TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ALİ OĞUZ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/15506)
Karar Tarihi: 12/6/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Tuğçe TAKCI
Başvurucu
:
Ali OĞUZ
Vekilleri
:
1. Av. Meral HANBAYAT
2. Av. Ümit SİSLİGÜN
3. Av. Mehmet Ali KIRDÖK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınanbeyanların belirleyici kanıt olarak mahkûmiyete esas alınması nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 17/9/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin edilen ek bilgilere göreolaylar özetle şöyledir:
8. 13/3/1998 tarihinde iki kişinin sokaktaki durumundanşüphelenilerek kolluk görevlilerince üzerilerindearama yapılması sonucu bir tabanca, Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninistve Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu(TKP/ML-TİKKO) silahlı terör örgütüne aitbağış makbuzu ve pankart ele geçirilmiştir. Bunun üzerine İstanbul EmniyetMüdürlüğü Terörle Mücadele Şubesince operasyon başlatılmıştır.
9. Anılan operasyon kapsamında, yakalanan örgüt üyelerininbeyanları ve yer göstermeleriyle birden çok örgüt üyesi yakalanmıştır.Yakalanan diğer sanıklardan H.İ., müdafii olmaksızınalınan kolluk ifadesinde Bra kod adlı başvurucununAnadolu Yakası'nda kendisine bağlı olarak faaliyet gösterdiğini; başvurucuylabirlikte bir polis otosuna ateş etme eylemini gerçekleştirdiklerinibelirtmiştir. H.İ. savcılık ifadesinde emniyet ifadesini, yer gösterme,yüzleştirme ve teşhis tutanaklarını kabul etmediğini; P.A. isimli şahsın Kalaşnikof marka silahı denedikten sonra saklaması içinbaşvurucuya verdiğini beyan etmiştir. H.İ. mahkeme önündeki savunmasında isepolisteki ifadesinin baskı ve işkence yoluyla kendisine imzalatıldığını,başvurucuya silah verdiğini, doküman vermediğini ifade etmiştir.
10. Müdafisiz olarak gerçekleştirilenyer göstermede diğer sanık H.İ.nin gösterdiği evdebaşvurucu ile bir başka sanık yakalanmıştır. Müdafisizolarak gerçekleştirilen bu yer gösterme işlemi sonrasında bir adet uzun namlulusilah, bir adet tabanca, bir adet bıçak ve muhtelif yayınlar ele geçirilmiştir.Bunun üzerine başvurucu 20/3/1998 tarihinde gözaltına alınmıştır.
11. Başvurucunun gözaltına alındığı tarihten sonra düzenlenenAdli Tıp Kurumu Başkanlığı İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) ŞubeMüdürlüğü Adli Tabipliğinin 25/3/1998 tarihli raporunda başvurucununmuayenesinde sağ el parmaklarında fonksiyon bozukluğu, sağ omuz ve kolda subjektif ağrı tespit edildiği, Haseki Hastanesinden alınan21/3/1998 tarihli raporda ve çekilen grafilerde iseherhangi bir bulgu saptanmadığı belirtilmiştir.
12. Başvurucu -gözaltı sırasında müdafi yardımı olmaksızınverdiği ifadesinde- 1997 yılında örgüte kazandırıldığına ve örgütün Ümraniye 1Mayıs Mahallesi semt komitesinde görev aldığına, iki kişiden örgüt içinvergilendirme adı altında para toplamaya çalıştığına, Ümraniye'deki polisotosuna silahla ateş etme eylemine katıldığına, yine Ümraniye'deki bir partibinasına ateş ettiğine ilişkin suçlamaları kabul etmiştir.
13. Sonrasında DGM Cumhuriyet Başsavcılığındaki müdafi yardımıalmaksızın verdiği ifadesinde kollukta baskı altında ifade verdiğini, kendisinekötü muamelede bulunulduğunu ve buna ilişkin adli rapor bulunduğunu,tutanakları zorla imzaladığını, evde ele geçen silahların herhangi bir örgütleilişkisinin olmadığını belirterek hiçbir suçlamayı kabul etmediğini beyan etmişve kendisine kötü muamelede bulunan polisler hakkında işlem yapılmasını talepetmiştir.
