TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ALİ İMANCI VE EŞREF AYDIN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/15134)
Karar Tarihi: 29/1/2020
R.G. Tarih ve Sayı: 25/3/2020-31079
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Mahmut ALTIN
Başvurucular
:
1. Ali İMANCI
2. Eşref AYDIN
Vekili
:
Av. Ahmet ŞENOL
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ön alım hakkına dayalı tapu iptali ve tescildavasında depo edilen bedelin değer kaybına uğratılarak ödenmesi nedeniylemülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 27/2/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucular, İzmir'in Menderes ilçesine bağlı GölcüklerMahallesi'nde bulunan 302 parsel sayılı taşınmazın ayrı ayrı 23/64 hisselerinitapuda yapılan resmî satış ile 22/3/2011 tarihinde satın almış ve 2/11/2011tarihli noter ihtarnamesiyle davacıya bildirimde bulunmuşlardır.
9. Bu taşınmazda 3/160 hissesi olan paydaş R.Y. kanuni ön alımhakkına dayalı olarak başvurucular aleyhine 1/2/2012 tarihinde Menderes AsliyeHukuk Mahkemesinde (Mahkeme) tapu iptali ve tescil davası açmıştır.
10. Mahkemece 25/9/2013 tarihinde davanın reddine kararverilmiştir. Kararın gerekçesinde; davacı R.Y.nin başvuruculara hisse satanmaliklerden Ş.Y.nin vekili olarak satım sözleşmesi sırasında hazır bulunduğuaçıklanarak satış sözleşmesinden haberdar olduğu, bu nedenle ön alım hakkınınyasal süresi içinde ve iyi niyet kurallarına uygun kullanılmadığıbelirtilmiştir.
11. Davacı tarafından temyiz edilen karar, Yargıtay 14. HukukDairesince (Daire) 29/4/2014 tarihinde bozulmuştur. Bozma kararının gerekçesinde;yasal ön alım hakkının kullanılması için öğrenme olgusunun değil noterbildiriminin gerektiği, ön alım hakkı sahibinin satışı başka bir şekildeöğrenmiş olmasının sürenin işlemesine yol açmayacağı açıklanarak kanununverdiği hakkın kullanılması nedeniyle davacının kötü niyetli olduğununsöylenemeyeceği belirtilmiştir.
12. Bozma kararından sonra 4/2/2015 tarihinde 270.000 TL ön alımbedeli mahkeme veznesine depo edilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyularak18/3/2015 tarihinde davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde,davacının süresinde yasal ön alım hakkını kullandığı ve bu nedenle kötü niyetlisayılamayacağı belirtilmiştir.
13. Başvurucular tarafından temyiz edilen karar Dairece12/11/2015 tarihinde onanmıştır. Başvurucuların karar düzeltme istemi de aynıDaire tarafından 15/12/2016 reddedilmiştir.
14. Nihai karar, başvurucular vekiline 27/1/2017 tarihindetebliğ edilmiştir.
15. Başvurucular 27/2/2017 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. Mevzuat Hükümleri
16. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun732. maddesi şöyledir:
"Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmazüzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğerpaydaşlar önalım hakkını kullanabilirler. "
17. 4721 sayılı Kanun'un 733. maddesi şöyledir:
"Önalım hakkından feragatin resmî şekildeyapılması ve tapu kütüğüne şerh verilmesi gerekir.
Belirli bir satışta önalım hakkınıkullanmaktan vazgeçme, yazılı şekle tâbidir ve satıştan önce veya sonrayapılabilir.
Yapılan satış, alıcı veya satıcı tarafındandiğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilir.
Önalım hakkı, satışın hak sahibinebildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her hâlde satışın üzerinden iki yılgeçmekle düşer. "
18. 4721 sayılı Kanun'un 734. maddesi şöyledir:
"Önalım hakkı, alıcıya karşı davaaçılarak kullanılır.
Önalım hakkı sahibi, adına payın tescilinekarar verilmeden önce, satış bedeli ile alıcıya düşen tapu giderlerini, hâkimtarafından belirlenen süre içinde hâkimin belirleyeceği yere nakden yatırmaklayükümlüdür."
2. Yargıtay İçtihatları
19. Dairenin 27/2/2018 tarihli ve E.2017/4874, K.2018/1459sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"...Önalım hakkı paylı mülkiyethükümlerine tabi taşınmazlarda payın üçüncü kişiye satılması halinde, diğerpaydaşlara o payı öncelikle satın alma yetkisi veren bir haktır. Bu hak paylımülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve payın üçüncü kişiye satılması ilekullanılabilir hale gelir.
Önalım hakkının kullanılmasıyla bu hakkıkullanan paydaş ile alıcı arasında kapsam ve şartları satıcı ile davalıarasında yapılan sözleşmenin aynı olan bir satım ilişkisi kurulmuş olur.
Ancak; davalı adına kayıtlı dava konusu payınsatışı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun yürürlüğe girmesinden önce 743 sayılıTürk Kanunu Medenisi’nin yürürlükte olduğu dönemde yapılmış isesatıştarihiitibariyle aradan uzunca bir süre geçmiş ve bu uzun süre davalı alıcınınkendisinden kaynaklanmamışsa aradan geçen sürede davalı, ortaya çıkan değerartırıcı unsurların dikkate alınarak önalım bedelinin yeni duruma göretespitini talep edebilir. Satış tarihinden itibaren geçen uzunca bir süresonra, taşınmazın değerinde meydana gelen objektif ve enflasyon artışlarının,önalım bedeline dahil edilmesi yorumu, yasaya ve hukukun genel prensiplerine deters düşmeyecektir, aksine bir uygulamanın hukukun amacı olan adaletinsomutlaştırılmasını önleyeceği ve çıkarlar dengesini bozacağı açıktır, aksihalde; önalım hakkı sahibi sebepsiz zenginleşirken alıcı olan davalı fakirleşecektir,aradan geçen sürede ortaya çıkan değer artırıcı unsurların dikkate alınarakönalım bedelinin yeniden belirlenmesi hakkaniyete uygun olacaktır,bu görüşYargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.05.1993 gün 761-192 E-K , 18.5.1994 tarih215-356 E-K 19.10.1994tarih343-625 E-K 14.12.1994 tarih 663-841 E-K sayılıKararlarında da benimsenmiştir.
