TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ALİ GÜRBÜZ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/724)
Karar Tarihi: 25/6/2015
R.G. Tarih- Sayı: 19/9/2015-29480
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Yunus HEPER
Başvurucu
:
Ali GÜRBÜZ
Vekili
:
Av. İnan AKMEŞE
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, Ülkede Özgür GündemGazetesinde (Gazete) yayımlanan bir haber nedeniyle başvurucu hakkında kamudavası açılması ve altı yıl süren yargılama sonucunda kovuşturmanınertelenmesine karar verilmesi nedeniyle ifade ve basın özgürlükleri ileduruşmada hazır bulunma hakkı ve makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği iddiaları hakkındadır.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 18/1/2013 tarihindeİstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe veeklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasınaengel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinciKomisyonunca, 11/11/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesi Bölümtarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm başkanı tarafından31/3/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvurunun bir örneği görüşiçin Adalet Bakanlığına gönderilmiş, Adalet Bakanlığının 30/5/2014 tarihligörüş yazısı 11/6/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu, görüşünü13/6/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, İstanbul'dabasılıp yayınlanan Ülkede Özgür Gündem adlı gazetenin imtiyaz sahibidir.Başvurucu, Gazetenin kapanması ve imtiyaz sahibi olması nedeniyle yargılanıpmahkûm olduğu cezalar nedeniyle yurt dışında yaşamaktadır.
8. Gazetenin 23/10/2006 tarihlisayısında “KKK ve PKK'den bayram mesajı”ve beşinci sayfasında “Kadrolar barıştaısrarlı” başlıklı iki haber yayınlanmıştır. “KKK ve PKK'den bayram mesajı” başlıklıhaber şöyledir:
Koma Komalên Kurdistan(KKK) Yürütme Konseyi ve PKK Meclisi, yayınladıkları mesajlarda başta Kürthalkı olmak üzere bütün İslâm aleminin ramazan bayramınıkutladı. Mesajlarda, bayramın kardeşliğe, barışa ve özgür-demokratik geleceğevesile olması dileğinde bulunuldu.
KKK Yürütme Konseyi Başkanlığı mesajında, Ramazan Bayramı’nınbaşta ateşkes kararı ve Kürt sorununda görülen gelişmeler olmak üzere birçokbakımdan önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemde karşılandığı belirtildi.Kürtlerin bu bilinçle Ramazan Bayramı’nı karşılaması istenen mesajda şunlarbelirtildi: ‘Ramazan Bayramı’nı önemli siyasal gelişmeler temelinde karşılayanhalkımızın bu vesileyle sistemini sahiplenerek mücadelesini daha fazlageliştireceğine, birliğine ve dayanışmasını güçlendirerek başlattığımız ateşkessürecini demokratik çözüm sürecine taşıyacağına olan inancımızı belirtiyor,halkımızın ve tüm İslâm âleminin Ramazan Bayramı’nı kutluyoruz.’
PKK Meclisi’nin yayınladığı mesajda ise Ramazan Bayramı’nınher halkın kendi kültürünü, dilini, değer yargılarını ve özgürlüğünü özgürceortaya koyarak kutladığında gerçek anlamını bulacağı belirtildi. Bayramın bunavesile olması istenen mesajda, “Önderliğimizin engin çabaları, şehitlerimizinbüyük kahramanlıklarıyla bu süreci kırarak iradesini ortaya koymuş, her halk gibiibadetini kendi diliyle yapma, bayramını kendi kültürüne uygun yaşama iddiasınıve düzeyini açığa çıkarmıştır” denildi.
PKK’nin tüm inançlara ve kültürlere saygı temelinde ulusalbirlik ve dayanışmayı sağladığı kaydedilen mesajda, buna rağmen Kürt HalkÖnderi Abdullah Öcalan’ın bu yıl da bayramı tecrit koşullarında karşıladığınadikkat çekildi. Bu durum(un) bayramın buruk bir havada karşılanmasına nedenolduğu ifade edilen mesajda, şunlar belirtildi; ‘Halkımızın Ramazan Bayramı’nıyardıma muhtaç olanlara el uzatmanın, toplumsal dayanışmanın, şehitlerini veşehit ailelerini ziyaret ederek ulusal değerlerimizi ve birliğimizisahiplenerek büyütmenin vesilesi yaparak birliğe, değerlerine ve geleceğinesahip çıkmalıdır. Halkımızın ülke ve ülke dışındaki tüm ulusal demokratikkurumları, Ramazan Bayramı’na bu biçimde yaklaşarak demokratik ulusalbirliğimizin güçlendirildiği bir gün olarak karşılamalıdır. Ramazan Bayramıbaşta Türk halkı olmak üzere komşu halkların demokratik çözüm sürecinedesteklerinin sağlanmasına ve barış içinde bir arada yaşama kültürününtaşırılmasına vesile olabilecek en uygun ortak manevi değer durumundadır.’Mesajda ayrıca halkın dini istismar edenlere karşı uyanık davranması ve primvermemesi gerektiği de belirtildi.
“Kadrolarbarışta ısrarlı” başlıklı haber ise şöyledir:
“Medya Savunma Alanları’ndaçalışmalarını sürdüren Mazlum Doğan Kadro Okulu ‘Şehit Sorxwin’adıyla başlattığı 2006 ikinci dönem eğitim devresinin kadrolarını mezun etti.Mezuniyet törene çok sayıda gerilla ve Kongra Gelüyesi katıldı. Mezuniyet töreninde bir konuşma yapan Koma KomalênKurdistan (KKK) Yürütme Konseyi Üyesi Şahin Cilo, ‘Barış arayışlarının yoğunlaştığı dönemde demokratik konfederal sistemin inşa kadroları olarak yeni sürecekatılmak anlamlıdır’ dedi.
Mazlum Doğan Kadro Okulu mezuniyet törenine katılan KKKYürütme Konseyi Üyesi Şahin Cilo, hareket olarak ilanettikleri ateşkesin kalıcı bir barışa dönüştürülmesinde kadronun rolüne dikkatçekti. Zengin bir bileşenle yeni paradigma ve meşru savunma temelindeeğitimlerin yapıldığını kaydeden Cilo, ‘Yaptığımızeğitim ve tartışmalarda kadroda oluşan demokratik kültür, entelektüel birikimve meşru savunma anlayışıyla başlayan demokratik barış sürecinde KKK’in tüm çalışmalarında başarıya öncülük edeceğineinanıyoruz’ dedi. Cilo, Kürt halkının RamazanBayramı’nı da kutlayarak, herkesi barış sürecine katılmaya davet etti.
