TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
ALİ HIDIR AKYOL VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/17510)
Karar Tarihi: 18/10/2017
R.G. Tarih ve Sayı: 24/11/2017-30250
GENEL KURUL
KARAR
Başkan
:
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
:
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Ayhan KILIÇ
Başvurucular
:
1. Ali Hıdır AKYOL
2. Cafer AKYOL
3. Hıdır AKYOL
4. Hüseyin AKYOL
5. Murat AKYOL
6. Musa AKYOL
Vekili
:
Av. Mehmet HORUŞ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, acele kamulaştırmaya yetki tanıyan Bakanlar Kurulukararının yürütmesinin durdurulmasına ilişkin idari yargı kararı dikkatealınmayarak kamulaştırma işlemlerinin tamamlanması ve taşınmazların Hazineadına tesciline karar verilmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 12/11/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
7. İkinci Bölüm tarafından 20/7/2017 tarihinde yapılantoplantıda, verilecek kararın Bölümlerin önceden vermiş olduğu kararlarlaçelişebileceği anlaşıldığından başvurunun Genel Kurul tarafından kararabağlanması gerekli görülmüş ve başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün28. Maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine kararverilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
9. Başvuruculardan Ali Hıdır Akyol 1937 doğumlu olup Elazığ ili Karakoçan ilçesinde; Cafer Akyol 1962 doğumluolup Ankara’da; Hıdır Akyol, Hüseyin Akyol, Murat Akyol ve Musa Akyol sırasıyla1955, 1944, 1966 ve 1950 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir.Başvurucular Elazığ ili Karakoçan ilçesi Akkuş köyündekâin 2 pafta 196 parsel numaralı taşınmazın paydaşlarıdır.
10. Bakanlar Kurulunca 19/4/2004 tarihli kararnameyle EnerjiPiyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) tarafından yapılacak kamulaştırmalarda4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27. Maddesindedüzenlenen acele kamulaştırma usulünün uygulanması kararlaştırılmıştır.
11. EPDK tarafından 22/9/2005 tarihli kararla Darenhes Elektrik Üretim Anonim Şirketine (ElektrikŞirketi) Elazığ ili Karakoçan ilçesinde ve başvuranlarıntaşınmazlarını da kapsayan bir bölgede Pembelik Barajı ve HidroelektrikSantrali’nin yapımı ve işletilmesi hususunda kırk dokuz yıllık üretim lisansıverilmiştir.
12. EPDK’nın 11/11/2010 tarihli kararıyla, Bakanlar Kurulununanılan kararına dayanılarak Pembelik Barajı’nın havzasında bulunantaşınmazların kamulaştırılmasına ve kamulaştırma işlemlerinde acelekamulaştırma usulünün uygulanmasına karar verilmiştir.
13. EPDK’nın 11/11/2010 tarihli kararı ile Bakanlar Kurulunun19/4/2004 tarihli kararı, Danıştay Altıncı Dairesinde (Daire) dava konusuedilmiştir. Daire 16/4/2012 sayılı kararla her iki işlemin de yürütmesinidurdurmuştur. Kararın gerekçesinde 2942 sayılı Kanun’un 27. Maddesi uyarıncaacele kamulaştırma usulünün uygulanabilmesi için başka hiçbir idari otoriteyedevredilmeksizin doğrudan Bakanlar Kurulunca “aciliyet”hâlinin varlığının takdir edilmesi ve bu kapsamda kamulaştırılacak taşınmazlarile kamulaştırmanın çerçevesinin açıkça belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır.Gerekçede, somut olayda 19/4/2004 tarihli Bakanlar Kurulu kararında “aciliyet” hâlinin değerlendirilmesi hususundaki yetkininEPDK’ya devredilmesi ve kamulaştırma işlemlerinin konusu yönünden bir sınırçizilmeksizin EPDK’ya genel nitelikte bir yetki verilmesi nedenleriyle işlemlerinhukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşıldığı belirtilmiştir.
14. EPDK, Dairenin 16/4/2012 tarihli yürütmenin durdurulmasınailişkin kararından sonra baraj havzasında bulunan taşınmazlarınkamulaştırılmasından vazgeçilmesine dair işlem tesis etmiştir.
15. Bunun üzerine Bakanlar Kurulunca 18/6/2012 ve 30/7/2012tarihli kararnamelerle Elazığ ilinde tesis edilecekPembelik Barajı ve Hidroelektrik Santrali’nin yapımı amacıyla kararnameeklerinde tek tek sayılan ve başvuruculara ait olanların da aralarındabulunduğu taşınmazların EPDK tarafından acele kamulaştırılmasına kararverilmiştir.
16. Öte yandan EPDK’nın 2/8/2012 ve 15/8/2012 tarihlikararlarıyla Bakanlar Kurulu kararlarında sayılan taşınmazlar hakkında acelekamulaştırma kararı verilmiştir.
17. EPDK tarafından, dosyadan anlaşılamayan bir tarihteKarakoçan Asliye Hukuk Mahkemesine (Mahkeme) başvurularak başvurucularınpaydaşı bulunduğu taşınmaza el konulması talep edilmiş ve Mahkemece tespitedilen bedel maliklere ödendikten sonra talebin kabulüne karar verilmiştir.
18. Başvurucular tarafından Bakanlar Kurulunun 18/6/2012 tarihlikararının iptali istemiyle Danıştayda davaaçılmıştır. Daire 19/3/2014 tarihinde Bakanlar Kurulu kararının yürütmesinindurdurulmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, Kanun’da istinai bir yöntem olarak düzenlenen acele kamulaştırmausulünün uygulanabilmesi için olağanüstü durumların bunu gerekli kılması, kamuyararının ve kamu düzeninin sağlanmasının amaçlanması ve ayrıca BakanlarKurulunca durumun aciliyetine karar verilmesigerektiği belirtilmiş; somut olayda acele kamulaştırma yapılmasını gerektirenhâllerin ortaya konulmaması ve aciliyet hâlinin,üstün kamu yararının ve kamu düzeninin korunmasını gerektiren hâllerinaçıklanmaması nedenleriyle işlemin hukuka aykırı olduğu ifade edilmiştir.
19.EPDK ayrıca, satın alma usulüyle taşınmazın devralınmasıyolunu işletmiş ise de önerilen bedelin başvurucularca kabul edilmemesi üzerine16/5/2013 tarihinde başvuruculara karşı Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesindebedel tespiti ve tescil davası açmıştır. Mahkemece keşif ve bilirkişiincelemesi yaptırıldıktan sonra 31/10/2014 tarihlikararla bilirkişiler tarafından belirlenen taşınmaz bedelinden acelekamulaştırma sırasında ödenen miktar düşüldükten sonra kalan kısım üzerindentazminata hükmedilmiş ve ayrıca taşınmazın Hazine adına tapuya tesciline kesinolarak karar verilmiştir. Mahkeme, Dairece Bakanlar Kurulu kararınınyürütmesinin durdurulduğu ve anılan davada esas hakkında karar verilinceyekadar bu davada bekletme kararı verilmesi gerektiği yolunda davalıların önesürdükleri itirazı reddetmiştir. Mahkeme, Dairede görülen davanın konusununkamulaştırma işlemi olmadığı ve verilen yürütmenin durdurulması kararınınkamulaştırma işlemine ilişkin bulunmadığı gerekçesine dayanmıştır. Mahkemeayrıca, başvurucuların taşınmazlarına el konulmak suretiyle acelekamulaştırmanın tamamlanması nedeniyle Danıştay kararının uygulanmakabiliyetinin bulunmadığını da gerekçesinde belirtmiştir.
