TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ALİ EKBER ÇEÇİ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/5463)
Karar Tarihi: 23/1/2019
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Mehmet Sadık YAMLI
Başvurucular
:
1. Ali Ekber ÇEÇİ
2. Aydın MENEFŞE
3. Celal YILDIZ
4. Gülsüm PERKTAŞ
5. Halil KARATAŞ
6. Haydar PERKTAŞ
7. Hüseyin AĞGÜL
8. Kenan BOZOOĞLU
9. Nazlı KEREM
10. Rıza ASAN
11. Sabri KIRMIZITAŞ
12. Saher ELMAS
13. Sait AKTAŞ
14. Saycan KESKİN
15. Serdar KARAKOÇ
16. Seyit Ali AKTAŞ
17. Şahin YOM
18. Yusuf ARTUT
Vekilleri
:
Av. Mehmet Ali KIRDÖK
Av. Meral HANBAYAT
Av. Ümit SİSLİGÜN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör olaylarından doğan maddi zararların eksiktazmin edilmesi, manevi zararların ise hiç tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyethakkının; buna ilişkin idari ve yargısal sürecin makul süredesonuçlandırılmaması nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular, muhtelif tarihlerde yapılmıştır. Başvuru formlarıve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyonasunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Komisyonlarca muhtelif tarihlerde, başvuruların kabuledilebilirlik incelemelerinin Bölümler tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Sırasıyla yukarıdaki başvuruculara ait 2015/3432, 2015/3954,2015/4586, 2015/4679, 2015/6126, 2015/5912, 2015/3353, 2015/5910, 2015/3373,2015/6122, 2015/3431, 2015/6123, 2015/4678, 2015/6125, 2015/6127, 2015/5110,2015/5911 numaralı dosyaların konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2015/5463başvuru numaralı dosya ile birleştirilmesine; incelemenin 2015/5463 başvurunumaralı dosya üzerinden yürütülmesine ve diğer bireysel başvuru dosyalarınınkapatılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucular, Tunceli'nin Ovacık ilçesine bağlı köylerdeikamet etmekte iken 1994 yılında meydana gelen terör olayları neticesindeköylerinin boşaltılmasıyla yerleşim yerlerinden göç etmek zorunda kaldıklarınıiddia etmiş; 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle MücadeledenDoğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında zararlarınınkarşılanması talebiyle Tunceli Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden DoğanZarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuşlardır.
7. Komisyon tarafından yapılan inceme ve değerlendirme sonucubazı başvurucuların talepleri kısmen kabul edilmiştir. Başvurucular, Komisyontarafından belirlenen zararlarının gerçek zararlarını karşılamaktan uzak olduğuve manevi tazminata da karar verilmesi gerektiği gerekçeleriyle uyuşmazlıktutanağı imzalayarak Komisyon kararının iptali istemiyle dava açmışlardır.
8. İdare mahkemeleri muhtelif tarihli ve sayılı kararlarıyla,Komisyon kararlarını eksik incelemeye dayalı oldukları gerekçesiyle iptaletmiştir. Kararlarda 5233 sayılı Kanun'a göre manevi tazminatahükmedilemeyeceği de belirtilmiştir.
9. Başvurucular iptal kararlarını temyiz etmişlerdir. Temyizdilekçelerinde özellikle mahkemelerin hayvan zararlarına ve birim fiyatlarailişkin değerlendirmeleri ile manevi tazminata ilişkin değerlendirmesininhukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Kararlar Danıştay OnbeşinciDairesi tarafından onanmış, karar düzeltme istemleri de aynı Daire tarafındanreddedilmiştir.
10. Karar düzeltme isteminin reddi kararları başvurucularatebliğ edilmiş ve başvurucular muhtelif tarihlerde süresinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
11. İptal kararları üzerine Komisyonca her bir başvurucu içinyeniden hesaplama yapılmış ve belirlenen tutarlarda tazminatın başvurucularaödenmesine karar verilmiştir.