Pratik Sorumluluk dönemi
Kürt Halk önderi Abdullah Öcalan’ın savunmaları eksenindegördükleri eğitimin yeni sürecinde gereklerine göre pratiğe koymasorumlulukları olduğunu vurgulayan 6 yıllık gerilla Silvan Afrin,‘Önderliğimizin çağrısıyla hareketin ilan ettiği ateşkes sürecinde bilerek veyaanlayarak bizi bekleyen görevlerimizin üzerine yürüyeceğiz. 21. yüzyılda kadıneksenli gelişen çizginin hayata geçmesi için yoğun saldırılara rağmen heralanda çalışmalara katılım sağlayacağız’ şeklinde konuştu.
Mücadele ettikleri egemen devletlerin hareketleri üzerindekapsamlı hesaplar yaptığına dikkat çeken Leyla Afrin’de,‘Üzerimizdeki tüm yönetimlere karış biz barışta ısrarlı olacağız. Biz Önder Apo’nun çizgi fedaileriyiz. Demokratik ekolojik bir toplumiçin üzerimize düşeni büyük bir sorumlulukla yapmaya hazırız.’ dedi.
Tasfiyeler sonuç alamadı
13 yıldır gerilla olduğunu belirten Botan Dersim, geçensüreçte Türkiye, İran ve Suriye’nin eş zamanlı saldırılarına dikkat çekerek,‘Tüm dış saldırılar sizi tasfiye etmek istedi ama sonuç almadı. Barış veÖzgürlük umutları bu süreçte daha fazla gelişme sağladı.’ dedi.
Kürtçe ve Türkçe olarak iki okul biçiminde eğitim verenMazlum Doğan Kadro Okulu’na Kürdistan, Avrupa ve Rusya’dan katılım sağlandı.Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ‘Bir Halkı Savunmak’ adlı savunmalarınınkaynak alındığı eğitimde felsefe, demokratik kültür, meşru savunma gibi toplam17 ayrı ders işlendi”.
9. Söz konusu haberlernedeniyle başvurucu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 5/12/2006tarihli iddianamesi ile “terör örgütününyayınlarını basmak veya yayınlamak” suçundan cezalandırılması içinİstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinde (E.2006/366) kamu davası açılmıştır.
10. Mahkeme tarafından 8/12/2006tarihinde tensip kararı alınmış, 15/3/2007 tarihinde yapılan duruşmadan sonra5/6/2007 tarihli duruşmada başvurucunun isnat edilen suçtan 1000 gün karşılığıolan 20.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
11. Başvurucu hakkında açılandavaya konu suç yalnızca adli para cezasını gerektirdiğinden bahislebaşvurucuya açıklamalı davetiye çıkartılmış; davetiyenin tebliğine rağmenbaşvurucu duruşmaya gelmediğinden yargılama yokluğunda bitirilmiştir. İlkDerece Mahkemesinin gerekçesi şöyledir:
“Bu gazetenin 23.10.2006 tarih ve 963 sayılı nüshasının 1-2ve 3. baskılarının 1 ve 5. sayfalarında ‘KKK; Halkın Bayramını Kutladı’,‘PKK’nın Bayram Mesajı’, ‘Kadrolar Barışta Israrlı’ başlıklı yazılarda,binlerce kişinin ölümü ile sonuçlanan terör eylemlerini gerçekleştiren yasadışısilahlı PKK/KONGRA-GEL isimli terör örgütü ve yan kuruluşlarının ve bu terörörgütü adına açıklama yaptığını belirten örgüt yöneticilerinin açıklamalarınayorumsuz yer verildiği anlaşılmıştır. Yazıların haber verme özgürlüğü ileilgisi olmayıp doğrudan doğruya terör örgütünün açıklamasının yandaşlarınaduyurulması amaçlı olduğu sabittir. Bu nedenle, sanık Ö. A.’nınsavunması yerinde değildir. Sanık sorumlu yazı işleri müdürü olup, yazılarnedeniyle başka kimse hakkında kamu davası açılmadığına göre doğrudan doğruyayazıyı gazeteye koyan sıfatı oluşu dikkate alındığında eylemden asli iştirakçiolarak sorumlu olduğu açıktır… Sanık Ali Gürbüz ise gazetenin sahibi olduğundanasli iştirakçi konumunda olmayıp 3713 sayılı Yasanın 6/4. maddesikapsamındadır.”
12. Başvurucu bu kararı temyizetmiştir. Başvurucunun temyiz istemini inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesi,12/7/2012 tarihli kararı ile başvurucu hakkındaki mahkumiyetkararının bozulmasına karar vermiştir. Bozma kararının ilgili kısmı şöyledir:
"1- Anayasa Mahkemesinin 26.11.2009 tarih ve 27418sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren18.06.2009 tarihli ve 2006/121 esas, 2009/90 sayılı kararı ile 3713 sayılıKanunun 6. maddesinin 29.06.2006 tarih ve 5532 sayılı Kanunun 5. maddesi iledeğiştirilen 4. fırkasındaki 'sahipleri ve' ibaresinin iptaline karar verildiğigözetilerek, sanık Ali Gürbüz'ün hukuki durumunun yeninden takdir ve tayinindezorunluluk bulunması,
..."
13. Bozma sonrası yargılamayıyürüten İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi, duruşma açmayarak 27/9/2012 tarihindedosya üzerinden, 5/7/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un geçici1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi gereğince başvurucu hakkındakikovuşturmanın üç yıl süreyle ertelenmesine karar vermiştir.
14. Başvurucu bu karara karşı,kararın mevzuata ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine (AİHS) aykırı olduğunubelirterek itiraz yoluna başvurmuştur. Başvurucunun itirazını inceleyenİstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/12/2012 tarihli kararı ile itirazınreddine kesin olarak karar verilmiştir. Bu karar başvurucuya 25/12/2012tarihinde tebliğ edilmiştir.
15. Başvurucu 18/1/2013tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
16. 3713 sayılı Kanun’un “Açıklama ve yayınlama” kenar başlıklı 6. maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları şöyledir:
“Terör örgütlerinin; cebir, şiddet veya tehdit içerenyöntemlerini meşru gösteren veya öven ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvikeden bildiri veya açıklamalarını basanlar veya yayınlayanlar bir yıldan üç yılakadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
“Yukarıdakifıkralarda belirtilen fiillerin basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, basınve yayın organlarının suçun işlenişine iştirak etmemiş olan (…) yayınsorumluları hakkında da bin günden beşbin güne kadaradlî para cezasına hükmolunur.”
17. 6352 sayılı Kanun’un geçici1. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) 31/12/2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya dasair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekliitibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapiscezasını gerektiren bir suçtan dolayı;
a) Soruşturma evresinde, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılıCeza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın kamudavasının açılmasının ertelenmesine,
b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine,
c) Kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün infazınınertelenmesine,
karar verilir.
(2) Hakkında kamu davasının açılmasının veya kovuşturmanınertelenmesi kararı verilen kişinin, erteleme kararının verildiği tarihtenitibaren üç yıl içinde birinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlememesihâlinde, kovuşturmaya yer olmadığı veya düşme kararı verilir. Bu süre zarfındabirinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlenmesi hâlinde, bu suçtan dolayıkesinleşmiş hükümle cezaya mahkûm olunduğu takdirde, ertelenen soruşturma veyakovuşturmaya devam olunur.”