Somut olaya gelince, 17.12.1996 tarihli resmisenet içeriğine göre, davalının davaya konu 5289 ada 3 parsel (eski 1545 ada 44parsel) sayılı taşınmazın 3/16 payını davalı S.A.’den, 85.000.000.000,00(seksenbeş milyar) TL bedelle satın aldığı, daha sonra satın aldığı payınkısmen davacıların miras payı oranında mahkeme kararı ile iptal edildiği vetapuda infaz edildiği anlaşılmış; mahkemece, önalım bedeli olarak belirlenen17.12.1996 tarihli resmi senetteki satış bedeli olan 85.000.000.000,00 TL'niniptal edilen paya göre yarısı olan 44.540,00 TL depo ettirilerek, 5289 ada 3.parselde davalı A.O adına kayıtlı bulunan 3/32(12/128 payın) iptali ile,3/128'er paydan her bir davacı adına tapuya kayıt ve tescili suretiyle23.06.2017 tarihinde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dava konusu payın satış tarihi 17.12.1996(7768 yevmiye), dava tarihi 14.01.1997, karar tarihi ise 23.06.2017'dir. Davalıadına kayıtlı dava konusu payın satışı 4721 sayılı Türk Medeni Kanununyürürlüğe girmesinden önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin yürürlükteolduğu dönemde yapılmış ve dava da bu dönemde açılmıştır. Kanuni önalımhakkının düzenlendiği M.K ‘nun 659. maddesinde yalnız önalım hakkınınvarlığından söz edilmiş, önalım bedeline ilişkin bir açıklamadabulunulmamıştır. Daha sonra uygulamada M.K 658. maddesinde sözleşmedenkaynaklanan önalım hakkı için getirilen koşulların kural olarak kanuni önalımhakkı için de uygulanması benimsenmiştir. Somut olayda aradan geçen zamaniçinde taşınmazın değerinde meydana gelen objektif artışlar ile enflasyonolgusunun önalım bedelinin belirlenmesine etkisi de kabul edilmelidir. Hakkınkullanılması hiç bir zaman davalının zararına olmamalıdır. Satış tarihi ilekarar tarihi arasında 21 yıl gibi uzunca bir sürenin geçmiş olması gözönünealındığında bu durumun davacıyıamacı dışında zenginleştirmemesi davalıyı dafakirleştirmemesi gerekir; bir tarafın diğer taraf zararına azımsanamayacakderecede oransız bir çıkar sağlaması M.K’nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlükkuralına aykırı olacaktır.
Açıklamalar ışığında Mahkemece; dava konusupayın değerinin belirlenmesi bakımından, bilirkişiler marifeti ile taşınmazbaşında keşif yapılarak, aradan geçen zaman içinde taşınmazın değerinde meydanagelen objektif artışlar ile enflasyon olgusudagözetilerekbilirkişilerdendenetime elverişli şekilde rapor alınması, günümüzeuyarlanmış olan bedelin depo edildiktensonra sonucuna görebir hüküm kurulmasıgerekirkenyazılıolduğu üzere hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeplekararın bozulması gerekmiştir."
20. Dairenin 26/12/2016 tarihli ve E.2015/6448, K.2016/10863sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"...Dava, önalım hakkına dayalı tapuiptali ve tescili istemine ilişkindir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.12.2015 günve 2014/6-324 – 2015/2787 sayılı onama ilamında da açıklandığı üzere; Önalımhakkı paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda bir paydaşın taşınmazüzerindeki payını kısmen veya tamamen üçüncü bir kişiye satmasıhalinde diğerpaydaşlara bu satılan payı öncelikle satın alma yetkisi veren bir haktır. Buhak paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve satışın yapılmasıyla dakullanılabilir hale gelir.
Gerçek bir satışın konusu olmayan, satımniteliğinde olmayan pay temliklerinde yasal önalım hakkı doğmayacaktır.
Öte yandan; şuf'alı payın ilişkin olduğutaşınmaz paydaşlarca özel olarak taksim edilip her bir paydaş belirli bir kısmıkullanırken bunlardan biri kendisinin tasarrufunda ki yeri ve ona tekabül edenpayı bir üçüncü şahsa satarsa, satıcı zamanında o yerde hak iddia etmeyendavacının tapuda pay satışı şeklinde yapılan işlem nedeniyle önalım hakkınıkullanması Medeni Kanunun 2. maddesinde yer alan objektif iyiniyet kuralı ilebağdaşmaz. Kötüye kullanılan bu hak kanunen himaye görmez. 14.12.1951 gün ve17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bu hususun davanın heraşamasında ileri sürülmesi, hatta mahkemenin kendiliğinden nazara alınmasıgerekir. Savunmanın genişletilmesi bu gibi durumlarda söz konusu değildir.
