TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ALİ MAMA VE GÜLER MAMA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/1962)
Karar Tarihi: 12/6/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Gülbin AYNUR
Başvurucular
:
1. Ali MAMA
2. Güler MAMA
Vekili
:
Av. Onur GÜNDOĞDU
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, zorunlu askerlik görevi sırasında meydana gelen ölümolayından dolayı uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davanın süreaşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 22/1/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucuların oğlu E.M., Doğubayazıt Asayiş Komando BölükKomutanlığı emrinde zorunlu askerlik görevini yapmakta iken 7/5/2011 tarihinde,koğuşta bulunan ve başka bir ere zimmetli olan tüfekle kendisini kafasındanvurmak suretiyle intihar etmiştir.
9. Askerî Savcılık (Savcılık) tarafından aynı gün olayla ilgiliolarak resen soruşturma başlatılmış; otopsi işlemi yapılmak üzere müteveffanıncesedi Trabzon Adli Tıp Kurumuna, olay yerinden elde edilen deliller iseErzurum Polis Kriminal Laboratuvar Müdürlüğünegönderilmiştir.
10. Soruşturma kapsamında E.M.ninkoğuş arkadaşlarının, komutanlarının ve olaydan bir gün önce muayene olduğurevir doktorunun tanık sıfatıyla, aile fertlerinin ise mağdur sıfatıylaifadeleri alınmıştır.
11. Soruşturma dosyası içindeki idari tahkikat raporunu, otopsisonucunu, ifade tutanaklarını ve diğer bilgi belgeleri değerlendiren Savcılık, E.M.nin intihar etmiş olduğunun sabit olduğu gerekçesiyle21/3/2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına (KYO) karar vermiştir. Sözkonusu karar Sarıkamış Askerî Mahkemesinin itirazın reddine dair 21/3/2012tarihli kararıyla kesinleşmiştir.
12. Başvurucular, idarenin hizmet kusuru nedeniyle oğullarınıkaybetmelerinden dolayı uğradıkları maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle-idareye herhangi bir başvuruda bulunmaksızın- 18/7/2012 tarihinde AskeriYüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) tam yargı davası açmıştır. Başvurucular dava dilekçesinde,zorunlu askerlikgörevini ifa etmesi sebebiyle idarenin gözetimi ve sorumluluğu altında bulunanoğullarının sağlık durumunun takip ve tedavisinde gerekli özeningösterilmediğini, intiharının önlenmesine yönelik tedbirlerin alınmadığınıileri sürmüştür.
13. AYİM İkinci Dairesi (Mahkeme) 28/5/2014 tarihindeoyçokluğuyla verdiği kararla davayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. Kararıngerekçesinde başvurucuların ölüm olayının gerçekleştiği 7/5/2011 tarihindenitibaren bir yıl içinde ve en geç 7/5/2012 tarihine kadar zorunlu idaribaşvuruda bulunması gerekirken bu süre geçtikten sonra 18/7/2012 tarihindeaçtıkları davanın süresinde olmadığı belirtilmiştir.
14. Karşıoy görüşünde isebaşvurucuların, oğullarının intihar etmesi olayında idarenin ihmal içerenhareketleri bulunduğunu Savcılığın 27/12/2011 tarihli KYO kararıylaöğrendikleri; dolayısıyla bir yıllık sürenin bu tarihten itibaren başlatılmasıve buna göre süresinde açıldığı anlaşılan davanın esasının görüşülmesigerektiği ifade edilmiştir.
15. Başvurucuların karar düzeltme istemi aynı Mahkemenin26/11/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
16. Nihai karar 23/12/2014 tarihinde başvuruculara tebliğedilmiştir.
17. Başvurucular 22/1/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Kanunlar
18. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdareMahkemesi Kanunu’nun43. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"İdari eylemlerdenhakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadanönce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleritarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içindeyetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır.Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliğitarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğitarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler."
19. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"İdari eylemlerdenhakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılıbildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl veher halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarakhaklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmenveya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen gündenitibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde busürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir."
