TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ALİ İHSAN KILINÇER BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/5085)
Karar Tarihi:13/4/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Erdal TERCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Mehmet Sadık YAMLI
Başvurucu
:
Ali İhsan KILINÇER
Vekili
:
Av. Jülide ERTÜRK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, iptal davası üzerine açılan tam yargı davasınınmakul sürede sonuçlandırılmamasının ve davanın reddedilmesinin adil yargılanmahakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 10/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 22/12/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 4/2/2016 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından süresi içindegörüşsunulmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, 1998 yılında Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı tarafındanÖğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezine (ÖSYM) yaptırılan Gümrük Komisyonculuğuve Gümrük Komisyonculuğu Yardımcılığı sınavına girmiş ve sınavı kazanamamıştır.
8. Başvurucu, söz konusu başarısız sayılma işleminin ve sınavsonucunun iptali istemiyle Ankara 10. İdare Mahkemesinde dava açmıştır.Mahkemece 30/11/1999 tarihli kararla dava konusu işlem iptal edilmiştir.
9. Karar, Danıştay Onuncu Dairesinin 25/5/2000 tarihli ilamıylabozulmuştur.
10. Yapılan yargılama sonucunda Ankara 10. İdare Mahkemesinin18/6/2008 tarihli kararıyla davanın kabulüne, dava konusu işlemin iptalinekarar verilmiş ve karar Danıştay Onuncu Dairesinin 30/10/2008 tarihli ilamıylaonanmış, yapılan karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 2/12/2009 tarihlikararıyla reddedilmiştir.
11. Başvurucu dava konusu işlemin iptal edilmesi üzerine,davalı idarenin hatalı vehukuka aykırı işlemi nedeniyle on yıldan fazla bir süre gümrük komisyonyardımcılığı karnesini alamadığı için maddi ve manevi zarara uğradığındanbahisle 11/2/2009 tarihinde tazminat davası açmıştır.
12. Ankara 15. İdare Mahkemesi 10/7/2009 tarihli ve E.2009/173,K.2009/934 sayılı kararıyla davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:
"Anayasanın 125.maddesinin son fıkrasında; idarenin eylem ve işlemlerinden doğan zararıödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. İdarenin kamu hizmetininyürütülmesinden doğan zarardan sorumlu tutulmasını gerektiren nedenlerdenbirisi hizmet kusurudur. Genel olarak hizmet kusuru bir kamu hizmetinin kuruluşve işleyişindeki aksaklık ve bozukluktur. İdarenin uygunsuz, iyi olmayan biretkinliği, kusurlu bir davranışı hizmetin gereği gibi yapılmaması, idareninyeterli olanaklara sahip olmaması, kullanmak zorunda olduğu yetkiyi kullanmamakve harekete geçirmemek suretiyle zarara sebebiyet vermesi; kamu hizmetininişlemesinde olağan sayılmayacak bir gecikme, işin gerektirdiği çabukluğungösterilmemesi hallerinde idarenin hizmeti kusurlu işlettiği kabul edilmelidir.
Öte yandan, idarenin, hizmet kusuru nedeniylesorumlu tutulabilmesi için tek başına hizmet kusurunun varlığı yeterli olmayıp,bunun yanında idari işlem veya eylemden bir zarar doğmuş olması ve idari eylemveya işlemle zarar arasında bir illiyet bağının kurulabilmesi gerekmektedir.Başka bir anlatımla zarar ile idari işlem veya eylem arasında bir bağın varlığışart olup, ancak zarar doğuran işlem veya eylemin idareyle ilişkisininkurulmasından sonra zararın tazmini yoluna gidilmesi mümkündür.
İdarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi içinsadece zararın varlığı yeterli olmayıp; bu zararın kesin olarak ortaya çıkmış,miktar olarak belirgin yani gerçek zarar olması zorunludur. Kişinin isteğidışında maddi varlığında meydana gelen kayıp ve eksiklikler ile çoğalmaolanağından yoksunluk olarak tanımlanan maddi zarar, henüz kesin olarak ortayaçıkmamış, belirgin hale gelmemiş ise, idarenin tazmin yükümlülüğüne gidilmesineolanak bulunmamaktadır.