Dosya da mevcut 01.05.1995 gün ve 10038yevmiye numaralı Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi, 02.04.2003 tarih07969 Yevmiyeno'lu Satış Vaadi Sözleşmesi, 29.12.2007 tarihli Yüklenici Kooperatif ile arsasahipleri arasında düzenlenen ve bağımsız bölümlerin paylaşımını gösterenprotokol, inşaatın tamamlanması için yapılan birden fazla protokol, tapukayıtları ve tüm dosya içeriği incelendiğinde;
Öncelikle yapılan pay devrinin ne amaçlayapıldığının açıklığa kavuşturulması gerekir.
Tarafların paydaş olduğu ve dava konusu edilentaşınmaz başında keşif yapılarak taşınmaz üzerindeki inşaatın hangi aşamadaolduğu, bağımsız bölümlerin paylaşımı araştırılarak, satışın ne amaçlayapıldığı, sadece arsa payı satışı mı öngörüldüğü yoksa bağımsız bölüm malikiolmak amacıyla mı yapıldığı konusunda tarafların tüm delillerinin toplanmasıdavalılara yapılmış devirlerin gerçek satış olup olmadığı konusunda TMK’nun2 ve3. madde hükümleri uyarınca herkes haklarını kullanırken dürüstlük kurallarınauymak zorunda olduğu ilkesi gözetilerek bir değerlendirme yapılması ve oluşacaksonuç çerçevesinde bir hüküm kurulması gerekir.
Eksik inceleme ile yazılı şekil de hükümkurulması bozma nedenidir.
Kabule göre de; Dava konusu edilen paylaröncelikle 02.04.2003 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile 21.000.000.000 TLbedelle satın alındığı, bedelin ödendiği ve zilyetliğin teslim edildiği vesözleşmenin 06.05.2003 tarih 4495 Yevmiye numarası ile tapuya şerh edildiği,yukarıda açıklanan sözleşmeler gereği tapu ferağının ise ancak 19.02.2014tarihinde verildiği ve her payın satış değerinin ayrı ayrı gösterildiğigörülmüştür.
Mahkemece, 19.02.2014 tarihli resmi akittablosunda yer alan tüm pay satışlarına ilişkin bedeller ve masrafları dikkatealarak 51.974.52 TL için depo kararı verilmiş ve bu meblağ üzerinden önalımhakkı kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Uyuşmazlık; önalımhakkına konu edilen payın satış bedelinin hangi tarih itibariyle tespitedilmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.
Kural olarak önalım bedeli, dava konusu payıntapudaki satış bedeli ile davalının bu satım sebebiyle ödediği tapu harç vemasraflar toplamından ibarettir.
Somut olayda şuf’alı pay 2003 tarihinde21.000.000.000 TL bedelle satışı vaat edilmiş olup yukarıda açıklanansözleşmeler, protokoller ve iştirakın çözülmesi gibi nedenlerle tapu ferağıancak 2014 yılında verilmiştir. Önalım hakkı pay satışından 11 yıl sonrakullanılmıştır. Aradan geçen zaman içinde taşınmazın değerinde meydana gelenobjektif artışlarla enflasyon olgusunun önalım bedelinin belirlenmesine etkiside kabul edilmelidir. Bu hakkın şu veya bu nedenle geç kullanılmasından (somutolayda satışından 11 yıl sonra ferağ verilmesi) dolayı davacıyı, amaç dışındazenginleştirecek ve alıcı davalıyı da fakirleştirecek yorum ve sonuçlardankaçınılmalıdır. (HGK’nun 14.12.1994 – 6 – 663/841 ve 28.12.1994 tarih6-673/898)
Hukuk Genel Kurulu kararlarında detaylıbiçimde açıklandığı üzere önalım konusu payın, dava tarihine göre belirlenendeğerinin depo edilmesi halinde dava kabul edilmelidir. Aksine düşüncelerlegerçek satış bedelini yansıtıp yansıtmadığı araştırılmadan, bu konuda kisavunma üzerinde durulmadan yazılı şekilde depo kararı verilerek hükümkurulması da usul ve yasaya aykırı olup kabul biçimine göre de bozmanedenidir."
21. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 19/12/2006 tarihli veE.2006/11355, K.2006/13150 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"...Davacı vekili, dava dilekçesinde,müvekkilinin dava konusu payın ilişkin bulunduğun 5 No’lu parselinpaydaşlarından olup taşınmazın diğer paydaşlarının paylarını 4/6/2004 tarihindekendisinden habersiz davalıya sattıklarından yeni haberdar olduğunu, yapılansatışın noter aracılığı ile davacıya bildirilmediğini, öte yandan payın40.000.000.000 TL bedelle satın alınmasına karşın tapuda önalım hakkınınkullanılmasını engellemek için muvazaalı olarak 55.000.000.000 TLgösterildiğini, davacının gerçek bedel üzerinden önalım hakkını kullanmakistediğini belirterek davalı adına kayıtlı payın iptali ile müvekkili adınatescilini talep etmiştir. Davalı vekili, davanın haksız ve kötü niyetleaçıldığını,bedelde muvazaa yapıldığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, payın55.000.000.000 TL’ye satın alındığının satış akdinden görülebileceğigibi,bilirkişi incelemesi ile de ortaya çıkacağını, davacının pay satışınısatışın bütün aşamalarında bildiğini, payın öncelikle kendisine teklifedilmesine rağmen davacının almayacağını söylemesi üzerine davalının satınaldığını, payın 4/6/2004 tarihinde alındığını, davanın 14/10/2004 tarihindeaçıldığını, ne zaman sonuçlanacağının da belli olmadığını, alım gücündekisürekli değer kaybı ve enflasyon nazara alındığında tapudaki bedel üzerindenönalım hakkının tanınmasının davalının zararına yol açacağını, bu nedenle satıştarihinden karar tarihine kadar önalım bedeline reeskont faizinin deeklenmesini, bu koşulla davayı kabul ettiklerini belirtmiştir.