2. Danıştay İçtihadı
20. Danıştay Onuncu Dairesinin 17/1/2017 tarihli ve E.2016/2637,K.2017/180 sayılı kararı şöyledir:
"Tam yargı davaları idari eylem nedeniyleuğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle tam yargı davasınınaçılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığızararın ortaya çıkması zorunludur.
(...)
Söz konusu eylemin idariliğive doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazende çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılaması sonucuortaya çıkabilmektedir.
Bu itibarla, 2577 sayılı Kanunun 13.maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğininortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun zararayol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıylakullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak aramaözgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır.
Uyuşmazlıkta tazmini istenilen zarar, idareninhizmet kusuru nedeniyle uğranılan zarar olduğuna göre, davacıların kardeşininŞanlıurfa Kapalı Cezaevi'ndemeydana gelen olaylarsonucunda 16/06/2012 tarihinde çıkan yangında hayatını kaybetmesinde davalıidareye yüklenebilecek hizmet kusurunun varlığı, idarenin bir kusurunun bulunupbulunmadığının belirlenmesine bağlıdır.
Dava dosyası ile Dairemizin E:2015/1145 sayılıdosyası içerisinde yer alan Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının 06/06/2013tarih ve … sayılı "Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararı"ndan;davacılar yakınının diğer 12 hükümlü ve tutuklu ile beraber Şanlıurfa KapalıCeza İnfaz Kurumunun C-15 koğuşunda 16/06/2012 saat 23:00 sıralarında çıkanyangında yaşamını yitirdiği, cezaevinden sorumlu Cumhuriyet Savcısınınnezaretinde elektrik ve inşaat mühendisi, iş ve sosyal güvenlik uzmanı, kimyauzmanı, itfaiyeciler ve olay yeri inceleme ekibi tarafından yapılan incelemede,13 kişinin koğuşun üst katında kol kola ve sıralı bir şekilde yanarakyaşamlarını yitirdikleri, koğuş kapısının dolap ve ranzalarla kapatıldığı,yangına katılmak istemeyen 5 mahkumun diğer hükümlü ve tutuklular tarafındantuvalete kilitli vaziyette bırakıldıkları ve bu kişilerin kurtarıldığı, cezaevikamera kayıtlarına göre yangının 22:40 sıralarında başladığı, infaz koruma memurlarınınyangından 22:41 sıralarında haberdar oldukları, ilk itfaiye aracının 22:47'de,ilk ambulansın da 22:51'de cezaevine giriş yaptığı ve yangının 23:13sıralarında tamamen söndürüldüğü, olayla ilgili yapılan disiplin soruşturmasıneticesinde görevli personel hakkında disiplin cezası verilmesine yerolmadığına karar verildiği ve yine olayla ilgili Şanlıurfa CumhuriyetBaşsavcılığınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılanitirazın da Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... sayılı kararıylareddedildiği anlaşılmaktadır.
(…)
Dolayısıyla davacıların yakınının hayatınıkaybetmesinde eylemin idariliğinin bulunupbulunmadığı, Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen Kovuşturmaya YerOlmadığına Dair karar ile kesinlik kazanmıştır.
Bu durumda, olayda eylemin idariliğininkesin olarak ortaya çıktığı tarihin, …"Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar"ın verildiği tarih olması nedeniyle bir yıllıksürenin de bu tarihten itibaren başlayacağı açıktır."
21. Danıştay OnbeşinciDairesinin28/4/2016 tarihli ve E.2016/3471, K.2016/3026 sayılı kararı şöyledir:
Dava, davacının tedavi için gittiği EskişehirDevlet Hastanesinde 18/04/2011 tarihinde yapılan enjeksiyon sonucu sakatkaldığından bahisle [uğradığı] zararın yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyleaçılmıştır.