14. Başvurucu müdafi yardımı aldığına ilişkin bir bilgiiçermeyen sorgu tutanağı uyarınca DGM'deki sorgusunda, kolluktaki ifadesinibaskı altında verdiğini belirterek kolluk ifadesini reddetmiş; savcılıkifadesini ise kabul etmiştir. Başvurucu 25/3/1998 tarihinde TKP/ML-TİKKOsilahlı terör örgütünün üyesi olmak suçundan tutuklanmıştır.
15. Başvurucu hakkında, İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının1/5/1998 tarihli iddianamesiyle TKP/ML-TİKKO silahlı terör örgütünün üyesi olmave 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile DiğerAletler Hakkında Kanun'a muhalefet etme suçlarından kamu davası açılmıştır.
16. Başvurucu, kovuşturma evresinde de kolluktaki ifadesininbaskıyla elde edildiğini belirterek ifadesini kabul etmemiştir.
17. Yargılama sırasında başvurucunun da hazır bulunduğu26/2/2001 tarihli celsede beyanda bulunan mağdur M.A., yolunu keserek paraisteyen kişinin başvurucu olmadığını belirtmiştir.
18. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kapatılmasının ardındanyargılamanın devam edildiği İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK mülga 250.madde ile görevli) 8/4/2009 tarihli kararıyla başvurucunun örgütün sair efradıolma suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir. Mahkeme gerekçesinde;mahkûmiyete sanığın emniyetteki samimi beyanlarını, diğer sanıkların bu ifadeyidoğrulayan beyanlarını ve tüm dosya kapsamını dikkate aldığını ifade etmiştir.
19. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 8/6/2010 tarihli kararıylahüküm, örgüt adına vahamet arz eden olayların fiilen gerçekleştirildiği,dolayısıyla eylemlerin anayasal düzeni zorla ortadan kaldırmaya teşebbüs etmesuçunu oluşturduğunun gözetilmediği gerekçesiylebaşvurucuyönünden bozulmuştur.
20. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi 30/4/2013 tarihli kararıylabozmaya uyarak başvurucunun diğer sanıklarla birlikte silahlı terör örgütününüst düzey sorumlusu olduğunun, birlikte örgüt adına aldıkları kararlardoğrultusunda eylemler yaptığının, sanıkların emniyet ve savcılık ifadeleri,teşhis ve yer gösterme tutanakları, yakalanan silah ve örgütsel dokümanlar vedosyadaki diğer tüm mevcut delillerden anlaşıldığını belirterek silahlı terörörgütünün emir ve kumandayı haiz yöneticisi olarak anayasal düzeni zorlaortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan neticeten müebbet hapis cezası ilecezalandırılmasına, 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçunun, mahkûm edilen diğersuçun bir unsurunu oluşturması nedeniyle bu suçtan ayrıca ceza tertibine yerolmadığına karar vermiştir.
21. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 15/5/2014 tarihli kararıylahüküm onanmıştır.
22. Karar, başvurucuya 12/9/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.
23. Başvurucu 17/9/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
24. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Yavuz Arslan, B. No: 2014/16433,9/11/2017,§§ 27-40).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Mahkemenin 12/6/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
26. Başvurucu; genel olarak yargılamanın hakkaniyete uygunyürütülmediğini, gözaltında avukata erişim imkânından yararlandırılmadığısırada baskı altında imzalanan ancak içeriği kabul edilmeyen ifadeleredayanılarak mahkûmiyetine karar verildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
27. Anayasa’nın 36. maddesinin(1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının adil yargılanmahakkının güvencelerinden olan müdafi yardımından faydalanma hakkıyla bağlantılıolarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamındaincelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan adilyargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
30. Ceza yargılamasında savunma haklarının güvence altınaalınması, demokratik toplumun temel ilkelerindendir (Erol Aydeğer, B. No: 2013/4784,7/3/2014, § 32). Savunma, ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesinisağlamaktadır. İddiaya karşı savunma hakkı tanınmadığı sürece silahlarıneşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine uygun muhakeme yapılması ve maddigerçeğe ulaşılması da mümkün değildir (YusufKarakuş ve diğerleri, B. No: 2014/12002, 8/12/2016, § 69; Yavuz Arslan, § 47).