18. Anayasa Mahkemesinin18/6/2009 tarihli ve E.2006/121, K.2009/90 sayılı kararının ilgili kısımlarışöyledir:
“Basın yayın organlarının sahipleri genellikle yayınhayatına sermayesiyle katkı sağlayan kişilerdir. Konumları nedeniyle bukişilerin yayın işleri yönetimini şekillendirmek, yazı ve yayınları denetlemekve yayın üzerinde inceleme ve denetim görevi olduğunu kabul etmek mümkündeğildir. Yayınları inceleme ve denetim ödevi yayın sorumlusuna aittir. Yasakeylemlerin basın yayın yoluyla işlenmesi halinde basın yayın organlarınınsahiplerinin salt bu nitelikleri nedeniyle cezalandırılması ceza sorumluluğununşahsiliği ilkesine aykırılık oluşturur.
Açıklanan nedenlerle,3713 sayılı Yasa'nın 6. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan ‘sahipleri ve’ibaresi Anayasa'nın 38. maddesine aykırıdır, iptali gerekir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
19. Mahkemenin 25/6/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 18/1/2013 tarihli ve 2013/724numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
20. Başvurucu,
i. Hakkında ceza davasının altıyıl sürmesinin yayıncı olarak kendisini baskı altına aldığını, buna ek olarakhakkında verilen kovuşturmanın ertelenmesi kararının da ceza alma riskini üçyıl gündemde tutmaya devam ettiğini iddia etmiştir. Başvurucu, yargılamasınakonu olan haberlerin içeriğinde cebir, şiddet ve diğer terör yöntemlerininbulunmadığını, yazı bütün olarak değerlendirildiğinde güncel olaylara ilişkinsiyasal değerlendirme ve fikirler içerdiğini, şiddete teşvik yönündepropagandaya elverişli olmadığını ve bu nedenle Anayasa'nın 25. ve 26.maddelerinde düzenlenen hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
ii. Yargılamanın altı yılsürdüğünü ve makul olmadığını, davanın karmaşık olmadığını, davanın uzamasınınadli makamlardan kaynaklandığını, dava kapsamında ilk derece mahkemesince ikidefa karar verildiğini, Yargıtay aşamasının beş yıl sürdüğünü bu nedenle makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
iii. Gazete'nin imtiyaz sahibiolduğunu, 3713 sayılı Kanun'un 6. maddesinin dördüncü fıkrası kapsamındayargılandığını ve hakkında erteleme kararı verildiğini, oysa Anayasa Mahkemesinin26/11/2009 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarakyürürlüğe giren 18/6/2009 tarihli ve E.2006/121, K.2009/90 sayılı kararı ile3713 sayılı Kanun'un 6. maddesinin dördüncü fırkasındaki “sahipleri ve” ibaresinin iptaline kararverildiğini, bu şekilde üzerine atılı fiilin suç olmaktan çıktığını, Yargıtayın bozma ilamının da bu gerekçeye dayandığını,ancak Mahkemenin bozma kararına uyma kararı vermesine rağmen başvurucu hakkındaeyleminin suç olmaktan çıkarıldığı gerekçesiyle beraat kararı vermek yerine ertelemekararı verdiğini, bu nedenle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
iv. Son olarak, İstanbul 9. AğırCeza Mahkemesinin 27/9/2012 tarihli kararının duruşma yapılmadan dosyaüzerinden verildiğini, bu şekilde yargılamaya avukatının katılmasınınengellenmesi ve kararın aleni olarak verilmemiş olması sonucunda “aleni yargılama” ve “aleni karar” haklarının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
v. İhlal iddiaları nedeniyle10,000 TL maddi ve 30.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
21. Bakanlık, kabuledilebilirliğe ilişkin olarak bir görüş vermemiştir. Başvurucu, hakkındayapılan yargılamada önce mahkûmiyet hükmü kurulduğunu, son olarak kovuşturmanınertelenmesi kararı verildiğini ve böylece kovuşturma tehdidine maruz kaldığını,tek başlarına bu kararların ifade özgürlüğü üzerinde baskı oluşturduğunu ilerisürmüştür.
22. Yargıtay 9. Ceza Dairesibaşvurucu hakkındaki İlk Derece Mahkemesinin mahkûmiyet kararını, 3713 sayılıKanunun 6. maddesinin dördüncü fıkrasındaki “sahiplerive” ibaresinin Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesinedeniyle başvurucunun hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiğindenbahisle bozmuştur. Başvurucu, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile kendisineisnat edilen eylemin suç olmaktan çıktığını, hakkında beraat kararı yerineerteleme kararı verilmesinin suç ve cezada kanunilik ilkesini ihlal ettiğiniiddia etmiştir. Anayasa Mahkemesinin görevi başvurucuya isnat edilen eyleminsuç oluşturup oluşturmadığını belirlemek değildir. Bu sebeple mevcut başvurununkoşullarında, başvurucu hakkında kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilerekkovuşturma tehdidine maruz bırakılmasının başvurucunun ifade özgürlüğünü ihlaledip etmediğinin değerlendirilmesi gerektiğinden, başvurucunun söz konusuşikâyetinin ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiaları ile birliktedeğerlendirilmesi uygun görülmüştür.
23. Başvurucu hakkındakiyargılamanın yaklaşık 6 yıl 2 ay sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanmahakkının, başvurucu hakkındaki kovuşturmanın ertelenmesi kararının duruşmaaçılmadan verilmesi nedeniyle duruşmada hazır bulunma hakkının ve başvurucuhakkında kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilmesi nedeniyle ifadeözgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin şikâyetler açıkça dayanaktan yoksundeğildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı içinbaşvurunun bu şikâyetlere ilişkin kısmının kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
a. DuruşmadaHazır Bulunma Hakkının İhlali İddiası
24. Başvurucuya görekovuşturmanın ertelenmesi kararının verildiği son celse duruşma yapılmamış vekarar aleni olarak verilmemiştir. Başvurucu, İlk Derece Mahkemesincekovuşturmanın ertelenmesine ilişkin olarak verilen son kararın duruşmayapılmadan dosya üzerinde verilmesi nedeniyle aleni yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
25. Anayasa Mahkemesi dahaönceki benzer nitelikli bir başvuruya ilişkin kararında bu iddiaların özünün,başvurucunun duruşmada hazır bulundurulmaması ile ilgili olduğuna kararvermiştir (Fatih Taş [GK], B. No:2013/1461, 12/11/2014 § 37; benzer bir karar için bkz. Mustafa Ersen Erkal, B. No: 2013/4470,16/4/2015, § 22). Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. Bu sebeple başvurucunun buiddialarının “duruşmada hazır bulunma hakkı”çerçevesinde incelenmesi gerekir.