İdare Mahkemesince, davacının, rahatsızlığınedeniyle 18/04/2011 tarihinde Eskişehir Devlet Hastanesine gittiği buradayapılan iğne sonucu sakat kaldığından bahisle ilgililer hakkında savcılığa suçduyurusunda bulunduğu, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma … sayılıdosyasında yürütülen soruşturmada, konuyla ilgili alınan İstanbul Adli TıpKurumu Başkanlığı Üçüncü Adli Tıp İhtisas Kurulunun 02/08/2013 tarihli raporudikkate alınarak "kovuşturmaya yer olmadığına" kararı verildiği, bukarara yapılan itirazın Bilecik Ağır Ceza Mahkemesinin 18/12/2013 tarihli …kararı ile reddedildiği ve kararın 03/03/2014 tarihinde ilgiliye tebliğedildiği, uyuşmazlık konusu eylemin idariliğinindavacı açısından en geç Bilecik Ağır Ceza Mahkemesi kararının tebliğ tarihiolan 03/03/2014 tarihinde kesinleştiği ve bu tarihten itibaren davacının 60 güniçerisinde idareye başvuruda bulunması gerekirken bu süre geçtikten çok sonra15/12/2014 tarihinde başvuruda bulunduğu anlaşıldığından, yasal süresigeçtikten sonra yapılan başvuru üzerine açılan davanın esastan incelenmesineolanak bulunmadığı gerekçesiyle süre aşımı yönünden davanın reddine kararverilmiştir.
(…) tamyargı davasının açılabilmesi için eylemin idariliğininve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur. Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıylabirlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme vehatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.
Özellikle kamu görevlilerinin idari birtasarruf yaparken, mevzuatın, üstlendiği ödevin ve yürüttüğü hizmetin kural,usul ve gereklerine aykırı olarak, kendisine izafe edilebilecek boyutta vebiçimde, ve fakat resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak, onlarıkullanarak hareket ettiği, bu nedenle de idaresinden tamamen ayrılmasınıönleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyle doğan zararların tazminiistemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği,bazen ceza davalarıyla personelin şahsi kusuru sonucu mu, yoksa görev kusurusonucu mu zararın ortaya çıktığının belirlenmesinden sonra saptanabilmektedir.
Olayda ise, uyuşmazlık konusu eylemin idariliğinin davacı açısından en geç Bilecik Ağır CezaMahkemesi kararının tebliğ tarihi olan 03/03/2014 tarihinde kesinleştiği ve butarihten itibaren davacının 1 yıllık süre içinde 15/12/2014 tarihinde idareyebaşvuruda bulunduğu anlaşıldığından, yasal süresi içinde yapılan başvuruüzerine açılan davanın esastan incelenmesi gerekirken süre aşımı yolundaverilen kararda hukuki isabetbulunmamaktadır."
B. Uluslararası Hukuk
1. Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi
22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkesdavasının, medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusundakarar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, ... görülmesini isteme hakkınasahiptir..."
2. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi İçtihadı
23. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sefer Yılmaz ve Meryem Yılmaz/Türkiye (B.No: 611/12, 17/11/2015) başvurusunda askerde ölüm olayıyla ilgili yürütülenceza soruşturmasının takipsizlikle sonuçlanmasının ardından AYİM'deaçılan tam yargı davasınınsüre aşımı gerekçesiylereddedilmesine ilişkin başvuruda başvurucuların mahkemeye erişim hakkının ihlaledilip edilmediği hususunu değerlendirmiştir. Söz konusu olayda başvurucularınoğlu M.Y. 9/9/2008 tarihinde nöbet kulübesinde el bombasının patlaması sonucuvefat etmiştir. Yapılan soruşturmanın ardından 15/12/2009 tarihinde Askerî Savcılık;ölüm olayının meydana gelmesinde kimsenin kusur ya da kastının bulunmadığı, M.Y.nin el bombasıyla intihar ettiği sonucuna varmıştır.Askerî Savcılığın bu sonuca varmasında olay yeri inceleme raporu, olay yerikrokisi, otopsi raporları ve tanıkların M.Y.ninailevi ve maddi çeşitli sıkıntılara bağlı olarak psikolojik sorunlarınınolduğuna dair ifadeleri etkili olmuştur. Söz konusu kararın ardındanbaşvurucular 28/8/2010 tarihinde tazminat istemiyle İçişleri Bakanlığınabaşvuruda bulunmuş, istemin zımnen reddi üzerine 2/11/2010 tarihinde AYİM'de tam yargı davası açmıştır. AYİM 1602 sayılı mülgaKanun'un 43. maddesinde öngörülen bir yıllık süreyi ölüm tarihinden başlatarakdavayı süre aşımı gerekçesiyle reddetmiştir. AYİM kararında, yürütülensoruşturma sonucunda ölüm olayının davacıların yakınının intihar kastıyla elbombasını patlatması şeklinde gerçekleştiği ve bu durumun davacılar tarafındanda önceden bilinen ölüm sebebinde herhangi bir değişiklik yapmadığı kanaatinevarıldığı da ayrıca belirtilmiştir.