20. Daire, uyuşmazlığın esasına ilişkin 30/6/2015 tarihlikararında davayı reddetmiştir. Daire, Bakanlar Kurulu kararının sadeceMahkemece taşınmaza el konulmasına ilişkin karara dayanak teşkil ettiğini kabuletmiş; idarenin sonradan olağan kamulaştırma sürecini başlatmış olmasını, bukapsamda taşınmaz bedelinin tespiti ve tescil davasının da açılmış bulunmasınıgözeterek acele kamulaştırma ve olağan kamulaştırma ayrımı yapılmaksızındavanın konusunun bir bütün olarak taşınmaz mülkiyetinin kamulaştırılmasıbiçiminde anlaşılması suretiyle inceleme yapılması gerektiğini ifade etmiştir.Daire, netice olarak mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı amacınayönelik olduğu ve işlemin hukuka uygun bulunduğu sonucuna ulaşmıştır.
21. Anılan kararın temyizi üzerine Danıştay İdari Dava DaireleriKurulunun (İDDK) 8/10/2015 tarihli kararıyla Daire kararı bozulmuş ve davakonusu Bakanlar Kurulu kararının iptaline kesin olarak karar verilmiştir. İDDKkararının gerekçesinde, Kanun’da istinai bir yöntemolarak düzenlenen acele kamulaştırma usulünün uygulanabilmesi için olağanüstüdurumların bunu gerekli kılması, kamu yararının ve kamu düzeninin sağlanmasınınamaçlanması, ayrıca Bakanlar Kurulunca durumun aciliyetinekarar verilmesi gerektiği belirtilmiş; somut olayda bu koşullargerçekleşmediğinden Bakanlar Kurulu kararlarının hukuka aykırı olduğuaçıklanmıştır.
22. Bu arada baraj havzasında taşınmazı bulunan başka maliklertarafından 2014 yılı içinde Bakanlar Kurulunun taşınmazların acelekamulaştırılmasına ilişkin EPDK’ya yetki tanıyan 18/6/2012 ve 30/7/2012 tarihlikararnameleri ile bunlara dayanılarak EPDK tarafından taşınmazlarınkamulaştırılması yolunda tesis edilen 2/8/2012 ve 15/8/2012 tarihli işlemlerinde iptali istemiyle Dairede iki ayrı dava açılmıştır. Daire tarafından yukarıdaanılan gerekçelere dayanılarak 30/6/2015 tarihinde verilen kararlarla her ikidava da reddedilmiştir.
23. Ancak söz konusu kararlar İDDK’nın8/10/2015 tarihli kararlarıyla bozulmuş ve dava konusu Bakanlar Kurulukararları ile bunlara dayanılarak tesis edilen EPDK işlemlerinin iptaline kararverilmiştir. Bakanlar Kurulu kararının iptalinin başvurucular tarafından açılandavaya ilişkin olarak verilen kararlarla aynı gerekçeye dayandığıanlaşılmaktadır. Kararların gerekçesinde ayrıca, EPDK tarafından tesis edilenkamulaştırma işlemleri yönünden de değerlendirme yapılmıştır. Kararlarda, Dairekararında Bakanlar Kurulunca alınan acele kamulaştırma kararının sadeceMahkemece taşınmaza el konulmasına ilişkin karara dayanak teşkil ettiğinin belirtilmişolması nedeniyle acele kamulaştırma ile olağan kamulaştırmanın hukuki niteliğiirdelenmiştir. İDDK, acele kamulaştırmada taşınmaz mülkiyetine el konulmasındansonraki aşamalarda yapılan normal kamulaştırma sürecine ilişkin işlemlerinacele kamulaştırma sürecinin bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğinivurgulamıştır. Kararlarda sonuç olarak EPDK’nın kamulaştırma işlemlerinin,dayanağı olan Bakanlar Kurulu kararlarından bağımsız değerlendirilemeyeceğiifade edilerek bunların da hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir.
24. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 31/10/2014 tarihli kararınbaşvuruculara 13/10/2015 tarihinde tebliği üzerine başvurucular, kararın bedeltespitine ilişkin hüküm fıkrasını temyiz etmiş; kesin nitelik taşıyan tescileilişkin hüküm fıkrasına karşı ise 12/11/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Mevzuat
25. 2942 sayılı Kanun’un 3. Maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
“Bakanlar Kurulunca kabul olunan, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskan projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanlarınyetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla yapılacakkamulaştırmalarda, bir gerçek veya özel hukuk tüzelkişisine ödenecekkamulaştırma bedelinin o yıl Genel Bütçe Kanununda gösterilen miktarı, nakdenve peşin olarak ödenir. Bu miktar, kamulaştırma bedelinin altıda birinden azolamaz. Bu miktarın üstünde olan kamulaştırma bedelleri, peşin ödememiktarından az olmamak ve en fazla beş yıl içinde faiziyle birlikte ödenmeküzere eşit taksitlere bağlanır. Taksitlere, peşin ödeme gününü takip edengünden itibaren, Devlet borçları için öngörülen en yüksek faiz haddiuygulanır.”
26. 2942 sayılı Kanun’un 10. Maddesinin ilgili bölümlerişöyledir:
“Kamulaştırmanın satın alma usulü ile yapılamaması halinde idare, 7 nci maddeye göre topladığı bilgi ve belgelerle 8 inci maddeuyarınca yaptırmış olduğu bedel tespiti ve bu husustaki diğer bilgi vebelgeleri bir dilekçeye ekleyerek taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukukmahkemesine müracaat eder ve taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle,bu bedelin, peşin veya kamulaştırma 3 üncü maddenin ikinci fıkrasına göreyapılmış ise taksitle ödenmesi karşılığında, idare adına tesciline kararverilmesini ister.
…
Mahkemece malike doğrudan çıkarılacak meşruhatlı davetiyede veya ilan yolu ile yapılacaktebligatta;
…
f) 14 üncü maddedeöngörülen süre içerisinde, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptaldavası açanların, dava açtıklarını ve yürütmenin durdurulması kararıaldıklarını belgelendirmedikleri takdirde, kamulaştırma işleminin kesinleşeceğive mahkemece tespit edilen kamulaştırma bedeli üzerinden taşınmaz malınkamulaştırma yapan idare adına tescil edileceği,
…
… İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibiadına yatırıldığına veya hak sahibinin tespit edilemediği durumlarda, ilerideortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere bloke edildiğine dair makbuzunibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırmabedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir ve bu karar, tapu dairesine veparanın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescil hükmü kesin olup taraflarınbedele ilişkin temyiz hakları saklıdır.