26. Hakkaniyete uygunyargılamanın en önemli unsuru olan sanığın kendini savunma hakkındanfaydalanmasının ilk koşulu sanığın savunmasını yapabilmesi için mahkeme önündehazır bulunma olanağına sahip olmasıdır. Suçla itham edilen herkes, iddiayıduymak ve karşı koymak ve savunmasını yapmak üzere mahkemenin huzurundabulunarak yargılanma hakkına sahiptir. Duruşmada hazır bulunma hakkı, kişininkendi davasının duruşmasına bizzat veya bir müdafi ile birlikte katılmasıanlamına gelmektedir.
27. Ayrıcaduruşmada hazır bulunma hakkının tarafların yargılamaya etkili katılmaları iledoğrudan ilişkisi vardır. Adalet yönetiminin adil bir görüntü vermesi önemlidirve tarafların yargılamaya etkili katılımlarının sağlanması için gerekliönlemler alınmalıdır. Bu hak, kural olarak, sadece duruşmada hazır bulunmayıdeğil, dinlemeyi, takip etmeyi, iddialarını destekleyecek şeyleri ileri sürmeyide içerir. Çelişmeli yargılamaların doğasında var olan söz konusu hak, cezayargılamaları yönünden, AİHS’in 6. maddesinin (3)numaralı fıkrasında yer alan sanığın “kendinisavunma” hakkından da çıkarılabilir (Ceza yargılaması yönündenbkz. Tarasov/Ukrayna, B. No: 17416/03,31/10/2013, § 98; hukuk yargılaması yönünden bkz. D.D./Litvanya, B. No:13469/06, 14/2/2012, § 119).
28. AİHS’in 6. maddesinde açıkçabelirtilmemiş olsa da duruşmada hazır bulunma hakkı AİHS’in6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki adil muhakeme hakkının bir parçasıdır.Bir sanığın aleyhine açılan ceza davasında duruşmada hazır bulunması genel birhaktır ve AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralıfıkrasında yer alan (c), (d) ve (e) bentlerinde yer alan hakların birparçasıdır (bkz. Sejdovic/İtalya, B. No: 56581/00, 1/3/2006, § 81).Nitekim duruşmada hazır bulunma hakkının bir sonucu olarak 5271 sayılı Kanun’un193. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki istisnalar saklı kalmak üzere, hazırbulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamayacağı hükme bağlanmıştır (bkz. Erol Aydeğer, B.No: 2013/4784, 7/3/2014, § 41; Fatih Taş,§ 41).
29. Somut olayda, silahlı terörörgütünün propagandasını yapma suçundan açılan kamu davasında başvurucu5/6/2007 tarihinde silahlı terör örgütünün bildirisini yayımlama suçundan adlipara cezası ile cezalandırılmıştır. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 12/7/2012 tarihliilamı ile İlk Derece Mahkemesinin mahkûmiyet kararını, Anayasa Mahkemesinin3713 sayılı Kanunun 6. maddesinin dördüncü fırkasındaki “sahipleri ve” ibaresini iptal etmesinedeniyle, başvurucunun hukuki durumunun yeniden takdir ve tayini gerektiğigerekçesiyle bozmuş ve dosyayı İlk Derece Mahkemesine göndermiştir (§12).
30. Dosya İlk DereceMahkemesinde esasa kaydedilmeden önce 5/7/2012 tarihinde 6352 sayılı Kanun yürürlüğegirmiş ve Mahkeme, kendisine ulaşan dosyayı mahkeme esasına kaydederek27/9/2012 tarihinde duruşma açmadan ve adı geçen Kanun’a dayanarak başvurucuhakkında yürütülen kovuşturmanın ertelenmesine ve üç yıl denetimli serbestlikhükümlerinin uygulanmasına karar vermiştir. Somut olayda çözümlenmesi gerekenmesele, kovuşturmanın ertelenmesine ilişkin son kararın duruşma yapılmadandosya üzerinde verilmesinin başvurucunun “duruşmadahazır bulunma hakkı”namüdahale oluşturup oluşturmadığı ve bir bütün olarak yargılamanın adilliğinietkileyip etkilemediğinin tespitidir.
31. Adından da anlaşılacağıüzere 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla BazıKanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkinDava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun yargı hizmetlerininhızlandırılması amacıyla hazırlanmıştır. Bu durum Kanun’un genel gerekçesindede açıkça belirtilmiştir (adı geçen Kanun hakkında daha ayrıntılıdeğerlendirmeler için bkz. AYM, E.2013/92, K.2014/6, K.T. 16/1/2014).
32. İlk derece mahkemelerinin,6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra, genel olarak, basın yayınyoluyla işlenen suçlara ilişkin kovuşturmalarda Yargıtay bozması veya iadesiüzerine duruşma açmayarak doğrudan kovuşturmanın ertelenmesi kararı verdiklerianlaşılmaktadır.
33. Bireysel başvuru kapsamındaAnayasa Mahkemesinin görevi, muhakemenin yöntemi de dâhil yargılamanın birbütün olarak adil olup olmadığını saptamaktır. Ceza yargılamalarında duruşmaaçılması esas olmakla birlikte “istisnaibazı koşullarda” duruşma açılmamış olması yargılamanın adilliğinietkilemeyebilir. Nitekim Anayasa Mahkemesi bir kararında, 6352 sayılı Kanunhükümleri uyarınca verilen kovuşturmanın ertelenmesi kararının, uyuşmazlığınesasını çözmeyen ve bireyin suç işleyip işlemediğiyle ilişkili olmayan,Kanun’da öngörülen sürenin dolmasını müteakip açılan kamu davasının düşmesisonucunu doğuran, usule ilişkin bir karar olduğuna dikkat çekmiş; böyle birincelemenin duruşma açılmadan ve başvurucu duruşmaya çağrılmadan yapılmışolmasının bir bütün olarak yargılamanın adilliğini etkilemediği sonucunaulaşmıştır (benzer değerlendirmeler için bkz. MustafaErsen Erkal, § 31).
34. Buna karşın somut başvuruda,önceki başvurulardan (Fatih Taş; Mustafa Ersen Erkal) farklı bazı yönlerbulunmaktadır. Kanun’da uygulamanın nasıl yapılacağına ilişkin bir düzenlemeyeyer verilmemiş olmakla birlikte yargılamanın sonucunda bir değişiklikolmayacağının açıkça belli olduğu durumlarda duruşma yapılmaksızın dosyaüzerinden kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilmesinin söz konusu olduğuanlaşılmaktadır (Fatih Taş, § 44;Mustafa Ersen Erkal, § 29).