24. AİHM, davanın temelinde yer alan konunun bir yıllık süresınırının M.Y.nin ölüm tarihinden itibarenbaşlatılması olduğunu belirtmiş; başvuranların oğullarının 9/9/2008 tarihindehayatını kaybettiğini öğrendiklerini ancak kesin ölüm nedenini bilmediklerini,bu bağlamda takipsizlik kararı tebliğ edilinceye kadar söz konusu olayın kaza,cinayet veya intihar olduğunu kesin olarak bilemediklerini ve bu durumun AYİM'e başvuru yapılması için belirleyici bir etkiye sahipolduğunu vurgulamıştır. AİHM; olay tarihinde başvurucuların elinde idareninkusur veya ihmaliyle ilgili kıstaslar bulunmadığını, kovuşturmaya yerolmadığına dair karardan haberleri olduğu tarihten itibaren tam olaraksoruşturma unsurlarına erişebildiklerini ve idarenin olası bir hatası veyaihmalinden haberleri olduğunu, anılan kararın tebliğinin üzerinden bir yılgeçmeden idareye başvuru yapıldığı ve bu koşullarda başvurucuların ihmalkârdavrandıkları ya da hatalı oldukları yönünde suçlanamayacaklarını belirterekAYİM kararının başvuranları mahkemeye erişim haklarından mahrum bıraktığısonucuna varmıştır (Sefer Yılmaz ve MeryemYılmaz/Türkiye, §§ 65-73).
25. AİHM; askerde ölüm olayıyla ilgili kusursuz sorumluluğadayalı olarak açılan tam yargı davalarında ise takipsizlik kararından haberdarolmaya ihtiyaç duyulmadığını, dolayısıyla kusursuz sorumluluk esasına göreaçılan davalarda bir yıllık dava açma süresinin ölüm tarihinden itibarenbaşlatılmasının makul olduğunu belirtmektedir (CananEyilmez ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No:74704/11, 1/7/2014, §§ 24-34). AİHM, Canan Eyilmez vediğerleri/Türkiye kararında başvurucuların yakınlarının zorunluaskerlik hizmetini yerine getirdiği sırada ölümcül kazanın meydana gelmesinedeniyle idarenin kusursuz sorumluluk ilkesine dayanarak kendilerine tazminatödemeye mahkûm edilmesi gerektiğini savunduklarına dikkat çekerek idareninolası kusurundan bilgi sahibi olmaya ihtiyaç duyulmadığı; bu nedenle dava açmasüresinin olay tarihinden itibaren başlatılmasının hakkaniyetsizlik olarak yada kendi özünde başvuranların mahkemeye erişim haklarına zarar vereceknitelikte görülmediği gerekçesiyle başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
26. Mahkemenin 12/6/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
27. Başvurucular; tazminat davası açılması için gerekli bilgi vebelgelere ölüm olayının gerçekleştiği tarih itibarıyla sahip olmadıklarınıbelirtmektedir. Ceza soruşturmasının sonuçlanmasıyla birlikte olayınayrıntılarını ve bu kapsamda idarenin ihmali sonucunda ölümün gerçekleştiğiniöğrendiklerini ifade eden başvurucular, hizmet kusuru iddiasına dayalı olarakdava açılması için gerekli bilgilere ceza soruşturması sonucunda verilenkararla ulaştıklarına dikkat çekmekte; söz konusu kararın kesinleşmesi üzerinesüresi içinde dava açtıklarını iddia etmektedir. Başvurucular, Danıştayın aynı nitelikteki uyuşmazlıklarda davanınsüresinde olduğunu kabul ederek işin esasının incelenmesi gerektiği yönündeverdiği kararlar olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkemenin dava açma süresini ölümolayının gerçekleştiği tarihten başlatarak davayı süre aşımından reddetmesinedeniyle adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ilerisüren başvurucular, yeniden yargılama ve tazminat talep etmektedir.