12. Komisyonun yeni kararları akabinde 5233 sayılı Kanun’un 12.maddesi gereğince davet yazısı ile birlikte sulhnameörneği başvurucular vekiline gönderilmiştir. “Yukarıdaayni/nakdi olarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonuntespitine esas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamının karşılanmışolduğunu kabul ve taahhüt ederim.” beyanını içeren sulhnameler, muhtelif tarihlerde başvurucuların vekilleritarafından imzalanmış ve söz konusu tutarlar başvuruculara/avukatlarınaödenmiştir.
13. Diğer taraftan başvuruculardan Halil Karataş, Kenan Bozooğlu, Sabri Kırmızıtaş, Saher Elmas ve Sait Aktaş 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılıAvrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat ÖdenmekSuretiyle Çözümüne Dair Kanun uyarınca kurulan Adalet Bakanlığı İnsan HaklarıTazminat Komisyonu Başkanlığına21/2/2014 ve 25/2/2014 tarihlerinde başvurarakmakul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiş ve tazminatödenmesini istemişlerdir.
14. Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu tarafından15/12/2014 tarihli kararla, başvurucuların Tunceli Valiliğindeki Komisyonabaşvurdukları tarihlerde (5/4/2006, 11/4/2006, 5/5/2006) başlayan ve 15/12/2014tarihi itibarıyla henüz devam ettiği anlaşılan 8 yılı aşan süre için HalilKarataş, Kenan Bozooğlu, Sabri Kırmızıtaş,Saher Elmas ve Sait Aktaş'a ayrı ayrı 4.100 TLtazminat ödenmesine karar verilmiştir.
15. Bu beş başvurucu, tazminatı yetersiz bularak ve vekâletücreti ile başvuru masrafları hakkında karar verilmediği iddialarıyla AnkaraBölge İdare Mahkemesine itiraz etmiştir. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 3. Kurulutarafından anılan kararlar hukuka uygun bulunarak 6/3/2015, 9/3/2015,26/3/2015, 3/4/2015 tarihlerinde itirazlar reddedilmiştir. Kararlarınkesinleşmesinin ardından 4.100 TL tazminatın 24/6/2015, 26/6/2015, 29/6/2015,2/7/2015 tarihlerinde her bir başvurucunun vekilinin hesabına yatırılaraködendiği anlaşılmıştır.
16. Adı geçen beş başvurucuya ait başvuru formlarında ve8/1/2019 tarihine kadarki süreçte, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları TazminatKomisyonuna makul süre şikayetiyle yapılan başvurudan, bu başvurunun sonucundanve lehe takdir edilen tazminattan herhangi bir şekilde bahsedilmemiş, bilgiverilmemiştir. Daha sonra, başvurucular vekili tarafından Anayasa Mahkemesineverilen 8/1/2019 tarihli dilekçede, makul sürede yargılanma hakkının ihlaledilmesi nedeniyle Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu tarafından15/12/2014 tarihli kararla tazminat ödenmesine karar verildiği ve bilaharekararın infaz edildiği belirtilerek makul süreye ilişkin şikayettenvazgeçildiği bildirilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
17. 5233 sayılı Kanun'un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 4. maddeleri (bkz. Celal Demir,B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-21, 23).
18. 5233 sayılı Kanun’un "Zararınkarşılanmasına ilişkin sulhname"kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:
“Komisyon,doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 incimaddeye göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma,engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeyegöre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkatealarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler.Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhnametasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir.
Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesiveya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargıyoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğubelirtilir.
Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkilitemsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde,bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafındanimzalanır.
Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemişsayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliyegönderilir.
Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklardailgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır.”
19. 5233 sayılı Kanun’un "Zararınkarşılanması" kenar başlıklı 13. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Sulhnamedebelirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasındansonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçlakonulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.”