35. Somut olayda “yargılamanın sonucunda bir değişiklik olmayacağınınaçıkça belli olduğu” bir durum söz konusu değildir. Yargıtay 9. CezaDairesi, İlk Derece Mahkemesinin başvurucunun cezalandırılmasına ilişkinkararını, Anayasa Mahkemesinin 3713 sayılı Kanunun 6. maddesinin dördüncüfırkasındaki “sahipleri ve”ibaresini iptal etmesi nedeniyle bozmuştur. Yargıtay, başvurucunun hukukidurumunun yeniden takdir ve tayini gerektiğine karar vermiştir (§12).Başvurucunun İlk Derece Mahkemesince mahkûm edilmesine dayanak yapılan kuralınAnayasa Mahkemesince iptal edildiği ve mahkûmiyet kararının, söz konusu iptalkararı nedeniyle başvurucunun hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi içinbozulduğu dikkate alındığında, somut olayda “yargılamanınsonucunda bir değişiklik olmayacağının açıkça belli olduğu” birdurumun varlığından söz edilemez.
36. İlk Derece Mahkemesi, Yargıtayın bozma kararında belirttiği incelemeyi ancakduruşma açarak, başvurucuyu duruşmaya çağırarak ve başvuru ile birlikte davanındiğer süjelerinin yargılamaya etkili bir biçimde katılmalarını sağlayarakyapabileceğinden, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınanduruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
b. İfadeÖzgürlüğünün İhlal Edildiği İddiası
37. Başvurucu, Gazetedeyayımladıkları bir haber nedeniyle önce hakkında mahkûmiyet hükmü kurulduğunu,sonrasında ise kovuşturmanın ertelenmesi kararı verildiğini ve böylecekovuşturma tehdidine maruz kaldığını, bu kararların ifade özgürlüğü üzerindebaskı oluşturduğunu, bu sebeplerle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
38. Bakanlık görüşünde, AnayasaMahkemesinin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) benzer kararlarıhatırlatılmış ve başvurucunun iddialarının bu kararlar doğrultusundadeğerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir. Bakanlık, 3713 sayılı Kanun’un 6.maddesinin ikinci fıkrasının değiştirildiğini, böylece terör örgütünün herbildiri ve açıklamasının değil, cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerinimeşru gösteren veya bu yöntemleri öven ya da bu yöntemleri benimsemeye teşvikeden bildiri ve açıklamaların yayınlanmasının suç olarak düzenlendiğinibelirtmiştir. Bakanlık, yasaklanmış örgütlerin açıklamalarını yayımlamanınterör suçunu işlemeye özendirip özendirmediği ya da terörizmi teşvikniteliğinde olup olmadığını değerlendirirken yalnızca mesajı verenin kimolduğuna ve mesajın kime verildiğine bakılamayacağını, mesajın içeriği ilehangi bağlamda yayınlandığına da bakmak gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucu,Bakanlık görüşüne karşı, başvuru dilekçesindeki beyanlarını tekrar etmiştir.
39. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızcaAnayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülükilkesine aykırı olamaz.”
40. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti”kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başkayollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Buhürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya davermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veyabenzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni,kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milletiile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçlularıncezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerinaçıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarınınyahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama göreviningereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
…
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasındauygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”
41. Anayasa’nın “Basın hürriyeti” kenar başlıklı 28.maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
“Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma vemalî teminat yatırma şartına bağlanamaz.
…
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacaktedbirleri alır.
Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleriuygulanır.
…“
42. Anayasa’nın 26. maddesindeifade özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar “söz, yazı, resim veya başka yollar” olarakifade edilmiş ve “başka yollar”ifadesiyle her türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğugösterilmiştir (Emin Aydın [GK],B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 43). İfade özgürlüğü, Anayasa’da yer alan diğerhak ve özgürlüklerin önemli bir kısmını doğrudan etkiler. Gerçekten de gazete,dergi veya kitap biçiminde basın yayın yoluyla düşüncenin yayılmasının başlıcaaracı olan basın da ifade özgürlüğünün kullanılma biçimlerinden biridir (Abdullah Öcalan [GK], B. No: 2013/409,25/6/2014, § 73).
43. Basın özgürlüğünü kapsayanifade özgürlüğü, gazete, dergi, kitap gibi araçlar ile düşünce ve kanaatleriaçıklama, yorumlama, bilgi, haber ve eleştirilerin yayın ve dağıtım haklarınıkapsar. İfade özgürlüğü düşüncenin iletilmesini ve dolaşımını gerçekleştirerekbireyin ve toplumun bilgilenmesini sağlar. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhilolmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceyepaydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna etmeçabaları çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Bu itibarla düşünceyiaçıklama ve yayma özgürlüğü ile basın özgürlüğü demokrasinin işleyişi içinyaşamsal önemdedir (bkz. Abdullah Öcalan,§ 74).
44. Bu bağlamda toplumsal vesiyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde veserbestçe ifadesine bağlıdır. Aynı şekilde birey özgün kişiliğini düşünceleriniserbestçe ifade edebildiği ve tartışabildiği bir ortamda gerçekleştirebilir.İfade özgürlüğü, kendimizi ve başkalarını tanımlamada, anlamada ve algılamada,bu çerçevede başkalarıyla ilişkilerimizi belirlemede ihtiyaç duyduğumuz birdeğerdir (Emin Aydın, § 41).
45. Anayasa’nın 26. ve 28.maddelerinin birinci fıkraları, ifade özgürlüğüne içerik bakımından birsınırlama getirmemiştir. Başka bir deyişle hem gerçek hem de tüzel kişiler içingeçerli olan ifade özgürlüğü siyasi, sanatsal, akademik veya ticari düşünce vekanaat açıklamaları gibi her türlü ifadeyi kapsamına almaktadır. Açıklanan veyayılan bir düşüncenin, içeriğinden hareketle kişiler ve toplum açısından “değerli-değersiz” veya “yararlı-yararsız” biçiminde ayrıştırılmasısübjektif unsurlar ihtiva eder. Bu değerlendirmelerden hareketle ifadeözgürlüğünün alanının belirlenmeye çalışılması bu özgürlüğün keyfi biçimdesınırlandırılması sonucunu doğurabilecektir. İfade özgürlüğü, başkalarıaçısından “değersiz” veya “yararsız” görülen düşüncelerin açıklanmasıve yayılması özgürlüğünü de içermektedir.
46. Bununla birlikte ifadeözgürlüğü, Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlama rejiminetabidir. İfade özgürlüğüne ilişkin 26. maddenin ikinci fıkrasında sınırlamasebeplerine yer verilmiştir. Basın özgürlüğünün sınırlanmasında ise kuralolarak 28. maddenin dördüncü fıkrası gereğince Anayasa’nın 26. ve 27. maddelerihükümleri uygulanacaktır. Bundan başka basın özgürlüğünün sınırlanmasında 28. maddeninbeşinci, yedinci ve dokuzuncu fıkralarında bazı özel sınırlama sebeplerine yerverilmiştir. Mevcut başvuruya benzer başvurularda Anayasa’nın 26. maddesininikinci fıkrasında yer alan sınırlama sebepleri dikkate alınmalıdır.