B. Değerlendirme
28. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların şikâyetlerinin özü,Mahkemenin dava açma süresinin başlangıcını tespit etme noktasında hukukkurallarını hatalı değerlendirmesi ve uygulaması neticesinde uyuşmazlığınesasının incelenememesidir. Bu nedenle belirtilen ihlal iddialarının tümü mahkemeyeerişim hakkı kapsamında incelenmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Hakkın Kapsamı veMüdahalenin Varlığı
31. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün birunsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede,Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınanadil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1)numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§34).
32. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesive kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesiiçin ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerdenyararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:2013/8896, 23/2/2016, § 33).
33. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
34. Somut olayda maddi ve manevi tazminat istemiyle açılandavanın süre aşımından reddedilerek uyuşmazlığın esasının incelenmemesinedeniyle başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahaleninbulunduğu görülmektedir.
b. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
35. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızcaAnayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırıolamaz."
36. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilenkoşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesinin ihlalini teşkiledecektir.
37. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülenve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebedayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
38. Başvurucuların yakınlarının ölümünden dolayı uğradıklarızararın tazmini istemiyle açtığı davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesineilişkin Mahkeme kararının 1602 sayılı mülga Kanun'un 43. maddesine dayandığıgörülmektedir. Dolayısıyla somut olayda başvurucuların mahkemeye erişim hakkınayönelik müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.
ii. Meşru Amaç
39. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının neolduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafındanmüteaddit defa incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi bu incelemelerinde, idari işlemya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin en genelifadesiyle Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin birgereği olan idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı bulunduğunaişaret etmiştir (Daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017,§§ 54, 55; Fatma Altuner,B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48,49; Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii veTicaret Limited Şirketi, B. No: 2014/12354, 9/11/2017, § 52).
iii. Ölçülülük
(1)Genel İlkeler
40. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkemekararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemliölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlaledebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen,§ 52).
41. Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularkenyargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilciliktenkaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadankalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).Bu kapsamda mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukukaaçıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanmasınedenleriyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarınıkullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.San. ve Tic. Ltd. Şti., §38).
42. Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı an damahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önemtaşımaktadır (Yaşar Çoban [GK],B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açma süresinin hangi tarihte başlayacağınıbelirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derece mahkemelerineaittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma süresininbaşlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevibulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, dava açmasüresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili derecemahkemelerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayınkoşulları ışığında incelemektir (AhmetYıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46). Bu kapsamda dava açmasüresinin hak sahibinin henüz dava hakkının doğduğundan haberdar olmadığı vesomut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerinbulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması dava hakkının varlığını anlamsızkılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (Yaşar Çoban, § 66).
(2)İlkelerin Olaya Uygulanması
43. Başvurucular, dava açma süresinin başlangıç tarihi olarakölüm olayının gerçekleştiği tarihin esas alınmasının mahkemeye erişim hakkınıihlal ettiğinden şikâyet etmektedir.
44. Yukarıda yer verilen (bkz. §§ 20, 21) Danıştay içtihadındaortaya konulduğu üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminiistemiyle açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesiiçin ortada idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari eylem arasındailliyet bağı bulunmalıdır. Söz konusu eylemlerin idariliğive doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken bazen deçok sonra değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortayaçıkabilmektedir. Bu çerçevede eylemin idariliğininveya yol açtığı zararın ya da arasındaki illiyet bağının eylemden çok sonraanlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin butarihlerden sonra başlayacağı kabul edilmektedir (Hasan Oğuz ve diğerleri, B. No: 2015/2700, 7/2/2018, § 48).