31. Savunma hakkının sağladığı güvenceleresasen adil yargılanma hakkı içinde yer almaktadır. Savunma hakkı, hukukdevleti ilkesinin gereklerinden ve adil yargılanma hakkının önemligüvencelerinden biri olması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde açıkça ifadeedilmiştir. Anılan hükümde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Savunma hakkı tanınmadankişilerin cezalandırılması, Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınanmasumiyet karinesine de uygun değildir. Bu nedenle savunma hakkınınsağlanmadığı bir yargılamanın adil olduğundan söz edilemez (Yusuf Karakuş ve diğerleri, § 70; Yavuz Arslan, § 48).
32. Şüpheli ve sanığa salt savunma hakkının tanınması yeterlideğildir. Şüpheli ve sanığın savunma için Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen meşru vasıta ve yollardan yararlandırılması da gerekir. Şüpheli vesanık için Anayasa'nın 36. maddesinde sözü edilen meşru vasıta ve yollardan enönemlisi müdafi yardımından yararlanmaktır. Diğer bir ifadeyle müdafiyardımından yararlanma hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen meşru vasıta ve yollar kavramınınkapsamındadır. Bu itibarla müdafi yardımından yararlanmanın adil yargılanmahakkının kapsam ve içeriğine dâhil ve bu hakkın doğal sonucu olduğu ortayaçıkmaktadır. Dolayısıyla suç isnadı altındaki kişi, adil yargılanma hakkıkapsamında kendisini bizzatsavunma veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanma hakkına sahiptir (Yusuf Karakuş ve diğerleri, § 72; Yavuz Arslan, § 49).
33. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesineilişkin gerekçede, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerce de güvence altınaalınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. NitekimAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (3)numaralı fıkrasının (c) bendinde; bir suç ile itham edilen herkesin kendini bizzat savunma veya seçeceği birmüdafinin yardımından yararlanma, eğer avukat tutmak için gerekli maddiolanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünderesen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilme hakkıdüzenlenmiştir (Yusuf Karakuş ve diğerleri,§ 73; Yavuz Arslan, § 50).
34. Anılan hakkın ilke olarak şüphelinin kolluk tarafından ilkkez sorgulanmasından itibaren sağlanması gerekir. Kolluk tarafından ilk kezsorgulanmasından itibaren şüpheliyeavukata erişimhakkı sağlanması, kendini suçlamama ve susma hakları yanında genel olarak daadil yargılanma hakkının etkili bir koruma işlevine sahip olması bakımındangereklidir. Çünkü bu aşamada elde edilen deliller, yargılama sırasında sözkonusu suçun hangi çerçevede ele alınacağını belirlemektedir. Özellikledelillerin toplanması ve kullanılması aşamasında cezai yargılamaya ilişkinmevzuat giderek daha karmaşık hâle geldiğinden şüpheliler, ceza yargılamasınınbu evresinde kendilerini savunmasız bir durumda bulabilir. Belirtilensavunmasızlık hâli ancak bir müdafinin hukuki yardımı ile gereği gibi telafiedilebilir (Aligül Alkaya ve diğerleri [GK], B. No:2013/1138, 27/10/2015, §§ 118, 135; Sami Özbil, B. No: 2012/543, 15/10/2014, § 64).
