumlardaise zorunlu müdafiye yapılmış bulunan tefhim ve tebliğ kendisine bağlananhukuki sonuçları doğurmaz (Gürhan Nerse, § 50).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
41. Başvurucu hakkında kasten adam öldürme eylemi nedeniyle kamudavası açılmıştır. Mahkeme 19/1/2011 tarihli kararıyla aralarında başvurucu,başvurucunun kardeşi M.A.nın dabulunduğudört sanığa isnat edilen adam öldürme eylemini sabit görerek her bir sanığınayrı ayrı müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Anılanhüküm başvurucu ve diğer sanıklar tarafından temyiz edilmiş, Daire başvurucu vekardeşi M.A. arasında menfaat uyuşmazlığı olduğu, bu yüzden aynı müdafitarafından temsil edilmelerinin savunmada zafiyet oluşturacağı gerekçesiylediğer temyiz itirazlarını incelemeden hükmün bozulmasına karar vermiştir.
42. Bozma öncesi yapılan yargılamada başvurucu ve başvurucununkardeşi M.A.yı temsil eden Av. M.A.K. bozmakararındaki gerekçe uyarınca başvurucunun vekilliğinden çekildiğini bildirmiş,mahkemece 5271 sayılı Kanun'un 150. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarıncabaşvurucuya baro tarafından müdafi görevlendirilmesi isteğinde bulunulmuştur.Baro tarafından görevlendirilen müdafi, görevlendirildikten sonraki ilk oturumolan 2/10/2012 tarihli oturuma mazeret sunarak katılmamış, 9/10/2012 tarihlikarar oturumunda ise söz alarak başvurucunun önceki savunmalarına aynenkatıldığını belirterek beraat kararı verilmesini talep etmiş, ancak müebbethapis cezasına ilişkin kararı temyiz etmemiştir.
43. Bu açıklamalar ışığında 19/1/2011 tarihli ilk hükümlebirlikte hakkında yakalama kararı çıkartılan ve o tarihten beri kaçak bulunanbaşvurucu, bozma sonrasında yapılan yargılamaya iştirak etmemiştir. Başvurucu tarafındanseçilen müdafinin çekilme isteğini bildirmesinden sonra mahkemenin talebiylekendisine 5271 sayılı Kanun'un 150. maddesi uyarınca yeni bir müdafi atanmış,ancak 1136 sayılı Kanun'un 41. maddesi uyarıncabaşvurucuyaseçmiş olduğu müdafinin çekilme isteğinin tebliği yönünde herhangi birgirişimde bulunulmadığı gibi yeni bir müdafi atandığı da bildirilmemiştir. Buitibarla atananyeni müdafi ile başvurucu, yargılamasürecinde hiçbir zaman bir araya gelmemiş, karar oturumuna katılan müdafi,başvurucunun önceki savunmalarını tekrar ettiğini belirtmekle yetinmiştir.Anayasa Mahkemesi daha önce önüne gelen başvuruda, savunmasını yaptıktan sonrazorunlu olmadığı halde kendisine müdafi atanan vebuatamadan haberdar edilmeyen kişi yönünden müdafi yardımından yararlanmahakkının ihlal edildiği iddiasını kabul edilemez bulmuştur (Sadık Şimşek, B. No: 2014/19469, 21/11/2017). Ancak bireysel başvuruyakonu somut olayda, başvurucu ile herhangi birbilgi vegörüş alışverişi yapmayan zorunlu müdafinin savunması, başvurucunun dosyakapsamında mevcut önceki savunmalarına atıf yapmaktan ibarettir. Başvurucununatıf yapılan bu savunmalarında zafiyet bulunduğu hususu Yargıtay tarafındantespit edilerek bozma konusu yapılmıştır. Dolayısıyla müdafi atandığındanbaşvurucunun haberdar edilerek, etkin bir hukuki yardımda bulunabilmesi içinmüdafiye dosyayı çalışmak ve gerekli görürse başvurucuya danışarak savunmasınıhazırlama imkanı verilmeden bozma öncesi savunmalara yapılan atıf yeterligörülerek karar verilmesi,savunma hakkını telafiedilemez şekilde ihlal etmiştir.
44. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki müdafi yardımından yararlanmahakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Diğer İhlal İddiaları
45. Başvurucu, Yargıtay bozma kararında aynı eylemden yargılanankardeşiM.A.nın beraatına karar verilmesi gerektiğineve T.M.nin eyleminin suçun işlenmesinde kullanılansilahı temin etme niteliğinde olduğuna işaret edilmekle, adam öldürme eyleminedeniyle kendisine verilen müebbet hapis cezasının gerekçesinin de ortadankalktığını, bu iki sanık hakkındaki karara göre azmettiren olarak kabuledilemeyeceğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
46. Başvurucununmüdafi yardımındanyararlanma hakkının ihlal edildiği yönündeki yukarıdaki tespit dikkatealındığında, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanmahakkı kapsamındaki diğer şikâyetlerin kabul edilebilirliği ve esası hakkındaayrıca karar verilmesine gerek olmadığı sonucuna varılmıştır.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
47. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'u 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
"(1)Esas incelemesonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine kararverilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir.
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir."
48. Başvurucu, ihlal tespitinde bulunulmasını talep etmiştir.
49. Başvurucunun müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlaledildiği sonucuna varılmıştır.
50. Savunma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılmasıiçin yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın birörneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Alanya 1. Ağır Ceza Mahkemesinegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
51. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.980TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.186,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamında müdafi yardımından yararlanma hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin savunma hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Alanya 1. Ağır CezaMahkemesine(E.2012/103, K.2012/166) GÖNDERİLMESİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.186,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE22/3/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.