TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
A.L. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/63999)
Karar Tarihi: 9/1/2020
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Yusuf Enes KAYA
Başvurucu
:
A.L.
Vekili
:
Av. Gündüz GÜNEŞ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tutuklamanın hukuka aykırı olması, tutukluluğun makulsüreyi aşması, sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmaması,tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması,soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması, resen yapılan tutuklulukincelemelerinde alınan savcılık görüşünün bildirilmemesi, tutukluluğaitirazların değerlendirilmemesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının; mal varlığına tedbir konulması nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlaledildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 24/11/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, sadece tutuklamanın hukuki olmadığışikayetiyle ilgili görüş bildirmiştir.
6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
8.Başvurucu, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) GenelKurulunun 16/7/2016 tarihli kararı ile görevinden uzaklaştırılmış; 24/8/2016tarihli kararı ile meslekten ihraç edilmiş ve bu karar 29/11/2016 tarihindekesinleşmiştir.
9. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının HSYK kararıyla meslektenihraç edilenler hakkında soruşturma işlemlerinin yapılması yönündeki yazısıüzerine Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 17/7/2016 tarihindebaşvurucu gözaltına alınmıştır.
10. Başvurucu 17/7/2016 tarihinde Denizli CumhuriyetBaşsavcılığında ifade vermiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. Başvurucu, ifadesinde; Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması(FETÖ/PDY) ile herhangi bir bağlantısının olmadığını, hiç kimsenin telkiniylehareket etmediğini, televizyondan gördüğü haberler dışında darbe teşebbüsühakkında bir bilgiye sahip olmadığını, bu darbe girişimini tasvip etmediğiniifade etmiştir. Sonuç olarak başvurucu, FETÖ/PDY ile bir ilgisininbulunmadığını savunmuştur.
11. Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı 17/7/2016 tarihinde silahlıterör örgütüne üye olma suçundan tutuklanması istemiyle başvurucuyu Denizli 2.Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.
12. Başvurucunun sorgusu Denizli 2. Sulh Ceza Hâkimliğinde17/7/2016 tarihinde yapılmıştır. Sorgu sırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur. Başvurucu, sorgu sırasındakiifadesinde; çalıştığı yerlerde yasal olmayan hiçbir faaliyet içine girmediğini,kaçma imkânına sahip olmasına rağmen kaçmadığını, herhangi bir örgütün üyesiolmadığını ve suçlamaları kesinlikle kabul etmediğini belirtmiştir.
13. Denizli 2. Sulh Ceza Hâkimliği 17/7/2016 tarihindebaşvurucunun tutuklanması talebinin reddine karar vermiştir. Kararıngerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Şüpheli hakkında atılı suçlardantutuklanması talebinde bulunulmuş ise de soruşturma evrakının incelenmesindetalep yazısı ekinde şüphelinin Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan ifadesibunun dışında iş yeri ve arama tutunağı olduğusoruşturmanın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenenSuçlar soruşturma bürosunun 16/7/2016 tarih bilasayılı talebi üzerine Denizli Cumhuriyet başsavcılığının 17/7/2016 tarih 19701soruşturma numarasını alan tutanak ile başlatıldığı, sonrasında DenizliCumhuriyet Başsavcılığı tarafından Nöbeçti Sulh CezaHâkimliğine göz altınaalma, arama ve elk koyma kararı talep edildiği,alınan bu karar doğrultusunda şüphelinin yakalanarak ifadesi alınıp hâkimliğimizdehazır edildiği, soruşturma evrakında başka bir evrakın olmadığı CMK'nun 100/1 maddesinde kuvvetli suç şüphesinin varlığınıgösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halindetutuklama kararı verilebileceğinin ön görüldüğü, buna göre şüpheli hakkındaişlediği iddia edilen suçlarla ilgili herhangi bir somut delilin soruşturmaevrakında bulunmamasından dolayı tutuklama talebinin reddine ... [kararverildi.]"
14. Bu karara Cumhuriyet Başsavcılığınca 19/7/2016 tarihindeitiraz edilmiş ve başvurucu hakkında tutuklamaya yönelik yakalama emridüzenlenmesine karar verilmesi talebinde bulunulmuştur.
15. Denizli Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Denizli 1.Sulh Ceza Hâkimliği 19/7/2016 tarihinde, başvurucu hakkında yürütülensoruşturmaya ilişkin olarak müdafinin ve tarafların dosya içeriğiniincelemesinin veya belgelerden örnek almasının soruşturmanın amacını tehlikeyedüşürebileceği gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu'nun 153. maddesi uyarınca soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasına karar vermiştir.
16. Denizli 1. Sulh Ceza Hâkimliği 21/7/2016 tarihinde,Cumhuriyet Savcılığının itirazının yerinde olduğu gerekçesiyle başvurucuhakkında tutuklamaya yönelik yakalama emri düzenlenmesine karar vermiştir.
17. Erzurum'da yakalandıktan sonra 25/7/2016 tarihindebaşvurucunun Denizli 1. Sulh Ceza Hâkimliğinde sorgusu yapılmıştır. Sorgusırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur.Sorgu işlemi, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla kaydaalınmıştır. Başvurucunun sorgusundaki ifadesinin ilgili kısmışöyledir:
"Ben sorguya çıkartıldım üzerime atılısuçlar tarafından serbest bırakıldım Cumhuriyet Başsavcı vekili V. bey ilegörüştüm serbest kaldığımı belirttim eşim ve çocuklarım Erzurumdaolduğu için Denizli'de hiç kimsemiz olmadığından ve kalacak yerim deolmadığından eşim ve çocuklarım Erzurum'da kalmıştı. Başsavcı vekilimizeErzurum'a gidip gidemeyeceğimi sordum. Hukuki sureci sizde biliyorsunuz şu andaserbestsiniz açığa da alındınız Adliye'ye gelme zorunluluğunuz yoktur takdirsizindir dedi. Daha önceden Bafra'dan tanıdığım ve stajyerim olanDenizli 3. Ağır Ceza Mahkemesi üyesiilelojmanda aynı daireyi paylaşıyorduk ben orada misafir idim ailem de çoktedirgin olmuştu. Erzurum'dan Denizli ye gelmek istiyorlardı beraber kaldığımhâkimebir zararımda olmasın diyerek Denizli'den otobüs ile Erzurum'a intikal ettimbeni serbest bırakan hâkim ifademi alırkenbulunacağım adresi de bildirdim ben bu sene adli tatilden yararlanıyordum zaten20 temmuz itibari ile erzuruma gitmek için uçakbileti almıştım bu vahim olay olmasaydı ben 20 temmuz günü uçak ile Erzurumda olacaktım ben serbest kaldıktan sonra otobüs ile erzuruma geldim uçak biletimi de iptal ettirdim ...Ben ceptelefonumu kullanmış olduğum bilgisayarımı da teslim ettim. Facebook hesabımvardır gene adaletorg sitelerinde hesabım vardırbunlarında şifrelerini vermeye hazırım gene bu hesaplardan suçlandığım terörörgütü ile ve hükümet ile alakalı en ufak ne övücü nede yerici bir paylaşımımyoktur. Ben görevimi yaparken hükümet aleyhine veya lehine hiç bir şey yazmadımolurda soruşturmalarda önümüze gelirse tarafsızlığımıza gölge düşürmesin diyehareket ettim . Fetö terörörgütü ile herhangi bir bağlantım yoktur. Ben 9 yıllık Cumhuriyet savcısıyımherhangi bir başsavcılığım yoktur, yurt dışına çıkmadım , seminerlere gitmedimmeslek içerisinde böyle bir yapılanma olduğu herkes tarafından biliniyorduancak iyiniyetle bakıyorduk ama atamalardakihaksızlıklar yurtdışına seminerlere gidenleri gördükten ve diğer kurumlardasınav sorularının çalınması sureti ile kişilerin hak etmedikleri görevlereatandıklarını fark etmem üzerine benim bakış açım tamamen değişti, benim Fetö terör örgütü ile herhangi bir bağım yoktur ... Bazı hâkimve cumhuriyet savcılarına bu darbe ile ilgili telefonlarına mesaj gitmiş benimtelefonumda geriye doğru incelenebilir bu şekilde herhangi bir mesaj yokturgene bazı hâkim ve cumhuriyet savcılarının zaten bu darbe girişimi biliniyorduşeklinde açıklamalarını duyduğumda benim böyle bir girişimin düşünüldüğündendahi haberim yoktu . Ben bir gün önce CumhuriyetSavcısı idim bir gün sonra polisine askerine kurşun sıkan şerefsizlerle aynıkonuma getirildim. Bu zaten benim ceza almamdan bile daha ağır bir şeydir,mesleğim tehlikededir 3 çocuğum vardır benim ailemle çok mutlu bir hayatımvardı. Ben en ufak market alışverişine dahi çocukları ile birlikte giden birinsanım çalıştığım yerlerdeki meslektaşlarım ve vatandaşlarla hepsiyle memnunolarak ayrıldım, benim kaçma şüphem yoktur karartacak herhangi bir delil deyoktur üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum ben her şeyin sonuna kadararaştırılmasını talep ediyorum. Çocuklarım ailem buradadır herkes mağdur oldututuklama gibi bir durum olacaksa adli kontrol ile serbest bırakılmamı talepediyorum."
18. Sorgu sonucunda başvurucunun Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetiniortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, anayasaldüzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma,Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevi yapmasınıengellemeye teşebbüs etme suçlarından tutuklanmasına karar verilmiştir. Kararınilgili bölümü şöyledir:
"Şüpheli[nin] üzerine atılıTürkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya görevini yapmasınıengellemeye teşebbüs etme, Anayasal Düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme,Silahlı terör örgütüne üye olma, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadankaldırmaya veya görevi yapmasını engellemeye teşebbüs suçlarından, üzerineatılı suçların vasıf ve mahiyeti mevcut delildurumu, delillerin henüz toplanma aşamasında olması; soruşturma dosyasına ekliev arama el koyma tutanağı, iş yeri arama tutanağı, Denizli 1 Sulh Ceza Hâkimliğinin 21/7/2016 tarih 2016/2083 değişik iş sayılı kararı, AnkaraCumhuriyet Başsavcılığı Anayasal düzene karşı işlenen suçlar soruşturmabürosunun 16/7/2016 tarihli yazısı, HSYK 3. Dairesinin 16/7/2016 tarih2016/7900-2016/9052karar sayılı yazıları bir bütün olarak değerlendirildiğindekuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin mevcudiyeti,şüphelinin üzerine atılı suçların CMK. 100/3 a-10-11 maddesinde belirtilenkatalog suçlardan olması karşısında kaçma şüphesi de gözetilerektutuklamasebebi mevcut olmakla, atılı suçların TCK'daki cezasının alt ve üst sınırıları dikkate alındığında, tutuklama tedbirinin fiilile orantılı olacağı, bu aşamada adli kontrol hükümlerinin yetersiz ve işlevsizkalacağı değerlendirilerek şüphelinin CMK. 100 ve devamı maddeleri gereğincetutuklanmasına... [karar verildi.]"
19. Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı 19/9/2016 tarihindeyetkisizlik kararı vererek dosyanın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınagönderilmesine karar vermiştir.
20. Başvurucu 25/7/2016 tarihli tutuklama kararına 28/7/2016tarihinde, 18/8/2016 tarihinde verilen tutukluluğun devamı kararına 22/8/2016 tarihinde,7/9/2016 tarihli tutukluluğun devamı kararına da 26/9/2016 tarihinde itirazetmiştir. Başvurucu, bu itirazları hakkında herhangi bir karar verilmediğinibelirtmiş; 24/11/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. UYAP üzerindenyapılan incelemede de başvurucunun itirazları hakkında karar verildiğineilişkin bir bilgi veya belgeye ulaşılamamıştır.
21. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 6/1/2017 tarihli ve 680sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında KanunHükmünde Kararname'nin 7. maddesi ile 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimlerve Savcılar Kanunu'nun 93. maddesinin (1) numaralı fıkrasında hâkim vesavcıların kişisel suçları hakkında soruşturma yapma yetkisinin ilgilinin görevyaptığı yerin bağlı olduğu bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki ilCumhuriyet başsavcılığına ait olduğu şeklinde değişiklik yapıldığı gerekçesiyle9/1/2017 tarihinde yetkisizlik kararı vererek dosyayı Antalya CumhuriyetBaşsavcılığına göndermiştir.
22. Antalya 2. Sulh Ceza Hâkimliği 24/10/2017 tarihinde;başvurucu hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, TürkiyeBüyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeyeteşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya göreviniyapmasını engellemeye teşebbüs etme suçlarından verilen tutuklama kararınınkaldırılmasına karar vermiştir.
23. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 11/12/2017 tarihliiddianamesi ile başvurucunun silahlıterör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyleAntalya 8. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.
24. İddianamede, başvurucunun FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yeralmak suretiyle terör örgütüne üye olma suçunu işlediği iddia edilmiştir.İddianamede suçlamaya esas alınan olgular şöyle özetlenebilir:
i. Başvurucunun HSYK'nın 16/7/2016 tarihli kararı ile görevindenuzaklaştırıldığı, 24/8/2016 tarihli kararı ile meslekten ihraç edildiği ve bukararın 29/11/2016 tarihinde kesinleştiği belirtilmiştir.
ii. Bafra Adliyesinde görevli olan tanıklar R.P., Ç.Ş., F.G. veY.S.ni şüphelinin Bafra Adliyesinde görev yaptığı dönemde FETÖ/PDY ile ilgilibir söz ve davranışının olmadığını beyan ettikleri, Denizli Adliyesi personeli M.A.nın da beyanının aynı yöndeolduğu ifade edilmiştir.
iii. Başvurucuya ait telefon hattı üzerinde yapılan incelemeneticesinde Antalya İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize SuçlarlaMücadele Şube Müdürlüğü görevlilerince tanzim edilen 7/12/2017 tarihli HTSanaliz raporunda başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olmasuçu kapsamında işlem yapılan kişilerle görüşme yaptığı belirtilmiştir.
iv. Başvurucunun cep telefonuna ait olan klasörde yer alanfotoğraflar arasında nereden ya da ne şekilde yüklendiği bilinmeyen FETÖ/PDYlideri Fethullah Gülen'e ait dört adet fotoğrafın olduğu,ayrıca imaj dosyaları arasında adli konuları içeren Microsoft Office formatındadijital verilerin bulunduğunun tespit edildiği iddia edilmiştir.
v. HSYK Genel Sekreterliğinin 5/12/2017 tarihli yazısıylaCumhuriyet Başsavcılığına gönderilen gizli tanık Defne'nin 29/11/2017 tarihlidilekçesinde başvurucuyla ilgili olarak "....her biri İstanbul Hukuk Fakültesi mezunu olan adliyargı hâkimleri Y.K., [AL.], A.İ., A.Y., T.A., A.C.N., M.S., İ.C. isimli kişilerin cemaatevlerinde veya yurtlarında kaldıklarını..." şeklindeaçıklamaların bulunduğu belirtilmiştir.
25. İddianame Antalya 8. Ağır Ceza Mahkemesince 26/12/2017tarihinde kabul edilerek E.2017/429 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşamasıbaşlamıştır.
26. Mahkeme 25/1/2018 tarihinde yaptığı ilk duruşmadabaşvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucu savunmasında özetle ceptelefonunda bulunduğu iddia edilen fotoğrafların haber sitelerinden kaldığını,gizli tanık beyanlarını kabul etmediğini, örgütün ev ve yurtlarındakalmadığını, dayısının evinde kaldığını, bunun ikametgâh belgesi ile sabitolduğunu, HTS kayıtlarına göre görüştüğü iddia edilen kişilerin aynı yerdeçalışırken görüştüğü meslektaşları ile jandarma ve polisler olduğunu, bukişiler arasında hâlen görevde olan kişilerin de bulunduğunu, görüşmeleriarasında aleyhine olacak şekilde ayrım yapılmasının yanlış olduğunubelirtmiştir.
27. Mahkeme, duruşma sonunda başvurucunun silahlı terör örgütüneüye olma suçundan tahliyesine ve başvurucu hakkında adli kontrol tedbiriuygulanmasına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sanığın aşamalarda alınan birbiriyleuyumlu savunmaları, mevcut delil durumu, tutuklulukta geçirdiği süre ve tümdosya kapsamı göz önüne alındığında sanığın tutukluluk halinin devamının ölçülüolmayacağı, adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasının yeterli olacağı kanaatinevarıldığından başkaca bir suçtan tutuklu veya hükümlü değil ise tahliyesine, aynı gerekçelerle CMK 109. maddesigereğince yurt dışına çıkış yasağı uygulanmak suretiyle adli kontrol altına alınmasına... [kararverildi.]"
28. 24/5/2018 tarihli duruşmada Mahkeme, başvurucunun ceptelefonunda tespit edilen FETÖ/PDY lideri FetullahGülen'e ait dört adet fotoğrafın haber sitelerinin kalıntısı olan fotoğrafniteliğinde mi yoksa özellikle indirilmiş fotoğraf niteliğinde mi olduğununtespiti için bilirkişi raporu aldırılmasına karar vermiştir.
29. 25/10/2018 tarihli duruşmada bilirkişi, raporunu sunmuştur.Bilirkişi raporunda; dört adet resim dosyasının telefon hafızasına özellikleindirilmiş resim dosyaları olmadığı, telefonda yüklü Chrome uygulaması tarafından cacheklasörüne internet sitesinde içerik gezintisi sırasında kaydedilmiş resimdosyalarından ibaret olduğu belirtilmiştir.
30. 25/10/2018 tarihli duruşmada M.A. (eski hâkim) adlı kişininetkin pişmanlık kapsamında verdiği 1/2/2018 tarihli dilekçe okunmuştur. M.A.adlı kişi, dilekçesinde; hukuk fakültesinin son sınıfındayken Ö. adlı kişiyletanıştığını, bu kişinin kendisine Ankara'da hâkimlik sınavına çalışan kişilerinkaldığı evlerden bahsettiğini, Ankara'daki bu evlerden birinde aralarındabaşvurucunun da bulunduğu kişilerle birlikte kaldığını, bu evlerde disiplinlibir şekilde sınava çalıştıklarını, bu süreçte sınav sorularının verilmesi gibibir durumun söz konusu olmadığını, böyle bir olaya şahit olmadığınıbelirtmiştir.
31.Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilkderece mahkemesinde derdesttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
32. İlgili ulusal hukuk için bkz. Adem Türkel (B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 24-39) başvurusu hakkındaverilen karar.
33. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli veE.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
"...
2- FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, paravan olarakkullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı haline getiren;siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgütliderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla önceliklegüç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmakiçin şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiaredinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları,kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesiinandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, biryandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motiveeden; 'Altın Nesil' adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sistemesahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığıavantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarınıçeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devletaygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrolaltına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü dekullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini debünyesinde barındıran atipik/suigenerisbir terör örgütüdür.
...
Örgütün hiyerarşik yapılanması tabaka-katsistemine dayanır. Katlar arasında geçişler mümkün ise de,dördüncü kattan sonrasındaki geçişleri önder belirlemektedir. Katlar şuşekildedir:
a) Birinci Kat (Halk Tabakası): Örgüte iman vegönül bağıyla bağlı olanlar, fiili ve maddi destek sağlayanlardan oluşur.Bunların bir çoğu örgütün hiyerarşik yapısına dahilolmayan bilinçli veya bilinçsiz hizmet ettirilen kesimdir.
b) İkinci Kat (Sadık Tabaka): Okul, dershane,yurt, banka, gazete, vakıf ve kurum görevlilerinden oluşan sadık gruptur. bunlar örgüt sohbetlerine katılan, düzenli aidat ödeyen, azveya çok örgüt ideolojisini bilen kişilerdir.
c) Üçüncü Kat (İdeolojik Örgütlenme Tabakası):Gayri resmi faaliyetlerde görev alan, örgüt ideolojisini benimseyen ve onabağlı çevresine propaganda yapan kişilerdir.
d) Dördüncü Kat (Teftiş Kontrol Tabakası):Bütün hizmeti (legal ve illegal) denetler. Bağlılık ve itaatte dereceyegirenler buraya yükselebilir. Bu tabakaya girenler örgütte çocuk yaştakazandırılanlardan seçilir. Örgüte sonradan katılanlar genellikle bu katta vedaha üst katlarda görev alamazlar.
e) Beşinci Kat (Organize Eden ve YürütenTabaka): Üst düzey gizlilik gerektirir. Birbirlerini çok az tanırlar. Örgütlideri tarafından atanan ve devletteki yapıyı organize edip yürüten kişilerdir.
f) Altıncı Kat (Has Tabaka): Örgüt lideri Fethullah Gülen tarafından bizzat atanan ve lider ile alttabakaların irtibatını sağlayan, örgüt içi görev değişiklikleri yapıp azillerebakan kişilerdir.
g) Yedinci Kat (Kurmay Tabaka): Örgüt lideritarafından doğrudan seçilen ve on yedi kişiden oluşan örgütün en seçkinkesimidir.