35. Sanık, olay hakkında doğrudan doğruya bilgiye sahiptir.Dolayısıyla sanığın beyanlarının olayın aydınlatılması bakımından son dereceönemli bir delil niteliğinde olduğu açıktır. Bu bakımdan suç isnadı altındakikişinin müdafi hazır bulunmadığı hâlde kendini suçlayıcı beyanlarda bulunupbulunmadığı, bu itirafların aleyhinde kullanılıp kullanılmadığı, susmasındanmahkemece olumsuz sonuçlar çıkarılıp çıkarılmadığı ve kendisine herhangi birbaskı uygulanıp uygulanmadığı her somut olayda değerlendirilmelidir. Bir cezadavasında kendi aleyhine tanıklık etmeme ve delil vermeye zorlanmama hakkı, suçisnadını zorla veya baskıyla sanığın isteğine aykırı olarak elde edilendelillere başvurmadan kanıtlamaya çalışmayı gerektirir. Avukata erişimisağlanmayan sanığın kolluktaki ikrarının mahkûmiyet kararında kullanılmasıdurumunda savunma hakkına telafi edilmez biçimde zarar verilmiş olacaktır.Soruşturma evresinde elde edilen ikrarın kötü muamele ve işkence altındaverildiği belirtilerek reddedilmesi durumunda mahkemece bu hususirdelenmeksizin ikrarın dayanak olarak kullanılması önemli bir özen eksiklikliğidir (YusufKarakuş ve diğerleri, § 79; YavuzArslan, § 52).
36. Müdafi yardımından yararlanma hakkı bakımından önemli olan,yargılamaya bir bütün olarak bakıldığında şüphelinin/sanığın müdafi yardımındanetkili bir biçimde yararlanmış olmasıdır. Ancak avukata erişim yönündengetirilen kısıtlama yargılamanın sonraki aşamalarında telafi edilmiş isesavunma hakkı ihlal edilmiş sayılmaz (YusufKarakuş ve diğerleri, § 78; YavuzArslan, §53).
37. Bireysel başvuru incelemelerinde ölçü norm Anayasa'dır, budurumda kanuna uygunluk denetimi yapılmamaktadır. Bu nedenle kanuna dayalıolarak avukata erişimin kısıtlanması yönündeki uygulamanın Anayasa'ya uygunolduğu anlamına gelmez. Müdafi yardımından yararlanma hakkının Anayasa'nın 36.maddesini ihlal edip etmediğinin değerlendirilmesinde yargılamanın bütünlüğüiçinde somut davanın kendine özgü koşulları dikkate alınmalıdır. AnayasaMahkemesi de daha önce şüphelilerin devlet güvenlik mahkemelerinin görevalanına giren suçlar yönünden müdafi yardımından faydalandırılmamasınınmevzuattan kaynaklanan bir uygulama olduğunu tespit etmiş (Aligül Alkaya ve diğerleri, § 144, Sami Özbil, § 71; Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 48)ancak müdafi yararlanma hakkının sonradan telafi edilmediği gerekçesiyle ihlalkararları vermiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri, §§ 127-145, Sami Özbil, §§56-76; Aynur Avyüzen,B. No: 2014/784, 27/10/2016, §§ 37-58; VeliÖzdemir, B. No: 2014/785, 27/10/2016, §§ 39-62).
b. İlkelerin OlayaUygulanması
38. Somut olayda başvurucunun gözaltında tutulduğu sırada devletgüvenlik mahkemelerinin görev alanına giren suçlar yönünden kural olarak müdafiyardımından yararlanması, ancak belli bir aşamadan sonra mümkün olmaktadır.18/11/1992 tarihli ve 3842 sayılı Kanun’un eklenen 31. maddesiyle gözaltındabulundurmaya ve müdafi yardımından yararlanmaya ilişkin yeni düzenlemelerindevlet güvenlik mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmayacağı,bunlar hakkında değişiklik yapılmadan önceki 4/4/1929 tarihli ve 1412 sayılımülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerinin uygulanacağı hükmebağlanmıştır. Başvurucunun gözaltında tutulduğu tarihlerde, anılan mevzuatgözaltı süresinde avukata erişim imkânını tanımamaktadır. Başvurucununbelirtilen şartlarda 20/3/1998 ile 25/3/1998 tarihleri arasında gözaltındatutulduğu görülmektedir.