...
Olayda, davacı tarafından hukuka aykırıbulunan işlem nedeniyle gümrük komisyonculuğu yardımcılığı mesleğiniyapamadığı, bu işlemin tesis edilmemiş olması durumunda gümrük müşaviryardımcılığı mesleğini yürüteceği, bu süre zarfında gümrük müşavirliğisınavlarına girerek gümrük müşavirliği karnesini alması kuvvetle muhtemelolduğu, gümrük müşavirinin yanında onun adına iş takibi yapan gümrük müşavir yardımcılarınınelde edeceği aylık ortalama gelir ve meslekten on yıl fazla süre uzakbırakılması hususları değerlendirildiğinde en az 150.000,00 TL maddi gelir eldeedeceği belirtilerek tazminat talebinde bulunulduğu görülmekte ise de; idareyönünden tazmin borcunun doğabilmesi için sadece zararın varlığı yeterliolmayıp; bu zararın kesin olarak ortaya çıkmış, miktar olarak belirgin yanigerçek zarar olmasının zorunlu olduğu, oysa, davacı tarafından uğranıldığıiddia edilen zararın, varsayım ve tahmine dayalı olduğu anlaşıldığından madditazminat isteminin reddi gerekmektedir.
Davacının manevi tazminat talebine gelince,manevi tazminat, doktorinde kabul edildiği üzere,malvarlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracıolmayıp, manevi tatminaracıdır. Manevi tazminatidarenin mevzuata aykırı eylem ve işlemi sonucunda şeref ve haysiyetin rencideedilmesi veya maddi ve manevi elem ve ızdırapduyulması halinde söz konusu olur. Davacının başarısız sayılmasına ilişkinişlemin iptali istemiyle açtığı dava sürecinde, değişik bilirkişiler tarafındanyapılan bilimsel değerlendirmeler sonucu düzenlenen raporların verilenkararlara esas alındığı, ancak bu kararların yargı süreci içerisindeDanıştay'ca bozulduğu hususları gözönündebulundurulduğunda, dava konusu işlem nedeniyle davacının şeref ve haysiyetininrencide edilmesi veya elem ve ızdıraba sevk edilmesidurumu oluşmadığından manevi tazminat isteminin reddi gerektiği sonucunavarılmıştır."
13. Söz konusu kararının başvurucu tarafından temyiz edilmesisonucu Danıştay Onbeşinci Dairesi 11/4/2012 tarihlive E.2011/16038, K.2012/2100 sayılı ilamıyla kararı onamış, karar düzeltmetalebini de 19/2/2013 tarihli ve E.2012/8749, K.2013/1343 sayılı ilamıylareddetmiştir.
14. Anılan kararın 12/6/2013 tarihinde başvurucuya tebliğedilmesi üzerine 10/7/2013 tarihinde yapılan başvuruda süre aşımı olmadığıtespit edilmiştir.
B. İlgili Hukuk
15. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun "İptal ve tam yargı davaları"kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir;
"İlgililer haklarını ihlal eden bir idariişlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergimahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargıdavalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanınkarara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarınabaşvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrasısebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içindetam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma haklarısaklıdır."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
16. Mahkemenin 13/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
17. Başvurucu, başarısız sayıldığı sınava ilişkin açtığı davadasınav sorularının bazılarının yanlış olduğunun tespit edildiğini ancak buhususun on yıllık bir yargılama sonucu ortaya çıkması nedeniyle bu süredemesleğini icra edemediğini, ağır bir zarara maruz kaldığını, yanlış sorularnedeniyle idareye kusur ve külfet yüklenmemesinin ise adil olmadığını, toplamyargılama süresinin on beş yıl olduğunu, bunda kendisinin bir kusurubulunmadığını belirterek adil yargılama hakkının ihlal edildiğini, ayrıcayargılama sürecinde mesleğini icra edememesi nedeniyle de elde edebileceğigelirden mahrum kaldığındanmülkiyet hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılmasıtalebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1- Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. İptal Davasına İlişkin İhlal İddiaları
18. Başvurucu, idarenin hatalı sınavı nedeniyle on yıl boyuncamüşavirlik karnesini alamadığını ve mesleğini icra edemediğini ileri sürerekadil yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
19. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesinin (8)numaralı fıkrası şöyledir:
"Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlaraleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler."
