TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ALİ BALCIOĞLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/5618)
Karar Tarihi:19/11/2015
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Raportör Yrd.
:
Yusuf Enes KAYA
Başvurucu
:
Ali BALCIOĞLU
Vekili
:
Av. Oluç GÜLER
Av. Sezer KARA
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tutukluluğun makul süreyi aştığı, tutukluluğun devamınailişkin kararların geçerli, yeterli ve yerinde gerekçeler içermediği,yargılamanın makul olmayan bir süredir devam ettiği ve yargılamanın adilolmadığı gerekçesiyle Anayasa’nın 19. ve 36. maddesinde düzenlenen adilyargılanma hakkı ile kişi özgürlüğü ve güvenliği haklarının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 19/7/2013 tarihinde İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 31/12/2013 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 23/1/2014 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular ilebaşvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.Bakanlık, görüşünü 25/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından AnayasaMahkemesine sunulan görüş, başvurucuya 8/4/2014 tarihinde bildirilmiştir.Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülensoruşturma kapsamında 28/6/2009 tarihinde gözaltına alınmış ve 1/7/2009tarihinde tutuklanmıştır.
9. Başvurucu hakkında, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk CezaKanunu’nun 220. maddesinin (1) ila (4) numaralı fıkraları uyarınca suç işlemekamacıyla örgüt kurma ve yönetme; 80. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarıncainsan ticareti; 227. maddesinin (2), (4) ve (6) numaralı fıkraları uyarıncafuhuş suçlarını işlediği iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca7/12/2009 tarihli ve E.2009/1162 sayılı iddianame düzenlenmiş ve İstanbul 12.Ağır Ceza Mahkemesinin E.2009/280 sayılı dosyasında kamu davası açılmıştır.
10. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/3/2013 tarihli veE.2009/280, K.2013/35 sayılı kararıyla başvurucunun suç işlemek amacıyla örgütkurma ve yönetme suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla; insan ticareti suçundan12 yıl 6 ay hapis ve 12.500 TL adli para cezasıyla ve fuhuş suçundan on beş kez3 yıl 9 ay hapis ve on beş kez 9.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasınave hükümle birlikte tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.
11. Tutukluluk hâlinin devamına ilişkin karara yapılan itirazİstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 8/4/2013 tarihli ve 2013/239 Değişik İşsayılı kararıyla reddedilmiştir. Bu karar 16/5/2013 tarihinde başvurucuyatebliğ edilmiştir.
12. Başvurucu 19/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
13. Temyiz üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi 29/4/2014 tarihli veE.2014/1277, K.2014/5119 sayılı ilamıyla başvurucu hakkında suç işlemekamacıyla örgüt kurma ve yönetme suçundan kurulan hükmün onanmasına, fuhuşsuçundan kurulan hükmün düzeltilerek onanmasına, insan ticareti suçundankurulan hükmün bozulmasına karar vermiştir.
14. Başvurucu hakkındaki dava, Bakırköy 3. Ağır Ceza MahkemesininE.2014/337 numaralı dosyasında hâlen devam etmektedir.
B. İlgili Hukuk
15. 5237 sayılı Kanun’un 80. maddesinin (1) numaralı fıkrası, 220.maddesinin (1) numaralı fıkrası, 227. maddesinin (2), (4), (6) numaralıfıkraları.
16. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100.maddesi şöyledir:
“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığınıgösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veyasanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenenceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararıverilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağışüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılmasıgirişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphesebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı TürkCeza Kanununda yer alan;
…
9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizincifıkralar hariç, madde 220),
…
(4) (Değişik: 2/7/2012-6352/96 md.) Sadece adlî para cezasını gerektiren veyahapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararıverilemez.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
17. Mahkemenin 19/11/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvurucunun 19/7/2013 tarihli ve 2013/5618 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
18. Başvurucu; uzun bir süreden beri tutuklu olduğunu, DereceMahkemelerinin somut olayda masumiyet karinesini de göz önünde bulundurarakkişi özgürlüğünün sınırlanmasını meşru kılan tüm koşulları araştırıpincelemeleri ve bunun gerekçesini de kararlarında açıkça göstermelerigerektiğini, suç işleme şüphesinin tutuklama için zorunlu koşul olmasına rağmenbir aşamadan sonra tutuklamaya tek başına gerekçe oluşturmayacağını,tutuklamanın devamına karar verirken bu tedbirin hâlâ gerekli olduğuna dairgerekçelerin gösterilmesi gerektiğini, tutuklama kararında “dosya münderecatı”, “müsnetsuçun ağırlığı”, “delil durumu” gibi genel ifadeler kullanılıpkararın yeterince gerekçelendirilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, 5271 sayılıKanun’un 34. maddesine göre hâkim ve mahkemelerin her türlü kararının gerekçeliolarak yazılması gerektiğini, aynı şekilde hâkim ve mahkeme kararlarınıngerekçeli olması zorunluluğunun Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasındabelirtildiğini, 5271 sayılı Kanun’un 101. maddesinin (2) numaralı fıkrasınagöre Cumhuriyet savcısının tutuklama isteminde bulunması hâlinde gerekçegöstermek zorunda olduğunu, tutuklanan kişi bakımından yeterli suç şüphesininmevcudiyetinin devamının tutukluluğun devamının geçerliliği için olmazsa olmazbir koşul olduğunu fakat şüphenin mevcudiyetinin belirli bir süreningeçmesinden sonra tutuklamanın devamı için yeterli sebep teşkil etmeyeceğini,adli makamlar tarafından özgürlüğün kısıtlanmasının devamı için ortaya konulansebeplerin geçerli, yeterli ve yerinde olması gerektiğini, Derece Mahkemesincegerekçe yazılmaksızın esasa ilişkin karar verildiğini, Derece Mahkemesinceverilen kararda delillerin yeterince değerlendirilmediğini ve somut bulgularladesteklenmediğini, adil yargılanmadığını, yargılamasının makul olmayan birsüredir devam ettiğini ileri sürerek Anayasa’nın 19. maddesinde düzenlenen kişiözgürlüğü ve güvenliği hakkının ve 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; tahliye ve tazminat talebindebulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkının İhlali İddiası
19. Başvurucu, formül gerekçelerle uzun süredir devam edentutukluluk nedeniyle mağdur olduğunu belirterek Anayasa’nın 19. maddesindetanımlanan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
20. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşuve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireyselbaşvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrasışöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiğitarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibarenotuz gün içinde yapılması gerekir. …”
21. Devam eden tutukluluğun hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılanbireysel başvurularda şikâyetlerin temel amacı, tutukluluğun hukuka aykırıolduğunun ya da devamını haklı kılan sebep veya sebeplerin bulunmadığınıntespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde buna bağlı olarak ilgilinin tutuklulukhâlinin devamına gerekçe olarak gösterilen hukuki sebeplerin varlığı sonaerecek ve böylece kişinin serbest kalmasının yolu açılabilecektir. Dolayısıylabelirtilen nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar almaamacıyla yapılacak bireysel başvuruların, olağan kanun yolları tüketilmekşartıyla tutukluluk hâli devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (Korcan Pulatsü, B. No:2012/726, 2/7/2013, § 30).
22. Ancak başvurucu hakkında ilk derece mahkemesinde mahkûmiyetkararı verilmiş ise bireysel başvuru açısından talep, hukuka aykırılığıntespiti ve tazminatla sınırlı kalacaktır. Dolayısıyla bu tür ihlal iddialarıbakımından varsa başvuru yolları denendikten sonra bireysel başvuruyapılmalıdır (Korcan Pulatsü, § 31).
23. Kişi serbest bırakılmadan yargılandığı davada ilk derecemahkemesinin kararıyla mahkûm olmuşsa mahkûmiyet tarihi itibarıyla tutuklulukhâli sona erer. Çünkü bu durumda kişinin hukuki durumu “bir suç isnadına bağlıolarak tutuklu” olma kapsamından çıkmaktadır. Bireysel başvuru incelemesiaçısından, tutuklamanın şartları ile mahkûmiyete hükmedilmesi arasındaki esaslıfark bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete karar verilmiş olmakla isnat olunansuçun işlendiği ve bundan failin sorumlu olduğunun sübuta erdiği kabuledilmekte ve bu nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı cezaya ve/veya paracezasına hükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetli suç şüphesive bir tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk hâli sona ermektedir. Buaçıdan mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca gerekmez. Nitekim AİHM veYargıtay, mahkûmiyet kararı sonrası tutulma hâlini tutukluluk olaraknitelendirmemektedir. AİHM, ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olan birsanığın, söz konusu mahkûmiyet kararından sonraki tutulmasını Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendihükmü uyarınca “mahkûmiyet sonrası tutma”olarak değerlendirmekte ve tutukluluk süresinin hesabında dikkate almamaktadır(Korcan Pulatsü, § 33).