39. Başvurucunun gözaltına alındıktan sonra ve emniyettetutulduğu sırada fiziki cebire uğradığına yönelik iddiasının ciddiye alınmasınıgerektiren adli tabip raporu bulunmaktadır (bkz. § 11). Ayrıca başvurucu,savcılık ifadesinden itibaren her aşamada müdafiihazır bulunmaksızın alınan kolluk ifadesini baskı altında verdiğini belirtip buifadelerin içeriğini kabul etmemiştir.
40. Mahkûmiyet kararının gerekçesi dikkate alındığındabaşvurucunun gözaltında müdafi olmaksızın elde edilen ifadesinin belirleyicibiçimde hükme esas alındığı görülmektedir (bkz. §§ 18, 20). Hükme esas alınandiğer sanığın teşhis ve yer gösterme işlemleri müdafisizolarak gerçekleştirilmiş olup sonraki aşamalarda diğer sanık tarafından kabuledilmemiştir (bkz. § 9). Ayrıca, silahlar ve muhtelif yayınlar müdafisiz olarak gerçekleştirilen yer gösterme işlemisonrasında ele geçirilmiştir (bkz. § 10).
41. Diğer yandan yargılamanın ileriki aşamalarında başvurucuyasağlanan avukat yardımı ve yargılama usulünün diğer güvencelerininsoruşturmanın başında savunma hakkına verilen zararı gideremediği görülmektedir.Başvurucunun gözaltında avukat yardımından yararlanamaması ve bu nedenlesavunma hakkına verilen zarar, yargılamanın bir bütün olarak adil olmasınıengellemiştir. Bu sebeple yargılamanın daha sonraki aşamalarında adilyargılanma hakkının diğer güvencelerinin yerine getirilip getirilmediğininayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.
42. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
Celal Mümtaz AKINCI ve M. Emin KUZ bu görüşe katılmamışlardır.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
43. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Esas incelemesonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine kararverilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir."
44.Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ve tazminattaleplerinde bulunmuştur.
45. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan müdafiyardımından faydalanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanmahakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
46. Müdafi yardımından faydalanma hakkıyla bağlantılı olarakhakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundankararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 12. Ağır CezaMahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
47. Müdafi yardımından faydalanma hakkıyla bağlantılı olarakhakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğusonucuna varıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
48. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.980TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.186,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki müdafi yardımındanfaydalanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki müdafi yardımından faydalanma hakkıyla bağlantılıolarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Celal MümtazAKINCI ve M. Emin KUZ'un karşıoylarıve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Kararın bir örneğinin müdafi yardımından faydalanma hakkıylabağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 12. AğırCeza Mahkemesine (E.2010/269, K.2013/105) GÖNDERİLMESİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.186,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Tazminata ilişkin talebin REDDİNE,
F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE12/6/2018 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
Gözaltı sırasında müdafi hazır bulunmadan alınan ifadelerinbelirleyici kanıt olarak mahkûmiyete esas alınması sebebiyle adil yargılanmahakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.
Bölümümüz çoğunluğu, mahkûmiyet kararının gerekçesinden,başvurucunun gözaltında bulunduğu sırada müdafiiolmaksızın elde edilen ifadesinin belirleyici şekilde hükme esas alındığınınanlaşıldığını, hükme esas alınan diğer sanığın teşhis ve yer göstermeişlemlerinin müdafisiz olarak ve başvurucununyokluğunda gerçekleştirildiğini ve sonraki aşamalarda diğer sanık tarafındankabul edilmediğini belirterek, başvurucunun gözaltında avukat yardımındanyararlanamamasının ve bundan dolayı savunma hakkına verilen zararınyargılamanın bir bütün olarak adil olmasını engellediği gerekçesiylehakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (§§40,41).