...
Olayımıza gelince; önalım hakkına konu edilenpay 4/6/2004 tarihinde 55.000.000.000 TL bedelle davalıya satılmış davacı 14/10/2004tarihinde açmış olduğu işbu dava ile önalım hakkının tanınmasını istemiştir.Uyuşmazlığın satış tarihi itibariyle 1/1/2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721Sayılı Medeni Kanun hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. Anılan yasanın 733.maddesinde yapılan satışın alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlarabildirilmesi yükümlülüğü getirilmiştir. Bu yükümlülük yerine getirilmediğindenöğrenme tarihine göre 14/10/2004 tarihinde açılan davasüresindedir.Davalı alıcısatışı noter aracılığı ile davacıya bildirmediğine göre satış tarihi ile davatarihi arasındaki süreningeçmesine kendi davranışı ile sebebiyet verdiğindenobjektif değer artışı esasına göre yeniden önalım bedelinin belirlenmesiniisteyemez.Davacının bedelde muvazaa iddiası da kanıtlanamadığına göre önalımhakkının tapuda gösterilen satış bedeli, harç ve masraflar tutarı üzerindentanınması gerekir.Tapuda gösterilen satış bedeli, harçve masrafları da 1.3.2006tarihinde 56.650 YTL olarak depo edildiğinden bu bedel üzerinden önalımhakkının tanınmasına karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasıdoğru değildir.
..."
B. Uluslararası Hukuk
22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.luProtokol'ün 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halelgetirmez."
23. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Köksal/Türkiye ((k.k.), B. No: 30253/06,26/11/2013) kararına konu olayda başvurucu, özel bir banka aleyhine kredisözleşmesi çerçevesinde asliye ticaret mahkemesinde tazminat davası açmıştır.İlk derece mahkemesi davayı kabul ederek tazminatın dava tarihinden itibarenişleyecek reeskont faizi ile birlikte ödenmesine karar vermiştir. Yargıtaycahüküm onandıktan sonra banka tarafından başvurucuya ödeme yapılmıştır.Başvurucu 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 105.maddesine dayalı olarak munzam zararın tazmini için ayrı bir dava dahaaçmıştır. Dava dilekçesinde, alacağının enflasyon karşısında değerkaybettiğinden yakınmıştır. İlk derece mahkemesi yapılan yargılama neticesindedavanın kabulüne karar vermiştir. Başvurucuya bu mahkeme kararı doğrultusundareeskont faiziyle birlikte hükmedilen munzam zarara ilişkin tazminat tutarı daödenmiştir. Başvurucu ek tazminat miktarı yönünden ikinci bir munzam zararıntazmini davası daha açmıştır. İlk derece mahkemesinin davanın kabulüne ilişkinkararı bu defa Yargıtay tarafından bozulmuştur. Yargıtay 818 sayılı mülgaKanun'un 105. maddesinin ana borcu, alacaklının uğradığı munzam zarar ilebirlikte usulüne uygun olarak ödeyen bir borçluyu başka herhangi bir yükümlülükaltına sokmadığını belirtmiştir. İlk derece mahkemesi bozma kararına uymuş vedavanın reddine karar vermiştir (Köksal/Türkiye,§§ 3-25).
24. AİHM olayda özel kişiler arası bir uyuşmazlığın söz konusuolduğunu ve dolayısıyla müdahalenin devletin yetkisinin doğrudan kullanımınınbir sonucu olmadığını açıklamıştır. Bu sebeple pozitif yükümlülüklerçerçevesinde incelenen kararda, başvurucunun banka aleyhindeki taleplerinisunabileceği usule ilişkin güvenceleri içeren, etkili ve adil bir şekilde hükümkurulabilmesine imkân veren adli bir mekanizmanın mevcut olduğuna dikkatçekilmiştir. Nitekim bu adli mekanizma başvurucuya uğradığı zarar için bu türihtilaflarda uygulanan en yüksek faizin işletilmesini sağlamıştır. AİHM’e göredolayısıyla taraf devletin bu bağlamdaki asli yükümlülüklerini yerine getirdiğikabul edilmelidir. AİHM mülkiyet hakkı kural olarak özel bir tazminat talebininpiyasa etkenleri çerçevesinde değer kaybetmesini önleme hususunda devletlerigenel bir yükümlülük altına sokmamakla birlikte somut olayda paranın değer kaybetmesindenkaynaklanan munzam zararın 818 sayılı mülga Kanun'un 105. maddesine göre tazminedilebilmesi suretiyle ayrı bir güvence sağladığını vurgulamıştır. Nitekimbaşvurucuya asıl alacağı ve faiz ödemesi yanında faizi aşan munzam zarar daödenmiştir. Ancak başvurucu bu ek tazminatın da değer kaybettiğini ilerisürmüştür (Köksal/Türkiye, §§29-33).