20. 20/10/2004 tarihli ve 25619 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanarak yürürlüğe giren Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan ZararlarınKarşılanması Hakkında Yönetmelik’in (Yönetmelik) "Zararın karşılanmasına ilişkin sulhname"kenar başlıklı 25. maddesi şöyledir:
"Komisyon, doğrudan doğruya veyabilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 16 ncı maddeye göre belirlenen zararı, 21 inci maddeyegöre hesaplanan yaralanma, sakatlanma ve ölüm hallerindeki nakdî ödemetutarını, 20 nci maddeye göre ifa tarzı ile 23 üncüve 24 üncü maddelere göre mahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılanzararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslaragöre hazırlanan sulhname tasarısının örneği (EK-E)davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir.
Davet yazısında, hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesiveya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargıyoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğubelirtilir.
Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkilitemsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde,bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafındanimzalanır.
Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemişsayılması hâllerinde, bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliyegönderilir.
Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklardailgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır. "
21. Aynı Yönetmeliğin "Zararınkarşılanması" kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:
"Sulhnamedebelirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasındansonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçlakonulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.
Bakanlık, ellibinYeni Türk Lirasının üzerindeki aynî ifa veya nakdî ödemelerin Bakan onayı ileyapılmasını kararlaştırabilir. Bu miktar, her yıl bir önceki yıla ilişkinolarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca belirlenen yenidendeğerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanır.
(Değişik üçüncü fıkra: 4/6/2018-2018/11862 K.)Devlet, ödeme nedeniyle genel hükümlere göre sorumlulara rücu eder ve rücuistemine ilişkin zamanaşımı süreleri bir kat artırılarak uygulanır."
22. Aynı Yönetmeliğin "Nakdî ödemenin şekli ve tutarı"kenar başlıklı 27. maddesi şöyledir:
"Sulhnametasarıları hak sahibi veya yetkili temsilcisi ile komisyon başkanı tarafındanimzalandıktan sonra Vali veya Bakan tarafından onaylanır.
Ödemeler sulhnametasarılarının onay tarih ve sıraları dikkate alınarak yapılır. Nakdi ödemelerhak sahibi veya sahiplerinin banka hesaplarına yapılır."
23. Anayasa Mahkemesinin 25/6/2009 tarihli ve E.2006/79,K.2009/97 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"5233 sayılı Yasa,terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlernedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yolunagitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluylakarşılanması amacıyla hazırlanmış bir yasadır. Yasa bu yönüyle zarara uğrayanvatandaş ile devlet arasındaki uyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmeden alternatif birçözüm yöntemi getirmiştir. Yasakoyucu bu amaca uygunolarak yargılama hukuku kurallarından farklı hükümler öngörerek buna ilişkinesasları Yasa'da ayrıntılı olarak kurala bağlamıştır.
...
Terör ve terörle mücadeleden doğan ancak idaribir eylem veya işlemle nedensellik bağı bulunmayan maddi zararlarınkarşılanmasına ilişkin 5233 sayılı Yasa'daki düzenlemeler, yasakoyucununsosyal hukuk devletinin gereği olarak sorumluluk hukukunun genel ilkelerineyasayla getirdiği bir istisnadır. İdarenin kusurunun bulunmadığı ancak 'sosyalrisk ilkesi' gereği sulh yoluyla karşılanması gereken zararların nelerdenibaret olduğunun tespiti, yasakoyucunun takdiryetkisi içindedir. İtiraz konusu kurallarda yer alan maddi zararların önceliklesulh yoluyla karşılanmasına ilişkin hükümlerin bulunmasını bu kapsamdadeğerlendirmek gerekir.
5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve işlemininsonucu olmayan ve herhangibir idari işlem veyaeylemle doğrudan nedensellik bağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle mücadelesırasında meydana gelen zararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda idareninkusursuz sorumluluk alanını genişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin kusursuzsorumluluk alanını genişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve terörlemücadele sırasında meydana gelen zararlardan sadece 'maddi' olan kısmının sulhyoluyla tazminine ilişkin esas ve usulleri belirlemektedir. Yasa'da buzararlardan 'manevi' olan kısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin birhükme yer verilmediği gibi, 12. maddede 'sulh yoluyla çözülemeyenuyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır' denilerekAnayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasına paralel bir düzenlemeye yerverilmiştir. Bu nedenle itiraz konusu ibare, idarenin sorumluluk alanınıdaraltan veya idari işlem veya eylemlere karşı yargı yolunu kapatan bir hükümiçermemektedir."
24. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/3/2014 tarihli veE.2013/1489, K.2014/1219 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:
“5233 sayılı Yasa, idarenin terör olaylarınadayalı kusursuz sorumluluk alanını genişleten, oluşan zararların yargı yolunabaşvurmadan sulh yoluyla ödenmesine öngören, bu yönüyle uyuşmazlığın sadecemaddi zararlara ilişkin kısmının yargı dışı alternatif bir yöntemlegiderilmesini sağlayan, ancak manevi zararların karşılanmasını da engellemeyennitelikte bir yasadır.
Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin18888/02 nolu başvuruya konu 12/01/2006 günlü Aydın İçyer -Türkiye kararının 81. paragrafında, 5233 sayılı Terör ve Terörle MücadeledenKaynaklanan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunla ilgili olarak 'TazminatKanun’unda yalnız maddi zararlar için tazminat talep etme olanağının bulunduğudoğru olsa da Kanun’un 12. maddesinin idari mahkemelerde manevi zarar için tazminattalep etme olanağı verdiği görülmektedir.' ifadesine yer verilmiştir.
Bu durumda, terör olayları nedeniyle meydanagelen ve sosyal risk ilkesi kapsamında bulunup 5233 sayılı Yasa uyarıncakarşılanmayan ilgililerin ileri sürdükleri manevi zarara bağlı tazminattaleplerine ilişkin uyuşmazlıklarda, idare hukukunun tazminata ilişkin ilke vekuralları çerçevesinde 2577 sayılı Yasanın öngördüğü usullere tabi olarakmanevi tazminat ödenip ödenmeyeceğine ilişkin yargısal incelemesinin yapılmasıgerekmektedir.”
25. 5233 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde Kanun'unamaçlarından birinin özetle terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının yargıyoluna gitmelerine gerek kalmadan idarece en kısa sürede sulh yoluylakarşılanması olduğu ifade edilmiştir. Kanun'un 12. maddesinin gerekçesinde isesulhun davayı sona erdirici işlem olduğu, sulhnameimzalanmasının dava açılmasını engelleyici olduğu belirtilmiştir.
B. Uluslararası Hukuk
26. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), söz konusu başvuruyabenzer şekilde terör olaylarından dolayı köyü terke mecbur kalınması nedeniyleuğranılan zararın tazminine ilişkin olarak sulhnameimzalanmasının ardından köyü terkten önce var olan hayvanlarına ilişkin zararlamanevi zararının tazmin edilmediği iddialarıyla yapılan şikâyetleri kapsayanbir grup başvuruyu incelediği Akbayır ve diğerleri/Türkiye (B. No: 30415/08,28/6/2011) kararında sulhname imzalanmasının-taleplerden feragat edilmesini gerektirdiği için- yerel boyuttaki buuzlaşmanın tartışmasız olarak ihtilaflı tazminat hakkında öne sürülen itirazason verdiği gerekçesiyle başvuruları kabul edilemez bulmuştur.