47. Ancak ifade ve basınözgürlüklerine yönelik sınırlamaların da bir sınırının olması gerektiğiaçıktır. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında Anayasa’nın 13.maddesindeki ölçütler göz önüne alınmak zorundadır. Bu sebeple ifadeözgürlüğüne getirilen sınırlandırmaların denetiminin Anayasa’nın 13. maddesindeyer alan ölçütler çerçevesinde ve Anayasa’nın 26. ve 28. maddeleri kapsamındayapılması gerekmektedir.
48. Yukarıda anlatılan ilkelerışığında, başvuru konusu olayda, ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediğinindeğerlendirilmesinde öncelikle müdahalenin mevcut olup olmadığı ve daha sonrada müdahalenin haklı sebeplere dayanıp dayanmadığı değerlendirilecektir.
i. Müdahalenin Mevcudiyeti
49. Başvurucu, başvuruya konuhaberi yayınlaması nedeniyle kendisi hakkında daha önce mahkûmiyet hükmükurulduğunu ve sonuçta kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilmiş olsa bilehakkında uygulanan denetimli serbestlik süresi içerisinde yeniden kovuşturmayamaruz kalma ve ceza alma riskinin sürdüğünü, mevcut durumun ifade özgürlüğüüzerinde baskı oluşturduğunu ileri sürmüştür. Başvurucuya göre mevcut durumdakovuşturulma korkusu gerçektir ve kendisinin yayıncılık faaliyetleriniengellemekte, ayrıca bu durum kendisinde stres ve endişe yaratmakta veçalışmalarını ciddi biçimde sınırlamaktadır.
50. Hâlihazırdaki başvuruda,başvurucu hakkında henüz kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı olmamasına rağmen,başvurucunun 2006 yılından itibaren yaklaşık 6 yıl süren soruşturma vekovuşturmadan doğrudan etkilendiğinin ve yayıncı olması nedeniyle daha ilerdede soruşturma ve kovuşturmaya maruz kalma riskinin bulunduğu iddiasının dikkatealınması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, daha önceki bir kararında, mevcutbaşvuruya benzer şikâyetlerde, başvurucu hakkında devam etmekte olan kovuşturmatehdidinin bir müdahale anlamına geldiğine karar vermiştir (Fatih Taş, § 69-79). Mevcut başvurudaAnayasa Mahkemesinin yukarıda zikredilen içtihadından ayrılmayı gerektiren biryön bulunmamaktadır.
51. Sonuç olarak bu koşullarda,Anayasa’nın 26. ve 28. maddeleri çerçevesinde başvurucunun ifade özgürlüğünemüdahalede bulunulduğunun kabul edilmesi gerekir.
ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
52. Yukarıda anılan müdahaleAnayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden birveya daha fazlasına dayanmadığı ve Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilenkoşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerininihlalini teşkil edecektir.
1. Kanunilik
53. İlk Derece Mahkemesi 6352sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarına dayanarakmuhakemenin ertelenmesine karar vermiştir. Buna karşılık başvurucununyargılanmasının hukuki sebebi olan 3713 sayılı Kanun’un 6. maddesinin dördüncüfıkrasında yer alan “sahipleri”ibaresi, Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş ve daha sonra Yargıtay başvurucununhukuki durumunun yeniden takdir ve tayininde zorunluluk bulunduğu gerekçesiyleİlk Derece Mahkemesinin kararını bozmuştur. Yargıtay başvurucunun hukukidurumunun yeniden değerlendirilmesini istemiş ise de bu, başvurucunun eylemininsuç oluşturduğu anlamına gelmemektedir. Öte yandan başvurucu hakkındamuhakemenin ertelenmesi kararı verilmesinin kanuni dayanağı olmakla birlikte,başvurucu hakkındaki yargılamanın devam ettirilmesinin kanuni bir temelininbulunup bulunmadığı belirgin değildir.
54. Mevcut davanın koşullarında,Anayasa Mahkemesinin kanunilik ölçütüne ilişkin değerlendirmeleri başvurucununeyleminin suç oluşturup oluşturmadığı meselesi ile iç içe geçmektedir. Bukonuda İlk Derece Mahkemesi ve Yargıtayın da birdeğerlendirmede bulunmadığı gözetilerek, derece mahkemelerinin yerine geçerekkanunilik değerlendirmesi yapmak yerine, müdahalenin demokratik toplumdüzeninin gerekleri ölçütüne uygunluğunun tartışılması uygun bulunmuştur.
2. Meşru Amaç
55. İfade özgürlüğüne yapılanbir müdahalenin meşru olabilmesi için Anayasa’nın 26. maddesinin ikincifıkrasında belirtilen amaçlara yönelik olması gerekir (bkz. Abdullah Öcalan, § 84).
56. Başvurucu hakkında düzenleneniddianame ve İlk Derece Mahkemesinin kararı bir bütün olarakdeğerlendirildiğinde başvurucunun “şiddet veya diğer terör yöntemlerinebaşvurmayı teşvik edecek şekilde propaganda” yaptığı iddia edilmiştir.Söz konusu isnat nedeniyle başvurucunun yargılanmasının, PKK terör örgütününfaaliyetleri ile mücadele kapsamında millî güvenlik, kamu düzeni, kamugüvenliği, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılmasına yönelikçalışmaların bir parçası olduğu ve bunun da Anayasa’nın ifade özgürlüğüne ilişkin26. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında meşru bir amaç taşıdığı sonucunavarılmıştır.
3. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma ve Ölçülülük
57. Başvurucu, yayımladığıgazete haberinde cebir ve şiddete veya diğer terör yöntemlerine çağrı bulunmadığını,güncel olaylara ilişkin bazı değerlendirmeler içeren bir haberi yayımlamalarınedeniyle yargılanmasının ifade özgürlüğüne müdahale oluşturduğunu ve bumüdahalenin demokratik toplumun gereklerine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
58. Bakanlık görüşünde, ifadeözgürlüğüne yönelik müdahalelerin varlığı halinde alınan önlemleri haklıkılacak “konuyla ilgili ve yeterligerekçeler” ileri sürülüp sürülmediğinin ve “sınırlama amacı ile aracı arasında makul bir dengeninbulunup bulunmadığının” demokratik toplum gerekleri açısındandeğerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
59. İfade özgürlüğü bazısınırlandırmalara tâbi olabilir. İfade özgürlüğüne ilişkin olarak Anayasa’nın26. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmaların Anayasa’nın 13. maddesiningüvencesinde olan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülükilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirme yapılmasıgerekmektedir.