24. Bu nedenle mahkûmiyete ilişkin nihai kararla birlikte sanığıntutukluluğa ilişkin hukuki statüsü ve dolayısıyla tabi olduğu rejimdeğiştiğinden 30 günlük başvuru süresinin, itiraz yoluna başvurulmayandurumlarda tutukluluğun hükümle birlikte devamına dair kararın başvurucutarafından öğrenildiği tarihten itibaren hesaplanması gerekir (Hasan Elçi, B. No: 2013/6398, 3/4/2014, §33). İtiraz yoluna başvurulmuşsa itirazın reddine dair kararın tebliğ edildiğitarihten itibaren 30 gün içinde bireysel başvuruda bulunulması gerekir.
25. Somut olayda başvurucu, isnat edilen suçlar nedeniyle 1/7/2009tarihinde tutuklanmıştır. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/3/2013 tarihlikararıyla başvurucunun mahkûmiyetine ve tutukluluk hâlinin devamına kararverilmiştir. Tutukluluk hâlinin devamına ilişkin karara yapılan itiraz İstanbul13. Ağır Ceza Mahkemesinin 8/4/2013 tarihli ve 2013/239 Değişik İş sayılıkararıyla reddedilmiştir. Bu karar 16/5/2013 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir. Başvurucu 19/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
26. Bu belirlemeler karşısında, hükümle birlikte verilen tutukluluğundevamı kararına karşı yapılan itirazın reddine dair kararın tebliğ edildiği16/5/2013 tarihinden itibaren otuz gün içinde yapılması gerekirken 19/7/2013tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı olduğu sonucuna varılmıştır.
27. Açıklanan nedenlerle başvuru yollarının tüketildiği tarihtenitibaren otuz gün içinde yapılmayan bireysel başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası
28. Başvurucu, Derece Mahkemesince verilen kararda delillerinyeterince değerlendirilmediğini, suçun vasıf ve mahiyetinin yanlışbelirlendiğini, mağdurların ve şikâyetçilerin beyanlarının alınmadığını vesomut bulgularla desteklenmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
29. Bakanlığın 25/3/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesininönceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen adil yargılanmahakkına ilişkin şikâyetlerle ilgili olarak görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
30. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı herhangi bir beyandabulunmamıştır.
31. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesigereken hususlarda inceleme yapılamaz.”
32. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenarbaşlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
33. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında kanun yolundagözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvurudaincelenemeyeceği kurala bağlanmıştır. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2)numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabuledilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir.
34. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri önündedava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdaaçık keyfîlik içermesi ve bu durumun kendiliğindenbireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Buçerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açık keyfîlik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 26).
35. Adil yargılanma hakkı bireylere dava sonucunda verilen kararındeğil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme imkânıverir. Bu nedenle bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerinincelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarına saygıgösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğudeliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olamadığına veya bunlara etkili birşekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarınısunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarınınderece mahkemesi tarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğu gibimahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamışeksiklik, ihmal ya da açık keyfîliğe ilişkin birbilgi ya da belge sunmuş olması gerekir (NaciKarakoç, B. No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).
36. Somut olayda İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/3/2013tarihli ve E.2009/280, K.2013/35 sayılı kararıyla başvurucunun suç işlemekamacıyla örgüt kurma ve yönetme suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezası ile; insanticareti suçundan 12 yıl 6 ay hapis ve 12.500 TL adli para cezası ile ve fuhuşsuçundan on beş kez 3 yıl 9 ay hapis ve on beş kez 9.000 TL adli para cezasıile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Yargıtay, başvurucu hakkında suçişlemek için örgüt kurma ve yönetme suçundan kurulan hükmün onanmasına, fuhuşsuçundan kurulan hükmün düzeltilerek onanmasına, insan ticareti suçundankurulan hükmün bozulmasına karar vermiştir. İlk Derece Mahkemesi müştekilerinve mağdurların beyanları, teknik takip tutanakları, iletişimin tespititutanakları, arama tutanakları ve diğer deliller doğrultusunda başvurucununmahkûmiyetine karar vermiştir.
37. Başvurucu Derece Mahkemesince verilen kararda delillerinyeterince değerlendirilmediğini, suçun vasıf ve mahiyetinin yanlışbelirlendiğini, mağdurların ve şikâyetçilerin beyanlarının alınmadığınıbelirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.Başvurucunun şikâyetlerinin özü, Derece Mahkemelerince delillerindeğerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıylayargılamanın sonucuna ilişkindir.
38. Başvurucu; yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller vegörüşler hakkında bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve iddialarınısunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve iddialara etkilibir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözümekavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemesi tarafındandinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmamıştır. Ayrıca İlk DereceMahkemesinin ve Yargıtayın kararında bariz takdirhatası veya açık keyfîlik oluşturan herhangi birdurum da tespit edilememiştir.