25. AİHM gecikmeli ödemelere nispeten yüksek seviyede faizödenmesine ve yüksek enflasyondan kaynaklanan diğer tüm zararları telafi etmeyeyönelik bir hukuk yolu sağlamayı içeren adli mekanizmayı dikkate almıştır.Bununla birlikte belirtilen özel nitelikteki taleplere enflasyondanetkilenmeyen bir temerrüt faizi uygulama hususunda mülkiyet hakkı kapsamındaherhangi bir yükümlülük bulunmadığını açıklamış, somut davada başvurucunun ektazminat yönünden uğradığı munzam zararın, mülkiyet hakkı uyarınca devletinsorumluluğunu gerektirmediğini belirtmiştir. AİHM ayrıca başvurucuya verilentazminatın değer kaybına uğramasına kamu makamları tarafından başka herhangibir şekilde katkıda bulunulduğuna ilişkin herhangi bir emare de olmadığınıbelirlemiştir. AİHM yaklaşık dört yıl süren yargılamanın da karmaşıklığınaişaret ederek netice itibarıyla başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğusonucuna varmıştır (Köksal/Türkiye,§§ 34-39).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
26. Mahkemenin 29/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
27. Başvurucular 22/3/2011 tarihinde 270.000 TL ödeyerek satınaldıkları ön alım davasına konu taşınmaz bedelinin yaklaşık dört yıl sonra4/2/2015 tarihinde aynı miktarda depo edildiğini belirtmişlerdir. Başvurucularbu dört yıllık sürede Türk lirasında meydana gelen değer kaybının derecemahkemelerince dikkate alınmamasından yakınmışlardır. Ayrıca taşınmazda kendiemek ve masraflarıyla meydana getirdikleri değer artışının da göz ardıedildiğinden şikâyetçi olmuşlardır. Öte yandan bu yöndeki itirazlarının, tanıkdinletilmesi ve keşif yapılması taleplerinin gerekçesiz ve tartışılmadan reddedildiğinivurgulamışlardır. Sonuç olarak başvurucular; taşınmazın satın alınma tarihi ileön alım bedelinin depo ettirildiği tarih arasında geçen sürede ön alımbedelinin değer kaybına uğradığını belirterek adil yargılanma, gerekçeli karar,hukuki dinlenme, savunma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
B. Değerlendirme
28. Anayasa’nın"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular, mülkiyet hakkının ihlaledildiği iddiası yanında adil yargılanma, gerekçeli karar, hukuki dinlenme vesavunma haklarının da ihlal edildiğini ileri sürmektedirler. Ancakbaşvurucuların ön alım bedelinin değer kaybına uğratılarak ödenmesi yönündekişikâyetlerinin mülkiyet hakkına ilişkin olduğu anlaşıldığından mülkiyet hakkıkapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
30. Somut olayda başvurucuların uyuşmazlığa konu taşınmazpaylarını tapuda satın aldığı dikkate alındığında başvurucular yönündenAnayasa'nın 35. maddesi anlamında mülkün mevcut olduğu kuşkusuzdur.
31. Başvuru konusu olayda başvurucuların mülkiyet hakkınayönelik olarak kamu makamlarınca doğrudan yapılan bir müdahale mevcut olmayıpözel kişiler arası bir uyuşmazlık söz konusudur. Dolayısıyla başvuruda,devletin mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülükleri yönünden incelemeyapılması gerekmektedir.
1. Genel İlkeler
32. Mülkiyet hakkının korunmasının devlete birtakım pozitifyükümlülükler yüklediği hususu Anayasa'nın 35. maddesinin lafzında açık birbiçimde düzenlenmemiş ise de bu güvencenin sadece devlete atfedilebilenmüdahalelere yönelik sınırlamalar getirdiği, bireyi üçüncü kişilerinmüdahalelerine karşı korumasız bıraktığı düşünülemez. Pozitif yükümlülüklerinortaya çıkmasının nedeni gerçek anlamdakoruma sağlanmasıdır. Buna göre anılan maddede bir temel hak olarakgüvence altına alınmış olan mülkiyet hakkının gerçekten ve etkili bir şekildekorunabilmesi yalnızca devletin müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Gerçekanlamda koruma sağlanması için devletin negatif yükümlülükleri dışında pozitifyükümlülüklerinin de olması gerekir. Dolayısıyla Anayasa'nın 5. ve 35.maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleribulunmaktadır. Bu bağlamda söz konusu pozitif yükümlülükler, kimi durumlardaözel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyet hakkınınkorunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (Türkiye Emekliler Derneği, B. No:2012/1035, 17/7/2014, §§ 34-38; EyyüpBoynukara, B. No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39-41; Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda Temizlik HizmetleriPetrol Ürünleri Sanayi Ticaret Limitet Şirketi, B. No: 2014/8649,15/2/2017, § 43).
33. Devletin pozitif yükümlülükleri, mülkiyet hakkına yapılanmüdahalelere karşı usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal yolları da içerenetkili hukuksal bir çerçeve oluşturma, oluşturulan bu hukuksal çerçevekapsamında yargısal ve idari makamların bireylerin özel kişilerle olanuyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermesini temin etmesorumluluklarını da içermektedir (SelahattinTuran, B. No: 2014/11410, 22/6/2017, § 41).
34. Özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda taraflarınbirbirleriyle çatışan menfaatleri bulunmaktadır. Dolayısıyla tarafların karşıkarşıya gelen menfaatleri çerçevesinde mülkiyet hakkını korumakla yükümlübulunan devletin maddi ve usule ilişkin pozitif yükümlülüklerini yerine getiripgetirmediği dikkate alınarak sonuca varılmalıdır. Bu bağlamda ilk olarakbelirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir bir kanun hükmünün mevcut olup olmadığıirdelenmelidir.
35. İkinci olarak mülkiyet hakkına yapılan müdahaleye etkin birbiçimde itiraz edebilme, savunma ve iddialarını yetkili makamlar önünde ortayakoyabilme olanağının başvuruculara tanınıp tanınmadığı incelenmelidir.Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden söz etmemektedir.Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda korunabilmesi bakımından bumadde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da ifade edildiği üzere mülksahibine müdahalenin makul olmayan şekilde ya da kanun dışı veyakeyfîuygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önündeetkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsamaktadır.Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (Züliye Öztürk, B. No: 2014/1734,14/9/2017, § 36; Bekir Yazıcı[GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 71).
36. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişilerarasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücüolduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının sözkonusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerinegetirildiğinden söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konuile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki buzorunluluk davacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemeklebirlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren, davanın sonucuna etkili, esasa ilişkintemel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekildedeğerlendirilerek karşılanması gerekmektedir (KamilDarbaz ve GMO Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/12563,24/5/2018, § 52).
37. Son olarak başvurucuların mülkiyet haklarını koruyacak veyeterli güvenceler sağlayacak hukuksal mekanizmaların oluşturulupoluşturulmadığı incelenmelidir. Özel kişilerin mülkiyet haklarının çatıştığı bugibi durumlarda bunlardan hangisine üstünlük tanınacağının takdiri, kanunkoyucuya ve somut olayın koşulları gözönünde bulundurularak derecemahkemelerine ait bir yetkidir. Bununla birlikte her iki tarafın menfaatlerininmümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz birsonuca da yol açmaması gerekir. Menfaatler dengesinin kurulmasında taraflardanbiri aleyhine bireysel olarak aşırı ve olağan dışı bir külfetin yüklenmesi,pozitif yükümlülüklerin ihlali sonucunu doğurabilir. Olayın bütün koşulları vetaraflara tanınan tüm imkânlar ile tarafların tutum ve davranışları gözönündebulundurularak menfaatlerin adil bir şekilde dengelenip dengelenmediğideğerlendirilmelidir (Faik Tari ve SultanTari, B. No: 2014/12321, 20/7/2017, § 52).
2. İlkelerin OlayaUygulanması
38. Somut başvurunun konusu, ön alım hakkına dayalı tapu iptalive tescil davasında ön alım bedelinin değer kaybına uğratılarak ödenmesinedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıdır.
39. Bu bağlamda ilk olarak ön alım hakkının kullandırılması ileilgili belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir bir kanun hükmünün varlığı hususudeğerlendirilmelidir. Somut olayda başvurucuların taşınmaz üzerindeki payları4721 sayılı Kanun'un 732., 733. ve 734. maddelerine istinaden davacı adınatescil edilmiştir. Ön alım hakkı, paylı mülkiyet malikinin taşınmaz üzerindekipayını dilediği kişiye satmasını engellediğinden diğer paydaşlar lehine malikintaşınmazı üzerinde tasarrufta bulunma yetkisini sınırlandırıcı bir mahiyetibulunmaktadır. Bu nedenle paylı maliklerinin menfaatleri arasında bir dengekurulması amacıyla ön alım hakkı sahibi adına tescile karar verilebilmesi için4721 sayılı Kanun'un 734. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca satış bedeli ilealıcıya düşen tapu giderlerinin ödenmesi gerektiği düzenlenmiştir. Buna görederece mahkemelerince mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına konu edilenuyuşmazlığın çözümüne ilişkin olarak önceden oluşturulan, öngörülebilir,ulaşılabilir ve belirli nitelikte olduğu anlaşılan bu hukuksal çerçevekapsamında delillerin değerlendirildiği ve hukuk kurallarının yorumlanarak sonucavarıldığı görülmektedir. Ancak somut olayda ön alım bedelinin geç ödenmesisebebiyle uğranan zararın menfaatler dengesinde başvurucular aleyhine birdengesizliğe yol açıp açmadığı irdelenmelidir.
40. İkinci olarak mülkiyet haklarına yapılan müdahaleye etkinbir biçimde itiraz edebilme, savunma ve iddialarını yetkili makamlar önündeortaya koyabilme olanağının başvuruculara tanınıp tanınmadığı incelenmelidir.Mülkiyet hakkının ihlali iddiasına konu edilen yargılama sürecinin bütününebakıldığında başvurucuların kendilerini vekil ile temsil ettirdikleri, itirazve savunmalarını ortaya koyabilme ve delillerini sunabilme olanağınınbaşvuruculara tanındığı anlaşılmaktadır.
41. Son olarak ön alım hakkının kullandırılmasının ve ön alımhakkına dayalı tapu iptali ve tescil davasında depo edilen bedelin değerkaybına uğratılarak ödenmesinin mülkiyet hakkı yönünden başvuruculara şahsiolarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yükleyip yüklemediğideğerlendirilmelidir. Özel kişilerin mülkiyet haklarının çatıştığı bu gibidurumlarda bunlardan hangisine üstünlük tanınacağının takdiri, kanun koyucuyave somut olayın koşulları gözönünde bulundurularak derece mahkemelerine ait biryetkidir. Bununla birlikte her iki tarafın menfaatlerinin mümkün olduğuncadengelenmesi ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir sonuca da yolaçmaması gerekir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Abbas Korkmaz ve diğerleri, B. No:2014/17715, 9/11/2017, § 48).
42. Bu bağlamda başvurucular taşınmaz üzerinde kendi emek vemasrafları nedeniyle oluşan değer artışının dikkate alınmadığını iddiaetmişlerse de iddia edilen emek ve masraflar açıklanmadığı gibi değer artışmiktarı da belirtilmediğinden bu yöndeki şikâyetlerin temellendirilmediğisonucuna varılmıştır.
43. Başvurucular esas itibarıyla satış tarihi ile depo tarihiarasında söz konusu bedelin enflasyon karşısında değer kaybına uğratıldığındanyakınmaktadırlar. Diğer bir deyişle taşınmazın 22/3/2011 tarihindeki ön alımbedelinin depo edildiği 4/2/2015 tarihindeki enflasyon etkisinden arındırılmışkarşılığının ödenmemesinden şikâyet etmektedirler.