27. AİHM, başvuranlar tarafından imzalanan dostane çözümbeyanlarında (sulhnamelerin) manevi tazminattan sözedilmediğini gözlemlediğini belirterek dostane çözüme dair bu beyanların (sulhname) ilgili tarafların prosedürü sona erdirmeyeilişkin açık iradesinin tezahürü olduğunu ifade etmiştir. AİHM; tüm başvuru sahiplerininiç hukukta ve AİHM huzurunda avukatlar tarafından temsil edildiğini, bu hâldebaşvuranların ne 5233 sayılı Kanun ve kendi beyanlarının manevi zarara ilişkinhiçbir talep içermediği iddiasını ne de bu anlaşmaların sonuçlarından habersizoldukları iddiasını ileri süremeyeceklerini belirtmiştir. AİHM'egöre söz konusu düzenleme, başvuranların prosedürle ilgili her türlü iddiadanferagat etmelerini gerektirmektedir ve uluslararası boyutta bu anlaşmanın sözkonusu ödemeyle ilgili anlaşmazlığı tartışmasız bir şekilde sonlandırmasınedeniyle başvuranların şikâyette bulunamayacakları sonucuna ulaşılmıştır (Akbayır ve diğerleri/Türkiye, § 77).
28. AİHM, sürü hayvanlarının farklı türlerine göre besiciliktenelde edilen gelirlerin tazminatının komisyonlarca yanlış değerlendirilmesineilişkin şikâyetle ilgili olarak da dostane çözümün kabul edilmesiyle ilgiliyukarıda belirtilen sonuçların ayrıca bu şikâyete de uygulanabilir olduğukanaatinde olup AİHM'e göre sulhnamelerinimzalandığı ve ödemeler gerçekleştiği andan itibaren Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi (Sözleşme) bağlamında başvuranların mağdur sıfatı yok olmaktadır (Akbayır ve diğerleri / Türkiye, § 78).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
29. Mahkemenin 23/1/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvuruculardan HalilKarataş, Kenan Bozooğlu, Sabri Kırmızıtaş,Saher Elmas ve Sait Aktaş Yönünden
30. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 51. maddesi ile AnayasaMahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 83. maddesi gereğibaşvurucunun istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki davranışlarıylabireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığının tespit edilmesi hâlindebaşvuru reddedilir ve ilgilinin yargılama giderleri dışında 2.000 Türklirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasıyla cezalandırılmasına kararverilir.
31. Genel olarak bir hakkın öngörüldüğü amaç dışında vebaşkalarını zarara sokacak şekilde kullanılmasının hukuk düzenince himayeedilmeyeceğini ifade eden hakkın kötüye kullanılmasının, yukarıda belirtilendüzenlemelerde bireysel başvuru alanında özel olarak ele alındığı açıkçagörülmektedir. Bu bağlamda bireysel başvuru usulünün amacına açıkça aykırı olanve Anayasa Mahkemesinin başvuruyu gereği gibi değerlendirmesini engelleyendavranışların başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesimümkündür (S.Ö., B. No: 2013/7087, 18/9/2014, § 28; Mehmet Güven Ulusoy [GK],B. No: 2013/1013, 2/7/2015, § 31).
32. Bu kapsamda özellikle mahkemeyi yanıltmak amacıyla gerçekolmayan maddi vakıalara dayanılması veya bu nitelikte bilgi ve belge sunulması,başvurunun değerlendirilmesi noktasında esaslı olan bir unsur hakkında bilgiverilmemesi, başvurunun değerlendirilmesi sürecinde vuku bulan ve söz konusudeğerlendirmeyi etkileyecek nitelikte yeni ve önemli gelişmeler hakkında mahkemeninbilgilendirilmemesi suretiyle başvuru hakkında doğru bir kanaatoluşturulmasının engellenmesi, medeni ve meşru eleştiri sınırları saklı kalmakkaydıyla bireysel başvuru amacıyla bağdaşmayacak surette hakaret, tehdit veyatahrik edici bir üslup kullanılması ile söz konusu başvuru yolu kapsamındaihlalin tespiti ile ihlal ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin amaçlabağdaşmayacak surette içeriksiz bir başvuruda bulunulması durumunda başvuruhakkının kötüye kullanıldığı kabul edilebilecektir (S.Ö., § 29; Mehmet GüvenUlusoy § 32; Osman Sandıkçı, B. No: 2013/6297, 10/3/2016; Selman Kapan vediğerleri, B. No: 2013/7302, 20/4/2016, § 50).