60. 1982 Anayasasında belirtilen“demokratik toplum düzeninin gerekleri”kavramı, çağdaş ve özgürlükçü bir anlayışla yorumlanmalıdır. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri”ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesi ile AİHS’in “demokratik toplumun gerekleri” ölçütününbulunduğu 8., 9., 10. ve 11. maddelerindeki paralelliği açıkça yansıtmaktadır.Bu itibarla demokratik toplum ölçütü, çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirliliktemelinde yorumlanmalıdır (Abdullah Öcalan,§ 93).
61. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikleifade özgürlüğü üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbirniteliğinde olmalarını, başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en sonönlem olarak kendilerini göstermelerini gerektirmektedir. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanındemokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacınayönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre, sınırlayıcı tedbir, zorlayıcı birtoplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek en son çareniteliğinde değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbirolarak değerlendirilemez (Bu konudaki AİHM kararı için bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 48).
62. Demokratik toplumuntemellerinden olan ifade özgürlüğünün sadece lehte olduğu kabul edilen veyazararsız veya ilgilenmeye değmez görülen ifadeler için değil, Devletin veyatoplumun bir bölümünü eleştiren, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız edenifadeler için de geçerli olduğu kuşkusuzdur. Çünkü bunlar, demokratik toplumdüzeninde geçerli olan çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğingerekleridir (bkz. Handyside/Birleşik Krallık, § 49).
63. Hak ve özgürlüklereyapılacak her türlü sınırlamada devreye girecek bir başka güvence deAnayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülükilkesi”dir.Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel hak ve özgürlüklerinsınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi,ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracındenetlenmesidir. Bu sebeple ifade özgürlüğü alanında getirilen müdahalelerde,hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin elverişli, gerekli veorantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (AbdullahÖcalan, § 97; Sebahat Tuncel,B. No: 2012/1051, 20/2/2014, § 84).
64. Bu bağlamda, ifadeözgürlüğüne yargısal veya idari bir müdahalenin, toplumsal bir ihtiyaçbaskısını karşılayıp karşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusuolay bakımından yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye nedenolan derece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, ifadeözgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratiktoplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük”ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyupkoyamadığı olacaktır (Abdullah Öcalan,§ 97).
65. Yapılacakdeğerlendirmelerde, söz konusu Gazete haberinde bahsedilen konuların toplumunbir kesimini ilgilendiren toplumsal meselelere ilişkin olduğunun da göz önünealınması gerekir. Anayasa’nın 26. maddesi bağlamında, kamunun çıkarlarına ilişkinsiyasi konuşmalar veya toplumsal sorunlara ilişkin tartışmalarınsınırlanmasında kamusal yetki kullanan makamların çok dar bir takdir marjıolduğuna işaret etmek gerekir. Öte yandan ifade özgürlüğüne içerik bakımından bir sınırlamagetirilmemiş olmakla birlikte ırkçılık, nefret söylemi, savaş propagandası,şiddete teşvik ve tahrik, ayaklanmaya çağrı veya terör eylemlerini haklıgöstermek gibi bu özgürlüklerin sınır bölgeleri olan alanlarda Devletotoriteleri müdahalelerinde daha geniş bir takdir yetkisine sahiptir (Abdullah Öcalan, § 99). Bu sebepleöncelikle, söz konusu Gazete haberinde, iddianame ve derece mahkemesikararlarının gerekçelerinde belirtildiği şekilde, PKK terör örgütününpropagandasının yapılıp yapılmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir (bkz. Fatih Taş, § 98).
66. İfade özgürlüğüne ilişkinbireysel başvurularda, ifadelerinbağlamlarından kopartılarak incelenmesi Anayasa’nın 13. ve 26.maddelerinde yer alan ilkelerin uygulanmasında ve elde edilen bulguların kabuledilebilir bir değerlendirmesinin yapılmasında hatalı sonuçlara ulaşılmasınaneden olabilir. Bu çerçevede, bir düşünce açıklamasının ifade edildiğibağlamdan koparıldığında “milli güvenlik”için bir tehlike oluşturması, bu ifadeye yönelik bir müdahaleyi tek başınahaklı çıkartmamaktadır. Bu nedenle somut başvuruda derece mahkemelerininkararlarında belirtilen ifadeler ile bunların ifade edildiği bağlam, yazarınkimliği, yazılma zamanı, amacı, hitap ettiği kişilerin kimlikleri, muhtemeletkileri ve haberdeki diğer ifadelerin tamamı bir bütün olarak ele alınmalıdır.Bundan başka, söz konusu haberde ileri sürülen düşüncelerin içeriğine ve hangibağlamda dile getirildiğine dikkat edilmesi, müdahalenin “arzulanan hedeflere uygun” olupolmadığının ve ulusal makamlar tarafından öne sürülen gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olup olmadığınındeğerlendirilmesi gerekmektedir (AbdullahÖcalan, § 100).
67. Başvuruya konu haberlerinyazarları belli değildir. “KKK ve PKK'denbayram mesajı” başlıklı haberde KKK Yürütme Konseyi ve PKK MeclisininRamazan Bayramı mesajına yer verilmiştir. Her iki mesajda da “İslam âleminin ve Kürt halkının”bayramları kutlanmış, Gazetenin basıldığı 2006 yılında devam eden “demokratik çözüm sürecinin” başarı ilesonuçlandırılmasına yönelik iyi dilekler paylaşılmıştır. “Kadrolar barışta ısrarlı” başlıklı haberdeise KKK Yürütme Konseyi Üyesi Şahin Cilo’nun “Mazlum Doğan Kadro Okulu mezuniyet töreninde”yaptığı konuşma aktarılmıştır. Şahin Cilo, otarihlerde mevcut olan “ateşkesin kalıcı birbarışa dönüştürülmesinin” öneminden bahsetmektedir. Cilo, yapılan eğitimlerin bu temelde yapıldığını ilerisürerek “Kürt halkının” Ramazan Bayramını kutlamakta ve herkesi barış sürecinekatılmaya davet etmektedir. Haberin geri kalanında bazı terör örgütü üyelerininbarışa olan inançlarını dile getirdikleri sözleri aktarılmakta ve bahsi geçenokulda uygulanan müfredat konusunda da bilgiler verilmektedir.
68. İstanbul 9. Ağır CezaMahkemesi 5/6/2007 tarihli kararında davaya konu haberlerde yapılanaçıklamaların “haber verme özgürlüğü ileilgisi olmayıp doğrudan doğruya terör örgütünün açıklamasının yandaşlarınaduyurulması amaçlı olduğu” gerekçesi ile başvurucununcezalandırılmasına karar vermiştir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi bazı kanundeğişiklikleri nedeniyle kararı usulden bozarak ilk derece mahkemesinegöndermiş ve mahkeme herhangi bir gerekçeye dayanmadan kovuşturmanınertelenmesi kararı vermiştir.