…
14 üncü maddede belirtilen süre içinde, kamulaştırma işlemine karşı haksahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargımahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece,idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göreişlem yapılır.”
27. 2942 sayılı Kanun’un 25. Maddesinin birinci fıkrasınınikinci cümlesi şöyledir:
“Mülkiyetin idareye geçmesi, mahkemece verilen tescil kararı ile olur.”
28. 2942 sayılı Kanun’un 27. Maddesi şöyledir:
“3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurtsavunması ihtiyacına veya aceleliğine BakanlarKurulunca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstüdurumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındakiişlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedigün içinde o taşınmaz malın (Değişik ibare: 24/4/2001 – 4650/15 md.) 10 uncu madde esasları dairesinde ve 15 inci maddeuyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değeri, idare tarafından malsahibi adına (Değişik ibare: 24/4/2001 – 4650/15 md.)10 uncu maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankayayatırılarak o taşınmaz mala el konulabilir.
Bu Kanunun 3 üncümaddesinin 2 nci fıkrasında belirtilen hallerdeyapılacak kamulaştırmalarda yatırılacak miktar, ödenecek ilk taksit bedelidir.”
2. Kamulaştırma Usulü
29. 2942 sayılı Kanun’un 3. Maddesine göre, kamulaştırmayapılabilmesi için öncelikle idarenin ödenek temin etmesi gerekmektedir. İdare,yeterli ödeneği temin ettikten sonra kamu yararı kararı alır. Kamu yararıkararından sonra kamulaştırılacak taşınmaz belirlenir. Kamulaştırılacaktaşınmazın belirlenmesinin akabinde kamulaştırma kararı alınır. Bununlabirlikte onaylı imar planına veya ilgili bakanlıklarca onaylı özel plan veprojeye göre yapılacak hizmetler için ayrıca kamu yararı kararı alınmasına vebu kararın onaylanmasına gerek yoktur. 2942 sayılı Kanun’un 8. Maddesine göreidarenin kamulaştırma kararı aldıktan sonra öncelikle satın alma usulünüuygulaması gerekmektedir. Satın alma usulünde idarenin teklif edeceği bedel,idare içinde oluşturulan bir kıymet takdir komisyonunca belirlenir. Taraflarınsatın alma usulüyle bir sonuca ulaşamamaları durumunda 24/4/2001 tarihli ve4650 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önceki dönemden farklı olarak bedeltespiti ve tescil için malikin değil idarenin yetkili asliye hukuk mahkemesindedava açması gerekmektedir. Asliye hukuk mahkemesince 2942 sayılı Kanun’dabelirtilen usul uyarınca tespit edilen bedelin tamamı veya taksitle ödemekoşullarının bulunması durumunda ilk taksidininnakden veya hesabına yatırılarak malike ödenmesinden sonra tescil kararıverilir. Kararın tescile ilişkin hüküm fıkrası kesin olup bedele ilişkin hükümfıkrasına karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Mülkiyetin idareye geçmesimahkemece tescil kararı verilmesi ile olur.
30. Öte yandan 2942 sayılı Kanun’un 14. Maddesi uyarınca malikinkamulaştırma kararının iptali istemiyle idari yargıda dava açması da mümkündür.Kural olarak bu davanın açılması, idare tarafından açılan bedel tespiti vetescil davasını etkilemez. Diğer bir ifadeyle asliye hukuk mahkemesi, idariyargıda kamulaştırma işlemine karşı açılan iptal davasını bekletici meseleyapmak zorunda değildir. Bununla birlikte 2942 sayılı Kanun’un 10. Maddesininon dördüncü fıkrası uyarınca kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda açılandavada yürütmenin durdurulması kararı verilmesi durumunda asliye hukukmahkemesince idari yargıdaki davanın bekletici mesele olarak kabul edilmesi zorunludur.
3. Acele KamulaştırmaUsulü
31. Olağan kamulaştırma usulünde idarenin taşınmaza el koymasıancak taşınmazın idare adına tescilinden sonra mümkün olabilmektedir.Taşınmazın tescili ise tarafların anlaşamaması durumunda yukarıda ifadeedildiği üzere ancak asliye hukuk mahkemesince verilecek tescil kararı üzerinegerçekleşir. Bununla birlikte idare bazı durumlarda taşınmaza hemen ihtiyaçduyabilir. Bu durumda kamulaştırma sürecinin neticelenmesinin beklenmesi kamuhizmetlerinin yürütülmesinde ciddi aksamalara yol açabilir. Kanun koyucu bugibi sakıncaların belli ölçüde bertaraf edilmesi amacına yönelik olarak 2942sayılı Kanun’un 27. Maddesinde düzenlenen acele kamulaştırma usulünüöngörmüştür. Anılan maddede düzenlenen “acele kamulaştırma usulü” idareyekamulaştırma işlemlerinin neticelenmesini beklemeden kamulaştırılan taşınmazael koyma imkânı tanıyan olağanüstü bir kamulaştırma usulüdür.
32. Buna göre (1) 7/6/1939 tarihli ve 3634 sayılı Milli MüdafaaMükellefiyeti Kanunu’nun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacının doğmasıdurumunda, (2) aciliyetine Bakanlar Kurulunca kararalınacak hâllerde, (3) özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda; gerekliolan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki işlemlersonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içindeo taşınmaz malın kanunda belirtilen usule göre bilirkişilerce tespit edilecekdeğeri idare tarafından mal sahibi adına bankaya yatırılarak o taşınmaz mala elkonulabilir.
33. Acele kamulaştırma usulü, olağan kamulaştırmada malik lehinegetirilen usule ilişkin güvenceleri bertaraf etmemekte; yalnızca bu usullerinişletilmesinden önce idareye, kamulaştırılacak taşınmaza el koyma imkânıtanımaktadır. Taşınmaza el konulduktan sonra idare tarafından öncelikle satınalma yolunun işletilmesi, bunun mümkün olamaması durumunda ise asliye hukukmahkemesinde bedel tespiti ve tescil davası açılması gerekmektedir. Bu davadabelirlenecek bedelin el koyma istemiyle açılan davada belirlenen bedelden yüksekolması durumunda aradaki fark, idare tarafından malike; düşük olması durumundaise malik tarafından idareye ödenir.
34. Acele kamulaştırma uygulanabilecek hâllerden biri olan “aciliyetine Bakanlar Kurulunca karar verilmesi” hâlinin sözkonusu olduğu durumlarda idarenin acele kamulaştırma kararı alabilmesi içinöncelikle Bakanlar Kurulunca kamulaştırma ihtiyacı duyulan proje veya yatırımınaciliyet niteliği taşıdığına karar verilmesigerekmektedir.
B. Uluslararası Hukuk
35. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) ek 1 No.luProtokol’ün 1. Maddesi şöyledir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genelilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
36. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Sözleşme’yeek 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesinin kamu otoritelerince mülkiyet hakkınayapılan müdahalenin kanuna dayanmasını zorunlu kıldığını ifade etmiştir. AİHMayrıca demokratik toplumun temel ilkelerinden olan hukuk devletinin Sözleşme’de mündemiç bir kavram olduğunu vurgulamıştır (Vistins ve Perepjolkins/Letonya,B. No: 71243/01, 25/10/2012, § 95).