20. Bu hüküm uyarınca Anayasa Mahkemesinin yetkisinin zamanbakımından başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup Mahkeme ancak bu tarihten sonrakesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurularıinceleyebilecektir. Anayasa Mahkemesinin yetki kapsamının anılan tarihten öncekesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekilde genişletilmesi mümkündeğildir (Hasan Taşlıyurt,B. No: 2012/947, 12/2/2013, § 16).
21. Somut olayda başvurucunun açtığı iptal davasında, Ankara 10.İdare Mahkemesinin 18/6/2008 tarihli kararı Danıştay Onuncu Dairesinin30/10/2008 tarihli kararıyla onanmış; karar düzeltme talebi de aynı Dairenin2/12/2009 tarihli kararıyla reddedilerek karar kesinleşmiştir. Böylece anılankararın Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012tarihinden önce kesinleştiği anlaşılmaktadır.
22. Açıklanan nedenlerle başvurucunun iptal davasına yönelikihlal iddialarının Anayasa Mahkemesinin yetkisinin başladığı tarihten önceyeait olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Tam Yargı Davasına İlişkin İhlal İddiaları
i. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığınaİlişkin İddia
23. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
"Bireysel başvuruda,kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz."
24. 6216 sayılı Kanun'un "Bireyselbaşvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi" kenarbaşlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"Mahkeme, ... açıkçadayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir."
25. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri önündedava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdaaçık keyfîlik içermesi ve bu durumun kendiliğindenbireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Buçerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesikararları açık keyfîlik içermedikçe AnayasaMahkemesince incelenemez (Necati Gündüz veRecep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
26. Adil yargılanma hakkı bireylere dava sonucunda verilenkararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletmeimkânı verir. Bu nedenle bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkinşikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarınasaygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğudeliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir şekildeitiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını sunamadığı yada uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesitarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi mahkeme kararınınoluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal yada açık keyfîliğe ilişkin bir bilgi ya da belgesunmuş olması gerekir (Naci Karakoç,B. No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).
27. Somut olayda başvurucu, iptal davasının ardından açtığı tamyargı davasında idarenin hatalı sınavı nedeniyle on yıl boyunca müşavirlikkarnesini alamadığını ve mesleğini icra edemediğini ileri sürerek maddi vemanevi tazminat talebinde bulunmuş; Ankara 15. İdare Mahkemesi, idare yönündentazmin borcunun doğabilmesi için zararın varlığının kesin vegerçekolarak ortaya çıkmasının zorunlu olduğu oysa başvurucu tarafından uğranıldığıiddia edilen zararın varsayım ve tahmine dayalı olduğunun anlaşıldığı, idareninmevzuata aykırı eylem ve işlemi sonucunda şeref ve haysiyetin rencide edilmesiveya maddi ve manevi elem ve ızdırap duyulmasıhâlinde manevi tazminat söz konusu olabileceği, dava konusu işlem nedeniyledavacının şeref ve haysiyetinin rencide edilmesi veya elem ve ızdıraba sevk edilmesi durumunun ise oluşmadığı sonucunavararak davanın reddine karar vermiş; karar Danıştay incelemesinden geçerekkesinleşmiştir.
28. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddialarıincelendiğinde sonuç olarak iddiaların özünün Derece Mahkemeleri tarafındandelillerin değerlendirilmesinde, hukuk kurallarının yorumlanmasında isabetolmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğuanlaşılmaktadır.
29. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğudeliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini veiddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere veiddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya dauyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının dinlenmediğineilişkin bir iddia, bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Derece Mahkemesikararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfîlikoluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.
30. Açıklanan nedenlerle başvurucunun iddialarının kanun yoluşikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
ii. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
31. Başvurucu davanın makul sürede bitirilmediğini ilerisürmüştür.
32. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurununkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18) Sözleşme metniile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adilyargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36.maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. AnayasaMahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçokkararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığındayorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıylaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara Anayasa’nın 36.maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makulsürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanmahakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olansüratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- makul sürede yargılanmahakkının değerlendirilmesinde gözönündebulundurulması gerektiği açıktır (GüherErgun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).
33. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönündebulundurulması gereken kriterlerdir (GüherErgun ve diğerleri, §§ 41-45).
34. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarıncamedeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede kararabağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince “kamuhukuku” alanına dâhil olan ancak sonucu itibarıyla özel nitelikteki haklar veyükümlülükler üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alan davalar daAnayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesinin koruması kapsamınagirmektedir. Bu anlamda belirtilen düzenlemelerde yer verilen güvenceler,başvurucunun haklarına zarar verdiği iddia edilen idari bir kararın iptalitalebiyle açılan davalara da uygulanacaktır (SelahattinAkyıl, B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44). Başvuruya konu, tam yargıdavasının medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşkuyoktur.
35. Başvurucu, iptal davası ile birlikte tam yargı davasınıntoplamda on beş yıl sürdüğünü belirterek davanın makul sürede sonuçlanmamasınedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniilerisürmüşse de iptal davasında verilen karar 2/12/2009 tarihinde kesinleşmişolduğundan ve bu karara yönelik olarak zaman bakımından kabul edilemezlikkararı verildiği dikkate alındığında makul süre incelemesinde esas alınacakyargılama, Ankara 15. İdare Mahkemesinin E.2009/173 sayılı dosyasında yapılantam yargı davasına ilişkin yargılamadır.
36. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinmakul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığıkarara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişledavanın ikame edildiği tarih olup somut başvuru açısından bu tarih11/2/2009'dur.
37. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını dakapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52). Bu kapsamda somut yargılamafaaliyeti açısından sürenin bitiş tarihi, başvurucunun karar düzeltme talebininDanıştay Onbeşinci Dairesince karara bağlandığı19/2/2013'tür.
38. İlgili yargılama evrakının incelenmesi neticesinde başvuruyakonu yargılama sürecinin idari yargı makamları nezdinde sürdüğü görüldüğünden2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi bir yargılama faaliyetininsöz konusu olduğu ve idari yargı alanına dâhil uyuşmazlıkları konu alanyargılama faaliyetleri için geçerli usule ilişkin genel hükümler içeren 2577sayılı Kanun’un 14., 20. ve 49. maddeleri gibi muhtelif maddelerinin,uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğuanlaşılmaktadır.
39. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde11/2/2009 tarihinde açılan davada Ankara 15. İdare Mahkemesinin 10/7/2009tarihinde davanın reddine karar verdiği, temyiz incelemesinin Danıştay Onbeşinci Dairesi tarafından yapılarak 11/4/2012 tarihliilamla hükmün onandığı, karar düzeltme isteminin de 19/2/2013 tarihinde kararabağlandığı ve iki dereceli yargılama sisteminde davanın 4 yıl 7 gün sürdüğüanlaşılmaktadır.
40. Somut olayda başvuruya konu yargılama, temyiz ve karardüzeltme safhalarıyla birlikte toplam 4 yıl 7 gün sürmüştür. Yargılamasürecinin bütünü dikkate alındığında başvurucunun haklarını ihlal edecekşekilde bir gecikme olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
41. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanmahakkı açısından bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. İptal davasına ilişkin ihlal iddialarının zaman bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tam yargı davasına ilişkin ihlal iddialarının;
a. Yargılamanın sonucunun adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
b. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerine BIRAKILMASINA
13/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.