...
3- Hata Hükümleri Çerçevesinde Silahlı TerörÖrgüt Üyeliği Suçunun Değerlendirilmesi
Bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemeküzere kurulmuş illegal bir yapı olabileceği gibi, legal olarak faaliyetgöstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan bir suç örgütüne, hattaterör örgütüne dönüşmesi de mümkündür. Bu kapsamda önceden var olan ancakhakkında karar verilmediği için kamuoyu tarafından varlığı bilinmeyen örgütünhukuki varlık kazanması mahkemeler tarafından verilecek karara bağlı ise deörgütün kurucusu, yöneticileri ya da üyeleri; kuruluş tarihinden veya meşruamaçlarla kurulup daha sonra suç örgütüne dönüştüğü andan itibaren ceza hukukubakımından sorumlu olacaklardır.
Silahlı terör örgütüne üye olma suçunundoğrudan kasıtla işlenebildiği gözetilerek, hukuki zeminde faaliyet gösteren venihai amacını gizli tutması nedeniyle açıkça bilinmeyen yapılara dahil olanörgüt mensuplarından bir kısmının, oluşumun bir terör örgütü olduğunu bilmedikleriniiddia etmeleri durumunda, TCK'nun 30. maddesininbirinci fıkrasında yer alan hata hükmü uyarınca değerlendirme yapmakgerekecektir.
...
FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, Devletinanayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olan nihai amacınıgerçekleştirmek için 'mahrem alan' şeklinde örgütlenmesi ve devletin silahlıkuvvetlerindeki unsurları dikkate alındığında gerekli ve yeterli örgütsel gücesahip olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Örgütün bu amaç veyöntemlerini bilen örgüt mensuplarının örgütteki konumları gözetilerekcezalandırılacağı da açıktır. örgütlenme piramidinegöre, beş, altı ve yedinci kat ve kural olarak üç ve dördüncü katlarda bulunanörgüt mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekmektedir. Ancak öncedini bir kült, ardından da terör örgütü haline dönüşen FETÖ/PDY'nin,başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve genellikleböyle algılanması, örgütün gayrı meşru amaçlarını gizleyip alenen kriminalize olmamaya çalışması ve örgütün kurucusu veyöneticisi Fethullah Gülen hakkında Ankara 11. AğırCeza Mahkemesince verilen beraat kararının onanarak kesinleşmesi karşısında,özellikle örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan diğer katlardakiörgüt mensupları tarafından bilinip bilinmediğinin olaysalolarak TCK'nun 30. maddesi kapsamındadeğerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda söz konusu değerlendirmeyapılırken, ülke çapında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar, FETÖ/PDYsilahlı terör örgütüyle ilgili dava dosyalarında yer alan EGM'nin[Emniyet Genel Müdürlüğü]örgüt hakkındaki raporuyla diğer belgeler, mahkemelerce karara bağlanandavalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları, tanık beyanlarıve benzer pek çok kaynakta yer aldığı üzere; örgüt mensubu olan kamugörevlileri tarafından örgütün nihai amacının açıkça ortaya konularak, devletive hükümeti açıkça hedef alan terör faaliyetlerinin icra edilmesi, bufaaliyetlerin örgüt liderinin açıklamaları ve basın yayın araçlarıylaüstlenilmesi gibi sansasyonel olayların kamuoyunun gündemini uzunca bir süremeşgul edip yoğun bir şekilde tartışılması hususları gözden kaçırılmamalıdır.Bu nitelikli çok sayıda olay arasında, 7 Şubat 2012 tarihli MİT krizi, gayrihukuki iletişimin dinlenmesi kararları aracılığıyla elde edilmiş hukuka aykırıbulgulara dayandığı ve suç unsurlarının da oluşmadığı gerekçeleriylekovuşturmaya yer olmadığı kararlarına konu olan 17/25 Aralık 2013 tarihlioperasyonlar ile 1 Ocak ve 19 Ocak 2014 tarihli MİT tırlarının durdurulmasıhadiselerini saymak mümkündür.
Ayrıca, Milli Güvenlik Kurulunun 30.10.2014 vedaha sonraki tarihlerde gerçekleştirdiği müteaddit toplantılarında alınan vekamuoyuyla paylaşılan kararlarda; FETÖ/PDY'nin, milligüvenliği tehdit eden ve kamu düzenini bozan, devlet içerisinde legal görünümaltında illegal faaliyetler yürüten, illegal ekonomik boyutu bulunan, diğerterör örgütleriyle işbirliği yapan bir terör örgütü olduğuna dairdeğerlendirmelerin yapılması ve bu terör örgütüyle devletin tüm kurum vebirimleriyle birlikte etkin bir mücadele edilmesine dair kararların alınması,aynı tespit ve açıklamaların devlet ve hükümet yetkililerince de en üst düzeydebenimsenip kamuoyuyla paylaşılması gibi olguların da gözardıedilmemesi gerekir.
..."
34. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 26/10/2017 tarihli veE.2017/1809, K.2017/5155 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
"...
Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütünhiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeyehazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgütüyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkimolan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütleorganik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken,etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespiteden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adınasuç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğermensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlüemir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeyehazır olması ve öylece ifa etmesidir.
Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesiiçin örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik veyoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancakniteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütünamacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluközelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçlarınfaillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempatiduymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, bunailişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibieylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir (Evik,Cürüm işlemek için örgütlenme, Syf 383 vd.).
Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerekkatılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçasıolmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üyeolan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemekamacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiylehareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin 'suç işlemek amacı' olması aranır. (Toroslu özelkısım syf.263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt syf.28, Özgenç GenelHükümler syf.280)
Bu açıklamalar ışığında somut olaydeğerlendirildiğinde;
Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyetyöntemleri Dairemizin 2015/3 E.sy.kararında anlatılanve nihai amacı, Devletin anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarakdeğiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak veeğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük birkesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübahgören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktanaldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazaraalındığında, örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan katlarlairtibatlı olduğu anlaşılan ve fakat örgütün nihai amacını bildiği, örgütleorganik bir bağ kurarak hiyerarşisine dahil olduğu yönünde herhangi bir delilbulunmayan sanığın, hükme esas alınan ikrarı ve HTS kayıt içeriğine göre ...İlçe Tarım Müdürlüğü'nde ziraat mühendisi olarak görev yaptığı dönemde, örgütünilçe imamı olduğu iddia edilen ve örgütün ilçe yapılanması içerisinde görevlioldukları iddiasıyla haklarında soruşturma yürütülen şahıslarla telefonlagörüşmek suretiyle irtibat içinde olmak, çoğunluğu kamuoyu nezdinde örgütüngerçek yüzünü ortaya koyan, hukuki kılıflarla kamu görevlileri ve sivilşahıslara yönelik bir kısım operasyonlara başladığı 2013 yılı öncesinde olmaküzere birkaç kez de bu tarihten sonra örgütün dini sohbet toplantılarınakatılmak, örgüt tarafından çıkarılan gazetelere gerçek ismiyle abone olmak veçocuğunu örgüte müzahir olması nedeniyle kapatılan ... isimli okulagöndermekten ibaret eylemlerinin, sanığın konum ve kişisel özellikleri denazara alındığında sempati ve iltisak boyutunu aşan, örgüt üyesi olduğunu ispatetmeye yeterli örgütsel faaliyetler kapsamında değerlendirilemeyeceği gözetil[melidir.] ..."
35. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 20/12/2017 tarihli veE.2017/1862, K.2017/5796 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
"Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması vefaaliyet yöntemleri Dairemizin 2015/3 E.sy. kararında anlatılan ve nihai amacı,Devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğuanlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketiolarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böylealgılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah görenfakat sözde meşrutiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktanaldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazaraalındığında; örgütün kurucusu, yöneticileri ve örgüt hiyerarşisinde üçüncü veyadaha yukarı katmanlarda yer alan mensuplarının zaman sınırlaması olmaksızınörgütün nihai amacından haberdar oldukları yönünde kuşku bulunmamakta ise de,bir ve ikinci katmanlarda yer alanlar açısından; Devletin her kurumuna sızanmensupları vasıtasıyla kişi ve kurumlara yönelik, örgütün gerçek yüzünü ortayakoyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafındantartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileritarafından yapılan açıklamalarda 'paralel yapı' veya 'terör örgütü' olduğunailişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından daaynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce icra edilen faaliyetlerin,nitelik, içerik ve mahiyeti itibariyle silahlı terör örgütünün amacına hizmetettiğinin somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyetkapsamında kabul edilemeyeceği değerlendirilerek, bir Devlet okulunda öğretmenolarak görev yapan, örgütle irtibatlı olduğu için kapatılmasına karar verilensendikaya üye olan, örgütün kriptolu iletişim ağı olan ByLockiletişim sistemini kullanmayan ancak 25.09.2014 ve 13.10.2014 tarihlerinde örgütliderinin talimatı doğrultusunda anılan örgütle irtibatlı Bank Asya’ya eşiadına para yatıran sanığın faaliyetlerinin, silahlı terör örgütünün hiyerarşikyapısına dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluluk içermemesi karşısında örgüt üyesi olarak kabuledilmesine yasal olanak bulunmadığından, konusu suç oluşturmayan ancak örgütliderinin talimatı doğrultusunda amaca hizmet eden faaliyetlerin yardım suçunuoluşturacağı gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hükümkurulması kanuna aykırı... [görülmüştür.]"