33. Somut olayda başvuruculardan Halil Karataş, Kenan Bozooğlu, Sabri Kırmızıtaş, Saher Elmas ve Sait Aktaş'ın başvuruya konu aynı yargılamanedeniyle 6384 sayılı Kanun uyarınca oluşturulan Adalet Bakanlığı İnsan HaklarıTazminat Komisyonu Başkanlığına başvuruda bulunarak uzun yargılama nedeniyletazminat talebinde bulundukları ve taleplerinin kısmen kabul edilerek uygungörülen tazminatın ödendiği belirlenmiştir (bkz. §§ 13-16).
34. Buna göre başvuru formu ve eklerinde aynı maddi vakıalar veihlal iddiasına dayalı olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat KomisyonuBaşkanlığına yapılan müracaat ile bu müracaatın sonucuyla ilgili herhangi birbilgi ve belge sunulmadığı, bu açıdan başvurunun değerlendirilmesi noktasındaesaslı olan bir unsur hakkında bilgi verilmemesi nedeniyle başvuruculartarafından ileri sürülen iddianın yanıltıcı beyan niteliğinde olduğuanlaşılmış; başvurunun başvuru hakkınınkötüye kullanılması nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğisonucuna ulaşılmıştır.
35. Diğer taraftan başvurucular 8/1/2019 tarihli dilekçeylemakul süreye ilişkin şikayetten vazgeçtiklerinibelirtmiştir. Başvurucuların makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddiasıyla ilgili olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonunabaşvurmalarının ve bu Komisyonca başvurucular lehine ayrı ayrı 4.100 TLtazminata hükmedilmesinin, bireysel başvurunun yapıldığı tarihten öncegerçekleşen olgular olduğu açıktır. Dolayısıyla başvurucuların bu olgularıbildirme yükümlülüğü ilk bireysel başvurunun yapıldığı tarih itibarıylamevcuttur. Başvurucuların makul süreye ilişkin şikayetlerinden feragat etmesi,sözü edilen olguları zamanında Anayasa Mahkemesine bildirme yükümlülüğünüyerine getirmedikleri gerçeğini değiştirmemektedir. Bu nedenle başvurucularınferagat dilekçelerinin varılan sonuç üzerinde bir etkisi bulunmamaktadır.
36. Bu nedenle, adı geçen beş başvurucu aleyhine, başvuruhakkının kötüye kullanılması nedeniyle 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi ve İçtüzük’ün 83. maddesi uyarınca ayrı ayrı takdiren 500 TL disiplin para cezasına hükmedilmesigerekir.
B. Diğer BaşvurucularYönünden
1. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Maddi Zararların EksikTazmin Edildiğine İlişkin Şikâyet Yönünden
i. Başvurucularınİddiaları
37. Başvurucular; 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduklarıbaşvurunun kısmen kabul edilip kısmen reddedildiğini, zararlarının kabuledilmeyen kısmı için iptal davası açtıklarını, bu kapsamda hayvancılık gelirkayıplarının karşılanmadığını, mülklerinden mahrum kaldıkları sürenin eksikhesaplandığını belirterek eksik tazmin nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaledildiğini iddia etmişlerdir.
ii. Değerlendirme
38. Somut başvuruda başvurucular, terör ve terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanmasıamacıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında Komisyona başvurmuş, Komisyon tarafındantespit edilen zararları öngörülen birim fiyatlara tabi tutularak bir tazminatmiktarı belirlenmiş ancak belirlenen tazminatı kabul etmeyen başvurucularkonuyu yargıya taşımışlardır. Açılan davalar sonucunda idari yargı yeri madditazminat yönünden Komisyon kararlarını iptal etmiştir. Nihayetinde bu iptalkararlarına göre Komisyon tarafından yeniden hesaplama yapılarak belirlenentazminat miktarını içerir sulhname örneği ilebirlikte sulha davet yazısı başvuruculara/vekillerine gönderilmiştir. Sulhteklifi başvurucular tarafından kabul edilmiştir (bkz. §§ 11, 12).