37. Ancak AİHM, kanunilik ilkesinin sağlanması bakımındanmüdahalenin iç hukukta yasal bir temelinin varlığının tek başına yeterliolmadığını, kanunun belli bir kaliteye de sahip olması gerektiğini vurgulamış;bu bağlamda kanunun hukuk devleti ilkesine uygun olmanın yanında keyfîliğe karşı güvenceler içermesi gerektiğine de işaret etmiştir(Vistins ve Perepjolkins/Litvanya,§ 96). AİHM’e göre, mülkiyetten yoksun bırakmayetkisi tanıyan bir yasa kuralının kanunilik kriterini taşıdığından sözedilebilmesi için yeterli düzeyde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olmasıgerekir. Öngörülebilirliğin derecesinin tespitinde söz konusu kanunun içeriği,düzenlediği alanın mahiyeti ve temas ettiği kişilerin sayısı ile statüsü büyükönem taşımaktadır. Öngörülebilirlik, özellikle kamu otoritelerinin keyfîmüdahalelerine karşı koruma önlemleri getirilmiş olmasını gerektirmektedir. Öteyandan kanunun öngörülebilirlik ilkesinin önemiyle orantılı asgari usuleilişkin güvenceler içermesi gerekir (Vistins ve Perepjolkins/Litvanya, § 97).
38. AİHM, her hukuk sisteminde kanun hükümlerinin yargısalyoruma tabi tutulmasının kaçınılmaz olduğunun altını çizmektedir. AİHM’e göre müphem hususların açıklığa kavuşturulması vedeğişen koşullara uyum sağlanması her zaman için bir ihtiyaçtır. Kanunun-kesinliği arzulanan bir husus olmakla birlikte- değişen koşullara uyum sağlamakapasitesine sahip olması da önemlidir. Birçok kanun kaçınılmaz olarak -az veyaçok- belli bir derecede muğlaklık içerir. Muğlaklık barındıran bu kanunlarınyorumlanması ve uygulanması ise bir pratik sorunudur. Bu çerçevede kanunlarınmüphem yönlerini açıklığa kavuşturmak ve yorumda ortaya çıkan şüpheleri dağıtmakmahkemelerin görevidir (OAO NeftyanayaKompaniya Yukos/Rusya,B. No: 14902/04, 20/9/2011, § 568). Bu yüzden kanunilik şartı, hukukkurallarının yargısal makamlarca yorumlanmasını dışladığı biçiminde anlaşılamaz(OAO NeftyanayaKompaniyaYukos/Rusya, § 569).
39. AİHM, iç hukukun yorumlanmasının ve uygulanmasının öncelikliolarak ulusal otoritelerin yetkisinde olduğuna dikkat çekmektedir. Bununlabirlikte AİHM, iç hukukun yorumlanmasının ve uygulanmasının sonuçlarınınSözleşme ve AİHM içtihatlarıyla uyumlu olup olmadığını denetlemenin göreviolduğunu ifade etmektedir (Shchokin/Ukrayna, B. No: 23759/03, 37943/06,14/10/2010, § 52).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
40. Mahkemenin 18/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
41. Başvurucular, Dairece 19/3/2014 tarihli kararlataşınmazlarının EPDK tarafından acele kamulaştırılmasına yetki tanıyan BakanlarKurulu kararının yürütmesinin durdurulması üzerine 2942 sayılı Kanun’un 10. Maddesiuyarınca Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından idari yargıda görülendavanın bekletici mesele yapılması gerekirken yargılama sırasında gerek yazılıgerekse sözlü olarak defalarca dile getirmelerine rağmen tescil kararıverildiğini belirtmişlerdir. Başvurucular, Danıştay kararıyla hukuka aykırılığısaptanan acele kamulaştırma işlemine dayanılarak taşınmazlarının idare adınatescil edilmesine karar verilmesi nedeniyle mülkiyet haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüşlerdir.
42. Başvurucular, Bakanlar Kurulu kararının yürütmesinindurdurulmasına ilişkin Dairenin kararının uygulanmaması nedeniyle adilyargılanma haklarının ihlal edildiği şikâyetinde bulunmuşlardır. Başvurucularayrıca günlük yaşamlarını sürdürdükleri köylerinin büyük bir kısmına hukukaaykırı olarak acele kamulaştırma kararıyla el konulması nedeniyle sağlıklı vedengeli bir çevrede yaşama haklarının ihlal edildiğini ifade etmişlerdir.
43. Bakanlık tarafından, bakılan başvuru ile aynı mahiyette olan2014/17451 sayılı başvuruda sunulan görüş yazısında; Bakanlar Kurulunun acelekamulaştırma kararı İDDK tarafından iptal edilmiş ise de kamu yararı ilebireysel yarar arasındaki orantılılık ilkesi değerlendirilirken kamulaştırmabedelinin tespiti, tescile ilişkin Asliye Hukuk Mahkemesi kararı ile idariyargı sürecinin bir bütün olarak dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.Bakanlık, kamu yararı ile bireysel yarar arasındaki denge irdelenirken somutolaydaki baraj inşaatının büyük enerji ve sulama projeleri kapsamında gerçekleştirilmesi,söz konusu barajın bir ekonomik yatırım olarak ortaya atılması, bölgede yaşayaninsanların sosyal ve ekonomik yaşamlarına olumlu katkı sağlaması, doğalyaşamdaki kaybın daha az önem taşıması gibi unsurların da gözönündebulundurulması gerektiğini ifade etmiştir. Bakanlık ayrıca, Dairenin yürütmenindurdurulması kararının kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasınailişkin olmayıp acele kamulaştırma işlemiyle ilgili olduğunu değerlendirerekMahkemece verilen kararda bariz bir takdir hatasının varlığından sözedilemeyeceğini savunmuştur.
B. Değerlendirme
44. Anayasa’nın “Mülkiyethakkı” kenar başlıklı 35. Maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
45. Anayasa’nın 46. Maddesi şöyledir:
“Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararınıngerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özelmülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunlagösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarîirtifaklar kurmaya yetkilidir.
Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlananartırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak, tarım reformununuygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projeleriningerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması veturizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunlagösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirmesüresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir.
Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudandoğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşin ödenir.
İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerdeve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacaklarıiçin öngörülen en yüksek faiz uygulanır. “
46. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
47. Başvurucular, Dairenin Bakanlar Kurulu kararınınyürütmesinin durdurulmasına ilişkin kararının uygulanmaması nedeniyle adilyargılanma haklarının ihlal edildiği şikâyetinde bulunmuş iseler de başvurudilekçesi bir bütün olarak dikkate alındığında bu karara ilişkin asıl yakınılanhususun Asliye Hukuk Mahkemesince idari yargıda görülen davanın bekleticimesele olarak kabul edilmemesi olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece bu kararındikkate alınmasının gerekip gerekmediği hususunun mülkiyet hakkına yapılanmüdahalenin kanuniliği bağlamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.Öte yandan başvurucuların sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama haklarınınihlal edildiğine ilişkin iddialarının da mülkiyet hakkıyla bağlantılı olduğugörüldüğünden mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
48. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Müdahalenin Varlığı veTürü
49. Başvuru konusu olayda EPDK tarafından Bakanlar Kurulunun18/6/2012 ve 30/7/2012 tarihli aciliyet kararlarınadayanılarak tesis edilen 2/8/2012 ve 15/8/2012 tarihli işlemlerle barajhavzasında bulunan taşınmazların acele kamulaştırılmasına karar verilmiştir.Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesinin 31/10/2014 tarihli kararlarıyla dabaşvurucuların mülkiyetinde bulunan taşınmazın Hazine adına tescilinehükmedilmiştir. Başvuruculara ait taşınmazın Hazine adına tesciline hükmedilmişolmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır.
50. Anayasa’nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kuralihtiva ettiği görülmektedir. Anayasa’nın 35. Maddesinin birinci fıkrasındaherkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle “mülkten barışçılyararlanma hakkı”na yer verilmiş, ikinci fıkrasındada mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. “Mülktenyoksun bırakma” ve “mülkiyetin kontrolü” mülkiyet hakkına müdahalenin özelbiçimleridir. Mülkten yoksun bırakma şeklindeki müdahalede mülkiyetin kaybı sözkonusudur. Mülkiyetin kullanımının kontrolünde ise mülkiyet kaybedilmemekteancak mülkiyet hakkının malike tanıdığı yetkilerin kullanım biçimi, toplumyararı gözetilerek belirlenmekte veya sınırlandırılmaktadır. Mülkten barışçılyararlanma hakkına müdahale ise genel nitelikte bir müdahale türü olup mülktenyoksun bırakma ve mülkiyetin kullanımının kontrolü mahiyetinde olmayan hertürlü müdahalenin mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale kapsamında elealınması gerekmektedir (Recep Tarhan veAfife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§ 55-58).
51. Başvurucuların taşınmazının Hazine adına tesciline kararverilmesi mülkiyetin kaybedilmesi sonucunu doğurduğundan müdahalenin ikincikural olan “mülkiyetten yoksun bırakma” kapsamında incelenmesi gerektiğisonucuna ulaşılmaktadır.
b. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
52. Anayasa’nın 13. Maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
53. Başvuru konusu şikâyetin özü, tescil kararının kanunidayanağının bulunmadığına ilişkindir.
i. Genel İlkeler
54. Mülkiyet hakkı Anayasa’da mutlak bir hak olarakdüzenlenmemiş, Anayasa’nın 13. Ve 35. Maddelerinde belirtilen ölçütlere uygunolması koşuluyla bu hakkın sınırlandırılabilmesi mümkün kılınmıştır. Anayasa’nın35. Maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıylakanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelikmüdahalelerin kanunda öngörülmesi gereği ifade edilmiştir. Öte yandan temel hakve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın13. Maddesinde de “hak ve özgürlüklerinancak kanunla sınırlanabileceğini” temel bir ilke olarak benimsenmiştir.Buna göre mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde dikkate alınacak öncelikliölçüt, müdahalenin kanuna dayalı olmasıdır. Bu ölçütün sağlanmadığı tespitedildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkınınihlal edildiği sonucuna varılacaktır.
55. Hak ve özgürlüklerin ve bunlara yapılacak müdahalelerin vesınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi, bu hak ve özgürlüklere keyfîmüdahaleyi engelleyen ve hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletininen önemli unsurlarından birisidir (TahsinErdoğan, B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).
56. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada birkanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük MilletMeclisi (TBMM) tarafından Anayasa’da belirtilen usule uygun olarak kanun adıaltında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Mülkiyet hakkına müdahaleedilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyiciişlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır. TBMMtarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması mülkiyethakkına yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır.
57. Bununla beraber Anayasa Mahkemesinin daha öncekikararlarında da belirtildiği üzere kanunla düzenleme zorunluluğu, hakkayapılacak müdahalenin uygulanmasının kanunun çerçevesini aşmayacak şekildetüzük, yönetmelik, tebliğ ve genelge gibi yürütme organının çıkardığı ikincildüzenlemelerle yapılmasına mani değildir (Tahsin Erdoğan, § 60). Temel hak veözgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin konularda temel esaslar, ilkeler vegenel çerçeve kanunla belirlendikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkinhususların değinilen adlar altında yürütme organınca çıkarılacak düzenleyiciişlemlerle tanzim edilmesi mümkündür (AYM, E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015).
58. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının dabireylerin davranışlarının sonucunu öngörebilecekleri kadar hukuki belirliliktaşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulununsağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:2013/1301, 30/12/2014, § 55). Müdahalenin kanuna dayalı olması, iç hukuktamüdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kurallarınbulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İşBankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44).
59. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukukigüvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylemve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerindebu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönündenherhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılırve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarınakarşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65,22/5/2013).
60. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birdenfazla yorumun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin benimseneceğiderece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa Mahkemesininbireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan birine üstünlüktanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk kurallarını yorumlamasıbireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz (MehmetArif Madenci, B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81). AnayasaMahkemesinin hukuk kurallarının uygulanmasına yönelik şikâyetler bakımındangörevi bireysel başvurunun ikincillik doğası gereği sınırlı olup bireyselbaşvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdirhatası veya açık bir keyfîlik içeren durumlar dışındaderece mahkemelerinin hukuk kurallarını uygulama ve yorumlama bakımından takdiryetkisine karışamayacağı daha önceki kararlarda da açıklanmıştır (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013,§ 42).
61. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin kanunilik bağlamındakigörevi müdahale teşkil eden işlem veya eylemin hukuka uygun olup olmadığınıincelemek değil bunun yeterli düzeyde erişilebilirlik, kesinlik veöngörülebilirlik kriterlerini taşıyan bir kanuna dayanıp dayanmadığını tespitetmektir. Derece mahkemelerinin müdahale oluşturan işlem veya eylemin hukukaaykırı olduğu yolundaki saptamaları bireysel başvuru kapsamında Anayasa Mahkemesinceyapılacak kanunilik denetiminde önem taşımakla birlikte derece mahkemelerininbu şekilde bir tespitinin bulunmadığı durumlarda Anayasa Mahkemesinin derecemahkemesinin yerine geçerek hukuka uygunluk incelemesi yapması mümkün değildir.Bu hâlde Anayasa Mahkemesinin bakacağı husus müdahalenin kanuni dayanağınınbulunup bulunmadığı, varsa bu kanunun yeterli ölçüde erişilebilirlik, kesinlikve öngörülebilirlik kriterlerini taşıyıp taşımadığı ile sınırlıdır.
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
62. Olayda EPDK tarafından başlatılan acele kamulaştırma sürecisonucunda başvurucuların hissedarı olduğu taşınmazın idare adına tescilinehükmedilmiştir. Başvurucular, taşınmazın mülkiyetinin idareye geçmesi sonucunudoğuran tescil hükmünden şikâyet etmiştir.