B. Uluslararası Hukuk
36. İlgili uluslararası hukuk için bkz. Mustafa Baldır (B. No: 2016/29354,4/4/2018, §§ 33-37) başvurusu hakkında verilen karar.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
37. Mahkemenin 9/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım TalebiYönünden
38. Anayasa MahkemesininMehmet Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilenilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılamagiderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan ve bireysel başvurutarihinde ceza infaz kurumunda tutuklu bulunan başvurucunun açıkça dayanaktanyoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
B. Kişi Hürriyeti veGüvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
1. Tutuklamanın HukukiOlmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
39.Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan delillerolmamasına rağmen fişleme listelerine dayalı olarak hakkında tutuklama kararıverildiğini, ilk tutuklama talebinin reddedilmesinin de bu durumu teyitettiğini, somut olayda tutuklama nedenlerinin de mevcut olmadığını, tutuklamakararının gerekçesiz olduğunu, adli kontrolün neden yetersiz kalacağınınaçıklanmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür. Diğer taraftan başvurucu bir hâkim olarakmesleğinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını iddiaetmektedir.
40.Bakanlık görüşünde, başvurucu hakkında verilen tutuklamakararında açıklanan gerekçeler, iddianameyle başvurucuya isnat edilen eylemlerile bu eylemlere ilişkin olarak dayanılan delillerin içeriği dikkatealındığında tutuklamaya esas alınan delillerin objektif bir gözlemciyi suçunişlendiği hususunda ikna edebilecek nitelikte olduğu ve tutuklama anında damakul şüphenin bulunduğu belirtilmiştir. Bakanlık ayrıca başvurucununşikâyetlerine yönelik incelemenin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılmasıve bu kapsamda yapılacak incelemede de başvurucunun şikâyetlerinin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunmasına karar verilmesigerektiğini değerlendirmiştir.
41. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında; HTSkayıtlarındaki telefon görüşmelerinin mesleğinden kaynaklanan olağan görüşmelerolduğunu, FETÖ/PDY'ye ait evlerde kaldığı hususunundoğru olmadığını, öğrencilik yıllarında dayısının evinde kaldığına ilişkinikametgâh belgesini mahkemeye sunduğunu, telefonunda bulunan fotoğraflarıninternet sitesinde içerik gezintisi sırasında kaydedilmiş fotoğraflar olduğununbilirkişi raporuyla ortaya konulduğunu belirtmiştir. Başvurucu, bu gerekçelerletutuklanmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
42. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesişöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
43. Anayasa'nın "Kişihürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birincifıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğinesahiptir.
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunankişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesiniveya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlukılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."
44. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıkapsamında incelenmesi gerekir.
i. Uygulanabilirlik Yönünden
45. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerininuygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvurularıincelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklereilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169,20/6/2017, §§ 187-191). Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen vetutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsününarkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır.Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılanolaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir (SelçukÖzdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).
46. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasınınbaşta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alangüvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlindeise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığıdeğerlendirilecektir (Aydın Yavuz vediğerleri, §§ 193-195, 242).
ii. Kabul EdilebilirlikYönünden
47. Somut olayda başvurucu 25/7/2016 tarihli tutuklama kararına28/7/2016 tarihinde, 18/8/2016 tarihinde verilen tutukluluğun devamı kararına22/8/2016 tarihinde, 7/9/2016 tarihli tutukluluğun devamı kararına da 26/9/2016tarihinde itiraz etmiştir. Başvurucu, bu itirazları hakkında herhangi bir kararverilmediğini belirtmiş; 24/11/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.UYAP üzerinden yapılan incelemede de başvurucunun itirazları hakkında kararverildiğine ilişkin bir bilgi veya belgeye ulaşılamamıştır. Bu nedenle başvuruyollarının tüketildiği kabul edilmelidir. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı vekabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedenininbulunmadığı anlaşılan bu bölümdeki iddiaların kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR ve Kadir ÖZKAYA bu görüşe katılmamışlardır.
iii. Esas Yönünden
(1) Genel İlkeler
48. Tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesinde dikkate alınacakgenel ilkeler için bkz. Zafer Özer (B.No: 2016/65239, 9/1/2020, §§ 38-45) başvurusu hakkında verilen karar.
(2) İlkelerin Olaya Uygulanması
49. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanunidayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbeteşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğuiddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında silahlı terör örgütü üyesi olmasuçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.
50. Diğer taraftan başvurucu bir hâkim olarak mesleğindenkaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını iddia etmektedir.
51. Anayasa Mahkemesi, darbe teşebbüsünden sonraki dönemde buteşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu kabul edilen FETÖ/PDY ile bağlantılısuçlardan yürütülen soruşturmalar kapsamında yargı mensupları hakkındauygulanan tutuklama tedbirlerinin hukukiliğine ilişkin bireysel başvurularıincelediği birçok kararında, başvurucu yargı mensuplarının mesleklerinden veyagörevlerinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandıkları ve bunedenle tutuklamanın kanuni dayanağının bulunmadığı iddialarını incelemiştir.Anayasa Mahkemesi bu inceleme sonucunda gerek Yüksek Mahkeme üyeleri gereksediğer yargı mensupları bakımından tutuklamaya konu olaylara ilişkin olaraksoruşturma mercilerince veya tutuklamaya karar veren yargı organlarınca isnatedilen ve tutuklamaya konu olan suçların kişisel suç olduğu, ayrıca ağır cezayıgerektiren suçüstü hâlinin bulunduğu yönündeki değerlendirmelerin olgusal vehukuki temellerinin bulunduğu, dolayısıyla tutuklama tedbirlerinin kanunidayanaktan yoksun olduğunun söylenemeyeceği sonucuna varmıştır (diğerleriarasından bkz. Adem Türkel, §§52-59; Erdem Doğan, B. No:2017/25955, 7/3/2019 §§ 50-57). Kaldı ki -Yüksek Mahkeme üyelerinden farklı olarak-hâkim ve Cumhuriyet savcıları yönünden ağır ceza mahkemesinin görevine girensuçüstü hâli bulunmasa da kişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturmayürütülmesi için bir izin şartı bulunmadığı yargısal içtihatlardabelirtilmiştir (Mustafa Özterzi[GK], B. No: 2016/14597, 31/10/2019, §93). Somut başvuruda anılankararlardan yer alan değerlendirmelerden ve varılan sonuçtan ayrılmayıgerektiren bir durum bulunmamaktadır.
52. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun hâkimolması nedeniyle Anayasa veya 2802 sayılı Kanun'dan kaynaklanan güvenceleruygulanmaksızın, kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Buitibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağıbulunmaktadır.
53. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirininmeşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanınön koşulu olan suçun işlendiğine dairkuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
54. Denizli 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında,başvurucu yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğunagenel olarak değinilmiş; bu olgulara ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir.
55. İddianamede ise başvurucunun meslekten ihraç edilmesine,FETÖ/PDY'ye üye olma suçu kapsamında işlem yapılankişilerle telefon görüşmesi yapmasına, cep telefonuna ait olan klasörde yeralan fotoğraflar arasında FETÖ/PDY lideri FethullahGülen'e ait dört adet fotoğrafın bulunmasına, gizli tanığın başvurucunun FETÖ/PDY'ye ait evlerde kaldığına ilişkin beyanınadayanılmıştır. Ayrıca yargılama devam ederken M.A. adlı kişi etkin pişmanlıkkapsamında verdiği ifadesinde, başvurucunun Ankara'da hâkimlik sınavınahazırlanmak için oluşturulan evlerde kaldığını ileri sürmüştür.
56. Buna göre başvurucuya yöneltilen ve tutuklamaya konu olansuçlamanın dayanaklarından biri, başvurucunun meslekten ihraç edilmesidir.
57. Darbe teşebbüsünden sonra başta soruşturma mercileri olmaküzere yargı organları ve kamu makamları büyük bir zorlukla karşı karşıyakalmışlardır. Teşebbüsün savuşturulmaya çalışıldığı sırada hem doğrudanteşebbüsle bağlantılı olduğu değerlendirilen binlerce kişi hakkında hem deteşebbüsle bağlantılı olmasa da bunun arkasındaki yapılanma olan FETÖ/PDY ilebağlantılı olduğu değerlendirilen ve önemli bir kısmı kamu görevlisi olan onbinlerce kişi hakkında ivedilikle soruşturma yürütülmesi ihtiyacı ortayaçıkmıştır (Zafer Özer, § 53).
58. Ülkenin savaş uçağı, helikopter ve tank gibi savaşaraçlarının dahi kullanıldığı bir darbe teşebbüsüne maruz kalması dolayısıylabu teşebbüsle ya da bunun arkasındaki yapılanma ile bağlantılı kişiler hakkındaivedilikle soruşturma başlatılması ve bu soruşturmalar kapsamında bazışüpheliler hakkında yakalama, gözaltı ve tutuklama gibi koruma tedbirlerinebaşvurulması, suç işleyenlerin tespitini ve cezalandırılmasını sağlamak üzeresoruşturmaların selamet içinde yürütülmesi amacının yanı sıra darbe teşebbüsüve onun arkasındaki yapılanma nedeniyle millî güvenlik ve kamu düzeni üzerindeoluşan tehdit ve tehlikenin bertaraf edilmesi gayesine de yöneliktir (Zafer Özer, § 54).
59. FETÖ/PDY'nin kamuda en yoğunşekilde örgütlendiği alanlardan birinin yargı olması nedeniyle haklarındasoruşturma başlatılan bu kamu görevlileri arasında yargı mensupları önemli biryer tutmuştur. Bu bağlamda HSYK, darbe teşebbüsünün devam etmekte olduğudönemde bu teşebbüsün arkasındaki yapılanma ile bağlantısının olduğudeğerlendirmesiyle çok sayıda hâkim ve Cumhuriyet savcısının görevden uzaklaştırılmasına kararvermiştir. Aynı değerlendirmeyle Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu bazımensuplarının Yargıtaydaki yetkilerinin kaldırılmasına, DanıştayBaşkanlık Kurulu ise bir kısım üyesinin görevyaptıkları dairelerdeki görevlerinin sonlandırılmasına karar vermiştir.Süreç içinde de çok sayıda yargı mensubu hakkında görevden uzaklaştırma ve meslektençıkarma idari tedbirlerine başvurulmuş, ayrıca başlatılan cezasoruşturmaları kapsamında bu kişilerin büyük bölümü hakkında yakalama, gözaltıve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (ZaferÖzer, § 55).
60. Bu kapsamda verilen tutuklamaya ilişkin kararların önemlibir kısmında şüphelilerin suç işlediklerine dair somut delillerin bulunduğuifade edilirken veya düzenlenen iddianamelerde suçlamaya ilişkin olgularaçıklanırken söz konusu görevdenuzaklaştırma, yetkilerinikaldırma ve dairelerdekigörevlerini sona erdirme veyameslekten çıkarma şeklindeki idari kararlara atıf yapılmıştır. Buitibarla anılan kararların kuvvetli suç belirtisi ölçütünü karşılayıpkarşılamadığının değerlendirilmesi gerekmektedir (Zafer Özer, § 56).