39. Açıklanan nedenlerle başvurucunun iddialarının kanun yoluşikâyeti niteliğinde olduğu ve Derece Mahkemeleri kararlarının bariz takdirhatası veya açık keyfîlik de içermediğianlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
c. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlali İddiası
40.Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda, makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiği şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
40. Başvurucu; örgüt kurma ve yönetme, fuhuş ve insan ticaretisuçlarından hakkında açılan kamu davasında makul sürede yargılama yapılmadığınıbelirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
41. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hakihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesimümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §18) Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanmahakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesindeyer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi deAnayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgilihükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyleSözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanmahakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesikapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul süredeyargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanmahakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olansüratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanmahakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, §§ 38, 39).
42. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ile başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmasıgereken kriterlerdir (Güher Ergun vediğerleri, §§ 41-45).
43. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca kişilere,cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul sürede kararabağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, ceza kanunlarında suçolarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun kurallarıuygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızınkendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B.E., B. No: 2013/625, 9/1/2014, § 31).Başvuru konusu olayda başvurucu hakkında “örgüt kurma ve yönetme”, “fuhuş” ve“insan ticareti” suçlarını işlediği iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır.Başvurucu hakkında isnat olunan suçlar 5237 sayılı Kanun’un 220. maddesinin (1)numaralı fıkrasında, 80. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, 227. maddesinin(2), (4), (6) numaralı fıkralarında hapis cezasını gerektirir şekildetanımlanmıştır. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalıyargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvence kapsamına girdiği konusundakuşku bulunmamaktadır (B.E., §32).
44. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığıdeğerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasınınyetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiğiarama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır. Somut başvuruaçısından bu tarih, başvurucunun göz altına alındığı 28/6/2009’dur.
45. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesindeİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 28/6/2009tarihinde gözaltına alınarak 1/7/2009 tarihinde tutuklanan başvurucu hakkındaBaşsavcılığın 7/12/2009 tarihli iddianamesi ile “örgüt kurma ve yönetme”,“insan ticareti” ve fuhuş suçlarını işlediği iddiasıyla kamu davası açıldığı,İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince başvurucunun savunmasının alındığı,müştekilerin dinlendiği, toplanan deliller doğrultusunda 5/3/2013 tarihli kararile başvurucunun üzerine atılı suçlardan mahkûmiyetine, tutukluluğunun devamınakarar verildiği anlaşılmıştır. Başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay 9. CezaDairesinin 29/4/2014 tarihli ilamıyla başvurucu hakkında suç işlemek için örgütkurma ve yönetme suçundan kurulan hükmün onanmasına, fuhuş suçundan kurulanhükmün düzeltilerek onanmasına, insan ticareti suçundan kurulan hükmünbozulmasına karar verilmiştir. Başvurucu hakkındaki dava, Bakırköy 3. Ağır CezaMahkemesinin E.2014/337 sayılı dosyasında devam etmektedir.
46. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabimahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesitarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlarverilmiştir (B.E.,§§23-41; Ersin Ceyhan, B. No:2013/695, 9/1/2014, §§ 24-40).
47. Başvuruya konu davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usulişlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortayakoymakla birlikte davaya bütün olarak bakıldığında somut başvuru açısındanfarklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve altı yılıaşkın bir süredir devam eden yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmeninolduğu sonucuna varılmıştır.
48. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasanın 36. maddesindegüvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
49. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esasinceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğinekarar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespitedilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarınıortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeyegönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerdebaşvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılmasıyolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
50. Başvuruda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.
51. Başvurucu 100.000 TL manevi tazminattalebinde bulunmuştur.
52. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin altı yılı aşkınbir süredir devam eden yargılama süresi nazara alındığında yargılamafaaliyetinin uzunluğu sebebiyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olanmanevi zararları karşılığında başvurucuya net 3.150 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
53. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
54. Başvuruya konu yargılamanın altı yılı aşkın bir süredir devamettiği ve bu hususun makul sürede yargılanma hakkını ihlal ettiği gözetilerekanayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olan bir yargılama dosyasında; hukuka,adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğü zararın devam etmesinin önlenmesiamacıyla yargılamanın mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmasını teminen kararın bir örneğinin ilgili Mahkemeye gönderilmesinekarar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. 1.Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
2.Yargılamanın, sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3.Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C.Başvurucuya net 3.150 TL manevi tazminat ödenmesine ve tazminata ilişkin diğertaleplerinin REDDİNE,
D. 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâletücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
E.Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvurutarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlindebu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faizuygulanmasına,
F.Kararın bir örneğinin Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine
19/11/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.