39. Eksik hesaplandığı iddia edilen zararın miktarı üzerindebaşvurucuların idareyle anlaşma sağlamış ve sulhnameyiimzalamış olmaları sebebiyle Komisyonun tespitine esas olan olay ile ilgilimaddi mağduriyetlerinin açıkça orantısız olmayacak şekilde giderildiği sonucunavarılmıştır. Başvurucular, Komisyonun tespitinde belirlenen ve zararlarınıntamamını karşıladığını beyan ettikleri alacağı tümüyle davalı idareden tahsilettiklerinden mülkiyet hakkına ilişkin mağduriyet giderilmiş ve bu hak yönündenmağdurluk statüsü de aynı tarihte sona ermiştir. Belirtmek gerekir kibaşvurucular Komisyonun sulhname teklifini avukatlarıaracılığıyla kabul etmiş ve sulhnameler başvurucularadına avukatları tarafından imzalanmıştır. Dolayısıyla başvurucuların madditazminat iddialarını sona erdiren sulhnamenin buhukuki sonucundan habersiz oldukları da düşünülemez.
40. Diğer taraftan manevi tazminat, 5233 sayılı Kanun'daöngörülmediğinden sulhname konusu olamayacağı açıkolup bu kısımda varılan sonuç sadece maddi tazminata ilişkindir. Manevitazminat yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılacaktır.
41. Açıklanan gerekçelerle eksik maddi tazminattan kaynaklananmülkiyet hakkına yönelik şikâyet yönünden başvurucuların mağdurluk statüsünükaybettiği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin kişibakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Manevi ZararlarınTazmin Edilmediğine İlişkin Şikâyet Yönünden
i. Başvurucularınİddiaları
42. Başvurucular, manevi zararlarının tazmin edilmemesinedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
ii. Değerlendirme
43. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, manevi tazminattaleplerinin reddedilmesine ilişkin iddialar daha önce bireysel başvuruya konuolmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında başvurucularınterör eylemi kapsamında gerçekleşen zararlarının manevi tazminat ödenmesi ilegiderilmesine ilişkin 5233 sayılı Kanun’da hüküm bulunmamakla birlikte idarehukukunun genel hükümleri kapsamında başvurucuların anılan talep hakkına sahipolduğu belirtilmiştir (Özden Sayar ve DerenDilara Sayar, B. No: 2013/4022, 13/4/2016, §§ 51-76).
44. Bir başka ifadeyle Anayasa Mahkemesi, 5233 sayılı Kanun'un,Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun verdiği kararlarda (§ 24) dabelirtildiği üzere, maddi zararların özel bir giderim usulü olmakla birliktemanevi zararların genel hükümlere göre karşılanmasına da engel olmayan birkanun olduğunu ve 2577 sayılı Kanun'un 12. ve 13. maddelerinde, idarenin işlemveya eyleminden kaynaklı olarak hakları ihlal edilenlere tazminat talebindebulunabilme imkânı tanındığını belirterek 5233 sayılı Kanun dışında idariyargıda genel hükümlere başvurularak uğranılan zararın tazmin edilebileceğinibelirtmiştir (Abbas Emre, B. No:2014/5005, 6/1/2016, § 81).
45. Anılan içtihatlarda ortaya konulduğu üzere 5233 sayılı Kanunmanevi zararların karşılanmasını öngörmemekle birlikte genel hükümlere göreaçılacak tam yargı davasında manevi tazminat istenmesini de engellememektedir.Bir başka ifadeyle kişiler manevi tazminat taleplerini 5233 sayılı Kanunkapsamında değil 5233 sayılı Kanun'dan bağımsız olarak tazminat hukukunun genelprensiplerine göre açacakları davalarda dile getirebilirler.