61. Darbe teşebbüsünün yanı sıra teşebbüsten veya teşebbüsünarkasındaki yapılanma olan FETÖ/PDY'ninörgütlenmesinden kaynaklanan tehdit ve tehlikenin bertaraf edilmeye çalışıldığıbu aşamada teşebbüsün arkasındaki yapılanma ile bağlantılarının olduğudeğerlendirilen yargı mensupları hakkında uygulanan idari tedbirlere ilişkin bukararların ilgili mercilerde oluşan bir kanaate dayalı olarak verilmesi sözkonusu olsa da içeriğinde kendileriyle ilgili bir eylem veya olgudanbahsedilmeyen kişiler bakımından bunların -tek başına- kuvvetli suç belirtisiolarak kabul edilmesi mümkün değildir (ZaferÖzer, § 57).
62. Nitekim Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok karardagörevden uzaklaştırma veya kamu görevinden ya da meslekten çıkarma şeklindekiidari kararların niteliğini dikkate alarak bu kararların verilmesinin kararamuhatap olan kişilerin suç işlediklerine dair kuvvetli belirtinin bulunduğu anlamınagelmediği sonucuna varmıştır (diğerleri arasından bkz. Mustafa Baldır, § 70; Mustafa Açay, B.No: 2016/66638, 3/7/2019, § 54; E.A.,B. No: 2016/78293, 3/7/2019, § 57; Ali Aktaş,B. No: 2016/14178, 17/7/2019, § 53; Mustafa Özterzi, § 104). Bu itibarla başvurucuhakkındaki görevden uzaklaştırma veya meslekten çıkarma tedbirlerine ilişkinkararlarda başvurucuyla ilgili kişisel bir tespit ve değerlendirmebulunmadığından bunların -tek başına- suç işlendiğine dair kuvvetli bir belirtiolarak kabulü mümkün değildir.
63. Soruşturma mercileri ayrıca başvurucunun cep telefonunda Fetullah Gülen'e ait dört adet fotoğrafın bulunmasınadayanmıştır. Ancak başvurucu, bu fotoğrafları bilerek indirmediğinibelirtmiştir. Nitekim bilirkişi raporunda da bu dört adet fotoğrafın telefonhafızasına özellikle indirilmiş resim dosyaları olmayıp internet sitesindeiçerik gezintisi sırasında kaydedilmiş resim dosyalarından ibaret olduğubelirtilmiştir. Dolayısıyla bu delilin suçun işlendiğine dair kuvvetli birbelirti oluşturduğu söylenemeyecektir.
64. Diğer taraftan başvurucunun FETÖ/PDY'yeüye olma suçu kapsamında işlem yapılan kişilerle telefon görüşmesi yapmasınadayanılmıştır. Başvurucu; bu kişilerin aynı yerde çalışırken görüştüğümeslektaşları, jandarmalar ve polisler olduğunu ifade etmiştir. Başvurucununhayatın olağan akışına uygun bu savunmasının karşısında soruşturma makamlarıncabu görüşmelerin örgütsel bir görüşme olduğuna ve açılan soruşturma veyakovuşturmayla ilgisi olduğuna yönelikbir iddia ilerisürülmediği gibi bu yönde bir delil de ortaya konulmamıştır.
65. Son olarak iki tanık ifadesinde, başvurucunun öğrencilikyıllarında (2005 yılı ve daha öncesine tekabül etmektedir) FETÖ/PDY'ye ait evlerde kaldığı belirtilmiştir. Tanıklardanbirisi olan M.Ö. 2005 yılında başvurucunun hâkimlik sınavına çalışan kişilerlebirlikte kaldığını, bu süreçte sınav sorularının verilmesi gibi bir durumun sözkonusu olmadığını, böyle bir olaya şahit olmadığını ileri sürmüştür. Yargıtaykararlarında (bkz. §§ 33-35) FETÖ/PDY'nin gerçek yüzünüortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafındantartışılır hâle geldiği, üst düzey Hükûmet yetkilileri ve kamu görevlileritarafından yapılan açıklamalarda paralelyapı veya terör örgütüolduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, MGK tarafından da aynıdeğerlendirmelerin paylaşıldığı, süreçten önce icra edilen faaliyetlerinnitelik, içerik ve mahiyeti itibarıyla silahlı terör örgütünün amacına hizmetettiğinin somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyetkapsamında kabul edilemeyeceği değerlendirilmiştir. Somut olayda dabaşvurucunun Yargıtay kararında belirtilen tarihten önce FETÖ/PDY'ye ait evlerde kaldığı iddiası dışında gerek butarihten önce gerekse bu tarihten sonra herhangi bir örgütsel faaliyettebulunduğuna ilişkin bir delil ortaya konulamamıştır.
66. Bu itibarla soruşturma belgelerinde yer alan tespit vedeğerlendirmeler kapsamında somut olayda suç işlendiğine dair kuvvetlibelirtinin yeterince ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır.
67. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin bulunupbulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca birinceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
68. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetlibelirtiler ortaya konulmadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirininuygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağandönemde Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelereaykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
69. Bununla birlikte anılan tedbirin olağanüstü dönemlerde temelhak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasınıdüzenleyen Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığınınincelenmesi gerekir.
iv. Anayasa'nın 15.Maddesi Yönünden
70. Somut olayda Anayasa Mahkemesince soruşturma makamlarınınsuç işlendiğine dair belirtileri somut olgularla ortaya koymadan başvurucuhakkında tutuklama tedbirine başvurdukları sonucuna varılmıştır. Bu itibarla olağanüstü hâl döneminde temel hak veözgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyenAnayasa'nın 15. maddesinin başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınayönelik Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen güvencelereaykırı bu müdahaleyi meşru kılmadığı değerlendirilmiştir (benzer yönde bkz. Şahin Alpay [GK], B. No: 2016/16092,11/1/2018, § 110; Mehmet Hasan Altan (2)[GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 157).
71. Açıklanan gerekçelerle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birliktedeğerlendirildiğinde de- başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasıbağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR bu görüşe katılmamıştır.
2. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığına İlişkinİddia
a. Başvurucunun İddiaları
72.Başvurucu;ilgili ve yeterligerekçeler olmadan, kişiselleştirme yapılmaksızın tutukluluğunun devamettirildiğini, tutukluluğunun makul süreyi aştığını ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
73.Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyiveya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular bakımındanbireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye edilmiş veyahükümlü hâle gelmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtayiçtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülentazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğusonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45; AhmetKubilay Tezcan, B. No: 2014/3473, 25/1/2018, § 26). Somut olayda25/1/2018 tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucu yönünden anılaniçtihatlardan ayrılmayı gerektirir bir durum olmadığı anlaşılmıştır.
74. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Sulh CezaHâkimliklerinin Yapısı ile Bağımsız ve Tarafsız Olmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
75. Başvurucu; dosyanın içeriğine hâkim olmayan ve AnkaraCumhuriyet Başsavcılığının etkisi ile hareket ettiği izlenimi uyandıran sulhceza hâkimliklerince tutuklandığını, bu hâkimliklerin bağımsız ve tarafsızolmadığını ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
76. Sulh ceza hâkimliklerinin kanuni hâkim güvencesinisağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları ve tutukluluğaitirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten yoksunbırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle getirdiğineilişkin iddialar Anayasa Mahkemesince birçok kararda incelenmiş; bu kararlardasulh ceza hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusuiddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:2014/14061, 8/4/2015, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§64-78, 94-97). Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarakanılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durumbulunmamaktadır.
77. Açıklanan gerekçelerle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
4. Tutuklulukİncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
78. Başvurucu, tutuklama kararına itirazın ve tutukluluğundevamına ilişkin kararların dosya üzerinden duruşma açılmaksızın incelendiğiniileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
79. Anayasa Mahkemesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkemeönüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin başvurular bakımından bireyselbaşvurunun incelendiği tarih itibarıyla kişi hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış iseasıl dava sonuçlanmamış da olsa 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülentazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yoluolduğunu kabul etmiştir (Salih Sönmez,B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 166-177). Somut olay bakımdan 25/7/2016tarihinde tutuklanıp 25/1/2018 tarihinde hâkim/mahkeme önüne çıktığı anlaşılanbaşvurucunun bu kapsamdaki şikâyeti bakımından anılan karardan ayrılmayıgerektiren bir durum mevcut değildir.
80. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
5. Resen YapılanTutukluluk İncelemesinde Alınan Savcılık Görüşünün Bildirilmediğine İlişkinİddia
a. Başvurucunun İddiaları
81. Başvurucu, resen yapılan tutukluluk incelemeleri sırasındaalınan Savcılık görüşünün tarafına tebliğ edilmediğini ve çelişmelilikilkesine aykırı davranıldığını ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
82.Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok kararda, 5271sayılı Kanun’un 108. maddesine göre yapılan değerlendirmelerin resenyapıldığını ve bu değerlendirmelerin Anayasa’nın 19. maddesinin sekizincifıkrası ile hürriyeti kısıtlanan kişiye tanınan yargı merciine itiraz edebilmehakkı kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirtmiş ve bu kapsamdaki şikâyetlerbakımından konu bakımından yetkisizliknedeniyle kabul edilemezlik kararları vermiştir (Firas Aslan ve Hebat Aslan, B. No:2012/1158, 21/11/2013, § 32; Faik Özgür Erolve diğerleri, B. No:2013/6160, 2/12/2015 § 24). Somut olayda başvurucunun bu kapsamda kalaniddiaları bakımından anılan kararlardan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcutdeğildir.
83. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
6. Tutukluluğa İtirazınHiç Değerlendirilmediğine İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
84. Başvurucu; tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkinkararlara yasal süreleri içinde yaptığı itirazlara cevap verilmediğini,itirazları hakkında herhangi bir kararın kendisine tebliğ edilmediğini ilerisürmüştür.
b. Değerlendirme
85. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının(k) bendi yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama ve tutuklama işleminekarşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmamaları durumundamaddi ve manevi her türlü zararlarının tazminini isteyebilmelerine imkânsağlamaktadır. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurunun incelendiği tarihitibarıyla tahliyesine karar verilmiş ya da hükümlü hâle gelmiş başvurucularyönünden asıl dava sonuçlanmamış da olsa anılan yolun tüketilmesi gerekenetkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (tahliye olmuş başvurucularyönünden bkz. Cafer Yıldız, B.No: 2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; YaşarSaçlı, B. No: 2014/9311, 24/1/2018, §§ 37-40;hükümlü hâle gelmişbaşvurucular yönünden bkz. Özgür Arıbaş, B.No: 2015/2394, 31/10/2018, §§ 57-60). Somut olayda başvurucunun bu kapsamdakalan iddiaları bakımından anılan kararlardan ayrılmayı gerektiren bir durummevcut değildir.
86. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
7. Soruşturma DosyasınaErişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
87. Başvurucu; tutuklanmasına dayanak teşkil eden soruşturmadosyası üzerinde gizlilik kararı bulunduğunu, dosyaya ve tutuklanmasına nedenolan esaslı delillere erişemediğini, bu nedenle tutuklama kararına etkili birşekilde itirazda bulunamadığını ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
88. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyasına erişiminkısıtlanması durumlarının kişilerin özgürlüklerinden mahrum bırakılmalarınakarşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini incelemiş ve soruşturmasürecinde, tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurların başvurucuyabildirilmiş olması durumunda bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015,§§ 168-176; Hidayet Karaca [GK],B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 105-107; SüleymanBağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,16/11/2016, §§ 248-257). Somut olay bakımından soruşturma dosyası incelendiğindetutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurların başvurucuya bildirildiğive tutukluluk durumuna karşı itirazlarını sunma konusunda yeterli imkânıntanındığı anlaşıldığından anılan kararlardan ayrılmayı gerektirecek bir hususbulunmamaktadır.
89. Açıklanan gerekçelerle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Tedbir KararıNedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
90. Başvurucu, mal varlığı hakkında tedbir kararı verilmesinedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
91. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların mal varlığına konulantedbir nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yaptığı başvurularbakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla bu tedbir kararıkaldırılmış ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarınaatıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açmaimkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Mehmet Ali Aslan, B. No: 2013/2429,30/3/2016, § 28; Mustafa Ünal, B.No: 2017/21149, 28/11/2018, § 112). Somut olayda başvurucu hakkında uygulanantedbirin 21/11/2016 tarihinde kaldırıldığı anlaşıldığından somut başvuruyönünden anılan içtihatlardan ayrılmayı gerektirir bir durum olmadığıdeğerlendirilmiştir.
92. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
93. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin (1)numaralı fıkrasının birinci cümlesi ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir."
94. Başvurucu, 300.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
95.Anayasa Mahkemesinin MehmetDoğan kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadankaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018,[GK]). Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararınınyerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamıanlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiylesonuçlanacağına da işaret etmiştir(Aligül Alkaya ve diğerleri, B.No:2016/12506, 7/11/2019).
96.Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğinekarar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından sözedilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin, yaniihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikleihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olankarar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması,varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bubağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
97. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyleAnayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine kararverilmiştir. Başvurucu hakkındaki davada 25/1/2018 tarihinde başvurucununtahliyesine karar verilmiş ve başvurucunun tutukluluk hâli sona ermiştir.
98. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesininbaşvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağıaçıktır. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahalenedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
99. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 3.000 TL vekâletücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucunun kamuya açık belgelerde kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNASerdar ÖZGÜLDÜR ve Kadir ÖZKAYA'nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
3. Sulh ceza hâkimliklerinin yapısı ile bağımsız ve tarafsızolmadığına ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNAOYBİRLİĞİYLE,
4. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüneçıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddianın başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNAOYBİRLİĞİYLE,
5. Resen yapılan tutukluluk incelemesinde alınan savcılıkgörüşünün bildirilmediğine ilişkin iddianınkonu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNAOYBİRLİĞİYLE,
6. Tutukluluğa itirazın değerlendirilmediğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
7. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlandığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
8. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
C. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa'nın 19.maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLALEDİLDİĞİNE Serdar ÖZGÜLDÜR'ün karşıoyuve OYÇOKLUĞUYLA,
D. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderininBAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin bilgi için Antalya 8. Ağır CezaMahkemesine (E.2017/429) GÖNDERİLMESİNE,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE9/1/2020 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
B.Başvuru No: 2016/78293 (1.Bölüm) ve B.Başvuru No:2016/14597 (Genel Kurul) sayılı dosyalardaki karşıoylarda belirtilen hukuki neden ve gerekçelerle;25.7.2016 tarihinde tutuklanan, hakkındaki soruşturma devam ederken ceptelefonunda FETÖ bağlantısı hususunda kimi verilere rastlanan, keza etkinpişmanlıktan faydalanan bir gizli tanığın beyanının yanısıra,eski hâkim bir tanığın beyanına göre, örgütçe tayin edilen bir evde hâkimliksınavına hazırlandığı konusunda aleyhinde ifadeler bulunulan, 25.1.2018tarihinde tahliye edilen ve halen hakkındaki yargılama derdest bulunanbaşvurucu hakkındaki ilk tutuklama kararında suç işlediğine dair kuvvetlibelirtilerin yeterince ortaya konulduğu, dolayısıyla bu tedbirin uygulanmasınedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlâl edilmediği kanaatinevardığımdan, çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
KARŞIOY
Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihlive 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un45. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvuru yoluyla AnayasaMahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olmasıgerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasalödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinindüzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak veözgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önündeileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözümekavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve CennetYeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).
Tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir olmasıyanında telafi kabiliyetini haiz olması ve tüketildiğinde başvurucunun şikâyetlerinigidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Bir başka söyleyişle, etkiliolduğu kabul edilecek olan başvuru yolunun, Anayasa’da öngörülmüş güvencelereaykırılık nedeniyle hakkın ihlal edildiğini özü itibarıyla tespit etme veyeterli giderim sağlama imkânı sunan bir yol olması gerekmektedir. Dolayısıylamevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada daetkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının kanıtlanmamışolması gerekir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 29). Bununlabirlikte soyut olarak makul bir başarı sunma kapasitesi bulunan bir başvuruyolunun uygulamada başarıya ulaşmayacağına dair şüphe, o başvuru yolununtüketilmemesini haklı kılmaz. Özellikle sonradan oluşturulan ve henüz uygulamasıolmayan başvuru yollarının bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir (RamazanKorkmaz, B. No: 2016/36550, 19/7/2017, §33).
Öte yandan, başvurucuların belirli bir hukuk yolunun etkililiğikonusunda sadece bir kuşku duyması, kendilerini söz konusu hukuk yolunu tüketmegirişiminde bulunma yükümlülüğünden kurtarmaz. Başvuruculardan, yorumyetkilerini kullanarak mevcut hakları geliştirme fırsatı vermek için yargıorganlarına başvurmaları beklenebilir. Ancak yerleşik mahkeme içtihatlarıışığında, belirtilen hukuk yolunun gerçekte olumlu sonuçlanması konusunda makulbir ihtimalin bulunmadığı durumlarda ise başvurucunun söz konusu hukuk yolunukullanmamış olması başvuru yollarının tüketilmediği sonucunu doğurmaz. Bununlabirlikte bir hukuk yolunun başarısız olduğunu ortaya koyacak bir durum sözkonusu değilse o hukuk yolunun etkili bir şekilde işlediğine ilişkin emsaldavaların bulunmaması tek başına başvurucuyu bu hukuk yolunu tüketmeyükümlülüğünden kurtarmaz. Zira başvurucunun bu hukuk yoluna başvurması halindemahkemelerin içtihatlarını başvurucunun lehine olacak şekilde geliştirmeleriihtimali her zaman vardır.
Somut olayda 25.07.2016 tarihinde tutuklanan ve 24.11.2016tarihinde bireysel başvuruda bulunan başvurucunun suç isnadına bağlı tutulmadurumu, 25.01.2018 tarihinde serbest bırakılmasıyla (tahliye edilmesiyle)birlikte bu tarihten itibaren sona ermiş bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesincebaşvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucunun suç isnadına bağlı olarakhürriyetinden yoksun bırakılması hali sona ermiş bulunduğundan, bireyselbaşvuru kapsamında tutukluluğun hukuki olmadığı yönünden yapılabilecek olanolası bir ihlal tespiti, başvurucu açısından ancak lehine bir miktar tazminatahükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir. Bunun dışında muhtemel bir ihlalkararına bağlı olarak başvurucu açısından (örneğin tahliye edilmek gibi) birsonuç ortaya çıkmayacaktır.
Hal böyle olunca, belirtilen duruma bağlı olarak, bireyselbaşvurunun ikincillik niteliği gereğince, olayda, aşama itibarıyla bireyselbaşvuru yolu dışında başvurucuya, tutmanın hukuki olmadığını tespit edecek vegiderim olarak da tazminat ödenmesini sağlayabilecek başka bir hak aramayolunun mevcut olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesi'nce, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasınadayalı olarak yapılan tüm başvurularda, tutuklama kararının hukuka aykırıolduğuna ilişkin iddia incelenirken ilk olarak şikâyet konusu tutuklamanınkanuni dayanağının bulunup bulunmadığı, ikinci olarak kuvvetli suç şüphesininmevcut olup olmadığı, üçüncü olarak tutuklamanın meşru bir amacının bulunupbulunmadığı (tutuklama nedenlerinin var olup olmadığı), son olarak da tutuklamatedbirinin ölçülü olup olmadığı incelenmektedir.1
AnayasaMahkemesince yapılan bu inceleme, 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 100ve 101. maddelerde yer alan hükümlerle de uyumlu bir incelemedir. Zira 5271sayılı Kanun’un 100. maddesinin(1) numaralı fıkrasınagöre “Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve birtutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklamakararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiriile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.” Yine aynı Kanunun101. maddesinin ikinci fıkrasına göre de “Tutuklamaya, tutuklamanın devamınaveya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda; a) Kuvvetlisuç şüphesini, b) Tutuklama nedenlerinin varlığını, c) Tutuklama tedbirininölçülü olduğunu gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkçagösterilir.”