44. Faiz ekonomik açıdan paranınfiyatıdır. Herhangi bir kimse kendisine ait olmayan bir parayı-hangi isim altında olursa olsun- belli bir süre kullandığında paranın asılsahibine faiz ödemek zorundadır.Çünkü paranın likidite özelliği onun her an, her türlü üretim faktörünü, mal vehizmeti satın alabilmesine olanak verir. Daha açık bir deyişle parayı nakitolarak elinde bulunduran kimse bugünküihtiyaçlarını karşılayabildiği gibi piyasanın yarınadönük olanaklarından da yararlanabilir. Elindeki parayı başkasınaveren veya kendine belli tarihte ödenmesi gereken bir miktar para olduğu hâldebu parası ödenmeyen kimse ise bu imkânlardan yararlanamaz. Bu nedenle parayıkullanan kimsenin parayı kullanmaktan vazgeçen kimseye bu kaybını ödemesigerekir. İşte faizi doğuran temel neden budur (AYM, E. 1988/7, K. 1988/27,27/9/1988).
45. Bu temel neden paranın değerini sürekli olarak kaybettiğienflasyon dönemlerinde ayrı bir önem kazanır. Dönem başında kullanmaktanvazgeçilen ya da hak edildiği hâlde alınamayan bir miktar paranın satın almagücü, dönem sonunda enflasyon oranında azalmış olacaktır. Bu durumda dönemsonunda paranın asıl sahibine ödenmesi gereken faiz sadece belli bir dönem içinyapılan fedakârlığın karşılığından ibaret olmayacak, aynı zamanda söz konusudönemde paranın satın alma gücündeki kaybı da karşılayacak miktarda olacaktır.Teknik deyişle hem para sahibinin tasarrufta bulunmasının bedeli ödenecek hemde paranın satın alma gücü korunacaktır (AYM, E.1988/7, K.1988/27, 27/9/1988).
46. Anayasa Mahkemesi daha önce kamu kurum ve kuruluşlarındanolan çeşitli para alacaklarının değer kaybına uğratılarak ödenmesine ilişkinşikâyetleri karara bağlamıştır. Buna göre kamu makamlarının para borçlarınımakul olmayan bir gecikme ile ödediği durumlarda para alacağında meydana gelendeğer aşınmalarının başvurucular üzerinde şahsi olarak aşırı bir yükoluşturması hâlinde müdahale ölçülü olmadığından mülkiyet hakkının ihlaledildiğine karar vermiştir (kamulaştırma bedeli yönünden bkz. Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No:2013/817, 19/12/2013; Ali Şimşek vediğerleri, B. No: 2014/2073, 6/7/2017; bir sosyal güvenlik ödemesiyönünden bkz. Ferda Yeşiltepe[GK], B. No: 2014/7621, 25/7/2017; ihale alacağı yönünden bkz. ANO İnşaat ve Ticaret Ltd. Şti. [GK], B.No: 2014/2267, 21/12/2017; vergi iadesi alacağı yönünden bkz. Akel Gıda San. ve Tic. A.Ş., B. No:2013/28, 25/2/2015; deprem nedeniyle tazminat yönünden bkz. Abdulhalim Bozboğa, B. No: 2013/6880, 23/3/2016;açığa alınan memurun maaş farklarının iadesi yönünden bkz. Vildan Utku Atalay, B. No: 2015/4812,7/2/2019).
47. Somut olayda ise yukarıda da değinildiği üzere özel kişilerarası bir uyuşmazlık mevcut olup bir kamu kurumundan olan alacağın ödenmemesiveya geç ödenmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Bu bağlamda AnayasaMahkemesinin kamu kuruluşlarından olan alacakların ödenmemesi sorunuylabağlantılı olarak değer kaybının şikâyet edildiği uyuşmazlıklar yönündenAnayasa'nın 35. maddesi kapsamında yapacağı değerlendirme ile özel kişilerarasındaki uyuşmazlıklarla ilgili pozitif yükümlülükleri çerçevesinde dikkatealacağı ölçütler farklı olacaktır. Zira Anayasa'nın 35. maddesindekimülkiyetten barışçıl yararlanma ilkesi gereği kural olarak kişilerin kamudanolan alacaklarının herhangi bir yargısal sürece veya icra takibine gerekolmadan ödenmesi beklenir. Bununla birlikte özel kişiler arası alacakuyuşmazlıkları yönünden ise böyle bir durum söz konusu olmadığı için AnayasaMahkemesi devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında öngörülen mekanizmalarınetkin işletilip işletilmediği ile sınırlı bir değerlendirme yapacaktır. Bukapsamda yapılacak değerlendirmede her somut olayın kendine özgü koşullarıdikkate alınacaktır.
48. Yine özel kişiler arası icrai bir uyuşmazlığın söz konusuolduğu Fatma Yıldırım (B. No:2014/6577, 16/2/2017, §§ 53-63) başvurusunda ihale bedelinin icra sürecindenemalandırılmamasının mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülüğünihlali sonucunu doğurduğu değerlendirilmiştir. Ancak somut başvuru, Fatma Yıldırım kararından farklılık arzetmektedir. Fatma Yıldırımbaşvurusunda ön alım bedelinin depo edilmesinden sonraki sürece ilişkin şikâyetdeğerlendirilmişken somut başvuruda ön alım bedelinin depo edildiği tarihekadarki süreç şikâyet konusu edilmiştir.
49. Ön alım hakkının kullandırılmasına ilişkin süreç dikkatealındığında pozitif yükümlülükler bağlamında başvuruculara aşırı bir külfetyüklenmemesi için iptal edilen tapu karşılığında ödenen ön alım bedelininönemli ölçüde değer kaybına uğratılmaması gerekmektedir.