46. Bu durumda başvurucuların idare mahkemelerinde açtıklarıdavaların niteliği ve manevi tazminata ilişkin taleplerini dile getirilişbiçimleri özel önem taşır. Bir başka deyişle davanın yukarıda belirtileniçtihada uygun şekilde yani genel hükümler çerçevesinde 2577 sayılı Kanun'unilgili maddelerinde belirtilen usullere göre mi açıldığının yoksa manevitazminat talebinin 5233 sayılı Kanun'a mı dayandırıldığının ortaya konulmasıgerekir.
47. Somut olayda başvurucular Komisyon kararının sulhname dışı bırakılan zarar kalemlerine ilişkin kısmınıniptali istemiyle açtıkları davalarda Komisyon tarafından manevi tazminat daödenmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Ancak 5233 sayılı Kanun uyarıncakurulan ve faaliyette bulunan Komisyonun manevi tazminata hükmetmesibeklenemez. Dolayısıyla başvurucuların Komisyona başvurunun ardından açtıklarıdavalarını 5233 sayılı Kanun'a dayandırdıkları ve genel hükümlere göre tamyargı davası açmadıkları anlaşıldığından manevi tazminat isteminin anılangerekçeyle reddedilmesinde mülkiyet hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açıkolduğu sonucuna varılmıştır.
48. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Başvurucularınİddiaları
49. Başvurucular; mülkten uzak kalınan sürenin eksikhesaplanması, köyü terkten evvel var olan hayvan varlığına ilişkin iddialarındikkate alınmaması, manevi tazminat istemlerinin reddedilmesi nedenleriyle adilyargılanma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca5233 sayılı Kanun kapsamında başvurulan idari süreç ve yargılama prosedürlerininmakul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
b. Değerlendirme
50. Somut olayda sulhname imzalanarakmaddi tazminata ilişkin uyuşmazlığın sona erdirildiğine ilişkin yukarıda mülkiyethakkına dair gerekçede belirtilen değerlendirme ve varılan sonuç gözetildiğindeusul güvencesi olan adil yargılanma hakkı bakımından aynı şikâyetlerin tekrarincelenmesini gerektiren bir neden bulunmamaktadır. Bu nedenle başvurucularınbu başlık altındaki mülkiyet hakkı yönünden ileri sürdükleri benzer mahiyettekişikayetlerinin incelenmesine gerek görülmemiştir.
51. Diğer taraftan makul sürede yargılanma hakkına ilişkinşikâyet ise sulhname imzalanmasından bağımsızolduğundan ve başvurucuların temel şikâyetlerinden ayrıca ele alınabileceknitelikte olduğundan makul sürede yargılanma hakkı yönünden incelemeyapılmıştır.
52. Bireysel başvuru yapıldıktan sonra 31/7/2018 tarihli ve30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğegiren 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihlive 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı BaşvurularınTazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.
53. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göreyargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesiya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddeninyürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olanbireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabuledilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaatüzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı tarafındanincelenmesi öngörülmüştür.
54. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018,§§27-36) kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul süredesonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya dahiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilenbireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları TazminatKomisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma,başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığıyönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır.
55. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuruyolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlamasınedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarınamakul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminatödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafiolanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlamaimkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçelerdoğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlaliddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesiolduğu görülen Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna başvuru yolutüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincilniteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36)
56. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektirenbir durum bulunmamaktadır.
57. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduklarına karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvuruculardan Halil Karataş, Kenan Boozoğlu,Sabri Kırmızıtaş, SaherElmas ve Sait Aktaş tarafından yapılan başvuruların başvuru hakkının kötüye kullanılması nedeniyle REDDİNE,
B. Diğer başvurucular yönünden;
1. Maddi zararların eksik tazmin edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA
2. Manevi zararların tazmin edilmediğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi ve İçtüzük'ün83. maddesi uyarınca Halil Karataş, Kenan Bozooğlu,Sabri Kırmızıtaş, SaherElmas ve Sait Aktaş'tan ayrı ayrı 500 TL disiplin para cezasının TAHSİLİNE,
D. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA23/1/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.