Öte yandan, 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1)numaralı fıkrasına (fıkranın a bendine) göre "Suç soruşturması veyakovuşturması sırasında; kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan,tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen, ... kişiler, maddi vemanevi her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler." Görüldüğü üzere 141. maddenin (1)numaralı fıkrasının (a) bendinde de “tutuklama için kanunda belirtilenkoşullara" atıf yapılmaktadır. Dolayısıyla Kanunda (kuvvetli suç şüphesi,tutuklama nedeni, ölçülülük gibi) öngörülen koşullara aykırı olaraktutuklandığını düşünen bir kişi için Kanun tazminat isteme ve alma imkânıöngörmektedir.
Anayasa Mahkemesi konuya ilişkin önceki kararlarında; bireyselbaşvurunun incelenme tarihi itibarıyla başvurucunun tutukluluk halinin sonaermiş olması ve tutuklama tedbirinin ilişkili olduğu kamu davasında verilenberaat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmiş olması şartlarının bir aradagerçekleşmiş olması hallerinde, başvurucunun tutuklamanın hukuka aykırı olduğuiddiasına yönelik olarak CMK 141/1-a hükmü kapsamında tazminat davasıaçabileceğini belirtmiş ve mezkûr iddiayı başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle kabul edilemez bulmuştur.2 Bununla birlikte, başvurucutahliye edilmiş olsa dahi hakkında açılan kamu davasının devam ediyor olmasıveya hakkında verilen beraat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmemiş olmasıhallerinde ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına dayalı başvuruları CMK141/1-a hükmü kapsamı dışında tutmuş ve işin esasını incelemiştir.
Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasınailişkin başvurularda yukarıda belirtildiği şekilde ortaya koyduğu yaklaşımınısonradan kısmen değiştirmiş bulunmaktadır. Mahkemenin güncel yaklaşımında,tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasının CMK 141. madde kapsamında tazminatakonu edilebileceğinin kabul edildiği tek durum, CMK 141/1-e hükmünde düzenlenentazminat nedenine ilişkin durumdur.
Anayasa Mahkemesinin son dönemdeki birçok kararına göre;başvuruya konu edilen tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada başvurucuhakkında beraat kararı verilmiş veya başlatılan soruşturmada kovuşturmaya yerolmadığına dair karar verilmiş ve bu kararlar bireysel başvurunun incelendiğitarih itibarıyla kesinleşmiş ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası, CMK 141/1a ve e hükmünde düzenlenen tazminat yolunun tüketilmediği gerekçesiyle kabuledilemez bulunmaktadır.3 Mahkeme, bu içtihadında CMK141/1-e hükmünün yanı sıra CMK 141/1-a hükmünü de dikkate almakta ve söz konusuhükümlerde öngörülen tazminat yolunu tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasıyönünden etkili bir kanun yolu olarak nitelendirmektedir.4 Tutukluluğun hukuki olmadığıiddiasına dayalı tüm başvurularda, belirtilen durum dışındaki tüm hallerde iseişin esası incelenmektedir.
Öte yandan Anayasa Mahkemesi, CMK 141/1-a hükmünde düzenlenmişolan, kanunlarda belirtilen koşullar dışında tutukluluğun devamına kararverilmesi halini de kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul süredeyargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hükümverilmeyen kişilerin tazminat alabileceğini öngören CMK 141/1-d'de düzenlenentazminat yoluyla beraber değerlendirmektedir. Bir başka söyleyişle Mahkeme,tutukluluğun kanuna aykırı bir şekilde gerekçesiz kararlarla uzatılarak makul süreninveya kanuni sürenin aşıldığına ilişkin iddiaları, başvuru yollarınıntüketilmemesi gerekçesine dayanarak reddetmekte ve CMK’nın141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (d) bentlerine birliktedayanmaktadır.5
Belirtilen durumla birlikte, Mahkemece, gözaltının hukukiolmadığına ilişkin şikâyetlere dayalı başvurularda da CMK’nın141. maddesindeki tazminat yoluna başvurulması gerektiği söylenmektedir. Birbaşka söyleyişle, gözaltının hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde de davanınmahkûmiyetle sonuçlanıp sonuçlanmadığına, davanın devam ediyor olup olmadığınabakılmaksızın başvuru yollarının tüketil¬memesinedeniyle kabul edilemezlik kararı verilmektedir.6
Anılan kararlarda bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanınesasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündeki Yargıtay kararlarına atıfyapıldığı için gözaltı¬nın hukuki olmadığına ilişkinşikâyetlerde CMK’nın 141. maddesindeki yoluntartışmasız bir biçimde etkili bir hukuk yolu olduğu iddia edilebilir ise de;Yargıtay tarafından istikrarlı bir biçimde tersine oluşturulmuş bir uygulamatespit edilmediği sürece, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına dayalıbaşvurularda başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlikkararı verilirken, bu konuda Yargıtay uygulamasının var olup olmadığınabakılmasına gerek olmadığından ve biraz önce değinilen kararlarda atıf yapılanYargıtay kararları7 somut delil olmadangerçekleştiği iddia edilen bir gözaltına alınmayla ilgili olmadığından anılaniddiaya itibar edilmesi mümkün değildir.8
Hal böyle olunca, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukukaaykırı olduğu iddialarının her ikisini de içeren başvurularda, AnayasaMahkemesince, gözaltı tedbirine dair iddia yönünden tazminat yolunabaşvurulması gerektiğine karar verilirken, tahliye edilmiş bir başvurucununtutuklama tedbirine ilişkin iddiasında tazminat yolunun gösterilmemesiçelişkili bir durum oluşturmaktadır.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesi'nce, etkili bir başvuru yolununbulunup bulunmadığının belirlenmesinde başvurulan uygulamaya atıf yapmayaklaşımından B.T. kararıyla vazgeçilmiştir. B.T. kararında, geri göndermemerkezlerindeki tutma koşullarının kötü muamele oluşturduğu iddiasına dayalıbaşvuru, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.Anayasa Mahkemesi, geri gönderme merkezlerindeki koşulların kötü muameleoluşturduğu iddiasını, uygulamada başarıyla sonuçlandığını gösteren herhangibir örneğini tespit etmemiş olmasına rağmen, tam yargı davasına konuedilebileceğini belirterek incelememiştir.
İdari gözetim altında tutulma koşullarına karşı etkili birbaşvuru yolunun bulunmadığı iddiasına dayalı başvuruda Mahkeme; AİHM'nin Türkhukukunda tutulma koşullarına karşı etkili bir başvuru olmadığına dairkararları bulunduğunu belirttikten sonra, yasal düzenlemeyle oluşturulan vekanunun objektif anlamına bakıldığında var olduğu hususunda bir tereddütuyandırmayan bir hukuksal yolun fiilen denenmemiş veya kullanılmamış olmasınınsöz konusu yolun etkili olmadığı veya bulunmadığı sonucuna ulaşılabilmesibakımından yeterli olmayacağı tespitinde bulunmuş, bu tespit kapsamında da bugüne kadar böyle bir davanın açıldığını ve tazminata hükmedildiğini gösterenherhangi bir mahkeme kararının mevcut olmamasına dayanılarak tazminata ilişkinetkili bir başvuru yolunun bulunmadığının söylenmesinin hatalı olacağını ifadeetmiştir.9
Cafer Yıldız kararında da benzer bir değerlendirmeyle kabuledilemezlik kararı verilmiştir. Anayasa Mahkemesi, Cafer Yıldız kararında,tutukluluk incelemeleri sonucunda verilen kararların tebliğ edilmemesi ya datutukluluğa yapılan itirazın karara bağlanmaması nedeniyle tutuklama işleminekarşı başvuru imkanlarından yararlandırılmamaya ilişkin iddiaların CMK’nın 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendikapsamında açılacak davada incelenebileceği gerekçesiyle kabul edilemezlikkararı vermiştir. Mahkeme, buradaki tazminat yolunun başarıyla uyguladığınıgösteren emsal davalar bulunmamasına rağmen böyle bir hukuk yolunun kesinliklebaşarısız olacağını iddia edebilmeyi ortaya koyacak bir durum da söz konusuolmadığı için bu türden şikâyetlere çözüm getirmeye elverişli nitelik taşıyanbu yola işlerlik kazandırmak ve yasal düzenlemenin kapsamını belirlemekamacıyla derece mahkemelerine başvurulmasında yarar bulunduğunu belirtmiştir.10
Tahliye edilen ve hakkında açılan kamu davası devam eden kişininCMK 141/1-a kapsamında açacağı tazminat davasında kuvvetli suç şüphesinin vetutukluluğun diğer kanuni şartlarının bulunmadığına ilişkin yapılacak tespitindevam eden kamu davasını etkileyebilecek olması ve tazminat davasını yürütenmahkemenin bu tür değerlendirmelerden kaçınabileceği ihtimali yahut hakkındamahkûmiyet hükmü verilen ve bu hüküm kanun yolu incelemesi aşamasında olan veyakesinleşen kişilerin açacakları tazminat davasında mahkemenin, tutuklama tedbirininhukuka aykırı olup olmadığı tespitini kanun yolu merciinin verdiği veyavereceği karara rağmen yapıp yapamayacağı hususları da kanun yolunun etkililiğiaçısından elbette ki büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte, bu bağlamda,kişinin tutuklanması ve tahliye edilmesi ile hakkında beraat veya mahkûmiyethükmü verilmesi arasında belirleyici ölçüde bir bağlantı olmadığını söylemekyerinde olacaktır.
Belirtilen duruma göre, bir kişinin tutuklanması hukuka uygunolmakla birlikte bu kişi kamu davasından beraat edebilir ya da tutuklanmasıhukuka aykırılık arz ederken hakkında açılan davada mahkûmiyet sonucunavarılabilir. Bu nedenle CMK 141/1-a kapsamında açılacak bir davada tutukluluğunhukukiliğine ilişkin olarak kişi hakkındaki ceza davasından bağımsız birinceleme yapılmasının mümkün olduğu sonucuna varılmalıdır. (Muzaffer Korkmaz,Koruma Tedbiri Nedeniyle Tazminat Davaları ve Anayasa Mahkemesine BireyselBaşvuru, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2019, s. 93). Tutukluluğun hukukiliğininincelenmesinde, tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada mahkûmiyet veyaberaat kararı verilmiş olmasının ya da davanın devam ediyor olmasının bir önemiolmamalıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesince de,mahkûmiyet kararı verilmesi veya davanın devam ediyor olması durumunda da tutuklamanınhukukiliği incelenmektedir.11 Eğer bir davanın devam ediyorolması veya davada mahkûmiyet kararı verilmesi tutuklamanın hukukiliğininincelenmesine engel teşkil ediyor olsaydı, Anayasa Mahkemesinin de böyle birinceleme yapamaması gerekirdi. Dolayısıyla bir davada beraat veya takipsizlikkararı verilmesi tutuklamayı kendiliğinden hukuka aykırı hale getirmeyeceğigibi mahkûmiyet kararı verilmesi de kendiliğinden tutuklamanın hukuka uygunolduğunu göstermez. Nitekim Anayasa Mahkemesi Mehmet Özdemir12 başvurusunda beraat kararıverilmiş olan başvurucunun tutuklanmasının hukuka uygun olduğuna karar vermişiken, Ali Bulaç13 başvurusunda hakkındamahkûmiyet kararı verilen başvurucunun tutuklanmasının hukuka aykırı olduğunakarar vermiştir.