50. Somut olayda depo tarihine kadarki yargılama sürecininuzunluğunun, davanın karmaşıklığının ve ön alım bedelinin geç depo edilmesinedeniyle oluştuğu iddia edilen değer kaybı yönünden tarafların kusurlu olupolmadığının ve devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında öngörülenmekanizmaların etkin işletilip işletilmediğinin dikkate alınması gerekmektedir.
51. Olayda 22/3/2011 tarihinde satın alınan taşınmaza ilişkin2/11/2011 tarihli noter ihtarnamesinden sonra ön alım hakkına dayalı olarakbaşvurucular aleyhine 10 ay 10 gün geçtikten sonra 1/2/2012 tarihinde tapuiptali ve tescil davası açılmış, başvurucuların savunma ve itirazları dikkatealınarak 7 ay 24 gün sonra 25/9/2013 tarihinde davanın reddine kararverilmiştir. Davacı tarafından temyiz edilen karar, Dairece 29/4/2014 tarihindebozulmuş ve bozma kararından sonra 4/2/2015 tarihinde 270.000 TL ön alım bedelimahkeme veznesine depo edilmiştir. Başvurucuların satışı davacıya geçbildirmeleri nedeniyle davanın süresinde açıldığı belirtilerek bozma kararıverildiği anlaşıldığından 29/4/2014 tarihine kadar davacının kusurlu olduğusöylenemez.
52. Öte yandan davacının söz konusu satışa vekil olarak katılmışolması dolayısıyla satıştan haberdar olduğu, davanın süresinde açılmadığı,davacının iyi niyetli olmadığı yönündeki savunma ve itirazları nedeniylebaşvurucuların da kusurlu olduğu söylenemez. Ancak başvurucuların noteraracılığı ile satışı bildirdiği tarih dikkate alındığında satış tarihi ile davatarihi arasındaki sürenin geçmesine kendi davranışları ile sebebiyet verdiklerianlaşılmaktadır.
53. İlk derece mahkemesince yargılamanın başlarında depo kararıverilmeyip bozma kararından sonra 28/1/2015 tarihinde ön alım bedelinin depoedilmesine karar verilmiş ve davacı tarafından 4/2/2015 tarihinde söz konusubedel mahkeme veznesine depo edilmiştir.
54. 4721 sayılı Kanun'un 734. maddesinde ön alım hakkının ancakdava yoluyla kullanılabileceği ve ön alım bedelinin hâkim tarafından belirlenensüre içinde hâkimin belirleyeceği yere nakden yatırılacağı düzenlenmiştir.Somutolayda ilk derece mahkemesi makul bir süre içinde verebileceği depo kararıylaalacağın değer kaybına uğramasını önleyebilecek iken ancak üç yıl geçtiktensonra bozma kararı akabinde ön alım bedelinin depo edilmesine karar vermiştir.Dolayısıyla tarafların kusurlu olmadığı başvuru konusu yargılamada, ön alımbedelinin değer kaybına uğraması ve böylece menfaatler dengesinin bozulmasınınnedeni davanın açılmasından sonra makul süre içinde depo kararı verilmemesidir.
55. Bu açıklamalar ışığında yapılan değerlendirmede ön alımhakkına dayalı tapu iptali ve tescil davasında ön alım bedelinin depoedilmesine kadar geçen sürede oluşan değer kaybı şikâyeti yönünden Mahkemenindava açıldıktan sonra makul bir süre içinde ön alım bedelinin vadeli birmevduat hesabına yatırılması biçiminde alacağı basit bir tedbirle yargısürecinin hızlı işlememesinin başvurucular üzerinde oluşturduğu olumsuzetkileri asgari seviyeye indirememiş olması mülkiyet hakkının devlete yüklediğipozitif yükümlülüğün ihlali sonucunu doğurmaktadır.
56. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa’nın 35.maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
57. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralıfıkrasının ilgili kısmı ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yenidenyargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararındaaçıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosyaüzerinden karar verir.”
58. Başvurucular 154.125,64 TL maddi tazminat ve 100.000 TLmanevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
59. Anayasa Mahkemesinin MehmetDoğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucunavarıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkelerbelirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikteihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumunihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlaledilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (AligülAlkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
60. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§55, 57).
61. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda AnayasaMahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile AnayasaMahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendiuyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamayapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder.Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklıolarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran vebireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenleAnayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılamakararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklıolarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususundaherhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararkendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizinAnayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererekdevam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerinegetirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58,59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2),§§ 57-59, 66, 67).
62. İncelenen başvuruda dava açıldıktan sonra makul bir süreiçinde önalım bedelinin vadeli bir mevduat hesabına yatırılması biçiminde birtedbirin alınmamış olması sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucunaulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığıanlaşılmaktadır.
63. Bununla birlikte ihlalin mahkeme kararının sonucundan değilyargılama sürecinde alınmayan tedbirlerden kaynaklanmış olduğu dikkate alındığındayeniden yargılamaya hükmedilmesinde hukuki yarar bulunmadığıdeğerlendirilmiştir.
64. Mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle başvurucuların uğradığızarar miktarı, mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilen alacağının uğradığıdeğer kaybı bedelidir. Başvurucuların noter ihtarnamesini davacıya 10 ay 10 güngeç bildirdiği de dikkate alınarak başvuruculara 50.000 TL maddi tazminatödenmesine karar verilmesi gerekir (bkz. § 51).
65. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve 3.000TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL tutarındaki yargılama giderininbaşvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvuruculara net 50.000 TL maddi tazminatın MÜŞTEREKENÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam3.257,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazineve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için Yargıtay BaşkanlığınaGÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE29/1/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.