45. Bu bağlamda özellikle zorunlu askerlik görevi sırasındameydana gelen ve ilk etapta mahiyeti bilinemeyen ölüm olaylarının kesin sebebi(kaza/intihar/cinayet) ve bu neticeye idarenin bir ihmalinin yol açıp açmadığı,yapılan adli ve/veya idari soruşturma sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu tipdurumlarda ilgililerin kesin ölüm nedenini ve olay sürecini bilmeleri, takipedecekleri usul ve başvuracakları idari ve adli mercilerin belirlenmesinde önemarz etmektedir. Bu husus ayrıca, ilgililerin tam yargı davası açma iradeleri üzerindede belirleyici bir etkiye sahiptir (Benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Mehmet Menendiz ve diğerleri, B. No:2014/5235, 6/7/2017, § 58; Hasan Oğuz ve diğerleri,§49).
46. Söz konusu soruşturmalar kamu makamlarınca resenyürütüldüğünden ilgililerin soruşturma süresinin uzunluğu üzerinde genelliklebir etkisi olmadığı gibi soruşturma sonucunu beklemekten başka seçeneği debulunmamaktadır. Bu durum özellikle tam yargı davasının kusur veya ihmalinvarlığına dayandırıldığı durumlarda önem arz eder. Bu bağlamda yürütülensoruşturma sonucu kesin ölüm nedeni, ölüm olayının meydana gelmesinde kusurveya ihmalin varlığı ya da sürece ilişkin diğer ayrıntılar tespit edildiğindeilgililerin tam yargı davası açılması için gerekli olan koşulların oluştuğundanhaberdar olduğunun veya haberdar olması gerektiğinin ve dava açma süresinin debu andan itibaren başladığının kabulü gerekir (HasanOğuz ve diğerleri, § 50, benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mehmet Menendiz ve diğerleri,§§ 58, 59).
47. Bireysel başvuruya dayanak kararda Mahkemenin dava açmasüresinin başlangıcında ölümün gerçekleştiği tarihi esas aldığı ancakbaşvurucular tarafından eylemin idariliğinin ne zamanöğrenildiği ya da öğrenilmesi gerektiğine dair herhangi bir değerlendirmeyapmadığı görülmektedir. Somut olayda başvurucuların, oğullarının 7/5/2011tarihinde hayatını kaybettiğini öğrendikleri konusunda tartışmabulunmamaktadır. Bununla birlikte başvurucuların ölümün kesin sebebine ve buölüm sebebiyle ilintili olarak silah altındaki oğullarının ölümünden öncekisüreçte yaşadığı olaylara, sağlık durumuna dair verilere ve bu süreçte idareninolası hata ya da ihmali bulunduğu iddiasına dayanak alınabilecek bilgilere, birbaşka ifadeyle eylemin idarilik niteliğinin bulunupbulunmadığının tespitinde esas alınabilecek unsurlarakesinölüm nedeninin ortaya çıkarılması için yürütülen soruşturma tamamlanıncayakadar vâkıf olamadıkları açıktır. Öte yandan söz konusu bilgilere sahipolunmasının idari yargıda dava açılıp açılmaması yönündeki iradenin oluşmasınoktasında belirleyici bir etkisinin olduğu da yadsınamaz.
48. Buna göre Mahkemenin başvurucuların eylemin idariliğini öğrenmesine ve değerlendirmesine imkântanımayan olay tarihini (ölüm tarihi) esas alarak dava açma sürelerinibelirlemesine ilişkin yorumunun başvurucuların dava açmasını aşırı derecedezorlaştırdığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla bu yorumdan hareketle davanınsüre aşımından reddedilmesi suretiyle başvurucuların mahkemeye erişim hakkınayönelik müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.
49. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
50. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğinekarar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
51. Başvurucular, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerekihlalin giderilmesi ve uğradıkları zararın tazminine karar verilmesi talebindebulunmuştur.
52. Adil yargılanmahakkı kapsamındakimahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
53. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundankararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeyegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
54. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğusonucuna varıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
55. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için -Anayasa'nın geçici 21. maddesininbirinci fıkrasının (E) bendinin (b) alt bendi gereğince- yetkili idari yargımerciine GÖNDERİLMESİNE (Karar, AYİM İkinci Dairesinin 28/5/2014 tarihli veE.2014/566, K.2014/819 sayılı kararıyla ilgilidir),
D. Başvurucuların tazminat talebinin REDDİNE,
E. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE12/6/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.