63. Anayasa’nın 46. Maddesine göre özel mülkiyetteki birtaşınmaz -kamu yararı amacıyla ihtiyaç duyulması hâlinde gerçek karşılığı peşinödenmek ve koşulları yasayla belirlenmek şartıyla- kamulaştırılarak kamuhizmetine tahsis edilebilir veya irtifak hakkı kurularak kamu yararı amacıylataşınmazın kullanımı sınırlandırılabilir. Dolayısıyla idarenin ihtiyaç duyduğuözel mülkiyetteki taşınmazları edinme yolu, kamulaştırma usulüdür (AYM,E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012).
64. Kamulaştırmanın usul ve esasları 2942 sayılı Kanun’dadetaylı bir biçimde düzenlenmiştir. Kamulaştırma, özel mülkiyetteki birtaşınmazın kamu mülkiyetine geçirilmesini hedefleyen idari bir süreçtir.Yukarıda açıklandığı üzere 2942 sayılı Kanun uyarınca ödenek temini ilebaşlayan bu süreç; kamu yararı kararı alınması, kamulaştırılacak taşınmazınbelirlenmesi, yetkili idare tarafından kamulaştırma kararı alınması, kıymettakdir edilmesi, satın alma usulünün denenmesi, bunun akim kalması durumundaidare tarafından bedel tespiti ve tescil davası açılması ve mahkeme tarafındanbilirkişi marifetiyle tespit edilen taşınmazın gerçek bedelinin maliklereödenmesinden sonra taşınmazın idare adına tesciline karar verilmesi ilenihayete ermektedir. Mülkiyetin idareye geçmesi mahkemece tescil kararı verilmesiile olur (bkz. § 29).
65. 2942 sayılı Kanun’un 27. Maddesinde düzenlenen “acelekamulaştırma usulü” ise münhasıran (1) 3634 sayılı Kanun’un uygulanmasında yurtsavunması ihtiyacının doğması hâlinde, (2) aciliyetineBakanlar Kurulunca karar verilecek hâllerde ve (3) özel kanunlarla öngörülenolağanüstü durumlarda başvurulabilen ve idareye kamulaştırma kararınınkesinleşmesinden önce kamulaştırılan taşınmaza el koyma yetkisi tanıyanistisnai bir usuldür. Acele kamulaştırma usulü, olağan kamulaştırmada maliklehine getirilen usule ilişkin güvenceleri bertaraf etmemekte; yalnızca buusullerin işletilmesinden önce idareye, kamulaştırılacak taşınmaza -mahkemeyebaşvurmak ve mahkemeden karar almak suretiyle- el koyma imkânı tanımaktadır.Taşınmaza el konulduktan sonra kamulaştırma sürecine devam edilmesi ve bubağlamda öncelikle satın alma yolunun işletilmesi, bunun mümkün olamamasıdurumda ise asliye hukuk mahkemesinde idare tarafından bedel tespiti ve tescildava açılması gerekmektedir (bkz. §§ 31-34).
66. Görüldüğü üzere acele kamulaştırma usulünün olağankamulaştırma usulünden tek farkı, henüz kamulaştırma süreci bitmeden idareyetaşınmaza el koyma imkânı tanımasıdır. Olağan kamulaştırma usulünde idarenintaşınmaza el koyması ancak taşınmazın idare adına tescilinden sonra mümkünolabilmekte iken acele kamulaştırma usulünde ise idare, kamulaştırma kararınınalınmasından hemen sonra diğer aşamaların (bedel tespiti, satın alma usulünündenenmesi, bedel tespiti davası açılması ve tescil hükmü kurulması) tamamlanmasınıbeklemeden taşınmaza el koyabilmektedir.
67. Kamulaştırma kararı, özel mülkiyette bulunan taşınmazın kamumülkiyetine geçmesiyle sonuçlanan kamulaştırma sürecinin kurucu unsuruniteliğini taşımaktadır. Yetkili idare tarafından hukuka uygun bir şekildeverilen bir kamulaştırma kararı bulunmadan kamulaştırmanın sonraki aşamalarınageçilmesi mümkün değildir (bkz. §§ 29, 30). Acele kamulaştırma usulününuygulandığı durumlarda da usulüne uygun olarak verilen bir acele kamulaştırmakararının bulunması gerekmektedir. Kamulaştırma kararının gerekliliğibakımından her iki usul açısından hiçbir fark bulunmamaktadır.
68. Acele kamulaştırma uygulanabilecek hâllerden biri olan “aciliyetine Bakanlar Kurulunca karar verilmesi” hâlinin sözkonusu olduğu durumlarda idarenin acele kamulaştırma kararı alabilmesi içinöncelikle, kamulaştırma ihtiyacı duyulan proje veya yatırımın aciliyet niteliği taşıdığına Bakanlar Kurulunca kararverilmesi gerekmektedir. Bakanlar Kurulunca ilgili proje veya yatırımın aciliyet taşıdığı yolunda karar verilmeden ve bu kararadayanılarak yetkili idarece acele kamulaştırma kararı alınmadan kamulaştırmaişlemlerinin tamamlanması mümkün değildir.
69. Başvuru konusu olayda Bakanlar Kurulunca 18/6/2012 ve30/7/2012 tarihli kararnamelerle Elazığ’da inşa edilecek olan Pembelik Barajı’nın havzasında bulunanve kararname eklerinde tek tek sayılan taşınmazların kamulaştırılmasında aciliyet bulunduğuna 2942 sayılı Kanun’un 27. Maddesiuyarınca karar verilmiştir. Öte yandan EPDK’nın 2/8/2012 ve 15/8/2012 tarihlikararlarıyla Bakanlar Kurulu kararlarında sayılan taşınmazlar hakkında acelekamulaştırma kararı verilmiştir. Başvurucular tarafından Bakanlar Kurulunun18/6/2012 tarihli kararnamesinin iptali istemiyle Dairede açılan davada19/3/2014 tarihli kararla, acele kamulaştırma yapılmasını gerektiren hâllerinortaya konulmadığı ve aciliyet hâlinin, üstün kamuyararı ve kamu düzeninin korunmasını gerektiren hâllerin açıklanmadığıgerekçeleriyle yürütmenin durdurulmasına karar verilmiştir.
70. Öte yandan EPDK tarafından, satın alma usulünün işletilmesigirişimlerinin başarıya ulaşmaması üzerine 16/5/2013 tarihinde başvurucularakarşı Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesinde bedel tespiti ve tescil davasıaçılmıştır. Başvurucular tarafından Dairenin yürütmeyi durdurma kararı vermişolması nedeniyle 2942 sayılı Kanun’un 10. Maddesi uyarınca bu davada bekletmekararı verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. 2942 sayılı Kanun’un 10. Maddesininon dördüncü fıkrasında, kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafındanidari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenindurdurulması kararı verilmesi hâlinde mahkemece, idari yargıda açılan davanınbekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılacağı hükme bağlanmıştır.Ancak Mahkemece başvurucuların itirazı yerinde görülmeyerek bedel tespitiyapılmış ve 31/10/2014 tarihli kararla tescil hükmü kurulmuştur. Asliye HukukMahkemesi, Dairede görülen davanın konusunun EPDK tarafından tesis edilenkamulaştırma işlemi olmadığı ve anılan kararla verilen yürütmenin durdurulmasıkararının kamulaştırma işlemine ilişkin bulunmadığı gerekçesine dayanmıştır.