Esasen CMK 141/1-a hükmünün de,tutuklamanın hukukiliği bağlamında bu hükme dayalı olarak dava açılmasını kişihakkındaki yargısal sürecin bitmesine ve kesinleşmiş bir kararın varlığınabağlı tutmadığı anlaşılmaktadır.
Konuya ilişkin Yargıtay kararlarında da14 anılan hükümde düzenlenentazminat nedeninin, yargısal sürecin kesinleşmesine bağlı olarak tazminata konuedilebilecek tazminat nedenleri arasında sayılmadığı görülmektedir. Söz konusukararlara göre, kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarındakovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlarına karar verilen, yine mahkûm olupda gözaltı ve tutuklulukta geçirdikleri süreleri, hükümlülük sürelerinden fazlaolan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olmasınedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılanlar hakkında, mutlaka davanınesasıyla ilgili olarak verilen kararın kesinleşmesini beklemek zorunluluğubulunmaktadır.
Hal böyle olunca uygulamada, tutuklama tedbirinin hukuka aykırıolduğu iddiasına yönelik CMK 141/1-a hükmüne dayalı tazminat davasının,tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu ceza davası derdestken açılamayacağınailişkin kesin bir kabulün bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bu bağlamda, yukarıda da belirtildiği üzere tazminat davasınıinceleyecek olan derece mahkemesinin tutuklama şartlarını incelemekten imtinaedebileceği şeklindeki bir görüşün kabulünün de mümkün olmadığını belirtmekgerekmektedir. Zira CMK 141/1-a hükmü karşısında tazminat mahkemesinin de (ağırceza mahkemesinin de) tutuklama koşullarının var olup olmadığınıinceleyebilmesi gerekmektedir. Anılan hükme göre tutuklamanın kanunda öngörülenşartlara uygun olup olmadığını tespit etmek tazminat mahkemesinin kanundankaynaklanan görevi durumundadır. Nitekim kovuşturma aşamasında yargılamayıyürüten herhangi bir ağır ceza mahkemesinin verdiği tutuklama veya tahliyekararı, yapılan itiraz üzerine bir başka ağır ceza mahkemesi tarafından,tutuklama şartlarının var olup olmadığı incelenerek kaldırılabilmektedir. Bukonuda herhangi bir tartışma bulunmamaktadır. Böyle olunca da bir ağır cezamahkemesinin veya sulh ceza hâkimliğinin verdiği tutuklama kararının hukukaaykırı olup olmadığının tazminat mahkemesince tespit edilmesinin önünde deherhangi bir engel bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Suç isnadına bağlı olarak tutukluluk halini içerenler dışındakitutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK 141/1-a’daki tazminatyolunun tüketilmesinin aranması, Anayasa Mahkemesinin tutukluluk statüsününsona ermiş olması kaydıyla tutukluluğun makul süreyi aştığına yönelikiddiaların, CMK’nin 141. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (a) ile (d) bentlerinde düzenlenen tazminat yoluna konu edilmesigerektiğine ilişkin yaklaşımıyla da uyumluluk gösterir.15 Zira tahliye edilen vehakkındaki kamu davası devam eden veya aleyhine verilen mahkumiyet hükmü kanunyolu aşamasında olan veya kesinleşen kişinin Anayasa Mahkemesi içtihadıdoğrultusunda bireysel başvuru öncesi uzun tutukluluk iddiasına ilişkin açacağıtazminat davasında ilk derece mahkemesi, tutukluluğun devamına ilişkinkararların hukuka uygunluğunu inceleyecek, bu incelemeyi yaparken de kuvvetlisuç şüphesinin var olup olmadığını ve diğer tutuklama nedenleriyle birliktedevam edip etmediğini gözetecektir (Muzaffer Korkmaz, a.g.e.,s.94) Nitekim Anayasa Mahkemesi’nce de tutukluluğun makul süreyi aştığınailişkin olup esastan incelenen başvurularda kuvvetli şüphenin var olupolmadığı, tutuklama nedenlerinin devam edip etmediği de incelenmektedir.16 Ayrıca, bu konuya ilişkinolup başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararıverilen başvurularda da, tazminat davasına bakacak olan mahkemenin de kuvvetlisuç şüphesinin ve tutuklama nedenlerinin var olup olmadığını değerlendireceğivarsayılmaktadır. Aksinin kabulü halinde bu tür başvurularda kişilerin tazminatdavası yoluna yönlendirilmemesi gerekirdi. Sonuç olarak, eğer tazminat davasınabakacak mahkeme, uzun tutukluluk şikâyetlerinde kuvvetli şüphenin, tutuklamanedenlerinin var olup olmadığını inceleyebiliyorsa, tutuklamanın hukukiliği şikâyetlerindenkaynaklanan davalarda da tutuklamanın hukukiliğini inceleyebilmelidir.
Bu noktada Mustafa Avcı kararına17 da değinmek gerekmektedir.Anayasa Mahkemesi, bu başvuruda başvurucunun uzun tutukluluk şikâyetini,inceleme tarihi itibarıyla tahliye edilmiş olması nedeniyle CMK 141’dedüzenlenen tazminat yolunun tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulmuştur.18 Başvurucunun, tutuklanmasınaneden olan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgili olduğu ve busebeple siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkinolarak ise Anayasa Mahkemesi; başvurucunun uzun tutukluluk şikâyetiyle ilgiliaçacağı tazminat davasında ilk derece mahkemesinin hukuka aykırılığı tespit veyeterli giderim sağlama hususlarında karar verirken tedbirin kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı dışında siyasi faaliyette bulunma hakkına müdahale teşkil edipetmediği de dâhil olmak üzere somut olayın tüm koşullarını dikkate almakdurumunda olacağını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, CMK’nin141. maddesinde öngörülen tazminat yolunun; gözaltı, yakalama, tutuklama gibitedbirlerinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının yanı sıra diğer temelhaklara müdahale sonucunu doğurması hallerinde de etkili bir kanun yoluniteliğini haiz olduğunu ifade etmiş ve bu kabulü doğrultusunda siyasifaaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden de başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir.19 Bu olayda başvurucunun,tutuklanmasına neden olan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgiliolduğu ve bu sebeple siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasızımnen tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına benzemektedir. Bu kişinin CMK141. maddedeki yola başvurması durumunda tazminat mahkemesi ifade özgürlüğününihlal edilip edilmediğini tespit edebiliyorsa, diğer bir deyişle başvurucununtutuklanmasına konu eylemlerin siyasi faaliyetler kapsamında olup olmadığınıtespit edebiliyorsa, tutuklamanın hukuki olup olmadığını da elbette ki tespitedebilir. Zira deliller değerlendirmeden tutuklamanın ifade özgürlüğünü ihlalettiğinin tespit edebilmesi mümkün değildir.
Yukarıda belirttiğimiz gibi Anayasa Mahkemesi beraat veyatakipsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde kişilerin 141.maddenin (e) veya a) bendi uyarınca tazminat alabilmelerinin mümkün olduğunubelirterek başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararıvermektedir (Fatma Maden (B. No: 2016/28719, 17/7/2018, Ertuğrul Raşit Benal, B. No:2016/25245, 17/7/2018). Anayasa Mahkemesi bukararlarında CMK’nın 141/1-a bendine de atıfyapmaktadır. Ancak CMK’nın 141. maddenin (1) numaralıfıkrasının (a) bendine başvurulması için, CMK’da,tutuklamayla ilgili/ilişkili davanın beraatla veya takipsizlik kararıylasonuçlanması şartı aranmamaktadır. Tutuklamaya konu davanın beraatla veyatakipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı 141/1-e bendi için geçerlidir.Kanaatimizce beraat veya takipsizlik halinde CMK 141/1-e bendindeki hükmüntutuklamanın hukukiliği açısından birincil nitelikte etkili bir yol olmadığınıbelirtmek gerekir. 141/1-e bendi uyarınca tazminat istenebilmesi içintutuklamanın hukuki olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır. Kişi beraatedince bu bent kapsamında tutuklamanın hukuki olup olmadığına ilişkin birtespit yapılmadan otomatik olarak tazminat ödenmektedir. Oysa bir yolun etkilikabul edilmesi için o yolun hakkın ihlal edildiğini tespit edebilmesi ve ihlaligiderebilmesi gerekir.20 AİHM de Mergen ve diğerlerikararında benzer gerekçelerle 141/1-e bendindeki yolun tüketilmesi gerektiğiitirazını reddetmiştir. Dolayısıyla bubağlamda141/1-ebendinindeğil,141/1-abendininetkilibiryol olduğu söylenebilir.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de bu durumu göz önüne alarak bukararlarında 141/1-a bendine de atıf yapma gereği duymuştur. 141/1-a bendiberaat veya takipsizliğe bağlı olmadığı için tahliye durumunda da bu yolunetkisiz olduğunu söylemek mümkün değildir.
Yukarıda açıklanan hususlar birlikte değerlendirildiğindetutuklamanın hukuki olmadığı şikâyetlerine dayalı başvurularda, tutuklamanınilgili/ilişkili olduğu davanın mahkûmiyetle sonuçlanmış olması veya kişinintahliye edilmiş hallerinde de CMK’nın 141.maddesindeki tazminat yolunun tüketilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Açıkladığım gerekçelerle başvurunun tutuklamanın hukukiliğineilişkin kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerektiğini düşündüğümden çoğunluğun işin esasınınincelenmesi gerektiği yolunda oluşan görüşüne katılmadım.
Üye
Kadir ÖZKAYA
____________________