69. İlk olarak terörörgütlerinin veya terör örgütü yöneticilerinin bazı konulardaki görüşleriniyayımlamasının “terör örgütününaçıklamalarını yayınlama” suçunu oluşturduğunun kabul edilmesi ve bunedenle de başvurucu hakkında kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilmesiniirdelemek gerekir. Herhangi bir kimsenin, yalnızca kişiliğine bağlı olarakdüşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğüne müdahale edilmesi haklı kılınamayacağıgibi yasaklanmış bir örgütün bir mensubunun veya yöneticisinin görüş vedüşüncelerini açıklaması da tek başına düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünemüdahale edilmesini haklı kılmaz. Zira böylesi bir değerlendirme, bazı kişi vegrupların Anayasa’nın 26. maddesinde teminat altına alınan haklardanyararlanmasına engel olacağından anayasal hakların kullanılması bakımındankabul edilemez (Abdullah Öcalan,§ 101).
70. Nitekim 3713 sayılı Kanun’un6. maddesinin ikinci fıkrasına göre ancak “Terörörgütlerinin; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösteren veyaöven ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik eden bildiri veya açıklamalarınıbasanlar veya yayınlayanlar” cezalandırılacaklardır. Oysa Gazete haberleri bir bütün olarak incelendiğinde şiddetiövdüğü, kişileri terör yöntemlerini benimsemeye başka bir deyişle şiddetkullanmaya, nefrete, intikam almaya veya silahlı direnişe tahrik ve teşvikettiği değerlendirilmemiştir. Hal böyleyken 9. Ağır Ceza Mahkemesininhaberlerin “haber verme özgürlüğü ile ilgisiolmadığı” biçimindeki gerekçesi ilgili ve yeterli bir gerekçesayılamaz. Mahkeme daha sonra kovuşturmanın ertelenmesi kararında ise hiçbirgerekçe göstermemiştir.
71. Başvurucunun yayımladığıgazete haberi gibi basın açıklamalarının sınırlanmasında kamusal yetki kullananmakamların çok dar bir takdir aralığı olduğuna işaret etmek gerekir. Kamuotoriteleri veya toplumun bir kesimi için hoş olmayan düşüncelere, şiddetiteşvik etmediği, terör eylemlerini haklı göstermediği ve nefret duygusununoluşmasını desteklemediği sürece sınırlama getirilemez.
72. Yukarıdaki hususlar dikkatealındığında, başvurucunun yayımladığı haber nedeniyle yaklaşık 6 yıl kadarsoruşturma ve kovuşturmaya tabi tutulmasının ve kovuşturmanın ertelenmesikararı verilerek bir ceza tehdidi altında bulundurulmaya devam edilmesinin,arzulanan amaçlara uygun olmadığı ve dolayısıyla da “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı kanaatinevarılmıştır.
73. Bu sebeplerle başvurucununAnayasa’nın 26. ve 28. maddelerinin birinci fıkralarında güvence altına alınanifade özgürlüğü ve basın özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
c. MakulSürede Yargılanma Hakkının İhlali İddiası
74. Başvurucu, hakkındayürütülen soruşturma ve kovuşturmanın makul süre içinde sonuçlanmamasınedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
75. Başvurucu hakkındaki suçisnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvencesi kapsamınagirdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B.E,B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 32). Somut başvurunun dayanağını oluşturan makulsürede yargılanma hakkı adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıcadavaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargınıngörevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de,Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkınındeğerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, §§ 38–39).
76. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve Diğerleri, §§ 41–45).
77. Cezai alanda yöneltilen suçisnatları ile ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, kişiye bir suç işlediği iddiasının yetkilimakamlar tarafından bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği aramaveya gözaltı gibi tedbirlerin uygulandığı an olup, somut başvuru açısından butarih, iddianamenin düzenlendiği ve böylece başvurucunun isnattan haberdarolduğu anlaşılan 5/12/2006 tarihidir. Sürenin bitiş tarihi ise, suç isnadınailişkin nihai kararın verildiği tarihtir. Bu kapsamda, somut yargılama faaliyetiaçısından sürenin bitiş tarihinin, başvurucu hakkındaki suç isnadına ilişkinolarak verilen kovuşturmanın ertelenmesi kararının kesinleşme tarihi olan6/11/2012 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.
78. Söz konusu haberlernedeniyle başvurucu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 5/12/2006tarihli iddianamesi ile İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davasıaçılmıştır. Mahkeme tarafından 8/12/2006 tarihinde tensip yapılmış, 15/3/2007tarihinde yapılan duruşmadan sonra 5/6/2007 tarihli duruşmada başvurucunun20.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.Başvurucunun temyiz istemini inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 12/7/2012tarihli kararı ile mahkumiyet kararının bozulmasınakarar vermiştir. Bozma sonrası yargılamayı yürüten İstanbul 9. Ağır CezaMahkemesi, duruşma açmayarak 27/9/2012 tarihinde dosya üzerinden, başvurucuhakkındaki kovuşturmanın üç yıl süreyle ertelenmesine karar vermiştir.Başvurucunun bu karara karşı itirazını inceleyen İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin13/12/2012 tarihli kararı ile itirazın reddine kesin olarak karar verilmiştir.
79. 5271 sayılı Kanun’unöngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makulsürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusuyapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği yönünde karar verilmiştir (B.E.,B. No: 2012/625, 9/1/2014, §§ 22-45).
80. Başvuruya konu davada yeralan kişi sayısına ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usulişlemlerinin niteliğine bir bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısındanfarklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusuyaklaşık altı yıllık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucunavarılmıştır.
81. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesinin Uygulaması
82. Başvurucu, 10.000,00 TLmaddi ve 30.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
83. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
84. Başvurucunun yayınladığıhaber nedeniyle yaklaşık altı yıl yargılandığı ve halen kovuşturma tehdidinindevam ettiği nazara alındığında, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olanmanevi zararı karşılığında başvurucuya takdiren net8.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
85. Başvurucu tarafından madditazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddiaedilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,başvurucunun maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
86. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
87. Haklarında verilenkovuşturmanın ertelenmesi kararı nedeniyle başvurucu halen denetimli serbestliktedbiri, dolayısıyla kovuşturma ve ceza tehdidi altında bulunmakta ve bu hususifade özgürlüğünü ihlal etmektedir. Bu sebeple başvurucu hakkındaki cezadavasında 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarıncaihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılamayapılması gerekir. Kararın bir örneği İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinegönderilmelidir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Duruşmadahazır bulunma hakkının, ifade ve basın özgürlükleri ile makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Anayasa’nın26. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan ifade özgürlüğü ileAnayasa’nın 28. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan basınözgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,
3.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan duruşmada hazır bulunma hakkıile makul sürede yargılanma hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
B. Başvurucuya net 8.000,00 TL maneviTAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucununtazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
E. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasıuyarınca ihlali ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için YENİDEN YARGILAMA YAPILMASINA, bu amaçlakararın bir örneğinin İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
25/6/2015tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.