71. Belirtilmesi gerekir ki tescil kararının verildiği tarihtekamulaştırma işleminin yürütmesinin durdurulmasına ilişkin herhangi bir idariyargı kararı bulunmamaktadır. Dairenin 19/3/2014 tarihli kararıyla yürütmesidurdurulan işlem Bakanlar Kurulunun “aciliyet”hâlinin varlığını tespit eden 18/6/2012 tarihli kararıdır. Bakanlar Kurulunun “aciliyet” kararının yürütmesinin durdurulmuş olmasının EPDK’nınkamulaştırma işlemi üzerindeki etkisinin ne olacağının ve Bakanlar Kurulukararıyla ilgili verilen yürütmeyi durdurma kararının kamulaştırma bedelinintespiti davasında bekletici mesele kabul edilmesi gerekip gerekmediğinintakdiri, hukuk kurallarının yorumlanmasıyla görevli derece mahkemelerineaittir. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerinin bukonudaki takdirine müdahale etmesi mümkün değildir. Mahkemenin BakanlarKurulunun “aciliyet” kararının yürütmesinindurdurulmuş olmasının kamulaştırma bedelinin tespiti davasında bekletici meseleolarak kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşmış olmasında bariz bir takdir hatasıve herhangi bir keyfîlik tespit edilememiştir.
72. Bu arada Daire 30/6/2015 tarihli esas kararında, daha önceyürütmenin durdurulmasına ilişkin kararında açıkladığından farklı birgerekçeyle davayı reddetmiştir. Daire, Bakanlar Kurulu kararının sadeceMahkemece taşınmaza el konulmasına ilişkin karara dayanak teşkil ettiğini kabuletmiş; idarenin sonradan olağan kamulaştırma sürecini başlatmış olmasını, bukapsamda taşınmaz bedelinin tespiti ve tescil davasının da açılmış bulunmasınıgözeterek acele kamulaştırma ve olağan kamulaştırma ayrımı yapılmaksızındavanın konusunun bir bütün olarak taşınmaz mülkiyetinin kamulaştırılmasıbiçiminde anlaşılması suretiyle inceleme yapılması gerektiğini ifade etmiş;netice olarak mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı amacına yönelikolduğu ve işlemin hukuka uygun bulunduğu sonucuna ulaşmıştır. Ancak İDDK’nın 8/10/2015 tarihli kararıyla Daire kararı bozulmuşve dava konusu Bakanlar Kurulu kararının iptaline kesin olarak kararverilmiştir. İDDK, Bakanlar Kurulu kararının “aciliyet”kararının hukuka aykırı olduğuna hükmetmiştir.
73. Başka malikler tarafından Bakanlar Kurulunun taşınmazlarınacele kamulaştırılmasına ilişkin EPDK’ya yetki tanıyan 18/6/2012 ve 30/7/2012tarihli kararnameleri ilebunlara dayanılarak EPDKtarafından taşınmazların acele kamulaştırılması yolunda tesis edilen işlemlerinde iptali istemiyle Dairede açılan iki ayrı davada Dairece davaların reddiyolunda verilen kararlar, İDDK’nın 8/10/2015 tarihlikararlarıyla bozulmuş ve dava konusu Bakanlar Kurulu kararları ile bunlaradayalı tesis edilen EPDK işlemlerinin de iptaline karar verilmiştir. Anılan kararların gerekçesinde acelekamulaştırmada taşınmaz mülkiyetine el konulmasından sonraki aşamalarda yapılannormal kamulaştırma sürecine ilişkin işlemlerin acele kamulaştırma sürecininbir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Kararlarda sonuçolarak EPDK tarafından tesis edilen kamulaştırma işlemlerinin dayanağı olanBakanlar Kurulu kararlarından bağımsız değerlendirilemeyeceği ifade edilerekbunların da hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla İDDK tarafından BakanlarKurulunca alınan aciliyet kararının EPDK’nın acelekamulaştırma kararının dayanağını oluşturduğu ve ilkinin hukuka aykırıolmasının ikincisini kendiliğinden hukuka aykırı kılacağı kabul edilmiştir.
74. Öncelikle ifade edilmelidir ki İDDK tarafından EPDK’nın2/8/2012 ve 15/8/2012 tarihli kamulaştırma işlemleri de 8/10/2015 tarihli kararile iptal edilmiş ise de bu karar, Mahkemece tescil hükmünün kurulduğu31/10/2014 tarihinden sonra verilmiştir. Diğer bir ifadeyle Asliye HukukMahkemesince taşınmazın idare adına tesciline karar verildiği tarihte henüzkamulaştırma kararı hukuk aleminde varlığını sürdürmektedir.
75. Öte yandan İDDK’nın kararıincelendiğinde şeklî bir gerekçeyle kamulaştırma işleminin iptalinehükmedildiği görülmektedir. İDDK, kamulaştırma işleminin dayanağını oluşturanBakanlar Kurulunun aciliyet kararının iptal edilmişolmasının kamulaştırma kararını kendiliğinden hukuka aykırı kılacağı görüşünedayanmıştır. İDDK’nın, kamulaştırma işleminin esasınayani taşınmazın kamulaştırılmasının gerekli olup olmadığına veya kamu yararıamacı taşıyıp taşımadığına yönelik herhangi bir hukuka aykırılık tespitibulunmamaktadır. İDDK’nın hukuka aykırılık tespiti,kamulaştırmanın acele usulle yapılmış olmasına yöneliktir.
76. İki yargı kolu arasında, acele kamulaştırmada idarenintaşınmaza el koymasından sonraki sürecin mahiyetine ilişkin tartışma bulunmaklabirlikte acele kamulaştırmanın amacının kamulaştırma sürecinin bitmesibeklenmeden idarenin kamulaştırılan taşınmaza el koyabilmesine imkân tanımakolduğu ve taşınmaza el konulmasından sonraki sürecin her iki kamulaştırmausulünde de aynı olduğu hususunda herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. Bubağlamda -yukarıda da ifade edildiği üzere- acele kamulaştırma usulünündoğurduğu tek sonuç, kamulaştırma süreci tamamlanmadan idarenin taşınmaza elkoyabilmesidir. Dolayısıyla İDDK’nın hukuka aykırılıktespiti, olsa olsa EPDK’nın (Mahkeme kararına istinaden) taşınmaza el koymuşolmasını kusurlandırmaktadır. El koyma süreci de dahaönce tamamlanmıştır. El koyma sürecinin kusurlandırılmasıylasınırlı etki doğuran bu hukuka aykırılık tespitinin tescil kararını da hukukaaykırı hâle getireceğini söylemek hukuk kurallarının yorumuyla ilgili birmesele olup Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında değildir.