Kararın gerekçesinde; ceza yargılamasında savunma hakkınıngüvence altına alınması, savunma hakkının sağladığı güvenceler, şüpheli vesanığın savunma için meşru vasıta ve yollardan yararlandırılması, bu kapsamdamüdafi yardımından yararlanma hakkı ve bu hakkın ilke olarak şüphelinin kolluktarafından ilk kez sorgulanmasından itibaren sağlanması zorunluluğu konusundakigenel ilkeler tekrarlanmaktadır (§§ 30-37).
Bununla birlikte, ilkelerin somut olaya uygulanmasıyla ilgiliparagraflarda yapılan bazı değerlendirmelere katılmak mümkün görünmemektedir.
Somut olayda diğer sanığın savcılıktaki ifadesinde, müdafii olmaksızın alınan kolluk ifadesini, yer gösterme,yüzleştirme ve teşhis tutanaklarını kabul etmemesine rağmen bir şahsın “Kalaşnikof marka silahı denedikten sonra saklaması içinbaşvurucuya verdiğini beyan et[tiği]… mahkemeönündeki savunmasında ise… başvurucuya silah verdiğini, doküman vermediğiniifade et[tiği]”, bu sanığın gösterdiği evde başvurucuile bir başka sanığın yakalandığı ve arama sırasında “bir adet uzun namlulusilah, bir adet tabanca, bir adet bıçak ve muhtelif yayınlar[ın]” ele geçirildiği ve bunun üzerine başvurucunungözaltına alındığı dikkate alındığında (§§ 9, 10), mahkûmiyet kararında,“başvurucunun gözaltında müdafii olmaksızın elde edilenifadesinin belirleyici biçimde hükme esas alındığı” yönündeki değerlendirmenin(§ 40) isabetli olmadığı düşünülmektedir.
Öte yandan, diğer sanığın hükme esas alınan “teşhis ve yergösterme işlemleri[nin] müdafisizolarak ve başvurucunun yokluğunda gerçekleştirilmiş ol[duğuve] sonraki aşamalarda diğer sanık tarafından kabul edilme[diği]”yönündeki tespit ve değerlendirmelerin (§ 40), başvurucunun zaten bu yergösterme sırasında yakalandığı ve diğer sanığın savcılıktaki ifadesi vemahkemedeki savunması sırasında hükme esas alınan kabulleri karşısında (§§ 9,10), olgularla örtüşmediği anlaşılmaktadır.
Kuşkusuz soruşturmanın başlangıç safhasında, gözaltında bulunankişinin müdafii hazır bulunmadan ifadesinin alınmasıve bu ifadenin sonucunda elde edilen delillerin belirleyici olarak hükme esasalınması adil yargılanma hakkını ihlal eder. Bununla birlikte, başvurucuhakkındaki mahkûmiyet kararının sadece gözaltı sırasında alınan ifadeleredayanmadığı, başvurucunun başka bir sanıkla birlikte yakalandığı evde elegeçirilen silahların ve yer gösteren sanığın savcılık safhasındaki ifadesi ilemahkeme önündeki savunmasının yanında başvurucunun, yakalandığı evde söz konususilahların ele geçirildiğine itiraz etmemesi, ancak bunu başka bir şekildeaçıklamaya çalışması da dahil olmak üzere mahkemedeki savunmasının da hükmeesas alındığı görülmektedir.
Dolayısıyla başvurucunun müdafii hazırbulunmaksızın kollukça alınan ifadelerinin dışında bunları destekleyen vedelillerin sıhhati konusundaki kuşkuları gideren delillere de dayanıldığı vegözaltında avukat yardımından yararlanamamasının, bir bütün olarak yargılamanınadil olmasını engellemediği değerlendirilmektedir.
Sonuç olarak, başvurucunun gözaltında müdafi yardımındanyararlanmadan verdiği ifadenin mahkûmiyet kararına esas alınan tek vebelirleyici delil niteliğinde olmadığı, bu sebeple somut olayda bir bütünolarak yargılamanın hakkaniyetinin zedelenmediği ve adil yargılanma hakkınınihlal edilmediği düşüncesiyle, çoğunluğun ihlal kararına katılmıyoruz.
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
M. Emin KUZ