77. Sonuç olarak tescil kararının kanuni dayanağının bulunduğuve kamulaştırma kararının esasının hukuka aykırı olduğunu tespit eden bir yargıkararının da var olmadığı gözetildiğinde başvurucuların taşınmazının idareadına tesciline hükmedilmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahaleninkanunilik kriterini taşıdığı sonucuna ulaşılmaktadır.
78. Başvurucuların kamulaştırma bedeline ilişkin bir şikâyetleribulunmadığından ve ayrıca bedele ilişkin yargılama süreci de devam ettiğindenmüdahalenin ölçülü olup olmadığına ilişkin bu aşamada bir değerlendirmeyapılmasına gerek bulunmamaktadır.
79. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 35. Maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşıoyu veOYÇOKLUĞUYLA,
C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE18/10/2017 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurunun konusu, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK)tarafından Elazığ İli, Karakoçan İlçesinde yer alan bazı taşınmazların acelekamulaştırma yöntemiyle kamulaştırılması ile başlayan yargı süreçleri sonundaDanıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nca (İDDK) hukuka aykırılığı nihai olaraksaptanan Bakanlar Kurulu kararlarının gereği cümlesinden olarak, henüz idariyargıda nihai karar verilmediği bir aşamada, EPDK tarafından başvurucularakarşı Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan bedel tespiti ve tescil davasınınsonuçlandırılması ve taşınmazların tescilinin gerçekleştirilmesi olayındamülkiyet hakkının ihlali olup olmadığıdır.
2. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca olayda tescil kararınınkanuni dayanağı bulunduğu, tescilin yapıldığı aşamada kamulaştırma kararınınesasının hukuka aykırı olduğunu tespit eden bir yargı kararı bulunmadığı, acelekamulaştırmanın amacının idarenin kamulaştırılan taşınmazlara kamulaştırmasürecinin bitmesini beklemeden el koymasına imkan tanımak olduğu, taşınmaza elkonulmasından sonraki sürecin ise her iki kamulaştırma usulünde de aynı olduğu,el koyma sürecinin zaten tamamlandığı, idari yargının el koyma işlemini kusurlubulan kararının hukuk mahkemesince karar verilen tescili de hukuka aykırı halegetireceğinin tespitinin Anayasa Mahkemesinin görevini aşacağı yolundakigerekçelerle, Anayasanın 35. maddesinde yer alan mülkiyet hakkının ihlaledilmediğine karar verilmiştir.
3. Buna karşılık İDDK, acele kamulaştırma ile taşınmazmülkiyetine el konulmasından sonraki aşamalarda yapılan normal kamulaştırmasürecine ilişkin işlemlerin de acele kamulaştırma sürecinin bir parçası olarakdeğerlendirilmesi gerektiği vurgulanarak, Bakanlar Kurulunca alınan aciliyet kararının EPDK’nın acele kamulaştırma kararlarınındayanağı olduğu, ilkinin hukuka aykırılığının ikincisinin de hukuka aykırılığısonucunu doğuracağı görüşü kabul edilmiştir.
4. Başvurucuların taşınmazının elden çıkmasına ilişkin kesinkararı veren Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesi, Danıştay’da yürütmesi durdurulanBakanlar Kurulu Kararı’nın esası hakkında karar verilinceye kadar EPDKtarafından açılan bedel tespiti ve tescil davasının bekletilmesi yolundakibaşvurucu taleplerini reddetmiş ve Danıştay’da görülen davanın konusununkamulaştırma işlemi olmadığı, yürütmeyi durdurma kararının kamulaştırmaişlemine ilişkin bulunmadığı gerekçesine dayanmıştır.
5. Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı 31.10.2014tarihlidir. Bundan sonra her ne kadar Danıştay Dairesi yürütmenin durdurulmasıkararına ilişkin görüşünü davanın esası hakkında verdiği 30.6.2015 tarihlikararda değiştirmiş ve idarenin sonradan olağan kamulaştırma yöntemibaşlatmasını ve bu arada tescil davası açılmasını da gözeterek, mülkiyethakkına yapılan müdahalenin hukuka uygun olduğu şeklinde değerlendirmiş ise de, bu karar da İDDK’nın 8.10.2015tarihli kararıyla bozulmuştur. Sonuç olarak, Asliye Hukuk Mahkemesinin tescilkararı verdiği tarih itibariyle tescili istenen taşınmazların, Anayasanın 46.maddesinde yer alan ilkelere uygun bir kamulaştırmanın mevcudiyetitartışmalıdır.
6. Anayasanın 138. maddesinde hakimlerin görevlerinde bağımsızolduğu, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine görehüküm verecekleri belirtilmiştir. Buna göre, adli yargıda görevli mahkeme herne kadar kamulaştırma bedeli ve tescil konusunda idari yargının süreçleri ilebağlı değil ise de, eldeki işin bütünü itibariylehukuka uygunluğuna ilişkin uyuşmazlığın idari yargıda sonuçlandırılacağıgözetilerek, kişilerin mağduriyetine yol açmayacak şekilde, yargılama usulündede öngörüldüğü gibi, talebin (tescil) dayanağının hukuka uygun olup olmadığınailişkin nihai karar beklenmelidir. Zira taşınmazın bedel tespiti tescilitalebiyle açılan dava, özü itibariyle Anayasanın 125. maddesindeki hakkınkullanımından kaynaklanan uyuşmazlığın bir aşamasını oluşturmakta ve bu nedenlebağımsız bir nitelik taşımamaktadır. Halk arasında bilinen deyimle ifade etmekgerekirse “ilk düğme yanlış iliklenmişse bütün düğmeler yanlış iliklenir”. Bunedenle İDDK kararı ve dayandığı gerekçeler yerindedir.
7. İdari yargı sistemini kabul eden Anayasal sistemimiz gereği,idari yargının alanına giren bir uyuşmazlığın kesin sonucunu etkisiz kılacakşekilde, idari yargıdaki uyuşmazlığın sonucu beklenmeden adli yargıda verilecekbir kararla, idari işlemin geri dönülemez biçimde sonuca bağlanması, kişilerinhak arama hürriyetini ve buna bağlı olarak mülkiyet hakkını ihlaledebilecektir.
8. Başvuru konusu olayda da, taşınmazıntescilinin kanuni dayanağı mevcut olmakla birlikte, başvurucularca talepedildiği gibi bekletme kararı verilmesini gerektiren önemli nedenlerbulunduğundan, bekletme kararı verilmesi gerektiği açıktır. Ancak taşınmazınHazine adına tapuya tescili suretiyle, hukuk düzenimizde kamulaştırmalarınyargısal denetimi konusunda Anayasa ve mevzuat hükümleriyle idare ve kişilerarasında kurulmaya çalışılan adil denge, açık bir biçimde idare lehinebozulmuştur.
9. Bu nedenle başvuru konusu olayda taşınmazların Hazine adınatapuya tesciline ilişkin kararda bariz bir takdir hatası bulunduğu, bununsonucunda başvurucunun mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİ görüşüyle, GenelKurulun kararına katılmamaktayım.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT